Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 3 Ocak 2017  Gösterim: 6.018  Cevap: 3

Osmanlı Kurumları - Bâb-ı Âli (Babıali)

Misafir
11 Şubat 2010 16:29       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Bâbıâli (Yüksek Kapı)

Ad:  Bâb-ı Âli (Babıali)1.jpg
Gösterim: 185
Boyut:  45.7 KB

Osmanlı Devleti’ nin son döneminde sadrazamlık makamına ve hükümete verilen ad.

Sponsorlu Bağlantılar
Sadrazamlık makamı için uzun süre Bâb-ı Asafi ve Paşa Kapısı adlan kullanıldı; 18. yüzyılda Divan-ı Hümayun yetkilerinin giderek sadrazamlığa geçmesiyle önemi artan Bâbıâli, I. Abdülhamid döneminde (1774- 89) Batılı devletlerce Osmanlı Devleti’nin en yetkili yürütme organı sayıldı. Topkapı Sarayı’nm karşısında, duvarla çevrili bir alandaki Bâbıâli, yangınlar ve onarımlar sonucu değişikliklere uğrarken, kurumsal ağırlığı da II. Mahmud döneminde (1809- 39) arttı. Burası, tümüyle resmî nitelikli bir hükümet dairesi durumuna getirilirken, sadrazamlann özel konutu olmasına da son verildi. 1836’da başlayan yönetsel yenilikler sırasında Batı türü birim ve bürolara ayrıldı. Reisülküttab, başdefterdar ve sadaret kethüdası gibi kişilerle temsil edilen önceki görevlerin yerini, Hariciye, Maliye, Dahiliye nezaretleri, Meclis-i Vâlâ-yı Âhkâm-ı Adliye, Dar-ı Şûrayı Bâbıâli gibi bağımsız kurullar aldı.

1840’larda Tanzimat’ın gereği olarak reformlar hızlandırılırken, 1844’te inşası tamamlanan yeni yapılarla Bâbıâli’nin görünümü de çağdaşlaştı. Tanzimatçı devlet adamlarının etkinliği ile saygınlığı arttı. Özellikle Abdülmecid döneminde (1839-61) Osmanlı Devleti’ni Batı hükümetleri düzeyinde temsil eden en yetkin kurum durumuna geldi. 19. yüzyılın ikinci yarısında yeni hizmet birimlerinin eklendiği Bâbıâli, başta Sadrazamlık Dairesi’ni, Hariciye ve Dahiliye nezaretlerini kapsamaktaydı. Sayıları artan daire ve kalemlerin, kapatılan Enderun’un görevlerinden birini yüklenerek sivil memur ve bürokrat yetiştirmeleri geleneği başlatıldı. Ricâl ve hacegân denen üst düzey yöneticilerinin denetimindeki kalemlerde halife, beylikçi, mümeyyiz, tercüman, kâtip sanlan ile yüzlerce eleman çalışıyor ve yetenekliler için kısa sürede yükselme yolları açık bulunuyordu.

Abdülaziz’in (hd 1861-76) özellikle Âli Paşa’nın ölümünden (1871) sonraki ve II. Abdülhamid’in (hd 1876-1909) mutlakiyetçi yönetimleri sırasında, kurumsal ve örgütsel yapısına ilişilmemekle birlikte Bâbıâli, saraydan gelen buyrukları yürürlüğe koyan bir icra dairesi durumuna getirildi. II. Meşrutiyet’in ilanını (1908) izleyen son yıllarda ise, parti iktidarlarının meşruti yönetimlerini temsil etti.

Yeni atanan sadrazam Bâbıâli’ye sadaret alayı denen özel bir törenle gelir, atama fermanının okunmasından ve şeyhülislamın duasından sonra makamına otururdu. Kabine toplantıları da genellikle burada yapılırdı. 1923’te Cumhuriyet ilan edilince Bâbıâli binaları İstanbul valiliğinin kullanımına verildi.
Ad:  babıali.JPG
Gösterim: 277
Boyut:  84.1 KB

Bâbıâli rık’ası


rık’a yazısının bir üslubu.
Osmanlı hattatlarının ürünü olan ve 18. yüzyıl ortalarında gelişmeye başlayan rık’a, devletin resmî yazılarından biri olarak ilk önce Bâbıâli kalemlerinde kullanılmaya başladı ve sonra bütün ülkeye yayıldı. Bâbıâli’den yetişen ve maliye nazırlığı da yapan Ebubekir Mümtaz Efendi (1810- 71) ve son derece güzel bir biçimde yazdığı ve onun üslubu sonradan gelenlerce de sürdürüldüğü için, bu yazıya Mümtaz Efendi rık’ası da denmiştir.

Bu tür rık’a yazısı sert kıvrımlı bir görünüşe sahip olduğu gibi, kökeni olan divani yazının özelliklerini de bir ölçüde yansıtır. Hızlı yazmaya elverişliliğinden ötürü birçok harf birbirine- girmiş durumdadır. Bu yüzden bazı sözcükler zor okunur.
Bu rık’a türü daha sonra geliştirilerek II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) hattat İzzet Efendi tarafından bir sanat yazısı haline getirilmiştir

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 3 Ocak 2017 19:14


1 Mart 2010 23:45       Mesaj #2
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
Ad:  Bâb-ı Âli (Babıali)2.jpg
Gösterim: 173
Boyut:  43.8 KB
BABIALİ

Osmanlı döneminde İstanbul'da Sadrazamlık, Dahiliye ve Hariciye nezaretleri ile Şûrayı Devlet dairelerinin bulunduğu yapı. Daha sonraları mecaz olarak Osmanlı hükümeti yönetimi ve otoritesi yerine de kullanılmıştır. Sadrazamların, konutlarını resmî daire olarak kullanmalarından ötürü bu dairelere kapı denirdi. Babıâli "yüksek kapı" anlamına gelirdi. 1829'daki yangından sonra Babıâli kâgir olarak yeniden yapıldı. Daha önce tümüyle sadrazamların emrinde olan Babıâli'deki memurluklar 1836'da yapılan değişikliklerle birer devlet dairesine dönüştürüldü. Babıâli'deki memurlara Arapça, Farsça ve diğer gerekli bilgileri öğreten kimselere Babıâli hocası denirdi. 1820'lerde Babıâli'de bazı memurlara Fransızca öğretmek amacıyla bir de Tercüme Odası kuruldu. Abdülmecit ve kısmen Abdülaziz devri, Babıâli'nin en çok nüfuz sahibi olduğu ve yürütme organı olarak yetkinin saraydan Babıâli'ye geçtiği dönemdir. II. Abdülhamit dönemindeyse yetkiler yeniden saraya geçti ve Babıâli gölgede kaldı. 1878'de bir kez daha yanan ve onarılan Babıâli'nin 1911'deki yangından sonra tümüyle yanan orta bölümü de yeniden yaptırıldı. Sonraları Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin İstanbul temsilciliği olarak kullanılan Babıâli, bugün İstanbul Valiliği'nin binası olmuştur ve çevresindeki semte de Babıâli denmektedir.

BABIALİ BASKI
İttihat ve Terakki Fırkası'nın Kâmil Paşa hükümetini devirmek için düzenlediği baskın (23 Ocak 1913). Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı'nda yenilmiş ve kısa zamanda bütün Rumeli bölgesini yitirmişti. Devrin sadrazamı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası taraftarı Kâmil Paşa idi. Üst üste alınan yenilgiler ve uygulanan politika yüzünden fırkanın taraftarları kabineyi devirip Nâzım Paşa'yı sadrazamlığa getirmek istediler. Fakat İttihat ve Terakki Fırkası bu durumu öğrenerek onlardan önce harekete geçti. Başlarında Enver ve Talat beylerin bulunduğu 40 - 50 kişilik bir grup, kabinenin toplantıda olduğu bir sırada Babıâli'yi bastı. Bu baskında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürüldü ve Kâmil Paşa istifaya zorlandı. Baskın sonucunda Mahmut Şevket Paşa sadrazamlığa getirildi.

Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs

Son düzenleyen Safi; 3 Ocak 2017 19:15
Misafir
11 Mart 2010 16:38       Mesaj #3
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Bab-ı ali Yangınları

Ad:  Bâbıâli1.jpg
Gösterim: 163
Boyut:  82.2 KB

Osmanlı Devletinin idari merkezi olan Babıali'nin; 1740, 1755, 1808, 1826 ve 1839 senelerinde tamamen, 1878 ve 1911 senelerinde ise kısmen yanmasına sebep olan yangınlar.

1740 yangını:


Bu yangın, sadrazam Mehmed Paşanın devrinde vuku bulmuştur. Harem ağalarının oturdukları kısımda başlayan yangın, kısa bir sürede binayı sarmış, havanın rüzgârlı olması yüzünden arz odası, hasır odası ve bitişik daireler tamamen yok olmuştur. Devrin padişahı Sultan Birinci Mahmud, söndürme çalışmalarına bizzat nezaret etmiştir. Ancak kısmen kurtarılan kısımlar da, birkaç gün sonra çıkan bir yangınla kül olmuştur.

1755 yangını:


Silahdar Tevkii Ali Paşanın sadrazamlığı sırasında meydana gelen yangın esnasında, Babıali binası da tamamen yanmıştır. Demirkapı semtinde çıkan yangın, kısa bir sürede bütün semti sarmış ve yangında ev eşyalarını kurtaranlar, mallarını Sultan Üçüncü Osman’ın emriyle Gülhane Parkına koymuşlardır. Babıali binası inşa edilinceye kadar, işler Esma Sultan’ın Kadırga semtindeki konağına nakledilmiştir.

1808 yangını:


Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa'ya karşı ayaklanan yeniçerilerin, kasten çıkardıkları yangındır. 1808 yangınında da tamamen kül olan Babıali’nin, bir sene sonra yeniden inşasına başlanmış, bilahare binanın tamamlanmasıyla buraya taşınılmıştır.

1826 yangını:


Büyük Hocapaşa yangını sırasında Babıali de yanmıştır. 36 saat süren bu yangın esnasında, Babıali, Çifte Saraylar, Büyük Çarşı semtlerinde sayısız bina kül olmuştur. Babıali dairesi, yangın neticesi geçici olarak Şeyhülislamın dairesine taşınmıştır. Babıali, tekrar, 1828’de yeniden inşa edilen binasında hizmet vermeye başlamıştır.

1839 yangını:


Dahiliye dairesi ahırlarından çıkan yangın, binayı tamamen kül etmiştir. Devlet işlerinin gecikmesini önlemek için, memurlar, önce Necip Efendi Konağına, oradan da Defterdarlık binasına taşındılar. 1844’te inşaatı bitince merasimle açıldı ve çalışmalar kârgir olarak yapılan binada devam etti.

1878 yangını:


Rivayete göre yangın, odacıların ihmali neticesi Şura-yı Devlet Dairesinde çıkmış ve altı saat devam etmiştir. Ahkam-ı Adliye Dairesi, Dahiliye ve Hariciye nezaretleri tamamen kül olmuştur. Sadrazamlık Dairesi ise büyük gayret sonucu kurtarılabilmiştir.

1911 yangını:


Sabaha karşı çıkan bu yangında, Sadrazamlık ile Hariciye Nezareti daireleri kurtulmuştur. Şura-yı Devlet, Dahiliye Nezareti, Mektubcu, Teşrifatçı, Beylikçi, Sadaret Kalemi daireleri ile Vakanüvis daireleri tamamen yanmıştır.

Çeşitli tarihlerde kısmen veya tamamen olmak üzere vuku bulan Babıali yangınları sırasında, evrak ve vesikalara hiçbir şey olmaması, Osmanlı Devleti'nin mükemmel işleyen bir arşiv teşkilatı olduğunu göstermektedir. Babıali hazine-i evrakı, orada özel olarak yapılmış mahzene konur, her gün o evraktan lazım olanlar kalem dairelerine getirilir ve işi bitsin bitmesin, akşamları tekrar mahzene konur, sabahları yine getirilirdi. Bazen bu hususa riayet edilmemesi yüzünden, Babıali yangınlarında odalarda bulunup mahzene konmayan evrakların yandığı görülmüştür.
Son düzenleyen Safi; 3 Ocak 2017 19:00
3 Ocak 2017 18:36       Mesaj #4
Safi - avatarı
SMD MiSiM

BABIÂLİ

Ad:  Bâb-ı Âli (Babıali)3.jpg
Gösterim: 161
Boyut:  48.3 KB

1. OsmanlI devletinde sadrazamlık makamına verilen ad. (Bk. ansikl. böl.)
2. OsmanlI devlet dairelerinin bulunduğu bina. (Bk. ansikl. böl. Kur. tar.)
3. OsmanlI hükümeti.

—ANSİKL. XVIII. yy. sonlarına kadar Paşa sarayı, Babı asafi, Vezir kapısı, Paşa kapısı diye anılan sadrazamlık dairesine Abdülhamit I döneminde (1774-1789) BabIâli denmeye başlandı. Zamanla ötekileri unutturan bu terim, yabancılar tarafından "Sublime Porte" biçiminde çevrilerek osmanlı hükümeti anlamında kullanıldı.

XVII. yy. ortalarına kadar sadrazamların resmi bir makamı yoktu. Bu konuma yükselenler, genellikle saray yakınlarında bir konak kiralayıp bunun selamlık bölümünü Paşa kapısı olarak kullanırlardı. Devlet işleri Topkapı sarayı'nda Divanı hümayun'da görülürdü. Mehmet IV, 1654’ te sadrazam olan Derviş Mehmet Paşa’ya Alay köşkü'nün karşı sırasında bulunan ve eski sadrazamlardan Halil Paşa' nın olan konağı verdikten sonra, onun da burasını döşetip Paşa kapısı yapması sonucu ardılı sadrazamlar bu binayı artık resmi makamları olarak kullandılar. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ nın, eşi Fatma Sultanin (Ahmet lll'ün kızı) bugünkü Cağaloğlu hamamının yerinde bulunan sarayının bir bölümünü yeniden düzenleyip Paşa kapısı olarak kullanması üzerine Halil Paşa sarayı "eski Paşa kapısı" ve Fatma Sultan sarayı da "yeni Paşa kapısı" diye anıldı. Patrona Halil ayaklanmasından ve Damat İbrahim Paşa’nın öldürülüp Ahmet lll’ün tahttan indirilmesiyle Mahmut l’in cülusundan sonra (1730) Fatma Sultan sarayı terk edilerek Halil Paşa sarayı, yine Paşa kapısı olarak kullanıldı. 1739’da yine Paşa kapısı yapılan Fatma Sultan sarayı, kısa süre sonra yandığından, bir kez daha eskisine taşınıldı.

BabIâli’nin ilk çalışanları sayılan tevkii (reisülküttap), kethüdayı sadrıâli ve çavuşların çalıştığı daireleri kapsayan yapı 1755’te, daha sonra da çeşitli tarihlerde yandı; bina yeniden yapılıp zamanla son şeklini alana kadar şu konaklar geçici bir süre sadrazamlık makamı olarak kullanıldı: 1755 yangınından sonra Kadırga’daki Esma Sultan sarayı; 1808 yangınından sonra Beyazıt'ta Haşan Paşa hanı yakınındaki Reis Mahmut Efendi konağı; 1810 Alemdar Mustafa Paşa olayından sonra Beyazıt'ta Mürekkepçiler kapısıyla Haşan Paşa hanı arasındaki valide kethüdası Yusuf Ağa konağı; 1826 büyük Hoca Paşa yangınından sonra Beyazıt’ta Ağa kapısı; 1838 yangınından sonra Beyazıt'ta bugün Edebiyat ve Fen fakültelerinin bulunduğu yerdeki Necip Efendi ve ardından Zeynep Hanım konağı, 1911 de Dahiliye nezareti bölümü yandıktan sonra, orta yeri yapılmayan bina iki bölüğe ayrıldı. Bugün bir bölüğünde İstanbul Vilayeti, ötekindeyse İstanbul Defterdarlığı Babıâli tercümanı (solda) bulunur.

Atatürk kitaplığı.


İstanbul Yeniçeri ocağı'nın kaldırılmasından sonra devletin yönetim merkezi durumuna gelen BabIâli'de işler içerde ve dışarda olmak üzere iki yönlü yürütülür ve bu görüşmelere sadrazamın başkanlığında şeyhülislam, kaptanıderya, kethüda, defterdar, reisülküttap efendi ve yüksek rütbeli öteki görevliler katılırdı. Bu arada nazırlıkların kurulmasıyla yeni bir kimlik kazanan Babıâli (1826) ayrıca hükümete yardımcı olarak Meclisi vâlâyı ahkâmı adliye ve Dârı şûrayı babıâli gibi iki büyük kurum daha oluşturdu (1830). Abdülmecit döneminde (1839-1861) özellikle Âli ve Fuat paşaların sadrazamlıkları sırasında padişahın otoritesinin de üstünde bir güç kazanan Babıâli, tüm yönetim yetkisini ve siyasal etkinliği elinde toplayarak içerde ve dışarda Osmanlı İmparatorluğumu tam anlamıyla temsil etmeye başladı. 1835’te devleti yönetecek olanlara ayrıntılı bilgi verilmesi için Mahmut ll'nin bu binada kurduğu Babıâli hocalığı'nda Mustafa Reşit ve Mithat paşalar gibi ünlü devlet adamları yetişti.

Abdülhamit II döneminde (1876-1909) yeniden saraya geçen yönetim yetkileri, II. Meşrutiyet duyurulup da bu padişah tahttan indirilene kadar böyle kaldı. Balkan savaşı sırasında BabIâli’yi basan ittihat ve Terakki cemiyeti üyeleri, harbiye nazırı Nazım Paşa ile Kıbrıslı Tevfik Bey'i öldürüp Kâmil Paşa başkanlığındaki hükümeti düşürdüler, (BABIÂLİ BASKINI) Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte tarihe karışan BabIâli’nin bulunduğu bina, önce Büyük millet meclisi hükümetinin İstanbul temsilciliğine verildi, sonra da İstanbul vilayet konağı oldu.

—Basın. İstanbul da basın ve basım yaşamının merkezi. Sirkeci’den Cağaloğlu’ na kadar uzanan; yayınevlerinin, gazete yönetim yerlerinin, basımevlerinin, kitabevlerinin sıralandığı cadde (şimdiki Ankara caddesi). Osmanlı imparatorluğu'nda hükümet ve sadaretin bulunduğu yapı anlamına kullanılan sözcük, XIX. yy.’ın sonlarına doğru, İstanbul basını için de kullanılan bir terim oldu. Türk basını, 1862’de Şinasi’nin Giritli Cemali Efendi’nin evinde küçük bir basımevi kurarak Tasviri efkâr ı çıkartmasıyla BabIâli'ye yerleşmeye başladı. Bu basımevini öteki basımevleri izledi. Bu dönemden sonra basın ve basım kavramları Babıâli adıyla özdeşleşti. Bu durum, Cumhuriyet’ten sonra da sürdü.

Babıâli ile ilgili basın ve edebiyat anıları birçok yapıta konu oldu. Ahmet Rasim (Muharrir, şair, edip), Hüseyin Cahit Yalçın (Edebi hatıralar), Halit Ziya Uşaklıgil (Kırk yıl), Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Gençlik ve edebiyat hatıraları), Necip Fazıl Kısakürek (Babıâli), Haşan izzettin Dinamo (Edebiyat anıları), Yusuf Ziya Ortaç Bizim yokuş), Rıfat İlgaz (Yokuş yukarı), Zekeriya Sertel (Hatırladıklarım), Sabiha Zekeriya Sertel (Roman gibi), Demirtaş Ceyhun (BabIâli’nin şu son kırk yılı) vb. yapıtlarında BabIâli’deki basın yaşamını dile getirdiler. 1970’lerden başlayarak birçok basımevi, yayınevi ve kitapçı, kentin başka bölgelerine kaydı.

—Kur. tar.

Babıâli hademesi


Divanı hümayun'da görülen işlerin BabIâli’ye taşınarak bütün devlet hizmetlerinin oradan yönetilmeye başlanması üzerine görevlilerden sadaret kethüdası, reisülküttap, çavuşbaşı, mektupçu, teşrifatçı, büyük ve küçük tezkireciler, beylikçi, ametçi, divit- tar, telhisçi, kethüda kâtibi, çavuşlar kâtibi, gedikli kâtibi gibi sadrazam dışında kalan büyük memurlara “Hademe-i Babıâli" ya da "Hademe-i Babıasafi”dendi.

Babıâli hocası


kalemlerde çalışan genç kâtiplere, özellikle dil, okuma ve yazı dersleri veren düzenli öğretmenlerin unvanı. XIX. yy.’ın ilk yarısına kadar devlet memurları yalnız arapça ile farsça'yı öğrenmek zorundayken, XIX. yy.’ın ikinci yarısından sonra Avrupa dilleri bilen ünlü müderrisler ve bilim adamları da bu göreve atandı.

Babıâli kalemleri


Babıâli ricalinin başkanlığında çalışan daireler. İlk Babıâli kalemleri Tuğrai tevkii, reisülküttap ve daha sonra da sadaret kethüdası dairelerinden oluşurken, Mahmut II döneminde Dârı şûrayı Babıâli, Meclisi valayı ahkâmı adliye ve ardından Tanzimat döneminde kurulan Meclisi âli de bunlara katıldı.

Babıâli kâtipleri


çeşitli kalemlerde çalışan görevliler. Bu dairelerin devlet memurları kendi kuruluş yapıları içinde özel olarak yetiştirildiklerinden önce, kâtip adayı adı altında uzun süre çalışırlar ve ancak iyice deneyim kazandıktan sonra kâtipliğe atanırlardı. Memurlar her gün, hatta bayramlarda bile BabIâli'ye gelmek zorundaydılar. Sadrazamın izniyle nöbetleşe ya da dönüşmeli olarak dışarı çıkabilirlerdi.

Babıâli ricali


buraya bağlı kalem başkalarının ortak adı. Nişancı, reisülküttap, daha sonra sadaret kethüdası ve çavuş ilk Babıâli ricalini oluştururken, Mahmut II döneminde Dârı şûrayı Babıâli ile Meclisi valayı ahkâmı adliye, ardından da Tanzimat döneminde kurulan Meclisi âli’nin Babıâli kalemlerine katılmaları üzerine bu dairelerin başkanları da Babıâli ricalinden sayıldı.

Babıâli tercümanı


kalemin yüksek memurlarından biri olarak görevi, reisülküttap yabancı devlet elçileriyle görüşürken çevirmenlik yapmaktı. Bu arada, ametçi de tercümanın anlatımını denetlerdi.

Kaynak: Büyük Larousse


Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç