Arama

Tarikatlar/Kültler/Mezhepler - Vehhabilik

Güncelleme: 12 Ekim 2014 Gösterim: 9.229 Cevap: 4
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
26 Ocak 2007       Mesaj #1
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
VEHHABÎLER

Sponsorlu Bağlantılar
Vehhabîlik mezhebinin üyeleri. Arabistan'da yaşarlar. Vehhabîlik, Muhammet bin Abdülvehhab (1703-1792) tarafından kuruldu.

Necid'de bağımsız bir devlet kuran Emir Muhammet bin Suud'un Vehhabîlik mezhebini benimsemesiyle Vehhabîler büyük bir güç ve etkinlik kazandılar. Suud'un ölümünden sonra yerine geçen oğlu Abdülaziz döneminde Vehhabîlik bütün Arap Yarımadası'na yayıldı. Vehhabîler, Sünnîlere çok kötü davrandılar. Ulemadan birçoğu öldürüldü. Abdülaziz, Muhammet bin Abdülvehhab'ın teşvikiyle halifeliğini ilân etti. Mekke Şerifi Galib, Vehhabîleri sindirmek istediyse de başaramadı. Vehhabîler Kerbela'ya saldırdılar (1802). Daha sonra Taif Kalesi'ni alarak halkını öldürdüler; dinî, tarihî ve edebî yapıtları parçaladılar, din büyüklerinin mezarlarını yıktılar.

Abdülaziz'in oğlu Suud Mekke'ye girerek İslâm büyüklerinin mezarlarını yıktırdı. Cidde'ye yürüdüyse de Cidde Valisi Şerif Paşa ve Şerif Galib'in kuvvetlerine yenildi. Babası Abdülaziz'in 1803'te bir Şiî tarafından öldürülmesi üzerine Suud onun yerine geçti. Ordularının kumandanlığına getirdiği Abdullah, Bağdat ve Umman'a seferler yaptı. Hac mevsiminden sonra Medine'yi kuşattı. Bu arada Suud kendini Necid Hükümdarı ilân etti. Yemen halkından Vehhabîliği kabul etmelerini istedi. Yemen kadısı bu teklifi kabul etmedi ve bu mezhebin üyelerini kâfir ilân etti. Buna karşılık Suud, Medine'de din büyüklerine ait bütün mezarları yıktırdı, yalnızca Hz. Muhammet'in mezarına dokunmadı.

Vehhabîlerin Mekke ve Medine'yi ele geçirerek hac yolunu kapamaları üzerine Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'ya bunları sindirme görevi verildi. Mehmet Ali Paşa'nın oğlu Tosun Paşa bir orduyla Medine üzerine yürüdüyse de yenilgiye uğradı. Suud'un ölümünden sonra, yerine oğlu Abdullah bin Suud geçti. Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa, 1818'de Deriye'yi alarak Abdullah'ı esir etti ve oğullarıyla birlikte İstanbul'a gönderdi. Abdullah ve oğulları İstanbul'da idam edildiler. Osmanlıların Hicaz'dan çekilmesinden sonra Şerif Hüseyin'i kovan Vehhabî Emiri Abdülaziz, Mekke, Medine ve Cidde'yi alarak, bugünkü Suudi Arabistan Krallığı'nın temelini oluşturacak olan Necid-Hicaz Krallığı'nı kurdu (1923).

MsXLabs & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi

Son düzenleyen Mira; 12 Ekim 2014 22:14 Sebep: Mesaj içeriği değiştirildi.
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
rEaLoNe - avatarı
rEaLoNe
Ziyaretçi
27 Ocak 2007       Mesaj #2
rEaLoNe - avatarı
Ziyaretçi
esselamüaleyküm

Sponsorlu Bağlantılar
bismillah.

istimdâd; yani himmet istemenin dindeki yeri:İstimdâd; yardım, meded ve himmet istemek demektir. Önce şunu peşin olarak belirtleiyiz: Her türlü yardımın kaynağı ve başvurulacak mercii Allah Teâlâ hazretleridir. Allah’tan başkasından doğrudan yardım dilemek sözkonusu olamaz. Tasavvufta Hz. Peygamber, tarikat pîri veya şeyh gibi maneviyât büyüklerinden istimdad, doğrudan onların şahıslarından yapılan bir taleb olarak değerlendirilmemelidir. Böyle bir istimdâd onların ind-i ilâhîdeki derece ve değerlerinden yararlanmak için bir tevessüldür. Bu şahıslar hakkındaki manevi sevgi ve hüsn-i zannın bir ifâdesidir. İnsan, beşer olmanın gereği sığınma duygusu taşır. İstimdâd sığınma duygusunun bir tezâhürüdür. Çocuk anne-babasına, talebe hocasına, mürid şeyhine sığınmak ve yakın olmak ister. Nasıl küçük bir çocuk anne-babasının yanında daha güvende olduğunu sanır ve onlardan uzakta iken: "Anne!.. Baba!.." diyerek ebeveyninden meded umarsa mürid de öyledir. O da kendisini mürşid ve manevî büyüklerin yanında daha bir güvende hisseder. Onlardan uzak olduğu zaman ise annesine seslenen yavru gibi seslenerek onlara sığınır. Ancak mürid, sülûkünde ilerleyip fenâ fillâh’a erdikçe bu sığınmanın doğrudan Allah’a olması gerektiğini; şeyhine yaptığı istimdâdın da aslında Allah’dan onun adına bir meded talebi olduğunu anlayıp Allah’a ilticâ eder. Tasavvuftaki vahdet-i vücûd anlayışındaki "insân-ı kâmil" telâkkîsi, Allah ve Rasûlü’nün ahlâkıyla ahlâklanmış, kemâl sıfatlarıyla muttasıf ve Hakk’ın mazharı demektir. Bu yüzden de rûhânî bir tasarrufa mazhar kabûl edilir. "Mazhar kabûl edilir." diyoruz, çünkü gerçek tasarruf Allah’ındır. Kul veya kişi, bu tasarrufun görüntüsüdür. Vahdet-i vücûd telâkkîsinde bütün fiiller Allah’ındır. Kudret ve kuvvet sadece O’na âiddir. Meded ve himmet istenen kişinin bizzat kendisinde bir varlık görüp taleb ondan beklenecek olursa elbette câiz olmaz. Sâhibini şirke düşürür. Ama "yâ Rabbi, benim sana şahsım adına elimi açmaya yüzüm yok, nezdinde sevgili kulun olduğuna hüsn-i zann ettiğim falan kulun hürmetine bana meded eyle!" anlamında bir istimdad insanın benlik duygularını da siler. Böyle bir himmet ve meded talebinin gıyâbda olması ile, huzurda olmasının bir farkı yoktur."İnşaallah bu yazdığım himmet hakkındaki şüpheleri ve yanlış bakışları düzeltir."
İstimdad; meded ve himmet beklemenin ne olduğunu üstteki yazıda açıklamay çalıştık inş. açıklamaya çalıştık. Böyle bir sığınmanın aslında doğrudan Allah’a olması gerektiğini, bu lâfızlarla istimdadda bulunmanın mübtedîlerin işi olduğunu belirttik.Burada sığınma eğer insanlara yapılan bir sığınma olarak değerlendirilse elbette Hz. Peygamber buna daha lâyıktır. Ancak buradaki sığınmayı beşere yapılan sığınma gibi görmemek gerekir. Sûfîler istimdâd ve istiâne için Şeyhu’l-islâm Kemalpaşazade’nin de Şerh Hadîs-i Erbaîn’inde naklettiği "İşlerinizde şaşkınlığa düşünce ehl-i kubûrdan yardım (istiâne) isteyiniz." (bk. Keşfu’l-hafâ, I, 85, hadis: 213) hadisini delil sayarlar. Ehl-i kubûr, ölüler veya ölümü düşünerek kendilerini ölüm sonrasına hazırlayanlardır. İnsan dünya işine dalmaktan şaşkına dönünce, kabir ehlinin hâlini, ölümü ve ölüm ötesini düşünerek kendini toparlamak ve onların hâlinden kendi hâline bir ibret yardımı alıp gönlünü Allah’a rabtetmek durumundadır. Ölüm râbıtası veya tefekkür-i mevt, insanı dünya lezzetlerine dalmaktan belli ölçüde okrur. Çünkü hadis-i şerifte: "Dünya lezzetlerini unutturan ölümü çokça düşünün." (Tirmizî, Kıyâme, 26; Neseî, Zühd, 31; İbn Hanbel, II,293) buyurulmuştur. Şu halde istiâne ve istimdad kulluğa rûhî bir hazırlıktır. Allah’dan başkasından meded umma değildir.

he camilerin ve mescidlerin süslenmesi konusunda vehhabilerin söylediği süslenmez sözüdür.


ama resulullah namaz kıldığınız yeri süsleyin ve güzel kokular sürün buurmuştur.

ibn Abdulvehhab zahir ulema alimidir yane sadece fıkıh bilir ve fıkıhda alim idi.fıkıhda herşeye akıl yönüyle bakıldığı için kuranda ki batın ilmine akıl yönüylr bakan zahir alimler anlayamıyorlar kafalarına girmiyor...çünki kalb le bakılacak yere akılla bakıyorlar...

ayrıca resulullah zorlaştırmayınız kolaylaştırınız buyuruyor..vehhabiler işi çok zorlaştırmış ve aslın insanları şirkle şuçlarken çoğu konuda kendileri şirke girmiştir.
Son düzenleyen rEaLoNe; 27 Ocak 2007 00:50 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
15 Haziran 2011       Mesaj #3
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
VEHHABÎLİK

Abdülvehhab bin Muhammet'in, 18. yüzyıl sonunda Arabistan'da kurduğu bir mezhep. Bu mezhebe göre Vehhabî olmayan herkes, Müslüman da olsa kâfirdir. Tanrı buyruklarını bütünüyle yerine getirmeyenler de kâfirdir, öldürülmeleri gerekir. Sahabeler, ermişler, önemli kişiler değillerdir. Peygamber bile olsa, Tanrı'dan başka bir kimseden yardım dilemek şirktir (Tanrı'ya ortak koşmak). Vehhabîler, 19. yüzyılda Arabistan, Irak ve Yemen'de birçok insan öldürmüş, türbeleri yıkmışlar, yalnız Hz. Muhammet'in türbesine dokunmamışlardır.

MsXLabs & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
Mira - avatarı
Mira
VIP VIP Üye
1 Mart 2012       Mesaj #4
Mira - avatarı
VIP VIP Üye
Vahhabilik
Vikipedi, özgür ansiklopedi


Vahhâbîlik
(Arapça وَهابِية). Vahhâbîlik ismi İlk Suudi Devleti'nin Necd bölgesinde doğmuş olan Muhammed bin Abdülvahhab'dan gelmektedir. 18. yüzyılda başlamıştır. Batı dünyası Vahhabiliğin Sünni mezheplerden olduğunu düşünmektedir. Vahhabilik, Suudi Arabistan'da resmi mezhep konumundadır. Vehhabiler kendi mezheplerinden olmayanların gerçek müslüman olmadığını kabul eder. Bu özelliği nedeniyle kimi geleneksel/sufi dini hareketler tarafından tepkiyle karşılanmaktadır.
theMira
Bachata - avatarı
Bachata
Ziyaretçi
7 Haziran 2013       Mesaj #5
Bachata - avatarı
Ziyaretçi
Vehhabilik Nedir?
MsXLabs & Dini Kavramlar Sözlüğü

Genel olarak 18. Asrın başlarında Arabistan'ın Necd bölgesi Teym kabilesine mensup Muhammed ibn Abdülvehhâb ismindeki zatın itikâdî düşüncelerinin çevre halkı tarafından benimsenmesiyle oluşmuş bir ekoldür. Bu ekolün mensubları başlangıçta Hanbelî Mezhebinin daha muhafazakâr bir görüntüsüyle ortaya çıkmışlardır. Kısa sürede Suudî hânedânının desteğini alarak hızla gelişmiş ve bir müddet sonra Suudî Arabistan'ın resmî mezhebi haline gelmiştir. Daha çok İbn-i Teymiyye'nin genel olarak da Hanbelî mezhebinin görüşlerini paylaşan Vehhâbîler bazı konularda bu çizgiden daha da aşırılığa kaçmışlardır. İtikât ve ibadette ısrarla üzerinde durdukları hususlar şunlardır: "Akıl dinde delil olamaz. Müteşabih âyetler tevil edilmemelidir. Tevhidden maksad amelî tevhiddir. Amel îmâna dahildir. Kesin delil Kur'ân'dır. Allah'ın sıfatları hakiki sıfatlardır. Tevessül küfürdür. Namazların cemaatle kılınması farzdır. Zekat vergidir. Sigara ve nargile de içki derecesinde yasaktır. Vakıf müessesesi batıldır. Hz. Peygamberin hatırasını taziz için hırkasını ve sakalını ziyaret şirktir. Şiîlerin taş üzerine secde etmeleri, Kerbelâ ve Meşhedi ziyaretleri şirktir. Mehdi gelecek, ya da Hızır ve İlyas sağdır demek küfürdür. Üçler yediler ve kırklara inanmak, ölülerin diriler üzerinde tasarrufunu kabul etmek, zamana (dehre) ve rüzgara sövmek küfürdür."
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

27 Ocak 2007 / BARIŞ Din/İlahiyat
4 Temmuz 2011 / ThinkerBeLL Din/İlahiyat
27 Ocak 2007 / BARIŞ Din/İlahiyat
7 Temmuz 2012 / buz perisi Din/İlahiyat