Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 13.681|Cevap: 5|Güncelleme: 22 Temmuz 2016

Halüsinasyon

26 Kasım 2007 22:18   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

HALÜSÎNASYON (varsanı)


olarak da bilinir, duyular açısından gerçekte var olmayan nesne ya da olguları algılamaya dayalı yaşantı. Yanlış algılara dayanmasıyla yanılsamayı andırır; ama varsanıdan farklı olarak yanılsamanın ortaya çıkmasında gerçek bir nesne uyaran rolü oynar.
Ad:  halüsinasyon1.jpg
Gösterim: 13
Boyut:  22.9 KB

Sponsorlu Bağlantılar
Psikolojide varsanılar üzerine yapılan araştırmalar, yakın zamanda, özellikle halüsinojen maddelerin incelenmesi sonucu önem kazanmıştır. Günümüzdeki genel varsam kuramı iki temel varsayıma dayanır.

Bunlardan birincisine göre, yaşanan çeşitli olaylar, bellek, düşünce ve imgelemi etkileyen kalıcı fiziksel değişikliklere yol açar; bunlara sinir izi ya da engram denir. Öbür varsayıma göre ise iç ve dış ortamdaki güçler arasındaki dengenin sürekli değişmesi sonucu, fizyolojik ve kültürel yaşantılar çeşitli varsanılar yaratabilmektedir.

Bilincin ötesinde, büyük ölçüde yaşamın ilk dönemlerine ilişkin anılan içeren, duygularla yüklü bir bilinçsiz (ya da bilinçdışı) düşünce akışı olduğu, psikolojide genel kabul gören bir görüştür. Aynı zamanda, duyulardan beyne yönelik kesintisiz bir bilgi akışı vardır, işleyişini sürdürebilmek için beyin, bu bilgilere seçici biçimde yanıt verir; beynin yanıt vermediği bilgiler ise geçici olarak itilir ya da tümüyle göz ardı edilir. Duyu verilerinin seçilmesi sürecinde dikkat mekanizması rol oynar. Beyne gelen veriler, uygun ve gerekli bilginin alınıp işlenmesini sağlayacak biçimde dikkat süreciyle seçildiği sürece, bilinçsiz düşünce akışı bilinçlilik düzeyinin dışında tutulabilir.

Bu dengenin bozulması, varsanılarm ortaya çıkmasına yol açar. Bunun için iki koşul gereklidir. Öncelikle bilinçsiz akışın uyarılması, dolayısıyla da yeterli yoğunluk düzeyinde olması gerekir. İkinci olarak dikkat mekanizması, bilinç düzeyini dışarıdan gelen bilinçdışı düşüncelerden koruyamayacak biçimde bozulmuş olmalıdır. Bu durum, duyulardan gelen bilgi akışı aşın derecede azaldığı zaman ortaya çıkar. Böylece dikkatin sağladığı kalkan ortadan kalkar ve yeterli yoğunluğa ulaşmış olan bilinçdışı düşünceler bilinçlilik düzeyine erişerek varsam biçimini alabilir. Varsanmm içeriğini de bellekte depolanmış imgeler oluşturur, ama bunlar, önemli ölçüde değişime uğramış olabilir.

Varsanılar pek çok açıdan rüyalara benzer. Uyku sırasında da duyulardan gelen bilgiler ve dikkat azalmıştır. Böylece bilinçdışı düşünceler bilince yaklaşır. Uyanıklık durumunda da, zihinsel uyarımın aşın ölçüde azalması sonucu aynı süreç gerçekleşebilir.
Varsam, dikkatin yavaş yavaş azalmasından çok, aşın bunaltıdan (anksiyete) kaynaklanan yoğun uyanm ya da uzun süreli uykusuzluk sonucu görülen bitkinliğin sonucudur. Beyin dokusunun çeşitli biçimlerde uyanlmasıyla da varsam yaratılabilir. Örneğin beyin ameliyatlannda, beyin kabuğundaki (korteks) hücreler elektrikle uyanlırsa, hasta çok derinlerdeki anılardan kaynaklanan güçlü varsanılar yaşayabilir. Bir başka dış etken de, kişiye rahatsız edici, hatta dehşet verici deneyimler yaşatabilen halüsinojen maddelerdir. Sodyum amibarbital (gerçek serumu) gibi bazı halüsinojenler, duyulardan gelen bilgi akışını kesintiye uğratarak, yakın zamanda yaşanmış olayların çok canh biçimde anımsanmasına yol açar. Bazı maddeler de tam tersine bilgi akışını aşın ölçüde artınr ve dikkatin en üst düzeye çıkmasına yol açarak varsam yaratır.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 17:37
hilalee_
7 Mart 2008 21:25   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  halüsinasyon2.jpg
Gösterim: 13
Boyut:  16.5 KB

HALÜSİNASYON GÖRMEK


Bazı demanslı kişiler hayaller veya halüsinasyonlar görebilir. Elbette demanslı her kişide bu olacak anlamına gelmez ya da bu problemler görülen her kişi demansa sahip demek değildir. Burada bu durumlarla baş etme yöntemleri ele alınmıştır.
Demanslı insanlar bazı zamanlar halüsinasyonlar görebilir. Gerçekte orada olmayan şeyleri görebilir, duyabilir, koklayabilir, tadabilir veya dokunabilirler. Görsel veya işitsel halüsinasyonlar en sık olanlarıdır.

Demanslı kişilerin halüsinasyonlara karşı tepkisi değişebilir.
  • Kendi hayal güçlerinin onlara bir oyun oynadığının farkına varabilirler ve halüsinasyona ilgi göstermeyebilirler.
  • Halüsinasyonun gerçek olup olmadığına karar vermede güçlük çekebilirler. Bu durumlarda onlarla birlikte hayali şeyi gördükleri yere gidip bakarsanız ya da seslerin veya gürültülerin duyduktan odayı kontrol ederseniz bundan güven duyabilirler. Sonrasında orada hiçbir şey olmadığını teyit edebilirsiniz.
  • Demans daha ciddi bir hale geldiği için bazı insanlar gördükleri ve duyduktan şeyin gerçek olduğundan emin olduklarını sanabilirler. Bu çok korkutucu olabilir. Onlara; onların yaşadıklarını paylaşmamanıza rağmen bunun onlar için ne kadar üzücü olduğunu anladığınızı söylemeye çalışmanız önemlidir. Gördükleri şeyin gerçek olup olmadığı ile ilgili tartışmaya girmenin hiçbir anlamı yoktur.
Kişinin meşgulken ya da çevresinde olup bitenlerle ilgilendiği zaman halüsinasyon görme olasılığı daha azdır.
Eğer demanslı kişi halüsinasyonlarından dolayı sıkıntı içerisindeyse ya da halüsinasyonları sürekli görüyorsa doktorunuza danışın. Bazen ilaç tedavisine başlanabilir.

Halüsinasyon çeşitleri


  • Optik ( Görsel) halüsinasyonlar : Genellikle gerçekte olmayan hareketli ve küçük nesnelerin görülmesi şeklinde gerçekleşir.
  • Akustik halüsinasyonlar : Çoğunlukla şizofreni hastalığı olan kişilerde yaşanır ve kendilerine emir veren yada hakaret eden sesler duyarlar.
  • Gustatorik halüsinasyonlar : Tat duyusu ile ilgili halüsinasyonlardır.
  • Olfaktorik halüsinasyonlar : Koku duyusu ile ilgili halüsinasyonlardır.

Görsel Halüsinasyonlar


Görsel halüsinasyonlar demansta en sık rastlanan halüsinasyon tipidir. Kişi insanlar, hayvanlar veya başka şeyler görebilir. Bazen halüsinasyonlar oldukça karmaşık görüntüler veya tuhaf durumları içerebilir.
Görsel halüsinasyonlar yanlış yorumlarla başlayabilir. Örneğin kişi yüzleri veya eşyaları döner şekilde kumaşların üzerinde ya da bir odadaki gölgelerin içinde gördüklerini düşünebilirler.
Görsel halüsinasyonlar gören demanslı kişilerin çoğu bunları sadece ara sıra görürler. Ayrıca bu halüsinasyonlar çoğunlukla sadece birkaç saniye sürer. Bununla beraber bazı zamanlarda bunlar kalıcı ve sıkıntılı olabilir.

Görsel halüsinasyonların olası sebepleri şunlar olabilir:


Hastalık: Halüsinasyonlar enfeksiyonlar gibi fiziksel hastalıklardan ya da bazı tip ilaçların yan etkilerinden de meydana gelebilir. Bu olasılıkları dışarıda bırakmak için genellikle bir doktordan yardım almanız gerekir.

Görme Yeteneği: Görsel halüsinasyonlar zayıf görme yeteneği yüzünden de olabilir. Zayıf görme gücü her zaman iyi olmayabilir ancak siz:
  • Kişiyi düzenli göz muayenesi yaptırmalısınız ve eğer ihtiyaç duyuyorlarsa gözlüklerim kullanmaya teşvik etmelisiniz.
  • Kullanılan gözlüklerin caminin temiz ve doğru numara olduğunu kontrol etmelisiniz.
  • Zayıf görme katarak yüzünden ise katarakt ameliyatı yapılmasının gerekliliğini doktorunuzla görüşmelisiniz.
  • İyi bir aydınlatmanın olduğundan emin olmalısınız.
Beyindeki Değişiklikler: Demans ilerledikçe beyinlerinde meydana gelen değişiklikler yüzündenkişiler bazen halüsinasyonlar görürler.

Görsel halüsinasyonlar sıklıkla Lewy cisimcikli demans sahibi kişilerde görülür. Bu tür demansta kişi genellikte Alzheimer ve Parkinson 'da görülen belirtilerin bir karışımına sahiptir.
Sürekli görsel halüsinasyonlarla birlikte kas sertleşmesi ve hareket yavaşlaması veya yeteneklerinde belirgin dalgalanmalar olan kişilerde Lewy cisimcikli demans olması olasıdır.
Eğer durum buysa bazen sıkıntılı halüsinasyonlara verilen antipsikotik ilaçlarda her kas sertleşmesini daha da kötü yapabilir. Bundan dolayı ilaçlar düşük dozlarda reçete edilmeli ve düzenli olarak takip edilmelidir.
Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 17:38
makaskterh
20 Kasım 2010 22:22   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

HALİSÜNASYON VE HAYAL NEDİR NASIL OLUR?

Daha önceki , yazılar da hayal ve gerçek nerede başlar ve nerede biter konusunu işlemiştik. Hayatın, zaman zaman , anlamsız, gereksiz, sıkıcı olarak algılandığı ve bunun depresyon ile eşdeğer olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir. Halüsinasyon görme, bazıları tarafından üstünlük vesilesi, bazıları tarafından kendi kendine yabancılaşma, bazılarına ise korkutucu gelen hayal dünyasının yansıması şeklinde olur. Orada görülen ve duyulan her şey bir şekilde eskiden yakın ve uzak şekilde yaşanmıştır. Nadir olarak hiç yaşanmamış olaylar görüp duyulabilir. Bu hadiseleri detaylı olarak incelemiştik.

Şu anki bilimsel gerçekler, halüsinasyon oluşma şeklinin maddi alt yapısını açıklamaktan acizdir. Konuyu anlamak ve sonraki gelişmelere ışık tutmak için , elektromanyetik olarak anlatmak gereğini duydum . Çünkü, şu ana kadar akılcı bir mekanizma , kimse tarafından yazılıp anlatılmamıştır. Olayları hep işine geldiğinde psikolojik, maddi temeli olmadan açıklama gereğini duyanlar, tedaviye gelince tamamen maddi sebeplere yapışmaktalar. Bunun sebebi kendi içlerindeki çelişki ve olayları açıklayamamaktır.
Halüsinasyon nerelerde ve hangi maddeler ile görülür. İlk kez , ona bakmak gerekir. Sentetik maddeler içinde en sık LSD ve muadilleri bu işi yapar. Esrar ve diğer uyuşturucu maddeler ise belli.

Süre sonunda, halüsinasyon oluşumunda rol alırlar. Psikiyatrik hastalık seyrinde özellikle şizofreni ve benzeri psikotik denilen gerçek hayat ile kopan insanlarda, halüsinasyon görülür. Bunların niteliğini, daha önce anlatmıştık. Özellikle çarpık , detayları çok aşırı belli olan , korkutucu yabancı cisim gibi algı bozukluklarıdır.
Ameliyat sırasında kullanılan atropin ve benzeri antikolinerjik ilaçlarda belli yaş üstünde halüsinasyon gösterebilir. Bunlar genelde bilinç karışıklığı ile beraber giderler.

Asıl en önemli konulardan birisi ; azot sarhoşluğu denilen durumda görülen şekildir. Genel de , insanda 50 metre civarında halüsinasyonlar ile beraber giden azot sarhoşluğu oluşur. Bu sahte bir mutluluk ve kısmı bilinç kaybı hesap hataları ile birlikte gider. Yanında estezi denilen uyuşukluklar eşlik ederler. Peki ; burada iki soru sormak gerekirse birinci soru kanda veya beyinde azot fazlalığı neden halüsinasyona yol açar. İkinci soru penguenler, her gün 100-150defa yaklaşık 150 metre derinliğe girdikleri halde niye onlarda azot sarhoşluğu ve azot embolisi nedeniyle ölüm oluşmuyor. Bu sorunun cevabı kesinlikle yoktur. Kitabı bilgi olarak penguen 50 metreden sonra yatay çıkış yapsa da o sürede kanında erimiş azotu tahliye etme imkânı yoktur. Azot yüksek basınçta kanda eridiği iddia edilir. O zaman kanda erimiş azot gaz haline daha geçmeden azot sarhoşluğu yapar. Hatta bazı uzun süreli ameliyatlarda hasta narkozla beraber verilen azot peroksit tarafından aynı sarhoşluğa uğrar. Bu konunun detayı yağmur konusunda işlenmekle beraber azotun fazlalığının silisyum ile beraber iletiyi ciddi olarak artırdığını bilmekteyiz. Bu elektriksel iletiye sahip diğer canlıda bulunan maddelerinde aynı şekilde iletisinin artığını düşünmekteyiz.

Elektronikte çok kullanılan MOS tabir edilen bir transistor çeşidi vardır. Bu , transistorun üç ayağı vardır. MOS tabiri Metal, Oksit, Silikon kelimelerinin baş harflerinden türetilmiştir. Üç ayaktan birisi enerji girişi, ikincisi enerji çıkışı, üçüncüsü geyt denilen kontrol ucudur. Diğer transistorlardan farkı 0,45 volt ile tetiklenmesi ve geyt ucunun kondansatör ile hassas halde tetiklenmesidir. Cihazlarda statik elektrik birikimi geyt ucundaki çok ufak değerlere sahip kondansatörü yakabilir. Bunun yanması daha sonraki elemanların sürekli enerji geçişi ile yanmasına sebep olur. Yetmez kendini de yakar kavurur. Geyt ucundaki hassasiyet değiştirilerek, algı şiddet ve frekanslarında değişim yapılabilir. İnsan beyninde çeşitli nörotransmitterler ile hassasiyet ayarı yapılarak hepimizin istediği dördüncü boyuta geçiş yapılabilir. Çünkü algı frekansları ile oynandığında, algılama objeleri değişmiş olur. İnsan beyninin kontrol düzeneğinde, aynı bu anlatılan şekilde çalışır. Böyle çalışmasının ispatı yüzeysel ağrı ile derin ağrıyı yok edebilirsiniz. Veya beyinin bir bölgesi aşırı çalışıyorsa diğer bölgeleri çalışamıyor demektir. Tüm anlatılanlar meselenin teknik boyutta anlatımı içindir.

Bazı halisünojen maddeler bağlandıkları reseptörler kanalı ile kablolamadaki ileti şekillerini ve yönlerini belirlerler. Yalnız burada yüksek frekans daha çok akım geçmesine yol açacağından daha alt seviyelerde yanıklara yol açar.
Beyinde görsel işitsel ve diğer duyu organlarına ait bölgelerden gelen veriler, referans ve aynalama yapılan yer olan iki beyin orta birleşim yerinde potansiyel farkı olarak yorumlanır. Bu yorumlanış algı biçimini belirler. Çeşitli hatlarda yanık veya ileti problemi varsa ya olmayan şeyler halüsinasyon şeklinde algılanır veya yanlış algılama denilen illüzyon şeklinde olur. İllüzyonda akıl ve mantığın getirdiği bilgiler, o şekilde algıya yol açar.

Epilepsi hastalarında, oluş yerine göre başlangıçta aura dönemi denilen halüsinasyon şekli görülebilir özellikle temporal epilepsi şeklinde hep belli şekil veya kişi görmek şeklinde halüsinasyon görülebilir. O bölgede aşırı bir voltaj ve onun getirdiği çevresel uyarılma eşiğini düşmesi söz konusudur.

İnsanda bir özellik vardır. Görüp duyduğu ve algıladığı her şey mutlak doğrudur. Yanlışlık olmaz. Olaylara böyle bakılırsa psikoz denilen akıl hastalığının düşünce şeklini daha kolay anlamamız mümkün olacaktır. Bu anlatıların hiç birinde duygu yoktur. Çünkü duygu elektriksel değil manyetik algı biçiminde olur. Duygu fazla olduğunda ondan üretilen elektrik daha fazla olacağından ürettiği işin verimi o kadar çok olur. İlmin aslı sevgidir. Oda ancak din ile olur.

Dr. Efser GÖKÇEN
Manyetik Dnyamz
Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 16:10
24 Şubat 2014 14:40   |   Mesaj #4   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam

HALÜSİNASYONLAR


Halüsinasyon tarih boyunca daima akıl hastalığı ile birlikte görülmüştür. Akıl hastalıklarının sırrının keşfi için yapılan büyük çabaya katkıda bulunmuştur. VVebster’s third International Dictionary’ye göre “hallücinate” aklın yoldan çıkması anlamında Grek orijinli “haylein veya alyein’den” Latince kelimeler olan hallucinatus veya alicunatus vasıtasıyla türetilmiştir. Kişi tarafından ciddi olarak mânâlandırılan, fakat gözlemci tarafından düşüncesizlik ve akıl hastalığının bir semptomu olarak kullanılan bu terim teknik anlamda ilk defa 1987 yılında Jean Etien Esquirol’ün (1772-1940) yazdığı akıl hastalıkları kitabında kullanıldı. Esquirol kelimenin anlamını büyük bir netlikle tarif etti. EsquiroPün tanımı halüsinasyonların geçerli tarifine temel teşkil etti.

Halüsinasyon dış alemde uyarı yapacak herhangi bir objenin yokluğunda meydana gelen idrakler olarak tanımlanır. Halüsinasyon beş duyumdan herhangi birini düçar edebilir. Sonuç olarak halüsinasyonların pek çok tipi görülür. İşitme, görme, dokunma, koku ve tad gibi. İleride tartışılacak olan daha kompleks ve karışık halüsinasyonlar da vardır.

Etyoloji ve Psikopatoloji


Her ne kadar halüsinasyonların kesin sebep ve patoge- nezi bilinmiyorsa da, bu alandaki önemli bilgi birikimi, halüsinasyon fenomeninin oluşmasının çok faktörlü sebeplere bağlı olduğunu göstermektedir.

Psikofizyolojik Yaklaşım


Jakson, teorisini merkez sinir sisteminin üç gelişim seviyesine sahip olduğunu kabul ederek yapılaştırmıştır. Yüksek kortikal seviye, orta hat yapıları (bazal gangliyonlar gibi) ve omuriliği içeren alt seviye, halüsinasyonların, üst seviyenin alışılagelmiş inhibe edici etkileri engellediği zaman oluştuğu inancını taşımaktaydı. Böylece orta hat yapılarının aktivitesi serbest kalmakta ve halüsinasyon ortaya çıkmaktadır. Jakson’un modeli, halüsinasyonların ortaya çıkması ile sonuçlanan, disinhibisyona yolaçan di- sosiasyon modellerinden birisidir.

Daha yeni olarak West, “perceptual release” teorisini öne sürdü. Beyinin devamlı olarak çevreden gelen her çeşit duyusal uyaranı bedenin içinden geliyormuşçasına mükemmel olarak idrak ettiğini ifade etti. Beynin geçici olarak, dikkat için gereksiz olan veya çevre iyi uyum için gerekli olmayan uyaranların büyük bir kısmını şuurdan uzaklaştırır. Bu teoriye göre, sansür mekanizması, sadece duyusal uyaranların sabit bir akışı varsa işleme tabi tutabilir. Böyle bir akış, şuurda belirmeden önce, idraki inhibe etmeye yarar. Fonksiyonel psikozlardaki aşırı duygulanım durumunda, toksik hallerdeki bozuk sinaptik geçişte veya uzayan duygusal yoksunluk dönemlerinde olduğu gibi, duyusal input’da karışıklık veya eksiklik varsa, sansür mekanizması zayıflamış, bozulmuş durumdadır. Böyle bir bozulma şuurda fazla algı veya “izlerin” belirmesine sebep olur. Kişi bunları halüsinasyon olarak tekrar yaşar. Duyusal etkilerin azalması ile meydana gelen kortikal uyarılmadaki artış, bu sürecin yeralmasında asıl sebeptir.

Diğer araştırıcılar, halüsinasyonların dissosiasyon ve di- sinhibisyon teorilerine bazı değişiklikler getirmişlerdir. Marrasi ve ark. “nörofizyolojik dissosiasyon” teorisini ileri sürmüşlerdir. Bu teoriye göre, halüsinasyon fenomeni kortikal assosiyasyon alanlarında meydana gelir. Fisher ve ark. “duyusal-motor oran” teorisini ileri sürmüştür. Bu teori, merkez sinir sistemine gelen dış ve iç duyusal input’lar arasındaki dengesizlik üzerine odaklanmıştır. Bu dengesizlik, duyusal şuurun artmasına ve motor duyarlığın azalmasına sebep olmaktadır. Diğer nörofizyolojik araştırmalara göre, sol frontal lobu tutan kognitif bozukluklarla, beyin dokusunun anormal eksitasyonu ve kognitif faaliyetin düzenlenmesindeki anormallik, halüsinas- yonların oluşumuna katkıda bulunabilmektedir. Hayvanlar ile yaptığı bazı nörofarmakolojik çalışmalar sonucunda, Winters, halüsinasyon şeklinde beliren, duyusal sistemlerin disorganizasyonu ve anormal idrakin, merkez sinir sisteminde aşırı uyarılmasının sonucu olabileceğini öne sürdü. Fenfild ve ark. bazı kortikal ve subkortikal yapıların elektrikle uyarılmasının, farklı tipte halüsinasyonlara yolaçabileceğini tesbit ettiler. Bu çalışmalar halüsinasyonların oluşumunda asıl mekanizma olarak “beyinin aşırı uyarılması” teorisini desteklemektedirler. Başka araştırıcılar da bu çalışma sonuçlarını aynı yönde destekleyen sonuçlar elde etmişlerdir.

Beyinde bölgesel kan akımı hakkındaki çalışmalar, kan akımı ile halüsinasyonlar arasındaki ilişkinin varlığını ispatlayamamışlardır. Literatürde bazı çalışmalar halüsinasyonlar sırasında bazı post santral beyin bölgelerinde kan akımının azaldığını göstermektedir. Bazı çalışmalar da halüsinasyonlu hastalarda temporopariyetal bölgede kan akımının arttığını göstermişlerdir. PET’li (pozitron emisyon tomografisi) beyin glukografisi şizofrenik hastalarda, işitme halüsinasyonlar) sırasında, işitme alanları ve temporal lobda büyük bir glikoz artışı görülmüştür. EEG bulguları “pontin-genikulate-oksipital” olarak isimlendirilen, normalde REM uykusunda görülen bazı dalgaların non-REM ve uyanıklık halinde görülebildiğini göstermiştir. Bu dalgaların belirmesi hayvanlardaki davranış gibi, halüsinasyon hali ile benzeşir gibi görünmektedir. Fishman, PGO dalgalarının, rüya imajlarının minimal nöral temeli olduğunu ve uyanık halde mevcut olmalarının, şizofreni ve ilaçların meydana getirdiği psikozlarda görülen halüsinasyonların oluşmasından sorumlu olabileceklerini öne sürmüştür. Bozuk serotenerjik mekanizma, bu dalgaların olağan dışı ortaya çıkışının nedeni olarak gösterilmiştir. Uyku ile ilgili bazı çalışmalara bağlı olarak Hartman, rüya ve halüsinasyonların aynı doğrultuda olabileceklerini savunmuştur. Psikolojik olarak, realitenin test edilmesi fonksiyonuna bağlı ve fizyolojik olarak, kortikal noradrenerjik sisteme çıkan yollar aracılığı ile bir ket vurucu faktör, uyanık durumda rüya ve halüsinasyon- ların belirmesine sebep olmaktadır. Bu ket vurucu mekanizmanın, fizyolojik veya biyoşimik olarak engellenmesi, rüya ve halüsinasyonların belirmesine sebep olmaktadır. REM’in evresine veya başlamasına engel olmak, ha- lüsinasyonların sebebi olabilir. Uyku veya uyanıklılık mekanizması ile halüsinasyon arasındaki muhtemel bazı fizyolojik ilişkilerin varlığı iddia edilmektedir.

Rüyalarda olduğu gibi hafıza izleri, ana binasını teşkil ediyor olabilir. Gerçekte, halüsinasyonların, hafızadan geriye dönüş sisteminde bir anormalliğin sonucu olabileceği öne sürülmüştür. Bazı çalışmalar, halüsinasyonların bazı insanlarda, bazen canlı artmış, bazen de bozulmuş imajinasyon sürecindeki anomali sebebi ile olduğunu telkin ediyor. Diğer çalışmalar bazı insanların, açık idrak- kavram ayırımı yapma yeteneğindeki zayıflama, bozulma sebebiyle, halüsinasyonlara yatkın olduğunu öne sürüyorlar. Siagel ve Jarvik, insan zihninin duyusal giriş çıkışıyla bir bilgi-işlem sistemi olarak varsayılabileceğini düşünmüşlerdir. Bu durumda halüsinasyonların, imgelerin kişi tarafından dışa yansıtılması sonucu oluştuğunu, bu yansıtmanın gerçekleşmesi için aşırı kortikal uyarılmanın mevcut olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Halüsinasyonların bilgi-işlem sisteminde, bireyi iç kökenli imajlara dış idrak objesi gibi bakma hatasına sürükleyen, farklı değişkenlerin son ortak yolu olarak görmüşlerdir. Bu tür hipotezlerin desteklenmesi için daha pek çok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Diğer çalışmalar, şizofrenik hastalarda, işitme halüsinasyonunun devrelerinde, bir seri iletimin varlığına dikkat çekmektedirler, halüsinasyon devrelerinin başlangıcı ile, deri iletiminde spontan dalgalanmanın ortaya çıkması arasında bir bağlantı vardır. Tamamlayıcı çalışmalarda, şizofrenik hastadaki halüsinasyonlar ile fonksiyonel ve anatomik beyin asimetrisi bağlantılı bulunmuştur.
Psikofızyolojik çalışmalar içerisinde, halüsinasyonlar pek çok açıdan araştırılmıştır. Bu çalışmalardan hiçbirisi henüz halüsinasyonların anlaşılabilir fizyopatolojik kavramına varabilmiş değildir.

Psikokimyasal Yaklaşım


Psikiyatrik olmayan medikal şartlar ve pek çok ilacın etkisi halüsinasyon fenomeninin biyoşimik yönünü araştırmaya yöneltmiştir. Bazı gözlemler ile nörotransmitterlerin direkt olarak halüsinasyonların düzenlemesi ile ilgili oldukları tesbit edilmiştir. Bu fenomende, en büyük rolü depaminin oynadığına inanılmaktadır. Gayet iyi bilinmektedir ki Parkinson’un L-dopa bileşimleri ile tedavisi psikoz meydana getirebilmektedir. Halüsinasyonların esası, büyük bir ihtimal ile ilacın doğrudan dopaminerjik etkisinin sonucudur. Yine bilinmektedir ki merkezi depamin aktivitesini durduran ilaçlar (antipsikotik ilaçlar) psikozlarda halüsinasyonları azaltmakta hatta büsbütün ortadan kaldırabilmektedir. Halüsinasyonları oluşturma faktörü olarak dopamin hakkında daha açık olan, d-amfetamin’in (endirekt bir dopamin agonisti) psikozları ve halüsinasyonları meydana getirdiğidir.

Halüsinasyonların biyokimyasında, seretoninin de ilgisi dikkate alınmıştır. Serotoninin alt merkez seviyelerinde önemli bir faktör olabileceğine inanılmaktadır. Gerçekte pek çok halüsinasyon meydana getiren maddenin, LSD, meskalin, amfetamin gibi, merkezi seretonerjik alıcıları bloke edici etkisi vardır. Dahası LSD, beyinin sere- tonin dolaşımındaki oranın azalmasına sebep olur. Bu madde yapı olarak seretonin benzeridir. Diğer veriler kolinerjik transmisyonun, halüsinasyonların fizyopatolojisi ile ilgili olabileceğini telkin etmektedirler.
Burada da biyokimyasal alanda, halüsinasyon fenomeninin anlaşılabilir kimyasal açıklamasına henüz varılamayan pek çok teori bulunmaktadır.

Psikodinamik Yaklaşım


Freud, halüsinasyonların rüyalara çok benzediklerini ve her ikisinin de zaman şuurunun tamamen kaybolduğunu, psikotik haller gösterdiğini öne sürmüştür. Bu süreçte, düşünceler özellikle görme şeklinde imajlara dönüşmüştür. Jones yine de Freud’un halüsinasyonların rüyalardaki gibi basit bir gerileme olamayacağı sonucuna vardığını “realite kriterinde” bir şeylerin olduğunu ifade etmiştir. Jones Freud’un düşüncesini, halüsinasyonların büyük bir ego bozukluğu ile birlikte olmadığı sürece, hiçbir zaman herhangi bir psikozun belirtisi olarak görülemeyeceği şeklinde yorumlar.

Halüsinasyonlar bazı psikolojik hallerde ve ihtiyaç sebebiyle, şuur altı veya şuur üstü materyelin, şuura geçmesi olarak düşünülmüştür. Bu materyel yansıtılmış duyusal imajlar şeklinde, dış dünyadan gelmişçesine şuurlu olarak yaşanmaktadır. Halüsinasyon içeriklerinin, psikodinamik anlamları yansıttığı düşünülmektedir. Böylece hasta, işitme, halüsinasyonları ile, konuşma şeklinde, tenkit ve sansür edici sesler olarak ifade edilmiş, olumlu- olumsuz duygusal tecrübeleri yansıtmaktadır. Bunlar tenkit edici super-ego içeriğinin seslendirilmesini ve yansıtılmasını temsil etmektedir. Halüsinasyonlar, kendine saygıyı arttırma veya bastırılmış impulsları gerçekleştirerek, diğer psikodinamik etkilerin sonucu olarak da yansıyor olabilir. Agresif dürtüler veya öldürücü istekler gibi, kişiliğin bazı yönlerinden kaynaklanan baskılar, dehşet verici hayvan veya canavar figürleri olarak simgeleştirilmiş ve yansıtılmış olabilir. “Obje ilişkileri” teorileri tarafından ifade edilen kavramlar gibi, modem psikodinamik görüşler, halüsinasyonların, kendi ifadesi ile “garip objelerin” şiddetli çıkışı ile bir projektif identifikasyon sonucu oluştuğu şeklinde yapılaştırmıştır. Bu objeler, ilkel unsurların, içselleştirilmesi olarak düşünülmüştür. Projekte edildikleri zaman, kişi tarafından dış dünyadan gelirmişçesine yaşanmakta olduğu ve böylece halüsinasyonlarım temelini oluşturmaktadırlar.

Haliisinasyonlar, çoğu kez psikotik hallerde hezeyanlarla birlikte meydana gelirler. Kendilerine ifade yollan arayan hezeyani fikirlerin somut simgesel temsili olabilirler. İşitme halüsinasyonlarının düşük kognitif yeteneğe sahip hastalardakinden daha fazla hezeyan geliştiren yüksek kognitif ve gelişim seviyesine sahip hastalarda farklılaşmamış olduğu bildirilmiştir. Bu gözlemler, halüsinasyonları gerilimli iç deneyimlerini, farklı yollardan ifade etmeyi seçen hastaların kognitif sınırlarını yansıttığını da telkin etmektedir, görmeden çok işitme halüsinasyon- larının meydana gelmesi bazı fizyolojik, psikolojik ve kültürel faktörler ile izah edilmiştir.

KLİNİK BAKIŞ


Hastalığın bulunmadığı durumlarda halüsinasyonlar:
Bazı halüsinasyonlar ruhi bir hastalığın bulunmadığı durumlarda da görüldüğü kaydedilmiştir. Bu herkes tarafından kabul edilmeyen yaşantının anlamlı olması açık değildir. Bazı toplumlarda bu çeşit yaşantılar kültürel normlar içerisinde kabul edilir. Böyle kültürlerde halüsinasyonlar sıklıkla dini veya tören faaliyetleri sırasında yaşanır. Görmeye ait trans halleri veya histerik durum gösterme gibi belirtiler dissosiyatif haller yanlış anlaşılabilir. Bazı çocuklar onlar ile oynayan veya onları tehdit eden halkın veya objelerin açık hayalini tarif ederler. Çocuklar dışarıda stimulasyon uyaran bir objenin yokluğunda bunları idrak ettiğini söylerler. Büyük üzüntüler sırasında bazı kişiler, ölmüş kişileri görme ve onların sesini işitme şeklinde halüsinasyon tarif ederler. Halüsinasyonlar uzun süreli izolasyonlarda sensoryal deprivasyon hallerinde, uykusuzluk, yorgunluk, uzun süren açlık ve susuzluk gibi durumlarda da normal kişilerde meydana gelebilir. Hipnogojik halüsinasyonlar bazı sağlıklı kişilerde uykuya dalma esnasında meydana gelirken, hipnopompik halüsinasyonlar uykudan uyanıklığa geçerken meydana gelir. Bu halüsinasyonlann klinik önemi çelişkilidir. Bununla beraber bunlar genellikle büyük ruhi hastalıkların yokluğunda meydana gelir. Halüsinasyonlar hipnoz ve trans halinde de meydana gelebilir. Bütün bu hastalık durumu olmayan hallerde görülen halüsinasyonlar genellikle bu şahıslar tarafından gerçek dışı bir durum olarak tanınırlar. Bütün bu idrakleri “pseudo halüsinasyonlar” olarak isimlendirilirler.

Psikiyatrik Hastalarda Halüsinasyonlar:


Klinik pratikte halüsinasyonlar, şizofreni, bipolar hastalık, majör depresyon ve dissosiyatif durumlar gibi birçok psikiyatrik rahatsızlığın klinik görünümünün bir bölümü olarak meydana gelir. İşitme halüsinasyonlarının yaygın olarak bilinmesine rağmen genellikle şizofreninin belirtilerinden birisidir. Üstelik halüsinasyonlann diğer tipleri de şizofreni de oldukça sık ortaya çıkar, özellikle işitme halüsinasyonları ile birlikte olurlar.

Şizofreni ve diğer fonksiyonel psikozlardaki işitme halüsinasyonları genellikle forme ve karışıktır. Kendisi hakkında üçüncü bir kişi ile konuşan iki kişinin sesini duyabilir. Bu sesler hastayı onaylayan veya zıt bir şekilde tar- Kartal Eğitim ve Araştırma Klinikleri tışan veya hastaya bazı hareketleri yapması için emir verici şekildedirler. Emredici halüsinasyonlann garip, tahrip edici veya intihara yolaçabileceğini belirtmek önemlidir. Sesler hastaya kendi başının içinden veya dışından gelebilirler. Şizofrenler hem erkek hem de kadın sesi duyabilirler. Bazı vakalarda hasta, sesleri açıkça işitmeyebilir.

Genellikle işitme halüsinasyonlarına ilaveten şizofrenlerde görme halüsinasyonları da sık görülür. Bazı çalışmalar şizofrenideki halüsinasyonlann başlıca vizüel olabildiğini ileri sürmüşlerdir. Bu dünyanın değişik kültürlerinde doğru olabilir. Şizofrenideki görme halüsinasyonları formedir, insanların veya hayvanların veya onlar önünde meydana gelen hayaller olarak hastalar tarafından tarif edilir. Bazı vakalarda daha az forme ve ışık parlamaları olarak yaşanabilir. Görüntü renklidir. Bazen siyah beyaz da olabilir. Vizüel halüsinasyonlar psikotik hastalarda birdenbire ve yoğun psikolojik bir ihtiyaç gibi bir ön belirti ve hezeyan olmadan da meydana gelebilir. Farklı görme halüsinasyonları ilaçlar ile de oluşturulabilir. Bu halüsinasyonlar gözün açık veya kapalı oluşuna göre değişmez.

Şizofrenlerdeki taktil, tad ve koku halüsinasyonları da bulunur. Manik durumlarda, majör depresyonda ve diğer psikotik durumlarda meydana gelen halüsinasyonla- rın şizofrenide ortaya çıkanlar ile herhangi bir farkı bulunmayabilir.
Çeşitli psikotik durumlar arasında çok az ayırdedici di- agnostik değere sahiptir. Bununla beraber psikotik durumlar ile halüsinasyonlar ile birlikte olan organik hastalıklar arasında ayırıcı teşhise faydalı olabilirler.

Alkolizm İle İlgili Halüsinasyonlar:


Alkolden kesilme sırasında meydana gelen Delirium Tremen durumunda görme halüsinasyonları sıkça ortaya çıkar. Bu sendrom genellikle alkol bırakıldıktan sonraki ikinci veya üçüncü günde görülür, bununla birlikte yedinci güne kadar gecikebilir. İşitme ve takdil halüsinasyonlar gibi diğer halüsinasyon tipleri de alkolden kesilmenin klinik tablosunun bir bölümü olarak görülür. Alkolik halüsinosis Delirium Tremensden farklıdır. Alkol bırakıldığında ve alkol kesilme semptomlarının iyileşebilmesinden sonra ısrarlı olarak devam eden başlıca işitme halüsinasyonları gösterir. Bu sendromdaki işitme halüsi- nasyonları şizofrenideki işitme halüsinasyonlarına büyük ölçüde benzer. Sesler genellikle emredicidir. Tehdit edici seslerden kaçınmak için çaba gösteren hasta kendisine veya başkasına zarar verebilir. Sıklıkla birkaç saat veya gün sürer fakat bazı hastalarda birkaç ay sürebilir. Hatta bazen kronikleşebilir. Alkolik halüsinosiz nadir bir durumdur. Alkol kullanımı ile birlikte meydana geldiği zaman şizofrenik hastalıktan ayırdetmek bazen imkânsızlaşır.

İlaçlar İle Meydana Gelen Halüsinasyonlar:


İlaçlar ile meydana gelen halüsinasyonlar genellikle görme halüsinasyonları şeklinde canlı renk ve imajlar ile beraberdir. Genellikle bu tip halüsinasyonlar, renk, biçim, büyüklük ve hareketlerin değişmesi ile şekillenmemiş vizüel duyumlara yolaçar. İmajlar genellikle çizgi halka, yıldız ve ışık parıltıları gibi abstredir. Daha sonra kişi eşya, insan ve olayların hayali ile daha forme halüsinasyonlar yaşayabilir. Bu imajlar gözler kapalıyken ve karanlık çevrelerde daha kolaylıkla görülürler. İşitme halüsinasyonları ilaçla meydana gelen psikozlarda görülür. Bununla beraber meydana geldiği zaman genellikle bu halüsinasyonlar forme değildir ve belirlenemez sesler şeklindedir. Arada sırada bununla beraber şekillenmiştir, müzik ve hatta sesler şeklinde olabilir. Takdil halüsinasyonlar (bazen haptik halüsinasyonlar da denir) kokain ve amfetamin intoksikasyonu esnasında deri içinde böcek gezinmeleri şeklindedir. Psychedelik ilaçların etkisi altındaki hastalarda senestezik halüsinasyonlar yaşanabilir. Yüksek bir sesten sonra renkli vizüel halüsinasyonlar idrak edilebilir veya parlak bir ışığa cevap olarak işitme halüsinasyonları görülebilir. Bu fenomenin ilaç ile uyarılmış kortikal hipersensitivite yüzünden meydana gelir. Bazı ilaçlar her zaman aynı halüsinasyonlara sebep olamayabilir. Bunu akılda tutmak önemlidir. Bu etkiler kişiye, doza, sosyal ve fizik çevreye göre değişebilir. Bazı kişilerde tekrarlanan ilaç atımından sonra ilaç aliminin aktif dönemi sırasındaki yaşantıya benzer ilaç alınmadığı zamanda da spontan ve tekrarlayan illizyün ve görme halüsinasyonları meydana gelmesi fenomenine “flashbacks” denir. Bu flash- backs’ler son ilaç kullanımından aylarca sonra meydana gelebilir. Bu fenomenin mekanizmasının açık bir izahı yoktur.

Tedavinin Yan Etkisi Olarak Halüsinasyonlar:


Halüsinasyonlar klinik pratikte sıklıkla kullanılan tedavinin yan etkisi olarak da görülür. Amitiriptilin, maprotilin, doxepin, imipramin, amoxapine, trazodone ve diğerleri gibi antidepresan tedavi de tedaviler arasındadır. Başka toksik etki görülmeksizin digoxin ile tedavi sırasında forme ve forme olmayan halüsinasyonlar görülmüştür. Propranolol ve öteki betablokerler görme halüsinasyonları uyarabilirler. Keza benztropine mesylate ve thexpyhenedyl hydrochloride görme halüsinasyonları meydana getirebilir. Atropin ve diğer antikolinerjik maddeler liliputyen halüsinasyor ortaya çıkarabilir. Bu tip halüsinasyonlar organik beyin sendromunda ve psikozlarda görülebilir. Cimetidin, clonidin ve bromokriptir ile tedavi edilenlerde de halüsinasyonlar görülebilir. Anti-hipertansif, anti-inflamatuvarlar, kortikosteroidler, antibiyotikler, anti-neoplastikler ve antimikrobim maddelerle tedavi sırasında da halüsinasyonlar görülmüştür.

Nörolojik Hastalıklarda Halüsinasyonlar:


Oksipital ve temporopariyetel alanları içeren kortikal lezyonların sonucu olarak forme ve forme olmayan göf- me halüsinasyofıları meydana gelebilir, sıklıkla koku ha- lüsinasyonları, tad halüsinasyonları ise temporal lob lez- yonları ve uncinate gyrus nöbetleri ile birlikte meydana gelir. Kompleks parsiyel krizler sıklıkla çeşitli tip halüsinasyonlara yolaçar ve birlikte görülürler.

Konvülsif hastalıklarda nisbi olarak şekillenmemiş idrakler esnasında meydana gelebilir. Koku ve görme ha- lüsinasyonları migrende de görülebilir. Hiprogojik halüsinasyonlar narkolepside görülür. Parkison hastalığında da koku halüsinasyonları oluşabilir. L-dopa preparatları ile parkinson hastalığının tedavisi sırasında da halüsinas- yon meydana gelebileceğini vurgulamalıyız. Görme ve takdil halüsinasyonlar yalnız delirium ile değil aynı zamanda demans vakalarında da görülür. Temporal ascsiyasyonların muhtemel tutulmasıyla birlikte global bir deje- neratif proçes yardıcı mir mekanizıpa olarak ileri sürülmüştür. Hungtington ve Sydenham’s kürelerinde keza halüsinasyonlar ortaya çıkabilir. Beyinin temporo-pariyeto- oksipatal bölgelerinin infarklarında, kanamalarında serebrovasküler hastalıklara değişik tip halüsinasyonlara sebep olabilir. Tümör, abse veya anevrizmalar gibi yer işgal eden lezyonların beyini sıkıştırması halüsinasyonlar oluşturabilir. Menenjit ve ensefalit gibi merkez sinir sistemi infeksiyonları halüsinasyonlarla birlikte görülebildiği bildirilmiştir.

Diğer Organik Hastalıklarda Halüsinasyonlar:


Burada sözü edilen çeşitli durumlara ilaveten farklı psikotik semptomlar gösteren diğer birçok organik hastalıkta halüsinasyonlar bulunabilir. Birçok faktörler tarafından meydana getirilebilen deliriumda halüsinasyonlar meydana gelir. Endokrin anomaliler, üremi, elektrolit bozuklukları, mineral bozuklukları gibi birçok metabolik hastalıklar halüsinatuvar durumlar meydana getirebilir. Birçok kimyasal maddenin toksik seviyeleri karbondioksit, cıva, bromür gibi, halüsinasyon oluşturabilir. Merkez sinir sistemini musab edebilen sistemik lupus eritematosus ve temporal arteritis keza halüsinasyon ile birlikte olabilir.

Göz ve Kulak Hastalıkları tle Birlikte Halüsinasyonlar:


İlerleyici bilateral işitme kaydı olan hastalarda işitme halüsinasyonları bildirilmiştir. Bu halüsinasyonlar hem tonu ve şiddeti değişen çınlama ve düzensiz sesler gibi şekillenmemiş tipleri hem de enstrümental, müzik, şarkı ve sesler gibi şekillenmiş halüsinasyonları içerir. Hammeke ve ark tarafından tarif edilen kazanılmış sağırlıktan muzdarip hastalar herhangi bir başka organik durum ve psikiyatrik bozukluk göstermeyen hastalarda halüsinasyonlar görülür. Bu durumu kronik sensoryal deprivasyona sekonder olarak meydana geldiği ileri sürülmüştür. Aktüel olarak ses işitmemelerine rağmen ağır sağır kişilerin çoğunun işitme halüsinasyonlanna anolog olarak vizüel halüsinasyonlar yaşadıkları ileri sürülmüştür. Görme bozukluğu ve körlüğe yolaçan göz hastalığı olanlarda da benzer şekilde görme halüsinasyonları kaydedilmiştir. Beyaz parlak, renkli stereotipik şekiller, hayvan ve objelerden ibaret forme halüsinasyonlar kısmı körlükten muzdarip hastalarda bildirilmiştir. Bu halüsinasyonlar körlüğün ilerlemesiyle kaybolur. Benzer şekildeki halüsinasyonlar yıllarca kör olan hastalarda da bildirilmiştir. Böyle fenomenler uzun süren sensoryel deprivasyon ile açıklanabilir.

Halüsinasyonların Diğer Şekilleri:


Daha önce sözü edilen halüsinasyonların şekil ve farklı tiplerine ilaveten klinik pratikte daha kompleks halüsinatuvar olaylara da rastlanılır.
Senestezik halüsinasyonlar ki genellikle şizofrenik hastalıklarda görülür, iç organlara ait duyumlara mahsustur.
Bu duyumlar uyun fizyolojik şartlar idrak edilmez. Mesela hasta damarları içinde kan aktığını hissettiğini ve beyninde yanma duyumu hissettiğini söyleyebilir.
Senestezik halilsinasyonlar gerçekte hareket etmeyen vücut parçalarının hareketinin idrakidir. Bu halüsinasyon- lar ampüte edilmiş vücut kısımlarını da içerir. Fantom kol ve bacak sendromu böyle halüsinasyonlara güzel bir örnektir.
Negatif halüsinasyonlar mevcut olan eşyaları idrak etme yetersizliğini gösterir. Bu durum en iyi disosiyatif durumların şekli olarak anlaşılabilir.
Otoskopik fenomen kişinin kendi vücudunun tamamı veya bir kısmının aynada gözüktüğü gibi algılamasının ha- lüsinatuvar yaşantısından ibarettir. Bu hayal genellikle renkli ve berraktır. Bununla birlikte birdenbire görülür ve kişinin hareketlerini taklit eder, ilaveten görme idrakleri, işitme diğer alanlarda halüsinasyonlar olabilir. Kişi genellikle idraklerin gerçek olmadığını şaşkınlık ve üzüntü ile ifade eder. Bu durum nadirdir. Migren veya epilepsi ile birlikte görülebilir. Fakat herhangi bir mental bozukluğun özel bir semptomu değildir. Bu durumun sebebi bilinmiyor. Bir görüşe göre temporo-pariyetal lobdaki alanların irritasyonunu yansıtan fenomen olduğuna inanılır. Diğer bir görüş özellikle gelişmiş hafıza traselerinin projeksiyonunu gösterdiğine inanır. Bu durum bazı kişilerin hayatlarında bir kere meydana gelebilir, fakat tekrarlayan şekillerde de bulunabilir.

Halüsinasyonların Teşhis ve Klinik Önemi:


Halüsinasyonlar sıklıkla klinik pratikte hastanın düzelme veya bozulmasının değerlendirilmesinde bir yol gösterici olarak klinisyen tarafından kullanılır. Bu bakımdan son derece faydalıdır. Çünkü kolayca tanınır ve monito- rize edilirler. Halüsinasyonların teşhis bakımından öneminin sınırlı olduğu görülür. Bununla birlikte halüsinasyonlar spesifik olmadığı için herhangi bir tipi birçok farklı meydana gelebilir. Üstelik bir duyu alanında görülen halüsinasyonlar bir başka zaman diğer bir duyu alanında görülebilir. Diğer yönden halüsinasyonlar bir durumdan diğer bir duruma değişebilir. Bazı özellikler ayırıcı teşhiste faydalı olabilir. DSM-3-R’de halüsinasyonlar şizofrenik bozukluğun teşhis kriteri olarak tanımlanmıştır. Ayrıyeten halüsinasyonlar ayırıcı teşhis yapmada bir faktör olarak kullanılacak ise halüsinasyonları bütün yönleri ile değerlendirmek için ayrıntılı anamnez almak önemli bir noktadır. Klinisyen çeşitli boyutları ve fenomonolojik yönleri için uyanık olmalıdır. Hasta halüsinasyonları inkâr ediyor mu? Hasta halüsinasyon taklidi yapıyor mu? Hangi duyu alanı musab olmuştur? Halüsinasyonların içeriği nedir? Nasıl canlı ve gerçek görülür? Hangi düşünce ve duygu ile birliktedir? Halüsinasyonların gerçek olmadığının ne kadar farkındadır? Hastanın muhakemesi ne kadar etkilenmektedir ve en önemlisi hastanın halüsinasyonların içeriği yönünde ne derecede davranışta bulunması mümkündür?

TEDAVİ


Halüsinasyonların tedavisi genellikle bütün bir psikoz tablosunun tedavisinin bir parçasıdır. Antipsikotik tedavi halüsinasyonların çeşitli tiplerinin azalmasına etkilidir. Gerçekte antipsikotiklerin etkisi şizofrenik hastalıklarda görülen affekt ve sosyal ilişkilerde bozukluk gibi negatif belirtilerden çok psikozun pozitif serrçptomlarında daha çok etkili olur. Organik mental hastalıklarda seçkin tedavi altta yatan sebep olucu bozukluğun düzeltilmesidir. Bununla birlikte antipsikotik ilaçlar keza bütün organik bozukluklarda halüsinasyonların ve diğer psikotik semptomların kontrolunda etkilidir. Mesela klinik pratikte organik mental bozukluğu bulunan geriyatrik hastaların halüsinasyon ve diğer psikotik semptomları düşük dozda düzelttikleri iyi bilinmektedir. Halüsinojenik maddeler ile uyarılmış halüsinasyonlarda; bazı hekimlerin halüsinoje- nin tipine bağlı olarak minör tranklizan kullanmayı tercih etmelerine karşılık antipsikotik ilaçlar ile etkili olarak tedavi edilir. Lingiar’de yalnız başına nöroleptiklere rağmen işitme halüsinasyonları ve diğer psikotik semptomları devam eden birgrup şizofren hastada benzodiazepin türevi olan estazolamın etkili olduğunu bildirmiştir. Nöroleptiklere ilaveten estazolamile tedaviden birkaç hafta sonra hastaların halüsinasyonlarında ve klinik durumlarında önemli düzelmeler görülür.
Lityum şizofreni ve şizoaffektif hastalıklarda kullanılmıştır. Zemlam ve ark. halüsinasyonlar dahil psikozun çekirdek semptomlarını kontrol etmede lityumun etkili olabileceğini bildirmişlerdir.

Halüsinasyonların tedavisi için yapılan diğer yaklaşımlarda başarı ile kullanılmıştır. Artan dış görme ve işitme uyaranlarının halüsinasyonların şiddet ve sıklığını azaltabildiği ileri sürülmüştür. Bu prensip işitme halüsinasyonlarının tedavisinde başa takılan radyo kulaklık ile klinik olarak tedavide kullanılmıştır. Magen işitme halüsinasyonları olan şizofrenlerde televizyon izlemeyle halüsinasyonların azaldığı veya durduğunu televizyon izleme bırakıldıktan sonra tekrar başladığını bildirmişlerdir. Margo ve ark. şizofrenik hastalarda halüsinatuvar yaşamda çeşitli işitme inputların etkilerini araştırdı. Araştırma sonuçları; stimulasyonun hattı zatında halüsinasyonları önemli derecede azaltmadığı daha çok stimulasyon için kullanılan materyelin yapısı ve onun özellikleri halüsinatuvar fenomenin meydana gelmesini tayin edebildiğini düşündürdü.

Davranış ve kondisyon teknikleri, keza halüsinasyonları kontrol etmek için kullanıldı. Busket, halüsinasyonları içeren psikotik semptomlu hastalarda davranışın modifikasyonu ile başarılı olarak tedavi edilebileceğini bildirdi. Bu yöntemin uygulandığı hasta tardiv diskinezi göstermesi sebebi ile nöroleptik kesilmesinden sonra şiddetli psikotik depresyondan muzdaripdi. Gürültü şizofrenik hastalardaki halüsinasyonlarda azalma meydana getirir. Gürültü halüsinatuvar-hezeyanlı konuşmayı geçici olarak azaltır. Lamontagne “thought stopping” tekniğinin nöroleptikler ile kombinasyonunun, perseküsyon hezeyanı
ve işitme haliisinasyonu üzerine, yalnız başına nöroleptik kullanımından üstün olduğunu bildirmiştir, öfke uyandıran teknikler ile kombine “thought stopping” tekniğinin görme halüsinasyonları ve obsesif düşünceleri azaltmada etkili olduğu ileri sürülmüştür. İşitme halüsinasyonu olan kronik şizofrenlerin bu halüsinasyonları hem hemodiyaliz hem de taklid diyalizden sonra gözden kaybolmaktadır. Kısmi remisyonlarda uzamaktadır.

Bütün bildirilen ve uygulanan tedavi metodlarına rağmen bazı halüsinasyonlar hiçbir tedaviye cevap vermez. Israr ile devam eder. Son olarak halüsinasyonlu hastada psikoterapinin rolünü vurgulamak gerekir. Psikoterapiyi bilgi edinme, eğitim ve rahatsız edici hayat ile baş etmede, iç görü sağlamaya yardımcı olabilir. Mamafih egosintonik halüsinasyonlu hastalar, halüsinasyonlu hayatlarına oldukça iyi adapte olmayı öğrenebilirler.

TARTIŞMA


Halüsinasyonların geçerli bilgilerini bir araya getirmek için yapılan herhangi bir teşebbüse, halüsinatuvar durumların iyi bir şekilde anlaşılmasıyla başlanılmalıdır. İnsanlar ya uyanma sırasında ya da rüyalarda veya psikiyatrik hastalığın bir bölümü olarak halüsine olabilirler. Çeşitli halüsinojen maddenin kullanımı veya yoksunluk durumlarında halüsinasyonlar meydana gelebilir. Halüsinasyonlar düzenli olarak psikiyatrik hastalıklarda meydana gelir. Ruh hastalıklarının binlerce seneden beri en önemli birer belirtisi olmuşlardır. Normal şartlarda insanların büyük çoğunluğunda uyanıklık safhasında halüsinasyon görülmez. Bununla birlikte düzenli olarak uyku sırasında meydana gelen halüsinasyonlar normal bir uykunun psikolojik ve fizyolojik yaşanması sırasında sağlıklı kişilerde meydana gelir. Bir taraftan hayatımızın 2/3’ünü geçirdiğimiz uyanıklık sırasında meydana gelen halüsinas- yonların anormal olduğunu, öte yandan hayatımızın 1/3’ünü geçirdiğimiz uyku sırasında gördüğümüz zaman normal bir fonksiyonun bir parçası olduğu nasıl açıklanabilir?

Uyanma ve çoğu non-REM uyku safhalarında fonksiyon gören ve REM safhasında kesilen gizleme ve ayıklama mekanizmasının yetmezliği halüsinasyonların açıklanmasında bugün için en akla yatkın fikirlerden birisi olarak gözükmektedir. Üstelik bu açma ve kapama şalterinin tabiatı veya ayıklama mekanizması halüsinasyonların biyolojik komponentinin temeli gibi görülmektedir. Normal uyku fizyolojisi, uyku EEG çalışmaları yani REM ve non-REM uyku araştırmaları, narkolepsi gibi psikiyatrik bir bozukluk olmayan hastalıkların araştırılmasından elde edilen bilgilere göre bu açma-kapama ve ayıklama mekanizmasının yerinin beyin sapında olduğunu işaret etmektedir. Pontin-genikulate oksipital gibi dalga şekillerinden de bu mekanizmanın beyin sapında olduğu düşünülmektedir.

Fonksiyonel psikoz vakalarında nörotransmitter aracıların varlığı veya merkez sinir sistemi reseptör-aracı disfonksiyonunun bu normal inhibitör mekanizmayı bozduğu, bu mekanizmada yetmezlik meydana getirdiği ve uyanıklık safhasında halüsinasyonların ortaya gelmesinde rol oynadığı ileri sürülmüştür.

Şizofreni için (mesela genetik, viral endotoksin) yatkınlık faktörünün temeli her ne ise, keza uyanıklık durumunda halüsinasyonlara yatkınlığın temeli de çok mümkündür ki aynıdır. Kısaca söylemek gerekirse bir kimsede ha- lüsinasyonların ortaya çıkmasına sebep olan mekanizma henüz bilinmiyor.

Geçerli araştırma metodlarına göre halüsinasyonlara yatkınlığın biyolojik temeli, polisinaptik katakolamin ve/veya çok sayıda normal olarak yerleşen nörotransmitter kimyasal sistemler arasında nöroregülatuvar dergesizliği içeren patoloji olması mümkündür. Affektif psikozlardaki gibi bu sistemler “akıcıdır-seyyaldir” ve ışığa maruz kalma uyku uyanıklığın siklusundaki değişiklik veya belki diğer psikolojik olarak uyaran stresörler gibi çevre şartları ile etkilenebilir. Temporal lep hastalığının, kafa travması veya beyin sapından daha yüksekte olan bir lezyonun semptomu olarak halüsinasyonların görülmesi ya farklı halüsinatuvar hayatı yansıtabilir ya da halüsinasyonları uyaran çevre değişikliklerinin yaptığı gibi beyin sapı biyokimyasını etkileyen inen aminerjik veya diğer nörotransimetter yollar ile ilgili olabilir (Jackson bu asrın başında benzer şekilde düşünüyordu).

Fonksiyonel psikozlarda halüsinasyonların içeriği açıkça daha önce yaşanmış hayat olayları ile yakınen ilgili olduğu görülür. Bu manada uyku ve uyanıklılık safhalarındaki halüsinasyonlar Freud’un ileri sürdüğü gibi oldukça benzer örselenmelerden korkan ve örselenmeye yatkın olanların herhangi bir atak altında iken üzerinde durulması gereken bu kişilerin halüsne olacağıdır. Ses ve görüntülerin içeriği genel dinamik ve spesifik korku ve kişinin arzuları ile ilgilidir, önemli olan ve çözülmemiş saha erken hayat olaylarının psikoz ve halüsinasyonlara daha çok yatkınlık yaratıp yaratmadığıdır.

Halüsinasyonların bir semptom olarak yaydın heterojen bir şekilde meydana geldiğini akılda tutmak önemlidir. Freud, rüyaların şuur altının incelenmesinde çok önemli bir materyel olduğunu gösterdi. Halüsinasyonların etyolojisinin anlaşılmasında ve ruh hastalıklarının sırrının öğrenilmesinde önemli bir materyeldir.

Tıp ve psikiyatride yapılan ilerlemelere rağmen halüsinasyonlar hâlâ çok karmaşık bir olay olarak kalmaktadır. Herhangi bir tek mekanizma ile açıklanabilmesi mümkün değildir. Halüsinasyonların psikolojik biyokimyasal, psikodinamik değişikliklerin bir bütünlüğü ile açıklanabilmesi mümkündür. Halüsinasyonlar en iyi biyolojik zedelenme ve psikolojik etkileri içeren son ortak yol ile açıklanabilir.

Halüsinasyonlar saf olarak organik durumlardan fonksiyonel psikozlara kadar değişen çok geniş klinik tablolarda meydana gelmektedir. Halüsinasyonlar halen günümüzde psikiyatrik sendromların en çarpıcı belirtileridir. Psikoz semptomları olan halüsinasyonların incelenmesi ve daha iyi anlaşılabilmesi, şizofreninin ve diğer psikotik durumların altta yatan etyolojisi ve patogenezinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Salih Yaşar Özden
Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 16:23
22 Temmuz 2016 17:07   |   Mesaj #5   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Sanrı ve Varsanı Tiplerinin Şizofreni ve Şizoaffektif Bozuklukta Tedavi Yanıtına Etkisi


Sanrılar, kişinin kültürel yapısı ile açıklanamayan, görünür gerçekliğe uymayan, yanlışlığını gösteren kanıtlara karşın varlığını sürdüren sarsılmaz düşünceler olarak tanımlanabilir. İnanılmaz derecede imkansız olanlardan sık sık gerçekleşebileceği düşünülenlere kadar çeşitleri görülebilen bu düşünceler, başta şizofreni olmak üzere pek çok psikiyatrik veya genel tıbbi duruma bağlı olarak ortaya çıkabilir. Hastalık tanılarıyla sanrı tipleri arasındaki ilişkilerin incelenmesine yönelik bir çalışma olan Appelbaum ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada şizofreni hastalarında diğer tanısal kategorilere göre sanrıların daha yoğun olduğu saptanırken, büyüklük sanrıları ve dini sanrılar şizofreni hastalarının büyük bir bölümünde izlenmiştir. Bu sanrılara inanışlar çok kuvvetli iken, persekusyon sanrıları kuvvetli olumsuz duygulanım ve eyleme geçme gücü ile ilişkili bulunmuştur.

Sponsorlu Bağlantılar
Yapılan çalışmalarda sanrı tiplerinin sosyodemografik ve kültürel olarak ne gibi değişkenlerden etkilendiği araştırılmıştır. Çalışma sonuçları hastalığın farklı kültürlerde benzer klinik görünümleri olsa da belirtilerin içeriğinin yöresel, kültürel temalardan kaynaklanabileceği görüşünü desteklemektedir. Sanrıların içeriğinin, sosyokültürel değişikliklere paralel, sık karşılaşılan temalarla ilişkili olduğu söylenebilir. Sosyo-politik, teknik ve bilimsel değişiklikler de şizofreni hastalarında sanrı içeriğini etkileyebilmekte ve değiştirebilmektedir.

Sanrı tipinin tedaviye yanıt ve klinik gidiş üzerine etkisini inceleyen çalışma sayısı ise fazla değildir. İlk atak şizofreni tanılı hastaların klinik yanıtları değerlendirilmiş, düzleşmiş duygu duruma eşlik eden cinsel, dini ve büyüklük sanrılarının kötü yanıtın güçlü belirleyicileri olduğu bulunmuştur. Literatürde dini sanrıların tedavi yanıtına ve hastalığın gidişine etkisi üzerine yapılmış çalışmalar mevcuttur ve sonuçlar çelişkilidi.
Varsanılar da şizofreninin pozitif bulguları arasındadır. Yapılan çalışmalarda varsanılara sıklıkla şizofreninin diğer pozitif belirtilerinden sanrıların eşlik ettiği bulunmuştur. İşitsel varsanıların kalıcı nöroanatomik değişikliklerle beraber olması, varsanıların hastalık şiddeti ile ilişkili olabileceğini düşündürür. Mueser ve arkadaşlarının çalışmasında görsel varsanıların hastalık şiddeti ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Başka bir çalışmada ise varsanılar ile hastalık şiddeti veya sanrı şiddeti arasında ilişki bulunmamıştır.
Biz çalışmamızda, şizofreni ve şizoaffektif bozukluk tanısı ile yatarak tedavi gören hastalarda, sanrı ve varsanı tipinin tedavi yanıtına etkisini araştırmayı amaçladık. Sanrı tipinin ve eşlik eden varsanı tipinin yatış süresi ve bu süre içerisindeki belirti farkı ve oranına etki edip etmediğini inceledik.

YÖNTEM


Çalışmaya, kapalı erkek servisinde şizofreni ve şizoaffektif bozukluk tanılarıyla 1.1.2011 ve 1.6.2011 tarihleri arasında ardışık olarak yatarak tedavi gören ve tanısı DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I) ile doğrulanan 116 hasta alındı. Etik kurul onayı, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Etik Kurulu'ndan alınmıştır. Hastalar yatışları anında çalışma hakkında bilgilendirilmiş ve yazılı onamları alınmıştır.

Hastalarla yapılan görüşme ve hastalara ait yatış dosyaları incelenerek sosyodemografik bilgi formu dolduruldu. Bütün hastaların yatışında ve taburcu olurken- ki bütün Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS) değerleri tek görüşmeci tarafından kaydedildi. Bu görüşmeci, o anda klinikte çalışmayan ve hastaların tedavi sürecinden bağımsız olan bir psikiyatri çalışanıydı. Sanrı içerikleri Gross ve arkadaşlarının sanrı sınıflandırma sistemine göre sınıflandırıldı. Varsanılar işitsel, görsel, işitsel ve görsel olarak kaydedildi. Tedavi yanıtı; yatış ve çıkıştaki PANSS puanlarının farkı ve yatış süresi ile değerlendirildi. Bu nedenle kendi isteğiyle taburcu edilen hastalar dışlandı, sadece iyilikleri nedeniyle taburcu edilen hastalar çalışmaya alındı.
Sosyodemografik Bilgi Formu: Hastaların yaş, öğrenim durumu, medeni durum, iş durumu, hastalık süresi, yatış sayısı, hastalığın başlangıç yaşı, aile öyküsü ve alkol/madde kullanımı hasta bilgi formlarına kaydedildi.

DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I; Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis Disorders): Majör DSM-IV eksen I tanılarının konması için First ve arkadaşları tarafından geliştirilmiş ve Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanmış, yapılandırılmış bir klinik görüşme ölçeğidir. Türkçeye uyarlama, geçerlik ve güvenilirlik çalışması yapılmıştır. Çalışmamızda tanıların doğrulanması amacı ile sadece psikoz modülü kullanılmıştır.

Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS):
PANSS, pozitif, negatif ve genel şizofreni belirtileri bağlamında psikopatolojik ölçümler yapan yarı yapılandırılmış 30 maddelik bir ölçektir. PANSS tarafından değerlendirilen 30 psikiyatrik parametreden yedisi pozitif sendrom alt ölçeğine, yedisi negatif sendrom alt ölçeğine ve geri kalan 16'sı genel psikopatoloji alt ölçeğine aittir. Her madde için, ağırlığa göre 1 ile 7 arasında değerlendirme yapılır. Pozitif, negatif ve genel psikopatoloji skorları ve bir de toplam PANSS skoru olmak üzere dört ölçüm yapılır. Ölçeğin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması Kostakoğlu ve arkadaşları tarafından yapılmıştır.

Sanrı Sınıflandırılması:


Bu sınıflandırma sistemine göre bir hastada birden fazla sanrı içeriği belirlendiğinde sanrı içerikleri bu sınıflandırma sistemi doğrultusunda ayrılarak sayıldı. Yine bu sınıflandırma sisteminin kullanımına uygun olarak hastalarda belirlenmeyen sanrı içerik tipleri tabloya dahil edilmedi. Perseküsyon sanrıları belirlenen hastalarda perseküsyon sanrılarının alt tipleri ve persekütuarlar yine Gross ve arkadaşlarının sistemine göre sınıflandırıldı.

İstatistiksel Analiz
Elde edilen veriler SPSS for Windows istatistik paket programı ile değerlendirildi. Sanrı tiplerinin tedavi göstergeleri (tedavi süresi ve yatış- çıkıştaki PANSS puanları arasındaki fark) üzerine etkisini tespit etmek için Mann Whitney-U testi, varsanı tipinin tedavi göstergeleri üzerine etkisini ölçmek için ise Kruskal Wallis testi kullanıldı.

BULGULAR
Çalışmaya alınan hastaların 100'ünün tanısı şizofreni, 16’sınınki şizoaffektif bozukluk idi. Hepsi erkek olan hastaların ortalama yaşı 38.37±11.46 idi. Ortalama hastalık süresi 14.59±10.98, ortalama hastalık başlangıç yaşı 23.77±6.38 idi. ilk hastaneye yatış yaşı 26.41±7.41 idi. Ortalama yatış süresi 22.85±9.70 gün idi. Hastaların 82'si (%70.7) bekardı, 16'sı (%13.8) evli idi, 18'i (%15.5) boşanmış veya ayrı yaşıyordu.
Ad:  1.JPG
Gösterim: 17
Boyut:  65.8 KB
Çalışmaya alınan 116 hastanın 109'unda (%94.0) perseküsyon sanrısı mevcuttu (Tablo 1). Bunun dışındaki en sık sanrılar sıklık sırasına göre dini sanrılar 29 hastada (%25.0), büyüklük sanrıları 23 hastada (%19.8) ve zehirlenme sanrıları 18 hastada (%15.5) mevcut idi. Kıskançlık sanrıları 12 hastada (%10.8), hipokondriyak sanrılar ve erotomanik sanrılar 5'er hastada (%4.3), günahkarlık/ suçluluk sanrıları 3 hastada (%2.4), ölmüş olma sanrısı 2 hastada (%1.6), yakın ölümü ve homoseksüellik sanrıları 1'er hastada (%0.8) bulunuyordu. Perseküsyon sanrıları belirlenen hastalarda en sık (%85.3) fiziksel/ruhsal şiddete maruz kalma sanrılarının (toplam 93 olguda) olduğu, bunu takip edilme (%71.5), öldürülme (%19.2) ve kendisine büyü yapılma (%17.4) şeklinde sanrıların takip ettiği belirlenmiştir (Tablo 1). Perseküsyon sanrıları olan hastalarda persekütuarlar sıklıkla (55 hastada) kendi aile bireyleriydi (%50.4). Kırk yedi hastada persekütuar tipi belirsizdi (%43.1), 31 hastada arkadaş veya komşulardı (%28.5) (Tablo 1).
Hastaların ortalama PANSS değeri yatışta 109.64±23.18, taburcu olurken 56.78±17.39 idi.
Sanrı tiplerinin tedavi yanıtına etkisi araştırıldığında sadece dini sanrıları (p=0.013, z=-0.650) ve büyüklük sanrıları (p=0.008, z=-2.645) olan hastaların, olmayan hastalara göre yatış sürelerinin istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha uzun olduğu saptandı. Perseküsyon alt tipleri ve persekütuarlar ile tedavi parametreleri arasındaki ilişki araştırıldığında ise büyü yapılma sanrısı olan hastalarda (p=0.046, z=-1.993) ve persekütuar belirsiz olduğunda (p=0.050, z=-1.960) yatış ve çıkıştaki PANSS puanları arasındaki fark anlamlı olarak daha azdı (Tablo 2).
Ad:  2.JPG
Gösterim: 18
Boyut:  120.8 KB
Varsanılarm tipi, yatış ve çıkıştaki PANSS puanları arasındaki farkı ve tedavi süresini değiştirmemekte idi (Tablo 3). Ancak görsel varsanı varlığında psikotik alevlenme şiddeti (PANSS 1) daha yüksek izlenmekteydi (p=0.017).
Ad:  3.JPG
Gösterim: 16
Boyut:  47.1 KB

TARTIŞMA


Bu çalışmada ise sıklık sırasına göre en sık dini ve zehirlenme sanrıları saptandı. Bu sonuç kültürel ve dini nedenlere bağlı olabilir. Perseküsyon tipi sanrıların şizofreni tanılı hastalarda en sık görülen sanrı tipi olduğuna işaret eden çok sayıda çalışma bulunmaktadır .
Çalışmamızda sanrı tiplerinin tedavi yanıtı ile ilişkisi araştırıldığında; dini ve büyüklük sanrıları olan hastaların, olmayan hastalara göre yatış sürelerinin istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha uzun olduğu saptanmıştır (p=0.013, p=0.008). İlk atak şizofreni hastalarının değerlendirildiği bir çalışmada, çalışmamızla uyumlu olarak cinsel, dini ve büyüklük sanrılarının kötü yanıtın güçlü belirleyicileri olduğu bulunmuştur.
Dini sanrıların tedaviye kötü yanıtla ilişkisi yanısı- ra, yapılan bir çalışmada dini sanrılarla ilk kez psikiyatrik başvurusu olan bireylerin diğer tip hezeyanlara oranla daha yüksek belirti skorlarının olduğu bulunmuştur. Aynı çalışmada bu hastaların hastaneye başvurularında daha fazla sayıda antipsikotik ilaç reçete edildiği ve sosyal işlevselliklerinin de daha düşük olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan çalışmalar dini sanrılardan çok dini inancın tedaviye yanıtına etkisi üzerinde durmaktadır. Dinle ilgilenen kişilerin, dinle uğraşı olmayanlara göre daha sağlıklı oldukları düşünülmüşse de, şizofreni ile ilgili yapılan çalışmalarda sonuçlar değişmektedir. Bir çalışmada şizofreni hastaları dindar olup olamamalarına ve dini sanrıları olup olmamasına göre ayrılmış ve dört haftalık rutin tedavi uygulaması sonrasında her iki sınıflandırmaya göre de hasta grupları arasında kısa dönem tedavi yanıtında herhangi bir farklılık saptanmamıştır. Avrupa'da yapılmış şizofrenide temel tedavi yaklaşımlarının değerlendirildiği bir başka çalışmada, diğer başka faktörlerin yanı sıra güçlü yoğunlukta dini inanca sahip olmanın uzun dönem kötü gidiş belirleyicilerinden olduğu bulunmuştur. Bir çalışmada dini sanrıları olan, dini sanrılar dışında sanrıları olan ve sanrıları bulunmayan hastalar, dini açıdan başa çıkma yetileri (spiritual coping) açısından karşılaştırılmış, dini sanrıları olan hastaların hastalık şiddetinin daha fazla olmadığı, ancak ilaç uyumunun iyi olmadığı sonucuna varılmıştır. Sanrıları olan hastaların yaklaşık yarısının dini açıdan başa çıkmayı kullandıkları, sanrıları olmayan hastalara göre daha dindar oldukları; dini sanrıları olan hastaların ise dini açıdan az destek aldıkları belirlenmiştir.

Bu çalışmalarda, şizofreni tanılı hastalarda dini sanrıların tedaviye kötü yanıtla ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmasına karşın bu bulgunun ciddi tedaviye uyumsuzluktan damgalanmaya uzanan geniş bir yelpazede eşlik eden farklı değişkenlerle bir arada değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Tekrarlanan önemli bir bulgu erkek cinsiyetin bu hastalarda tedaviye kötü yanıtta en önemli gösterge olduğudur.

Çalışmamızda, sanrı tiplerine ve persekütuar tiplerine göre yatış ve çıkıştaki PANSS puanları arasındaki fark incelendiğinde yalnızca büyü yapılma sanrısı olan hastalarda ve persekütuar belirsiz olduğunda iyileşme oranı belirgin olarak daha az bulunmuştur. Literatürde her iki parametrenin tedavi yanıtı üzerine etkisinin bildirildiği herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.

Büyü yapılma sanrısı olan hastaların tedavi sonrasındaki belirti puanlarındaki farklılığın az oluşu, bu tür olağandışı düşünce ve yaşantıların günlük yaşamda toplumun önemli bir kesimi tarafından kabul görmesinin, bu hastalarda daha dirençli düşünce bozukluklarına yol açması ile ilgili olabilir.
Çalışmamızda varsanıların varlığının ve varsanı tipinin tedaviye yanıtı etkilemediği, ancak görsel varsanı varlığında, ilk yatıştaki hastalık skorlarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bu bulgu görsel varsanıların hastalık şiddeti ile ilişkili olduğunu bildiren çalışmalarla uyumludur.
Çalışmamızın kısıtlılıkları sadece erkek hastaların çalışmaya dahil edilmesi, kesitsel olması ve daha önce belirtildiği gibi sanrı tipleri sınıflandırılırken bazı sanrı tiplerinin ayrımının tam yapılamamasıdır.

Sanrısal bozuklukta kötülük görme, somatik ve erotomanik sanrıları olan hastaların büyüklük ve kıskançlık sanrıları olanlara göre daha iyi prognozu olduğu düşünülmektedir. Bu konuda şizofreni ve şizoaffektif bozuklukta yapılmış çalışma sayısı daha azdır ve çelişkili sonuçlar bulunmaktadır. Çalışmamız büyüklük sanrıları, dini sanrılar ve büyü yapılması sanrılarının olumsuz tedavi yanıtı ile ilişkili olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Bundan sonraki çalışmalarda öznel dini inancın göz önünde bulundurulması, psikopatoloji gelişiminden sonraki döneme etkilerinin incelenmesi ve sanrı tiplerinin hastalığın uzun dönem gidişi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla izlem çalışmalarının yapılması gerekmektedir.

kaynak: The Journal of Psychiatry and Neurological Sciences

22 Temmuz 2016 17:22   |   Mesaj #6   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Şizofreni ve İşitsel Varsanılar


Varsanı, ortada bir nesne yokken dışsal bir nesnenin varlığının algılanmasıdır. Gerçek bir algılamanın tüm gücü ve etkisine sahip olan algı benzeri yaşantı- dır.Varsanılar işitsel, görsel, koku (olfaktör), tat ve dokunma (taktil) olmak üzere beş duyudan herhangi biriyle ilişkili olabilir. Ancak en sık etkilenen işitme duyusudur. İşitsel varsanılar şizofrenide en sık görülen belirtilerdendir (yaklaşık olarak %70) ancak yalnızca şizofreniye özgü psikopatolojik deneyimler değildir. Bu belirtiler başka ruhsal rahatsızlıklarda ya da alkol/madde kullanımına bağlı olarak görülebildiği gibi, sağlıklı kişilerde de uyaran yoksunluğu ya da ağır stres durumlarında gözlenebilmektedir. Bu nedenle her zaman psikopatolojiyi düşündürmemelidir. Normal insanların da yaklaşık %15’i yaşamlarında en az bir kez varsanı deneyimi yaşayabilirler.

İşitsel varsanıları olan şizofreni tanılı hastalar konuşmalar, sesler ya da gürültülerden söz ederler. Kişinin kendisiyle ya da kişi hakkında konuşabilir, ona seslenebilir ya da emir verebilir. Ses birden fazla da olabilir ve sesler aralarında hasta hakkında tartışabilir. Onun düşünce ve davranışları hakkında yorum yapabilir, onu tehdit edebilir. Bu sesler belirli ya da belirsiz; sessiz ya da yüksek sesli olabilir. Bu sesler kişinin kendi düşüncelerinden ayrı olarak algılanır. iki ya da daha çok kişinin birbiriyle konuşan sesleri ya da kişinin düşünce ya da davranışlarıyla ilgili sürekli yorum yapan konuşma sesleri şizofreniye özgü işitsel varsanılar olarak kabul edilebilir.

Birçok olguda hastalar bu seslere başkaları onlarla konuşuyormuş gibi tepki verirler. Yani bu seslerle kişisel bir ilişki kurarlar. Sıklıkla seslerin durdurulamaz, kontrol edilemez olduğunu düşünürler. Seslerin verdiği emirlere uyup kendileri ya da başkalarına zarar verici davranışlar sergileyebilir ve sonuç olarak kendini genelde umutsuz, değersiz ve çaresiz hissederler. Bazı hastalarda ise sesler kişiye hoş şeyler de söylemekte olduğundan hasta bunlardan memnun olabilir ve varsanıların tedavi ile kaybolmasından rahatsız olabilir. Bu hastalar sesleri baş edilmesi gereken sıkıntı verici belirtiler olarak görmeyebilir, bu nedenle belirtilerle başa çıkmak için gerekli olan ilaç kullanımı, hastaneye yatış ve günlük tedaviye katılımı reddedebilir.

Şizofreninin bilişsel açıklamasını yapan Frith Modeline göre, şizofreni hastalarının temel kendini izleme süreçlerinde bir bozulma vardır. Buna göre, şizofreni hastalarının kendi eylemlerinden kaynaklanan olaylarla dışsal kaynaklı olanları ayırt edemediği, kendi eylemlerinden kaynaklananları dışsal olaylara atfettiği ileri sürülmektedir. İşitsel varsanılar için pek çok kuram ileri sürülmesine karşın, çoğu kuramcı da varsanıların dışsal bir uyaranın hatalı yorumlanmasına bağlı oluşan düşünceler olduğunu kabul etmektedir. Sesler duyan kişilerde yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında, seslerin etkin olarak duyulduğu aşamada konuşurken etkin olan beyin alanlarının benzer bir etkinlik gösterdiği saptandığından, duyulan seslerin kişinin kendi içsel konuşması olduğu düşünülmektedir.

Varsanılar zorlayıcı yaşam olaylarını ve koşulları dışsallaştırma eğiliminden kaynaklanmaktadır. Sonrasında ise bunlardan kaçınma gibi bazı güvenlik davranışlarına başvurulmakta, işlevsel olmayan bazı açıklamalar üretilmekte, sonuçta da yoğun bir duygulanıma neden olmaktadır. Ses duyan bir kişinin kendi kendisine “Şeytan benimle konuşuyor, deliriyor olmalıyım” veya “bu yabancı bir his, çok yorulmuş olmalıyım” demesi; bu yaşantıyı nasıl anlamlandıracağını belirleyecektir. Bu yaklaşım Morrison’un “düşünceler, bu düşüncelerin sesler olarak yorumlanması, ardından gelen değerlendirme ve bu değerlendirmenin duygudurum, bedensel ve davranışsal sonuçları arasındaki döngü, işitsel varsanıların içsel olayların dışsal bir kaynağa atfedil- mesinden kaynaklanır” görüşüyle uyumludur.

Şizofrenide Psikososyal Yaklaşımlar


Toplumda şizofreni ve psikotik bozuklukların tedavi edilemez hastalıklar, psikolojik müdahalelerden yararlanamayan biyolojik koşullar olduğuna ilişkin geçmişten gelen yaygın bir inanış vardır.Hastalığın oluşumunda genetik, biyolojik ve yapısal etkenlerin rolünün önemi bilinse de, tedavisinde yalnızca biyolojik tedavilerin kullanılması yeterli bulunmamaktadır. Psikososyal açıdan desteklenmeyen ilaç tedavisi tüm belirtileri ortadan kaldıramamakta, arta kalan bilişsel, sosyal sorunları ve negatif belirtileri azaltamamaktadır. Ayrıca psikososyal tedavilerle sallanan rahatsızlığa ilişkin bilginin, sorun çözmenin, iletişim becerilerinin ve tedaviye uyumun artması gibi sonuçlar sadece ilaç tedavisiyle sağlanamamaktadır.

Şizofrenide psikososyal tedaviler bireysel ve grup terapilerini, aile terapilerini, uğraş ve meslek edindirme terapilerini, rehabilitasyonu içermektedir. Şizofrenide bilişsel davranışçı tedaviler ise, terapötik ilişkiyi oluşturmayı, belirtiler için alternatif açıklamalar üretmeyi, pozitif ve negatif belirtilerin etkisini azaltmayı, baş etmeyi ve ilaca uyumu arttırmayı hedefleyen yapılandırılmış terapi modelleridir. Hali hazırda sahip olunan beceri ve yetenekler aracılığıyla işlevsellik artırılmaya çalışılırken, yitirilen becerileri yeniden kazandırmaya yönelik stratejiler uygulanmaktadır. Bilişsel davranışçı terapilerin destekleyici tedaviden en büyük farkı; bilişsel davranışçı tedavinin sıkıntı yaratan, yeti yitimine neden olan temel belirtilere odaklanması ve belirtide şiddet ile sıklık azaltmaya yönelik özgül teknikler kullanılmasıdır.

Şizofreni ve Bilişsel-Davranışçı Terapiler


Şizofreninin temelinde, düşüncenin yapısı ve içeriğinde bozukluk olduğu bilinmesine karşın, bilişsel-davranışçı yaklaşımlar, şizofreni tedavisinde yeterince kullanılmamıştır. Bu durumun temelinde, psikotik belirtilerin anlaşılamaz olduğu görüşü; geleneksel terapilerin başarısızlığı ve terapistlerin daha hafif patolojilere yönelmeleri; şizofreninin davranışsal değil biyolojik bir bozukluk olduğu ve ilaçlarla tedavi edilebileceği anlayışının olduğu düşünülmektedir.
Son zamanlarda yapılan çalışmalar, sadece psikotik olgularda görüldüğü düşünülen sanrılar ve varsanılar gibi pozitif belirtilerin bazen psikotik olmayan kişilerde de görülebileceğini ortaya koymuştur. Bu sonuçlar depresyon ve anksiyetede yararlı bulunan bilişsel davranışçı müdahalelerin psikotik bozuklukların tedavisinde de başarılı biçimde uygulanabileceği fikrini vermiştir.Hastaların kendi baş etme yöntemlerini etkili bir biçimde kullandıklarına dair bilgiler, şizofreninin gelişiminde sosyal ve çevresel etmenlerin rolünün ve stres-yatkınlık modelinin önem kazanması, antipsikotik ilaç kullanımına direnç gösteren vakaların varlığı, farmakolojik ve psikolojik yaklaşımların tamamlayıcı olduklarına dair görüşler de bilişsel-davranışçı tedavilerin şizofreni tedavisin önem kazanmasını sağlamıştır.

Günümüzde şizofreniye yönelik bilişsel-davranışçı tedavi uygulamaları, temelde hastalığa bakış açısını normalleştirerek kendine yönelik etiketlemeyi, sanrı ve varsanılar gibi psikotik belirtilerin sıklığını ve şiddetini azaltmanın yanı sıra; bu belirtilerin deneyimlenmesine bağlı olarak ortaya çıkan anksiyete, depresyon ve umutsuzluk gibi sorunları gidermek, benlik saygısını arttırmak üzere uygulanan stratejileri de içermektedir. Depresyon ve anksiyete belirtileri ilaç tedavisi ve terapiye olan uyum ve motivasyonu bozabileceğinden bilişsel davranışçı tedaviden ve antidepresan ilaçlardan yararlanılarak bu belirtilerin tedavi edilmesi oldukça önemlidir. Sosyal izolasyon, anksiyete ve depresyonu azaltmanın, varsanıların sıklığını ve şiddetini azalttığı ileri sürülmektedir.

Şizofreni ve diğer psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan bilişsel davranışçı grup terapisi programlarının etkililiğini araştıran ve yayınlanmış ampirik çalışmaların sistematik bir gözden geçirmesinde; bilişsel davranışçı terapilerin pozitif belirtileri, negatif belirtileri ve eşlik eden anksiyete ve depresyon belirtilerini azaltmada destekleyici terapi, rehabilitasyon hizmetleri ya da standart ilaç tedavisine göre daha etkili olduğu görülmüştür. Aynı çalışmalarda elde edilen olumlu etkilerin en sık olarak 6 ay ya da 1 yıl sonra alınan izlem değerlendirmelerinde de korunduğu ya da olumlu ilerlemenin devam ettiği belirtilmektedir.

Ülkemizde yapılan çalışmaların ise genellikle sosyal beceri eğitimi ve problem çözme tekniklerini kullanarak şizofreni hastalarının sosyal işlevselliklerini ve özbakım becerilerini arttırmaya, aileleri bilgilendirmeye odaklandığı ve daha çok davranışçı teknikleri kullandığı; hem bilişsel hem davranışçı tekniklerden yararlanan ve özellikle de işitsel varsanıların ve diğer pozitif belirtilerin sıklığı ve şiddetinin azaltılmasına ve bu belirtilerle baş etme becerilerinin arttırılmasına odaklanan sadece bir etkililik çalışması olduğu görülmektedir. Bir çalışmada müdahale sonrasında standart tedaviye eklenen bilişsel davranışçı terapi grubunda sanrı ve varsanıların sıklığı ve şiddeti, işitsel varsanıların yarattığı sıkıntı, varsanılara harcanan süre, negatif belirtiler ve anksiyete düzeyi açısından anlamlı düşme gözlenirken, standart tedavi (stabil ilaç tedavisi) grubunda müdahale öncesi ve sonrası ölçümler arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p<.05). Bu sonuçların 1 yıllık izlemde de değişmediği görülmüştür. Bu çalışmada uygulanan terapi programına ilişkin daha detaylı bilgiye son bölümde yer verilecektir.
Ad:  1.JPG
Gösterim: 12
Boyut:  106.4 KB

İşitsel Varsanılarda Bilişsel-Davranışçı Müdahale Teknikleri


Şizofrenide varsanılara yönelik kullanılan bilişsel-davranışçı müdahale teknikleri; dikkat dağıtma (distraction), gevşeme (relaxation), odaklanma (focusing), kendini izleme (self-monitoring), düşünceyi durdurma (thought stopping), kendine yönerge verme eğitimi (self-instructional training) gibi baş etme teknikleri, problem çözme (problem solving) ve bilişsel yeniden yapılandırma (cognitive reconstruction) olarak özetlenebilir. Bu tekniklerden bazıları hastaların hali hazırda uyguladığı teknikler olabilir. Bazılarını ise hiç denememiş olabilirler. Her hastada farklı tekniğin etkili olabileceği düşünülmektedir; bu nedenle birden fazla stratejinin kullanımının daha yararlı olduğu belirtilmektedir. Burada temel amaç hastaların seslerle mücadele edebilmeleri için bu teknikleri deneyip en çok işe yaradığını düşündükleri teknikleri içeren bir baş etme seti oluşturmalarıdır. Bu teknikleri kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

Baş Etme Teknikleri


Dikkat Dağıtma (Distraction)


Dikkat dağıtma, dikkatin varsanı dışında başka bir uyarana verildiğinde varsanının yarattığı sıkıntının azalacağı varsayımına dayanmaktadır. Varsanı dışarıdan gelen bir uyaranın hatalı yorumlanması olarak kabul edildiğinden; dışarıdan gelen başka bir uyaran yardımıyla varsanının etkisinin azaltılabileceği kabul edilir. Bu nedenle radyo dinlemek, müzik dinlemek, televizyon izlemek, bir müzik aleti çalmak, günlük tutmak, şiir yazmak, okumak, bahçeyle uğraşmak gibi yöntemler kullanılarak varsanıların etkisi azaltılmaya çalışılır. Dikkat dağıtma teknikleri aynı zamanda varsanılara ilişkin inançları değiştirmek için de kullanılabilir. Bu teknikleri kullandıkça sesler üzerindeki kontrolleri artar. Chadwick ve arkadaşları bu teknik sayesinde seslerin kontrol edilemez olduğuna ilişkin inançların değiştirilebileceğini belirtmiştir. Hoşa giden bir aktiviteyle uğraşmak o sırada sese atfedilen önemi azaltacaktır. Seslerin söylediklerini dinlememek veya onlara sınırlar koyabilmek için dikkatlerini başka bir etkinliğe vermeleri işe yarayabilir.

Gevşeme (Relaxation)


Gevşeme egzersizleri korku, kaygı, öfke gibi duyguları tetikleyen uyaranların varlığında psikofizyolojik uyarılma düzeyini azaltmak üzere kullanılır. Şizofreni hastalarında varsanı ya da sanrılarla ilişkili olan sıkıntı ve gerginliği hafifletmek için kullanılmaktadır. Kas gevşetme ya da nefes egzersizleri şeklinde olabilir. Kas gevşetme tekniklerinin temeli belirtilerin de şiddetlenmesine neden olan kaygıyı ve kaygıyla ilgili kas gerginliğini azaltmaktır. Eğer kaslar gevşetilebilirse, anksiyete azalacaktır. Gevşeme egzersizleri ile parasempatik sinir sisteminin etkinliğinin arttığı bir durumun yaratılacağı ve anksiyete anında uyarılmış olan sempatik sinir sisteminin etkinliklerinde de bir gerileme sağlanabileceği düşünülmektedir.

Pek çok kişi stresli durumlarda nefes darlığı hissetmekte, soluk alıp verme süresi kısalmaktadır. Bu durumda alınan hava akciğerlerin yalnız üst kısmını doldurmakta, beyne giden oksijen miktarı azalarak bedensel bir gerginlik oluşmaktadır. Derin nefes alma bu nedenle önemlidir. Çünkü solunum ritmik ve düzenli olduğunda sinir sistemi sakinleşmektedir. Derin nefes alma egzersizinde, gözler kapatılıp burundan derin bir nefes alınır. Alınan nefes göğüs kafesini değil, diyaframı aşağı doğru iterek karnı etkilemelidir. Bu tekniğin başlangıçta düzenli olarak belirli zamanlarda planlanarak yapılması ve sesin gelmediği durumlarda da uygulanması yararlı olacaktır.

Odaklanma (Focusing) ve Kendini İzleme (Self-monitoring)


Dikkat dağıtma tekniklerinin tersine bazı araştırmacılar hastaları belirtilere odaklanmaya ve onları izlemeye cesaretlendirmektedir. Odaklanma ve kendini izleme, yaşantıyı izlemeyi, dikkatle dinlemeyi, son olarak yeniden anlamlandırmayı içermektedir. Örneğin işitsel varsanılarla çalışırken hastanın sesin nereden geldiğine, ne kadar sürdüğüne, nasıl bir ses olduğuna, içeriğinin ne olduğuna dikkat etmesi istenir. Böylece sesin dışsal değil, içsel bir kaynaktan geldiğini fark etmesi ve sesin kontrol edilebileceğini görmesi amaçlanır.Depresyon ya da anksiyete gibi durumlarla çalışırken otomatik düşünce kaydı olarak adlandırdığımız ödevler; işitsel varsanılarla çalışırken sesin geldiği durumlar, o sırada sesin ne söylediği, sese eşlik eden düşünce, bu sese ilişkin inanç ve kişinin sesle baş etmek için ne yaptığı gibi sese ilişkin özellikler kaydedilerek oluşturulur.

Kendine Yönerge Verme Eğitimi (Self-Instructional Training)


Meichenbaum, pek çok şizofreni hastasının kendi kendine olumlu konuşma ile kendilerine yönerge verdiklerini gözlemlemiş ve Cameron’la birlikte bu gözleme dayanan bir eğitim uygulaması olan “kendine yönerge verme eğiti- mi”ni geliştirmiştir. [6,18] Şizofreni belirtilerinin altında yatan dikkat eksikliğinin kendi kendine yapılan yanlış sözel değerlendirmelerin bir sonucu olduğu varsayılır. Bunun üstesinden gelebilmek için hastalar kendi dikkat süreçlerini kontrol etmeyi öğrenirler. Bu nedenle teknik hastaların kendi kendilerine konuşmaları ya da telkin vermeleri esasına dayanır. Kendi kendine konuşmayı yüksek sesle veya sözel düşünce şeklinde yapabilirler. Her basamak sözel olarak tekrarlanır. Önce terapist model olur, sonra hasta bunu uygular. Son aşamada ise kendi kendine sessizce konuşarak uygulamaya başlar.

Problem Çözme (Problem Solving)


Diğer bozuklukların tedavisinde olduğu gibi şizofreni tedavisinde de problemi tanımlamak, amacı belirlemek, çözüm yolları ortaya koymak, seçenekleri gözden geçirmek ve en iyi çözüm yolunu seçmeye dayanmaktadır. Hastaya genel bir problem listesi ve istek listesi (sorunun ne yönde değişmesini istediği) verilir. Bu problem listesinde hastanın ifade ettiği probleme göre genel problem çözme becerilerine bir giriş yapılır, problemleri standartlaştırılır ve problem çözme becerileri kullanılarak çözülmeye çalışılır. Bu teknik kullanıldığında, hastanın işlevsellik düzeyinde artış olması hedeflenmektedir.

Bilişsel yeniden yapılandırma (cognitive reconstruction)


Bilişsel yeniden yapılandırma tekniği “inanç düzenlenmesi”, “düşünceyi değiştirme”, “kanıt arama tekniği”, “gerçeklik testi”, “sokratik sorgulama”, “işbirlikçi analiz” isimlerle de anılır. Şizofrenide psikofizyolojik yapıda ve dikkat süreçlerindeki işlev bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan ve bir araya geldiğinde varsanı ve hezeyanlara neden olan gerçekliği test etmede ve algısal verilerde çarpıtmalar mevcuttur. Bu nedenle gerçeklik testi ve sözel sorgulama yöntemleri hezeyanlı inanç ve düşünceleri değiştirmek amacıyla kullanılabilir. Beck’in depresyon tedavisi için geliştirdiği bilişsel yeniden yapılandırma tekniği, kronik hezeyanları olan hastalar için de başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. inancın gerçekliği test edilir, alternatif açıklamalar üretilerek önceki inancın şiddeti yeniden değerlendirilir. Daha çok işbirliğine dayalı bu yöntemlerde amaç, hastanın yaşadığı sorunları açıklamada kendisine daha az sıkıntı verecek ve sağlığı güçlendirici yeni ve mantıklı yorumlar oluşturmasında hastaya yol gösterici olmaktır.
Bu tekniği kullanırken davranışsal deneyler planlanır ve uygulanır. Bu denemeler sırasında bireyin kaygısı ortadan kalkar. Sözel sorgulama ile birlikte kullanıldığında hezeyanlı düşüncelere ilişkin inancı değiştirmede en etkili yol olarak görülür.

Bir Grup Bilişsel Davranışçı Terapi Uygulaması Örneği


işitsel varsanıları ele alan bilişsel davranışçı terapi uygulamaları, bireysel ve grup temelinde uygulanır. Her iki uygulama türünde de, bu belirtileri normalleştirme, seslerin felaket olarak yorumlanmasından kaynaklanan sıkıntıyı azaltma, uygun baş etme yolları kazandırma ve bilişsel yeniden yapılandırma çalışmalarından yararlanılır. Bununla birlikte grup tedavisinin ilaç tedavisinin çok önemli bir tamamlayıcısı olduğu bilinen bir gerçektir. Grup ortamı hastaya, içinde yaşadığı ve zorlandığı toplumun küçük bir modelini sunmaktadır.Bu belirtilerin başkaları tarafından da deneyimlendiğini anlamaları, diğer üyelerin örnekleri sayesinde rahatsızlık belirtilerinin daha kolay anlaşılması, aynı anda birden fazla kişiye yardımcı olunabilmesi gibi sebeplerle grup uygulamalarının daha yararlı olduğu düşünülmektedir. Ancak dikkatlerini yoğunlaştırmadaki güçlükleri ve dezorganize olabilmeleri sebebiyle küçük grup çalışmaları tercih edilmektedir.

Mortan, işitsel varsanılarla baş etmeye yönelik bir bilişsel-davranışçı terapi programının etkililiğini incelenmiştir. Bu bölümde bu terapi programının yapısı ve içeriği üzerinde durulmuştur. Bu terapi programı bu alanda yapılan çok sayıdaki çalışmadan yararlanılarak oluşturulmuştur. Bu aşamada bilişsel davranışçı terapiye katkılarıyla tanınan bir klinik psikoloji profesörünün kaynak önerilerinden yararlanılmış ve hazırlanan terapi programı ve uygulamalar sırasında elde edilen görüntü kayıtları psikotik bozukluklar konusunda deneyimli bir psikiyatri profesörü tarafından değerlendirilmiştir.

Bilişsel davranışçı grup terapisi, hazırlanan el kitabına göre 90 dakikalık oturumlar ve 10 dakikalık molalar şeklinde haftada iki oturumdan 9-10 seans olarak uygulanmıştır. Programın işleyişine göre, her oturumun ilk 10 dakikasının bir önceki seansın gözden geçirilmesi ve varsa ev ödevlerinin tartışılmasına ayrılır. Sonra gündem maddelerinin ele alınması ile ilk yarı tamamlanır. 10 dakikalık kahve-çay molasının ardından başlanan ikinci yarıda gündeme devam edilir ve oturumlar ev ödevlerinin ve üyelere geri-bildirimlerin verilmesiyle tamamlanır. Çalışmaya alınan hastalara grup terapisi başlamadan önce, bittiğinde ve bittikten 1 yıl sonra SAPS (Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği), SANS (Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği), Problem/Belirti Değerlendirme Ölçeği, Şizofreniye ilişkin Bilgi Ölçeği, Hamilton Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanmıştır. Seanslar arasındaki değişimi incelemek amacıyla tüm seanslarda Şizofreniye ilişkin Bilgi Ölçeği, Problem/Belirti Değerlendirme Ölçeği ve Doyum Ölçeği uygulanmıştır. Uygulama sonunda hastaların tedaviyi ve terapistleri değerlendirmesi amacıyla 11 maddelik değerlendirme anketi verilmiş, ayrıca 6 maddelik bir değerlendirme ölçeği ile hastanın ve ailenin tedaviye uyumu değerlendirilmiştir.

Tablo 1’de seansların içeriği kısaca özetlenmiştir. Bu tabloya göre, ilk iki seansın hastalarla işbirliği kurmaya ve grup bağlılığını sağlamaya yönelik etkinliklere ve psikoeğitime ayrıldığı görülmektedir. Bu seanslarda şizofreni kavramı ve hastalığın temel belirtileri üzerinde durulur. Toplum içinde hastalığa atfedilen yanlış inanç ve bilgiler, hastalığın uyandırdığı tepkiler tartışılır. Şizofreni sözcüğünün olumsuz çağrışımlarının kökeni, görünümleri, şizofrenide ilaç tedavisinin neden önemli olduğu anlatılır. Bireylerin doğru bilgileri pekiştirilip yanlış ve eksik bilgilerle ilgili geri bildirim verilir. Rahatsızlığın nedenleri stres-yatkınlık modeline göre açıklanır. Varsanıların doğası, nedenleri ve hangi durumlarda sıklık ve şiddetinin arttığı üzerinde durulur. Böylece üyelerin hastalıklarıyla ilgili yanlış ve eksik bilgileri giderilmeye ve grup üyeleri arasında bir bağ kurulmaya çalışılmıştır.

Üçüncü ve 4. seanslar işitsel varsanılarla baş etmeyi sağlayacak başa çıkma tekniklerine ayrılmıştır. Daha sonraki seanslarda bireylerin seslerle baş etmek için kullandıkları baş etme yolları öğrenilir ve kullandıkları uygun baş etme yolları pekiştirilir. Bununla birlikte başka baş etme yollarını kavrayıp uygulamaları hedeflenir. Nefes egzersizi, dikkat dağıtma, odaklanma, aktivite arttırma teknikleri anlatılıp uygulatılır. Ayrıca bu aşamada üyeler seslerle tartışma ve onlara sınırlar koyma, seslerin tonunu değiştirerek komik hale getirme ve etkisini azaltma gibi başka teknikleri de denemeleri için teşvik edilmektedir. Bireyler en çok işe yarayacağını düşündükleri baş etme yollarını seans içinde ve dışında uygulamaları için teşvik edilirler. Bu sırada seslerin geldiği durumları kaydetmeleri konusunda görevler verilir ve bu durumlarda baş etme yollarını uygulamaları istenir. Bu baş etme yolları sıkıntıyı azaltmada yeterli değilse başka yollar da denemeleri istenir. Grup uygulamalarında eğer bir üye baş etme tekniklerini uygulama ve sıkıntısını yorumlamada zorluk çekerse diğer üyelerden de yardım alınarak problem çözme tekniklerinden yararlanılabilir.

Beşinci ile 8.
Seanslar arasını kapsayan sonraki aşama bilişsel yeniden yapılandırma tekniğinin uygulanmasını içermektedir. Bu aşamada seslerin geldiği durumları belirlemek, seslere eşlik eden düşünceleri yakalamak, bu seslerle düşünceler arasında bir ilişki olduğunun farkına varmak, dolayısıyla seslerin dışsal kaynaklı olmayabileceğini fark etmek ve son olarak düşünceyi değiştirerek işitsel varsanıları azaltmak hedeflenmektedir. Bireyler seslere eşlik eden düşüncelerin kaydı için cesaretlendirilir. Düşüncelerin anlaşılması için hipotetik örneklerden yararlanılır. Daha sonrasında bireylerden anlattıkları seslerle ilgili durum örneklerini hatırlamaları ve o sırada akıllarından geçenleri yazmaları istenir. Seans aralarında seslerin geldiği durumlarla ilgili en az 1 düşünce kaydetmesi istenir. Kayıt formu sesin geldiği durum özelliklerinin yanı sıra; “Ne düşündün?”, “Ses ne dedi?”, “Sıkıntı düzeyi” (/10), “Sese ne kadar inandın?” sütunlarını da içermektedir. Seslerin geldiği durumları belirleyen bireylere varsanılar ve düşünceler arasında benzerlik olduğu anlatılır. Bu ilişki örneklerle iyice pekiştirildikten sonra işlevsel ve işlevsel olmayan düşünceleri ayırt etmelerine çalışılır. işlevsel olmayan düşünceler daha işlevsel ve gerçekçi alternatif düşüncelerle değiştirildiğinde sonucun nasıl değiştiği (sıkıntının düzeyi ve sese inanışın azaldığı) üzerinde durulur. Ödev olarak seslerin geldiği en az bir durumla ilgili düşüncelerinin gerçekliğini araştırıp kanıt bulamadıkları takdirde en az bir alternatif düşünce üretmeleri istenir. Kayıt formu seslere ilişkin düşünce kaydı sütunlarının yanı sıra “Başka ne düşünebilirsin?”, “Sıkıntı düzeyi ne oldu? ( /10)” sütunlarını da içermektedir.

Seslerin geldiği durumlarda üretilen alternatif düşünceler ve ses-düşünce ilişkisi pekiştirildikten sonra baş etme kartlarının oluşturulması üzerinde durulur. Bazen sesler başlamadan önce düşünceleri yakalayıp onları değiştirmenin ve sesleri durdurmanın mümkün olmayabileceği, ancak bu durumlarda baş etme teknikleri kullanabilecekleri hatırlatılır. Üzerinde öğrenilen tüm tekniklerin olduğu baş etme cümlelerinden oluşan bir baş etme kartı hazırlanır ve bu kartı her zaman yanlarında taşımaları, yeri geldiğinde yararlanmaları söylenir. Yeterince işe yaramadığını düşündükleri durumlarda uygun başka baş etme cümleleri bulunması teşvik edilir. Ödev olarak baş etme kartını gözden geçirmeleri ve en çok yararlandıkları baş etme cümlelerini belirlemeleri istenir.

Dokuzuncu ve 10. seanslar ise nüksü önlemeye ayrılmıştır. Bu seanslarda daha önce öğretilen tüm teknikler gözden geçirilerek her hastanın en çok yarar gördüğü teknikleri belirlemesine, kendine özgü bir baş etme seti oluşturmasına çalışılmakta ve hastalar bu seti kullanmaları için cesaretlendirilmektedir. Şimdiye kadar öğrenilenler gözden geçirilir. Yaşantılarında karşılaşabilecekleri güçlüklerle ilgili örnekler bulmaları istenir ve birbirlerine baş etme teknikleri önermeleri için teşvik edilir. Hatırlamakta zorluk çekilirse terapistler örneklerden yararlanarak teknikleri hatırlatabilir. Son olarak tedavi sürecinde olumlu özelliklerin farkına varılmasının önemi üzerinde durulur. Her bireyden kendine ait 5 olumlu özellik bulması ve ona örnekler vermesi istenir. Sonrasında terapistler her bireye çalışma sırasındaki olumlu özellikleriyle ilgili geri bildirim verirler. Bireyler sabır ve motivasyonları için pekiştirilir. Değerlendirme için geribildirim alınır. Baş etme tekniklerini kullanmaları, baş edemedikleri durumlarda terapistlerle ve hastaneyle iletişime geçmeleri söylenir ve izlem seansı hatırlatılır.

Sonuç
Bilişsel-davranışçı terapiler terapiste hem yapılandırılmış hem de esnek bir yol haritası sağlamaktadır. Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklarda sık gözlenen işitsel varsanıların tedavisinde ilaç tedavisine eklenen bilişsel-davranışçı terapilerin bu belirtileri normalleştirme, belirtileri izleme, onlarla baş etme ve bilişsel yeniden yapılandırmada belirgin yarar sağlayacağına inanılmaktadır. Daha önce bu alanda yapılmış olan sınırlı sayıdaki çalışma, bu belirtilerin tedavisinde umut verici olmaktadır. Bundan sonra bu alanda çalışan klinisyenlerin ön yargılardan kurtulup bu teknikleri tanıtmasına ve daha fazla randomize kontrollü çalışmanın yapılmasına ihtiyaç vardır.

kaynak: Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar

Daha fazla sonuç:
Halüsinasyon