Arama

Sezen Cumhur Önal'ın sonbahar yaprakları adlı şiirini bulabilir misiniz?

En İyi Cevap Var Güncelleme: 26 Kasım 2009 Gösterim: 24.704 Cevap: 1
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
26 Kasım 2009       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
sezen cumhur önallın sonbahar yaprakları adlı sıırı var mı sızde
EN İYİ CEVABI _KleopatrA_ verdi
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

sezen cumhur önallın sonbahar yaprakları adlı sıırı var mı sızde

Yine Ağustos bitiyor…Yine yağmurlar dökülüyor yarılan göklerden sağnak sağnak; Temmuzun sıcak tozunu, zihinlerin pasını, bir nefeste tüketilmiş yaz uçarılıklarının izini yıkıyor ağustos yağmuru. Bizi sonbaharın buruk, kekremsi toprak kokulu, kırık ama bilge bir ışıkla kutsanmış günlerine hazırlıyor.

Sponsorlu Bağlantılar
Ben hep en çok sonbaharı sevdim. Renklerin, tatların ve kokuların, tıpkı solmadan önce en güzel halini alan çiçekler gibi dorukta olduğu sonbaharı...

Sonbahar, yağmurlu pazar sabahlarında, deniz kenarında ıslak ama kendinden memnun yürüyüşler yapmanın,
Yeni bir albüm ve mümkünse yeni bir de parfüm keşfetmenin ve uzunca bir süreyi her ikisine de sarmalanarak geçirmenin,
Özel birini farkedip, çeyrek yollu da olsa gönül düşürmenin,
İçini ısıtmak bahanesiyle viskili kahve içmenin,
Evlere kapanıp, kitaplar okuyup, yüreciğinin az girilmiş kuytuluklarındaki tozlu raflarla yüzleşmenin,
Gecenin bir vakti lise arkadaşlarını arayıp sevecen küfürlerle ve kahkahalarla süslenmiş uzun sohbetler yapmanın,
Ve kendini birdenbire büyümüş bulmanın mevsimidir.

30'lu yaşların sonu gibidir sonbahar. Çılgın olmaya çılgındır hala, ama daha dingin, daha içbükeydir…
Kesinlikle tutkuludur ama farfaracı değildir, için için yanan bir köz gibidir.
Kahkahalarla gülmenin değil içtenlikle gülümsemenin,
Bir bakış atmanın değil, uzun uzun seyretmenin,
Çekip almanın değil, usuldan sokulmanın, yavaşça alıp götürmenin
Tüketir bitirircesine bir solukta sevişmenin değil, keşfetmenin,
Kelebeklerin değil, nereye gitmek istediğini bilen kuşların,
Altüst olmanın, deliye dönmenin değil, içine sindirmenin,
Olduğundan daha fazla görünmeye çalışmanın değil, eksiklerinle barışmanın mevsimidir.

Buğulu bir mevsimdir sonbahar.
Kokuların en güzel olduğu, akşamın en güzel indiği, şarkıların gönüllere en sinsice girdiği mevsimdir.

Hatırlamanın ve unutmanın mevsimidir.
Sakince vazgeçmenin ama kestirip atmamanın, sayfaları saygıyla çevirip, kapağı okşayarak kapatmanın mevsimidir.
Bazı şeyleri daha sonra üzerinde düşünmek için saklamanın, ve bazı şeyleri dolaptan çıkarıp yeniden sevmenin mevsimidir.
Mutlaka biraz ağlamanın,
Ve illaki kararlar almanın,
Ve yine de zamana inanmanın, zamana bırakmanın mevsimidir.
Azcık Casablanca filminin meşhur şarkısındaki gibidir ''No matter what it brings, as time goes by'' – Ne getirirse getirsin zaman geçerken beraberinde...-
Alpay dinlemenin mevsimidir ve ortaokul aşkının beyaz dişli, esmer gülüşünü hatırlamak...
Hatta mümkünse bir ‘’Uzun zamandır hastret kaldım yüzüne’’ Ayten Alpman’dan

Ve bitmeyen bir tutkuyla Chet Baker; Bir ‘’Tenderly’’ ki çaktırmadan işgal etsin seni ve sonra ‘’Misty’’ ki, harap etsin kalp, ciğer ne varsa cümle iç organlarını…

Yine de son baharın kendisi tarz olarak en fazla baroktur.

Enerjik adımlarla yürümenin ama yetişecek bir yeri olmamanın, sadece keyfinin peşini kovalamanın mevsimidir sonbahar.

Vapura binip Kadıköy'e geçmenin, Bir arasokakta ''mazbut, modası geçmiş ama onurlu'' hizmet vermeye devam eden Baylan pastanesine gidip Cup Kriye yemenin, ve hala bu kadar güzel olabilmesine şaşmanın,
Moda çaybahçelerinde taze ceviz, simit ve çay keyfi yapmanın,
Balık pazarını gezip, mücevher yeşili razaki üzümlerinin, artık çok nadir bulunan kahve-sarı kabuklu, dişledikçe güzelleşen sulu frenk armutların ve cennet taamı mor-menevişli incirlerin seyrine dalmanın tam zamanıdır.

Asildir sonbahar; insanla açıkça cenk etmez ilkbahar gibi, usulca kanına girer, nazikçe teslim alır.
Talepkardır; üstsüz denize girmeyi cüretkarlıktan saymaz yaz gibi, ruhunu görmek ister çırılçıplak.
Üstüne düşmez ama şefkatlidir. Kış gibi itip kakmaz, acıtmaz canını, seni kendi deviniminle başbaşa bırakır.

Fransızca konuşmaya çalışmanın mevsimidir nedense.
''Bonhoeur e chagrain'' – mutluluk ve hüzün - arasında tatlı tatlı salınmaktır.
''Ne me quitte pas'' yı – beni terketme - Nina Simon gibi söylemeye uğraşmak,
Moustaki'den ''Meteque'' i en az üç defa döndürmek ve sonra da türkçe sözlü versiyonunu Tanju Okan'dan dinleyip ''Hasret''e boğulmak; Bu akşam çok efkarlıyım. Kalbim neden kan ağlıyor bunu bir bilsem sevgilim...

Ve birgün sabahtan başlayıp ila-nihaye Şükrü Tunar şarkıları çalmanın mevsimidir;
''Gönül durup dururken bir güle uçtu kuş gibi
Çırpındı dalında dikeni tanıyormuş gibi
Yoruldu boş yere derdinden anlıyormuş gibi
Döndü geldi, yarası hala kanıyormuş gibi''
Tabii ki yeni palazlanan sarı-kanatlarla birlikte neşeli bir rakı sofrası donatmaktır o günün gecesinde.
Accık çakırkeyif, ya da alenen sarhoş olmaktır.
Yatağa yatınca eski aşklarını yadetmek ve anıların beyninde uğuldarken uyuyakalmaktır.

Kendini bırakmaktır sonbahar, yaşamın içinden geçip, seni de yağmurlarla yıkaması için kapılarını pencerelerini hatta damını açık bırakmaktır.
Aldığın nefesi bir kutsama gibi içine çekmek ve verirken bir dua gibi sevecenlikle salıvermektir.
Ellerinin hala süren esmerliğine şaşkınlıkla bakmak ve sonra zaman içerisinde yine beyaza dönmelerini severek izlemektir.
Ne garip, ilk kez şimdi düşünüyorum böyle birşeyi; vücudunun bir bölümünü sonbahara ada deseler ben herhalde ellerimi adardım…
Çünki sonbahar dokunmaktır;
Yere düşen yapraklara,
Saçlarını ıslatan yağmura,
Eski eşyaların, üzerindeki toza,
Kitap okurken kalınan yeri bellemek için kıvrılıvermiş sayfa uçlarına,
Artık teni yakmayan güneş hüzmelerine,
Bardakların kenarındaki dudak izlerine,
Rüzgardan uçan eteklerine…
Aslında yalnız ellerinle değil, zihninle de dokunmaktır.

Zihin açıklığı zamanıdır sonbahar.
Vizyon zamanıdır.
Ruhunun kanatlandığı zamandır.
Türbe ziyaretlerinin zamanıdır.
Hafta başı bir öğleden sonra Çırağan yokuşunu sakin sakin tırmanıp Yahya Efendi'yle sohbete gitmek, o narin yeşil ışığın kalbini bir kuşun kanatları gibi özenle kavradığını hissetmek zamanıdır.
Kabuklarını inceltip, yaşamla bütünleşmek,
Kendini sevmek,
Sarmak,
Öğrendiklerinle yeniden yola vurmak zamanıdır.

Ve tıpkı Sezen Cumhur'un dediği gibi artık susmak zamanıdır ki müzik konuşsun…
Çikolata renkli, kadife sesli, siyahi şarkıcı Nat King Cole yitirilmiş bir aşkın anılarıyla sesleniyor bizlere eski günlerden – The Falling Leaves;
''Pencereme rüzgarla savrulan yapraklar,
Kırmızı ve altın rengi sonbahar yaprakları
Dudakların geliyor gözümün önüne ve yaz öpüşleri,
Ve güneş yanığı ellerin, ellerimde tuttuğum
Gittiğinden beri uzadı sanki günler
Ve yakında başlayacak o bildik kış şarkısı
Ne varki sensin en fazla özlenen
Düşerken bu sonbahar yaprakları''
_KleopatrA_ - avatarı
_KleopatrA_
Ziyaretçi
26 Kasım 2009       Mesaj #2
_KleopatrA_ - avatarı
Ziyaretçi
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

sezen cumhur önallın sonbahar yaprakları adlı sıırı var mı sızde

Yine Ağustos bitiyor…Yine yağmurlar dökülüyor yarılan göklerden sağnak sağnak; Temmuzun sıcak tozunu, zihinlerin pasını, bir nefeste tüketilmiş yaz uçarılıklarının izini yıkıyor ağustos yağmuru. Bizi sonbaharın buruk, kekremsi toprak kokulu, kırık ama bilge bir ışıkla kutsanmış günlerine hazırlıyor.

Sponsorlu Bağlantılar
Ben hep en çok sonbaharı sevdim. Renklerin, tatların ve kokuların, tıpkı solmadan önce en güzel halini alan çiçekler gibi dorukta olduğu sonbaharı...

Sonbahar, yağmurlu pazar sabahlarında, deniz kenarında ıslak ama kendinden memnun yürüyüşler yapmanın,
Yeni bir albüm ve mümkünse yeni bir de parfüm keşfetmenin ve uzunca bir süreyi her ikisine de sarmalanarak geçirmenin,
Özel birini farkedip, çeyrek yollu da olsa gönül düşürmenin,
İçini ısıtmak bahanesiyle viskili kahve içmenin,
Evlere kapanıp, kitaplar okuyup, yüreciğinin az girilmiş kuytuluklarındaki tozlu raflarla yüzleşmenin,
Gecenin bir vakti lise arkadaşlarını arayıp sevecen küfürlerle ve kahkahalarla süslenmiş uzun sohbetler yapmanın,
Ve kendini birdenbire büyümüş bulmanın mevsimidir.

30'lu yaşların sonu gibidir sonbahar. Çılgın olmaya çılgındır hala, ama daha dingin, daha içbükeydir…
Kesinlikle tutkuludur ama farfaracı değildir, için için yanan bir köz gibidir.
Kahkahalarla gülmenin değil içtenlikle gülümsemenin,
Bir bakış atmanın değil, uzun uzun seyretmenin,
Çekip almanın değil, usuldan sokulmanın, yavaşça alıp götürmenin
Tüketir bitirircesine bir solukta sevişmenin değil, keşfetmenin,
Kelebeklerin değil, nereye gitmek istediğini bilen kuşların,
Altüst olmanın, deliye dönmenin değil, içine sindirmenin,
Olduğundan daha fazla görünmeye çalışmanın değil, eksiklerinle barışmanın mevsimidir.

Buğulu bir mevsimdir sonbahar.
Kokuların en güzel olduğu, akşamın en güzel indiği, şarkıların gönüllere en sinsice girdiği mevsimdir.

Hatırlamanın ve unutmanın mevsimidir.
Sakince vazgeçmenin ama kestirip atmamanın, sayfaları saygıyla çevirip, kapağı okşayarak kapatmanın mevsimidir.
Bazı şeyleri daha sonra üzerinde düşünmek için saklamanın, ve bazı şeyleri dolaptan çıkarıp yeniden sevmenin mevsimidir.
Mutlaka biraz ağlamanın,
Ve illaki kararlar almanın,
Ve yine de zamana inanmanın, zamana bırakmanın mevsimidir.
Azcık Casablanca filminin meşhur şarkısındaki gibidir ''No matter what it brings, as time goes by'' – Ne getirirse getirsin zaman geçerken beraberinde...-
Alpay dinlemenin mevsimidir ve ortaokul aşkının beyaz dişli, esmer gülüşünü hatırlamak...
Hatta mümkünse bir ‘’Uzun zamandır hastret kaldım yüzüne’’ Ayten Alpman’dan

Ve bitmeyen bir tutkuyla Chet Baker; Bir ‘’Tenderly’’ ki çaktırmadan işgal etsin seni ve sonra ‘’Misty’’ ki, harap etsin kalp, ciğer ne varsa cümle iç organlarını…

Yine de son baharın kendisi tarz olarak en fazla baroktur.

Enerjik adımlarla yürümenin ama yetişecek bir yeri olmamanın, sadece keyfinin peşini kovalamanın mevsimidir sonbahar.

Vapura binip Kadıköy'e geçmenin, Bir arasokakta ''mazbut, modası geçmiş ama onurlu'' hizmet vermeye devam eden Baylan pastanesine gidip Cup Kriye yemenin, ve hala bu kadar güzel olabilmesine şaşmanın,
Moda çaybahçelerinde taze ceviz, simit ve çay keyfi yapmanın,
Balık pazarını gezip, mücevher yeşili razaki üzümlerinin, artık çok nadir bulunan kahve-sarı kabuklu, dişledikçe güzelleşen sulu frenk armutların ve cennet taamı mor-menevişli incirlerin seyrine dalmanın tam zamanıdır.

Asildir sonbahar; insanla açıkça cenk etmez ilkbahar gibi, usulca kanına girer, nazikçe teslim alır.
Talepkardır; üstsüz denize girmeyi cüretkarlıktan saymaz yaz gibi, ruhunu görmek ister çırılçıplak.
Üstüne düşmez ama şefkatlidir. Kış gibi itip kakmaz, acıtmaz canını, seni kendi deviniminle başbaşa bırakır.

Fransızca konuşmaya çalışmanın mevsimidir nedense.
''Bonhoeur e chagrain'' – mutluluk ve hüzün - arasında tatlı tatlı salınmaktır.
''Ne me quitte pas'' yı – beni terketme - Nina Simon gibi söylemeye uğraşmak,
Moustaki'den ''Meteque'' i en az üç defa döndürmek ve sonra da türkçe sözlü versiyonunu Tanju Okan'dan dinleyip ''Hasret''e boğulmak; Bu akşam çok efkarlıyım. Kalbim neden kan ağlıyor bunu bir bilsem sevgilim...

Ve birgün sabahtan başlayıp ila-nihaye Şükrü Tunar şarkıları çalmanın mevsimidir;
''Gönül durup dururken bir güle uçtu kuş gibi
Çırpındı dalında dikeni tanıyormuş gibi
Yoruldu boş yere derdinden anlıyormuş gibi
Döndü geldi, yarası hala kanıyormuş gibi''
Tabii ki yeni palazlanan sarı-kanatlarla birlikte neşeli bir rakı sofrası donatmaktır o günün gecesinde.
Accık çakırkeyif, ya da alenen sarhoş olmaktır.
Yatağa yatınca eski aşklarını yadetmek ve anıların beyninde uğuldarken uyuyakalmaktır.

Kendini bırakmaktır sonbahar, yaşamın içinden geçip, seni de yağmurlarla yıkaması için kapılarını pencerelerini hatta damını açık bırakmaktır.
Aldığın nefesi bir kutsama gibi içine çekmek ve verirken bir dua gibi sevecenlikle salıvermektir.
Ellerinin hala süren esmerliğine şaşkınlıkla bakmak ve sonra zaman içerisinde yine beyaza dönmelerini severek izlemektir.
Ne garip, ilk kez şimdi düşünüyorum böyle birşeyi; vücudunun bir bölümünü sonbahara ada deseler ben herhalde ellerimi adardım…
Çünki sonbahar dokunmaktır;
Yere düşen yapraklara,
Saçlarını ıslatan yağmura,
Eski eşyaların, üzerindeki toza,
Kitap okurken kalınan yeri bellemek için kıvrılıvermiş sayfa uçlarına,
Artık teni yakmayan güneş hüzmelerine,
Bardakların kenarındaki dudak izlerine,
Rüzgardan uçan eteklerine…
Aslında yalnız ellerinle değil, zihninle de dokunmaktır.

Zihin açıklığı zamanıdır sonbahar.
Vizyon zamanıdır.
Ruhunun kanatlandığı zamandır.
Türbe ziyaretlerinin zamanıdır.
Hafta başı bir öğleden sonra Çırağan yokuşunu sakin sakin tırmanıp Yahya Efendi'yle sohbete gitmek, o narin yeşil ışığın kalbini bir kuşun kanatları gibi özenle kavradığını hissetmek zamanıdır.
Kabuklarını inceltip, yaşamla bütünleşmek,
Kendini sevmek,
Sarmak,
Öğrendiklerinle yeniden yola vurmak zamanıdır.

Ve tıpkı Sezen Cumhur'un dediği gibi artık susmak zamanıdır ki müzik konuşsun…
Çikolata renkli, kadife sesli, siyahi şarkıcı Nat King Cole yitirilmiş bir aşkın anılarıyla sesleniyor bizlere eski günlerden – The Falling Leaves;
''Pencereme rüzgarla savrulan yapraklar,
Kırmızı ve altın rengi sonbahar yaprakları
Dudakların geliyor gözümün önüne ve yaz öpüşleri,
Ve güneş yanığı ellerin, ellerimde tuttuğum
Gittiğinden beri uzadı sanki günler
Ve yakında başlayacak o bildik kış şarkısı
Ne varki sensin en fazla özlenen
Düşerken bu sonbahar yaprakları''

Benzer Konular

5 Haziran 2009 / ThinkerBeLL Müzik tr
17 Şubat 2013 / Heaven Soru-Cevap