Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 11 Aralık 2016  Gösterim: 30.357  Cevap: 5

Peygamberler Tarihi - Hz. Davud

Kısaca
İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hem peygamber, hem sultân yâni hükümdârdı. Soy bakımından Yâkûb aleyhisselâmın Yehûda adlı oğluna dayanır. Süleymân aleyhisselâmın babasıdır.
Misafir
2 Kasım 2005 03:33       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Hz Davud

Ad:  HzDavut.JPG
Gösterim: 679
Boyut:  55.1 KB

(d. Beytlehem, Yahuda - ö. İÖ y. 962, Kudüs)

Sponsorlu Bağlantılar
İsrailoğullarının peygamberi ve Saul’dan sonraki ikinci kralı (İÖ y. 1000-962). İsrail’deki bütün kabileleri kendisine bağlayarak merkezi Kudüs olan bir krallık kurmuştur. Yahudi geleneğinde, kişiliğinde İsrailoğullarının kurtarıcı beklentisini yansıttığına inanılır. Mutlu bir geleceğin simgesi olduğundan, Yeni Ahit yazarları Hz. İsa’nın Hz. Davud’un soyundan geldiğini vurgulamışlardır. Hz. Davud İslam inancına göre de kitap getiren dört peygamberden biridir.

Gençliği


Boaz’la Rut’un torunu olan Yesse’nin en küçük oğludur. İsrail’in ilk kralı Saul’un sarayında yaverlik yaptı. Saul’un oğlu ve vârisi Yonatan’la yakın dostluk kurdu ve Saul’un kızı Mikal’la evlendi. Filistinlilere karşı yapılan savaşlarda üstün yararlılıklar göstererek büyük bir ün kazandı. Bu durumu çekemeyen Saul, onu öldürmek isteyince, saraydan kaçarak Filistin’in kıyı ovasındaki Güney Yahuda’ya ve Filistin’e gitti; orada büyük bir beceri ve öngörüyle, krallığın temelini atmaya koyuldu.

Ülkesinin sınır çöllerinde (Yahuda) başka kaçakları ve buraya sığınanları örgütleyerek, onların önderi oldu. Bu grup, halkı haydutlardan koruyarak ya da yöreyi basan çapulcuların peşinden gidip çaldıklarını geri alarak, yavaş yavaş yörede herkesin sevgisini kazandı. Kral Saul’un saldırılarından korunmak için zaman zaman Filistin krallarına sığınmasına karşın, Yahuda halkı, Hz. Davud’u Kral Saul’a bağlılığını sürdüren, suçsuz bir yurtsever olarak görüyordu. Sonunda, önce Hebron’daki Yahuda kabilesi, sonra da bütün İsrailoğulları Hz. Davud’u, Saul’a karşı ayaklanan biri değil, onun ardılı olarak görmeye başladılar. Saul ve Yonatan, Gilboa Dağında Filistinlilere karşı savaşırken ölünce, Hz. Davud Hebron’daki Yahuda kabilesine kral seçildi. Ama öteki kabileler Saul’un oğullarından İş-boşet’e bağlı kaldılar. Bunun üzerine Hz. Davud İşboşet’e karşı savaşa girişti ve İşboşet öldürülünce bütün İsrail’in kralı oldu.

Krallığı


Davud İÖ 1000’den 962’ye değin, 40 yıl boyunca İsrail’in kralı olarak kaldı. Surlarla çevrili Kudüs’ü yabancı Yebusilerden alarak, yeni krallığın başkenti yaptı. Filistinlileri ağır bir yenilgiye uğratarak bir daha İsrail’in güvenliğini tehdit edemeyecek duruma getirdi ve kıyı bölgesini de krallığa bağladı. Edom, Moab, Ammon gibi küçük komşu krallıkları kendine bağlayarak bir imparatorluk kurmaya yöneldi.

Ama aile içi anlaşmazlıklar ve buna bağlı siyasal ayaklanmalar, Hz. Davud’un bir asker ve devlet kurucusu olarak gösterdiği büyük başarıyı gölgeledi. Krallığı oluşturan çeşitli toplulukları birbirine bağlamak amacıyla, bunların her birinden bir eş seçen Hz. Davud, bir harem kurdu. Böylece, üyeleri arasında kan bağı olan geleneksel klan yapısına göre çok değişik bir aile ortaya çıktı. Hz. Davud’un karılarının çoğu birbirine yabancıydı. Çocukları ise, ardıllık çizgisini belirleyen ve anlaşmazlıkların çözümlenmesini sağlayan ortak bir toplumsal geleneği paylaşmıyorlardı. Bu durum, aile içinde anlaşmazlıklara ve çatışmalara yol açtı. Hz. Davud’un büyük oğlu Amnon, üvey kız kardeşi Tamar’a tecavüz ettiği için, Hz. Davud’un üçüncü oğlu ve Tamar’ın öz kardeşi Abşalom tarafından öldürüldü. Bir süre sürgünde yaşayan ve daha sonra babasıyla barışan Abşalom, yaşadığı yöre halkının kendisine olan sevgisinden yararlanarak ve bazı saraylıları kullanarak ayaklandı. Hz. Davud, Erden’e (Ürdün) kaçınca, Abşalom bir süre Kudüs’e egemen oldu. Ama sonunda yenildi ve Hz. Davud’un komutanlarından Yoab tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Hz. Davud’un Bat-şeba’dan doğan oğlu Hz. Süleyman, tahtın vârisi oldu.

Politik başarıları


Hz. Davud, İsrail’in ilk başarılı kralıydı. İsrail’deki bütün kabileleri birleştirip kalıcı bir hanedan kurarak, Kral Saul’un başaramadığı işi gerçekleştirdi, İsrail tarihi ve geleneğinde özel bir yer aldı. Kitabı Mukaddes’in II. Samuel bölümünün 9-20. bapları ile I. Krallar bölümünün 11-22. bapları, krallığı ve kendisinden sonra gelenlerle ilgili temel bir kaynaktır. Bu “tarih”in, Hz. Davud’un krallığından çok kısa bir süre sonra yazıldığı konusunda genel bir görüş birliği vardır. Belki de bu kaynak, Batı dünyasındaki tarih yazıcılığı geleneğinin en eski örneğidir. “Davud Ailesinin Tarihi” ve “Veraset Tarihi” olarak da bilinen bu yazılar, Hz. Davud’un, kişisel önderliğine ve otoritesine dayanan bir yönetimi, babadan oğula geçen bir krallığa dönüştürmede karşılaştığı sorunlara açıklık getirir.

Hz. Davud’un krallığından önceki yüzyıllarda, İsrailoğulları gevşek kabile birlikleri içinde toplanmışlardı. Bunların en tanınanı kuzeyde, merkezi Şekem olan Efraim kabilesinin egemenliğindeki birlikti. Bu dönemde ailelerin genişlemesiyle klanlar ortaya çıkıyor, bir araya gelen klanlar da kabileleri oluşturuyordu. Toplumun kan bağına ve aileye dayanan bu yapısı, Sami geleneğinin temel özelliğidir ve bugün de Arabistan Yarımadasında hâlâ geçerlidir. Hz. Davud’a karşı ayaklanarak onu bir süre sürgünde yaşamak zorunda bırakan Abşalom ve Süleyman'ın vâris olmasına karşı çıkarak, bir süre için tahtı ele geçiren Adoniya, iktidarın hızla merkezileştirilmesi karşısında düş kırıklığına uğrayan ve eski geleneklerini sürdürmek isteyen yerel güçlerden ve kabilelerden destek alıyorlardı. Hz. Davud’un başa geçmek için başarıyla uyguladığı yerel klanların desteğini alma yöntemini, oğlu Abşalom babasına karşı kullanmaya çalıştı. Hz. Süleyman’ın krallığı sona erince, kabile gelenekleri yeniden canlandı ve birleşik krallık parçalandı. Hz. Davud’un Yakındoğu’daki eski devletleri örnek alarak kurduğu bu krallık, İsrail’in toplumsal yapısına ve geleneklerine yabancı olduğundan sağlam temellere dayanmıyordu. Bu nedenle Hz. Davud, kabilelere krallığın meşruluğunu benimsetmek ve onların onayını almak gibi sorunlarla karşılaştı.

İlk olarak, Yahuda kabilesini oluşturan klanları birleştirdi; klan yapısına özgü siyasal ve toplumsal ilişkileri ustalıkla kullanarak egemenliğini güvence altına alıp, onlara krallığın meşruluğunu benimsetti. Bütün İsrail’i kendine bağlamak için önce Filistinlilere karşı giriştiği savaşta onları kesin bir yenilgiye uğratarak, tüm ülkenin güvenliğini sağladı. Ardından, Kudüs’ü, İsrail’in hem yönetim, hem de din merkezi yaptı. Ama bütün bunlar krallığın sürekliliğini sağlamaya yetmedi ve oğlu Süleyman’ın ölümünden sonra krallık bölündü. Dinsel ve kültürel çabalarıysa olumlu sonuçlar verdi ve “Davud’un kenti” Küdüs, sonunda bütün Yahudilerin kutsal kenti oldu.

Dinsel rolü ve önemi.


İsrailoğullarınm dinsel geleneğinde Davud’un krallık soyu ya da “hanedanı, Tanrı ile ulus arasındaki ilişkinin en önemli simgesi oldu. Eski toplumların çoğunda olduğu gibi, kral hem tanrısal, hem de insani özellikler taşırdı ve Tanrı ile halk arasında bir aracıydı. Kurtarıcı anlamına gelen “mesih” sözcüğü de, Davud’un soyundan gelen krallar için kullanılan hamaşiah’dan (kutsanmış) türemiştir. Böylece, İsrail halkı daha sonraki güç dönemlerinde, kendini ve ülkeyi kurtaracak bir kurtarıcı beklemeye başladı. Hıristiyanlık, Hz. İsa’nın Hz. Davud’un soyundan geldiğini savunarak, bu umudun gerçekleştiği inancını yarattı. Hz. Davud, hem İsrail’e siyasal gücünü veren büyük bir önder, hem de inançlarının en önemli simgesi olarak halkın belleğine yerleşti.

Hz. Davud Kuran’da da İsrailoğullarınm peygamberi olarak anılır. Kuran’a göre Hz. Davud kendisine kitap indirilen ikinci peygamberdir. Geleneksel İslam düşüncesinde, Hz. Davud’a vahyedilen Zebur adlı kitabın vaazlardan, münacaatlardan ve ilahiyat bilgilerinden oluştuğu, ama sonradan tahrife uğradığı, sahih biçiminin ortadan kalktığı kabul edilir. Gene yaygın inanışa göre Zebur’da şeriat hükümleri yer almadığından, Hz. Davud Hz. Musa’nın getirdiği şeriata uymuştur. Zebur genellikle Kitabı Mukaddes’teki Mezmurlar Kitabı’yla özdeşleştirilir.

Hz. Davud, Kudüs’ü ele geçirdikten sonra, yalnız halkı yönetmekle kalmayıp dinsel kurumların da yönetimini üstlendi. Kudüs’ ün Yebusiler dönemindeki hükümdarları, hem rahip, hem kraldılar ve Tanrı ile halk arasında aracı rolünü üstlenmişlerdi. İsrailoğullannm dinsel geleneğinde ise ne aracılık rolünü üstlenen rahip krallar, ne de yönetsel ve dinsel merkez olan, surlarla çevrili kentler vardı. Hz. Davud, Kudüs’ün dinsel geleneklerini benimseyerek, bunları İsrail toplumuna uyarladı. Hz. Davud’la başlayan ve 400 yıl kadar süren monarşi dönemi boyunca, İsrailoğullarınm dinsel inançlarında kral yalnızca rahip olarak değil, Tanrı ile ulus arasındaki ilişkiyi kişiliğinde birleştiren bir kişi olarak da özel bir önem taşıdı. Oysa krallığının kurulmasından önceki İsrail toplumunda, Tanrı ile halk arasında kabile şefleri aracılığıyla bir anlaşma yapılırdı. Hz. Davud, Kudüs’ün eski kültünü İsrail toplumuna uyarlayarak, kendisinin kral olarak konumunu ve bunun kutsal anlamını ön plana çıkaran yeni bir ibadet düzeni geliştirdi.

Hz. Davud, Küdüs’ün en yüce tanrısına İsrailoğullarının Tanrısı Yehova’nın adını verdi. Tanrı için Kudüs’te daha önce kullanılan bütün adlar ise, Yehova’nın sıfatları haline geldi (örn. “En Büyük Tanrı” anlamına gelen El Elyon). İsrailoğullarının Tanrısı ötekilerin yerini aldıysa da, ibadetin özü değişmedi. Buna göre Yehova dünyayı yaratmış, ulusları yönetmiş ve evrensel hükümranlığının bir göstergesi olarak krallığı kurmuştu. Tanrı’nın krallığa seçtiği ve kutsadığı Hz. Davud’un makamı Kudüs’teki Sion Dağıydı. Yehova’nın tahtı da Sion’ daydı ve kral, onun naibi olarak sağında oturuyordu. Hz. Davud böylece, Kudüs’ün kuruluşundan beri var olan rahip-krallar geleneğini sürdürdü.

Hz. Davud, bu yeni makamı İsrailoğullarının krallık öncesi dönemlerini birbirine bağlamak ve yeni. düzeni böylece İsrail kabilelerine benimsetmek amacıyla, Ahit Sandığı’nı Kudüs’e getirtti. İnanışa göre bu sandık, İsrailoğullarıyla birlikte çölde dolaşmış ve onlara yol göstermişti. Yehova’nın İsrailoğullarıyla birlikte çarpıştığını göstermek için sandık savaşa götürülür, halkla birlikte olduğunu göstermek için de çölde dolaştırılırdı. Her yıl yapılan şenliklerin bir parçası olan hac yolculuklarında da birlikte taşınırdı. Sandık, Yehova’ nın varlığının bir göstergesi, neredeyse onun varlık bulmuş biçimiydi.

Krallığı, Tanrı’nın yeryüzündeki varlığının özü ve aracı olarak gören Sion kültünün Hz. Davud tarafından benimsenişi, dünya din tarihi, özellikle de Batı dünyası açısından önemli sonuçlar doğurdu. Kudüs, Kutsal Kent; Hz. Davud ise beklenen Mesih’in habercisi oldu. Bu inanışa göre, insanları ve dünyayı yenilemek, yargılamak ve düzeltmek için ortaya çıkacak olan Mesih, ya yeniden gelecek olan Hz. Davud ya da onun “oğlu” olacaktı. Böylece Hz. Davud, gelecekteki mutluluğun ve barışın simgesi haline geldi.

Yahudilikte, Hıristiyanlıktan önceki son 200 yılda ortayâ çıkan ve kültürel ve dinsel baskı altındaki topluluklara umut vermek amacıyla yazılan kıyametle ilgili metinlerde Hz. Davud’a simgesel bir anlam yüklenmesi, onun Tanrı ile halk arasındaki aracı rolünü vurgular. Hz. Davud’un “oğlu”nun üzerinde ise daha çok durulur ve ondan ulusların tümünü yönetmek için başa geçecek bir kişi ve Tanrı’nın oğlu olarak söz edilir. Bu düşünce daha sonra Hıristiyanlığın temelini oluşturmuştur.

Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Baturalp; 11 Aralık 2016 15:37


P.u.S.u
3 Haziran 2007 13:11       Mesaj #2
P.u.S.u - avatarı
Ziyaretçi

DÂVÛD ALEYHİSSELÂM

Ad:  HzDavut1.JPG
Gösterim: 575
Boyut:  24.8 KB

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hem peygamber, hem sultân yâni hükümdârdı. Soy bakımından Yâkûb aleyhisselâmın Yehûda adlı oğluna dayanır. Süleymân aleyhisselâmın babsıdır. Kudüs'te doğdu. Orada yaşadı ve orada vefât etti. Kendisine İbrâni dilinde Zebûr kitâbı verildi. Sesi çok güzel ve tesirliydi. İsmi Kur'ân-ı kerim'de on altı yerde geçmektedir. Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâmdan sonra, İsrâiloğullarına birçok peygamberler gönderdi. Bu peygamberler insanları Tevrât'ın hükümleriyle amel etmeye dâvet ettiler. Fakat zaman geçtikçe azgınlaşan İsrâiloğulları, Tevrât'ın hükümlerini değiştirdiler, peygamberlerini dinlemediler, ahkâkları tamâmen bozuldu.

Allahü teâlâ Amâlika kavmi hükümdârı Câlût'u karşılarına belâ gönderdi. Câlût, İsrâiloğullarını vatanlarından sürüp çıkardı. Daha sonra, Tâlût isimli bir hükümdâr gelerek memleket işlerini ve orduyu düzene koydu. Câlût'un üzerine yürüdü. Tâlût'un ordusunda bulunan Dâvûd aleyhisselâm, Câlût'u öldürdü. Tâlût'un ölümünden sonra, Dâvûd aleyhisselâm İsrâiloğullarının hükümdârı oldu. Bir müddet sonra Allahü teâlâ kendisine peygamberlik vazifesi ve Zebûr adlı kitabı verdi. İnsanları Allahü teâlânın dinine dâvet etti ve adâletle hükmetti. Filistin, Sûriye ve Arap Yarımadasının birkısmını fethederek memleketi genişletti. Kudüs'ü başkent yaptı. Ayrıca Amman, Haleb, Nusaybin ve Ermenistan'ı da fethetti. Mescid-i Aksâ adıyla Kur'ân-ı kerimde bildirilen büyük bir mescidin inşâsını başlattı. Mescidin yapılıp bitirilmesi işini oğlu Süleymân aleyhisselâma vasiyet ederek, yüz yaşında vefât etti. Kabrinin Kudüs sûru dışında olduğu rivâyet edilir. Dâvûd aleyhisselâmın çok güzel ve tesirli sesi vardı. Kendisine İbrâni dilinde Zebûr kitabı geldi. Bu kitap, manzum şekilde olup, eski manzum kitapların en meşhurudur. Zebûr, meşhur dört ilâhi kitapdan biri olup, Tevrât'tan sonra gönderilmiştir. Vâz ve nasihat şeklinde olup, Tevrât'ı kuvvetlendirdi. Onu açıklayıp onunla amel etmeye çağırdığından, Tevrât'ın hükümlerini yürürlükten kaldırmadı. Dâvûd aleyhisselâm, hazret-i Mûsâ'nın getirdiği dini kuvvetlendirdiğinden resûl olmayıp, Beni İsrâil'e gönderilen nebilerden biridir. Dâvûd aleyhisselâm çok ağlar, çok ibâdet ederdi. Gündüzü oruçla, geceyi namaz kılarak ibâdetle geçirirdi. Gecenin ancak üçte bir kısmında uyurdu. Bir gün oruç tutar, öbür gün tutmazdı. Allahü teâlâ mûcize olarak dağları, taşları, kuşları onun emrine vermişti. Yanık sesiyle Zebûr'u okumaya başlayınca, kuşlar havadan ağaçlara iner, hep birlikte, okunan Zebûr'u tekrar ederlerdi. Allahü teâlâ Dâvûd aleyhisselâma demiri ateşe sokmadan ve dövmeden istediği şekli verebilme mûcizesi verebilmişti. Demirden zırh yapar, elinin emeğiyle geçinir, devlet hazinesinden birşey almazdı. Yırtıcı hayvanlar, hazret-i Dâvûd'un huzûruna gelip, ona tam bir bağlılıkla hizmet ederlerdi. Kur'ân-ı kerimde Bakara, Nisâ, Mâide, En'âm, İsrâ, Enbiyâ ve Sâd sûrelerinin birçok âyet-i kerimelerinde Dâvûd aleyhisselâmdan bahsedilmektedir.

Dâvûd Aleyhisselâm İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hem peygamber, hem sultân yâni hükümdârdı. Soy bakımından Yâkûb aleyhisselâmın Yehûda adlı oğluna dayanır. Süleymân aleyhisselâmın babsıdır. Kudüs'te doğdu. Orada yaşadı ve orada vefât etti. Kendisine İbrâni dilinde Zebûr kitâbı verildi. Sesi çok güzel ve tesirliydi. İsmi Kur'ân-ı kerim'de on altı yerde geçmektedir. Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâmdan sonra, İsrâiloğullarına birçok peygamberler gönderdi. Bu peygamberler insanları Tevrât'ın hükümleriyle amel etmeye dâvet ettiler. Fakat zaman geçtikçe azgınlaşan İsrâiloğulları, Tevrât'ın hükümlerini değiştirdiler, peygamberlerini dinlemediler, ahkâkları tamâmen bozuldu. Allahü teâlâ Amâlika kavmi hükümdârı Câlût'u karşılarına belâ gönderdi. Câlût, İsrâiloğullarını vatanlarından sürüp çıkardı. Daha sonra, Tâlût isimli bir hükümdâr gelerek memleket işlerini ve orduyu düzene koydu. Câlût'un üzerine yürüdü. Tâlût'un ordusunda bulunan Dâvûd aleyhisselâm, Câlût'u öldürdü. Tâlût'un ölümünden sonra, Dâvûd aleyhisselâm İsrâiloğullarının hükümdârı oldu. Bir müddet sonra Allahü teâlâ kendisine peygamberlik vazifesi ve Zebûr adlı kitabı verdi. İnsanları Allahü teâlânın dinine dâvet etti ve adâletle hükmetti. Filistin, Sûriye ve Arap Yarımadasının birkısmını fethederek memleketi genişletti. Kudüs'ü başkent yaptı. Ayrıca Amman, Haleb, Nusaybin ve Ermenistan'ı da fethetti. Mescid-i Aksâ adıyla Kur'ân-ı kerimde bildirilen büyük bir mescidin inşâsını başlattı. Mescidin yapılıp bitirilmesi işini oğlu Süleymân aleyhisselâma vasiyet ederek, yüz yaşında vefât etti. Kabrinin Kudüs sûru dışında olduğu rivâyet edilir. Dâvûd aleyhisselâmın çok güzel ve tesirli sesi vardı. Kendisine İbrâni dilinde Zebûr kitabı geldi. Bu kitap, manzum şekilde olup, eski manzum kitapların en meşhurudur. Zebûr, meşhur dört ilâhi kitapdan biri olup, Tevrât'tan sonra gönderilmiştir. Vâz ve nasihat şeklinde olup, Tevrât'ı kuvvetlendirdi. Onu açıklayıp onunla amel etmeye çağırdığından, Tevrât'ın hükümlerini yürürlükten kaldırmadı. Dâvûd aleyhisselâm, hazret-i Mûsâ'nın getirdiği dini kuvvetlendirdiğinden resûl olmayıp, Beni İsrâil'e gönderilen nebilerden biridir. Dâvûd aleyhisselâm çok ağlar, çok ibâdet ederdi. Gündüzü oruçla, geceyi namaz kılarak ibâdetle geçirirdi. Gecenin ancak üçte bir kısmında uyurdu. Bir gün oruç tutar, öbür gün tutmazdı. Allahü teâlâ mûcize olarak dağları, taşları, kuşları onun emrine vermişti. Yanık sesiyle Zebûr'u okumaya başlayınca, kuşlar havadan ağaçlara iner, hep birlikte, okunan Zebûr'u tekrar ederlerdi. Allahü teâlâ Dâvûd aleyhisselâma demiri ateşe sokmadan ve dövmeden istediği şekli verebilme mûcizesi verebilmişti. Demirden zırh yapar, elinin emeğiyle geçinir, devlet hazinesinden birşey almazdı. Yırtıcı hayvanlar, hazret-i Dâvûd'un huzûruna gelip, ona tam bir bağlılıkla hizmet ederlerdi. Kur'ân-ı kerimde Bakara, Nisâ, Mâide, En'âm, İsrâ, Enbiyâ ve Sâd sûrelerinin birçok âyet-i kerimelerinde Dâvûd aleyhisselâmdan bahsedilmektedir.
Son düzenleyen Baturalp; 11 Aralık 2016 15:59
serkanefe125
6 Mayıs 2010 13:22       Mesaj #3
serkanefe125 - avatarı
Ziyaretçi
Hz. Davut (a.s) peygamber olmadan önce kavmi tarafından tanınan bir insandı. Yüce Allah sonra onu peygamber seçti ve hükümranlık verdi. Kavmi tarafından tanınması savaşta gösterdiği başarısından dolayıydı. Dilerseniz önce Davut (a.s)’ın ün kazanmasına sebep olan bu savaştan söz edelim.

İsrail oğulları komşuları Filistinlilerle şiddetli bir savaşa tutuldular. Calud isminde çok namlı, yiğit bir kafirin idaresinde bulunan Amalika kabilesi İsrail oğullarını perişan etti. Çocuklarını kadınlarını esir aldılar ve İsrail oğullarını yurtlarından çıkardılar. İçleri yangın, kızgın olan İsrail oğulları peygamberlerine başvurdular. Ki bu peygamber Kuran’ı kerimde ismi verilmemiş ancak Musa (a.s( dan sonra gelen bir peygamber olduğu belirtilmiştir. Ona dediler ki:

- Bize bir hükümdar gönder, Allah yolunda savaşalım. Peygamberleri:

- Ya üzerinize farz edilirde savaşmamazlık ederseniz? Dedi. Onlar:

- Neden Allah yolunda savaşmayalım? Yurtlarımızdan çıkarıldık, çocuklarımızdan ayrı bırakıldık. Dediler

Bunun üzerine peygamberleri onlara:

- İşte Allah, size hükümdar olarak Talut’u gönderdi dedi. Onlar:

- O nasıl bize hükümdar olabilir ki, halbuki biz hükümdarlığa ondan daha layığız o malca da bir bolluk verilmiş biri değil dediler. Peygamberleri:

- Onu Allah size hükümdar olarak seçmiş, bilgi ve fizikçe artırmıştır, hem Allah hükümdarlığı dilediğine verir. Allah geniş mülk sahibi, her şeyi bilendir. Dedi. Haberiniz olsun onun hükümdarlığının alameti, içinde sizlere Rabbinde bir rahatlık ve Musa ve Harun ailesinin bıraktıklarından bir kısmı bulunan bir sandığın gelmesi olacaktır. Onu melekler getirecektir. Eğer inanan kişilerseniz elbette size bunda kesin bir delil vardır demiştir.

Talut ordusuyla hareket ettiği zaman:

- Allah sizi bir ırmakla deneyecek kim ondan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alanlara izin var dedi. Derken oraya varır varmak pek azı hariç hepsi ondan içtiler. Talut ve beraberinde iman edenler beraberinde ırmağı geçtiler. Diğerleri; yani kana kana su içinler: “bizim bu gün Calut ve ordusuyla savaşacak gücümüz yok” dediler. Allah’a ulaşacaklarına inananlar ise: “ nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle sayıca çok bir topluluğu yenmiştir. Allah sabırlılarla beraberdir.” Dediler. Müminler calut ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında şöyle dediler:

- ey bizleri yetiştiren rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, ayaklarımıza sebat ve dayanıklılık ver ve bizi kafirler topluluğuna karşı zafere ulaştır.

Yüce Allah müminlerin duasını kabul etti. Sayılarının azlığına rağmen kalabalık kafir topluluğunu tamamen dağıttılar. Hz. Davut (a.s) azılı kafir hükümdarı Calut’u öldürünce; kafir ordusu içlerine kurt giren koyun sürüsü gibi darmadağınık olmuşlardı. Bu olay Davut (a.s)’ın ün kazanmasına sebep olmuştu.

Yüce Allah Kuran’ı Kerimde peygamberlere mucizevi özellikler verdiğinden söz eder. Yüce Allah Davud peygambere de dağlara ve kuşlara Hz. Davud (a.s) la birlikte Allah’ı tesbih etmelerini emretti. Ayrıca demiri eritip mum gibi yumuşatmayı sonrada ona istediği şekli vermeyi öğretti. Davud (a.s) yumuşattığı demirden bütün bedeni örtecek zırhlar yapardı. Böylece savaşta kendini ve askerlerini koruma altına almıştı. Tarihte ilk zırh yapan insan Hz. Davud (a.s) dır.

Sevgili arkadaşlar Allah’u Teala Kuran’ı Kerimde peygamberler kıssası anlatırken her peygamberde ayrı ahkam ayetlerini vurgulamıştır. Müslümanlar adil olmalı, adaletle hükmetmeli. Kişisel çıkarları, zaafları, kızgınlıkları bir mümini adaletle hükmetmekten alıkoymamalı. Adil hükmün şartlarında biride ön yargıya kapılmadan tarafların her ikisini de dinlemektir.

Bir gün iki komşu bahçe sahiplerinden birinin koyunları diğerinin bahçesine girer, sebzelerini yer, bostanı dağıtır. Dahası ağaçlara da zarar verir. Bahçesinin mahvolduğunu gören bahçe sahibi öfkeyle komşusuna gidip zararının hesabını ister. İster ama koyunlarının sahibi oralı bile olmaz. “hayvandır ne yaptığını bilmez. Ben ister miydim senin bahçen zarar görsün; hayvanların yaptıklarından hiç kimseyi sorumlu tutamazsın.” Der. Bahçe sahibi hakkını aramak için Hz. Davud (a.s)’a baş vurur. Hz. Davud koyunların, bahçe sahibine tazminat olarak ödenmesi hükmünü verir. Bu kararı duyan Davud (a.s)’ın oğlu Süleyman (a.s):

- Ey babacığım ben bu meselede şöyle hüküm veriyorum. Bahçe koyunların sahibine teslim edilsin. Onu dünkü bozulmamış haline getirinceye kadar çalışıp ıslah etsin. O zamana kadarda koyunlar bahçe sahibine teslim edilsin, onların sütünden yününden yararlansın.

Hz. Davud (a.s) oğlunun hükmünü çok beğenir. Her ikisi birden kendilerine hüküm ve ilim veren yüce Allah’a hamd ederler.
Yüce Allah Kuran’ı Kerimde peygamberlere mucizevi özellikler verdiğinden söz eder. Yüce Allah Davud peygambere de dağlara ve kuşlara Hz. Davud (a.s) la birlikte Allah’ı tesbih etmelerini emretti. Ayrıca demiri eritip mum gibi yumuşatmayı sonrada ona istediği şekli vermeyi öğretti. Davud (a.s) yumuşattığı demirden bütün bedeni örtecek zırhlar yapardı. Böylece savaşta kendini ve askerlerini koruma altına almıştı. Tarihte ilk zırh yapan insan Hz. Davud (a.s) dır.

Sevgili arkadaşlar Allah’u Teala Kuran’ı Kerimde peygamberler kıssası anlatırken her peygamberde ayrı ahkam ayetlerini vurgulamıştır. Müslümanlar adil olmalı, adaletle hükmetmeli. Kişisel çıkarları, zaafları, kızgınlıkları bir mümini adaletle hükmetmekten alıkoymamalı. Adil hükmün şartlarında biride ön yargıya kapılmadan tarafların her ikisini de dinlemektir.

Bir gün iki komşu bahçe sahiplerinden birinin koyunları diğerinin bahçesine girer, sebzelerini yer, bostanı dağıtır. Dahası ağaçlara da zarar verir. Bahçesinin mahvolduğunu gören bahçe sahibi öfkeyle komşusuna gidip zararının hesabını ister. İster ama koyunlarının sahibi oralı bile olmaz. “hayvandır ne yaptığını bilmez. Ben ister miydim senin bahçen zarar görsün; hayvanların yaptıklarından hiç kimseyi sorumlu tutamazsın.” Der. Bahçe sahibi hakkını aramak için Hz. Davud (a.s)’a baş vurur. Hz. Davud koyunların, bahçe sahibine tazminat olarak ödenmesi hükmünü verir. Bu kararı duyan Davud (a.s)’ın oğlu Süleyman (a.s):

- Ey babacığım ben bu meselede şöyle hüküm veriyorum. Bahçe koyunların sahibine teslim edilsin. Onu dünkü bozulmamış haline getirinceye kadar çalışıp ıslah etsin. O zamana kadarda koyunlar bahçe sahibine teslim edilsin, onların sütünden yününden yararlansın.

Hz. Davud (a.s) oğlunun hükmünü çok beğenir. Her ikisi birden kendilerine hüküm ve ilim veren yüce Allah’a hamd ederler.
Yüce Allah Kuran’ı Kerimde peygamberlere mucizevi özellikler verdiğinden söz eder. Yüce Allah Davud peygambere de dağlara ve kuşlara Hz. Davud (a.s) la birlikte Allah’ı tesbih etmelerini emretti. Ayrıca demiri eritip mum gibi yumuşatmayı sonrada ona istediği şekli vermeyi öğretti. Davud (a.s) yumuşattığı demirden bütün bedeni örtecek zırhlar yapardı. Böylece savaşta kendini ve askerlerini koruma altına almıştı. Tarihte ilk zırh yapan insan Hz. Davud (a.s) dır.

Sevgili arkadaşlar Allah’u Teala Kuran’ı Kerimde peygamberler kıssası anlatırken her peygamberde ayrı ahkam ayetlerini vurgulamıştır. Müslümanlar adil olmalı, adaletle hükmetmeli. Kişisel çıkarları, zaafları, kızgınlıkları bir mümini adaletle hükmetmekten alıkoymamalı. Adil hükmün şartlarında biride ön yargıya kapılmadan tarafların her ikisini de dinlemektir.

Bir gün iki komşu bahçe sahiplerinden birinin koyunları diğerinin bahçesine girer, sebzelerini yer, bostanı dağıtır. Dahası ağaçlara da zarar verir. Bahçesinin mahvolduğunu gören bahçe sahibi öfkeyle komşusuna gidip zararının hesabını ister. İster ama koyunlarının sahibi oralı bile olmaz. “hayvandır ne yaptığını bilmez. Ben ister miydim senin bahçen zarar görsün; hayvanların yaptıklarından hiç kimseyi sorumlu tutamazsın.” Der. Bahçe sahibi hakkını aramak için Hz. Davud (a.s)’a baş vurur. Hz. Davud koyunların, bahçe sahibine tazminat olarak ödenmesi hükmünü verir. Bu kararı duyan Davud (a.s)’ın oğlu Süleyman (a.s):

- Ey babacığım ben bu meselede şöyle hüküm veriyorum. Bahçe koyunların sahibine teslim edilsin. Onu dünkü bozulmamış haline getirinceye kadar çalışıp ıslah etsin. O zamana kadarda koyunlar bahçe sahibine teslim edilsin, onların sütünden yününden yararlansın.

Hz. Davud (a.s) oğlunun hükmünü çok beğenir. Her ikisi birden kendilerine hüküm ve ilim veren yüce Allah’a hamd ederler.
Yüce Allah Kuran’ı Kerimde peygamberlere mucizevi özellikler verdiğinden söz eder. Yüce Allah Davud peygambere de dağlara ve kuşlara Hz. Davud (a.s) la birlikte Allah’ı tesbih etmelerini emretti. Ayrıca demiri eritip mum gibi yumuşatmayı sonrada ona istediği şekli vermeyi öğretti. Davud (a.s) yumuşattığı demirden bütün bedeni örtecek zırhlar yapardı. Böylece savaşta kendini ve askerlerini koruma altına almıştı. Tarihte ilk zırh yapan insan Hz. Davud (a.s) dır.

Sevgili arkadaşlar Allah’u Teala Kuran’ı Kerimde peygamberler kıssası anlatırken her peygamberde ayrı ahkam ayetlerini vurgulamıştır. Müslümanlar adil olmalı, adaletle hükmetmeli. Kişisel çıkarları, zaafları, kızgınlıkları bir mümini adaletle hükmetmekten alıkoymamalı. Adil hükmün şartlarında biride ön yargıya kapılmadan tarafların her ikisini de dinlemektir.

Bir gün iki komşu bahçe sahiplerinden birinin koyunları diğerinin bahçesine girer, sebzelerini yer, bostanı dağıtır. Dahası ağaçlara da zarar verir. Bahçesinin mahvolduğunu gören bahçe sahibi öfkeyle komşusuna gidip zararının hesabını ister. İster ama koyunlarının sahibi oralı bile olmaz. “hayvandır ne yaptığını bilmez. Ben ister miydim senin bahçen zarar görsün; hayvanların yaptıklarından hiç kimseyi sorumlu tutamazsın.” Der. Bahçe sahibi hakkını aramak için Hz. Davud (a.s)’a baş vurur. Hz. Davud koyunların, bahçe sahibine tazminat olarak ödenmesi hükmünü verir. Bu kararı duyan Davud (a.s)’ın oğlu Süleyman (a.s):

- Ey babacığım ben bu meselede şöyle hüküm veriyorum. Bahçe koyunların sahibine teslim edilsin. Onu dünkü bozulmamış haline getirinceye kadar çalışıp ıslah etsin. O zamana kadarda koyunlar bahçe sahibine teslim edilsin, onların sütünden yününden yararlansın.

Hz. Davud (a.s) oğlunun hükmünü çok beğenir. Her ikisi birden kendilerine hüküm ve ilim veren yüce Allah’a hamd ederler.
Bir gün Hz. Davud (a.s) bir odada yalnız ibadet ediyordu. Birde ne görsün duvardan daha önce görmediği iki kişi atlar. Hz. Davud (a.s) ürkerek onlara bakar. Onlardan biri:

- Korkma biz birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacı, aramızda adaletle hükmet ondan ayrılma. (Sad suresi: 21,22)

Bu kardeşimin 99 dişi koyunu, benimde bir tek dişi koyunum vardır. Onu da bana ver dedi ve beni tartışmada yendi. (Sad: 23) Davud (a.s):

- Andolsun ki senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuş. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı işler işleyenler bunun dışındadır ki sayıları ne kadar azdır.

Hz. Davud’un hüküm vermesinden sonra iki kişi aniden kaybolur. Bunun üzerine Davud (a.s) Allah tarafından denendiğini anlar. Hatasını fark eder. Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tövbe etmiş Allah’a yönelmişti. Zira adaletle hükmetmenin temel kurallarından biri her iki tarafı ön yargısız dinlemektir. Oysa Davud (a.s) bir kişiyi dinledikten sonra hükmünü verdi. Hatasız kul olmaz her insan hata yapabilir. Önemli olan insanın hatasını anlayıp tövbe etmesidir. Allah tövbeleri çokça kabul edendir. Nitekim yüce Allah Sad suresi 25. ayeti kerime de Davud (a.s)’ı bağışladığını belirtmiştir.

Evet sevgili arkadaşlar bizlerde yaşantımızda tek tarafı dinledikten sonra hüküm vermemeliyiz. Bu adil olmaz. Her iki tarafa eşit savunma hakkı tanıdıktan sonra hüküm vermeliyiz.
Bir gün Hz. Davud (a.s) bir odada yalnız ibadet ediyordu. Birde ne görsün duvardan daha önce görmediği iki kişi atlar. Hz. Davud (a.s) ürkerek onlara bakar. Onlardan biri:

- Korkma biz birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacı, aramızda adaletle hükmet ondan ayrılma. (Sad suresi: 21,22)

Bu kardeşimin 99 dişi koyunu, benimde bir tek dişi koyunum vardır. Onu da bana ver dedi ve beni tartışmada yendi. (Sad: 23) Davud (a.s):

- Andolsun ki senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuş. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı işler işleyenler bunun dışındadır ki sayıları ne kadar azdır.

Hz. Davud’un hüküm vermesinden sonra iki kişi aniden kaybolur. Bunun üzerine Davud (a.s) Allah tarafından denendiğini anlar. Hatasını fark eder. Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tövbe etmiş Allah’a yönelmişti. Zira adaletle hükmetmenin temel kurallarından biri her iki tarafı ön yargısız dinlemektir. Oysa Davud (a.s) bir kişiyi dinledikten sonra hükmünü verdi. Hatasız kul olmaz her insan hata yapabilir. Önemli olan insanın hatasını anlayıp tövbe etmesidir. Allah tövbeleri çokça kabul edendir. Nitekim yüce Allah Sad suresi 25. ayeti kerime de Davud (a.s)’ı bağışladığını belirtmiştir.

Evet sevgili arkadaşlar bizlerde yaşantımızda tek tarafı dinledikten sonra hüküm vermemeliyiz. Bu adil olmaz. Her iki tarafa eşit savunma hakkı tanıdıktan sonra hüküm vermeliyiz.
Hz. Davud (a.s) daima kavmine İslam dinini tebliğ ediyor. Yalnızca bir olan Allah’a ibadet etmelerini emrediyordu. Bir gün insanlar; aslında bir olan Allah’a iman ettiklerini ancak yoğun iş temposundan kurtulup ibadet etme zamanı bulamadıklarını söylediler. Eğer Davud (a.s) onlar için bir ibadet günü tayin ederse, o günü ibadet için ayıracaklarını söylediler.

Denizcilikle geçinen halka Hz. Davud:

- istediğiniz gün cumartesi, o gün avlanmak yasak, o gün Allah’a ibadet edin.

Çoğunluğu verdiği söze sadık kalmak istemiyordu. Gözleri hep denizde ki balıklarda idi. Yüce Allah onların yoldan çıkmaları nedeniyle cumartesi o bölgeye sürüyle balık yollayıp diğer günler azaltarak deniyordu. Kafirler, müşrikler buna dayanamazlar; müminler her şeyin Allah’dan geldiği bilincinde, verdikleri sözde dururlar. Böylece akla kara birbirinden ayrılır.

Kafir ve müşrikler Cuma gecesinden ağlarını denize atıyor, cumartesi gecesi topluyorlardı. Yada denize bağlı havuzlar açıp cumartesi gecesi o havuzların denizle bağlantısını kesiyor, havuzda kalan balıkları avlamış oluyorlardı. Bu planlarıyla insan ancak kendini aldatabilir. Zira yüce Allah her an görüp işitir, dahası insanların içinden geçenleri bile bilir. O aldatılmaktan uzaktır.

Bir gurup mümin hiç denizle ilgilenmeden vaat ettikleri gibi cumartesini yalnızca Allah’a ibadetle geçirirken; diğer bir mümin gurup ilaveten Cumartesini hileli balık avlayanlara nasihat edip, yaptıklarının hatalı olduğunu, Allah’dan tövbe edip vazgeçmelerini söylüyorlardı. Hem de onların alaylarına, küçük görmelerine, azarlamalarına karşılık vazgeçmiyorlardı. Çünkü onlar batıl ve sapıklık karşısında susmanın, bir nevi destek olmak olduğunun bilincinde idiler. Hem Allah’ın huzuruna batıl karşısında susmadıklarının yük akıyla çıkmayı, hem de ola ki kafirler, Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye düşünüyorlardı.

Kafirler ve müşrikler Hz. Davud (a.s)’ın ikâzlarına da aldırmayınca Hz. Davud:

- Allah’ım kavmimden bir çok insan sapıttıkça sapıttı. Benim ikâzım onlara tesir etmiyor, lanet onların üzerine olsun. dedi.

Bunu üzerine Allah İsrail oğullarını cezalandırdı. İman etmeyenlere” aşağılanmış birer maymun olun” dedi de onlar bir maymun gibi başıboş yaşadılar. Zaten iman etmeyenler maymunluğa gönülden talipler. Maymundan türedik diye bangır bangır bağırıyorlar
Daisy-BT
9 Haziran 2011 17:05       Mesaj #4
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Hz. Davut



Doğum: İ.Ö. 1015, Beytüllahm
Ölüm: İ.Ö. 975, Beytüllahm
Peygamber, ikinci İsrail kralı.

Süleyman Peygamber'in babasıdır. Yehuda kabilesinden Yesa'nın sekizinci ve en küçük oğlu olan Davut, babasının sürülerini güderken on sekiz yaşındaydı. O sıralar Samuel Peygamber tarafından gizlice İsrail hükümdarı olarak takdis edildi. Filistinlilerin Kralı Calut'a karşı savaşan Talut'un ordusuna katıldı. Calut'u sapan taşıyla öldürmesi ve halkın Davut'a gösterdiği sevgi, Kral Saul'u korkuttu. Saul'un hışmından kaçarak Samuel'e, daha sonra da Nob'daki rahiplere sığındı. Saul, rahipleri öldürtünce, Filistinlilere sığındı. Filistinliler, onun krallarının katili olduğunu öğrenince, Yehuda çöllerinde bir mağaraya saklandı. Uzun yıllar çöllerde dolaştı, Filistinlilerin hizmetine girdi. Saul ölünce Yehuda kabilesine kral seçildi. Daha sonra Yehuda ve İsrail kralı oldu. Kudus'ü başkent yaptı.

Birçok kez evlendi. Talut'un kızıyla ve komutanlarından Orya'nın karısıyla evlendi. Orya'nın karısı Betşeba'dan Süleyman doğdu. Büyük oğlu Abşalom babasına karşı çıktı, diğer oğlu Adoniya, Süleyman'ın babalarının yerine geçmesine itiraz etti. 40 yıl süren krallığının son yılları iç ayaklanmalar, kuraklık, açlık, veba salgını olaylarıyla geçti. Yerine oğlu Süleyman geçti. Davut'a Zebur adlı kutsal kitap gönderilmişti. Peygamber ve kral-hükümdar olarak, birçok sanatçıya esin kaynağı oldu. Bu çalışmalar arasında çobanlığını, Calut'la savaşını, takdis anını, başarısını, harp çalışını vb. anlatan yapıtlar sayılabilir.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Baturalp; 11 Aralık 2016 15:05
11 Aralık 2016 14:12       Mesaj #5
Baturalp - avatarı
MOD Moderatör

Hz. Davud


Kur'ân-i Kerim'de adi geçen israilogullari peygamberlerinden biri.Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)'nin sekizinci ogludur.

İnsanoglu yoldan çikip da batakliga düstükçe, yüce Allah, onlara peygamberler göndermistir. Onlar bu peygamberler vasitasiyla uyarilmistir. israilogullarina da peygamberler gönderilmistir. Onlar, umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmislerdir.
Ad:  Hz_Davut_Kılıcı.JPG
Gösterim: 575
Boyut:  22.3 KB
Hz. Musa'nin vefatindan sonra, yine israilogullari isyanin karanligina daldilar. Azginlik yaparak Hz. Musa'nin Allah'tan getirdigi akîdeyi terk etmeye basladilar. Cenâb-i Allah, onlarin üzerlerine baska bir kabîleyi musallat etti.

Hz. Musa'nin vefatindan sonra israilogullarinin idaresi Yusa'ya kaldi. İsrailogullarini çölden çikararak onlari dedelerinin ülkesine yerlestirdi. Bu ülke, Hz. Yakub'un yasadigi Ken'an bölgesi olup, israilogullari için mukaddes ülke sayilir.

İsrailogullari Hz. Musa'nin vefatindan sonra Filistin çevresine yerlesmis bulunan Amâlika Kabilesi ile karsi karsiya geldiler. İsrailogullari Amâlika ile yaptiklari bir savastan maglup çiktilar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düsman ile çarpismak istediler. Yüce Rabbimiz onlarin bu durumunu söylece anlatmaktadir: "israilogullarindan bir cemaat Musa'dan sonra peygamberlerine:
"Bize bir hükümdar gönder ki, Allah yolunda savasalim" dediler. Peygamber:
"Size muharebe farz olunursa korkarim ki, savasmazsiniz" dedi. Onlar:
"Niçin Allah yolunda savasmayalim? Yurdumuzdan ve evlatlarimizin yanindan çikarildik" dediler. Onlara farz kilindiginda, birazi müstesna olmak üzere, savastan yüz çevirdiler. " (el-Bakara, 2/246)
Peygamberleri onlara:
"Allah, Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi." dediginde, onlar:
"O, bize nasil hükümdar olur? Biz hükümdarliga ondan daha layikiz. Onun mali da çok degildir. dediler. Peygamber. "Allah onu, sizin üzerinize namaz kildi. Ona ilimde ve cisimde fazlalik (üstünlük) verdi. Allah, mülkü diledigine verir. " (el-Bakara, 2/247).
İsrailogullari tarafindan kutsal kabul edilen bir sandik vardi. Kur'ân-i Kerim'de bu sandiga "Tâbût"* adi verilmektedir. Amâlikalilarla yapilan savas sonucunda bu sandik Câlût (Golyat)'in eline geçmisti. israilogullari bunun acisini duyuyorlar, fakat Tâlût'un da hükümdarligina itiraz etmekten geri kalmiyorlardi.
Peygamberleri onlara söyle dedi:
"Onun hükümdarligina alamet; size, içinde Rabbiniz tarafindan sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirasi bulunan Tâbût'u meleklerin yüklenip getirmesidir. Eger siz iman edenlerdenseniz, bunda sizin için ibret ve mûcize vardir. " (el-Bakara, 2/248). Tâbût'un israilogullarinin eline geçmesi onlari yüreklendirdi. Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Tâlût, israilogullarina ögütte bulundu. Onlara söylece seslendi:
"Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor. O nehirden içen benden degildir. Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir" dedi. Onlarin pek azi müstesna, digerleri içti. Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde:
"Bugün Câlût ve askerlerine karsi duracak takat bizde yoktur." dediler. Allah'a kavusacaklarini bilenler, "Nice az bir topluluk vardir ki, Allah'in izni ile daha çok olana galip gelmistir. Allah, sabredenlerle beraberdir. ' dediler. " (el-Bakara, 2/249)
Amâlika ordularinin basinda Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt'un ordusuyla karsi karsiya gelen mümin kitle söyle dua etti:
"Ya Râb, üzerinize sabir ve sebat ihsan eyle, ayaklarimizi sabit kil ve kâfir kavme karsi bize yardim et. " (el-Bakara, 2/250)
Tâlût'un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.), Hz. Yakub'un neslinden idi. israilogullarindan olan Dâvûd, daha küçük yasta bir delikanli iken, hak davanin amansiz düsmani, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptigi mücadeleyi kazanmis ve bu savasta Câlût'u sapan tasiyla öldürmüstü. Bu olayda Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasil yendigi gösterilmektedir.
Câlût, zalim zengin ve korkunç bir hükümdardi. Onun açikça belli olan büyük üstünlügü vardi. Fakat Allahu Teâlâ, o zaman islerin yalniz zahiriyle meydana gelmeyip, gerçek anlamiyla vukû buldugunu göstermek istedi. İslerin hakikatini sadece O bilir. Her seyin ölçüsü yalniz O'nun elindedir. Aslinda insanlara güçlü görünenin zayif, zayif görünenin de Allah'in yardimiyla güçlü oldugu ölçüsü Allahu Teâlâ'ya aittir. insanlar ise vazifelerini yerine getirmek, Allah'u Teâlâ' ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah'in istedigi seyler istedigi sekilde olur. insanlara, kendilerini korkutan zâlimlerin zayif, çok zayif olduklarini, Allah onlarin ölmesini istedigi zaman küçücük delikanlilarin bile maglup edebilecegini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü, daha genç bir bir delikanli iken Hz. Dâvûd'un eline verdi. Burada Allah'u Teâlâ'nin tahakkukunu istedigi gizli baska hikmetler de vardi. Allah, Tâlût'dan sonra mülkü Hz. Dâvûd'un almasini ve onun yerine oglu Süleyman (a.s.)'i varis kilmayi istedi. Bu sebeple Hz. Dâvûd (a.s.)'in gücü, Câlût'u öldürmesiyle gösterilmis oluyordu.
"Allah'in izniyle, onlari hemen hezimete ugrattilar. Dâvûd da Câlût'u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte oldugu seylerden de ona ögretti." (el-Bakara, 2/251).
Câlût'un öldürülmesiyle Amâlikalilar bozguna ugradilar, darmadagin oldular. Bu olaydan sonra halk, Hz. Dâvûd (a.s.)'a daha çok sevgi ve saygi göstermeye basladi.
Tâlût'un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim, hem peygamberlik verildi; "...Dâvûd'a daglari ve kuslari boyun egdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardi. Biz (bunlari) yapariz." "Ona, sizi savasin siddetinden korumak için zirh yapmayi ögretmistik. Ama siz, sükrediyor musunuz ki?" (el-Enbiya, 21/78, 80)
"Andolsun Dâvûd'a tarafimizdan bir üstünlük verdik. Ey daglar, onunla beraber tesbih edin ve ey kuslar (siz de). Ve ona demiri yumusattik.", "Genis zirhlar yap, dokumasini ölçülü yap ve (hepiniz) iyi isler yapin. Çünkü ben, yaptiklarinizi görmekteyim. diye vahyettik." (Sebe, 34/10-11). Hz. Dâvûd (a.s.) hakkinda Kur'ân-i Kerim'den gelen rivâyetler; Dâvûd'un çok güzel bir sesi oldugunu, kendisine verilen Zebur'u okumaya baslayinca, daglarin ve kuslarin onu dinlemek üzere etrafinda toplandiklarini bildirmektedir. Zebur dört büyük semâvî kitaptan birisi olup, yüzelli sûreden ibarettir. Bu kitap, ser'î hükümleri tasimadigi için Hz. Dâvûd, Hz. Musa'nin serîati ile hükmetmistir.
Yahudi kaynaklarinda Hz. Dâvûd'un, Mizmar denen bir musiki âleti çaldigi kayitlidir. Kur'ân'da da:
"(Her taraftan) gelen kuslar da ona icabet ederler, hepsi onun nagmesine katilirlardi ",
"Onun mülkünü kuvvetlendirmistik. Kendisine hikmet ve açik konusma, güzel konusma vermistik. " (Sad, 38/19-20) buyuran Allah, ayni sûrenin 21. âyetinde, Hz. Dâvûd (a.s.) zamaninda olan bir hâdiseyi de, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e söyle haber vermistir:
"Dâvûd'un yanina gelmislerdi de, onlardan korkmustu. Korkma dediler, Biz, iki davaciyiz. Birimiz ötekinin hakkina saldirdi. simdi sen aramizda hak ile hükmet. Zulmetme. Bizi yolun ortasina (adalete) götür. " (Sad, 38/22)
Kur'ân'da anlatildigina göre bunlar iki kardestiler. Birisinin doksandokuz koyunu, ötekinin bir tek koyunu vardi. Böyle iken doksandokuz koyunu olan öteki kardesinin tek koyununu ister, aralarinda tartisma çikar. Tek koyunu olani bu tartismayi kaybeder. Hz. Dâvûd (a.s.)'a müracaat ederler. O, davaci olanlardan birini dinler, ötekini dinlemeden hükmünü verir. Bunu da Allah'u Teâlâ'nin kendisini imtihani sanir. Ancak bu yaptigi hareket sebebiyle Allah'dan magfiret dileyip secdeye kapanir, tövbe eder. Allah, onu affettigini bildirir ve ona su vahyi indirir:
"Ey Dâvud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptik. insanlar arasinda adaletle hükmet, keyfine uyma. Sonra seni Allah yolundan saptirir. Allah'in yolundan sapanlara, Allah'in hesap gününü unuttuklarindan dolayi, çetin bir azap vardir. " (Sad, 38/26)
İsrailogullari, Hz. Dâvûd zamaninda en parlak dönemlerini yasamislardir. Dâvûd (a.s.) Kudüs'ü fethetmis, kendisine baskent yapmisti.
Hz. Dâvûd, hem hükümdar, hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmisti. O, israilogullarini kirk yil yönetti ve Rabbine kavustu. Hz. Dâvud (a.s.)'in yerine oglu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi. Hz. Dâvûd, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi.
Abdullah b. Amr'dan rivâyetle, Abdullah, her gün gündüzleri oruç tutar, geceleri de (nâfile) namaz kilardi. Onun bu durumu Rasûlullah'a bildirildiginde Hz. Peygamber onu çagirdi ve söyle buyurdu:
"Bir gün oruç tut, bir gün iftar et. iste bu Dâvûd (a.s.)'in orucudur."
Bir baska rivayette ise, Rasûlullah (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Allah'u Teâlâ ya en sevimli oruç, Dâvûd (a.s.)'in orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi. Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd namazi idi. O, her gecenin yarisinda uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kilardi. Altida birinde de yine uyurdu." (Müslim, Siyam, 183; Nesâî, Siyam, 69).
Son düzenleyen Baturalp; 11 Aralık 2016 15:53
11 Aralık 2016 15:29       Mesaj #6
Baturalp - avatarı
MOD Moderatör
Hz. Davud


Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç