Arama

Nihilizm düşüncesi intihar eğilimine sebep olabilir mi?

Güncelleme: 14 Şubat 2009 Gösterim: 3.252 Cevap: 3
GAF - avatarı
GAF
Ziyaretçi
14 Şubat 2009       Mesaj #1
GAF - avatarı
Ziyaretçi
Kardeşim nihilizme ilgi duyan biriydi kısa bir süre önce intihar etti ve bilgisayarında nihilizm,anarşizmle ilgili biçok resim ve yazı kayıtları vardı okuduğu kitaplar da genelde karamsar kitaplardı henüz 23 yaşındaydı kız arkadaşı ve şeker hastalığı dışında kafasına takacak çok fazla sorunu yoktu acaba bu tür düşünceler insanın yaşama umudunu ve iyimserliğini yitirmesinde çok etkili olurmu?...
Sponsorlu Bağlantılar
Hi-LaL - avatarı
Hi-LaL
Ziyaretçi
14 Şubat 2009       Mesaj #2
Hi-LaL - avatarı
Ziyaretçi
Konu ile ilgili bir link >>> Tıklayınız

Sponsorlu Bağlantılar
" Tabi ki toplumsal sorunlar psikolojik nedenler intahar konusu olabilir. Ama en önemlisi amaçsızlık ve yaşamın yaşamaya değer bulunmaması, nihilizm veya ateizmden kaynaklanan sebeplerde var tabi. Sadece nihilizm ve ya ateizm gibi oluşumlar değil günümüzde bir çok düşünür karl marx yüzündende intihar edebilmektedir. Düşününsene nihilistler varlığına inanmadıkları anda ölüme başvurabiliyorlar. Yada metaryalizmi benimsiyenler özlerinin atomdan ibaret olduğunu tesadüfen oluştuklarını aslında bir hiç olduklarını ve öldükten sonra yok olacaklarını ve bir bitkiden farkı olmadıklarını anladıkları anda yaşamın amacının ölüm olduğunu anlıyorlar ve amaca bir an önce ulaşmak gayesiyle......................................... ................ gerisini siz hayal ettiğiniz için söylemeye gerek yok.
Yani arkadaşlar Yaşamı ayakta tutan amaçlar ve inançlardır.
1) İnancın yoksa ölüme gidersin
2) Amacın yoksa ölüme gidersin
3)Her ikiside olmazsa ölüme gidersin
4)İnancını kaybedersen ölüme gidersin
4)Amacından vaz geçersen ölüme gidersin"...
Alıntıdır...
ahmetseydi - avatarı
ahmetseydi
VIP Je Taime
14 Şubat 2009       Mesaj #3
ahmetseydi - avatarı
VIP Je Taime
Nihilizm daha çok siyasi ağırlıklı bir düşüncedir. Bu yuzden kendine zarar vereceğini düşünmüyorum. İçeriğinde boyle bir konu yok.

Bkz. Sözlük

Bkz. Vikipedia Özgür Ansiklopedi
ѕнσω мυѕт gσ ση ツ
Hi-LaL - avatarı
Hi-LaL
Ziyaretçi
14 Şubat 2009       Mesaj #4
Hi-LaL - avatarı
Ziyaretçi
Alıntıdır...

Nihilizm
Üzerine - Emil Michel Cioran printButton emailButton
nietzsche Nietzsche
Emil Michel Cioran


Bunlar beni hiç ilgilendirmiyor… Nihilist değilim… Öyle olduğum söylenebilir, ama bunun bir anlamı yok… Benim için boş bir formül bu… Basitleştirirsek, hiçlik ya da daha ziyade boşluk saplantım olduğu söylenebilir… Buna evet… Ama nihilist olduğum söylenemez… Çünkü alışılmış anlamıyla nihilist, az ya da çok siyasi art düşüncelerle ya da kim bilir hangi nedenlerle, her şeyi yere deviren bir tiptir… Ama ben hiç de öyle değilim… Öyleyse benim metafizik anlamda nihilist olduğum söylenebilirdi… Ama bu bile hiçbir şeyi içermiyor… Kuşkucu terimini daha kolay kabulleniyorum her ne kadar sahte bir kuşkucu olsamda…

Şöyle diyeyim : Hiçbir şeye inanmıyorum…


Bir adım geri durduğumuzda, ormanı seyretmek için ağaçları bir kenara ittiğimizde, ağaçların değersizliğiyle karşı karşıya kalırız… Daha fazla geri geldiğimizde, ormanı tamamen önemsiz buluveririz… Aynısı bu ülke, yeryüzü, güneş sistemi ve galaksi içinde geçerlidir… Bu evren o denli geniştir ki, biz bir kum taneciğinden daha ufak kalırız… En büyük problemlerimiz bizle birlikte hiçliğe karışır… Biz basitçe, Tanrıların oyuncaklarıyız, yine de Tanrılar oyunlarına bizi layık görmüyorlar bile…

“İnsan asla bir cevap bulamadı ve bulamayacaktır da…”
“Yaşam sahip olduklarımızın tümüdür ama yine de o hiçtir…”

Gereksiz yere acı çekmeyelim… Kesin başarısızlıklar bazen yararlıdır… Onu karşılayın, sonra, hatta onu kutlayın… Yalnızlığımız güçlenecek ve pekişecektir… Kaçış tünellerimizden birkaçını kapatın sonunda kendi başınıza kalırsınız, şu an bir yaşama sahip olma beyhudeliği olan sınırlarımızı ve görevlerimizi sorgulamak için daha iyi bir yerdeyiz…


Tanrı’nın ölümü, hepimizi kandıran bir parıltıdır… Bizi terkedilmişlik içinde yüzdürür, Thales kadar eskiye ait sorular sormaya zorlar ve anlaşılamayan bir cehennem çukuru önünde başı dönen biri haline getirir… Bu sürgünlük teolojisine duyarsız kalırsak, hemen günlük rutinlerin sıkıntılarıyla yüz yüze geliriz…

Kimim ben?... Gerçekten ben’im hangisi?... Uzun zamandır oldum olası bu dünyanın bana lazım olmadığının bilincindeyim, ne yapacağımı bilemiyorum… Boş bir manevi gurura kapılmanın ve artık varoluşumun bana bozulmuş ve çürümüş bir ilahi gibi görünmesinin nedeni sadece ve sadece budur!...

Her birimiz, yalnızlığa karşı işlenen günah, yani insanlarla alışveriş tarafından yozlaştırılmaya yazgılı bir saflık dozuyla doğarız… Zira her birimiz, kendimize hasredilmiş olmamak için elimizden geleni yaparız… Bu durum mukadderatı değil düşmüşlük eğilimini andırır… Ellerimizi temiz ve kalplerimizi bozulmamış bir halde muhafaza etmekten acizdir; yabancıların terleriyle temas ederek kendimizi kirletiriz; tiksintiye aç ve baya hayran bir halde, toplu çirkefin içine gırtlağımıza kadar gömülürüz… Kutsal suyla dolu Ummanları düşlediğimizde, artık oraya dalmak için çok geç kalmışızdır… İliğimize, kemiğimize kadar kokuşmuş olmamız, o ummana dalıp boğulmamızı engeller… Dünya yalnızlığımızı bozmuştur… Ötekilerin üzerimizde bıraktığı izler silinmez bir hale gelir…

Bu dünyada hiçbir şey kendi yerini bulmuş değildir, başta bizzat dünya olmak üzere… Öyleyse insan adaletsizliğini seyrederken hiç şaşırmamak gerekir… Toplumun düzenini reddetmek de kabul etmek de aynı şekilde abestir… Onun iyi ve kötü yönde değişimlerine, ümitsiz bir tutuculukla maruz kalmaya mecburuz; tıpkı doğuma, aşka, iklime ve ölüme maruz kaldığımız gibi… Hayat yasalarının başında çürüme gelir : Kendi kalıntılarımıza, cansız nesnelerin kendi kalıntılarına olduklarından daha yakınızdır… Onlardan önce pes ederiz ve yok edilmez gibi görünen yıldızların bakışları altında kaderimize doğru koşarız… Ama bizzat yıldızlar da, sadece yüreğimizin ciddiye aldığı, sonra da istihza noksanlığının kefaretini büyük acılarla ödediği bir evrenin içinde ufalanırlar…

Her şey mümkündür yine de hiçbir şey mümkün değildir… Her şey mubahtır ama aynı zaman da hiçbir şey mubah değildir… Hangi taraftan gidersek gidelim o yol diğerlerinden daha iyi değildir… Bir şeyi başarsan da, başarmasan da, inancın olsa da, olmasa da, ağlasan da, sessiz kalsan da hepsi aynı kapıya çıkar… Her şey için bir açıklama var, yine de hiçbir şeyin bir açıklaması yok… Her şey hem gerçek, hem gerçek dışı, hem normal, hem de saçma, hem görkemli, hem sönük… Herhangi bir şeyden daha değerli başka bir şey yok, herhangi bir fikirden daha iyi başka bir fikir yok… Birinin üzüntüsüyle üzülmek, neşesiyle sevinmekte ne?... Mutsuzluğunu sev ve mutluluğundan iğren… Her şeyi birbirine karıştır… Tüm kazanımlar birer kayıp, tüm kayıplar birer kazanımdır… Neden sürekli kararlı bir tutum, anlaşılır fikirler ve anlamlı sözcükler beklenir ki?...

Ben yerin yerin yüzeyinde sürünen milyonlarca insandan biriyim… Biri, başkası yok… Bu sıradanlık herhangi bir sonucu, herhangi bir davranışı ya da hareketi haklı çıkarır… Sefahat, iffet, intihar, iş, suç, tembellik ya da isyan… Bu yüzden her insan yaptığında haklı demektir… Arzu ettiğim her şeyi yapabilirim ve bu bir fark yaratmaz… Herhangi bir düşünce, akla esen herhangi bir heves uygulanabilir ya da uygulanamaz… Düşüncenin gerçekleşip, gerçekleşmemesi bile önemli değildir… Günün sonunda hiçbir şey olmamış gibi olacak… Cinayet işlesem de, hayatlar kurtarsam da hiç önemli değil, çünkü bütün hayatlar benim ki kadar önemsiz… Bu sayfada ki düşüncelerim sadece çiziktirmeler ve onların arkasında ki düşünceler, bomboş… Benim kadar önemsiz olan bir şeye nasıl anlam yükleyebilirim ki?...


Yukarıdaki yazı ilgimi çektiği için buraya alıntıladım...Hiçlik duygusunun insanın psikolojisi üzerinde ne tip düşünceler uyandırabileceği konusunda bir örnek olabilir belki diye...Buarada geçmiş olsun dileklerimle beraber allah sabır versin diyorum...

Kendime sayısız ilah uydurdum, her tarafta bir sürü sunak diktim ve bir Tanrı kalabalığı önünde diz çöktüm… Şimdi tapmaktan bezdim, payıma düşen sayıklama dozunu har vurup, harman savurdum… Nereden geldiğimi artık söyleyemem… Tapınaklarda inançsızım, sitelerde coşkusuzum, hem cinslerimin yanında meraksızım, yeryüzünde kesinliğim yok… Bana belirgin bir arzu verin ve dünyayı alt üst edeyim… Her sabah bana bir diriliş komedisini ve her akşam mezara giriş komedisini oynatan, ikisi arasında da can sıkıntısı kefeninin azabından başka hiçbir şey yaratmayan o fiiliyat utancından kurtarın beni… İstemeyi düşlüyorum ve her istediğim bana paha biçilmez geliyor… Melankoli tarafından kemirilen bir Vandal gibi, bensiz ben, hedefsiz yol alıyorum bilmem hangi köşeye doğru… Terk edilmiş bir Tanrı, kendisi de tanrıtanımaz olan bir tanrı keşfetmek ve onun son şüphelerinin ve son mucizelerinin gölgesinde uykuya dalmak için…

Hiçbir aklın hiçbir eleştirisi insanı dogmatik uykusundan uyandırmayacaktır…

Hiçbir şey değilim, bu açık ama yıllarca bir şey olmak istedim… Bu arzuyu bastıramadım… Bu arzu var olduğu için var… O bunaltıyor beni ve egemenliği altına alıyor… Onu reddetmeme karşın onu geçmişe havale etmekte boşuna… O direniyor ve hırpalıyor… O hiçbir zaman doyurulmadan öylece dokunulmamış kaldı, buyruklarıma uymak istemiyor… Arzum ile ben arasında donup kalmış bir durumda, ne yapabilirim?...

Şüpheyi yerkürenin derinliklerine kadar ekmek isterdim; onun maddeye nüfuz etmesini sağlamak, zihnin hiç girmediği yerde onun hükümranlığını kurmak ve varlıkların iliğine ulaşmadan önce de taşların huzurunu sarsmak, oraya güvensizliği ve yürek kusurlarını sokmak… Mimar olsam, Yıkım’a bir tapınak inşa ederdim… Vaiz olsam, duanın gülünçlüğünü açığa vururdum… Kral olsam, başkaldırının amblemini dikerdim… İnsanlar gizliden gizliye birbirlerinden tiksinmeye heves ettiklerine göre, her tarafta kendine sadakatsizliği tahrik ederdim, masumiyeti hayrete düşürürdüm, kendine ihanet edenleri çoğaltırdım, kesinliklerin çürüme yerinde çoğunluğun kokuşup gitmesine engel olurdum…

Benzer Konular

28 Mart 2020 / Mystic@L Felsefe
7 Nisan 2012 / Misafir Soru-Cevap
20 Nisan 2012 / Misafir Soru-Cevap
2 Aralık 2010 / Ziyaretçi Soru-Cevap
26 Ağustos 2015 / Misafir Soru-Cevap