Arama

Aşk-ı Memnu (Yasak Aşk) - Halit Ziya Uşaklıgil

Güncelleme: 11 Mart 2012 Gösterim: 3.180 Cevap: 2
Mira - avatarı
Mira
VIP VIP Üye
11 Mart 2012       Mesaj #1
Mira - avatarı
VIP VIP Üye
Aşk-ı Memnu

Sponsorlu Bağlantılar
Aşk-ı Memnu (Günümüz Türkçesi ile: Yasak Aşk) , Halid Ziya Uşaklıgil'in realist-naturalist bir romanıdır. İlk olarak 1899-1900 yıllarında Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edildikten sonra 1900'de kitap olarak yayımlanmıştır.
Aşk-ı Memnu
3fbxh
  • Yazarı: Halit Ziya Uşaklıgil
  • Dili: Türkçe
  • Türü: Roman
  • Yayınevi: Hilmi Kitabevi (İlk Basım)
  • Basım Tarihi: 1900
Konu
Firdevs Hanım, "Melih Bey takımı" diye adlandırılan bir ailedendir. Yaptığı evlilikten Peyker ve Bihter adlı iki kızı olmuştur. Eşi, Firdevs Hanım'a yazılmış aşk mektuplarını okuduktan sonra kriz geçirerek ölür. Kızları Firdevs Hanım'ı pek sevmez. Firdevs Hanım da kızlarından nefret etmektedir. Çünkü ona göre kızları onun gençliğini çalmıştır. Firdevs Hanım'ın kızları zamanla büyür ve Peyker evlenir. Firdevs Hanım ve kızları güzel görünmeye çok önem verirler, çok zarif giyinirler. Firdevs Hanım, dönemin zenginlerinden Adnan Bey ile evlenmek istemektedir. Ama Adnan Bey Bihter’i ister. Firdevs Hanım bu evliliğe başta karşı çıkar ancak daha sonra kabul etmek zorunda kalır. Adnan Bey’in Nihal ve Bülent adında iki çocuğu vardır. Nihal 15 yaşında, Bülent yaklaşık 9 yaşındadır. Adnan Bey Bülent'in doğumundan hemen sonra karısını kaybetmiştir. Nihal önce babasının yeni evliliğine soğuk bakar. Ama Bihter ile tanışınca içi ısınır. Bununla birlikte, artık babasına karşı mesafe almıştır. Ancak, Bihter'le anlaşamayan ahçı Şakire Hanım'ın, eşi Süleyman Efendi ve kızları Cemile ile birlikte evden ayrılması nedeniyle Nihal Bihter'den de soğumaya başlar. Kardeşi Bülent'in yatılı okula gönderilmesinden de Bihter'i sorumlu tutmaya başlar. Bihter iki yıl içinde evliliğinden sıkılır. Çünkü Adnan Bey ile aralarındaki yaş farkı büyüktür ve Bihter ona âşık olmadığını hissetmektedir. Zamanla Behlül ile aralarında yasak bir ilişki başlar. Behlül Adnan Bey’in yeğenidir ve onlarla aynı evde kalmaktadır. Bihter gece herkes uyuduktan sonra Behlül'ün odasına girmektedir.Sabaha kadar ilişki yaşarlar. Nihal zamanla Bihter’den nefret etmeye başlar: Bihter'in Nihal ve Bülent'in odalarını ayırması, Nihal'e göre affedilemez bir harekettir.

Firdevs Hanım dizlerindeki romatizmaları bahane ederek kendi yalısının fazla rutubetli olduğunu öne sürer ve Adnan Bey'in yalısına yerleşmeye karar verir. Aynı dönemde, Nihal’e annelik yapan mürebbiyesi Matmazel De Courton da evden ayrılır ve Fransa'ya geri döner; Nihal onu Bihter'in uzaklaştırdığını düşünmektedir. Nihal'in artık kimsesi kalmamıştır. Babasını eskiden çok sevmesine karşı, şimdi içinde ona karşı bir nefret oluşmuştur. Yaşadığı olayların ağırlığı karşısında, bir gün piyano çalarken baygınlık geçirir; bu olaya yalnızca yalının çocuk yaştaki Habeş hizmetlisi Beşir şahit olur.

Aynı dönemde Nihal Behlül'e bir duygusal yakınlık duymaya başlamıştır; Behlül ise Bihter'e duyduğu aşktan zamanla uzaklaşmakta, yeni arayışlara girmektedir. Firdevs Hanım Adnan Bey'in yalısında kalmaya başladıktan sonra Behlül ile Nihal'i evlendirmeyi planlar. Bu arada, Bihter ile Behlül'ün arasında bir ilişki olduğunu fark eder. Nihal ve Behlül bu fikre önce şaka diye aldırmazlar ama zamanla iş ciddileşir; iki genç birbirlerine aşık olurlar. Bihter Behlül'ün Nihal'e olan aşkını kıskanır. Nihal, Behlül'le evlenme hazırlıkları yaptığı sırada, Behlül ve Bihter arasındaki ilişkiyi sezer. En sonunda Beşir her şeyi açıklar. Nihal ve Adnan Bey şok geciriler. Evlenecekleri gün Bihter odasında intihar eder. Behlül ise evden kaçar. Bir zaman sonra Adnan Bey ve Nihal eski mutlu günlerine geri dönerler; Şakire Hanım ve Süleyman Efendi eve geri döner, Matmazel de Courton da Fransa'dan geri çağrılır. Ancak Beşir, uzun süredir mücadele etmekte olduğu hastalığına yenik düşerek ölmüştür.


Karakterler

  • Adnan Bey: Varlıklı, 50'li yaşlarında bir İstanbul beyefendisi.
  • Behlül: Adnan Bey'in yeğeni; babası uzak bir vilayete üst düzey memur olarak tayin olduğundan İstanbul'da amcasının himayesinde yaşamakta, Galatasaray'da yatılı olarak okumaktadır. Kızlara zaafı vardır.
  • Nihal: Adnan Bey'in kızı. Behlül'e aşıktır.
  • Bülent: Adnan Bey'in oğlu. Babasının Bihter'le evlenmesinden sonra Bihter'i anne olarak benimser. Kısa süre sonra yatılı okula gönderilir.
  • Matmazel de Courton: Fakir düşmüş bir Fransız soylu ailenin kızı. Nihal ve Bülent'in mürebbiyesi.
  • Firdevs Hanım: "Melih Bey Takımı" olarak adlandırılan, kadınlarının hafifmeşrep ve gösterişli tavırlarıyla tanındığı bir aileye mensuptur. Romanın başlangıcında kırk beş yaşındadır.
  • Bihter: Firdevs Hanım'ın küçük kızı. Yirmi iki yaşındayken Adnan Bey'le evlenir. Ama Behlül'e aşık olur.
  • Peyker: Firdevs Hanım'ın büyük kızı. Bihter'den üç yaş büyüktür. Mesafeli bir tabiatı vardır.
  • Nihat Bey: Peyker'in eşi. İstanbul'un üst tabaka yaşamına dahil olmak için Peyker'le evlenmiştir. Evliliklerinden Feridun adlı bir oğulları olmuştur, iki yıl sonra da ikinci çocukları dünyaya gelmiştir.
  • Şakire Hanım: Adnan Bey'in yalısının aşçısı. Uşak Süleyman Efendi ile evlenmiştir. Bu evlilikten Cemile adlı bir kızları olmuştur.
  • Şayeste: Adnan Bey'in yalısında başkalfa.
  • Nesrin: Adnan Bey'in yalısında hizmetçi.
  • Beşir: Adnan Bey yalısında Habeş asıllı hadım hizmetli, arabacı.
  • Katiya: Firdevs Hanım'ın hizmetçisi.
Ana Karakterlerin Detaylı Analizi
  • Adnan Bey
Elli yaşında, zengin, kültürlü bir adamdır. Karısının dört yıl önce kaybetmiştir. Kızı Nihal ve oğlu Bülent’le birlikte Boğaziçi’nde lüks bir yalıda yaşam sürmektedir. Çocuklarına aşırı derecede düşkün, şefkatli, ilgili bir babadır. Adnan Bey, sandal gezintilerinde görüp beğendiği, yirmi iki yaşında genç bir kız olan Bihter’le evlenir. Adnan Bey, yaşına ve kişiliğine uygun bir kızla evlenmemenin bedelini çok pahalı öder. Bihter, kocasına karşı soğuk davranır, çoğu gece kapısını kilitler ve yalnız yatar. Kocasına bedenini vermiş, ancak kalbini, sevgisini verememiştir. Bihter, kocasının yeğeni Behlül’le yasak bir ilişki yaşar.
  • Firdevs Hanım
Bihter’in annesidir. Kırk beş yaşında olmasına rağmen yaşlandığını kabul etmeyen, genç kadınlar gibi süslenmeyi, gezip eğlenmeyi çok seven bir kadındır. Peyker ve Bihter adlarında iki kızı vardır. Firdevs Hanım için kızlar, birer baş belasıdır. Çünkü çocuklar, gezip eğlenmesine engel olur, yaşlandığının somut göstergesidir. Firdevs Hanım, kocası Melih Bey’i yıllar önce kaybetmiştir. Melih Bey’le evlenmiş, ancak bu evlilikte aradığı mutluluğu ve heyecanı bulamamıştır. Birkaç hafta sonra, kocasının karşı çıkmalarına aldırış etmeden sandal gezintilerine çıkmış, başka erkeklerle gönül eğlendirmiştir. Melih Bey, aldatıldığını öğrendikten sonra üzüntüsünden ölmüştür. Firdevs Hanım sorumsuz davranışları yüzünden, kocasının ölümüne sebep olmuştur. Kısa süreli bir vicdan sızısından sonra, Firdevs Hanım yeniden eğlence yerlerinin aranan kişisi olmuştur.

Firdevs Hanım, çocuklarına hiçbir zaman gerçek bir anne sevgisiyle, şefkatiyle, sıcaklığıyla yaklaşmamıştır. Sorumsuz ve ahlâksız davranışlarıyla çocuklarına kötü bir örnek olmuştur. Bihter’in babası yaşındaki Adnan Bey’le evlenmek istemesinde, mutlu bir aile yaşantılarının olmaması, annesinin kötü bir kadın olarak tanınması gibi nedenler vardır. Bihter için bu evlilik, cehennemden cennete kaçıştır. Bihter’in kocasını aldatmasında, annesinin payı büyüktür.
Firdevs Hanım’ın vücudu yıpranmış olmasına karşın gönlü hâlâ gençtir. Bembeyaz olmuş saçlarını, sık sık sarı renge boyatır. Yaşına uygun düşmeyen kıyafetleri ısrarla giymek ister ve kendisini komik duruma düşürür. Behlül’ün çapkınlık maceralarını heyecanla dinler.
  • Bihter
Romanın başkahramanıdır. Adnan Bey’in karısıdır. Yirmi iki yaşında güzel bir kızdır. Yaşadığı ortamda mutsuz olduğu için, evliliği kurtuluş olarak görür. Adnan Bey’in zenginliği, genç Bihter’in başını döndürür. Maddî imkânlara kavuşmanın, mutlu bir evlilik için yeterli olacağını zanneder. Adnan Bey’in elli yaşında ve iki çocuklu olmasına aldırış etmeden onunla evlenir. Bir yıl sonra, mutlu olmadığını, gönlünün, genç bedeninin, sevgiye, aşka, heyecana susadığını hisseder. Kocasının yeğeni Behlül ile yasak bir ilişki yaşar. Bihter, ne olduğunu anlamadan kendisini bir anda Behlül’ün kollarında bulur. “Bihter başta namuslu bir kadındır ve namuslu kalmak için çırpınır; ne var ki içinde bulunduğu koşullar ve yaratılışındaki bir eğilim, onu önüne geçilmez bir zorunlulukla, kocasını aldatan bir kadın yapar.”

Bihter, annesine benzemek istemez. Önünde istenmeyen iki seçenek vardır: Ya kocasına sadık kalarak genç bedenini çürümeye mahkum edecek, ömür boyu mutsuz bir kadın olacak ya da kocasına ihanet ederek genç bedeninin arzularını genç bir erkeğin kollarında tatmin edecektir. Bihter’in mutlu olabilmesi için, ihanet etmekten başka çaresi yoktur. “Bihter yaşlı kocasına sadık bir eş, üvey çocuklarına şefkatli bir anne olmak niyetiyle yaptığı bir evliliğin getirdiği mutsuzluk içinde namusunu ve şerefini koruyamayan talihsiz bir kadındır.”


Bir kışı birlikte geçirdikten sonra Bihter-Behlül ilişkisinde eski heyecan kalmaz. Birbirlerinden sıkılmaya başlarlar. Behlül, Bihter’i başka kadınlarla aldatır. Bihter, aldatıldığını bilmesine rağmen yine de Behlül’le birlikte olur. Romanın sonunda yasak aşkları ortaya çıkınca, Behlül’ün kendisini alıp uzaklara kaçırmasını bekler. Ancak Behlül, kaçıp gider, Bihter’i yalnız bırakır. Bihter, ihanet damgası yemiş bir kadın olarak yaşamak istemez. Bu kez ölümü, kendisine bir kaçış, bir kurtuluş olarak görür. Kocasının tabancasıyla intihar eder.

  • Behlül
Adnan Bey’in yeğeni, Bihter’in yasak aşkıdır. Babasının başka şehirlere tayin edilmesi üzerine, okumakta olduğu Galatasaray’daki öğrenimine yatılı olarak devam eden bir öğrencidir. Yirmi bir yaşındadır. Haftada bir gün, amcası Adnan Bey’in yalısına gelir. Batılı tarzda yetişmiş, sanattan, müzikten anlayan, hayatta gezip eğlenmekten başka hiçbir hedefi olmayan sorumsuz bir tiptir. Çapkın biridir. Pek çok kadınla ilişki yaşadığından, onlardan sıkılmıştır. İstanbul’da gitmediği eğlence yeri kalmamıştır. Arkadaşlarına, yaşadığı aşk maceralarını süsleyerek anlatmaktan çok hoşlanır.

“Behlül, yüzeysel bir Batılılaşmanın yarattığı tipik genç. Eğlence ve kadın peşinde. Bütün işi bu. Peşinde olduğu kadın, evinde kaldığı, ekmeğini yediği Adnan Bey’in karısı da olabilir. Geleneksel değer yargılarını yitirmiş, yeni değer yargılarından yoksun biri Behlül; en küçük ahlâkî sorumluluk duygusu kalmamış. Halit Ziya, Behlül’ün kişiliğinde, zamanla toplumumuzda daha da yaygınlaşacak bir genç tipini çok iyi canlandırmış.”


Behlül’ün mutlu insan maskesi altında, aslında hayattan bıkmış, geleceğe dair hiçbir hedefi olmayan, boşlukta yuvarlanan, mutsuz bir insan vardır. Kadınların dilinden iyi anladığı, yakışıklı, genç ve kibar bir genç olduğu için Bihter’i de ağına düşürmesi çok zor olmaz. Amcasının karısı Bihter’le yasak bir ilişki yaşar. Amcasının yalısında, amcasının karısıyla geceleri gizlice birlikte olur ve ahlâkî yönden en ufak bir huzursuzluk, bir suçluluk duymaz. Çünkü Behlül için yaşadığı bu ilişki, gizemli, tehlikeli, heyecanlı, ateşli bir oyundur. Behlül, bir süre sonra Bihter’den sıkılır ve onu başka kadınlarla aldatır. Yaşadığı ilişkiye sadık kalmaz. Yasak ilişkileri ortaya çıkınca, Bihter’e verdiği sözü tutmaz, onu ortada bırakır, kaçıp gider. Yaptığı rezillikler yetmiyormuş gibi, bir de Nihal’le evlenmek ister. Geçmiş yaşamındaki pislikleri, Nihal gibi küçük ve saf bir kızla temizleyecektir. İnsanları kullanmak, işi bitince de onları bir paçavra gibi atmakta Behlül’ün üstüne yoktur.
  • Peyker
Firdevs Hanım’ın büyük kızı, Bihter’in ablasıdır. Bihter’den üç yaş büyüktür. Nihat Bey’le evlidir. Romanın ilerleyen bölümlerinde Feridun adında bir oğlu olur. Adnan Bey’in çapkın yeğeni Behlül tarafından sürekli olarak taciz edilir. Peyker, kardeşi Bihter’den daha olgun ve namusunu koruma noktasında daha başarılıdır. Behlül’e hiçbir zaman yüz vermez, onun oyunlarına kanmaz, yaptığı ahlâksız tekliflere karşılık vermez. Bihter’in yaptığı gibi kendisini bir anda çapkın Behlül’ün kollarına bırakmaz, sonuna kadar namusunu korur, kocasına sadık kalır. Ailece gidilen Göksu gezisinde Behlül, Peyker’in peşinde dolanır. Kimsenin görmediğini düşündüğü bir anda Peyker’in ensesinden öper. Bu sahneyi Bihter görür. Bu olay, Bihter’in evlilik hayatında bir dönüm noktası olur, Bihter’in içindeki bastırılamayan, tatmin edilemeyen genç kadınlık arzularını harekete geçirir. Daha sonra ablasının aksine Bihter, bir anda kendisini yasak ilişkinin içinde bulur. Namus ve sadık bir eş olma konusunda Peyker, annesi Firdevs Hanım’dan ve kardeşi Bihter’den farklıdır.
  • Nihal
Adnan Bey’in kızıdır. Son derece kırılgan, hassas bir kızdır. Sekiz yaşındayken annesini kaybetmiş, bu acı olayın tesirini yıllarca üzerinden atamamıştır. En küçük şeyden etkilenir, kırılır, incinir, küser, bir köşeye çekilip saatlerce ağlar. Babasına aşırı derecede düşkündür. Babasının, kendilerini eskisi kadar sevmeyeceği korkusuyla, Bihter’in yalıya gelmesini istemez. Bihter yalıya geldikten sonra, baba-kız arasındaki sıcaklık, içtenlik kaybolur. Nihal, babasını elinden aldığı için Bihter’i kıskanır, ona soğuk davranır, kin duyar. Nihal ile Bihter arasındaki çatışma, zamanla şiddetlenir. Kardeşi Bülent’in yatılı okula verilmesi, hizmetçilerin evden uzaklaştırılması, yaşının büyüdüğü gerekçesiyle Bülent’in odasının ayrılması, mürebbiyesi Mlle de Courton’un gönderilmesi gibi olumsuz gelişmeler, Nihal’in Bihter’e duyduğu kin ve öfkeyi artırır.
  • Bülent
Adnan Bey’in oğlu, Nihal’in kardeşidir. Evdeki herkes tarafından çok sevilen, etrafına gülücükler saçan, neşeli bir çocuktur. İki yaşındayken annesini kaybetmiştir. Romanın başında altı yaşındadır. Bülent, alışveriş amacıyla arabayla yapılan gezileri çok sever. Oldukça hareketli bir çocuktur, yerinde durmaz. Babasının kitaplarını dağıtır, renkli kalemlerle odasının duvarlarını boyar. Ablası Nihal’in aksine Bihter’le çabucak kaynaşır, onu sever.
  • Mlle de Courton
Nihal’in mürebbiyesidir. Adnan Bey’in yalısına geldiğinde Nihal henüz dört yaşındadır. Mlle de Courton’un babası, yıllar önce bütün mirasını at yarışında kaybetmiş ve intihar etmiştir. Ortada kalan Mlle de Courton, Paris kaldırımlarına düşüp kötü bir kadın olmaktansa, akrabalarının yanında fakir bir yaşam sürmeyi seçmiş, türlü sıkıntılara göğüs germiştir. Yediği ekmeği hak etmek için, çocuklara mürebbiyelik yapmıştır. Yıllar sonra Beyoğlu’nun seçkin bir Rum ailesine mürebbiyeliğe gelmiş. Buradan da Adnan Bey’in yalısına geçmiştir. Mlle de Courton, Adnan Bey’den en ufak bir saygısızlık görmez. Adnan Bey’in hasta karısı, ölmeden önce Mlle de Courton’u yanına çağırmış ve çocuklarını kendisine emanet etmiştir. Bu nedenle Mlle de Courton, yalıdan ayrılmayı hiç düşünmemiştir. Mlle de Courton, çocuklara bir mürebbiyeden çok, bir anne şefkatiyle yaklaşmıştır.

Mlle de Courton, prensipleri olan, düzenli, disiplinli, onurlu bir kadındır. Bihter ile Behlül arasındaki ilişkiyi bilir, ancak evin huzurunu bozmamak için kimseye bir şey söylemez. Bihter durumu anlayınca, Nihal’in artık büyüdüğünü, bu nedenle mürebbiyeye ihtiyacı kalmadığını söyleyerek, Mlle de Courton’u yalıdan uzaklaştırır. Asil ve olgun bir bayan olan Mlle de Courton, yalıdan kovularak gitmenin kendisine yakışmayacağını düşünür. Adnan Bey’den, memleketini çok özlediğini söyleyerek bir süreliğine izin ister. Yalıdan ayrılmadan önce de, kızı yerine koyduğu Nihal’e, Behlül’den sakınmasını tembihler. Bihter’in intiharından sonra yeniden yalıya çağrılır.
  • Beşir
Adnan Bey’in yalısında çalışan Habeşli bir uşaktır. Tıpkı Nihal gibi kırılgan, hassas, zayıf bir çocuktur. Beşir, Nihal’i ümitsiz ve derin bir aşkla sevmektedir. Nihal hastalandığında, Beşir de hastalanır; Nihal’i üzgün gördüğünde, kendisi de dayanamaz ağlar. Beşir, Bihter ile Behlül arasındaki yasak ilişkiyi ta en başından öğrenmiş, soğuk kış gecelerinde onları gözetleyebilmek için saatlerce ayazda beklemiş, hatta bu yüzden ciddî bir şekilde üşütmüştür. Sürekli olarak öksürmektedir. Beşir, Nihal’in Behlül’e karşı boş olmadığını hissedince çok acı çeker. Behlül gibi çapkın, ahlâksız bir adamın Nihal gibi saf bir kızı hak etmediğini düşünür. Nihal’in Behlül’le evlenecek olmasını kabullenemez. Bihter ile Behlül arasındaki yasak ilişkiye son noktayı Beşir koyar. Romanın sonunda Nihal’in baygın bir hâlde yerde yattığını gören Beşir, yalıda yaşanan yasak ilişki hakkında tüm bildiklerini Adnan Bey’e anlatır.

Temalar
Türk edebiyatı tarihi uzmanı Nurullah Çetin, romanda işlenen "yasak aşk" temasının II. Abdülhamit döneminde (19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında) yayımlanan bir çok romanda yer aldığına dikkat çeker. Fatma Âliye'nin Muhadarat (1892), Hüseyin Rahmi'nin Bir Muadale-i Sevda (1899), Mehmet Rauf'un Eylül (1901) ve Saffet Nezihi'nin Zavallı Necdet (1902) romanları, Aşk-ı Memnu'nun tefrika edildiği dönemlerde yayımlanan ve benzer bir şekilde "yasak aşk" temasını işleyen romanlardandır. Nurullah Çetin'e göre dönemin romanlarında "yasak aşk" temasının ön plana çıkması çeşitli nedenlere bağlıdır; bu nedenlerin arasında Fransız realist romancıların etkisi, okuyucunun gizli şeylere merak duyması gibi nedenler sayılabilir. Dönemin diğer yazarları gibi Halit Ziya Uşaklıgil de yasak aşk konusunu işlerken ahlakçı bir tutum takınmaz, evlilik kurumunun işleyişindeki sorunları gündeme getirir ve evli insanları evlilik dışı ilişkiler yaşamaya iten nedenleri ortaya koyar. Aşk-ı Memnu'da da eşlerin arasındaki yaş farkı ve aralarındaki bağların zayıflığı Bihter'in bir yasak aşk yaşamasına neden olmuştur.

Aşk-ı Memnu yer alan mürebbiye karakteri Matmazel De Courton'a benzer karakterler dönemin diğer romanlarında yer alır. Genellikle orta ve üst sınıf Osmanlı ailelerinin çocuklarını eğitmek için Fransa gibi ülkelerden getirilen mürebbiyeler Tanzimat döneminden itibaren Osmanlı konaklarında görülmeye başlanmıştır. Ahmet Mithat Efendi'nin Felâtun Bey ve Rakım Efendi romanındaki Josefino, Fatma Âliye'nin Muhadaratındaki Jozefin, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Mürebbiye'sindeki Anjel ve aynı yazarın Ölüler Yaşıyor mu romanındaki Luiz Şermin karakterleri, Aşk-ı Memnu'daki De Courton'a benzer bir şekilde Osmanlı konaklarında Batı tipi eğitim veren Avrupa kökenli kadın karakterlerdir.

Üslup Özellikleri

Halit Ziya Uşaklıgil, diğer romanlarında olduğu gibi Aşk-ı Memnu'da da ağır bir Osmanlıca kullanır. Ağır bir dil ve üslup kullanımı, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki ana edebiyat akımı olan Servet-i Fünûn dönemi Türk edebiyatının genel özelliklerindendir. Halit Ziya Uşaklıgil, bu dönemin diğer yazarları gibi, günlük hayatta kullanılmayan ya da nadiren kullanılan Arapça ve Farsça kelimelere Aşk-ı Memnu'da sıkça yer verir, bu bakımdan romanın kelime haznesini şiirlerin kelime haznesine yaklaştırır. Çok belirgin olmasa da, Fransızca sözdiziminin kimi özellikleri de romanda kullanılmıştır. 1920'den sonra yapılan baskılarda (özellikle 1939 baskısından itibaren) yazar kullandığı dilde bir sadeleştirme gerçekleştirmiştir.

Edebi Önemi

Aşk-ı Memnu, tefrika edildiği dönemde büyük ilgiyle karşılanmıştır. Halit Ziya Uşaklıgil'in en tanınan romanı olmuştur. Roman, yazarın en olgun eseri olarak kabul edilir ve Servet-i Fünûn dönemi Türk edebiyatının şaheserlerinden biri olarak değerlendirilir.

Halit Ziya Uşaklıgil'in İzmir'de yazılan ve genellikle aşk hikâyelerini konu eden ve toplumsal konuları işlemeyen romanlarının aksine Aşk-ı Memnu, tıpkı yazarın İstanbul'da yazdığı diğer romanlar gibi İstanbul'un genel yaşantısını ve bu şehirde yaşayan çeşitli toplum kesimlerini yansıtır. Bu nedenle Aşk-ı Memnu, yazarın Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar ve Nesl-i Ahir gibi "İstanbul Romanları"na benzer özellikler taşır.

Romanın Başlıca Baskıları

  • Aşk-ı Memnu, Servet-i Fünûn dergisinin 9 Şubat 1899 tarihli 413. sayısı ve 16 Mayıs 1900 tarihli 479. sayısı arasında tefrika edilmiştir. 1925 yılında "İkbal Kütüphanesi" yayınevi tarafından yeniden kitap olarak basılmıştır.
  • 1939 yılında Latin harfleriyle bir yeni baskısı yapılmıştır. Hilmi Kitabevi tarafından yapılan bu baskı için yazar romanın dilini sadeleştirmiş; ancak kelimelerin bir kısmını değiştirmekle yetinmiş ve üslupta herhangi bir değişiklik yapmamıştır. Bu değişiklikleri 1939 baskısına yazdığı kısa bir önsözde açıklamıştır.
  • 1963 yılında İnkılap Kitabevi kitabın yeni bir baskısını hazırlamıştır.
  • 2004 yılında Özgür Yayınları romanın yeni bir baskısını yapmıştır; bu baskıda 1939 basımı temel alınmış, Osmanlıca kelimelerin güncel Türkçe karşılıkları köşeli parantez içinde verilmiştir. Bu basım, romandan uyarlanan bir dizinin 2008 yılında yayınlanmaya başlamasının da etkisiyle büyük ilgi görmüş, Mart 2009 itibariyle yirmi baskı yapmıştır.
Wolfgang Riemann tarafından Almanca'ya çevrilen kitap, Verbotene Lieben başlığıyla 2007 yılında Zürich merkezli bir yayınevi olan Unionsverlag tarafından Türk Kütüphanesi (Türkische Bibliothek) dizisi kapsamında yayınlandı.

Uyarlamalar

Aşk-ı Memnu'nun Halit Refiğ yönetiminde gerçekleştirilen dizi uyarlaması 1975 yılında TRT'de altı bölüm olarak yayınlandı. Bu uyarlamada esas olarak romana sadık kalınmıştır. Dizideki bazı diyaloglarda Osmanlı Devleti'nin son döneminin siyasi olaylarına yapılan atıflar, romanda yer almamaktadır. Roman, Tarık Günersel tarafından tiyatroya uyarlandı ve üç perdelik bir oyun olarak temsil edildi.
Tarık Günersel'in yazdığı libretto, Selman Ada tarafından opera olarak bestelendi; Aşk-ı Memnu operasının ilk temsili 23 Ocak 2003 tarihinde Mersin'de yapıldı. Opera daha sonra İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda da sahnelendi. Romandan yola çıkılarak Kanal D ve Ay Yapım tarafından yapılan yeni bir dizi uyarlaması 2008 yılında televizyonda yayınlanmaya başladı. Bu dizide hikâye 2000'ler Türkiye'sine uyarlanmış, olay örgüsünde ve karakterler özelliklerinde değişiklikler yapılmış, romanda yer almayan kimi yeni karakterler eklenmiştir.


KAYNAKÇA

Vikipedi, özgür ansiklopedi / Aşk-ı Memnu maddesi ve Bülent SAKÇA'nın Halit Ziya Uşaklıgil'in "Aşk-ı Memnu" Romanı adlı makalesinden derlenmiştir.

[*] Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu, Özgür Yayınları, Beşinci Basım: Ocak 2005, 514 s. (Alıntılar bu baskıdan yapılmıştır.)
[1] Cevdet Kudret, Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman I, İnkılâp Kitabevi, 5. Baskı: İstanbul 1987, s. 208
[2] L. Sami Akalın, Halit Ziya Hayatı Sanatı Eserleri, Varlık Yayınları, İstanbul 1979, s. 29
[3] Olcay Önertoy, Halit Ziya Uşaklıgil Romancılığı ve Romanımızdaki Yeri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1995, s. 69
[4] İsmail Çetişli, Halit Ziya Uşaklıgil, Şûle Yayınları, İstanbul 2000, s. 98
[5] Ömer Faruk Huyugüzel, Halit Ziya Uşaklıgil, Akçağ yayınları, 1. Baskı: Ankara 2004, s. 65
[6] Cemil Yener, Halit Ziya Uşaklıgil, Toker Yayınları, İstanbul 1974, s. 46
[7] Ali İhsan Kolcu, Servet-i Fünûn Edebiyatı, Salkımsöğüt Yayınları, 1. Basım: Ankara 2005, s. 311
[8] Fethi Naci, Yüz Yılın 100 Türk Romanı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2007, s. 10
[9] Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış I, İletişim Yayınları, 5. Baskı: İstanbul 1995, s. 73
[10] Berna Moran, a.g.e., s. 75
[11] Fethi Naci, a.g.e., s. 12

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
theMira
Intersect - avatarı
Intersect
VIP catfood
11 Mart 2012       Mesaj #2
Intersect - avatarı
VIP catfood
Sanırım bu bi kitap, hani bi ara dizisi vardı. Son bölümerinde adı '' Aşk-ı Memnu Veda '' idi.
Sponsorlu Bağlantılar
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 6 üye beğendi.
...ve parayı yarattılar, tanrıya alternatif.
Mira - avatarı
Mira
VIP VIP Üye
11 Mart 2012       Mesaj #3
Mira - avatarı
VIP VIP Üye
Aşk-ı Memnu Romanı Olay Örgüsü
Adnan Bey, elli yaşlarında, zengin, dul bir adamdır. Karısını dört yıl önce kaybetmiş, kızı Nihal ve oğlu Bülent’le yaşamını sürdürmektedir. Boğaziçi sandal gezintileri sırasında sık sık karşılaştığı Firdevs Hanım’ın kızı Bihter’le evlenmeye karar verir.
Firdevs Hanım, kızlarıyla birlikte Rumeli sahilinde küçük bir yalıda yaşamaktadır. Bu aileden “Melih Bey takımı” olarak bahsedilir. Bu ad, Firdevs Hanım’ın yıllar önce ölen kocası Melih Bey’den gelmektedir. Firdevs Hanım on sekiz yaşındayken Melih Bey’le evlenmiş, fakat bu evlilikte beklediği heyecanı bulamamıştır. Nitekim evlendikten iki hafta sonra yeniden sandal gezintilerine çıkmaya başlamış. Melih Bey, karısının serbest tavırlarına ses çıkaramazmış. Firdevs Hanım, sandal gezintilerinde kimi zaman kocası yanındayken dahi yabancı erkeklerden mektuplar, çiçekler almaktan çekinmezmiş. Peyker ve Bihter adlarında kızları olmuş. Firdevs Hanım için çocukları, yaşlılık belirtisi ve gezip tozmasına engel olan varlıklardır.

Çocukları biraz büyüyünce Firdevs Hanım, gezinti ve eğlencelerine kaldığı yerden devam etmiş. Karısının hafifliklerine daha fazla katlanamayan Melih Bey, bir gün gizlice karısının odasına girmiş, bütün çekmece ve dolapları kırıp dökmüş. Sonunda karısının aşk mektuplarını bulmuş. Bu rezilliğe dayanamamış, bir hafta sonra da kahrından ölmüştür. Firdevs Hanım, kocasının ölümüne üzülmüş. Bu ölüme kendisi sebep olduğu için bir parça vicdan azabı da duymuş. Fakat bu durum fazla sürmemiş, Firdevs Hanım bir ay sonra yeniden gezinti ve eğlence yerlerindeki yerini almıştır.


Firdevs Hanım kırk beş yaşındadır. Otuz yıldır gezinti yerlerinin en tanınmış yüzüdür. Bembeyaz olmuş saçlarını sık sık sarı renge boyayarak gizlemeye çalışır. Halkın kendisi hakkında söylediklerine pek kulak asmaz, “Oh! Halka bakarsanız hiçbir şey yapmamak lazım gelir; bence insan halk için değil nefsi için yaşamalıdır!” diyerek gönlünce yaşar.


Firdevs Hanım’ın büyük kızı Peyker, Nihat Bey’le evlenmiş. Firdevs Hanım bu evliliğe şiddetle karşı çıkmasına rağmen yine de engel olamamıştır. Peyker’in evlenmesi yetmezmiş gibi bir süre sonra bir de çocuk beklediğini öğrenince bütün dünyası başına yıkılmıştır. Çünkü Peyker’in anne olması demek, Firdevs Hanım’ın annelikten büyükanneliğe geçmesi, yani yaşlandığının resmen belgelenmesi demektir.


Firdevs Hanım kızlarıyla sandal gezintisine çıkar. Bir ara yanlarından başka bir sandalla Adnan Bey geçer. Adnan Bey az önce, Bihter’le evlenme isteğini bildirmek üzere Firdevs Hanım’ın yalısına gitmiştir. Firdevs Hanım, Adnan Bey’in kendisine baktığını zanneder. Fakat Adnan Bey, Bihter’e bakmıştır.


Eve döndüklerinde Nihat Bey, gayet neşeli bir tavırla müjdeli haberi verir. Adnan Bey’in az önce gelip Bihter’le evlenme isteğini bildirdiğini söyler. Firdevs Hanım, yaşına uygun biri olarak kendisi dururken, kızı yaşındaki Bihter’i istemesine çok kızar. Kızı Bihter’i kıskanır. Adnan Bey’in yapmış olduğu bu evlilik teklifi, henüz yirmi iki yaşında genç bir kız olan Bihter’i çok heyecanlandırır. Firdevs Hanım, Adnan Bey’in çok yaşlı olmasını ve iki çocuğunu gerekçe göstererek bu evliliğe karşı çıkar. Bihter, Adnan Bey’in yaşını ve çocuklarını bir engel olarak görmez, annesinin aksine bu evliliğe sıcak bakar. Bihter’i asıl heyecanlandıran, büyüleyen şey, Adnan Bey’in çok zengin olmasıdır. Bihter uzun ve sert bir tartışmadan sonra annesini ikna etmeyi başarır.


“Zaten Adnan Bey o adamlardan biri idi ki onlar için yaş en adi bir ehemmiyet derecesinde kalır. Çocuklar?.. Bilakis Bihter’in hoşuna gidiyordu… ‘Bana, anne diyecekler, öyle mi? Mini mini bir anne! Yirmi iki yaşında iken bir genç kızın annesi olmak!.. Hele oğlan!.. yumuk yumuk gözleriyle bir bakıyor ki…’” (…)


“Adnan Bey’le izdivaç demek Boğaziçi’nin en büyük yalılarından biri; o önünden geçilirken pencerelerinden avizeleri, ağır perdeleri, oyma Louis XV ceviz sandalyeleri, iri kalpaklı lambaları, yaldızlı iskemleleriyle masaları, kayıkhanesinde üzerlerine temiz örtüleri çekilmiş beyaz sandalla maun sandalı fark olunan yalı demekti. Sonra Bihter’in gözlerinin önünde bu yalı bütün hayalinin tantanasıyla yükselirken üzerine kumaşlar, dantelalar, renkler, mücevherler, inciler serpiliyor; bütün o çılgıncasına sevilip de alınamayarak hasret kalınmış şeylerden oluşan bir yağmur yağıyor, gözlerini dolduruyordu.” (s.44-45)


“‘Evet!’ diyordu. ‘Buraya geliniz, görkemli yalılar, beyaz sandallar, maun sandallar, arabalar, kumaşlar, mücevherler, bütün o güzel şeyler, bütün o parlak emeller… Siz, hepiniz, buraya geliniz…’” (s.60)


Adnan Bey, Firdevs Hanım’ın yalısına giderek Bihter’le evlenmek istediğini söyledikten sonra yalıya döner. Oldukça hassas ve kırılgan bir kişiliğe sahip olan kızı Nihal’e, annesinin yerini almak üzere yalıya bir kadının geleceğini nasıl söyleyeceğini düşünür. Adnan Bey otuz yaşında evlenmiş, on altı yıllık evlilik hayatı boyunca sürekli olarak karısının türlü hastalıklarıyla uğraşmış, fakat acı sona engel olamamıştır. Adnan Bey, karısını dört yıl önce kaybetmiştir. Annesinin ölümünden sonra Nihal, uzunca bir süre bu şoku üzerinden atamamış, hastalanmış, geceleri korkunç kâbuslar görmüştür. Bu süre zarfında Adnan Bey kızıyla yakından ilgilenmiştir. Nihal’in babasına olan düşkünlüğü artmıştır. Adnan Bey, Bihter’le evleneceğini kızına söylemeye cesaret edemez. Bu konuda Mlle de Courton’dan yardım ister.


Nihal, babasının genç bir bayanla evleneceğini mürebbiyesinden öğrenir. Akşam yemeğinde lokmalar boğazına düğümlenir, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Ertesi sabah Nihal, babasının yanına gelir, boynuna sarılır, “Baba!.. Beni yine seveceksiniz, şimdi nasıl seviyorsanız öyle seveceksiniz, değil mi?” der. Babasından “Elbette!..” yanıtını alınca, “Öyle ise zarar yok, gelsin!..” diyerek bu evliliği onaylar.


Mlle de Courton, Adnan Bey’in yalısına Nihal dört yaşındayken gelmiştir. Babası tüm mirasını at yarışlarında kaybetmiş, daha sonra da intihar etmiş. Babasının ölümünden sonra Paris kaldırımlarına düşüp kötü bir kadın olmaktansa, akrabasının yanında fakir bir yaşam sürmeyi tercih etmiş. Kaldığı evde yediği ekmeği hak etmek için kendi isteğiyle çocukların eğitim ve terbiyesini üzerine almış. Yaşadığı bir güceniklik nedeniyle Fransa’dan ayrılarak Beyoğlu’na, seçkin bir Rum ailesine mürebbiyeliğe gelmiş. Uzunca bir süre burada mürebbiyelik yapmış. Daha sonra Adnan Bey’in yalısına gelmiş. Nihal henüz dört yaşındaymış. İki sene sonra Bülent doğmuş. Adnan Bey’in karısının sağlık durumu doğumdan sonra kötüye gitmiş, iki sene sonra da ölmüş. Ölmeden önce Mlle de Courton’u yanına çağırtmış, ondan bir öğretmenden çok bir anne olmasını istemiş, çocuklarını ona emanet etmiş. Gururlu ve prensip sahibi bir bayan olan Mlle de Courton, Adnan Bey kendisine karşı çok saygılı ve kibar davrandığı için bu eve olan sevgisi ve bağlılığı günden güne artmıştır.


Behlül, Adnan Bey’in yeğenidir. Babası başka şehirlere tayin edildiği için kalan eğitimini Galatasaray’da yatılı olarak sürdürmektedir. Haftada bir gün amcası Adnan Bey’in yalısına gelir. Behlül aşırı derecede eğlence düşkünü, pek çok kadınla ilişki yaşayan yirmi yaşında bir gençtir.


“Behlül o gençlerden biri idi ki onlar yirmi yaşında hayatı tamamıyla öğrenmiş olurlar, mektepten hayata çıkarken sahneye ilk defa çıkan acemi bir sanatkârın heyecanını duymazlar, hayat onlar için mektepte bütün sırlarıyla öğrenilen bir komedi hükmündedir,” (s.110)


Hayat onun için uzun bir eğlence idi…


Eğlenmek… Bu kelimenin manası da Behlül’de değişime uğramış idi. O hakikatte hiçbir şeyden eğlenmezdi. Bütün eğlence yerlerine koşardı, bütün gülünecek şeyleri arardı, ihtimal herkesten ziyade gülerdi; fakat eğlenir miydi? Eğleniyor görünürdü, onun için eğlenmek, eğleniyor görünmek demekti. Bütün gülüşlerinin, eğlenişlerinin altında saklı bir can sıkıntısı vardı ki onu daima bir zevkten diğerine sevk ederdi. Geceyi Tepebaşı’nda bir opereti dinleyerek geçirdikten sonra ertesi gün Erenköy bağlarında bir siyah çarşafın peşinde dolaşırken görülürdü; bir pazar günü Konkordiya şarkıcılarından birini araba ile Maslak’a kadar götürür, bir Cuma günü Çırçır Suyu’nda saz dinlerdi. İstanbul’un hiçbir eğlence yeri yoktu ki Behlül oradan bir zevk hissesi almasın.” (s.111-112)


Behlül ile Nihal arasında sekiz senelik bir yaş farkı vardır. Behlül, kendisini bir ağabey olarak görür, Nihal’i kızdırmak, iğnelemek için elinden geleni yapar. Behlül ile Nihal arasında sürekli olarak tatlı bir didişme yaşanır.


Mlle de Courton, çocukları on beş günlüğüne Ada’ya, büyük halalarının yanına götürür. Nihal, annesinin yerini alacak olan Bihter’in, babasını elinden alacağını, babasının kendisini eskisi gibi sevmeyeceğini düşünür. Yalıya dönerler. Nihal, babasına karşı daha mesafeli davranmaya başlar.


Bu arada Nihal genç kızlığa adım atmaktadır. Davranışlarında zaman zaman dengesizlikler olur; olur olmaz şeylere sinirlenir, küser, yalnız kalmak ister. Nihal’e yeni elbiseler, çarşaflar alınır. Nihal’in genç kızlığa geçişi evde küçük bir tören havasında gerçekleşir.


Adnan Bey ile Bihter’in evlenmelerinin üzerinden bir yıl geçmiştir. İki ev halkı, Adnan Beyler ile Firdevs Hanımlar Göksu’ya pikniğe giderler. Behlül, Peyker’i yakın takibe alır, onu baştan çıkarabilmek için saatlerce dil döker. Peyker oğlu Feridun’la ilgilenirken, Behlül ensesinden öper. Peyker, Behlül’ün tacizlerine daha fazla dayanamaz, engel olur. Behlül kafasını kaldırıp etrafına baktığında Bihter’le göz göze gelir. Behlül, daha sonra Firdevs Hanım’ın yanına gider, aşk maceralarını süsleyerek anlatır, ona kur yapar. Behlül bıkıp usanmadan Peyker ile Firdevs Hanım’ın peşlerinde dolanır.


Göksu gezisinde Behlül’ün Peyker ile Firdevs Hanım’a yaptığı kurlar, Bihter’in tatmin edilemeyen kadınlık duygularını su yüzüne çıkarır. Göksu gezisinden dönüldüğü akşam Bihter, yorgun olduğunu söyleyerek odasına çıkar. Karanlık odasında derin bir yalnızlık duygusuna kapılır. Ruhunun derinliklerinde alevlenen bir ateşin kendisini yaktığını düşünür. Üzerindeki elbiseleri yavaşça soyar, rüzgârın serinliğini vücudunda hissetmek ister.


“Bihter bu serin gecenin karşısında işte böyle bir ateş hissediyor ve üşümek, üşümek istiyordu. Meselâ, şimdi, denizde, suyun içinde olsaydı… Rüzgâr hep hamle hamle püskürüyor, yakasından, omuzlarından girerek, sinesinden kayarak onu soğuk dudaklarla öpüyordu. Böyle, rüzgârın buseleriyle kuşatıldıkça, daha fazla açılmak, daha fazla öpülmek istiyordu.” (s.199)


Tam bu esnada Adnan Bey gelir. Karısını pencerenin önünde çıplak bir halde görünce şaşırır. Birden karısına sarılıp onu öpmek ister. Bihter, kocasına karşı garip bir soğukluk hisseder. Yalnız kalmak istediğini söyleyerek kocasını dışarı çıkarır. Bihter o gece, bir yıllık evliliğinin muhasebesini yapar. Yaşlı kocasına gençliğini, bedenini vermiş; fakat ruhunu, kalbini verememiştir. Kocasını düşündüğünde, âdeta ruhunun üşüdüğünü hisseder. Bihter, Adnan Bey’le evlendikten sonra hayal ettiği maddî olanaklara fazlasıyla kavuşmuş, ancak gönlü yoksul kalmış, aşka, sevgiye, heyecana susamıştır.


Bihter’in zihninde bir an, Göksu gezisinde Behlül’ün Peyker ve Firdevs Hanım’a yaptığı tacizler canlanır.


“Onu Peyker’in arkasında dudakları ateşli bir buse ile Peyker’in ensesinden öpmek için orada can veriyor gördü; daha sonra çapkın bakışlarıyla hamakta Firdevs Hanım’ı sallarken gördü.” (s.209)


“Sevmek, sevmek istiyordu. Hayatında yalnız bu eksikti; fakat hayatta her şey bundan ibaretti: Sevmek, evet, bütün mutluluk yalnız bununla elde edilebilirdi… Sevmek istiyordu, ateşler içinde delice bir aşk ile sevecek mesut olacaktı. İşte şimdi bu şatafatlı odanın servetleri içinde siyah mermerlerle örülmüş bir mezarda diri diri gömülmüş gibiydi. Nefes alamıyor, boğuluyordu; bu mezardan çıkmak, yaşamak, sevmek istiyordu.” (s.211-212)


Karanlıktan sıkılan Bihter, kandili yakar. Sarı bir ışık odanın içine yayılır. Bihter, çıplak bedenini aynada görür, bir süre kendi vücudunu seyreder. Kendisini çok güzel bulur. Bu güzel vücudun aşktan, heyecandan uzak bir şekilde çürümeye mahkum olduğunu düşünür.


“Kendisine, kendi güzelliğine gülüyor ve böyle istifade olunmamaya mahkûm bu güzelliğe gülerken ağlamak istiyordu. Demek bundan sonra, evet bu gece, nihayet bir senelik saldırıdan sonra artık üstün olunamayan vücudunun gençlik isyanı her vakit böyle karşısına çıkacak, sevmek, kucaklamalar içinde mest olmak isteyen mustarip ruhu onu böyle hırpalayacak, ezecek ve bu güzellikler boş emeller içinde çırpına çırpına mahvolacaktı…” (s.217)


“Oh! Ne yanılmış idi!.. Ona sevmek, sevmek lazımdı, sevemeyecek olursa ölecekti. Fakat nasıl sevecek? Sevmek, bu artık kendisi için memnu (yasak), imkânsız bir şey değil miydi?” (s.218-219)


Bülent yatılı okula gönderilir. Kardeşinin ayrılığı Nihal’in kalbini derinden sızlatır. Gece olup da kardeşinin boş yatağını görünce ağlamaya başlar. Bu konuda Bihter’i suçlar. Bir haftalık bir ayrılıktan sonra Bülent yalıya gelir, okulla ilgili gözlemlerini biraz süsleyerek, biraz da abartarak anlatır.


Nihal, hizmetçilerin bir odaya kapanıp gizli gizli konuştuklarını görür. Ne olup bittiğini anlamak için yanlarına gider. Hizmetçilerden Şakire Hanım, kocası Süleyman Efendi ve kızları Cemile’nin yalıdan ayrılacaklarını öğrenir. Hizmetçiler –Şakire, Nesrin, Şayeste– ağız birliği etmişçesine Bihter Hanım’ın aleyhinde konuşurlar. Şakire Hanım’ın Bihter Hanım tarafından uzaklaştırıldığını söylerler.


“Gidiyorlar, artık bu evde oturamayacaklar. Sade onlar değil, bu evde hiçbir kimse oturamayacak. Biz şimdi hepimiz göze batıyoruz… Birer birer hep kolumuzdan tutularak, sokağa atılacağız. Bizden kurtulduktan sonra artık rahat etsinler…” (s.229)


Ağustos sonlarında gidilen Göksu gezisinin üzerinden yaklaşık dört ay geçmiştir. Dışarıda lapa lapa karlar yağmaktadır. Bihter, sipariş ettiği şekerlerini almak için Behlül’ün odasına girer. Odayı, yanmakta olan sobanın kapağından çıkan alevler aydınlatmaktadır. Behlül, masanın üzerinden küçük şeker kutusunu alırken resimler kayarak yere düşer. Bunlar genç kız resimleridir. Bihter kanepeye oturur, sobanın alevlerinin aydınlığında bu resimlere bakar. Behlül elini, sanki tesadüfen olmuş gibi Bihter’in dizine koyar. Bu arada sobanın alevi geçmiş, odanın içi karanlık olmuştur. Birden her ikisi de titrer, kalplerinde garip bir heyecan duyarlar. Birkaç dakika kıpırdamadan sessizce dururlar. Bihter şekerleri hatırlayarak kalkmak ister. Behlül biraz daha kalması için yengesine ısrar eder, yanındayken çok mutlu olduğunu, birbirlerini çok seveceklerini söyler. Pencerenin önüne gelip birlikte karın yağışını seyrederler. Bihter, Göksu gezisine gittikleri günün gecesini hatırlar, derin bir uçuruma yuvarlanıyormuşçasına korku duyar. Odadan çıkmak ister. Behlül engel olur, Bihter’i öpmeye başlar.


Behlül, yengesi gittikten sonra daha rahat düşünebilmek için bir kibrit ararken, yakınlaşmalarına vesile olan şekerleri görür. Kutuyu açarak içinden bir tanesini ağzına atar. Şimdiye kadar başından geçen aşk maceralarını birer birer hatırlamaya başlar. Yaşadığı aşklar bir anda gözünde değersizleşir. Bihter’le yaşayacağı aşkı, daha öncekilerin hepsinden üstün sayar. Hayatındaki sevda oyunlarına da Bihter’le son noktayı koyacağını düşünür.


Behlül çok sayıda kadınla ilişki yaşadığı için kadınlardan bıkmıştır. Hiçbir ilişki onun kalbinde küçük de olsa bir kıpırdanma meydana getirmez. Kadınları birer oyuncak gibi görmekte, onlarla oynamaktadır. Fakat Bihter’le yaşayacakları aşk, herkesin yaşayabileceği türden değildir. Behlül’ün Bihter’e karşı duyduğu, saf bir aşktan çok, yasak aşkın verdiği heyecandır.


“Birden kendisini yükselmiş, adi sevişmelerin, rezil ilişkilerin üstüne çıkmış buluyordu. Artık hayatının küçük küçük aşk hikâyeleri kapanmış, şimdi her türlü ihtiraslarıyla, emelleriyle, ateşleriyle, mutluluklarıyla uzun bir sevda hikâyesi başlamış idi. Bütün o eski hatıraları hakir görüyor, düşük buluyordu. Onlar çocuklukta karalanıp da artık varlıklarından utanılan, yırtılıp atılmak, yakılıp kül edilmek istenen müsveddeler seviyesine düşmüş idi. Şimdi aşk hayatının mükemmel bir eserini yazacaktı ve artık bu eserinden sonra sevda hayatını kapayabilirdi.” (s.247-248)


“Bu aşk bütün tehlikeleri ve zorlukları ile onun için daha çekici, daha ihtiraslı bir şey olacaktı. Kendisini bir hikâyenin kahramanı gibi önemli kabul ediyordu. Eski sevişmelerinin hepsini inkâr ediyor, onların hiçbirinde, asıl aşktan beklenen şeyleri, o ruhu titretip mahveden heyecanları, cinnetleri, hatta gözyaşlarını, ıstırapları duymadığına, görmediğine karar veriyordu; fakat Bihter bunları hep verecekti, asıl onu sevecekti, hayatının hemen tek aşkı bu olacaktı. Ötekiler hep bir yığın oyuncaktan ibaret kalacaktı.” (s.253)


“Herkesin gözleri önünde kimseye hissettirmeksizin sevişmek… Oh! Bu gizli şeyde öyle küçük mutluluklar olacaktı ki… Herkesin içinde Bihter’e yabancı dururken onun bir bakışı olacaktı ki kendisine: ‘Ben seninim, yalnız seninim!’ diyecekti.” (s.253-254)


O geceden sonra Bihter, kendisini kirlenmiş hisseder. Behlül’ü sevmemektedir, ona âşık değildir; fakat bir anda ne olduğunu anlamadan kendisini onun kollarında bulmuştur. O gecenin sabahında Adnan Bey gelip karısını öpmüş, Bihter hiçbir heyecan duymamıştır. Gayet normal bir şekilde hayatını sürdürür. Bihter bu aşk günahının verdiği sıkıntıdan, ancak Behlül’ü daha fazla severek kurtulabileceğini düşünür.


“Demek bu sabah Bihter, her sabahkinden başka bir Bihter’di. Artık mutsuz, kötü talihine acınacak bir kadın değil, bir daha silinmeyecek bir leke ile kirlenmiş, sefil, murdar bir mahluk idi. Nihayet işte şimdi büsbütün Firdevs Hanım’ın kızı olmuş idi. Bunu kendi kendisine söylüyor ve kendisinden iğrenilecek bir vücuttan kaçarcasına kaçmak istiyordu… Behlül’ü sevmiyordu, hayır, bundan emindi; çapkın bir çocuktan başka bir şey olmayan bu adam hakkında aşka benzer hiçbir şey duymamış idi.” (s.255)


“Nihayet Firdevs Hanım’ın kızı olmuş idi; evet, yalnız onun için gitmiş, bu adamın kollarında kirli bir kadın olmuş idi. Başka bir sebep bulmuyordu. Demek onun kanında, kanının zerrelerinde bir şey vardı ki onu böyle sürüklemiş, sebepsiz, özürsüz Firdevs Hanım’ın kızı yapmış idi. Bütün bu günahın, bu kirin sorumluluğunu annesine yüklüyordu.” (s.256)


“Behlül’ün hatırasında tesadüfle sahip olunmuş bir hükmünde kalamazdı; artık onun hayatına sahip olmalıydı, onu sevmeliydi, sevmeye çalışmalıydı; bu aşk günahına öyle bir gelecek yolu belirlemeliydi ki onu alçaltmak değil yükseltsin. Evet, bunu ancak aşk temizleyebilirdi.


Bu sabah Adnan Bey, onun odasına gelip de ‘Gülüm, beni bu sabah öpmüyor musun?’ dediği zaman Bihter hiçbir şey duymayarak, hatta dudaklarında bir çekinme hissetmeyerek kocasını öpmüş ve sonra bu kadar kayıtsız kalışına şaşırmış idi. Demek, böyle kalbinde hiçbir şey titremeden vücudunu başka birisine verdikten sonra dudaklarını kocasına uzatabilmiş idi; demek bu kadar hissiz, bu kadar kayıtsız idi? Kendi kendisine şaşıyordu. Onda bir şey bu suskunluğa karşı isyan ederken diğer bir şey onu kabul ediyor, doğal karşılıyordu.” (s.257-258)


Bir hafta sonra Bihter ile Nihal, Firdevs Hanım’ın yanına giderler. Nihal’in giyeceği bir elbise için kendisinden fikir alırlar. Yalıya döndüklerinde Behlül, konuşmak istediğini söyleyerek Bihter’i odasına çeker. Bihter’in kalbini ve güvenini kazanabilmek için özlem dolu sözler söyler.


“Oh! Bilseniz, sizi sevmekle neler kazanıyorum; hayatımı, kendimi, varlığımı, işte siz bana bunları kazandırıyorsunuz. Sizi sevmeden evvel hissiz, ruhsuz bir şeydim; bütün o koştuklarım, o uğraştıklarım yapılmak için yapılmış şeyler, boş geçirilmek istenilmeyen bir gençliği doldurmuş olmak için icat olunan yalanlardı. Anlıyor musunuz? Bütün o hayat baştan başa bir yalandı…


Bilsen Bihter seni nasıl seviyorum? Seni ölünceye kadar, öldükten sonra bile, nasıl seveceğimi bilsen… sen de beni seviyorsun, değil mi, Bihter? Benim olacaksın, yalnız benim, değil mi?” (s.270)


Bir hafta sonra yaşanan bu ikinci buluşmadan sonra, Bihter’in iç dünyasında verdiği sıkıntılı savaş sona erer. Yaşadığı yasak aşkın getirdiği kaygılar yok olur. Artık kendi kendisine Behlül’ü sevdiğini itiraf eder. İçindeki aşk susuzluğunu, Behlül’le giderecektir. Bu yasak aşk, içinde türlü tehlike, zorluk, gençlik, heyecan gibi unsurları barındırdığından hem Bihter hem de Behlül’e çekici gelmektedir.


“Bu aşk onlar için asıl tehlikeleriyle, zorluklarıyla çekici oluyordu. Herkesin gözü önünde herkesten saklanan, yalnız, ikisine ait gizli bir hayat vardı ki bütün güzellikleriyle onları daha fazla birbirine yakınlaştırıyor, ilişkilerine fazla bir samimiyet veriyordu.” (s.271)


Bir gün Behlül, Bihter’e bütün bir geceyi birlikte geçirmeyi teklif eder. Bihter kendi odasında değil de Behlül’ün odasında olmak şartıyla bu teklifi kabul eder. Behlül’ün yazı odasında bir kapı ile geçilen küçük bir yatak odası vardır. Heyecanla bu gecenin gelmesini beklerler.


“Bir gece herkes uyuduktan sonra, o, yatağından süzülerek inecek, çıplak ayaklarına terliklerini takacak, omuzlarına bir şey atacak, nefes almaktan korkarak kapısını açacak… Ah! O heyecan dakikası!..” (s.275)


Behlül, genelde haftanın yarısını dışarıda geçirirken, bu tekliften sonra her gün yalıda kalır. Bir ay kadar sonra, bir gece Bihter üzerinde geceliğiyle gizlice Bihter’in odasına gider. Bihter, Behlül’e şayet bir gün yakalanırlarsa ne olacağını sorar. Behlül bu soruyu, Bihter’in kendisine güvenmesi ve korkmaması için, “Ne iyi olurdu… O zaman sizinle beraber buradan giderdik. O zaman büsbütün mutlu olurduk!..” (s.290) diye yanıtlar. Behlül’ün her şeyi terk edip kendisiyle geleceğini söylemesi, Bihter’i rahatlatır. Geceyi birlikte geçirirler.


“Kapıyı açarken titriyordu. Gürültü olup olmadığını anlayamadı, odasına girip kapısını kapadıktan sonra bir müddet durdu, etrafını dinliyordu. Hiç, hiçbir ses yoktu. Bu büyük ev derin bir uyku içinde, her şeyden habersiz, geniş geniş nefeslerle uyuyordu.


Demek gecelerin kara gözlerinden başka hiçbir göz onu görmemişti, demek bu kadın bu geceyi başka bir odada geçirmiş idi ve bunu kimse bilememişti. Bihter bu derece kolay olabildiğine şaşıyordu. Şu hâlde isterse yarın gece, isterse her gece oraya gidebilecekti.


Nihayet belki bir defa görülebilirdi, fakat bundan artık korkmaya sebep yoktu; mademki onunla beraber gideceklerdi, ta okyanusların öte tarafına…” (s.292-293)


Kardeşi Bülent’in odasının ayrıldığını öğrenince Nihal, çılgına döner. Yine Bihter’i suçlar. Nihal doğru babasına koşar. Ancak Adnan Bey, Bülent’in büyüdüğünü, artık ablasıyla aynı odada kalmasının uygun olmayacağını belirtir.


“Nihal dondu. Nasıl, nihayet Bülent’i büsbütün ondan alıyorlardı, haftada bir gece bile ablasına bırakmak istemiyorlardı…


Bunlar hiçbir şey için yapılmıyor, yalnız beni, anlıyor musunuz? Bu evin içinde artık fazla gelen kızı kahretmek için yapılıyor. İtiraf etseniz a, niçin saklıyorsunuz, sanki? Siz beni herkesten uzaklaştırmak, yapayalnız bırakmak istiyorsunuz, işte geldiğinizden beri buna çalışıyorsunuz.” (s.314-315)


Bir gün Nihal, mürebbiyesi Mlle de Courton’un memleketine gönderileceğini öğrenir. Nihal’in Bihter’e karşı duyduğu kin ve nefret bir kat daha artar. Babasının, bu kadının elinde âdeta bir oyuncak gibi kullanıldığını düşünür.


Firdevs Hanım’ın, yalısındaki rutubet nedeniyle dizlerindeki sızılar artar. Misafir olarak Adnan Bey’in yalısına gelir. Nihal, gittikleri bir düğünde Firdevs Hanım’ın herkesçe bilinen kötü ününü öğrenmiş olduğundan ondan pek hoşlanmaz.


Behlül ile Bihter bütün bir kışı birlikte geçirirler. Behlül zamanla Bihter’den bıkar, onunla birlikteyken ilişkilerinin başında duyduğu heyecanı duymaz. Bu soğukluğun, Bihter’in yumuşak huylu olmasından, hiç küsmemesinden kaynaklandığını düşünür.


“Bihter ona küsseydi, birkaç hafta, evet, yalnız birkaç hafta dargın olsalardı, Behlül, beş dakika yalnız görüp, sonunda affettirmeyi başarmak için günlerce fırsat bekleseydi, sonra gözyaşları içinde tekrar birbirinin kollarına atılsalardı, öyle zannediyordu ki o zaman şimdi istemeksizin düşündüklerini düşünmeyecekti.” (s.346)


Bir gün Behlül, Nihal’in piyanoda çaldığı parçaları dinlerken, Beyoğlu’nda geçirdiği eğlence gecelerinde tanıştığı Kette adındaki Hollandalı kız arkadaşını hatırlar. Birden, onu görmek için içinde şiddetli bir arzu duyar. Hemen o akşam Kette’nin yanına gitmeye karar verir. Nihal’den borç para alır. Evden çıkarken Bihter’le karşılaşır. Küçük bir iş için İstanbul’a gideceğini söyler. Bihter, Behlül’ün gözlerinden kendisine yalan söylediğini anlar.


Nihal’i dinleyenler arasında Beşir de vardır. Beşir, Nihal’i karşılıksız bir aşkla sevmektedir. Nihal’in üzüldüğünü gördükçe, kendisi de için için kahrolmaktadır. Beşir, duygularını açmaya cesaret edemez. Nihal’in dizlerine kapanarak ağlar, ağlar…


Adnan Bey, karısının kendisini sevmediğini hissetmektedir. Bihter, çoğu gece yorgunluk ve rahatsızlık gibi bahanelerle kocasını dışarı çıkarıp odasının kapısını kilitlemektedir. Bir gün Adnan Bey’in içine, Bihter ile Behlül arasında bir ilişki olabileceği şüphesi düşer. Fakat zihnini şöyle bir kurcaladığında, bu şüphesini haklı çıkaracak bir şey hatırlamaz. Fakat yine de yeğenine karşı kin duyar, onun gençliğini kıskanır.


Mlle de Courton, Bihter ile Behlül arasındaki gizli ilişkiyi bilmektedir. Bunu anlayan Bihter, çıkması muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla, Mlle de Courton ile konuşur, Nihal’in artık genç bir kız olduğunu, bu nedenle de bir mürebbiyeye ihtiyacı kalmadığını söyler. Soylu bir kadın olan Mlle de Courton, evden kovulmayı kendisine yakıştıramadığından, Adnan Bey’le konuşarak ailesini çok özlediğini söyler, memleketine gitmek için izin ister.


Behlül, üç gün sonra yalıya döner. Kette ile geçirdiği üç geceden sonra ondan da bıkmış, yeniden Bihter’e koşmuştur. Odasına girdiğinde pencerenin önünde Bihter’in ıslak mendilini görür. Yerdeki birkaç damla da gözüne çarpar. Bihter’in burada kendisini ümitsizce beklerken acı çektiğini, gözyaşı döktüğünü anlar. O sırada içeri giren Nihal, Behlül’ün elindeki mendili görür. Mendilin Bihter’e ait olduğunu bilir.


Firdevs Hanım’a Mlle de Courton’un odası verilir. Adnan Bey, Firdevs Hanım’a Emma adında Alman bir hizmetçi tutar. Firdevs Hanım çok geçmeden kızı Bihter ile Behlül arasında bir ilişki olduğunu sezinler. Her zaman olduğu gibi, kızlarının mutluluklarını engellemek için yapacağını yapar. Behlül ile Nihal’i birbirine yakıştırır. Nihal gibi genç ve güzel bir kızı elinden kaçırmaması için Behlül’e sürekli olarak baskı yapar. Bu konuşmaları geri planda duyan Beşir ise, güçlü bir sarsıntı yaşar.


Bihter, kendisini aldattıktan sonra günlerce Behlül’le konuşmaz. Behlül, Bihter’den tümüyle kopmak istemez. Yine birlikte olmaya başlarlar, fakat ilişkilerinde eski heyecan ve tadı bulamazlar. Behlül ara sıra yalıdan ayrılır başka kadınların kollarına gider. Evin içinde Behlül ile Nihal’in birbirine yakıştırılması, bu konuyla ilgili şakalar yapılması Bihter’i derinden yaralar.


Behlül’ün, en başından beri kardeş gözüyle baktığı Nihal’e karşı duyguları zamanla değişir. Ondan hoşlanmaya başlar, onun yanındayken heyecanlanır. Nihal on beş yaşına gelmiş, güzel bir kız olmuştur.


Behlül, Nihal’e kendisini çok sediğini, kendisiyle evlenmek istediğini söyler. Konuşulanları Bihter duyar. Bihter bu evliliğe asla izin vermeyeceğini söyler. Behlül’ü, aralarındaki ilişkiyi Nihal’e söylemekle tehdit eder.


Bihter bir zamanlar bu aşkın yüceliğini savunan, kendisine birlikte uzaklara kaçmayı vaat eden Behlül konusunda yanıldığını anlar. Kendisine aşağılık bir kadın muamelesi yapan bu adamdan nefret eder.


Firdevs Hanım’la Adnan Bey, düğünden önce birbirlerini tanımaları, birbirleriyle kaynaşmaları için Nihal’i halasının yanına Ada’ya gönderirler. Adnan Bey, Behlül’e şayet kızı Nihal isterse kendisinin de bu evliliğe onay vereceğini söyler. İki gün sonra, Nihal’e evlenme teklifinde bulunmak üzere Behlül de Ada’ya gider. Nihal’i ikna edebilmek için çok dil döker. Sonunda Nihal’in ağzından evet yanıtını alır.


“Bütün hayatın mutluluğu bence senin yalnız bir kelimene bağlı duruyor, yalnız bir küçük evet; dünyada beni insanların en mutlusu edecek… Seninle ne güzel, ne mesut bir çift olacağız…” (s.439-440)


“Bilsen Nihal, sana böyle söylerken kendime ne kadar şaşıyorum! Hep değişmiş, başkalaşmış bir Behlül! Çünkü sen beni değiştirdin; evet, evet, büsbütün… Senin çocukluğundan, saflığından bana bir şey bulaşmış oldu; sanki hayatımın birkaç senesi, bütün o boş emellerle dolmuş sahifeleri birden yırtılıverdi. Senin karşına çocuklaşmış, hatta ne için itiraf etmeyeyim, temizlenmiş olarak çıktım. Bana o mini mini elini uzatıverirsen ben kurtulmuş bir adam olacağım.” (s.452)


Nihal, ertesi sabah uyandığında gayet neşelidir. Taşacak derecede yoğunlaşan duygularını biriyle paylaşma ihtiyacı duyar. Aklına mürebbiyesi gelir. Ona kısa bir mektup yazar. Bu arada Beşir, çok şiddetli üşüttüğünden hasta yatmaktadır. Acı acı öksürmektedir. Nihal ile Behlül arasındaki gelişmeler, Beşir’i olumsuz etkilemiştir.


Behlül, İstanbul’a gitmek zorunda olduğunu söyler. Nihal, göndermek istediği bir mektubu olduğunu söyler. Behlül, Nihal’in mektubunu koymak için cüzdanını çıkarırken, cebinden küçük bir kâğıt parçası kayarak yere düşer. Nihal, önce Behlül’ü uyarmak ister, fakat sonra içini şiddetli bir kıskançlık ve merak duygusu kaplar. Behlül, cebinden düşen kâğıdın farkına varmaz. Behlül evden çıkar çıkmaz, Nihal kâğıttaki iki satırlık yazıyı okur: “Hepsini itiraf etti. Artık o düşünceniz mümkün değil. Bu akşam mutlaka burada bulununuz.” (s.464)


Nihal önce bu nottan pek bir şey anlamaz, fakat yazıya biraz dikkatli bakınca yazının Firdevs Hanım’a ait olduğunu anlar. Bir anda zihninde Bihter’in hayali canlanır. İtirafı eden kişinin Bihter olduğundan şüphelenir. Hemen yalıya dönerek işin aslını öğrenmek ister.


Öte yanda Bihter, Nihal’in Ada’ya gönderildiği gün annesiyle konuşup Behlül’le olan ilişkisini anlatmaya ve evlilik işini bozması için ondan yardım istemeye karar verir. İçinde güçlü bir intikam arzusu vardır: Kendisini bir süre kullandıktan sonra âdeta bir paçavra gibi bir kenara atma küstahlığını gösteren adamdan alınacak intikam. Bihter annesiyle tartışır, annesini Behlül’le bir senedir yaşadığı yasak ilişkiyi Adnan Bey’e söylemekle tehdit eder. Annesine, olanca siniriyle bağırır, ağzına geleni söyler. Annesinin dizlerinde ağlamaya başlar: “Lakin, yarabbi! Anlasanıza, ölüyorum. Onların gözümün önünde seviştiklerinden, gözümün önünde… Ben işkenceler içinde kıvranırken, onların saadetlerinden ölüyorum…” (s.486)


Ertesi gün Firdevs Hanım, küçük bir kâğıda “Hepsini itiraf etti. Artık o düşünceniz mümkün değil. Bu akşam mutlaka burada bulununuz.” (s.464) notunu yazar, kâğıdı küçük bir zarfa koyar. Kimse görmeden Behlül’e vermesini tembihleyerek Bülent’in eline sıkıştırır. Bülent, Ada’ya gider, kâğıdı Behlül’e teslim eder. Behlül, notu okuyunca ne yapacağını şaşırır, Bihter’in her şeyi yapabileceğini bildiği için korkmaya başlar. Nihal’e acilen İstanbul’a gitmesi gerektiğini söyler, Ada’dan ayrılır.


Behlül’ün birdenbire aceleyle Ada’dan ayrılmasından şüphelenen Nihal de Behlül’ün arkasından yalıya döner. Yalıda Behlül’ü göremeyince kafasında tasarladığı şeylerin birer kuruntudan ibaret olduğunu düşünür, yaptığı bu çocukluktan dolayı kendisini suçlar. Nihal, böylesi karışık duygularla boğuşurken Behlül’ün sesini duyar. Nihal’in korktuğu başına gelir. Behlül, Bihter’e Nihal’in her şeyi öğrendiğini söyleyerek ondan geceleyin odasına gelmesini ister. Konuşmaları duyan Nihal, baygınlık geçirir, merdivenlerden yuvarlanarak yere düşer.


Behlül yüksek sesle Nihal’in bayıldığını söyler, yardım ister. Adnan Bey gelir, kızını kucaklayarak odasına götürür. Herkesi dışarı çıkarır. Adnan Bey’in içine bir şüphe düşer. Nihal’in Ada’dan ani bir şekilde dönmesi, Behlül ile Bihter’in ayakları altında serilmiş olması, Bihter’in ortalıktan kaybolması içindeki şüpheyi güçlendirir. Bu sırada içeriye Beşir girer. Nihal’i baygın hâlde görünce, daha fazla dayanamaz ve tüm bildiklerini Adnan Bey’e anlatır. Beşir, soğuk kış gecelerinde Behlül ile Bihter’i gözlemek için saatlerce beklediğinden çok kötü üşütmüştür. Bir türlü kesilmeyen öksürüklerinin de sebebi budur. Beşir, Behlül ile Bihter arasındaki ilişkiyi ta en başından bilmesine rağmen, söylemeye cesaret edememiştir. Beşir’in, bu evlilik söylentisinden sonra sağlığının kötüye gitmesinde, tutkuyla bağlı olduğu Nihal’in, çapkın ve iki yüzlü Behlül tarafından aldatılmasının üzüntüsü vardır.


Öte yanda Bihter, beklenmeyen bu gelişme karşısında ne yapacağını şaşırır. Nihal’i kucaklayıp götüren Adnan Bey’in peşinden gitmeye cesaret edemez. Behlül, “Ben gidiyorum.” (s.506) der. Bihter’i orada, öylece, yapayalnız bırakır, kaçıp gider. Behlül tarafından yüzüstü bırakılan Bihter, artık yaşamak istemez. Behlül’ün iki yüzlülüğüne daha fazla tahammül edemez. Kocasının odasına gider. Yataklığın yanındaki küçük dolabın çekmecesinden kocasının tabancasını alır, kendi odasına geçer, kapıyı kilitler. Tabancayı, vücudunun aşk yarasıyla sızlayan noktasına doğrultur ve tetiği çeker.


Bihter’in intihar etmesinin üzerinden üç ay geçmiştir. Olaydan sonra Nihal, üç gün odasında hasta yatmış, fakat nekahat hâli üç aydır devam etmektedir. Doktorunun tavsiyesiyle Adnan Bey, kızını çamların altında gezintilere çıkarır. Baba-kız yaşadıkları acı olayların unutabilmek için birbirine destek olur. Bihter ile Behlül’den hiç söz etmezler. Mlle de Courton’a bir mektup yazarak onu yeniden yalıya çağırırlar. Eski hizmetçileri Şakire Hanım’la kocası da, kızları Cemile’yi gelin ettikten sonra kalan ömürlerini geçirmek üzere Adnan Bey’in yalısına gelirler. Bülent de artık geceleri okulda kalmaz, evine gelir. Yalıdaki yaşam yeniden eski günlerine döner.

KAYNAKÇA

Hazırlayan:
BÜLENT SAKÇA

[*] Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu, Özgür Yayınları, Beşinci Basım: Ocak 2005, 514 s. (Alıntılar bu baskıdan yapılmıştır.)



BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
theMira
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

11 Temmuz 2015 / GusinapsE Edebiyat tr
23 Aralık 2008 / Ziyaretçi Cevaplanmış
21 Şubat 2010 / Misafir Soru-Cevap
14 Ocak 2013 / _Yağmur_ Edebiyat