Arama

Haydutlar Mağarası Kızıltaş Efsanesi

Güncelleme: 8 Haziran 2014 Gösterim: 2.089 Cevap: 0
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
8 Haziran 2014       Mesaj #1
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
Haydutlar Mağarası Kızıltaş Efsanesinin Gelişimi
Haydutlar Mağarası Kızıltaş Efsanesinin Olay Döngüsü
Sponsorlu Bağlantılar
MsXLabs.org

Haydutlar Mağarası Kızıltaş Efsanesi

Uzun kış akşamlan yel bacada ıslık çaldığında, kudurmuş deniz gibi gürültü çıkardığında Tatarlar ocak başına oturup, yaşlıların Kırım’ın son yiğidi hakkındaki hikâyesini dinlemeyi çok severler. Hiçbir zaman ezilenlerin ve yoksulların canını yakmayan Alim ile Kırım’ın dağlan bile gururlanmışlar. Zenginler Alim’den şimşekten korkar gibi korkmuşlar. Bütün vilâyette sadece bir adam, Alimle görüşmek istediği için onu araştırmış. O, Karasubazar’ın eski idarecisi imiş. Söylediklerine göre, onun yumruğu terazi gramlıklarından da ağır imiş. Onun keskin bakışından yerin altına saklanarak bile kurtulmak mümkün değilmiş.

Kırım durmadan o konuda, yalnız Alim hakkında yedi yıl boyunca konuşmuş. Bu yıllar içinde, Alim yedi kere nöbetçilerin eline geçmiş ve yedi kere zincirleri kopararak, Taraktaş dağlarına, Nogay çöllerine kaçmış. Gençliğin tamamı Alim’in dostuymuş. Halk gece gündüz Allah’ın adını anıp, Alim’i belâdan korumasını isteyerek namaz kılmış. Fakat, Alim’in başı üstünde kara bulutlar asılı duruyormuş. Aksakallı yaşlılar seslerini çıkarmasalar bile bunu biliyorlarmış.

O yıl, Kırım’da görülmemiş bir soğuk olmuş. Fakirler çok sıkıntı çekmişler ama bu zenginler için de iyi olmamış. Çünkü yol boyunca Alim yaptığı baskınlarla hiç birine aman vermemiş

Alim’i değişik ferlerde görüyorlarmış. O, şehirlerde ortaya çıkıyor, hatta Karasubazar’ın idarecisine giderek Alim’i ele geçirmek için yardım bile teklif etmiş. O zaman idareci Alim’e:

Alim benim elime geçerse, sana yüz onluk demiş. Alim ona gülerek, işte Alim senin eline kendi geldi, fakat sen onu tutamadın der ve hemen pencereden sıçrayarak atına binip şehirden çıkıp gitmiş. Ardından atlılar kovalamış, yetişememişler.

Alim’in beyaz atında üç burun deliği varmış ve o durmadan üç gün üç gece koşabilirmiş.
Alim Taraktaş dağlarında da yaşamış. O zaman üç taraftan nöbetçiler çıkıp, bütün Taraktaş dağlarını sarmışlar, fakat Alim’i bulamamışlar. Otuz kahvecisi zamanında Alim’e haber vermişler, Alim de Kızıltaş’a geçmiş. Oraya, toprağın altından girilen… Haydutların saklandığı nemli bir mağara varmış. Orada Alim’in ihtiyacı olan her şey toprağın altında duruyormuş. Bu mağaranın içinde, şifalı suyla yaraları iyileştiren ve insanların gücünü arttıran başka bir mağara daha varmış.

Orada, Kızıltaş’ta, Alim epey bir zaman sesini çıkarmadan beklemiş. Orayı yalnız otuz kahvecisi ve Alim’in elçisi Battal biliyormuş. Battal için, dilini yutmak, Alim’i ele vermekten daha kolaymış. Alim Battal’ın öksüz yavrusu Şaşne’yi seviyor ve babası ile ona bazen Türk fesi, bazen pullu fes, bazen de altın küpeler gönderiyormuş. Şaşne dostlarına yeni hediyelerini gösterip böbürleniyormuş. Büyüyünce Alim’in onunla evleneceğini, Kızıltaş’ın hazinesinin tamamını ona vereceğini söylüyormuş.

Domanaka rumunun kızı bunu işitince babasına gidip söylemiş. Babası Alim’den korkuyor ve onu sevmiyormuş, çünkü korkarsan her zaman sevmezsin. Onun haricinde onların arasında kan düşmanlığı varmış. Baskın sırasında Alim Domanaka’nın kardeşini öldürmüş. O zaman Otuz’da idareci ortaya çıkmış, cemaati toplamış. O Tatarlara aladoğan gibi bakarak, “Alim benim elime geçene kadar, köyün dışına tavuk, kafesteki güvercin bile çıkıp kanat çırpmasın1.” demiş. O gece köyde hiç kimse uyumamış. Sokakta uğultulu rüzgâr esip bahçelerdeki ağaçlan kırmış, korkakların kapısını tık tık çalmış ve geçenlerin üstüne uçurtma yağmuru gibi atılmış. Dağ korkutucu bir şekilde nefes almış, bulutlu gökten gürleyerek yağan yağmur, sel oluşturup Kızıltaş deresinde binlerce su taşkını meydana getirmiş.

O gece, haydutlar kimseyi beklememişler, haydutlar mağarasının içinde yanıp bitmek üzere olan korlu ateşin başında cepkenlerine sarılıp uyumuşlar.

Alim çok dikkatli uyuyormuş. Sanki, her gün yaptığı gibi, o gece de, şifalı suyu içmek istemiş, fakat mağaranın içindeki çeşmelerden su yerine kan fışkırıyormuş. Dağ yamaçlarının üstünde karayılanlar halka şeklinde sarkarak duruyorlarmış. İşte onlardan biri, kaygan ve soğuk olanı, Alim’in boğazına sarılıp düğümlenmiş.

Bu ağırlığa dayanamayan Alim, çok kötü bağırmış, gözlerini açıp baktığında yanında kendini göğsünden bastırıp boğazını sıkan çok büyük bir adam görmüş. Alim bağırmış, fakat kalbinin altından kopan acı ağrı, onun aklını başından almış. Alim tekrar gözünü açtığında artık kendinin ve dostlarının bağlanmış olduğunu görmüş. “Selâmünaleyküm Alim, sen bana misafir olarak gelmiştin ama şimdi görüyor musun ben sana misafir olarak geldim.” diye biri onu ensesinin üstünde konuşmuş.

Alim’in gözleri tekrar kararmış, kendini kaybetmiş. İkinci defa kendine geldiğinde artık sabah olmuş ve onu şamara üstüne köy sokağı boyunca alıp gidiyorlarmış. Sanki bütün köy ölü, köyde tek bir canlı görünmüyormuş. Herkes idarecinin bakışından saklanıyormuş. İdareci, Alim’e bakıp sesini çıkarmadan sanki bir şey sorar gibi olmuş, Alim de bakışlarıyla cevap vermiş: “Biliyorum, artık Kırım’da başka yiğitler olmayacak!”

Artık öyle vakti olmuş, köy yönetiminin yanındaki arabaların üstünde bağlanan haydutlar yatıyormuş. Alim de ayaklarından demir zincirlerle bağlanmış. Onun yanında kahveci Battal yatıyormuş. Yola devam etmek için her şey hazır olunca Battalın kızı Şaşne, koşarak gelir ve göz yaşlan dökerek incinip ağlar. İdareci kıza: “Ağlama, baban çabucak döner.” der. Sonra, Alim’e bakarak “Az kalsın unutuyordum, ben sana borçluyum. Hatırlıyor musun, Alim benim elime geçtiği zaman, sana yüz onluk vereceğime inandırmıştım? Şimdi Alim benim elimde, para senindir.” der. Alim: “Onları şuna ver.” diye kızı gösterir.

Arabalar yavaş yavaş yerlerinden kalkar ve böylece Alim’i dağlardan ömrünün sonuna kadar alıp giderler.


"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.

Benzer Konular

18 Kasım 2010 / KnocKout Müslümanlık/İslamiyet
19 Nisan 2010 / asla_asla_deme Müslümanlık/İslamiyet
24 Mayıs 2011 / _Yağmur_ Türkiye Coğrafyası