Arama

Din Felsefesi

Güncelleme: 9 Mayıs 2017 Gösterim: 9.720 Cevap: 2
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
13 Nisan 2007       Mesaj #1
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

Din Felsefesi

Ad:  Din Felsefesi.jpg
Gösterim: 242
Boyut:  32.2 KB

Dini genel bir dünya görüşünün çerçevesi içinde tanımlamaya, dinsel kavramları ve davranış biçimlerini felsefe temelinde savunmaya ya da eleştirmeye, dinlerin kullandığı dili çözümlemeye yönelik felsefe araştırmaları. Son bir buçuk yüzyılda ayrı bir felsefe dalı olarak biçimlenen din felsefesi, dinlerin betimlenmesinden çok, dinsel savların doğruluğuyla ilgilenir. Vahiyden bağımsız olarak usavurma ve sezgi yoluyla ulaşılabilecek Tanrı bilgisini konu alan doğal ilahiyat genellikle din felsefesi kapsamında yer alır. Gerçekliğin yapısıyla ilgili bazı metafizik sistemler de bir tür doğal ilahiyat niteliği taşır ve vahye dayalı inanç sistemlerini destekler.
Sponsorlu Bağlantılar

Din felsefesinin başlıca sorunlarından biri, Tanrı’nın, aşkın ve mutlak bir gerçekliğin ya da yüce bir değerin varlığının tanıtlanmasıdır. Tanrı’nın varlığını usavurma yoluyla tanıtlamak üzere geleneksel olarak öne sürülen başlıca üç kanıt şunlardır:

1) Tanrı kavramının varlığı, Tanrı’nın varlığını tanıtlamak için tek başına yeterlidir; çünkü bu kavram, var olma özelliğini zorunlu olarak içerir (“ontolojik” kanıt).
2) Doğada gözlenen nedensellik ilişkisi sonsuz bir dizi biçiminde geriye götürülemeyeceğine göre, evrenin bir “ilk nedeni” olmalıdır (“kozmolojik” kanıt).
3) Evrendeki kusursuz düzen ancak yüce, kusursuz bir tasarımcının elinden çıkmış olabilir (“tasarım” kavramına dayalı kanıt).

Üç kanıtın da ortak temeli, Tanrı kavramının, başka bütün kavramlardan farklı bir mantıksal yapı taşıdığı varsayımıdır. Bu nedenle din felsefesinde genellikle, Tanrı’nın var oluşunun, fiziksel nesnelerin ya da kişilerin var oluşundan farklı olduğu vurgulanır. Buna göre, örneğin Tanrı’nın varlığını belirten önerme, “Tanrı vardır,” değil, “Tanrı zorunlu olarak vardır,” biçiminde dile getirilmelidir. Tanrı’nın varlığını yadsıyan birçok sav, Tanrı’nın varlığının, örneğin bir masanın ya da bir insanın varlığı gibi düşünülemeyeceği önermesine indirgenebilir.

Tanrı bilgisine nasıl erişilebileceği bağlamında, “doğal” ve “vahye dayalı” ilahiyat ayrımının yanı sıra dinsel deneyim de din felsefesinin konulan arasında yer alır. Bazı din felsefecilerine göre dinsel deneyim Tanrı’nın varlığının dolaysız kanıtını sağlar. Ama birçok düşünür genel olarak dinsel deneyim ile onun bir türü olan mistik deneyimi birbirinden ayırır ve mistik deneyimin ne ölçüde nesnel bir temele dayandırılabileceğini sorgular. Çünkü mistik deneyimle ilgili “dolaysız”, “doğrudan”, “sezgisel” gibi nitelemeler, bu deneyimin nasıl yorumlanması gerektiğinden çok, deneyimin kişilerce nasıl yaşandığını belirtir; dolayısıyla dinsel deneyim her zaman yorumlayıcı bir yaklaşım gerektirir. Günümüzde birçok din felsefecisi vahiy kavramını da, insanlığa bir dizi öğretinin bildirilmesinden çok, yorum gerektiren ve tarih içinde gerçekleşen bir etkinlik olarak ele alır ve vahiy ile öğreti arasında bir ayrım gözetir.

Din felsefesinin öteki geleneksel sorunları, irade özgürlüğü, benlik ile ölümsüzlük arasındaki ilişki ve yeryüzünde kötülüğün varlığıdır. Din felsefesinde irade özgürlüğüyle ilgili tartışmalar, felsefenin bu konudaki klasik tartışmalarıyla iç içe geçer. Benlik ve ölümsüzlük sorunu ise, insan benliğindeki aşkınlığın, bu benliğin günün birinde yok olacağı düşüncesiyle bağdaşıp bağdaşmadığı üzerinde odaklaşır. Ama din felsefecileri, aşkmlık bilincine dayalı ölümsüzlük varsayımı ile inananların ölümden sonra Tanrı kayrasıyla sonsuz yaşama kavuşacağı beklentisini birbirinden ayırt ederler. Tanrı’nın mutlak iyilik, mutlak bilgelik gibi sıfatları ile yeryüzünde kötülüğün ve acının varlığını bağdaştırmak amacıyla din felsefesinde birçok çözüm yolu önerilmiştir. Bunlardan biri, Tanrı’nın sonul amacının insanlarca kavranamayacağı ya da insanın kötülük biçiminde algıladığı olguların Tanrı’nın gerçek amaçlan bakımından daha yüksek bir iyiliğe hizmet ettiği savıdır.

Bir başka çözüm biçimi, Tanrı’nın “birincil iradesi” ile “ikincil iradesi”ni birbirinden ayırmak ya da Tanrı’nın iyiliği “irade etmesine” (istemesine) karşılık, kötülüğe yalnızca “izin verdiğini” öne sürmektir. Buna göre Tanrı, örneğin özgür ve davranışlarından sorumlu bireylerden oluşmuş bir toplum yaratırken, bireyler arasında çatışmaya da kaçınılmaz olarak izin vermiştir; insanın eğitilmesi ve Tanrı iradesini kavraması için düzenlenmiş doğa yasaları ya da evrensel kurallar da deprem ya da tufan gibi felaketlere olanak tanır. Kötülük sorununun özellikle Doğu dinlerinde görülen bir başka çözümü, iyilik ile kötülük arasındaki karşıtlığın, ikisinin de ötesine geçen Mutlak Tin’de aşıldığı varsayımıdır.

19. yüzyılda genellikle idealist bir temelde gelişen din felsefesinde, 20. yüzyılda bir yanda deneyci, öbür yanda varoluşçu eğilimler ağırlık kazandı. Ama dinsel dilin yapısını çözümlemeye girişen deneyci düşünürler de dinsel önermelerin doğruluğunu tartışma bağlamından bütünüyle sıyrılamadı. Bazı araştırmacılar deneyci bir çerçevede de dinsel inançların sürdürülebileceğini göstermeye çalışırken, bazıları dinsel inançların anlamsızlığını ve tutarsızlığını kanıtlamaya girişti. Öte yandan dilin kullanımının değişik bağlamlarda farklılaştığını vurgulayan bir eğilim, din felsefesindeki deneyci gelenekte de kişilik ve benlik gibi sorunların önem kazanmasına yol açtı.

İnsan deneyimine olağan bilimsel yaklaşımın sağladığından daha geniş bir bakış açısıyla ve metafizik önyargılardan arınarak yönelme savındaki varoluşçu gelenekte ise fenomenolojik yöntem etkili oldu. Bilinç içeriklerini (fenomen, görüngü), bilinçten bağımsız bir dünyada onlara karşılık düşen gerçekliklerle ilgili hiçbir varsayımda bulunmaksızın betimleyip çözümlemeyi öngören felsefi fenomenoloji akımını izleyenler, değer yargılarından uzak betimleyici bir bilgi dalı olarak din fenomenoloj isinin gelişmesine katkıda bulundular. Değişik dinlerin paylaştığı öğelerin (örn. dua, adak vb) ortak ve farklı yönlerini sergilemeye çalışan din fenomenoloj isi, öncelikle bu öğelerin kaynağındaki insan gereksinmelerini ortaya çıkarmaya yöneldi. Ayrıca bak. din.
MsXLabs.org & Ana Britannica

Bakınız.>> Din Nedir?

Son düzenleyen _Yağmur_; 9 Mayıs 2017 15:27
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
RuYa - avatarı
RuYa
Ziyaretçi
21 Haziran 2007       Mesaj #2
RuYa - avatarı
Ziyaretçi
Felsefe aslında korkulacak bir şey değildir.
Felsefe “Bilgelik” demektir…
Sponsorlu Bağlantılar
Felsefenin temeli Antik Yunan’a dayanmaktadır, temelleri buradadır ancak diğer bölgelerde Felsefe’nin yapıladığını iddia edemeyiz. Zira Konfüçyüs’te bir Filozoftur.
Felsefe yapmak demek “Soru Sormak” demektir. “Cevap Bulmaya Çalışmak” demektir. Cevabı bulunmuş olan hiçbir soru “Felsefe”nin alanı olamaz… Çünkü “Cevabı Bulunmuş Olan” her soru “Bilim”dir.
O yüzden Felsefe “Cevap Aradığımız Sorular”dır…
Ve
“Düşünme Çabası”dır…

Peki, Dinler niçin felsefeye karşıdır…
Aslında karşı değillerdir ya da karşıtlık gibi bir durum yoktur.
Çünkü Dinler, aranan cevaplar arasında bir cevap bulduklarını iddia ederler.
Böylelikle “Felsefe” ile olan bağlarını keserler.
İşlikleri kalmaz yani…
Yani Cevapları içerdiklerini iddia ederler.
Sorular içermemeleri de, onların “Felsefelerden Ayrı” olmalarına neden olur temelde.
Ancak bu demek değildir ki, bir dine mensup insan sorgulayamaz…
Benim en sevdiğim şey: Sorulardır…
Dine dair aklınıza gelebilecek her türlü soru ve sorgulama…
Felsefe kimilerinde “Laf Oyunu” olarak adlandırılsa da, dünyayı anlamaktaki en temel unsurdur…

İlk çağlarda, bir filozof “Her Şeyi Bilen” bir kimse olarak nitelenebilirdi.
Çünkü henüz cevabı bilinebilen sorular çok çok azdı…
Üretilen cevaplar ise “Mit” olmaktan öteye gidemezdi.
Mesela blog’umdaki “Mitolojik Aşklar” bölümünde birkaç örneği var.
İnsanlar “Sesin Yankı”sının cevabını bulamamışlar ve buna cevap olarak, umutsuz bir aşk yaşayan bir su perisi imgesi üretmişler.
Ya da Kara Dut Ağacının meyvesinin lekesinin, sadece kendi yaprağıyla çok kolay çıkabilmesini de başka bir mit’e bağlamışlar…
Söylemek istediğim şu ki, anlamadığınız ve cevap bulamadığınız her konuda felsefe yapmanız kaçınılmazdır.
Ve asıl önemli olan şey; Felsefe’nin sınırlarını kavramaktır.
Felsefe için söylenebilecek en temel nokta şudur ki: Cevabı Bilinen Hiçbir Şey “Felsefe” Değildir.
Mesela “Bilim” Yankıyı ispatlayana kadar “Eko” efsanesi, üzerinde Felsefe yapılabilecek bir konu olmaktan çok uzak kalmıştır. Ne zaman ki “ses”in özelliği araştırma konusu olmuştur, işte o zaman bu mit önce Felsefe’nin alanına girmiş, sorgulanmış… Sonra da “Yankı” olayı Bilimsel olarak ispat edilmiş ve yine Felsefe’nin alanından çıkmıştır.
Yani bir cevap bulunmuştur artık…
Peki, bu “Cevap Bulmalar” nereye kadar gider…
Ve amacı nedir?
Cevap bulmanın amacı; Gerçeğe Ulaşmaktır.
Siz gerçeğe her ulaştığınızda şöyle bir yol takip edersiniz:
Öyle Olduğu Sanılan Gerçeği Kabullenme => Gerçeği Sorgulama/Felsefe => Gerçeğe Ulaşma/Bilimsellik/Felsefeden Kopma…
Bu yolu takip etmedikçe gerçeğe ulaşamazsınız.
Bu yüzden “Dinler”de gerçeğe ulaşmak için sorgulanmalıdır. Söyledikleri ölçülüp tartılmalıdır.
Şu ayrıntı unutulmamalıdır ki; “Felsefe” adını taşıyorsa bir alan, kesinlikle “Cevap”larla uğraşmaz… İşi sorularladır.

Şimdilik bu kadar yeterli diye düşünüyorum. Konu aslında tartışılmaya değer bir konu bence. Ve niye yazıldığı günden bu yana tartışılmamış anlamadım… Katkıda bulunan olursa tartışılmaya devam edilmeli diye düşünüyorum…

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 0 üye beğendi.
Son düzenleyen _Yağmur_; 9 Mayıs 2017 15:15
zekiye ergin - avatarı
zekiye ergin
Ziyaretçi
30 Mart 2015       Mesaj #3
zekiye ergin - avatarı
Ziyaretçi

DİN FELSEFESİ


1- DİNE FELSEFİ AÇIDAN YAKLAŞIM


Din, bireysel ve toplumsal yanı bulunan, düşünce ve uygulama açısından sistemleşmiş olan, inananlara bir hayat tarzı sunan, onları belli bir dünya görüşü çevresinde toplayan bir kurumdur.

Semavi dinler inanç, ibadet ve eylem olmak üzere üç önemli sorunu içerirler ve onlara çözüm getirirler.
İnanç, aklın denetiminin dışında duyulan derin bir duyguyu ifade eder. Bu tür inanca dayanan düşünceler ve öğretiler doğrulukları sınanmadan, sorgulanmadan kabul edilip benimsenirler. Dogmalar da böyle aklın eleştirisine başvurmadan kabul edilen düşüncelerdir. Kur'an Allah Kelâmı kabul edilir ve her emri bir dogmadır. Bu nedenle Müslüman demek de, Kur'an'a ve Hz. Muhammedin Allahın Elçisi olduğuna inanan kimse demektir. Semavi dinlerin yapısı yalnız dogmalar sisteminden ibadet değildir, ayrıca bunları ibadetler, dini değer yargıları, neler günahtır, neler sevaptır ve iyi bir mümin nasıl hareket etmelidir? gibi dini-ahlaki kurallar takip eder. Her din böyle sistemli, dogmatik bir yapıya ve o din mensuplarının eylemlerini düzenleyen kurallara sahiptir. Böyle bir dogmatik yapı karşısında filozoflar şu soruları sormuşlar; Bu sistemli dogmatik yapının kaynağı nedir? Özü ve anlamı nedir? Dini dogmaların ve evren yorumlarının bilgi ve hakikat değerleri nedir? Ayrıca, Tanrı, yaratma, ölümsüzlük, peygamber, vahiy, teizm, deizm, panteizm, antropomorfizm, ateizm, agnostisizm gibi temel dini kavramların içeriği nedir? bu sorular felsefi nitelikli sorular olup bu soruları yine felsefe ele alır. Bu felsefenin adı Din Felsefesi'dir.

a) Teoloji ile Din Felsefesinin Farkı
Teoloji (İlahiyat) Yaradanı ve dinleri konu alan bir bilim dalıdır. Tanrı'nın varlığını, niteliklerini, evrenle, yaratılmış olan varlıklarla ilişkilerini ve dini inançları açıklamaya çalışır. Teoloji bu açıklamalarında "Kutsal kitaplara" peygamberlerin bildirdiklerine ve din dostlarının yorumlarına dayanır. Farklı dinler kendine özgü dogma ve kavramlara dayandıkları için, birbirinden farklı teolojiler meydana gelmiştir. Yahudi, Hıristiyan ve İslam teolojileri gibi...

Din felsefesinin konusu tek bir din değil, genelde din olayıdır. Bu bakımdan din felsefesi kapsam bakımından daha geniştir. Din felsefesi dini mantıksal yapısı ve temelleri bakımından, sebep-sonuç ilişkisi kurarak açıklamak ister.

b) Dinin Felsefi Temellendirilmesi
Felsefe dine, felsefenin temel tavrı olan "bütünlük" açısından yaklaşır. Dini dogmaları, dinin temel kavramlarını ve varlık açıklamalarını bir bütünlük içinde düşünür ve din üstüne objektiv kuşatıcı ve mantıksal bakımından tutarlı bir açıklama yapmayı amaçlar.

2- DİN FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI


Tanrı : Evrende var olan her şeyin yaratıcısı olduğuna ve tekliğine inanılan yüce varlıktır.
Vahiy : Allah'ın buyruklarını peygamberine duyurmasıdır.
İslam inancına göre Allah'ın vahyi bütün peygamberlere yapılmıştır.
Peygamber : Allah'ın vahiylerini dolaylı ya da dolaysız olarak insanlara ileten elçidir.
İman : Dinin inanılmasını istediği doğrulara inanma, Allah'a sınırsız güven duymadır. İman bütün dinlerin baş koşuludur. Allah'a ve onun bildirdiklerine kesin olarak inanmayı dile getirir.
İbadet : Tanrı'ya tapınmadır. Tanrı'nın buyruklarını yerine getirmekle gerçekleşir.
Yüce : İnsanca ölçüleri aşan, sınırlanamayan, önünde eğilinen ulu varlık anlamına gelir.
Kutsal : Din açısından saygıya değer olan, Allah ya da peygamber tarafından kutsanmış olandır.

3- DİN FELSEFESİNİN TEMEL SORUNLARI


Din felsefesinin konusu farklı sorular oluşturur. Bu sorular, bütün semavi dinlerde ortaktır. Bu soruları şöyle sıralayabiliriz.
Tanrı'nın Varlığı Sorusu : Tanrı var mıdır? Tanrı'nın varlığı kanıtlanabilir mi? Bu kanıtlar nelerdir ve onların geçerliliği nedir?
Evrenin Yaradılışı Sorusu : Evren yaratılmış mıdır? Yoksa ezeli ve ebedi midir?
Vahyin İmkanı Sorusu : Tanrı buyruklarını bir insan ile nasıl bildirebilir? Bu mümkün müdür? Ruhun Ölümsüzlüğü Sorusu : İnsanın ruhu bedeniyle beraber ölür mü? Yoksa ruh, bedenin ölümünden sonra da yaşar mı?
Ruh ölümsüz müdür? Sorusu : Eğer ruh ölümsüz ise bu nasıl kanıtlanabilir?
Bu sorular da din felsefesinin ele aldığı temel sorulardandır.

TANRI'NIN VARLIĞINA İLİŞKİN BAZI FARKLI YAKLAŞIMLAR



1- TANRI'NIN VARLIĞINI KABUL EDENLER


Allah'ın varlığını kabul eden anlayışlar teizm, deizm ve panteizm'dir.

a) Teizm
Teizm, kainatın bir yaratıcı tarafından yoktan yaratıldığını ve bu Yaradan'ın dünyanın mutlak hakimi ve koruyucusu olduğunu kabul eder. Bu anlayışa göre Yaradan, işiten, gören, bilen mutlak güce sahip ezeli ve ebedi olan, salt akıl ve iyilik olan yüce bir iradedir.

Teistler Tanrı'nın varlığını bazı kanıtlarla temellendirmek isterler. Şimdi bu kanıtlardan ikisini açıklayalım.
Descartes'ın Ontolojik Kanıtı : Descartes şöyle der : "Ruhumda sonsuzluk fikri buluyorum. Ben sonlu bir varlık olduğuma göre, bu sonsuzluk fikrini ben meydana getirmiş olamam. Çevremdeki varlıklar da ölümlü olduğuna göre bu ölümlü varlıklar, ölümsüz Yaratıcı fiilini bana veremez. O halde, bu sonsuzluk fikri benim ruhuma, kendisi de sonsuz olan bir varlık tarafından konmuş olmalıdır. Bu varlık Tanrı'dır."

Hudüs Kanıtı : Hudüs ve hadis Arapça sözcüklerdir. Hudüs, varlığın meydana çıkması, var olma; hadis, sonradan meydana gelme, yok iken ortaya çıkma anlamına gelmektedir. İslam anlayışına göre evren hadis (sonradan meydana gelmiş) Allah kadim (öncesiz, başlangıçtan beri var olan) dir. Hudüs kanıtına hemen hemen tüm Kelâm kitaplarında rastlanır. Kanıtı ilk kullananlardan biri Gazzali'dir. Onun kanıtı dile getirişi şöyledir :
1- Her hadisin hudüs bulması için bir nedene ihtiyaç vardır.
2- Evren hadistir.
3- O halde, onun da hudüs bulması için bir nedene ihtiyacı vardır. O neden de Allah'tır.

b) Deizm
Deizm'e göre,Yaradan dünyayı bir kere yaratmıştır. Ona ilk hareketi vermiştir. Sonra onu, kendi yasasına göre işlemek üzere kendi başına bırakmıştır. Yaradan evrene müdahale etmemektedir. Akıl ve bilim önemlidir. Akıl, insana yeterli olduğu için başka bir şeye gerek yoktur.

c) Panteizm
Bu anlayışa göre Yaradan'ın evrenden ayrı ve ondan bağımsız bir varlığı yoktur. Yaradan bu dünyada, nesnelerin, insanın dünyasında, doğada vardır. Bu görüş Spinoza da ve Tasavvuf felsefesinde kabul edilir.

2- TANRI'NIN VARLIĞINI REDDEDENLER


Allah'ın varlığını reddeden görüşe ateizm denir.Genel anlamda ateizm, dini inançsızlığı ve tüm dinlere karşı olmayı ifade eder.

Din felsefesinde ateizm "evreni, evrene dayanarak açıklayan, dolayısıyla Tanrı'nın ya da doğa üstü bir gücün yadsıyan öğretidir." Bu anlamda ateizm Tanrı'ya, ruha ya da ölümden sonraki hayata (ahirete) inanmamakla kalmaz, onların yokluğunu da kanıtlamaya çalışır.

3- TANRI'NIN VARLIĞI VEYA YOKLUĞUNUN BİLİNEMEYECEĞİNİ ÖNE SÜRENLER


Allah'ın varlığının veya yokluğunun bilinemeyeceğini söyleyen görüşe agnostisizm denir. Bu anlayış Allah'ın varlığı karşısında şüpheci bir tavır alır. Örneğin Protagoras "Tanrılar üzerinde bilgi edinmekte çaresizim; ne var oldukları ne de var olmadıkları, ne de ne şekilde oldukları üzerine..." derken agnostisizmin (Bilinemezcilik) tipik bir temsilcisi durumundadır.

Agnostisizm doğrudan Tanrı'yı reddetmiyor, ancak onu bilmek mümkün olmadığına göre, Tanrı üstüne herhangi bir yargıya varamayız diyor.
Son düzenleyen _Yağmur_; 9 Mayıs 2017 15:19

Benzer Konular

9 Mayıs 2017 / handeber4 Cevaplanmış
20 Aralık 2007 / virtuecat Sosyoloji
5 Aralık 2006 / virtuecat Din/İlahiyat
23 Aralık 2009 / Misafir Cevaplanmış