Arama

Beydeba'ya ait kısa fabl örnekleri verir misiniz?

En İyi Cevap Var Güncelleme: 29 Temmuz 2016 Gösterim: 36.592 Cevap: 1
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Şubat 2014       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Beydeba'ya ait kısa fabl örnekleri nelerdir?
EN İYİ CEVABI _Yağmur_ verdi

Beydeba Fabl Örnekleri



Reklamlar
Kelile Ve Dimne
Padişah Debleşem, hikayeyi burada bitirdi.
Vezirlerine Serendip’e gitme niyetinde olduğunu açıkladı.Yaşlı Bilge’nin söylediği hikayeleri öğrenmek istiyordu.
- Ben, dedi; geziden kaçarsam, bilgiden yoksun kalırım.İnsanı doğru yola ulaştıran bilgi, hikmettir. Hikmet ise, Serendip’e gitmeme bağlı.Vasiyetlerin anlamını ancak bu şekilde çözebilirim.
Vezirler,Padişahın düşüncesinde kararlı olduğunu anlamışlardı.
Yol hazırlığı başladı.
Padişah Debleşem, vezirlere ülke yönetimiyle ilgili . bazı emirler verdi.
Gerekli hazırlıklar yapılmıştı.
Debleşem Şah, yanındakilerle birlikte yola çıktı.
Bazen karadan bazen denizden gitti.
Günlerce, aylarca yol aldı.
Dağ dağa kavuştu.Düz düze uzandı.
Çok ülkeler geçildi, çok iklimler aşıldı.
Debleşem Şah, gördüğü her yerden ilginç bilgiler edindi.Çok dersler aldı.
Yoruldukça dinleniyordu. Gördüğü güzel manzaralar yorgunluğunu alıyordu.
Dinlenerek tekrar yola koyuldu.Tekrar dağlar aşıldı.Ovalara düşüldü.Denizler geçildi.
Sonunda Serendip Adası’na vardılar.
Adanın ortasında yüce bir dağ yükseliyordu: Serendip Dağı…
Dağın eteğinde bayındır şehirler kuruluydu.
Debleşem Şah, kentlerde gezindi bir süre.Çevreyi seyretti.Şimdiye dek bilmediği şeyler öğrendi.Görmediği şeyler gördü.
Bilgisini, görgüsünü daha da artırdı.
Aradan bir kaç gün geçmişti.
Padişah, yanına birkaç adamını alarak dağa gitti.Dağın eteğinde bir mağara vardı.
Burası, ünlü düşünür Beydeba’nın eviydi.
Beydeba, hikmet bilgisinin önemli bir bilginiydi.Bir çok ilimde uzmandı.Düşünce alanında tartışmasız büyük bir düşünürdü.
Padişah, tıpkı bir hükümdarın huzuruna giriyormuş gibi izin isteyerek yanına gitti Beydeba’nın.
Hazineden çıkan vasiyetten söz etti.
- Vasiyette sözü geçen düşünceleri yorumlar mısınız? diye ricada bulundu.
Beydeba, uzun ve yorucu bir yolculuktan gelmiş olan Padişah’a baktı bir süre.Bilgi aşkıyla yanıp tutuşan adama gülümsedi.
- Acele etme Sultanım, dedi.
Günlerce mağarada kaldılar. Beydeba, Padişah’ın isteğini yerine getirecekti.
Günler süren söyleşmeden hikmet dolu bir kitap ortaya çıktı.


Şahin İle Horoz
Şahin,
tatlı bir daire çizerek süzüldü, yüzyıllık çınar ağacının dalına kondu. Gerçi kendisini hafif hafif esen rüzgarın kollarına bırakmıştı ama; yine de yorulmuştu inerken. Bir süre konduğu dalda soluklandı, üzerindeki tozları silkeledi ve “Biraz kestireyim.” diyerek iyice yayıldı.

Tam bu sırada bir ses duydu. Horozun biri bağırtıyla kaçıyordu. Çınarın
altına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Dönüp arkasına baktı, kimsenin gelmediğini görünce rahatladı.
Horozun kaçışını izlemiş olan şahin:
- Hah hah hah hah, diye
gülmüştü.
Horoz, “O da kim?” diye çevresine bakınırken, şahin yukarıdan seslendi:
- Benim, dostum, ben, şahin, başını yukarı kaldır.
Horoz, sesin geldiği yöne kaldırdı başını, şahini gördü.
Şahin hâlâ gülüyordu:
- Ne oldu, kimden kaçıyordun öyle?
- Tabii gülersin, dedi horoz, sana göre bir şey yok.
- Kim kovalıyordu seni?
Horoz:
- Sahibim, dedi, kim olacak, ilerideki
çiftlikte yaşıyorum.
- Size şaşıyorum, dedi şahin, sahipleriniz, henüz yumurtadan yeni çıkmış bir yavruyken özenle besleyip büyütüyorlar, sizler için güzel evcikler yapıyorlar, kümeslerde bir eliniz darıda bir eliniz arpada yaşayıp gidiyorsunuz, yine de size yaranamıyorlar… Yahu, kendisine bu kadar yararı dokunan insanlardan kaçılır mı?
Horoz, şahinin küçümseyici sözlerini dinledikten sonra:
- Sen, dedi, bir şahini tavada kızarırken veya şişe geçmiş közde pişerken gördün mü hiç?
- Yook, dedi şahin laubali bir tutumla, ne olacak?
- Ben, dedi horoz; çok horozlar, tavuklar gördüm sahibim pişirirken, ona nasıl
güvenebilirim?
Beydeba Bülbül ile Bağcı Hikayesi
Gül bahçesi... Kırmızı, pembe, sarı güller... Çevreyi gül kokusuna boğan, rengarenk güllerin yetiştiricisi ihtiyar bir bağcıydı. Geçimini sağlamak bir yana, bir gülün açmasıyla sanki bayram ederdi. Bahçede değil de sanki kalbinde büyütüyordu tomurcukları.
Gül mevsiminde bağcı kendisini kaybederdi adeta.
Bu yıl yeni bir gülün aşısını yapmıştı. Açılmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Onu veren bahçıvan, "Bu gül, güllerin sultanıdır. Rengi, kokusu çok farklıdır. Diğer güllere benzemez." demişti.
Bağcı, gülü özenle büyütüyordu. Daldaki tomurcukları gözü gibi koruyordu.
Sonunda tomurcuklar goncaya dönüştü. Gonca patladı ve bahçeyi güzelliğe boğan bir gül çıkıverdi ortaya. Bağcının içi içine sığmıyordu sevinçten.
O günü akşama dek bağda geçirdi.
Gece uzadı da uzadı. Bağcının gözüne bir türlü uyku girmedi. Sabahı zor etti. Şafaktan sonra, günün ilk ışıklarıyla birlikte bağa gitti. Baktı ki ne görsün!
Bir bülbül, güle konmuş, hoyratça yapraklarını yoluyor.
Bağcı dehşet içinde olup biteni seyretti bir süre. Bülbülü yakalamak için çok uğraştı. Fakat kaçırdı.
Ertesi gün, bülbül yine aynı güle konmuş, kalan yapraklarını yolmuştu. Bağcı bu kez de bülbülü kaçırdı.
Artık kararını vermişti. Bir tuzak kuracaktı bülbüle.
Ustaca hazırladı tuzağı.
Bülbül geldi yine ağaca konmak için, bir güzel tuzağa düştü, bağcı alıp eve götürdü, kafese hapsetti.
Bağcı ertesi gün bülbülü kafeste bırakarak bağına gitti. Akşam dönüp geldi, ağlıyordu.
- Ben sana ne yaptım da beni buraya hapsediyorsun?
Sesimi beğendiysen kafese koymana gerek yok, ben, zaten senin bahçenin bülbülüydüm...
Bağcı:
- Sen, dedi, kızgın kızgın; benim en güzel gülümü yoldun.
- Nasıl olsa, birkaç gün sonra kendisi solacaktı, yaprağını dökecekti, dedi bülbül.
Bağcı baktı, doğru söylüyor bülbül... Kızgınlığı geçti, acıyarak serbest bıraktı onu.
Bülbül, pencereye kondu. Uçmadan önce:
- Beni özgür bıraktın... Çok teşekkür ederim. Ben de buna karşılık sana bir sır söyleyeceğim. Bağının kuzey ucunda, . o büyük dut ağacının yanında bir hazine gizli, dedi.
Sonra kanatlanarak gözden kayboldu.
Bağcı, başlangıçta inanmadı kuşun söylediğine. Sonra, içine bir kuşkudur düştü, "belki doğrudur" diyerek kazdı bülbülün sözünü ettiği yeri. Kazdı ki ne görsün... Büyük bir küp, içi dolu altın.
Ertesi gün bülbül yine bağdaydı.
Bağcı, bülbüle:
- Bir şeyi, dedi, çok merak ediyorum.
- Neyi?
- Sen, hazinenin yerini bildin de, tuzağı nasıl fark edemedin?
- Kurduğun tuzak, kaza ve kaderin önüme sürdüğü bir araçtı. Bu gibi durumlarda hikmet gözü kapanır insanın, göremez... Ne kadar gözü açık olsa da farkına varamaz...

Son düzenleyen Safi; 29 Temmuz 2016 23:22
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
13 Şubat 2014       Mesaj #2
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.

Beydeba Fabl Örnekleri



Sponsorlu Bağlantılar
Kelile Ve Dimne
Padişah Debleşem, hikayeyi burada bitirdi.
Vezirlerine Serendip’e gitme niyetinde olduğunu açıkladı.Yaşlı Bilge’nin söylediği hikayeleri öğrenmek istiyordu.
- Ben, dedi; geziden kaçarsam, bilgiden yoksun kalırım.İnsanı doğru yola ulaştıran bilgi, hikmettir. Hikmet ise, Serendip’e gitmeme bağlı.Vasiyetlerin anlamını ancak bu şekilde çözebilirim.
Vezirler,Padişahın düşüncesinde kararlı olduğunu anlamışlardı.
Yol hazırlığı başladı.
Padişah Debleşem, vezirlere ülke yönetimiyle ilgili . bazı emirler verdi.
Gerekli hazırlıklar yapılmıştı.
Debleşem Şah, yanındakilerle birlikte yola çıktı.
Bazen karadan bazen denizden gitti.
Günlerce, aylarca yol aldı.
Dağ dağa kavuştu.Düz düze uzandı.
Çok ülkeler geçildi, çok iklimler aşıldı.
Debleşem Şah, gördüğü her yerden ilginç bilgiler edindi.Çok dersler aldı.
Yoruldukça dinleniyordu. Gördüğü güzel manzaralar yorgunluğunu alıyordu.
Dinlenerek tekrar yola koyuldu.Tekrar dağlar aşıldı.Ovalara düşüldü.Denizler geçildi.
Sonunda Serendip Adası’na vardılar.
Adanın ortasında yüce bir dağ yükseliyordu: Serendip Dağı…
Dağın eteğinde bayındır şehirler kuruluydu.
Debleşem Şah, kentlerde gezindi bir süre.Çevreyi seyretti.Şimdiye dek bilmediği şeyler öğrendi.Görmediği şeyler gördü.
Bilgisini, görgüsünü daha da artırdı.
Aradan bir kaç gün geçmişti.
Padişah, yanına birkaç adamını alarak dağa gitti.Dağın eteğinde bir mağara vardı.
Burası, ünlü düşünür Beydeba’nın eviydi.
Beydeba, hikmet bilgisinin önemli bir bilginiydi.Bir çok ilimde uzmandı.Düşünce alanında tartışmasız büyük bir düşünürdü.
Padişah, tıpkı bir hükümdarın huzuruna giriyormuş gibi izin isteyerek yanına gitti Beydeba’nın.
Hazineden çıkan vasiyetten söz etti.
- Vasiyette sözü geçen düşünceleri yorumlar mısınız? diye ricada bulundu.
Beydeba, uzun ve yorucu bir yolculuktan gelmiş olan Padişah’a baktı bir süre.Bilgi aşkıyla yanıp tutuşan adama gülümsedi.
- Acele etme Sultanım, dedi.
Günlerce mağarada kaldılar. Beydeba, Padişah’ın isteğini yerine getirecekti.
Günler süren söyleşmeden hikmet dolu bir kitap ortaya çıktı.


Şahin İle Horoz
Şahin,
tatlı bir daire çizerek süzüldü, yüzyıllık çınar ağacının dalına kondu. Gerçi kendisini hafif hafif esen rüzgarın kollarına bırakmıştı ama; yine de yorulmuştu inerken. Bir süre konduğu dalda soluklandı, üzerindeki tozları silkeledi ve “Biraz kestireyim.” diyerek iyice yayıldı.

Tam bu sırada bir ses duydu. Horozun biri bağırtıyla kaçıyordu. Çınarın
altına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Dönüp arkasına baktı, kimsenin gelmediğini görünce rahatladı.
Horozun kaçışını izlemiş olan şahin:
- Hah hah hah hah, diye
gülmüştü.
Horoz, “O da kim?” diye çevresine bakınırken, şahin yukarıdan seslendi:
- Benim, dostum, ben, şahin, başını yukarı kaldır.
Horoz, sesin geldiği yöne kaldırdı başını, şahini gördü.
Şahin hâlâ gülüyordu:
- Ne oldu, kimden kaçıyordun öyle?
- Tabii gülersin, dedi horoz, sana göre bir şey yok.
- Kim kovalıyordu seni?
Horoz:
- Sahibim, dedi, kim olacak, ilerideki
çiftlikte yaşıyorum.
- Size şaşıyorum, dedi şahin, sahipleriniz, henüz yumurtadan yeni çıkmış bir yavruyken özenle besleyip büyütüyorlar, sizler için güzel evcikler yapıyorlar, kümeslerde bir eliniz darıda bir eliniz arpada yaşayıp gidiyorsunuz, yine de size yaranamıyorlar… Yahu, kendisine bu kadar yararı dokunan insanlardan kaçılır mı?
Horoz, şahinin küçümseyici sözlerini dinledikten sonra:
- Sen, dedi, bir şahini tavada kızarırken veya şişe geçmiş közde pişerken gördün mü hiç?
- Yook, dedi şahin laubali bir tutumla, ne olacak?
- Ben, dedi horoz; çok horozlar, tavuklar gördüm sahibim pişirirken, ona nasıl
güvenebilirim?
Beydeba Bülbül ile Bağcı Hikayesi
Gül bahçesi... Kırmızı, pembe, sarı güller... Çevreyi gül kokusuna boğan, rengarenk güllerin yetiştiricisi ihtiyar bir bağcıydı. Geçimini sağlamak bir yana, bir gülün açmasıyla sanki bayram ederdi. Bahçede değil de sanki kalbinde büyütüyordu tomurcukları.
Gül mevsiminde bağcı kendisini kaybederdi adeta.
Bu yıl yeni bir gülün aşısını yapmıştı. Açılmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Onu veren bahçıvan, "Bu gül, güllerin sultanıdır. Rengi, kokusu çok farklıdır. Diğer güllere benzemez." demişti.
Bağcı, gülü özenle büyütüyordu. Daldaki tomurcukları gözü gibi koruyordu.
Sonunda tomurcuklar goncaya dönüştü. Gonca patladı ve bahçeyi güzelliğe boğan bir gül çıkıverdi ortaya. Bağcının içi içine sığmıyordu sevinçten.
O günü akşama dek bağda geçirdi.
Gece uzadı da uzadı. Bağcının gözüne bir türlü uyku girmedi. Sabahı zor etti. Şafaktan sonra, günün ilk ışıklarıyla birlikte bağa gitti. Baktı ki ne görsün!
Bir bülbül, güle konmuş, hoyratça yapraklarını yoluyor.
Bağcı dehşet içinde olup biteni seyretti bir süre. Bülbülü yakalamak için çok uğraştı. Fakat kaçırdı.
Ertesi gün, bülbül yine aynı güle konmuş, kalan yapraklarını yolmuştu. Bağcı bu kez de bülbülü kaçırdı.
Artık kararını vermişti. Bir tuzak kuracaktı bülbüle.
Ustaca hazırladı tuzağı.
Bülbül geldi yine ağaca konmak için, bir güzel tuzağa düştü, bağcı alıp eve götürdü, kafese hapsetti.
Bağcı ertesi gün bülbülü kafeste bırakarak bağına gitti. Akşam dönüp geldi, ağlıyordu.
- Ben sana ne yaptım da beni buraya hapsediyorsun?
Sesimi beğendiysen kafese koymana gerek yok, ben, zaten senin bahçenin bülbülüydüm...
Bağcı:
- Sen, dedi, kızgın kızgın; benim en güzel gülümü yoldun.
- Nasıl olsa, birkaç gün sonra kendisi solacaktı, yaprağını dökecekti, dedi bülbül.
Bağcı baktı, doğru söylüyor bülbül... Kızgınlığı geçti, acıyarak serbest bıraktı onu.
Bülbül, pencereye kondu. Uçmadan önce:
- Beni özgür bıraktın... Çok teşekkür ederim. Ben de buna karşılık sana bir sır söyleyeceğim. Bağının kuzey ucunda, . o büyük dut ağacının yanında bir hazine gizli, dedi.
Sonra kanatlanarak gözden kayboldu.
Bağcı, başlangıçta inanmadı kuşun söylediğine. Sonra, içine bir kuşkudur düştü, "belki doğrudur" diyerek kazdı bülbülün sözünü ettiği yeri. Kazdı ki ne görsün... Büyük bir küp, içi dolu altın.
Ertesi gün bülbül yine bağdaydı.
Bağcı, bülbüle:
- Bir şeyi, dedi, çok merak ediyorum.
- Neyi?
- Sen, hazinenin yerini bildin de, tuzağı nasıl fark edemedin?
- Kurduğun tuzak, kaza ve kaderin önüme sürdüğü bir araçtı. Bu gibi durumlarda hikmet gözü kapanır insanın, göremez... Ne kadar gözü açık olsa da farkına varamaz...

Son düzenleyen Safi; 30 Temmuz 2016 18:06
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

15 Şubat 2012 / Ziyaretçi Cevaplanmış
26 Temmuz 2016 / Misafir Cevaplanmış
8 Aralık 2016 / Misafir Cevaplanmış
19 Aralık 2011 / Misafir Cevaplanmış
30 Temmuz 2016 / Misafir Cevaplanmış