Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 9 Ocak 2017  Gösterim: 51.673  Cevap: 5

Ziya Gökalp

KafKasKarTaLi
11 Mayıs 2006 23:59       Mesaj #1
KafKasKarTaLi - avatarı
Ziyaretçi

Ziya Gökalp

Ad:  Ziya Gökalp.JPG
Gösterim: 408
Boyut:  30.0 KB

(d. 23 Mart 1876, Diyarbakır - ö. 25 Ekim 1924, İstanbul)
Sosyolog ve düşünür.

Sponsorlu Bağlantılar

Türkçülük düşüncesini sistemleştirmiş, II. Meşrutiyet (1908) ve Cumhuriyet (1923) dönemlerinde düşün ve siyaset alanında önemli etkileri olmuştur.İlk ve orta öğrenimini Diyarbakır’da yaptı. Daha bu yıllarda edebiyata, kültürel ve toplumsal sorunlara ilgi duydu. Diyarbakır’ da tanıştığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularından Doktor Abdullah Cevdet’ ten etkilendi. 1895’te yükseköğrenim için İstanbul’a gitti. Baytar Mektebi’ne girdi. Buradaki öğrenciliği sırasında İbrahim ve İshak Sükûti ile ilişki kurdu. II. Abdülhamid (hd 1876-1909) yönetimine muhalefet çalışmaları sırasında tutuklandı (1899). On ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Diyarbakır’a sürüldü (1900). 1908’e değin burada küçük memuriyetler üstlenen Ziya Gökalp zamanını daha çok toplumsal sorunlarla ilgili incelemelere ve ideolojik araştırmalara ayırdı.

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır şubesini kuran Ziya Gökalp aktif siyasal çalışmaya yöneldi. Peyman gazetesini çıkardı. Gerek 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) nedeniyle daha sonra kapanan bu gazetede, gerekse Diyarbakır gazetesinde şiir ve yazılarını yayımladı. 1909’da Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi’ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı; ertesi yıl da örgütün merkez yönetim kuruluna getirildi. Bu görevi dolayısıyla Selanik’e gitti. Kurulmasında etkin rol aldığı İttihat ve Terakki İdadisi’nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da Genç Kalemler dergisinde yazdı.

1912’de Ergani Maden’den Meclis-i Mebusan’a seçilerek İstanbul’a yerleşen Ziya Gökalp, Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı Türk Yurdu başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası ve Yeni Mecmua’da düşüncelerini, bilimsel çalışmalarının sonuçlarını dile getiren yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-ı Osmani’de sosyoloji dersleri verdi.

I. Dünya Savaşı (1914-18) yıllarında iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ nin en etkin ideologu olan Ziya Gökalp, savaşın yenilgiyle bitmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919’da İngilizlerce Malta Adasına sürüldü. İki yıllık sürgün döneminin sonunda Diyarbakır’a gitti ve burada Küçük Mecmua’yı çıkardı (1922). 1923’te Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti başkanlığına atanarak Ankara’ya gitti. Aynı yıl, İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Diyarbakır mebusu olarak katıldıysa da ertesi yıl kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul’da öldü.

Ziya Gökalp Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girmiş, toplumsal ve siyasal görüşünü bu hedef doğrultusunda biçimlendirmiştir. Düşüncesinin temelinde Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle Batı’dan aldığı belli değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” olarak özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamdı. Genel olarak hars medeniyet ayrımında milli kültür (hars) ile Batı uygarlığı (medeniyet) arasındaki ayrımı vurgulamış, uluslararası kültürün yapıcı öğesinin milli kültürler olduğunu ileri sürmüştür.

Ulusal düzeyde saray edebiyatına ve Batı öykünmediğine karşı halk kültürünü savunmuştur. Öte yandan Batı’nın teknolojik ve sınai gelişmesine temel oluşturan pozitif bilim anlayışını benimsemenin gerekliliği üzerinde durmuştur. Daha çok toplumsal işlevini vurguladığı dini ise toplumda birlik ve dayanışmayı sağlamaya yardımcı bir öğe olarak değerlendirmiştir.

Ziya Gökalp’in toplum modeli özel olarak Fransız toplumbilimci Emile Durkheim aracılığıyla benimsediği solidarizme (dayanışmacılık) dayanıyordu. Bireyi temel alan liberalizmin ve sınıflan temel alan Marksizmin dayandığı çatışmacı toplum anlayışına karşı mesleki örgütleri (korporasyon) temel toplumsal birim olarak kabul eden solidarizmde Gökalp, uzlaşmacı dünya görüşüyle örtüşen toplumsal ahengi sağlamaya yönelik bir sistem bulmuştu. Siyasal partileri reddetmeyen, ama korporatif temsile dayanan bir siyasal sistemi savunması, bireysel özgürlüklerin toplumsal dayanışmaya ve kamu çıkarlarına ters düşmemesi gerektiğini söylemesi, haktan çok görevi vurgulaması ve bir bütün olarak toplumsal bilince (vicdan) verdiği önem bu görüşün ayrılmaz parçalarıydı.

Gökalp kurduğu sistemi içtimai mefkûrecilik (toplumsal idealizm) olarak adlandırmıştı.Siyasal gelişmelere duyarlı bir düşünür olan Ziya Gökalp’in düşüncelerindeki değişme de İttihat ve Terakki ile Cumhuriyet rejiminin siyasal doğrultularına uygun düştü. Mustafa Kemal’in (Atatürk) kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin “halkçılık” ve “milliyetçilik” ilkelerinin olgunlaştırılmasında olduğu kadar kültürel nitelikli atılımlarda da onun düşüncelerinin büyük payı oldu.

Çeşitli dergilerde yayımlanan sayısız makalelerinin yanı şıra, Ziya Gökalp’in başlıca Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918, 1988), Türk Töresi (1923, 1987), Doğru Yol (1923), Türkçülüğün Esasları (1923,1989), Türk Medeniyeti Tarihi (1926, 1989), Kızıl Elma (1914), Yeni Hayat (1918), Altın Işık (1923, 1987) adlı yapıtları vardır.

Gökalp’le ilgili yayınlar arasında Uriel Heyd’in Foundations of Turkish Nationa- lism, The Life and Teachings of Ziya Gökalp (1950; Türk Ulusçuluğunun Temelleri, \919IZiya Gökalp, Türk Milliyetçiliğinin Temelleri, 1980) adlı kitabıyla Taha Parla’nın The Social and Political Thought of Ziya Gökalp, 1876-1924 (1985; Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm, 1989) adlı incelemesi sayılabilir.

Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Baturalp; 11 Kasım 2016 14:05


2 Ekim 2006 16:08       Mesaj #2
KisukE UraharA - avatarı
VIP !..............!

Ziya Gökalp

Ad:  Ziya Gökalp1.JPG
Gösterim: 387
Boyut:  33.0 KB


Ziya Gökalp (1876-1924) öncelikle Türkiye'yi Sosyoloji ile tanıştıran kişiydi ve ateşli bir Türk Milliyetçisi olarak sosyolojiyi entellektüel bir temel oluşturmada esas aldı.

Mahallî,resmî bir gazetede mesul müdür bir memurun oğlu olan Mehmet Ziya (daha sonra Gökalp) Diyarbakır'da doğdu, orada laik okullara devam etti ve aynı zamanda islam hukukuna vakıf olan amcasından geleneksel islam ilimlerini öğrendi. 18 yaşında intihara teşebbüs etti. Yine de, bir sonraki yıl İstanbul'a gidebildi ve Baytar Mektebine (Veterinary College) kaydını yaptırdı.

Daha önce Jön Türklerin (Young Turks) fikirlerinden etkilenen Gökalp, 1985 yılında İstanbul'da gizli bir örgüt olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (Union and Progress) üyesi oldu. 1898'de tutuklandı; bir yıllık mahpusluk devresinden sonra bütün zamanını çalışmalarına adadığı doğduğu şehre sürgün edildi. O yıllarda Paris'te sürgünde olan Jön Türkler Fransız sosyolojisinden çok yoğun olarak etkilenmişti.İçlerinde Le Play hayranı olan Prens Sabahattin, Osmanlıların sadece sosyolojik çalışmalar yoluyla sosyal değişmeyi anlayabileceklerini daha sonra bu görüş Gökalp tarafından da desteklenmişti ve imparatorluğu bir arada tutan çeşitli unsurlar arasında uzlaşma sağlama yolunu bulabileceklerini (28 Ağustos, 1099 tarihli Peyman gazetesinin ilk sayısında) beyan etmişti.

Jön Türk devriminden sonra, 1908'de Gökalp İttihat ve Terakki Fırkası'nın Diyarbakır'daki temsilcisi oldu. Bir yıl sonra, fırkanın Selanik'teki merkez heyetine üye seçildi ve kendisine parti doktrinini anlatma ve genç insanları parti saflarına çekme görevi verildi. 1910 yılında Selanikte sosyoloji öğretimini esas alan bir göreve atandı. Türkiye'de ilk defa gerçekleşen böyle bir atamadan beş yıl sonra da İstanbul Üniversitesi'nde ilk sosyoloji profesörü oldu. O, İstanbul'u Türkiye'deki sosyoloji çalışmaları için bir merkez haline getirirken, bu faaliyeti 1919'a kadar Edebiyat Fakültesinde sürdürdü. 1. Dünya Savaşı sonrasında Malta'ya sürgüne gönderilen Gökalp, yürekli bir Atatürk taraftarı olarak 1921'de Diyarbekir'e geri döndü ve milli liderlere yol göstermek amacıyla sosyolojik makale serileri hazırladığı küçük mecmua'nın sorumlu müdürü oldu. 1922'de (Ministry of Public Deparmant of the Education) un Ankara'daki Kültürel Yayınlar Dairesine müdür olarak atandı ve orada ünlü eseri "Türkçülüğün Esasları" yayınlandı.

Gökalp Jön Türklerin gerçekleştireceği siyasi devrimin, iktisat aile, güzel sanatlar, ahlak ve hukuk gibi alanlarda "Yeni Hayat" ortaya çıkaracak sosyal bir devrimle tamamlanmaya ihtiyaç gösterdiğine inanmıştı. Yeni bir Türk medeniyeti sadece Türkiye'nin gerçek milli değerlerinin kazanılmasıyla yaratabilirdi. 1911'e kadar Gökalp, değerlerin hiçbir şey ifade etmediğine,"fikir-kuvvet"(idees forces)'un felsefesi öneme haiz olduğuna inanmıştı. Fakat 1912'den sonra Durkheim'in değerlerle ilgili yorumunu (collective represantations) kollektif temsiller olarak kabul etti. (Gökalp, Durkheim'i en önemli sosyolog ve sosyolojinin kurucusu olarak düşünüyordu.)

Gökalp'e göre tam olarak ifade edildiklerinde idealler olarak adlandırılan kollektif temsiller (collective reprasantations). kollektif şuurdaki gerçeklerdir. Değerlerin tek kaynağı toplumun kendisidir, ve bireylerce elde edilen kollektif duygu ve bilgi birikimi kollektif şuuru oluşturur. (1911-1923) 1959, s.62-64)

Balkan savaşı yenilgisinden sonra, Türkiye için kritik bir dönem başladı. Reformlar üzerindeki tartışmalara İslâmcılık, Batıcılık ve Türkçülük arasındaki çatışmalar öncülük etti. 1912'de İstanbul'a gelen Gökalp, bu çatışmaların daha geniş bir bakışla ele alınarak, giderilmesi gerektiğini hissetti. Gökalp, insanın her biri kendi değer sistemine sahip olan kültür gruplarının ve evrensel kabul ve kültürel yayılma kaabiliyeti olan kural ve tekniklerin bileşimi olduğunu tartıştı. ([1911-1923] 1959, s.97-101) Türklerin aynı anda; Türk Milletine, İslâm ümmetine ve Avrupa medeniyetine ait olduğu sosyolojik bir vakaydı. (Gökalp [1911-1923] 1959, s.71-76; Heyd 1950, s. 149-15]) Gökalp, milliyetçiliğin, modern çağın en güçlü ideali, milletlerin ise, kültür grupları skalasında en üst seviyede gelişmemiş türler olduğunu, yoğunluğu gittikçe artan bir şekilde vurguladı. Millet kavramı içinde, Türk kültürünü, İslâmı ve Batı teknolojisini bir araya getirmenin mümkün olduğunu düşündü. Gökalp, daha sonra, kollektif temsilleri millî âdetlerle bir tutma gerektiği noktasına geldi ve ......" bir milletin kültürünü ait olduğu medeniyetten ayırma çalışmaları yapan disipline kültürel sosyoloji adı verildiğini" öne sürdü. ([1911-1923] 1959, s.172-173)

Bir sosyoloğun görevinin millî kültür unsurlarını ortaya çıkarmak (keşfetmek) olduğu inancını takiben, Türk ailesinin evrimi ile (pre-islamic) İslâm-öncesi Türk dini ve devlet üzerine bir dizi çalışmaya girişti. Gökalp'ın modernleşmiş islâm düşüncesine ait teorisi ilahi kaynaklı olmasından ziyade, sosyal kaynaklı uzlaşma dayanan ve bundan dolayı seküler değişimi parelel olarak değişebilen İslamın kurallarının bir kısmına yönelikti. ([1911-1923]1959, s.193-196) Bir devletin seküler olması gerektiğine inanmıştı ve eğitim ve ekonominin millî olması gerektiğinin ısrarlı savunucusuydu. Eğitim ve ve hukuku sekülerleştirme ve kadınlar için eşit haklar teklif etme üzerindeki programları kısmen 1917 - 1918 yıllarında uygulamaya konuldu.

Gökalp üzerindeki fikirler ikiye ayrılır. Gökalp, bizzat kendisi, çalışmalarını özgün hale getiren şeyin, Durkheim'ın sosyolojik metodu üzerindeki denemelerini Türk medeniyetine uygulamak olduğunu düşünüyordu. Destekleyicileri ise; onun kültür ve millet yapısı üzerindeki kavramsallaştırmalarının özgün olduğu ve çalışmalarının, Durkheim geleneğindeki bilimsel sosyolojiyi temsil ettiği konusunda hemfikirdiler; ayrıca, muhalifleri, Gökalp'ın baskın kollektivist fikirlerle, dogmatik tümden ve gelimci bir zihin yapısına sahip olduğunu vurgularlar. Bunların ötesinde, Gökalp, ateşli bir milliyetçiydi ve öğretilerinin Türkiye'nin modernleşmesi yolunda fikrî bir kaynak sağladığına şüphe yoktur.

ESERLERİ


(1911-1923) 1959 Turkish Nationalism and Western Civilization: Selected Essays, Translated and edited with an introduction by Niyazi Berkes. New York: Columbia Univ. Press.
(1923) 1940 Türkçülüğün Esasları ("Foundations of Turkism") İstanbul: Arkadaş Matbaası. Külliyat. 2 bölüm Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1952-1965. bölüm 1: Şiirler ve halk masalları bölüm 2: Ziya Gökalp'ın mektupları. Ziya Gökalp'ın ilk yazı hayatı, 1894-1909: Doğumu'nun 80. yıldönümü münasebetiyle. İstanbul: Diyarbakırı Tanıtma Derneği 1956.
Son düzenleyen Baturalp; 11 Kasım 2016 13:50 Sebep: başlık ve sayfa düzeni foruma uygun resim eki
Daisy-BT
6 Eylül 2011 23:49       Mesaj #3
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Ziya Gökalp

Ad:  Ziya Gökalp1.JPG
Gösterim: 376
Boyut:  25.4 KB


Doğum: 1876, Diyarbakır
Ölüm: 1924, İstanbul
Yazar, düşün adamı.

Diyarbakır Askerî Rüştiyesi'ni bitirdi. Mülkiye İdadisi'nde ve Baytar Mektebi'nde okudu. Okulun son sınıfındayken II. Abdülhamit'in zorbalık rejimine karşı gizli bir cemiyete katıldığından 9 ay Taşkışla Hapishanesi'nde yattı; çıkınca da Diyarbakır'a sürgün edildi (1900). Arapça ve Farsça öğrendi. Bir yandan da İttihat ve Terakki Partisi'nin Diyarbakır Şubesi'ni açarak siyasal eyleme geçti. Dicle ve Peyman gazetelerini çıkardı.

1910'da Selânik'te toplanan İttihat ve Terakki Partisi'nin genel kongresine Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Merkezi umumiyeye (genel merkez) üye seçildi. İttihat ve Terakki Lisesi'ni kurdurarak ilk kez bu lisede toplumbilim dersini programa aldırdı. Daha sonra, Ergani-Madeni'nden mebus seçilince İstanbul'a yerleşti. Türk Ocağı'nın çalışmalarına katıldı. 1918'de Hars ve İlim Heyeti üyeleri arasında görev aldı. İstanbul'un İngilizler tarafından işgal edilmesine kadar İstanbul Darülfünunu'nda toplumbilim dersi okuttu (Ekim 1914-28 Ocak 1919).

Bir süre Bekirağa Bölüğü'nde tutuklu kaldıktan sonra Malta Adası'na sürüldü. Dönüşünde (19 Mayıs 1921) bir süre Diyarbakır'da oturdu; sonra Telif ve Tercüme Encümeni Reisliği'ne atanınca Ankara'ya yerleşti. Diyarbakır'dan milletvekili seçildi (11 Ağustos 1923). Genç Kalemler (1911). Türk Yurdu (1912), Tanin, Halka Doğru, Türk Sözü, İslâm, İktisadiyat, Millî Tetebbular, Muallim, Darülfünun Edebiyat Fakültesi, İçtimaiyat, Harf ve kendi yayımı Yeni Mecmua'da (66 sayı, 12 Temmuz 1917 - 26 Ekim 1918) dil, tarih, toplumbilim alanlarındaki araştırma yazılarının yanı sıra yeni dil hareketine örneklik amacıyla manzumeler yayımladı.

Malta sürgününden dönüşünde Diyarbakır'da çıkardığı Küçük Mecmua'da (33 sayı, 5 Haziran 1922 - 5 Mart 1923), Hakimiyeti Milliye, Yeni Türkiye ve Cumhuriyet gazetelerinde dil ve edebiyat konularının yanı sıra siyasal ve toplumbilimsel yazılar yazdı. İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra İttihat ve Terakki Fırkası'nın Genel Merkezi'ne seçilen Gökalp, Selânik'te yerleşerek ulusçuluk ülküsünü yayma girişimlerine başladı. Başlangıçta Turancılık gibi, dolaylı yoldan Enver Paşa'nın Almancı politikasını destekleyen manzumelerine, yazılarına karşın, daha sonra ulusal çıkarları gözeten düşüncelerini sistemleştirmeye çalıştı. Çalışmalarıyla Millî Edebiyat akımının güçlenme aşamasına katkıda bulunan düşün ve sanat adamlarına öncülük etti.

Başlıca yapıtları:


"Şaki İbrahim Destanı" (1908)
"Kızıl Elma" (şiirler, 1915)
"Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak" (1918)
"Yeni Hayat" (şiirler, 1918)
"Altın Işık" (şiirler, 1923)
"Türkçülüğün Esasları" (1923)
"Türk Medeniyeti Tarihi" (1925)
"Malta Mektupları" (1931)

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Baturalp; 11 Kasım 2016 14:05 Sebep: başlık ve sayfa düzeni foruma uygun resim eki
mhmmdcngz
29 Ağustos 2012 15:16       Mesaj #4
mhmmdcngz - avatarı
Ziyaretçi

Ziya Gökalp ( 1876)- (1924)


23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışıyordu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 1895 yılında İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğretimi sırasında, İbrahim Temo ve İshak Sukûti ile tanıştı. Jön Türkler’den etkilendi.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. 1900 yılında serbest bırakıldıktan sonra, Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908′e kadar Diyarbakır’da küçük memuriyetler yaptı. II.Meşrutiyet’ten sonra İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. “Peyman” gazetesini çıkardı. 1909′da Selanik’te toplanan İttihat Terakki Kongresi’ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi.

1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi’nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da “Genç Kalemler” dergisini çıkardı. 1912′de Ergani Maden’den Meclis-i Mebusan’a seçildi, İstanbul’a taşındı. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı “Türk Yurdu” başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua’da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani’de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.

I. Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’nin yenilmesinden sonra, bütün görevlerinden alındı. 1919′da İngilizler tarafından Malta Adası’na sürgüne gönderildi. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır’a gitti, Küçük Mecmua’yı çıkardı. 1923′te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı’na atandı, Ankara’ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Diyarbakır mebusu olarak girdi. Kısa süren bir hastalığın ardından, 25 Ekim 1924 tarihinde, İstanbul’da vefat etti.

ESERLERİ:


Kızıl Elma (1914)
Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918)
Yeni Hayat (1918)
Altın Işık (1923)
Türk Töresi (1923)
Doğru Yol (1923)
Türkçülüğün Esasları (1923)
Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)
Son düzenleyen Baturalp; 11 Kasım 2016 13:07 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
11 Kasım 2016 13:25       Mesaj #5
Baturalp - avatarı
MOD Moderatör

Ziya Gökalp (1876 - 1924)

Ad:  Ziya_Gökalp3.JPG
Gösterim: 374
Boyut:  33.2 KB

Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876'da Diyarbakır'da doğdu. II. Meşrutiyet'ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır.

Öğrenimine Diyarbakır'da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiye'yi (1890) ve Askeri İdadi'yi bitirdi (1894). Ziya Gökalp, tıbbiyelilerin istibdata son vermek için kurdukları İhtilal Komitesine girmiş, okuldaki faaliyetleri ve okuduğu Fransızca kitapların zararlı sayılması yüzünden hapsedilmiştir. Diyarbakır Valisi Halit Bey'in yolsuzluklarına karşı mücadeleye girişen arkadaşlarıyla birlikte yasak yayın okudukları gerekçesiyle tutuklandı (1898). İstanbul'a döndükten sonra da okuldan uzaklaştırıldı.

Ziya Gökalp, hükümlülük süresi dolunca "Zaptiye Nezareti altında bulundurulmak üzere" Diyarbakır'a gönderildi. Burada Siyaset, felsefe ve tarih üstüne incelemeler yaparken, istibdat aleyhine gizli faaliyetlere de katıldı. Bölgede güvenliği sağlamak için kurulmuş Hamidiye alaylarının başındaki Milli aşiret reisi İbrahim Paşa'nın adının karıştığı soygun ve baskın olayları karşısında halkı direnmeğe ve eyleme yöneltti. Halk 3 gün süreyle telgrafhaneyi işgal etti (1905). İbrahim Paşa ve adamlarının cezalandırılması için saraya telgraflar çekildi. Üstelik, Avrupa ve Asya ülkeleri arasındaki haberleşmenin bağlantı noktası olan Diyarbakır telgrafhanesinin bu bağlantıyı kesmesi olayın daha da büyümesine yol açmış ve yabancı ülkeler saraya baskı yapmaya başlamıştı. Konuyu incelemek üzere İstanbul'dan Diyarbakır'a gönderilen soruşturma kurulu Hamidiye alaylarının bir süre sinmesini ve yolsuzluklara son vermesini sağladı. Ancak halkın yakınmasına yol açan yeni olaylar patlak verince, Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğinde halk yeniden telgrafhaneyi ele geçirdi. 11 gün süren bu ikinci işgal halkın kesin zaferiyle sonuçlanmış, hükümet İbrahim Paşa ve alaylarını bölgeden uzaklaştırmak zorunda kalmıştır (1907). Gökalp, ilk eseri olan Şaki İbrahim destanında bu olayı anlatır.

II. Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp'ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı. Partinin Diyarbakır, Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle görevlendirilen Ziya Gökalp, bu dönemde Diyarbakır ve Peyman gazetelerine yazıyordu. 1909'da partinin Selanik'teki kongresine il temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik'e gitti. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli duyguları, tarih bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her şeyin üstünde tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu. İttihat ve Terakki Genel Merkezi İstanbul'a taşınınca (1912), Gökalp da İstanbul'a yerleşti. O yıl Ergani madeninden Milletvekili seçildi.

Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının ilkelerini saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze varılmasını şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918), Darülfünun'da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki'nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin başında yer aldı. İstanbul'un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl Malta'da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra, Uelif ve Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır'da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı.

1923'te Diyarbakır'dan milletvekili seçildi. Hakimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı. O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp'ın neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp'ın Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973). 1924'te İstanbul'da öldü.
9 Ocak 2017 14:56       Mesaj #6
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam

Ziya Gökalp

Ad:  Ziya Gökalp.jpg
Gösterim: 309
Boyut:  39.3 KB

Türkçülük düşüncesini sistemli bir ideoloji haline getiren sosyolog ve düşünürdür.

Diyarbakır'da doğan (1876-1924), Ziya Gökalp'in asıl adı Mehmed Ziya'dır. Daha küçük yaşlarda okumaya karşı büyük ilgi duyan Ziya Gökalp Diyarbakır Askeri Rüştiyesi'ni bitirdi. Daha sonra aynı kentteki mülkiye idadisinde (lise) öğrenimini sürdürdü. Felsefe ile sosyal bilimlere ilgisi lise sıralarında başlamıştı. Bu sırada bir kolera salgını nedeniyle Diyarbakır'a gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularından doktor Abdullah Cevdet'le tanışarak onun etkisinde kaldı. Lise eğitimini tamamlayan Ziya Gökalp, İstanbul'a gitme isteği ailesince geri çevrilince başına kurşun sıkarak intihar girişiminde bulundu. Sonunda İstanbul'a giderek Baytar Mektebi'nde yükseköğrenimine başladı. Öğrenciliği sırasında tanıştığı İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularından İbrahim Temo kanalıyla bu örgüte katıldı.

Ziya Gökalp'in yükseköğrenimi siyasal ilgileri nedeniyle birkaç kez durakladı. Abdülha-mid yönetimine karşı gizli faaliyetlerinden ötürü 1899'da tutuklandı. 10 ay hapis yattıktan sonra Diyarbakır'a sürgün edildi. Diyarbakır'da küçük memurluklarda bulunan Ziya Gökalp zamanının çoğunu okumaya ayırarak kendini yetiştirmeye çalıştı. Ayrıca Diyarbakır gazetesinde yazıları ve şiirleri yayımlanıyordu. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanını izleyen günlerde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Diyarbakır şubesini kurarak siyasal çalışmalara başladı. Birkaç arkadaşıyla birlikte Pey-man gazetesini çıkardı. 1909'da Selanik'te toplanan İttihat ve Terakki kongresine Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Ertesi yıl bu örgütün genel merkez üyeliğine seçilince yeniden Selanik'e gitti. Bu arada Genç Kalemler dergisinde yazılar ve şiirler yayımlıyordu.

1912'de Ergani Madeni Sancağı'ndan Meclis-i Mebusan'a seçilen Ziya Gökalp İstanbul'a yerleşti. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Bu derneğin yayın organı olan Türk Yurdu başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, Yeni Mecmua, Milli Tetebbular Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası gibi dergilerde yayımladığı yazılarıyla görüşlerini hızla yaymaya başladı. Bir yandan da Darülfünun'da (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri veriyordu. Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkınca savaş süresince yönetimde olan İttihat ve Terakki'nin de iktidarı son buldu. Bu partinin etkin kuramcılarından olan Ziya Gökalp 1919'da İngilizler tarafından Malta Adası'na sürüldü. İki yıl süren sürgün 1921'de son bulunca Diyarbakır'a giderek Küçük Mecmua'yı yayımlamaya başladı. 1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Encümeni başkanlığına atanan Ziya Gökalp, Ankara'ya yerleşti. Aynı yıl Diyarbakır milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi. Kısa süren bir hastalığın sonunda İstanbul'da öldü.

Ziya Gökalp'in düşünceleri değişik dönemlerde farklı biçimler almıştır. 1908'e kadarki dönemde özgürlük ve değişimden yanadır. Jön Türkler'in Abdülhamid'e karşı yürüttükleri anayasacı mücadeleden etkilenmiştir. O da her Osmanlı aydını gibi devletin nasıl kurtulacağı üzerine düşünüyor, özellikle imparatorluğun içindeki milliyetlerin Osmanlı Devleti'nden kopma eğilimlerinin hız kazanması üzerine bu soruna yanıtlar arıyordu.

1909'da İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kongresi için Selanik'e giden Ziya Gökalp'in düşüncelerinde büyük değişiklikler oldu. Diyarbakır'da Tanzimat devrini yaşayan Osmanlı milliyetçisi Ziya Gökalp'in yerini Türkçü Ziya Gökalp aldı. Bu değişme döneminin ürünü olan Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918) adlı yapıtında Türk toplumunun ülküleri nelerdi sorusuna İslamcı ve batıcı ideolojileri eleştirerek yanıt verir. Ona göre, İslamcılar'ın temsil ettiği ülküler Türk toplumunun çağdaşlaşma özlemlerini engellemiştir. Çünkü bu ülküleri yaşatan toplum bir ümmet toplumudur. Ama Türk toplumu artık ümmet türünden ulus türüne geçiş aşamasındadır. Yalnız Türkler arasında değil, çağdaş dünyada da dinsel ülküler aşınmaktadır. Çağdaş toplumlar ümmet toplumları değil, ulus toplumlarıdır. En yüksek ülküleri ulusal ülkülerdir. Ziya Gökalp'e göre çağdaş uygarlık bir uluslar uygarlığıydı. Bir uygarlık içindeki ulusların kendine özgü olan yanı hars, yani kültürdü.

Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları (1923) adlı yapıtında Türk ulusunu yükseltmek için tutulması gereken yolun ve uyulması gereken ilkelerin neler olduğunu ele aldı. İlk olarak "Millet ırk mıdır?" sorusuna hayır yanıtını verdi. Uluslarda köken aranmayacağını, insanlarda ırkın toplumsal yapılara hiçbir etkisi olmadığını vurguladı. Ulusun kavim olup olmadığı sorusuna da olumsuz yanıt vererek ulusu aynı ülkede oturan halklar toplamından da ayırıyordu. Gökalp'e göre ulusu oluşturan şey terbiyede ve kültürde birliktelikti. Ulus, dil, din, ahlak ve estetik açılarından ortak olan bireylerden oluşan bir kitleydi. Kültür ve uygarlık üzerinde duran Ziya Gökalp kültürün ulusal, uygarlığın uluslararası olduğunu belirtir. Kendi ulusal kültürümüzü koruyarak doğu uygarlığından çıkıp batı uygarlığına girmemiz gerektiğini vurgular.

Ziya Gökalp, Türkçülük görüşlerini sergilemeye başladığı II. Meşrutiyet döneminde Osmanlıcılık ve İslamcılık görüşlerine karşılık, değişik yerlerde oturan tüm Türk topluluklarını tek bir yönetim altında toplamayı amaçlayan "Turan" ülküsünü ortaya attı. Ama cumhuriyetin kurulmasından sonra bu düşlerinden vazgeçti.

Ziya Gökalp cumhuriyet kurulmadan önce yazdığı makaleleriyle şiirlerinde halkçılık, devletçilik, laiklik, eğitimin birliği gibi ilkeleri savunmuştu. Gene bu dönemde kadınların özgürlüğü sorunu üzerinde durmuş, bu konuda yazdığı yazılarda, kadınların toplumsal hayata, özellikle ekonomik hayata ve serbest mesleklere katılması, eğitim fırsatlarında, evlenme, boşanma ve miras hukukunda kadınlara eşitlik sağlanması konularını işlemiştir.

Ziya Gökalp Türkiye'de sosyolojinin bir bilim dalı olarak yerleşmesinde son derece önemli bir rol oynamıştır. Bilimi somut toplumsal olayları çözecek bir anahtar olarak gören Ziya Gökalp tarih, folklor, ekonomi, din gibi çok çeşitli konulara ilgi duymuştur. Durkheim sosyolojisini ülke sorunlarına uygulamaya çalışarak mesleki örgütleri temel alan ve toplumsal dayanışmayı savunan bir sistem geliştirmiştir. Bu konuda Türkçülüğün Esasları adlı yapıtında mesleki temsile dayanan bir yapının zorunluluğunu vurgular. Yöresel esnaf loncaları yerine merkezi milli loncalar önerir.

Ziya Gökalp'in öbür yapıtları arasında Türk Töresi (1923), Doğru Yol (1923), Türk Medeniyeti Tarihi (1926) gibi araştırma kitaplarıyla Kızıl Elma (1914), Altın Işık (1923) adlı şiir kitapları sayılabilir.

Edebi Kişiliği

Ad:  Ziya Gökalp-2.jpg
Gösterim: 297
Boyut:  62.4 KB

“Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel ögesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslam’dı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına Halk edebiyatını koydu. Batı’nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazarak “Türkçülük” düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Kısaca özetleyecek olursak;
  • Genç Kalemler dergisinde yayımladığı “Turan” şiiri ile Turancılık düşüncesini benimsediğini ortaya koymuştur. Bu hareketin öncüsüdür.
  • Milli Edebiyatın düşünce temelini atmıştır. Aynı zamanda ilk Türk sosyologlarındandır, sosyoloji ile ilgili önemli makaleler yazmıştır. Genç Kalemler, Türk Yurdu, Yeni Mecmua dergilerinde yazmıştır.
  • Türkçülük düşüncesini sistemleştirmiştir ve eserlerinde işlemiştir. “Türkçülüğün Esasları” adlı yapıtında Türkçülük ve milliyetçilik hareketinin ilkelerini sistemli bir biçimde açıklamıştır.
  • Edebiyatı ve şiiri düşüncelerini açıklamada bir araç olarak görmüştür. “Şiir için değil, şuur için” ifadesini kullanarak “toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir.
  • Bir dönem aruz ölçüsünü kullanmış; ancak şiirlerinde genellikle hece ölçüsünü kullanmıştır. 7, 8 ve 11’li kalıpları kullanmıştır. Dili oldukça sadedir, sanatlardan uzak bir dil kullanmıştır.
  • Lirizmden uzak bir söyleyişi vardır. Daha çok didaktik şiirler yazmıştır. Masal niteliği taşıyan şiirleri ve manzum destanları vardır.
  • Biçim yönünden ilk zamanlar gazel, kıta gibi divan edebiyatı nazım biçimlerini, sonra halk edebiyatı nazım biçimlerini kullanmıştır.
  • Dile büyük önem vermiştir. Batı dillerinden alınan sözcüklerin karşılığı olarak yeni sözcükler bulmuştur. Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça sözcüklerin atılması gerektiğini savunmuş ve halk diline yerleşmiş olanları “Türkçeleşmiş Türkçe” olarak kabul etmiştir. Dil konusundaki düşüncelerini “Lisan” adlı şiirinde açıklamıştır.
  • Beş Hececiler üzerinde etkili olmuş, aruzu bırakarak hece ölçüsüne geçmelerini sağlamıştır.
-derlemedir.


Daha fazla sonuç:
Ziya Gökalp

Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç