Üye Ol
Giriş
Hoş geldiniz
Misafir
Son ziyaretiniz:
01:37, 1 Dakika Önce
MsXLabs Üye Girişi
Beni hatırla
Şifremi unuttum?
Giriş Yap
Ana Sayfa
Forumlar
Soru-Cevap
Tüm Sorular
Cevaplanmışlar
Yeni Soru Sor
Günlükler
Son Mesajlar
Kısayollar
Üye Listesi
Üye Arama
Üye Albümleri
Bugünün Mesajları
Forum BB Kodları
Your browser can not hear *giggles*...
Your browser can not hear *giggles*...
Sayfaya Git...
Çarşamba, 18 Mart 2026 - 01:37
Arama
MaviKaranlık Forum
Tecahül-i Ârif (Bilmezlikten Gelme) Sanatı
-
Tek Mesaj #4
_EKSELANS_
Kayıtlı Üye
9 Haziran 2013
Mesaj
#4
Kayıtlı Üye
Tecahül-i Arif – Bilmezlikten Gelme Sanatı
MsXLabs.org
Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği bilmiyormuş gibi aktarmalıdır. Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi söylemektir. Bir anlam inceliği yaratmak ya da nükte yapmak için, şairin, çok iyi bildiği bir şeyi bilmiyor görünerek söz söylemesine tecâhül -i ârif denir.
- Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer? / Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
- Gökyüzünün başka rengi de varmış, / Su insanı boğar, ateş yakarmış.
- Şu karşıma göğüs geren, / Taş bağırlı dağlar mısın?
- Saçların dalgalı, boya mı sürdün? / Gelmiyorsun artık, bana mı küstün?
- İçimde kar donar, buzlar tutuşur, / Yağan ateş midir, kar mıdır bilmem.
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım, / Kurbanın olam var mı benim bunda günahım
Nahifi
Ey şuh Nedima ile bir seyrin işittik, / Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde
Nedim
Yukarıdaki dizelerde şairler kendi yaşadıkları olayları bilmiyormuş gibi sorarak tecahül-i arif sanatı yapmışlardır.
Diğer örnekler
:
“Yılın ilk karı yağdı
İyice kısaldı günler
Ölülerimiz üşür mü ki?”
Son dizede şair ölülerin üşümediklerini bildikleri halde, sorudan yaralanarak bu durumu bilmezlikten geliyor.
ÖRN
: “Sözü yazdımdı da kalmış öbür entaride, / Va’diniz bûse mi vuslat mı unuttum ne idi”
Bilinmeyen Sözcükler
: VAAD: herhangi bir konuda söz vermek, BUSE; öpücük, VUSLAT: kavuşma
Açıklama
: Şair, sevgilisinin kendisine buse mi vuslat sözü mü verdiğini unuttuğunu belirterek bildiği bir gerçeği bilmezlikten geliyor.
ÖRN
:”Ey şûh Nedimâ ile bir seyrin işittik, / Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde”
Bilinmeyen Sözcükler
: ŞÛH: çılgın , TENHACA: gizlice, İŞRET: yeme içme
Açıklama
: Bu beyitte, sevgili ile Göksu’ya gezmeye giden de Nedim, bunu başkasından işitmiş gibi bibi söyleyen de Nedim’dir.
ÖRN
:”Âb-ı gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem,
Yâ muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su”
(
Bilmiyorum, dönen kubbe “gökyüzü” kendiliğinden mi su rengindedir; yoksa göz yaşlarım mı gökyüzünü kaplamıştır.
)
Fuzuli bu beytinde, gökyüzünün niçin su renginde olduğunu bilmediğini söyleyerek, döktüğü göz yaşlarının gökleri kaplaması nedeniyle böyle olabileceği ihtimalini ileri sürüyor. Doğal olarak şairin gökyüzünün niçin su renginde olduğunu bilmemesi imkânsız; fakat böylece ne kadar çok ağlamış, çok gözyaşı dökmüş olduğunu nükteli bir tarzda belirtmiş oluyor. Bu beyitte tecâhül-i ârif ile mübalağa da vardır.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
- Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım,
Kurbanın olam var mı benim bunda günahım.
- Dün gece yoktu ki / Bu dağ buraya nasıl gelmiş?
- Çördükler,cevizler, iğdeler
Gidin bakın gölgeleri orda mı?
- Şakaklarıma kar mı yağdı ne var,
Benim Allah‘ım bu çizgili yüz?
- Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer?
- Arzu dolu,yaşamak dolu,
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan?
- Su insanı boğar, ateş yakarmış,
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Kaynak
BEĞEN
Paylaş
Paylaş
Cevapla
Kapat
Saat: 01:37
Hoş Geldiniz Ziyaretçi
Ücretsiz
üye olarak sohbete ve
forumlarımıza katılabilirsiniz.
Üye olmak için lütfen
tıklayınız
.
Son Mesajlar
Yenile
Yükleniyor...