Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 51.479|Cevap: 6|Güncelleme: 2 Ağustos 2016

Şinasi (İbrahim)

virtuecat
9 Kasım 2006 21:59   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Şınasi

Ad:  Şinasi (İbrahim)1.jpg
Gösterim: 49
Boyut:  45.1 KB

tam adı İBRAHİM ŞÎNASÎ
(d. 5 Ağustos 826, İstanbul - ö. 13 Eylül 1871, İstanbul)
Sponsorlu Bağlantılar
Tanzimat edebiyatının önde gelen temsilcilerinden şair, yazar ve gazeteci.

Bir subay çocuğuydu. Tophane Müşiriyeti Mektubi Kalemi’nde kâtip olarak çalışırken Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. 1849’ da devlet tarafından Paris’e gönderildi. Orada matematik, tarih, doğa ve toplum bilimleriyle ilgilendi; Doğubilimci ve Acamie Française üyesi Samuel de Sacy ile dostluk kurdu. Ünlü Fransız şairlerinden Alphonse de Lamartine, yazar Ernest Renan ve dilbilimci Paul-Emile Littre ile tanıştı. Asya Demeği’ne üye seçildi (1851). Türkiye’ye döndükten (1854) bir süre sonra Meclisi Maarif üyeliğine atandı, Encümeni Daniş’te görev aldı. 1857’de koruyucusu Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nm görevinden alınması üzerine sakalını kestiği için Meclisi Maarifteki görevine son verildiyse de, Mustafa Reşid Paşa yeniden sadrazam olunca geri döndü.

1860’ta Agâh Efendi’nin kurduğu Tercümanı Ahval gazetesinde çalışmaya başladı. 1862’de Tasvir-i Efkâr'ı çıkardı. Yönetimi eleştirmesi ve Sultan Abdülaziz’e karşı girişilen eylemleri desteklemesi nedeniyle Meclisi Maarifteki görevinden alındı (1863). 1865’te gazetesini Namık Kemal’e bırakarak Paris’e gitti. Yaklaşık beş yıl Ulusal Kitaplık’ta araştırmalar yürüttü, tamamlayamadığı kapsamlı bir Türkçe sözlük üzerinde çalıştı. 1869’da İstanbul’a döndükten sonra bir basımevi kurarak yapıtlarının basımıyla uğraştı.

Şinasi, Tanzimat’la başlayan Batılılaşma hareketine öncülük ederek dil, edebiyat ve düşünce yaşamının gelişmesine büyük katkılarda bulunmuştur. Fransız şairlerinden çeviriler yapmış, eski nazım biçimleriyle yeni düşünceleri dile getirdiği gibi, öz ve biçim yönünden tümüyle yeni şiirler de yazmıştır. Şair Evlenmesi (1860,1992) adlı bir perdelik komedisi, Batılı anlamda ilk Türkçe oyundur. Şinasi, anlatımındaki yeniliğin yanı sıra, işlediği temalar bakımından da Türk tiyatro edebiyatımn öncüsüdür. Ama asıl önemli çalışmaları gazetecilik alanındadır. Batılılaşmayı savunan Tasviri Efkâr, bir düşünce gazetesi kimliğiyle Türk basın ve kültür tarihinde önemli bir aşamadır.

Şinasi halkın aydınlatılmasını ve eğitimini önde tutmuş, halkın anlayacağı yalın bir dille yazmayı savunmuştur. Şnrleri Müntahabatı Eş’ar olarak da bilinen Divanı Şinasi (1862, 1960) adlı kitapta, makaleleri Ebüzziya Tevfik tarafından Müntahabatı Tasviri Efkâr (1886, 1960) adlı yapıtta toplanmıştır. Durubı Emsâli Osmaniye (1863, 1885) adlı yapıtı bir atasözleri derlemesidir.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 23:15
Diğer Konular:
3 Nisan 2009 23:05   |   Mesaj #2   |   
Keten Prenses - avatarı
Üye
Ad:  Şinasi (İbrahim)2.jpg
Gösterim: 38
Boyut:  40.7 KB

ŞİNASİ (İbrahim)


türk yazar
(İstanbul 1824 ile 1827 arası - ay. y. 1871)

Ruslar’ın Şumnu kuşatmasında şehit düşmüş (1829) bir topçu yüzbaşısının oğlu. Tophane müşırliğı’ndek' bir kalemde çalışırken burada görevli İbrahim Efendiden arapça, Bursalı Şeyh Zaik’ten farsça, Tophanede uzman fransız kökenli Reşat Beyden (Châteauneuf) fransızca öğrendi. Devletçe gönderildiği (1849) Paris’te maliye öğrenirken sözlük yazarı E. Littre, türkolog Pavet de Courteille ile yakınlığı oldu; Asya araştırmalarını sürdüren Sociâtâ Asiatıque’e üye olarak kabul edildi (1851). İstanbul'a döndükten (1854) sonra Meclisi maarif üyeliğine getirildi. Koruyucusu Reşit Paşa’nın ardından sadrazam olan Âli Paşa döneminde sağlık nedeniyle sakalını kestirmiş olması bahane edilerek azledildi (1856). Yeniden sadrazam olan Reşit Paşa’nın yardımıyla eski görevine geldi. Kasidelerinde "bilgisizlik ve bağnazlığa karşı uygarlık ve erdem cephesinin önderi" diye övdüğü Reşit Paşa’nın ölümünden (1858) sonra Yusuf Kâmil Paşa tarafından korundu. Yoğun yazı ve yayın çalışmalarını sürdürdüğü bu dönemde fransız şairlerinden (Racine, Lamartine, La Fontaine vd.) türkçeye ilk şiir çevirilerini derleyen Tercümei manzume' yi (1859) yayımladı.

Agâh Efendi'nin 22 ekim 1860'ta çıkarmaya başladığı ilk özel türk gazetesi Tercümanı ahvalin yayımına önemli katkısı oldu; bu gazetede yerli öğelere ve halk diline dayanan batı edebiyatı yolundaki ilk türk tiyatro yapıtı Şair" evlenmesi n (1860) ve makalelerini yayımladı. Daha sonra kendi basımevini kurdu, bu basımevi için Courner d'Orient gazetesi sahibi matbaacı dostu Jean Pietri'den teknik yardım görerek Yesarizade İzzet yazısıyla yeni harfler döktürdü. 28 haziran 1862’de Tasviri efkâr gazetesini çıkarmaya başladı. Burada yayımladığı devlet işleriyle ilgili eleştirileri, şehzade Murat (Murat V) ile yakınlığı gibi nedenlerle Abdülaziz’in isteğine uyularak Meclisi maarif'teki görevinden uzaklaştırıldı.

Gazetesinde siyaset, ekonomi, toplumsal sorunlar üzerine yayınlar yaptı. Kültür ve sanatla ilgili yapıtlar (Kâtip Çelebi’nin Düstur ül ameli [1863], Mizan ül-hak' [1864] vd.) yayımladı. Ruznamei ceridei havadis gazetesiyle arapça "mebhuset ün-anha" tamlamasının doğru olup olmadığı yolunda çıkan tartışmadan (sayı: 249-260, 20 kasım - 29 aralık 1864) sonra yeniden Fransa'ya gitti. 1867’de kısa bir süre İstanbul'a döndüğü bu dönemde (1864-1869) türk dilinin büyük bir sözlüğünü hazırlama yolunda çalışmalar yaptı. Yaşamının son yıllarında İstanbul'da, Babıâli karşısındaki basımevinde kitaplarının yeni basımlarını hazırladı; Cihangir’deki evinde kurmaya çalıştığı yeni basımeviyle ilgili hazırlıkları ise sözlük çalışması gibi genç yaştaki ölümü yüzünden sonuçlanamadı.

Tanzimat edebiyatı diye anılan yenilik hareketinin başlıca öncülerindendir. Düzyazının sadelik, doğallık kazanmasında etkili oldu; gazete ve makale dilinin bu yönde gelişmesini sağladı. Tanrı'nın ululuğunu divan edebiyatının kalıplaşmış mazmunlarına başvurmadan kendi düşündüğü ve duyduğu gibi dile getiren Münacat’ı Namık Kemal'in eski edebiyat anlayışından uzaklaşmasını sağlamıştı, Böylece Tasviri efkâr yazı ailesine katılan Namık Kemal, Şinasi'nin Fransa’ya gitmesinden sonra gazeteyi çıkarmayı sürdürdü; Namık Kemal, Ebüzzıya Tevfık, Ahmet Rasim gibi basın adamları türk gazeteciliğinin ve yeni türk edebiyatının büyük ölçüde Şinasi'ye borçlu olduğunu sık sık dile getirdi. "Safi türkçe” diye adlandırdığı örnekler ("Gören saçın arasından saçın parıltısını I Sanır ki kara bulutun içinde gün doğmuş") veren Şinasi'nin şiirinde yabancı sözcükleri, arapça ve farsça tamlamaları hiç kullanmayan denemeler (Karakuş yavrusu ile karga) görülür.

Birçok şiirinde (Reşit Paşa’ya kasideler) siyaset, hukuk, toplumsal yaşam konularındaki akılcı görüşleri yansıtır. İçeriğiyle eski kasidelerden büyük ölçüde ayrılan bu ürünlerde şiirin amacı artık salt güzelliği değil toplumsal düşünceleri ele almaktı. Yaratıcı sanat yönünün çok güçlü olmamasına karşın şiir, özellikle de düzyazı diline getirdiği sadelik dolayısıyla çağdaş türk edebiyatının kurucusu sayılır.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 23:14
18 Haziran 2009 19:15   |   Mesaj #3   |   
Mira - avatarı
VIP VIP Üye

Şinasi

Ad:  Şinasi (İbrahim)3.jpg
Gösterim: 39
Boyut:  24.8 KB

(1826 İstanbul - 1871 İstanbul)

İlköğrenimini mahalle sıbyan mektebinde ve Feyziye Okulu'nda yaptı. Tophane Müşirliği Mektubi Kalemi'ne girdi. Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Maliye konusunda staj yapmak üzere devlet hesabına gittiği Paris'te (1849), daha çok dil ve edebiyat üzerinde çalıştı. Lamartine, Littré, Renan gibi dönemin ünlü yazarlarıyla tanıştı. Bir ara Société Asiatique'e üye seçildi. Fransa'dan döndükten sonra bir süre Tophane Müşirliği Kalemi'nde çalıştı, Maarif Meclisi üyeliği yaptı. Memurluğun yanı sıra kendini gazete ve basım işlerine verdi. Fransızcadan manzumeler çevirdi ve ilk oyun denemelerine girişti. Agâh Efendi ile birlikte ilk Türkçe gazeteyi (Tercümanı Ahval, 1860) çıkardı. Daha sonra yayımladığı Tasviri Efkâr (1862) gazetesinde devlet yönetimini eleştiren yazılarından ötürü Maarif Meclisi üyeliğinden çıkarıldı. İkinci kez Fransa'ya giderken gazetenin yönetimini Namık Kemal'e bıraktı (1865).

Paris'te bulunduğu süre Jön Türkler ile ilişki kurmaktan çekindi, siyasî çalışmalardan uzak kalarak kendini dil ve edebiyat araştırmalarına verdi. Dönüşünde de basım işleriyle uğraştı. Kendisinden önceki şairane yazma heveslerine bağlı gereksiz süs ve abartmalara, uzun cümlelere düşkünlüğünü düzyazıdan temizlemeye çalışarak dilin sadeleşme sorununu ilk kez ortaya çıkaran Şinasi, dil, makale, haber ve düzen anlayışıyla gazetecilikte de önemli girişimlerde bulundu. Manzume ve kasidelerinde ilk kez kullandığı kavramlarla kendisinden sonraki yenilik hareketlerine öncülük etti. "Şair Evlenmesi" (yazılışı, 1859) oyunuyla tiyatro türünde de ilk çalışmayı yaptı.

Yapıtları

  • "Tercüme-i Manzume" (çeviri şiirler, 1859, yeni basımı Süheyl Beken tarafından, 1960)
  • "Şair Evlenmesi" (bir perdelik komedi, 1860, Mustafa Nihat Özün tarafından basımı, 1940, 1943; Fevziye Abdullah tarafından basımı 1945; Cevdet Kudret tarafından basımı, 1959; Süheyl Beken tarafından basımı, 1960)
  • "Durub-i Emsal-i Osmaniye" (atasözleri, 1863)
  • "Müntahabat-ı Tasvir-i Efkâr" (seçme makaleleri, 2 cilt, 1885; Fevziye Abdullah tarafından basımı, 1960).
kaynak: Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 23:14
Daisy-BT
18 Haziran 2009 19:16   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Şinasi


(1826-1871)
Türk, şair, yazar.

Tanzimatla başlayan Batılılaşma hareketinin öncülüğünü yaparak dil, edebiyat ve düşünce yaşamının gelişmesinde etkili olmuştur. İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826'da İstanbul'da doğdu, 13 Eylül 1871'de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829'da Osmanlı-Rus Savaşı sırasında vurularak ölünce, annesi onu yakınlarının desteğiyle büyüttü. Şinasi ilköğretimini Mahalle Sıbyan Mektebi'nde ve Feyziye Okulu'nda tamamladıktan sonra Tophane Müşiriyeti Mektubî Kalemi'ne katip adayı olarak girdi. Burada görevli memurlardan İbrahim Efendi'den Arapça, Farsça, ve Osmanlıca'nın yazı kurallarını öğrendi, gene aynı kalemde görevli eski adı Chateauneuf olan Reşat Bey'den Fransızca dersi aldı. Bu görevindeki çalışkanlığı ve başarısı nedeniyle önce, memurluk sonra hulefalık derecesine yükseltildi. 1849'da bilgisini artırması için devlet tarafından Paris'e gönderildi. Burada matematik, tarih, doğabilim ve toplumsal bilimlerle ilgilendi. Edebiyat ve dil konularındaki çalışmalarını sürdürdü.

Doğubilimci De Sacy ailesi ile dostluk kurdu Ernest Renan'la tanıştı, Lamartine'in toplantılarını izledi. Doğubilimci Pavet de Courteille'e bilimsel çalışmalarında yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851'de Société Asiatique'e üye seçildi. 1854'te Paris dönüşünde bir süre Tophane Kalemi'nde çalıştı. Daha sonra Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Encümen-i Daniş'te (ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu sadrazam Mustafa Reşit Paşanın görevinden ayrılması üzerine, eğitim ve öğretim kurultayına sakalını keserek geldiği için üyelikten çıkarıldı. Reşit Paşa 1857'de yeniden sadrazam olunca, Şinaşi de eski görevine döndü. 1860'da Ağah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahvâl gazetesini çıkardı. Devlet işlerini eleştirmesi ve Sultan Abdülaziz'e karşı girişilen eylemin düzenleyicilerinin yanında yer alması nedeniyle 1863'teki Meclis-i Maarif'teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal'e bırakarak, 1865'te Fransa'ya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi. Société Asiatique üyeliğinden ayrıldı. 1867'de İstanbul'a döndü. Kısa bir süre sonra yeniden Paris'e gitti. Burada kaldığı iki yıla yakın sürede, Fransa Ulusal Kitaplığında araştırmalar yaptı. 1869'da İstanbul'a dönünce bir basımevi açtı, yapıtlarının basımıyla uğraşmaya başladı. Kısa bir süre sonra beyin tümöründen öldü.

19.yy başları, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir çöküşün eşiğine geldiği yıllardı. Batı'ya yönelerek ve Batı'nın desteğiyle önlenebileceğine inanmıştı. Batılılaşma hareketiyle birlikte yeni insanın yetişmesinde etkili olabilecek olan batı kültürünü ve onun kaynaklarını tanıtma amacı ön planda tutularak Avrupa'ya öğrenci gönderilip onların bu yönde eğitilmesine çalışılıyordu. Bu grup içinde yer alan Şinasi Batı, özellikle di Fransız Kültürüyle de çalıştı. Şinasi, ülkenin uygarlaşma yoluyla gelişebileceğini bunun da Batı örnek alınarak eğitim alanında uygulanacak akılcı bir yöntemle gerçekleşebileceğini savunmuştur. Bu amaçla yazarlığında çok yönlü bir çaba içine girmiştir. Gazete çıkarmış, makale, şiir ve oyun yazmış, sözlük çalışmaları yapmıştır. Halkın "aydınlatılmasına" yönelik bu çalışmalarında eğitime önem vermiştir. Dilin yalınlaştırılması ve edebiyatın halkın anlayabileceği bir dille yazılması çabasının ilk örneklerini ortaya koymuştur.

Batılılaşma sorununa yaklaşımında savunduğu düşünceleri gazeteciliği aracılığıyla halka iletmiştir. Bu amaçla kaleme aldığı yazılarını önce Tercüman-ı Ahvâl'de daha sonra da Tasvir-i Efkâr'da yayımlamıştır. İmparatorluğun iktisadi ve toplumsal yapısının gelişimine ilişkin sorunlara değinerek, halkın yönetiminde söz sahibi olması düşüncesini savunmuş, "ulus", "Özgürlük", "kamuoyu", "yasal haklar", "basın özgürlüğü gibi", o günün düşün yaşamına henüz girmemiş birtakım yeni kavramları tartışma gündemine getirmiştir.

Düzyazılarında yalın bir dil kullanılmıştır. Dili Osmanlıca'nın süslemelerinden arındırarak doğru ve güzel yazmaya öncelik tanınmıştır. Dildeki yalınlaşma çabasını edebiyat ve tiyatro alanlarındaki yenileştirme çalışmalarıyla desteklemiştir. Batı şiirini tanıtma, yeni şiir biçimlerini edebiyata sokma amacıyla Fransız şairlerinden çeviriler yapmıştır.
Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 22:44
_KleopatrA_
12 Ocak 2010 00:44   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  Şinasi (İbrahim)4.jpg
Gösterim: 43
Boyut:  25.6 KB

Şinasi (İbrahim Şinasi)'in Hayatı ve Edebi Kişiliği


Gazeteciliği


Şinasi, 1860’da Agâh Efendi ile birlikte Tercümân-ı Ahval gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Bilindiği üzere, o tarihe dek ülkemizde ancak iki gazete yayımlanmıştır. .Bunların ilki, 11 Kasım 1831’de yayımlanmaya başlayan Takvim-i Vakkayi ‘dır. İkincisi de 1849 Ağustos’unda William Churchill adında bir yabancı tarafından yayımlanmaya başlanan Ceride-i Havadis’tir. Birincisi, devletin resmi gazetesidir, devletle ilgili haberlerle metinleri yayımlayan bugünkü Resmi Gazetenin ilk örneği sayılan bir organdır. Haftada bir yayımlanan bu gazete, düzensiz olarak, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışına kadar 4608 sayı çıkmıştır. Ceride-i Havadis de haftalıktır. 1860’larda azınlıklar tarafından çıkarılan daha 13 gazetenin bulunduğu anlaşılmaktadır. Demek oluyor ki, o tarihte, Türklerin çıkardığı Türkçe bir gazete yoktur.
Sponsorlu Bağlantılar

Şinasi, bir gazete çıkartmayı düşünüyordu. Gazete, ona göre, “yurttaşların söz ve yazı ile kendi yurtlarının yararına fikir yürütmeleri” ni sağlayan bir araçtır. Bu düşüncelerle dolu olarak Agâh Efendi ile 1860 Nisan ayında izin alınmış ve gazetede 22 Ekim 1860 tarihinde çıkabilmiştir. Ancak Şinasi, bu gazete 24 sayı çalışmış, sonra da ayrılmıştır. Daha sonra da kendi başına bir gazete çıkarmaya yönelir ve iznini 2 Temmuz 1861 tarihinde aldığı Tasvir-i Efkâr gazetesi 27 Haziran 1862’de yayımlanır. Haftada iki kez çıkan bu gazetenin sayfa düzeni değişmezdi; haberlerle yazıların özel yerleri vardı. İlk sayısına yazdığı önsöz nieliğindeki makalesinde gazetecilik anşlayışını belirtmiştir. Bu gazete, okurlarca olumlu karşılanmış ve Fuat Paşa, gazeteyi Padişah’a da sunmuştur. Gazeteyi çok beğenen Padişahın, 500 altın armağan verdiği, Şinasi’nin de kabul emediği söylenmekedir. Gazete, dil ve yazın tartışması gibi bir yolu da açmıştır. Cevide-i Havadis ile yapılan bu tartışma gazetenin sürümünü ve Şinasi’nin ününü arttırmıştır.

Şinasi, bu gazeteyi 260 sayı sürdürmüş, sonra Namık Kemal’e bırakmıştır. Şinasi’nin o sırada çalışmakta bulunduğu Meclisi Maarifteki görevinden uzaklaştırılmasının nedeni olarak, gazetesinde, devlete yönelik olumsuz yazılara yer vermesi gösterilebilir. Gerçekten, Şinasi, 1863’te görevinden uzaklaştırılmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar, bu uzaklaştırmanın çeşitli olasılıkları üzerinde durup bazı sonuçlara varmıştır, ama bunların birer sanıdan ileri geçmediğini kendisi de belirtmiştir. Onun da dediği gibi bu uzaklaştırmanın nedeni kesinlikle bilinmemektedir. Bundan sonra da gazetesini 2 yıl kadar yayımlamış sonra Paris’e kaçmıştır.

Düşünceleri ve Sanatı;


Şinasi, 1839 Fermanı ile başlayan yeni dönemin ilk ve önemli kişilerinden biri olmuştur. 1849 yılında Fransa’ya gitmiş ve orada çok çeşitli konularda çalışmıştır. Fransa’da gördüüğ çağdaş gazetecilik üzerinde düşünmüş ve bir gazetenin nasıl olması gerektiğini yıllarca kafasının içinde oluşturmuş, batı gazeteciliği ile bağdaştırmıştır. Resmi görevlerinin yanında yazımla ilgilenmiş, Fransız şiirinden çeviriler yapmıştır. Daha sonraki yıllarında ise büyük bir sözlükle uğraşmıştır.

Şinasi, bütün bu yıllar boyunca yaptığı çalışmaların pek azını yazıya dökmüştür fakat birçok konuda bir şey yazmamıştır. Sözgelişi, ilk Paris yaşamı ile ilgili olarak, bir iki mektup dışında fazla bir şey bilmiyoruz. 1865 yıllındaki kaçışı üzerine de kendi kaleminden çıkmış herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. İkinci kaçışında ne yapmış, nasıl yaşamış, nasıl geçinmiştir? Bütün bunlar bilinemiyor. Yazılı bazı bilgilerinde gerçekle ilgisi bulunmadığı zamanla anlaşılmaktadır. Birçok nokta karanlıkta kalmıştır.

Şinası’nin yapıtlarının sayısı da fazla değildir.


Şinasi’nin Sanatı;

Şinasi’nin sanat yönü ,Tanpınar’ın da dediği gibi, “parça parça gelen ve sınırlı hedeflerin ötesine geçemeyen , yenilikleri belirli bir yönde toplayan ve atılımı en muhtaç olduğumuz biçimde topluma döndüren, o olmuştur.” Fakat , gerek kişisel yaşamı ve gerekse düşüncelerine dönük gelişimi hakkında bilgimiz çok azdır. Elde bulunan yapıtlardan da onun oldukça kısır bir yazı temposu olduğu sonucuna varabiliriz. Belki de büyüyk bir sözlük (kamus) hazırlama yolundaki tutkusu yüzünden yazmayı ihmal etmiştir. Uzun yıllar Türk toplumu dışında yaşaması ve son yıllarını insanlardan uzak, kendi dünyasında, garip bir sessizlik içinde geçirmesi nedeniyle bilgilerimiz sınırlı kalmaktadır. Fransa’da dostluk kurduğu Sacy, Littré ve Renan gibi bilginlerle ve dilcilerle ilişkileri, Fransız yazarlarının etkileri hakkında da herhangi bir bilgimiz yoktur.

Kendisinden pek az yapıt kalabilmiştir. Tanpınar’a göre, yapıtları, “ ilk bakışta, daha çok bir deniz kazasından sonra şurada burada toplanan enkazı andıran dağınık şeylerdir.” Ama gene de bir çağın içinde çabalamış ve büyük ölçüde de etkili olmuştur. Çağının bazı sorunlarına, bazı baskılarına karşı çıkamadığı anlaşılmaktadır. Çünkü, tanpınarın’ın dediği gibi,”Şinasi’yi çok kez bir muamma çözer gibi okumak zorunludur. Onun yapıtı hiçbir zaman cömert bir kaynayışla bize gelmez. Onu, ancak gizliden konuşan birini dinliyormuş gibi dikkatle üzerinde durulması gereken birtakım kısa işaretlerle yakalamak mümkündür. Bu işaretlerin analamı çözülünce Şinasi’nin nasıl bir bilinçle birtakım çok esaslı şeylerin üzerinde durduğu ve rastlantı sanılan bu yapıtın, nasıl bir hesabın sonucu olduğu anlaşılır.” Türkçe’nin sadeleşmesinde olduğu gibi şiirin sadeleşmesinde büyük rolü olmuştur. Dünyamızın da bugünkü düzeyine ulaştırmada olmasa da yöneltilmesinde onun büyük rolü, büyük emeği ve payı vardır.

Şiiri kurudur, lirizmden uzaktır. Yazılarında pürüzler görülebilir. Ama o, daha çok bir düşünce adamı olarak ele alınıp değerlendirilmelidir. Kendisi sanat yapmayı hiç düşünmemiştir. Daha çok batılı bazı düşünceleri aktarmak konusunda bir araç olarak görmüştür sanatı. Eski şiirin sanatsal yönlerini ve bunun karalını çok iyi bilmektedir. Ama bunları bir yana itmiş ve öğreticiliğe önem vermiştir. Bu anlayışın içinde, birçok konuya değinmiştir. Bir gazeteci olması nedeniyle de konularını çeşitli olduğu söylenebilir. Gazetesinde, gazeteciliğin be olduğundan başlamış, tarihsel gelişimini ortaya koymuş, gazetecinin ve gazetenin görevlerini açıklamıştır. Öte yandan, güncel konulara eğilmiş, dilencilerin durumundan, Karadağ başkaldırısının bastırılmasına; Papalığın dinle dünya işlerinin ayrılması konusundaki tutumundan, Maliyedeki yolsuzlukların ortaya çıkarılmasına; üniversitede doğa bilgisi dersinin başlamasından;Osmanlı genel sergisine, Avrupa’dan mal getirilmesine; İstanbul sokaklarının aydınlatılmasına dek birçok yazısı bu arada anılabilir. Şiirlerinde de değişik konuları işlediği görülmektedir.

Annesine Paris’ten yazdığı mektupların birinde, kendisini din, ulus ve yurt yoluna adadığını söylemiştir. Böylece, onun, insana ve toplumsal sorunlarına önem verdiği ortaya çıkmaktadır. Şinasi, hem toplumsal değişmeye bir bakıma katkıda bulunan, hem de onu yazılarında yansıtanlardan biri olmuştur. Batıya yönelişinin sancıları, ilk görüntüleri, ilk sıkıntıları onun yapıtlarından bugüne dek gelebilmiştir. Tanzimat Fermanının getirdiği bütün yenilikleri görmüş ve yaşamıştır. Yüzyıllar boyunca gücünü dinsel bir kaynaktan alan yönetim düzeni yıkılmaya, yasalara dayalı bir düzen gelmeye başlamıştır. Bu yasalar, özgürlüğe açılan birer pencere; köleleri özgürlüğe kavuşturan birer belge(ıtıknâme)dir. Artık us, her şeyin üzeri nde tutulmakta ve insan usuna dayanarak araştırıcı ve eleştirici olmaktadır.

Şinasi, yazın alanında da değişiklikler ve yenilikler yapılmasını ilk görenlerden olmuştur. Bu değişim içindeki insanların duygularını, gereksinmelerini, isteklerini yansıtan bir yazın anlayışından yanaydı. Fransa’da, ilkin romantiklerle karşı karşıya geldiği ve onların yapıtlarını okuduğu söylenebilir. Anacak daha sonra usa önem veren kişilerle ilişkiler kurmuş( Pirre B ayle, Fortenelle, Renan gibi) ve onların yapıtlarını okuyup incelemiştir.

Şinasi, geride pek az ürün bırakmıştır. Daha çok yazabilseydi etkileri daha geniş oyumlu olurdu. Çevresinden kopuk yaşayan Şinasi’nin düşünceleri, daha çok onun yetiştirdiği kişilerin savaşımcı atılımları ile gerçekleşmiştir denilebilir.

Bazılarına göre, Şinasi’de romantiklerin büyük izleri vardır. Yapıtları incelendiğinde ise, böyle bir ize rastlamak kolay değildir. Buradaki romantiklik belki düşçülük (ütopya) anlamında doğrudur. Çünkü, o, ulusu bir anda batı düzeyine yükseltmek düşüncesinde idi. Bunun da halkın anlayacağı bir dille yazmak ve sorunları böylece halka aktarmaktan geçtigini düşünmüştü. Okuyup yazma oranının birden artacağı, halkın da Fransız ekinini hemen özümseyebileceği görüşündeydi. Belirli bir süre sonra bunun gerçekleşmemesi karşısında karamsarlığa düşüp topluma ve kendine küstüğü de düşünülebilir. Doğuştan içine kapanıklığının da bunda büyük etken olduğu söylenebilir.

Şinasi’nin yapıtlarını ele alıp değerlendirdiğimizde, gerçekçiliğinin izlerinin daha fazla olduğu anlaşılır. Çünkü, Şair Evlenmesi, sanat yönü bir yan, gerçek bir gözlemin izlerini taşır. Gazetelerde yayımlanan yazıları da gerçek bir gözlemci ve saptayıcı olarak güncel olaylara eğildiğini göstermekte, ortaya koymaktadır. İnsanı, soyut bir varlık olarak almayıp toplum içinde ele alması ve toplumu bir gerçek olarak kabul etmesi de bunun başka bir kanıtıdır. Şinasi için bir toplumcu demek elbette kolay değildir; ama, gerçekçi demekten de çekinmeye bir neden yoktur.

Şinasi’nin Şiir Dünyası


Şinasi’nin bir kitapta (Müntahabât-ı Eş’ar) toplanmış bulunan şiirlerinin sayısı oldukça azdır. Kitap, ad olarak seçilmiş şiirler olduğuna göre, başka şiirlerinin bulunduğu da akla gelmektedir. Ancak, fazla şiirinin olmadığı yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır.

Tanpınar, onun şiirini üzerine şunları söyler: “Bize kadar gelen şiiri az ve kurudur; bazı maharet ve hünerlerine rağmen - bütün eski sanatları bilir, bilhassa iyi tarih düşürür - hiçbir zaman gerçek ve saf bir şiir zevkine hitap etmezler. Umumi olarak Şinasi’nin şiirini, biz ancak açtığı ve hız verdiği büyük hareketle beğenir ve severiz. O, edebiyatımızın bugün dahi devam eden bir dynastie’nin sahibi olduğu için büyüktür. Manzum tercümeleri – bizim için yeni bir âlemin müjdecisi olmalarına göz yumulursa – asıllarının güzelliğini uzaktan bile hatırlatmadığı gibi, Lamartine’den çevirdiği dört kıtalık bir parça hariç, bir bütünlük fikri verecek kadar tam bir tercümesi de yoktur.”

Bu satırlarındaki yargısı ile, Tanpınar, onun şiirlerine yaklaştırır bizi. Zamanında ve biraz daha sonraki günlerde yapılan değerlendirmelerde, Şinasi’nin şiiri, yeni şiirin örneği oalrak görülmüştür. Bu yargı, şiirlerinin içeriğinden kaynaklanmaktadır. Biliyoruz ki, Şinasi, şiirine öz olarak batı düşüncelerini koymuş ve sürüp gelen Divan şiirinin özünü böylece değiştirmiştir. Öz olarak gördüğümüz gerçekten de değişiktir. Özgürlük düşüncesi, usa verilen önem, yeni bir yönetim düzeni, yepyeni bir anlayış şiirinin yeni olan özüdür. Ancak, şiirinin dış görüntüsüne bakıldığında, eski şiirin kalıplarını pek zorlamadığı, hatta aynen kabul ettiği de bir gerçektir. Şiirinde görülen sade dil ve düşünceleri halka aktarmak için kullanılan yalın anlatım dışında bir yenilik getirdiği pek söylenemez; ama, bunlar o gün için elbette çok büyük yenilikler arasında sayılmaktadır. Şiirinde lirizmin yerini us almıştır. Söyleşi, Nef’i tarafından yazılan ve yazgıcılığa yaslanılan bir gazele yaptı benzekte, yazgıcılığa karşı çıkmış ve usçuluğu üstün tutmuştur.


Şiirinin dili:


bugün için bir ölçüde yadırgansa da, çağına göre sade sayılmalıdır. Onun şiirinde eski ve yeni sözcükler (halk sözcükleri) gibi bazı eski tamlamalarla yeni tamlamalar yan yanadır. Özellikle ilk şiirlerinde eski şiirin etkisi iyiden iyiye bellidir. Fransa’dan döndükten sonra yazdıklarında bu etki oldukça azalır. Şu dizeler, ilk yazdıklarından alınmıştır:

Sadr-ı gerdûn –azmet dâvar-i Dârâ-dârât
Safdar-ı sa’d-sıfat dâd-ger-î devr-i zamân

Muhyi-î devlet ü dîn muhteri-î-Tanzimat
Mahzar-î feth-i mübin mâhzar-ı şer’i Rahmân

Hıfzı bustân u gülistâna nigeh-bân olsa
Nûr-i nahl-î gülü ber-bâd edemez bâd-ı hazân

Halbuki Şinasi, daha sonraki şiirlerinde, halkın anlayacağı ve anlaması gereken bir dile şiir denemeleri yapmıştır. Böylece, Divan dilini artık bir yana bırakmak yolundadır:

Bağrım ezmez mi süzüldükçe o baygın gözler
Beni imrendirir ağzındaki tatlı sözler

Can çekişmektense cânımı versem bâri
Can fedâ eyleme bir iş mi sevince yâri

Ben şehîd olmadan aşkiyle mezârım kazayım
Taşıma gözlerimin kanlı yaşıyle yazayım

---------

Gören saçın arasından yüzün parıltısını
Sanır ki kare bulutun içinde gün doğmuş

Yanında kan ile yaş içre kaldığım görüp el
Demez mi kim birini Su kızı suya boğmuş

-----------

Arayıp kendime bir eş bulabilsem derdim
Hele sen yosmayı sevdim de murada erdim

Satın almak dilerim buseni cânım vererek
Şimdiden gönlümü bak işte sana pey verdim

Bugün bile yalınlık örneği gösterilebilecek bu dizelerde şiirsellik bulabilmek güçtür. Ama söyleyişte akıcılığa eriştiği de bir gerçektir. Bu akıcılık ve halk diline yaklaşma ustalığı bazı öykülerinde iyiden iyiye görülür. “Eşek ile Tilki” öyküsünün başlangıç bölümünden alınan aşağıdaki dizeler bunu kanıtlar sanırız:

Çıktı bir bagın içinden yola bir yaşlı himar
Nakl için beldeye yüklenmiş idi Rüy-i nigar

Derken aç karnına bir tilki görünce geldi
Böyle bir taze üzüm hasreti bagrın deldi

Öteki çifteyi attı bu yola yanaştıkça biraz
Sonra lakin aradn kalktı bütün naz ü niyaz

Gelsem olmaz mı huzura a benim aslanım
Ta yakından bakayım hüsnünüze hayranım

Daim olsun beyimi saye-i lutf u keremi
Gül biter bastığı yerden mübarek kademi

Benzer ol hoş kokulu kuyruğu ala miske
Koklarım burnuma vurmazsa efendin fiske

Aruz ölçüsü içinde konuşma dilindeki sözcükleri kullanarak yalın bir dili kullanma yolundaki direnişi övgüye değerdir. Özellikle, Türkçe sözcükleri uyak yapması ve bunları göze batacak bir anlayış içinde belirtmesi de onun bu yoldaki bilincini ortaya koyar.

Şinasi, yeni kavramları halka belletmek ve anlatmak için bunlara bulduğu karşılıklara da şiirlerinde kullanmıştır. Ne var ki, bu terimler (ya da deyimler), ulaşmak istediği sade Türkçe’ye pek uygun düşmemektedir. Ama bir çok kavram, dilimize onun bu şiirleriyle girmiştir diyebiliriz: Sadr-ı millet(ulun başı), akl ü irfan(us ve anlayış), akl-ı beşer(insan usu), muhyi-i devlet ü din(devletin ve dinin dirilticisi), muhteri-i Tanzimat(Tanzimat’ın bulgucusu), ehali-i fazl(erdemli halk) mahkeme-i vicdan(vicdan yargı yeri), fahr-ı cihan-ı medeniyet(dünya uygarlıgının onuru), ehali-i fazlın reis-i cumhuru(erdemli halkın başkanı) gibi.

şirinde biçim, ölçü ve uyak:


Tanpınar’ın deyimiyle, “sadelik ve yenilik uğruna, alışılmış mükemmellikten kaçınan” Şinasi, “dilimize ve yazınımıza mihver değiştirten görevini sekiz on manzume ile birkaç kıta ve münferid koşa(beyit) ile yapmıştır.” Bunun yanında, biçim yönünden de bazı değişiklikleri gerçekleştirdiğini söylemek gerekir. Şinasi, aruz ölçüsünden vazgeçmemiş ama, uyaklar üzerinde yaptığı bazı denemelerle, bu konuda ileri adımlar atmıştır. Ama asıl olan, “ öteden beri bilinen mesnevi biçimindeki manzumeyi belirli ve dar ölçülerin çerçevesinden çıkararak, daha geniş dizelerle söylenmiş düz uyaklı şiir haline sokan odur. ” Bu arada, İslam yazınında bilinen hayvan öykülerini de yeni bir biçim içinde söyleyen de Şinasi’dir. Lafontaine’den esinlenerek benzer şiirler yazmış ölçü ve uyakta kendi yazın anlayışına uyarak değişiklikler yapmış ve eskilerin mesnevi dediklri düzen içinde vermeyi başarmıştır. Yukarıda örnekle belirttiğimiz “Eşek ile Tilki” öyküsünde bu yenilik görülmektedir. “Karakuş Yavrusu ile Karga” adlı öyküsel şiirde de aynı durumu ve yeniliği görüyoruz.

Methiye denilen övgü şiirlerinin “nesib” (giriş) bölümünü kaldırma yolundaki görüşe katılmış ve kendisi de bu bölümü kullanmamıştır. 1849’da Mustafa Reşit Paşa için yazdığı şiirinde, eski geleneği aynen sürdürmüş ise de sonrakilerde bu geleneği kırmıştır. Bir kez, padişah için övgü yazmaması önemli bir atılımdır.
Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 23:15
GüNeSss
31 Ekim 2011 20:56   |   Mesaj #6   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Şinasi Kimdir


İçlerinde “öğrenme aşkı” olan insanlar, ister düzenli bir eğitim döneminden geçsinler, ister geçmesinler,eninde sonunda muradlarına ererler. İşte, Türk gazeteciliğinin babası sayılan Şinâsi, mahalle mektebinden başka bir eğitim görmediği halde, yalnız, “aydın kişi” olmamış, Türk gazeteciliğine damgasını vurmaktan başka, Türk edebiyatının Batı türlerine erişmesi, Türk dilinin zenginleşmesi yolunda “öncü” olmasını bilmiştir. Şinâsi, mahalle mektebini bitirdikten sonra, ailesi

güçlük içinde olduğu için, Tophane kalemine girdi. Tophane kaleminde bir yandan kâtiplik yapıyor, bir yandan da yabancı dil öğrenmeye çalışıyordu. Birlikte çalıştığı insanlar arasında, Arapça, Fransızca bilenler vardı. Şinâsi, bunlarla dostluk kurdu ve kendilerinden ders almaya başladı. Akşam karanlığında aldığı dersleri, gece yarılarına kadar mum ışığında pekiştiriyor, ertesi gün, yeniden ders alıyordu. Böylece Şinâsi, Tophane kaleminde kaldığı birkaç yıl içinde, işine yarayacak ölçüde Fransızca ve Arapça öğrenmişti.

Şinâsi’nin içinde, öğrenmeye karşı büyük bir hırs vardı. Sonraları, annesine yazdığı bir mektupta şöyle diyecekti: “Benim hırsım, şimdiki akıl ve idrakime bakılırsa, bir parça geçinecekle, çok hünerden ibarettir. Elhamdülillâhi Tealâ, şu genç yaşımda bunlardan bir miktar hissedar oldum. Lakin hakikatte hep senin sayendedir. Zira beni okutup yazdırttın.. Senin hakkını bin yıl yaşasam ödeyemem.” Şinâsi, gençlik yıllarında şiirler yazmıştır. Klasik ölçüler içinde yazılan bu şiirler, çevrede ilgi ile okunuyor, bilhassa kaside biçiminde yazdıkları pek beğeniliyordu. Abdülmecit Karaköy Köprüsü’nü yaptırdığı zaman, bir kitabe yarışması açmış ve yarışmayı Şinâsi’nin düşürdüğü tarih beyti kazanmıştı.

Yabancı ülkelere gitmek, özellikle Fransızca’sını ilerletmek istiyordu. O zamanın Tophane Müşiri Fethi Paşa’ya bir dilekçe -mektup- yazdı. Bu dilekçesinde Fransızca öğrenmeye başladığını, fakat bunu ilerletmek istediğini, iyi bir dil bilen kişilerin memlekete daha yararlı olduklarını gördüğünü, kendisinin de bu yararlı kişilere katılabilmek için can attığını yazdı ve eğer kendisine bir iyilik yapılıp Fransa’ya gönderilirse, İstanbul’daki annesi bakımsız kalacağından, annesine de bir aylık bağlanmasını rica ediyordu. Fethi Paşa, Avrupa memleketlerinde elçiliklerde bulunmuş, dil bilir, ileri düşünür bir insandı. Dilekçeyi destekleyerek Babıali’ye gönderdi. Sadrazam Reşit Paşa, Şinâsi’yi çağırıp kendisiyle görüştü ve çok çalışmasını öğütledi. Şinâsi 1849 yılında Paris’e gitti, İstanbul hükümeti, maliye üzerinde uzman olmasını istiyordu. Paris’te bir taraftan maliye okudu, bir taraftan da o çağın ünlü edebiyatçıları ile görüşüp tanıştı. Tanıştıkları arasında Fransız Şairi Lamartin de vardır.

1853′de İstanbul’a döndü, eski görevine başladı. 1855′de Maarif Meclisi üyeliğine getirildi. Bir yıl sonra azledildi. Çünkü Sadrazam Ali Paşa , Şinâsi’yi sevmiyordu. Belki de bunun sebebi, kendisinin adamı olmamasıydı. Ali Paşa düşüp yerine tekrar Reşit Paşa gelince, Şinâsi de otomatik olarak eski görevine döndü. Şinâsi’nin gözü gazetecilikte idi. Avrupa’da gördüğü biçimde bir gazete çıkarmak hükümetten malî destek görmeyen bir gazetede yazı yazmak istiyordu. Bu sırada Agâh Efendi “Tercüman-ı Ahval”i yayınlamaya başladı. Şinâsi, bu gazetenin başyazarlığını yapmıştır. Halkın konuşma dili ile yazıyor, geniş halk kitlesi tarafından okunuyordu. Böylece, yepyeni bir gazete üslûbu ortaya koydu. Aynı gazetede, “Şair Evlenmesi” adlı oyununu da tefrika etti. Gerek sanat eserinde ve gerekse günlük gazetede halk dilinin, konuşma dilini kullanması büyük bir yenilikti. Alkışlayanlarla, tepki gösterenler yan yana yaşıyorlardı.
Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 22:44
7 Şubat 2012 14:29   |   Mesaj #7   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam

İbrahim Şinasi


(1826-1871)


Sponsorlu Bağlantılar
5 Ağustos 1826'da İstanbul'da doğdu. 13 Eylül 1871'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl ismi İbrahim Şinasi. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829'da Osmanlı-Rus Savaşı'nda şehit oldu. Annesi onu yakınlarının desteğiyle büyüttü. İlköğretimini Mahalle Sıbyan Mektebi'nde ve Feyziye Okulu'nda tamamladı. Müşiriyeti Mektubî Kalemi'ne katip adayı olarak girdi. Arapça ve Farsça, Fransızca öğrendi. 1849'da bilgisini artırması için devlet tarafından Paris'e gönderildi. Burada edebiyat ve dil konularındaki çalışmalarını sürdürdü.

Doğu kültürleri araştırmacısı De Sacy ailesi ile dostluk kurdu, Ernest Renan'la tanıştı, Lamartine'in toplantılarını izledi. Yine doğu kültürleri araştırmacısı Pavet de Courteille'nin çalışmalarına yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851'de Société Asiatique'e üye seçildi. 1854'te İstanbul'a döndü. Bir süre Tophane Kalemi'nde çalıştı. Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Encümen-i Daniş'te (ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu sadrazam Mustafa Reşit Paşa'nın görevinden ayrılması üzerine sakalını kestiği için üyelikten çıkarıldı. Reşit Paşa 1857'de yeniden sadrazam olunca, eski görevine döndü.


Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar


1860'da Ağah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahvâl gazetesini çıkardı. 1862'de de Tasvir-i Efkar gazetesini çıkardı. Devlet işlerini eleştirdiği ve Sultan Abdülaziz'e karşı girişilen eylemleri desteklediği gerekçesiyle 1863'teki Meclis-i Maarif'teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal'e bırakarak, 1865'te Fransa'ya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi. Yaklaşık 5 yıl Ulusal Kitaplık'ta araştırma yaptı. Tamamlayamadığı kapsamlı bir Türkçe sözlük üzerinde çalıştı. 1867'de İstanbul'a döndü. Kısa bir süre sonra yeniden Paris'e gitti. 1869'da tekrar İstanbul'a dönünce bir matbaa açtı, eserlerinin basımıyla uğraşmaya başladı. 13 Eylül 1871'de beyin tümöründen yaşamını yitirdi. Tanzimat'la başlayan Batılılaşma hareketlerine öncülük ederek, dil, edebiyat ve düşünce yaşamının gelişmesine katkıda bulundu. Fransız şairlerinden çeviriler yaptı.

Eski nazım biçimleriyle yazdığı şiirlerde yeni düşünceleri dile getirdi. Öz ve biçim yönünden tümüyle yeni şiirler de yarattı. 1860'da yazdığı tek perdelik "Şair Evlenmesi" adlı komedi, Batılı anlamdaki ilk Türkçe oyundur. Anlatımdaki yeniliklerin yanısıra tema bakımından da Türk tiyatro edebiyatının öncüsüdür. Ama asıl önemli çalışmalarını gazetecilik alanında yaptı. Batılılaşmayı savunan "Tasvir-i Efkar", bir düşünce gazetesi kimliğiyle Türk basın tarihinde önemli bir aşamadır. Dildeki yalınlaşma çabasını edebiyat ve tiyatro alanlarındaki eserleriyle destekledi.

ESERLERİ


  • Tercüme-i Manzume
  • Şair Evlenmesi (Oyun)
  • Müntehabat-ı Eşhar (1862, Divan-ı Şinasi adıyla da bilinir, şiirlerinden seçmeler)
  • Durub-u Emsal-i Osmaniye (1863, atasözleri derlemesi)
  • Müntahabat-ı Tasvir-i Efkar (18623, 1885. Ebüzziya Tevfik tarafından düzenlenen seçme makaleler)

Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 22:45

Daha fazla sonuç:
Şinasi (İbrahim)

Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
Pixabay Resimleri:
paneli aç