Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 19 Mart 2017  Gösterim: 14.651  Cevap: 5

Tunus ve Tunus Tarihi

5 Ekim 2006 20:08       Mesaj #1
kompetankedi - avatarı
SMD Bir Dünyalı

Tunus

Ad:  Tunus ve Tunus Tarihi1.jpg
Gösterim: 127
Boyut:  44.6 KB

resmi adı TUNUS CUMHURİYETİ,
Arapça EL-CUMHURIYETÜT-TUNİSİYE,
Sponsorlu Bağlantılar
Kuzey Afrika’da kıyı ülkesi.

Bölgenin en küçük ülkesi olarak 154.530 km2’lik bir alanı kaplar. Kuzeyden güneye doğru 756 km boyunca uzanır; doğudan batıya en geniş kesimi 351 km’yi bulur. Batı ve güneybatıda Cezayir, güneydoğuda Libya, doğu ve kuzeyde de Akdeniz ile çevrilidir. Kıyılarının toplam uzunluğu 1.200 km’dir. Akdeniz’deki stratejik konumundan dolayı hemen her dönemde bölgede gelişmelerin odağında yer alan Tunus, kaynaklarının sınırlılığı nedeniyle ekonomik bakımdan pek gelişmiş olmamakla birlikte bölgenin modernleşmeye en dönük ülkelerinden biri olarak kabul edilir. Başkenti Tunus, 1992 tahmini nüfusu 8.413.000’dir.

Ad:  tunus2.JPG
Gösterim: 106
Boyut:  60.8 KB

DOĞAL YAPI.


Tunus fiziksel coğrafya bakımından kuzeyden güneye doğru sıralanan beş bölgeye ayrılır. Ülke topraklarının yaklaşık üçte birini kaplayan kuzeydeki dağlık bölge, eski göl havzalarının alüvyonlarla dolmasıyla oluşmuş Mecerde Vadisini çevreleyen iki sıradağ sisteminden oluşur. Sahra Atlaslarının bir uzantısı olarak güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda ilerleyerek Tunus Körfezinde son bulan büyük sıradağ sistemi, giderek daralan kireçtaşı oluşumlu bir dizi sırtı kapsar. Ülkenin en yüksek doruklan olan eş-Şenebi (Şambi; 1.544 m) ve Zaguan (1.295 m) dağlan bu sistem içinde yer alır. Krumiri olarak bilinen kuzeybatıdaki ikinci sıradağ sistemi, Tel Atlaslan’nın bir uzantısı olarak el- Ebyaz Burnuna kadar yayılır. Sistemi oluşturan kumtaşı oluşumlu yükseltiler bazı kesimlerde 900 m’ye kadar ulaşır. Süse ve Sefakis arasında kalan doğudaki sahil bölgesi tanma elverişli düzlüklerden oluşur.

Ülkenin orta kesimindeki geniş platoluk bölge, kendi içinde ikincil sıradağların engebelendirdiği iki bölüme aynhr. Batıdaki Yüksek Step yer yer 480 m’nin üzerine çıkar. Buna karşılık doğudaki Alçak Step bölümünün yüksekliği 180-480 m arasında değişir. Yüzeyin iyice alçaldığı daha güneydeki bölge şot denen bir dizi sığ tuz gölüyle kaplıdır. Bu göllerin en büyüğü Şattü’l-Cerid’dir. Sahra içinde kalan ülkenin en güney bölgesini kumlu ve taşlı çöller örter. Bu bölgede artezyen kuyularıyla erişilen zengin su kaynaklan seyrek vahalarda belirli ölçüde ekime olanak verir.

Cezayir topraklanndan doğarak iki sıradağ sistemi arasında ilerleyen ve Tunus Körfezine dökülen Mecerde Irmağı ülkenin en büyük ve yıl boyunca akan tek akarsuyudur. Toplam uzunluğu 460 km olan ırmaktan elektrik üretiminde ve sulamada geniş çapta yararlanılır. Irmağı çevreleyen verimli vadi başlıca tanm alanlannı banndınr. Tunus’un kuzey kesiminde yumuşak ve yağışlı kışlar, sıcak ve kurak yazlarla belirlenen Akdeniz tipi bir iklim hüküm sürer. Sahra’dan esen sıcak ve kavurucu siroko rüzgârlannm sık sık etki altına aldığı güney kesimde ise mevsimler arasındaki sıcaklık farkının daha yüksek olduğu bir çöl iklimi görülür. Denizin etkisine bağlı olarak değişen sıcaklık, kıyılarda genellikle iç kesimlere göre daha düşüktür. Başkent Tunus’ta ortalama günlük en yüksek sıcaklık -33°C (ağustos) ve 14°C (ocak) arasında değişir. Kuzeyde 1.000-1.500 mm olan yıllık yağış miktarı güneyde 100-200 mm düzeyine kadar iner. Düzensiz olan yağışlar yıldan yıla büyük farklılıklar gösterir.

Bol yağış alan kuzeydeki dağ yamaçları başta mantar meşesi olmak üzere çeşitli meşe ormanlarıyla kaplıdır, İç kesimlerdeki steplerde alfa otu yetişir. Kurak güney bölgesinde bazı çalılara rastlanır. Sahra’nın büyük bölümü ise vahalar dışında bitki örtüsünden yoksundur. Ormanlar çok sayıda yaban domuzunu barındırır. Sayıları giderek azalan çöl gazelleri koruma altına alınmıştır. Akrep hemen hemen bütün bölgelerde bulunur. Tehlikeli yılan türleri arasında gergedan engereği ve kobra sayılabilir. Çöl çekirgeleri güneyde bazen ekinlere zarar verir.

NÜFUS

Ad:  tunus1.JPG
Gösterim: 101
Boyut:  52.3 KB

Tarih boyunca çeşitli göç dalgalarının bıraktığı bazı izlere karşın Tunus nüfusu büyük ölçüde Arap ve Berberi öğelerin karışımına dayanır. Kuzey Afrika’ya 7. yüzyılda girmeye başlarken kendi dil ve dinlerini de birlikte getiren ve Berberilere kolayca boyun eğdiren Arapların yerli nüfusla karışması, 12. yüzyıl sonlarında tamamlanan özümleme sürecinin biçimlendirdiği oldukça homojen bir toplum yaratmıştır. Günümüzde büyük bir çoğunlukla kendilerini Arap kökenli sayan Tunuslular arasında Berberi kültürü yalnızca bazı kalıntılarla varlığını sürdürmektedir. 1983 verilerine göre toplam nüfusun yüzde 98,2’si Araptır. Etnik kimliklerini korumuş olan ve büyük ölçüde güneyde yaşayan Berberilerin oranı ise ancak yüzde 1,2’yi bulur. Fransız ve İtalyan kökenlilerin çoğunlukta olduğu AvrupalIlar küçük bir azınlık durumundadır. Geçmişte önemlice bir topluluk oluşturan Yahudilerin sayısı İsrail’e yoğun göçler sonunda büyük ölçüde azalmıştır. Resmî dil Arapça olmakla birlikte basın, eğitim ve kamu yönetiminde hâlâ kullanılan Fransızca da yaygın olarak konuşulur. Nüfusun tamamına yakınını oluşturan Müslümanların büyük bölümü Maliki mezhebine bağlıdır.

Nüfus yoğunluğu (1992) kilometrekare başına 54,4 kişidir. Bu oran yerleşime daha elverişli olan kuzey bölgesi ile güney bölgesinin doğu kıyılarında çok daha yüksektir. Güneydeki çöller ise çok seyrek bir nüfusu banndınr. Kentlerde oturanlann toplam nüfus içindeki oranı (1985) yüzde 53’ü bulur; büyük kentlerin çoğu kıyılarda kurulmuştur. Yıllık nüfus artış hızı dünya ortalamasının biraz üzerinde olmakla birlikte Ortadoğu ve Kuzey Afrika ölçülerine göre oldukça düşüktür. Devletin aile planlamasını geliştirmek için gösterdiği çabalar ve dışanya yoğun göçler de nüfus artışını önemli ölçüde azaltmaktadır. Doğum ve ölüm oranları (1990) sırasıyla binde 25,4 ve binde 6,4’tür.

EKONOMİ.


Tunus’ta büyük ölçüde hizmet sektörü, tanm, hafif sanayiler ile petrol ve fosfat üretimine dayanan, gelişme yolunda bir karma ekonomi yürürlüktedir. Kalkınmaya dönük yatmmlarda Batılı ülkelerin ve uluslararası kuruluşlann sağladığı mali destek önemli bir yer tutar. İşsizliğin yanı sıra istihdam açığı da ekonomide ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Geçmişte tanmın başlıca geçim kaynağını oluşturmasına karşın, giderek gelişen imalat sektörü son yıllarda daha ağırlıklı bir konum kazanmaya başlamıştır. 1990 verilerine göre ülke gayri safi milli hasılası (GSMH) yaklaşık 11,5 milyar ABD Dolan, kişi başına düşen milli gelir ise 1.420 ABD Dolan’dır.

Gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) içindeki payı (1990) yüzde 14,5 olan tarım sektöründe toplam işgücünün (1989) yüzde 23’ü çalışır. Sömürge döneminin bir sonucu olarak yabancıların elinde bulunan geniş araziler 1964’te kamulaştınlarak köylülere dağıtılmıştır. Aynı dönemde köylüleri tanm kooperatiflerinde örgütlemeye yönelik girişimlerden kırsal kesimdeki yaygın muhalefetin yanı sıra ülkeye kredi veren devletlerin baskısı sonucunda vazgeçilmiş olması nedeniyle, egemen işletme tipini küçük çiftlikler oluşturur. Sulamanın yetersiz olmasından dolayı ülke genelinde kuru tanm yöntemi ağır basar. Ote yandan yağışların düzensiz olması sık sık rekoltenin düşmesine yol açar. Bu yüzden başhca tahıl ürünleri olan buğday ve arpa genellikle iç gereksinimi karşılayamamaktadır. Buğday daha çok kuzey bölgesinde, arpa ise yağış miktarının düşük olduğu orta ve güney bölgelerde yetiştirilir. Başlıca ticari tanm ürünleri şeker pancan, zeytin, hurma, turunçgiller ve çeşitli sebzelerdir. Hayvancılık büyük ölçüde koyun, keçi ve sığır yetiştiriciliğine dayanır. Gelişme potansiyeli yüksek olan balıkçılık son yıllarda önemli bir gelir kaynağı durumuna gelmiştir.

Tunus’un en önemli yeraltı zenginlikleri fosfat, petrol ve doğal gazdır. Ülkedeki fosfat yataklan Afrika’nın en büyük rezerv
noktalan arasında yer alır. Çıkarılan fosfatın büyük bölümü ihracata dönük gübre ve kimyasal madde üretiminde kullanılır. Petrol rezervleri bakımından kıta düzeyinde beşinci sırada bulunan Tunus, doğal gaz yataklanyla da dördüncü sırada yer tutmaktadır. En büyük petrol yataklan güneydeki el-Burma ile Kabis Körfezindeki Eştart’tır. Yakın dönemde Şattü’l-Cerid yöresinde de yeni yataklar bulunmuştur. Öteki önemli madenler arasında demir cevheri, kurşun, çinko ve cıva sayılabilir.
GSYİH’ye katkısı yüzde 15 düzeyinde olan imalat sektöründe toplam işgücünün yüzde 17,9’u çalışır. Geniş çapta yabancı sermaye ve kredilere dayanan sanayinin gelişmesi önünde duran başhca engeller hammadde kaynaklarının yetersizliği ve iç pazann sınırlılığıdır. Sanayi ürünlerinin başında işlenmiş gıda, ham çelik, çimento, gübre, kimyasal maddeler, yapı malzemeleri, dokuma, giyim eşyası ve deri eşya gelir. Sanayi kuruluşlarının çoğu başkent Tunus’ta toplanmıştır. Devletin geniş bir destek sağladığı geleneksel el sanatları önemli bir gelir kaynağı olma özelliğini korumaktadır. Elektrik enerjisinin büyük bir bölümü yerli yakıtlarla çalışan termik santrallardan elde edilir. Yıllık elektrik üretimi (1990) yaklaşık 5,5 milyar kW-sa düzeyindedir.
Turizm gelirlerinin ekonomiye katkısı giderek artmaktadır. Geniş ve güzel kumsalların yanı sıra antik Roma yerleşim alanları ve İslam mimarisinin görkemli yapıları da ülkeye çok sayıda turist çeker.

Dış ödemeler dengesindeki yüksek açığı kapatmada turizm gelirleri, dış yardımlar ve yurtdışmda çalışan işçilerin gönderdiği dövizler önemli bir rol oynar. Ülkeye giren yabancı kredi ve yardımların büyük bölümünü Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Fransa, ABD, Kuveyt ve Suudi Arabistan sağlamaktadır. 1976’da Tunus’un ihraç ettiği tanm ürünlerine daha düşük gümrük tarifeleri uygulamaya başlayan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun bu alandaki katkısı da önemli bir miktarı bulmaktadır. İhracat gelirleri büyük ölçüde giyim eşyası ve aksesuar, petrol ve petrol ürünleri, fosfat, fosforik asit ve zeytinyağına dayanan Tunus’un dış ticaretinde Fransa’dan sonra en önemli yeri İtalya, Almanya ve ABD tutar. Oldukça gelişmiş olan kara ve demir yolu ağı bütün kentleri ve büyük kasabalan birbirine bağlar. Bu ulaşım sisteminin komşu ülkelerle de bağlantısı vardır. Tunus, Sefakis, Bizerte, Süse ve Kabis en işlek limanlan oluşturur. Tunus yakınlarındaki el-Uveyne Ûluslararası Havalimam’mn yanı sıra birkaç havaalanı daha uluslararası seferlere açıktır.

YÖNETSEL VE TOPLUMSAL KOŞULLAR


Tunus’un yönetim biçimi parlamenter cumhuriyettir. 1959 tarihli anayasa uyannca yasama yetkisini, beş yılda bir genel seçimle yenilenen 141 üyeli Temsilciler Meclisi kullanır. Gene beş yıllık bir dönem için doğrudan halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı, geniş yetkilerle yürütmenin başında yer alır. Anayasa cumhurbaşkanına art arda birden çok dönem seçilebilme olanağını tanır. Hükümet işlerini yürüten Bakanlar Kurulu’nun başında bulunan başbakanı atama ve görevden alma yetkisi cumhurbaşkanına tanınmıştır. Bağımsızlıktan bu yana ülkenin siyasal yaşamına Düstur Sosyalist Partisi egemendir. Kitle örgütleriyle cephe politikası doğrultusunda 1989’da Anayasal Demokratik İttifak adını alan bu parti, muhalefetin çoğu kez seçimlere katılamaması ve katıldığında da etkili bir güçle çalışamaması nedeniyle uzun yıllardan beri yasama organını ve devlet kurumlannı tam bir tekel altında tutmuştur. Anayasaya göre mahkemeler bağımsızdır. En üst yargı mercii olan Temyiz Mahkemesi’nin yargıçlarını cumhurbaşkanı atar.

Çalışanların büyük çoğunluğunu kapsayan sosyal sigorta sistemi emekli, dul ve yetim aylığının yanı sıra işgörmezlik, iş kazası, annelik ve hastalık yardımlarıyla parasız tedavi gibi hizmetleri sağlar. Sağlık kuruluşu ve personel sayısının yeterli bir düzeye ulaşmamakla birlikte önemli ölçüde artması, çiçek hastalığının ortadan kaldırılmasında ve tifo, difteri, tifüs gibi bulaşıcı hastalıkların denetim altına alınmasında büyük rol oynamıştır. Bebek ölüm oranı (1990-95) binde 44 düzeyindedir. Bebek ve çocuk hastalıkları en ciddi sağlık sorunlarını oluşturmaktadır. Ortalama ömür (1990- 95) kadınlarda 66,4 yıl, erkeklerde 68,7 yıldır.

Devletin büyük bir önem verdiği eğitimin ulusal bütçe içindeki payı genellikle dörtte biri bulur. Eğitim bütün kademelerde parasız olmakla birlikte zorunlu değildir. Geniş bir öğrenci kitlesi başarı düzeyine ve maddi duruma dayanan burs sisteminden yararlanır. Öğrenim süresi ilköğretimde altı, ortaöğretimde yedi, meslek okullarında da üç yıldır. Ülke ekonomisinin teknik ve mesleki okullarla üniversitelerden mezun olanların hepsine iş olanağı sağlayamaması, son yıllarda öğrenci alımında belirli bir kısıtlamaya gidilmesini zorunlu kılmıştır.

KÜLTÜREL YAŞAM


Tunus’un tarih boyunca değişik uygarlıkları temsil eden devletlerin egemenliği altında kalması, geride son derece zengin bir mimarhk mirası bırakmıştır. Özellikle kuzeydeki yerleşmelerin birçoğunda tarihsel yapılara rastlanır. Bilimsel disiplinlerde genellikle Fransızcanın kullanılmasına karşın, edebiyatta Arapça ağır basar. Önemli bir gelişme gösteren çağdaş Tunus edebiyatı henüz dış dünyaya tam açılamamıştır. Resim sanatının belirli bir geleneğe dayandığı söylenebilir. Yerel düzeyde ün kazanmış olan bazı çağdaş ressamlar yurtdışmda da sergiler açabilmiştir. Daha çok ulusal geleneklere ağırlık veren müzik konservatuarında klasik Avrupa müziği çalışmaları da önemli bir yer tutmaktadır. Halkın kültür düzeyini yükseltmeye yönelik çabalarda devletçe desteklenen kültür evleri ve gezici kütüphaneler önemli bir rol oynar.

Kitle iletişim araçları üzerinde devletin sıkı denetimi vardır. Basının uyguladığı oto sansür giderek yerini resmî sansüre bırakmaktadır. Radyo ve televizyon yayınlarını kamu kuruluşları yapar.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 19 Mart 2017 21:29


6 Ekim 2006 13:51       Mesaj #2
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam

TARİH


Eski çağlar, Arap ve Berberi hanedanlar


Fenikelilerin Kuzey Afrika kıyılarında ticaret noktalan ve uğrak limanlan kurmaları İÖ 12. yüzyılda başladı. Kuruluşu İÖ 8. yüzyıla tarihlenen Tunus Körfezi kıyısındaki Fenike yerleşmesi Kartaca, zamanla egemenlik alanını genişleterek İO 6. yüzyıla doğru bugünkü Tunus topraklarının büyük bölümünü içine alan güçlü bir devlete dönüştü. Akdeniz ticareti üzerindeki rekabetin bir sonucu olarak Roma’yla girişilen Pön Savaşlan (İÖ 264-146), başlangıçtaki bazı başanlara karşın Kartaca’nın yıkılmasıyla noktalandı.
Sponsorlu Bağlantılar

Romalılann Kartaca’ya bağlı topraklardan oluşturduğu Afrika Eyaleti, bölgedeki yayılmanın getirdiği yeni düzenlemelerle daha geniş sınırlara ulaştı. Bu arada çok sayıda koloninin kurulması bölgede Roma uygarlığının gelişmesine zemin hazırladı. Roma’nın zayıflamasıyla İS 5. yüzyılda bölgeye giren Vandallar Kartaca’yı başkent edinerek güçlü bir barbar kralhğı kurdular. Belisarios komutasındaki orduların 533te Vandal egemenliğine son vermesinden sonra bölge Bizans yönetimi altına girdi. Ama geçmişteki savaşların yol açtığı yıkımla ekonomik bakımdan çökmüş olan bölge eski refah düzeyine kavuşamadı.

İslamın doğuşundan bir süre sonra Kuzey Afrika’ya yönelen Araplar 7. yüzyılın ilk yansında bugünkü Tunus topraklanna da ulaştılar. Esld bir Bizans kalesinin bulunduğu yerde 670’te kurulan el-Kayrevan bölgede İslam yayılmasının başhca üslerinden biri durumuna geldi. Abbasi halifeliği sırasında İfrikiyye eyaleti olarak düzenlenen bölge, 800’de el-Kayrevan’ı başkent edinen Aglebilerin egemenliğine girerek yan bağımsız bir statü kazandı. Sicilya, Malta ve Sardinya’yı alarak Akdeniz’de güçlü bir konuma yükselen Aglebi hanedanı, Şii Fatımilerin sürekli saldınlan sonunda 909’da yıkıldı. Bölgeyi egemenlik altına alan Fatımiler, Mısır’ı ele geçirerek (969) başkentlerini Kahife’ye taşıdıktan sonra bugünkü Tunus topraklarını kendilerine bağlı olan Zirilere bıraktılar. Zirilerin çok geçmeden bağımsızhklanm ilan etmeleri üzerine, bölgeye yeni Bedevi akmlannın başlamasını sağladılar.

Bedevi istilası toplumsal, ekonomik ve kültürel alanda köklü değişikliklere yol açarak bölgenin Araplaşma sürecini daha da ileriye götürdü. Ayrıca tarıma dayalı köylü ekonomisinin yıkılması, birçok yerleşik kabilenin göçebe hayvancılığa geçmesi sonucunu getirdi. Berberilerin büyük bölümü baskılar karşısında iç kesimlere çekildi. Bunu izleyen karışıklık dönemi 12. yüzyıl ortalarında Berberi devletlerinden Muvahhidlerin bölgeye egemen olmasıyla son buldu. Muvahhidlere bağlı olarak Ifrikiyye’nin yönetimini üstlenen Hafsiler 1288’de, Tunus kenti merkez olmak üzere bağımsız bir hanedan olarak hüküm sürmeye başladılar. 13. yüzyıldaki fetihler hanedanın gücünün doruğuna ulaşmasını sağladı. Bu arada göçmen Endülüs Emevileri için bir sığmak durumuna gelen Tunus, bu toplulukların getirdiği uygarlıkla hızlı bir gelişme sürecine girdi. Daha sonra baş gösteren iktidar çekişmeleri ülkenin emirliklere bölünmesine ve dış müdahalelere yol açtı. Giderek zayıflayan Hafsi hanedanı 16. yüzyıl başlarında bölgede nüfuz kuran İspanyolların korumasını kabul etmek zorunda kaldı. Aynı dönemde Osmanlılann hizmetindeki korsanların saldırılan da yoğunlaştı.

Osmanlı egemenliği.


Cezayir’de temellerini Oruç ve Hızır (Barbaros Hayreddin) reislerin attığı bir Osmanlı beylerbeyliği oluşturulmasından sonra, 1569’da Tunus da Osmanh topraklanna katıldı. Hafsilerin son direnişi 1574’te kınldı.

Başlangıçta Cezayir’deki beylerbeyi aracılığıyla yönetilen Kuzey Afrika’daki yeni Osmanlı topraklan, 1587’de Cezayir, Tunus ve Trablusgarp eyaletlerine ayrılarak merkezden atanan paşaların yönetimine verildi. Sonraki yıllarda merkezî denetimin zayıflamasıyla birlikte Tunus’taki eyalet yönetimi yeniçeri ağalanna geçti. Bu süreçte 1591’de başlayan dayılara dayalı yönetim biçimi, 1705’te yerini Hüseyni hanedanma bıraktı. OsmanlIlardan veraset sistemine dayalı beylerbeyliği sanını alan bu hanedan 1710’da fiilen bağımsızlık kazandı.

Avrupa devletleriyle ittifak kurarak Tunus’un bölgedeki konumunu korumaya çalışan Hüseyni beyleri 18. yüzyılın ikinci yansından başlayarak çeşitli iç ve dış güçlüklerle karşı karşıya geldiler. Cezayir’den gelen sürekli tehditler karşısında Fransız desteğini kazanma girişimleri ülkeyi müdahalelere daha açık bir konuma getirmenin ötesinde bir sonuç vermedi.
Avrupa nüfuzunun artması. Avrupa devletlerinin baskısı üzerine 1819’da Berberi korsanlann eylemlerine son verilmesi Tunus’u önemli bir gelir kaynağından yoksun bıraktı. Ardından Fransızların Cezayir’e girmesi (1830) ve Trablusgarp’ta Osmanhların doğrudan yönetiminin yeniden kurulması (1835), Tunus’u önemli bir çekişme odağı durumuna getirdi. Bu ortamda başa geçen Ahmed Bey (hd 1837-55) Batılı danışmanlara dayanarak modern bir ordu ve donanma ile bunların gereksinimini karşılayacak sanayileri kurmaya çalıştı. Yerli Arapların yönetime katılmasını sağlama yönünde bazı adımlar atarken ülkenin Batı modeline uygun olarak kalkınmasına dönük çeşitli projeleri uygulamaya girişti. Aynca köleliğe son verme ve Yahudiler üzerindeki baskılan kaldırma gibi reformlan gerçekleştirdi. Geniş çaplı yeniliklerin mali yükü artırdığı bu dönemde ülkenin Avrupa’ya açılması süreci de hızlandı.

Muhammed Bey’in (hd 1855-59) Batı etkisini durdurma yönünde aldığı önlemler çok geçmeden İngiliz ve Fransız müdahalesine yol açtı. Birlikte hareket eden bu iki devlet Tunus beyini, Ahdü’l-Eman (Eylül 1857) adlı fermanı yayımlayarak mutlak yetkilerini sınırlamaya zorladı. Muhammed Sadık Bey döneminde (1859-82) bir anayasa (düstur) ilan ederek (1861) temsili yönetime geçme çabalan, yüksek faizlerle alınmış borçların yol açtığı ekonomik bunalım ortamında pek bir işe yaramadı. Mali durumu düzeltmek amacıyla vergilerin artınlması üzerine kırsal kesimde başlayan geniş çaplı ayaklanma (1864) ancak sert yöntemlere başvurularak bastınlabildi. Bir süre sonra borç ödemelerini düzenlemek gerekçesiyle İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerin yer aldığı bir uluslararası mali kurul oluşturuldu. Tunus hariciye müdürü Hayreddin Paşa başkanlığındaki reformcu yönetimin (1873- 77) ülkeyi bu güç durumdan kurtarma girişimleri, içerideki muhalefetin engellemeleri ve Avrupa konsoloslarının entrikaları yüzünden sonuçsuz kaldı.

Berlin Kongresi’nde (1878) Tunus üzerinde denetim kurma konusunda İngilizlerin onayını alan Fransızlar, 1881’de göçebe kabilelerin Cezayir sınırım ihlal etmesi gibi basit bir bahaneyi öne sürerek ülkeye asker gönderdiler. Ardından zorla imzalatılan bir antlaşmayla askeri işgal resmileştirildi. Aynı antlaşma uyarınca Tunus beyinin dış ilişkiler ve maliye alanındaki yetkileri Fransa’ya devredildi ve ortak sorunlarda ilişkileri yürütmek üzere ülkeye bir yüksek temsilci atandı. Güneyde işgale karşı başlayan direnişin bastırılmasından sonra, Fransız hükümetinin gerekli göreceği idari, adli ve mali reformların yerine getirilmesi yükümlülüğünü öngören Mersa Sözleşmesi’yle (1883) kesin bir denetim kurulmuş oldu.

Protektora yönetimi


İşgalin ardından Hüseyni hanedanının egemenliğinin kâğıt üzerinde sürmesine ve eski yönetim mekanizmasının temelde korunmasına karşın, ülkenin fiili yönetimi Fransız yüksek temsilcisinin eline geçti. Mecerde Vadisi ile Bon Burnundaki verimli tanm arazilerinin büyük bölümü AvrupalI göçmen çiftçilere dağıtıldı. İşletmeye açılan zengin fosfat yataklarının sağladığı gelir büyük ölçüde Fransa’ya aktarıldı. Bu arada Fransız yönetimi altında mali durum düzene sokuldu ve modern bir ulaşım ağı inşa edildi.

1890’larda genç Tunuslular adıyla ortaya çıkan, Batı eğitimi görmüş bir grup aydın, Batılı reformların gerçekleştirilmesi ve yönetime katılımın genişletilmesi taleplerinde odaklaşan ılımlı bir muhalefet hareketi başlattı. Daha çok yayın yoluyla propagandayı temel alan ve halk arasında zayıf bir desteğe dayanan bu hareket Fransız yönetiminin 1911-12 yıllarındaki bastırma kampanyası yüzünden yeraltına inmek zorunda kaldı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra milliyetçi akımın yeniden canlanması, Genç Tunusluların 1920’de Düstur Partisi’ni kurarak bir kitle örgütlenmesine yönelmesini sağladı. Düstur Partisi aynı yıl Tunusluların AvrupalIlarla eşit haklardan yararlanmasına dayalı bir anayasal çerçeveyi öngören bir belgeyle Tunus beyine ve Fransız yönetimine başvurdu. Bu girişim partinin önderi Şeyh Abdülaziz es-Saalibi’nin tutuklanmasına ve yeni baskılara yol açtı. İki yıl sonra söz konusu programın benimsenmemesi durumunda çekileceğini belirten yaşlı bey Muhammed Nasır, gözdağı verilerek bu tutumundan vazgeçirildi. Daha sonra baskıcı önlemlerle birlikte uygulamaya konan küçük reformlar, milliyetçi hareketi belirli ölçüde zayıflattı.
Ad:  Tunus ve Tunus Tarihi2.jpg
Gösterim: 222
Boyut:  75.6 KB
Düstur Partisi’nden kopan Habib Burgiba önderliğindeki genç üyelerin 1934’te kurduğu Yeni Düstur, izleyen dönemde Fransızların sert önlemlerine karşın, savunduğu bağımsızlık programıyla halk arasında hızla iç toplamaya başladı. Fransa’da 1936’da alk Cephesi’nin başa geçmesi Yeni Düstur’a daha geniş bir çalışma ortamı sağladı. Ama iki yıl sonraki hükümet değişikliğiyle yoğunlaşan baskılar ve protesto gösterileri sırasında, Burgiba ve öteki parti yöneticileri tutuklandı.

II. Dünya Savaşı


Avrupa’da savaşın başlaması üzerine 1939’da Fransa’daki bir hapishaneye nakledilen Yeni Düstur yöneticileri 1942’de Nazi birliklerince serbest bırakılarak, Tunus üzerinde hak iddia eden İtalya’ya gönderildiler. Grubun Mart 1943’te Tunus’a geçmesinden sonra Muhammed Muhsif Bey, Yeni Düstur yanlılarından oluşan bir hükümet atadı. Daha önce Mihver kuvvetlerinin işgaline girmiş olan Tunus, aynı sıralarda yoğun çarpışmalara sahne oldu ve Müttefiklerin Sicilya’ya karşı giriştiği çıkarmada köprübaşı olarak kullanıldı.

Fransızların Tunus’ta denetimi yeniden sağladıktan sonra izledikleri katı politika tam bir hayal kırıklığı yarattı. Gizlice Mısır’a kaçmak zorunda kalan Burgiba, bağımsızlık için destek sağlamak üzere birçok ülkeyi dolaştı. Arap dünyasındaki gelişmeler ve içerideki muhalefet karşısında ödün vermekten başka bir yol bulamayan Fransızlar 1951’de milliyetçi eğilimli bir hükümetin kuruluşuna ve Burgiba’nın dönüşüne izin verdiler. Ama hükümetin parlamenter bir sistem oluşturmaya çalışması yeni bir tutuklama kampanyasına yol açtı. Bunun üzerine ilk kez geniş çaplı şiddet eylemleri başladı ve dağhk bölgedeki gerilla mücadelesi ülkedeki yaşamı felce uğrattı.

Fransız hükümetinin çağrısı üzerine Temmuz 1954’te görüşme masasına oturan taraflar, Haziran 1955’te dış politika, eğitim, savunma ve maliye alanlarında bazı haklar saklı tutularak Fransız protektora yönetimine son verilmesi konusunda anlaşmaya vardılar. Ardından büyük ölçüde Yeni Düstur üyelerinden oluşan bir hükümet oluşturuldu. Uzlaşmaya karşı çıkarak silahlı bir direniş örgütleyen partinin genel sekreteri Salah Ben Yusuf kısa sürede yenilgiye uğrayarak Mısır’a kaçtı.

Bağımsızlık ve sonrası


Özerklik adımından sonra yürütülen görüşmeler 20 Mart 1956’da tam bağımsızlığı öngören bir antlaşmayla sonuçlandı. Ardından beylik kaldırılarak Temmuz 1957’de cumhuriyet ilan edildi. Daha önce başbakanlığı üstlenmiş olan Burgiba, bu kararla birlikte geniş yetkilerle cumhurbaşkanı seçildi.

Ordunun gücünü olabildiğince küçük tutarak Yeni Düstur’a (1964’ten sonra Düstur Sosyalist Partisi) dayanma yolunu seçen Burgiba yönetimi, bağımsızlığı izleyen ilk yıllarda idari ve hukuki reformların yanı sıra eğitim ve sağhk hizmetlerine ağırlık verdi. Ahmed Ben Salah’m 1961’de hükümette güçlü bir konum kazanmasından sonra özellikle tanm sektöründe uygulanmaya başlayan hızlı modernleşme programı, yaygın tepkilerle karşılaştığından büyük ölçüde başarısızlığa uğradı. Kasım 1970’te Hedi Nuira’nm başbakanlığa getirilmesi daha ölçülü bir çizgiye dönüşün göstergesi oldu. Temsilciler Meclisi’nin 1975’te oybirliğiyle ömür boyu cumhurbaşkanlık makamını verdiği Burgiba’nın ardılı olarak görülen Nuira, 1980’de yerini siyasal yumuşamadan yana olan Muhammed Mzali’ye bıraktı.

Eski muhaliflerin Düstur Sosyalist Partisi’ ne geri ahndığı bu dönemde siyasal özgürlükler genişletilerek çok partili yaşama geçiş yönünde adımlar atıldı. Kasım 1981’deki genel seçimlere Tunus Genel İşçi Sendikalarıyla ittifak kurarak Ulusal Cephe adı altında giren Düstur Sosyalist Partisi, uygulanan büyük kısıtlamaların yardımıyla bütün sandalyeleri kazandı. Bununla birlikte giderek güçlenen muhalefet, kitlesel işçi eylemleri ve fiyat artışlarına karşı yaygın gösterilerle açık bir biçimde kendini gösterdi. Bu arada ülke içinde İslamcı akımlar da hızla güçlenmeye başladı. Temmuz 1986’da beklenmedik bir kararla Mzali’yi görevden alan Burgiba, Kasım 1987’de sağhk durumu gerekçe gösterilerek cumhurbaşkanlığından uzaklaştırıldı. Yerine ise kendisinin bir ay önce başbakanlığa atamış olduğu General Zeynel Abidin Ben Ali geçti.

Bu yönetim değişikliği ülkede belirli bir liberalleşmeyi getirirken ekonomide de köklü reformların önünü açtı. Nisan 1989’daki seçimler cumhurbaşkanının büyük bir çoğunlukla görevinde kalması ve Anayasal Demokratik İttifak adını alan iktidar partisinin gene kesin bir zafer elde etmesiyle sonuçlandı. Hükümet 1990’ların başlarında halk arasındaki etkisini gitgide artıran İslamcı Nahda (Yükseliş) Partisi’ne karşı sert bir mücadele başlattı.

Cezayir’deki bağımsızlık mücadelesine destek verilmesi, Bizerte’deki Fransız deniz üssünün boşaltılması (1961) ve yabancılara ait arazilerin kamulaştırılması gibi nedenlerle yaşanan bazı gerginliklere karşın, bağımsızlık sonrası dönemde Tunus’un Fransa’yla siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkileri olumlu bir seyir izledi. Burgiba’nın Nasırcı Arap milliyetçiliğine karşı tutumu nedeniyle başlangıçta Arap dünyasında önemli ölçüde yalnız kalan Tunus, sonraları izlediği kararh politikalarla daha saygın bir yer edinmeye başladı. Arap Birliği’nin 1979’da Tunus’a taşınması ve 1982’de Lübnan’dan aynlan Filistin Kurtuluş Örgütü’ne Tunus’ta karargâh kurma izninin verilmesi bu gelişmeyi daha da ileriye götürdü. Tunus’un zaman zaman çatışmaya girdiği Cezayir ve Libya’yla ilişkileri de 1980’lerin sonlarında belirgin biçimde düzelmeye başladı.

Tunus’un Körfez Savaşı sırasında Irak’a yönelik müttefik saldırılarına karşı çıkması ABD’nin yapmaya söz verdiği askeri yardımları kısmasına ve Kuveyt’in bu ülkeye yaptığı yatırımları durdurmasına yol açtı. Cezayir’de İslamcı harekete karşı düzenlenen ordu destekli darbe Tunus’ta hükümet çevrelerince hoşnutlukla karşılanırken, Tunus Nahda Partisi’ne destek verdiği için Sudan’la diplomatik ilişki kurmayı reddetti.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 19 Mart 2017 21:33
BARIŞ
28 Ekim 2006 16:53       Mesaj #3
BARIŞ - avatarı
Ziyaretçi
TUNUS
(Fr.: Tunisie, İng.: Tunisia),
Kuzey Afrika'da devlet.

Akdeniz kıyısında, Cezayir ve Libya arasında yer alır. Yüzölçümü 164.150 km2, nüfusu 9.497.000 (1997), başkenti Tunus, öteki önemli kentleri Sfaks, Sus, Bizerte, Kırvan (Kairouan), Gabès, Gafsa ve Menzel Bourguiba'dır. Resmî dili Arapça, dini Müslümandır. Ortada, geniş kısmı Şot adı verilen tuzlu, sığ göl ve bataklıklarla kaplı alçak bir bölge Tunus'u fizikî ve beşerî koşulları farklı iki kısma böler: Kuzey ve Güney Tunus.

Kuzey Tunus'un, kuzey ve batı kesimleri dağlıktır; az çok yağış alır ve yer yer ormanla örtülüdür. Ülke nüfusunun büyük bölümü burada toplanmıştır. Doğu kıyısında üç körfez yer alır. Tunus Körfezi güneydoğudan Bon Burnu Yarımadası ile kapanır. Daha güneyde Hammamet ve Gabès körfezleri bulunmaktadır. Kuzeybatıda, Bizerte limanı yanında Blanc Burnu, Afrika'nın en kuzey noktasını oluşturur (37° 15' kuzey), Güney Tunus çok kurak, sıcak ve yerleşmeye elverişsizdir.
Ad:  Tunus ve Tunus Tarihi3.jpg
Gösterim: 96
Boyut:  78.7 KB
Burada daha çok göçebelik egemendir. Gabès Körfezi'nin güneyinde, kıyıdan dar bir boğazla ayrılan Cerbe Adası da aynı fizikî koşulları taşır. Petrol, demir cevheri ve fosfat en önemli yeraltı kaynaklarıdır. Fakat Tunus daha çok bir tarım ülkesidir. Başlıca ürünleri tahıl, üzüm ve şarap, hurma, incir, turunçgiller ve zeytindir.

En önemli ihraç malları da ham petrol, zeytinyağı, fosfat, meyve, sebze ve şaraptır. İ.Ö. 12. yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulan Tunus, Roma'nın, Vandalların, Bizans'ın egemenliği altında kaldı. 1574'ten 1881'e kadar Osmanlı yönetiminde yaşayan Tunus, bu son tarihte Bardo Antlaşması ile Fransız himayesine girdi, himaye statüsü 1883'te kesinleşti. Ülkenin bağımsızlığını kazanmasını amaçlayan ilk milliyetçi hareketler 20. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. 1907'de Genç Tunuslular Partisi, 1922'de Düstur Partisi ve 1934'te de Yeni Düstur Partisi kuruldu.

Ülke Yeni Düstur Partisi'nin kurucusu Habip Burgiba'nın önderliğinde, uzun yıllar süren savaştan sonra 1956'da bağımsızlığını kazandı. 1957 yılında cumhurbaşkanı seçilen Burgiba, 1976'da kabul edilen bir yasayla yaşam boyu başkanlığa seçildi. 1979 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü'nün karargâhının Tunus'a taşınması kabul edildi. Bu nedenle 1985 yılında İsrail'in saldırısına uğradı.

Bu arada ekonomik durumun, petrol fiyatlarının düşmesi ve üretimin azaltılması nedeniyle bozulması ülkede karışıklıklara yol açtı. Burgiba'nın çabalarına rağmen karışıklık önlenemedi. Başbakan görevinden alındı. Nisan 1987'de İçişleri Bakanı Zeynelabidin bin Ali başbakanlığa getirildi. 7 Kasım 1987'de Burgiba bozulan sağlık durumu öne sürülerek Zeynelabidin bin Ali tarafından görevinden alındı, Anayasa gereğince bin Ali, Burgiba'nın yerine cumhurbaşkanı oldu.

Düstur Partisi'nin adı, Demokratik Anayasal Birlik olarak değiştirildi ve 1988 Temmuzu'nda Anayasa'da değişiklik yapılarak yaşam boyu cumhurbaşkanlığı kaldırıldı. Cumhurbaşkanı için 70 yaş sınırlaması getirildi ve cumhurbaşkanının çekilmesi durumunda başbakanın cumhurbaşkanı olması yerine, seçimle gelecek cumhurbaşkanı ilkesi kabul edildi. Nisan 1989'da yapılan seçimlerde Zeynelabidin bin Ali % 99 oy oranıyla cumhurbaşkanlığına seçildi. Demokratik Anayasal Birlik de oyların % 80'ini alarak iktidarda kaldı. 1991'de İslâmcıların örgütü Ennahde'ye karşı sert bir sindirme operasyonu yürütüldü.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 19 Mart 2017 21:33
BARIŞ
28 Ekim 2006 17:49       Mesaj #4
BARIŞ - avatarı
Ziyaretçi
Yönetimi
Ad:  Tunus ve Tunus Tarihi7.jpg
Gösterim: 49
Boyut:  48.4 KB

Ülke adı:
Resmi tam adı: Tunus Cumhuriyeti
kısa şekli : Tunus
Yerel tam adı: Al Jumhuriyah at Tunisiyah
yerel kısa şekli: Tunis
Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet
Başkent: Tunus
İdari bölümler: 23 vilayet; Ariana (Aryanah), Beja (Bajah), Ben Arous (Bin 'Arus), Bizerte (Banzart), El Kef (Al Kaf), Gabes (Qabis), Gafsa (Qafsah), Jendouba (Jundubah), Kairouan (Al Qayrawan), Kasserine (Al Qasrayn), Kebili (Qibili), Mahdia (Al Mahdiyah), Medenine (Madanin), Monastir (Al Munastir), Nabeul (Nabul), Sfax (Safaqis), Sidi Bou Zid (Sidi Bu Zayd), Siliana (Silyanah), Sousse (Susah), Tataouine (Tatawin), Tozeur (Tawzar), Tunus, Zaghouan (Zaghwan)
Bağımsızlık günü: 20 Mart 1956 (Fransa'dan)
Milli bayram: Bağımsızlık günü, 20 Mart (1956)
Anayasa: 1 Haziran 1959
Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACCT, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), AMU (Arap Magrep Birliği), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), MIPONUH, MONUC (BM Kongo Operasyonu), NAM, OAS (Amerika Devletleri Teşkilatı), OAU (Afrika Birliği Teşkilatı), OIC (İslam Konferansı Örgütü), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmiş Milletler), UN Güvenlik Konseyi, UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UNHCR (BM Mülteciler Yüksek Komiserliği), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UNMEE (BM Etyopya-Eritre Misyonu), UNMIBH (BM Bosna Hersek Misyonu), UNMIK (BM Kosova Geçici Yönetimi), UPU (Dünya Posta Birliği), WFTU (Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WToO (Dünya Turizm Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü)
Son düzenleyen Safi; 19 Mart 2017 21:33
19 Mart 2017 18:15       Mesaj #5
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Tunus
Tunus, uzun yıllar Fransa'nın işgalinde kaldıktan sonra ne yazık ki yerli diktatörlerin ağır zulümlerine maruz kalan ve halen de bu zulmün altında inleyen bir ülkedir. Bu ülkenin bağımsızlığı sonrasında iş başına gelen ilk diktatörü Habib Burgiba geçtiğimiz ay hayatını kaybetti. Burgiba'dan "Dünya Gündemi" bölümünde söz ettik. Onun ölümü münasebetiyle "İslam Coğrafyası" bölümümüzde de bu ay Tunus'u tanıtıyoruz.
Ad:  Tunus ve Tunus Tarihi4.jpg
Gösterim: 48
Boyut:  75.2 KB
Tunus Hakkında Genel Bilgiler
  • Resmi adı: Tunus Cumhuriyeti
  • Başkenti: Tunus (Nüfusu: 750.000)
  • Diğer önemli şehirleri: Kayravan, Sus, Sefakis, Aryana, Binzart, Ettadhamen.
  • Yüzölçümü: 164.150 km2
  • Nüfusu: 10.500.000 (2000 tahmini). Nüfusun % 53'ü şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 67 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 42'dir. Nüfusun % 40'ını 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.
  • Km2 başına düşen insan sayısı: 64
  • Nüfus artış hızı: % 1.9
Etnik yapı: Tunus nüfusunun % 96.5'ini Araplar oluşturmaktadır. Arapların tamamına yakını Müslümandır. Bunun yanı sıra % 3 oranında Berberiler vardır. Berberilerin tamamı Müslümandır. Ayrıca az sayıda yahudi ve Avrupa kökenli hıristiyan bulunmaktadır.

Dil: Resmi dil Arapça'dır. Halkın çoğunluğu Arapça'nın yanı sıra Fransızca'yı da konuşabilmektedir.

Din: Resmi din İslâm'dır. Halkın % 99.3'ü Müslümandır. Kalan nüfusu hıristiyanlarla yahudiler oluşturmaktadır. Müslümanların bir kısmı Harici - Ibadi, kalanı Sünnidir. Sünnilerin de çoğunluğu maliki, az bir kısmı Hanefidir. Hıristiyanların çoğunluğu katolik, az bir kısmı protestandır. Tunus yahudilerinin epey bir kısmı Filistin topraklarına nakledildiğinden veya ülkeyi terk ettiklerinden bu ülkedeki yahudi sayısı iyice azalmıştır.

Coğrafi durumu: Kuzey Afrika ülkelerinden olan Tunus, kuzeyden ve doğudan Akdeniz, güneydoğudan Libya, batıdan Cezayir'le çevrilidir. Topraklarının % 30'u tarım alanı, % 18'i otlak, % 3'ü ormanlık ve çalılıktır. Tarıma elverişli alanlar daha çok Akdeniz kıyısındaki Mecerda bölgesindedir. Bu bölge Mecerda ırmağıyla sulanmaktadır. Güneyde Cezayir sınırına yakın bölgeler kum çölleriyle kaplıdır. Ülkenin kuzeyinde Akdeniz iklimi, güneyde ise kurak step iklimi hâkimdir.

Yönetim şekli: Tunus'ta görünüşte çok partili ancak gerçekte tek parti diktatörlüğüne dayanan bir sistem hâkimdir. Çünkü seçim kanunu muhalefet partilerine 163 üyeli parlamentoda sadece 21 sandalyelik bir kontenjan tanımaktadır. Bu itibarla muhalif partilerin ittifak halinde bile iktidar partisinin herhangi bir uygulamasını engelleme imkânları yoktur. Üstelik seçimler hükümetin gözetimi ve baskısı altında gerçekleştiğinden muhalefetteki partilerin kendilerini tanıtmalarına fırsat verilmediği gibi insanların tercihlerini hür iradeleriyle yapmalarına da imkân tanınmamaktadır. Örneğin Mart 1994 seçimlerinde oyların % 97.73'ünü iktidar partisi aldı. Kanuna göre cumhurbaşkanının genel seçimle belirlenmesi gerekiyor. Ancak ülkenin bağımsızlığını elde ettiği günden buyana hiçbir zaman adil ve dürüst bir başkanlık seçimi yapılmış değil. Eski diktatör Burgiba kendini ömür boyu cumhurbaşkanı seçtirmişti. Ancak Bin Ali darbesinden sonra onun bu sıfatı kaldırıldı. Bin Ali ise cumhurbaşkanlığı seçimlerine hep rakipsiz girmektedir. Tunus, BM, İKÖ (İslâm Konferansı Örgütü), Arap Devletleri Birliği, Afrika Birliği Örgütü, IMF (Uluslararası Para Fonu), İslâm Kalkınma Bankası gibi uluslararası örgütlere üyedir.

Siyasi partiler:
Demokratik Anayasal Birlik Partisi: Eski diktatör Burgiba'nın kurmuş olduğu Sosyalist Dustur (Anayasa) Partisi'nin devamıdır ve Tunus'ta hâlen iktidarı elinde bulundurmaktadır. Batıcı ve sosyalist bir anlayışa sahiptir.
Birleşmeci Demokratik Birlik Partisi: Arap kavmiyetçiliğini ve Irak ve Suriye'de hâkim olan Baas ideolojisine benzer bir ideolojiyi savunmaktadır.
İlerici Sosyalist Birlik Partisi: Kavmiyetçi ve solcu bir anlayışa sahiptir.
Sosyalist Demokratlar Hareketi: Muhalefet partilerinin başında gelen sosyalist çizgideki bir partidir.
Islah ve Yenilik Partisi: Eski Tunus Komünist Partisi'nin devamıdır. Geçmişi 1920'lere kadar uzanan bu parti kitle tabanı açısından Tunus'taki siyasi partilerin en zayıfıdır.
Adalet ve Gelişme Partisi: Bu da eski İstiklal Partisi'nin bir devamıdır. Sosyalist ve liberal bir anlayışa sahiptir. Tunus'ta yürürlükte olan partiler kanunu İslâmi amaçlı siyasi parti kurulmasına izin vermediğinden sahnedeki partiler hep liberal veya sosyalist anlayışı temsil etmektedir
Son düzenleyen Safi; 19 Mart 2017 21:34
19 Mart 2017 20:20       Mesaj #6
Safi - avatarı
SMD MiSiM
TUNUS
COĞRAFYA
Doğal çevre
Üç Magrib ülkesinin en doğuda olanı. Topraklarının dörtte üçü çorak (100 mm'den az yağış alan güney kesimi) ya da yarı çoraktır (orta kesim). Yalnızca kuzeydeki dörtte birlik bölümü, özellikle de denize yakın dağlar (buralara 500 -1 500 mm yağmur düşer) daha yağışlıdır. Ülkede, kurak ve sıcak mevsimle (yaz) serin ve nemli bir mevsimin almaşık olarak birbirini izlediği bir akdeniz iklimi görülür: yağmurlar eylülde başlar, haziranda sona erer ve ülkeye serinlik getirir.
iklim rejimi su rejimini de etkiler; en yağışlı yer olan Tel bölgesinde akarsular nemli mevsimde (özellikle sonbahar) kabarır, bazen taşkınlar yapar; yazınsa suları çekilir, hatta kurur. Ülkenin orta kesiminde, yüzde akan sular çok ender olarak denize kadar ulaşır; burası içakışlılık alanıdır. Güney kesimiyse akışsızlık bölgesidir: yüzeysel akışlara çok ender rastlanır; buna karşılık Cerid’de yüzey sularının cılızlığı, vahaları ve şotları besleyen yeraltı kopma örtülerinin oldukça zengin olması sayesinde dengelenir.

Tunus toprakları, aynı zamanda, Cezayir'de ayrı olmalarına karşın Orta Mecerda boyunca birleşen Tel ve Atlas dağlarının doğu ucunu oluşturur. Tel ve Atlas dağları güney-batı'dan kuzey-doğu'ya doğru alçalarak çıkıntılar (Bizerte bölgesindeki burunlar ve Bon burnu) oluşturdukları kuzey kıyısı yakınlarında iyice yok olurlar; en yüksek doruğu cebel Şambi'dir (1 544 m); bu dağlar genç, kıvrımlanmış ve kırıklıdır; Krumirye'deki bol yağış alan, flyschlı, kumtaşlı ve marnlı kesimler güzel mantar meşesi başka kesimlerde dağlar, tepelerden, küçük sıralardan, aşındırma (marnlı ve killi alanlar) sonucu gelişmiş'çöküntü alanlarıyla birbirinden ayrılan kireçtaşlı platolardan ya da Dördüncü Zaman çökelleriyle dolmuş alçalma alanlarından oluşur. Seyrek yeşil meşe ve Halep çamı ormanları yörenin batı bölümünü, sakızağacı ve kermes meşesi doğu bölümünü kaplar.

Ovalar ve platolar, ülkenin doğu ve güneydeki geri kalan bölümlerine yayılır; bu nedenle Bon burnundan başlayarak kıyı çoğunlukla alçaktır: kuzeyden güneye doğru güzel kumsallar birbirini izler; kumsalların ve Dördüncü Zaman'da oluşmuş fosil kumulların eteğinde yer alan acısulu denizkulaklarının denizle bağlantıları çoğunlukla kesilmiştir; güneyde, arka yüzü yavaş yavaş Sahra'ya doğru alçalan sarp bir yamaç (Matmata ve cebel Nefusa) kı yı ovasının ağzını kapatır, iç kesimde, zeytin "ormanları"nın bulunduğu yerler (Sahil ve Sfaks bölgesi) dışında, bozkır ağır basmaya başlar; büyük şotların güneyinde, yer yer hamadalara, reglere ve iyice güneyde Büyük Doğu erginin ucuyla yer yer kesilen gerçek çöle geçilir.

Nüfus


Ortalama yoğunluk düşüktür (1990’da km2’ye 53 kişi); ancak nüfus ülke düzeyinde çok eşitsiz bir biçimde dağılmış olduğundan, bu düşüklük büyük bir anlam taşımaz: Tunusluların büyük bölümü Bizerte ve Sfaks arasında uzanan kıyı bölgelerinde yaşar ve buralarda nüfus yoğunluğu çoğu kez km2'de 100 kişinin üstündedir (özellikle Bizerte, Tunus, Nebil ve Sfaks kentlerinde). Orta Mecerda, iç kesimde nüfusun yoğun olduğu tek merkezdir (Kayrevan’la birlikte). Bunun dışındaki yerlerde, K. ve G. kıyılarında ve ülkenin içlerinde yoğunluk düşüktür; hatta dağlık bölgelerde km2’ye 50, güneyde ise 10 kişiden az düşer.
Nüfus, kültür bakımından homojendir; Sünni müslümandı); ve arapça konuşur (fransızca ortak yabancı dil olma niteliğini sürdürmektedir), çünkü berberice konuşan bir azınlık olmadığı gibi, ülkede yabancı da pek kalmamıştır (1980'de % 0,2'si transız olmak üzere toplam nüfusun % 0,6'sı; oysa 1956'da bu oran % 10 idi). Doğum oranının dünya ortalamasının altına düşmesine rağmen (1989’da %„ 25) ölüm oranının da hızla düşmesi (1989’da 4,4) nedeniyle, nüfus artışı devam etmektedir.
Ad:  Tunus ve Tunus Tarihi5.jpg
Gösterim: 49
Boyut:  70.5 KB
Bu aşırı yüksek doğal nüfus artışı karşısında, Tunus’un demografik geçiş dönemine yeni girmekte olduğu söylenebilir. Bu yüzden nüfus çok gençtir; Tunuslular’ın % 40'ının yaşı 15’in altında, % 52,5’inin yaşı 15 ile 64 arasında ve ancak % 4’ünün yaşı 65'in üstündedir. Bu durum, emek piyasasında önemli sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Üstelik, ülkede toplumsal eşitsizlikler çok büyüktür; iktidarı büyük ölçüde elinde bulunduran varlıklı bir azınlığın yanı sıra kalabalık bir orta sınıf ve özellikle iş peşinde koşan niteliksiz yoksul kitleler bulunmaktadır. Ülkenin çeşitli bölümlerinin eşitsiz gelişmişliği, toplumsal eşitsizlik ve demografik büyüme hep birlikte göç hareketlerine neden olmaktadır iç kesimde kırsal göç, nüfusun özellikle gençlerden oluşan bir bölümünün iş bulmak için kentlere akmasına yol açarken, Libya ve Fransa yönündeki başka bir göç şıkımı da (iktisadi bunalım yüzünden yavaşladı) nüfusun bir başka bölümünü alıp götürmektedir. Bütünüyle ele alındığında ekonomi, iş talebini karşılamakta güçlük çekmektedir.

Ekonomi


Kırsal bölgelerde tarım hâlâ egemen iktisadi etkinliği oluşturmaktadır. Ancak, birinci kesim çok küçülmüştür: 1956’da etkin nüfusun % 56'sını kendinde toplarken, bugün ancak % 32'sini toplamaktadır. Tarım, en iyi toprakların 800 000 ha'ını işgal eden kolonızasyondan etkilenmiştir. Bağımsızlıktan sonra elkonulan bu topraklar, bir kooperatifçilik denemesinin çekirdeğini oluşturdu. 1960’tan 1970’e kadar süren bu deneme sırasında, ekilen arazinin hemen tümü (1969'da 4 700 000 ha), üretim kooperatifleri birlikleri içinde toplandı. 1970'te bu denemeden vazgeçildi ve kooperatiflere katılan özel topraklar, sahiplerine geri verildi; devlete ait olanlarsa ya kiraya verildi, ya satıldı ya da üretim kooperatifleri birlikleri halinde korundu (230 000 ha). 1970'ten sonra, devletin müdahaleci tutumundan vazgeçmesi özel girişimi özendirdi; böylece, yeniden 1960 öncesindeki ikili sürece dönülmüş oldu: bir yanda, yatırım yapabilen, makineler satın alan, varlığını büyüten ve göreli olarak az sayıda işgücüyle piyasa için üretim yapan işletmeciler, öte yanda üretim araçlarından yoksun, genellikle verimsiz topraklar üzerinde toplanmış ve ancak sefalet düzeyinde bir tarım ya da hayvancılıkla yaşamını sürdürebilen ya da göç eden köylüler. Kentlilerin (özellikle Tunusluların) de yıkıma uğrayan köylülerin mülklerini satın alarak toprak sahibi olmaya başlamaları, kırsal alandaki bu eşitsizliği büsbütün artırdı. Bu yüzden, tarım alanında istihdam azaldı.

Üretimdeki yönelişler, piyasa yasasına göre şekillendi: gelişme, yerel tüketime dönük tarımın aleyhine, dışsatıma dönük sınai ve ticari tarımın lehine oldu. Bağcılık geriledi (1989'da 133 000 t üzüm). Buna karşılık, turunçgiller (1989’da 144 000 t portakal), turfanda meyve ve sebze, fındık, tütün, şekerpancarı ve zeytin üretimi gelişti. Bazı zeytinlikler yeniden düzenlendi ya da modernleştirildi, gençleştirildi ve genişletildi (Sahil'de ve Sfaks'ta). Tahıl tarımı (1989'da 420 000 t buğday) ve hayvancılık (tavukçuluk dışında) nüfusa oranla daha yavaş gelişti. Bu durumda, gittikçe daha çok temel besin maddesinin (yumuşak buğday ve süt ürünleri) dışalımına gerek duyuldu; dışsatım ise, bunalım yüzünden zorlaştı.

Kent, göç yeri haline geldi. Kentsel yaşam Tunus’ta köklü bir geçmişe sahip olmakla birlikte, XX. yy.'da görülmedik bir gelişme gösterdi: 1956’da 1 430 000 olan kentli sayısı (nüfusun % 41,5’i), 1990’da 4 240 000’e yükseldi (% 52,5). Bu nüfusun 1/7'si, her bakımdan diğerlerinden üstün bir kent olan Tunus'ta toplanmıştır. Bununla birlikte, özellikle kıyıda yer alan orta büyüklükte birkaç kent daha vardır: Bizerte, Nebil, Sus, Monastir, Gabes ve özellikle, ülkenin ikinci büyük kenti olan Sfaks. Buna karşılık, iç kesim kent bakımından yoksuldur.

1960’tan sonra çok gelişen sanayi, dış ülkelerden alınan hammadelerden başka toprak altı kaynaklarını (El-Borma hidrokarbonları [1988’de 37,7 milyon varil petrol; ülkenin başlıca dışsatım ürünü], Gafsa fosfatları [1989'da 6,6 Mt] vb.) ve tarım ürünlerini kullanır. Maksatlı olarak iç kesimde kurulan birkaç fabrikanın dışında (Kasserine’deki alfa kâğıt hamuru fabrikası, Beca’daki şeker fabrikası), sanayi genellikle deniz kıyısında gelişmiştir. Bizerte (petrol rafinerisi ve demir çelik fabrikası), Tunus (kurşun), Sfaks (süperfosfat) ve Gabes’te kurulmuş olan bazı fabrikalar maden ürünlerini işler (Gabes'te son zamanlarda yeni bir kimya kompleksi kuruldu). Ancak, hafif sanayi (Bizerte ve Sfaks arasında) egemen durumdadır: tekstil (Sahil, Tunus, Sfaks ve Bizerte'de), tarım-besin (dağınık), deri, makine vb. Pek çok yatırım yapılmış olmasına rağmen balıkçılık (Sfaks ve Mehdiye'de) ikincil bir etkinlik olarak kalmaktadır (1988'de 102 6001).
Nihayet, zanaatların gerilemesine karşılık turizm, Hammamet, Sus-Monastir ve Cerbe'den oluşan üç merkez çevresinde gerçek bir patlama yaptı. Turistler çok döviz getirmekle birlikte (1991'de turizm gelirleri 0,6 milyar dolar) fiyatların yükselmesine neden olmakta, tarımı ve yaşam biçimini olumsuz yönde etkilemektedir Kaldı ki turizm gelirleri (ve hatta göçmenlerin gönderdikleri dövizler) ticaret dengesindeki büyük açığı kapatmaya yetmemektedir. Tunus’un dış ticaretindeki payı hissedilir ölçüde gerilemiş olmasına rağmen Fransa, yine de onun başlıca ticaret ortağıdır.

TARİH


islamdan önceki Tunus


Akdeniz'in doğu havzasıyla batı havzasının birleştiği yerde bulunan ve Sicilya boğazıyla Avrupa'ya yaklaşan (140 km) Tunus, aynı zamanda Mısır'ı Batı Magrib'e bağlayan tek karayolunun ve Sahra dan Kanem ve Bornu’ya gitme olanağı sağlayan kervan yollarının kavşak noktasıdır.

Böylece Tunus'taki ilk berberi göçebelere, genellikle denizden gelen çeşitli etnik öğeler eklenebilmişlerdir. I. binyıl'dan başlayarak Fenikeliler, bugünkü Tunus’un güneyinde ticaret kolonileri kurdular. İ.Û. 820'ye doğru kurulan Tir kolonisi Kartaca", yavaş yavaş bağımsızlaşarak Sicilya boğazındaki ve Küçük Sirte körfezindeki öteki fenike kolonileri üzerinde hegemonya kurdu. Bunun sonucunda, Kuzey Batı Afrika'nın yerleşikleşmiş bölgelerinde oldukça derin bir doğululaşma başlarken, göçebe Berberiler Güney ve Batı bölgelerine doğru püskürtüldüler. Bu Berberiler'in bazıları, hiç değilse kısmen yerleşikleşerek Masinissa ve Jugurtha’nın Numidialılar krallığı’nı kurdular. Kartaca’nın yıkılmasından (I.Ö. 146) sonra Jugurtha, İ.Ö. 105’e kadar roma istilasına karşı koydu Prokonsül Afrika’nın (ROMA AFRİKA- EYALETİ) merkezi olan gelecekteki Tunus, anonanın denetimi altında, Roma’nın tahıl, zeytinyağı ve hatta şarap ambarlarından biri durumuna gelirken ekin tarlaları G.'e doğru durmadan genişledi. Romalılaşan ve kentleşen ülke, lll.-V. yy.’lar arasında hıristiyanlığın Batı’daki kalelerinden birini oluşturdu (Tertullianus, aziz Cyprianus, aziz Augustinus). Ancak ariusçu Mandallar, batıdan saldırarak (429-533) bu kaleyi yıktılar. BizanslIlar (533-698), ülkeyi eski zenginliğine tümüyle kavuşturamadılar; çünkü durmadan ayaklanan Berberiler, ülkenin iç kesimlerini ellerinde tutuyorlardı.

Müslüman ifrikiye (647/698-1228)


647’de başlayan arap istilası sonucu Ukba bin Nafi, islamın Batı'dakı kutsal kenti ve savunma merkezi olan Kayrevan'ı kurdu (670). Kartaca'nın yıkılışından (698) sonra bu kent, müslüman ifrikiye’nin başkenti olarak tanındı. Kırsal ve özellikle bozkırsal bölgelerde romalılaştırma ve hıristiyanlaştırma yüzeysel kaldığı için, İslâmlaştırma ve hatta araplaştırma hızlı ve derin bir nitelik kazandı. Müslüman dünyayla karışıp bütünleşmekle birlikte Berberiler, hariciliği benimseyerek kendi özgünlüklerini korudular. Hariciliği benimseyenler uzun zaman, varlıklarını bazı cebellerde ve Cerbe’de sürdürdü.

Sırasıyla Şam'daki emevi ve Bağdat'taki abbasi halifelere bağımlı bir duruma gelen ifrikiye, yerel olarak Aglebiler, ardından Kayrevan’da şii bir halifelik kuran (910) Fatımiler tarafından yönetildi. 972'de Fatımiler, başkentlerini Kahire'ye taşıdıkları zaman İfrikiye, onlar tarafından berberi Ziriler hanedanının buyruğuna verildi ve 1048'de bu hanedan, Fatımiler’in süzerenliğini reddetti. Öçlerini almak için Fatımiler, Beni Hilal göçebelerini bu ülke üzerine saldırttılar. Sürüleri için yeniden bir bozkır yaratmak ereğiyle bu göçebeler, kentleri (Kayrevan, 1057) ve ekin tarlalarını sistemli bir biçimde ortadan kaldırdılar. ifrikiye'yi sekiz yüzyılı aşkın bir süre yıkıma uğratan bu istila, ülkenin Beni Hilal tarafından yasallaştırılan sayısız prenslikler biçiminde parçalanmasına yol açtı ve Sicilya kralı Ruggero ll'nın müdahalesini kamçıladı. Ruggero II Cerbe'yi (1134), Mehdiye'yi (1148) vb. ele geçirdi. Hıristiyanlığın bu gelişmesini önlemek amacıyla muvahhit Fas halifesi Abdülmümin, Normanlar'ı kovdu (1159-60) ve ifrikiye'yi Tunus'ta oturan bir vali tarafından yönetilen bir eyalet durumuna getirdi, ifrikiye, Tunus oldu.

Tunus Hafsi krallığı (1228/29-1574)


Muvahhitler'in Tunus'un başına getirdikleri Ebu Muhammet adlı bir genel vali, Hafsi hanedanını kurdu. Bu hanedan Tunus’u, bağımsız bir krallık (1228/29-1574) durumuna getirdi. Muvahhıtler'in ortadan kalk malarına (1269) kadar Hafsiler, bir yandan onlara vergi ödemeyi sürdürmekle birlikte, bir yandan da başında özellikle dönek hıristiyanlar ya da tunus burjuvaları bulunan bir yönetim ve endülüs ve arap paralı askerlerden oluşan bir ordu kurdular. Bu askerlerle Ebu Zekerıya (1229-1249), Cezayir (1235) ve Tlemsen'i (1242) işgal ederek, devletine en geniş sınırlarını kazandırdı. Oğlu el-Mustansır, onun hıristiyanlığı benimseme olasılığına inanan Saint Louis'yı püskürttüyse de (1270) ar dılları, bir ıç ayaklanma sonucu yitirdikleri (1279-1284) iktidara ancak Ebu Hafs (1284-1295) sayesinde kavuşabildiler. Beni Süleym göçebelerinin saldırılarıyla ve Fas'taki Meriniler’in müdahalesini kolaylaştıran veraset bunalımlarıyla (1347-1350 ve 1357-58) sarsılan Tunus, Beni Süleymler’i uzaklaştıran ve 1391'de ispanya’dan kovulan Yahudiler’e kucak açan Ebülab- bas (1370-1394) ve Ebu Faris (1394-1434) döneminde birlik ve iktisadi gelişmesini yeniden sağladı.

XVI. yy.'da ispanya ve OsmanlI imparatorluğu'nun Sicilya boğazı için gösterdikleri eşit ancak karşıt ilgi, Hafsiler'in çökmesine yol açtı. Tunus’un Barbaros Hayrettin tarafından alınması (1534) üzerine Hafsi Haşan (1526-1542), Kari V'in yardımını sağladı. Kari V, Hasan'ın başkentini işgal ettiyse de (1535) onu süzerenlığı altına aldı. Bu durum Turgut Reis ve Cezayir paşası Kılıç Ali Raşa'nın müdahalesine yol açtı ve Turgut Reis, Gafsa (1556) ve Kayrevan'ı (1558) ele geçirirken, Kılıç Ali-Paşa da Tunus'u aldı (1569). Don Juan de Austria'nın bir süre için yeniden işgal ettiği (1573) bu kent, Türkler tarafından geri alındı (1574) ve Tunus bir osmanlı eyaleti durumuna geldi.

Fransız müdahalesine kadar Tunus naipliği (1574-1881)


Osmanlı yönetiminde geçen birkaç yıldan sonra yeniçeriler, iktidarı dayı denilen bir ast subaya bıraktılar (1590). Yönetim ve mâliyeyi denetleyen bey, dayıya yardımcılık ediyordu. Çok geçmeden dayı, beyin vesayeti altına girdi. Murat I (1612-1631), ilk beylik hanedanı olan Muradiler hanedanını kurdu. Murat II (1659-1675), dayıyı hapse attı (1671). 1705'te ikinci beylik hanedanının kurucusu Hüseyn bin Ali (1705-1740), dayılık görevine son verdi. Osmanlı egemenliği varsayımı sürdürülmekle birlikte, Hüseyn bin Ali’nin başa geçmesi türk öğeyi tunus milletine dönüştürdü.

Hükümdarın despotluğuna rağmen, 1710'dan başlayarak babadan oğla geçen hükümdarlık otoritesi, başlangıçta Tunus ve büyük kentleri pek aşmıyordu; çünkü iç kesimlerdeki rakip klanların söz dinlemezliği Cezayir, İstanbul ve AvrupalIlar tarafından destekleniyordu. Hatta Cezayir, Tunus'a bir vergi bile yükledi (1756) ve Tunus bu vergiden ancak İstanbul tarafından kurtarıldı (1821). Bu yüzden iç kesimlerin gerçekten fethi, ancak Ali Bey (1759-1782) ve Hammude Bey(1782-1814) dönemlerinde tamamlandı. Kent pazarları canlandı (XVIII.yy.’da Kayrevan’ın yeniden kuruluşu), limanlar yapıldı; 1609'da ispanya’dan kovulan Moriskolar, Mecerda ovasının ve Bon burnunun değerlendirilmesine girişti. Gerçekte en kârlı etkinlik, korsanlıktı, ingilizler'in karşı koydukları bu etkinlik, Fransızlar’ın limanlarda kapitülasyonlar rejimine bağlı (bir konsolosun varlığı) funduklar kurmasını engellemedi. Kurulan ilk funduk, Tunus'taki Marsilyalılar' ın funduğuydu (1577). Ayrıca Cezayir'e karşı Naiplikle bağlaşan (1685) Fransa, onun ticaretini de denetliyordu. XVI. yy.' dan başlayarak Cezayir-Tunus sınırında işletilen mercan avı alanlarını eline geçiren (1700) Afrika şirketi, Bon burnunda sömürgeler kurdu (1781).

Fransızlar'ın Cezayir'i işgali (1830) ve Fransızlarla ingilizler’in kölelik (1819) ve korsanlığı (1824) yasaklamaları, Ingiliz ticaret ve sanayi işletmeleriyle İtalyan tarım ve ticaret kolonilerinin gelişmesine ve ordu, demiryolları ve yönetimde etkinlik gösteren transız öğenin artmasına yol açtı. Borçlanma, iflaslar ve uluslararası bir ingiliz-fransız-italyan mali komisyonunun kurulmasıyla (1869) sonuçlandı. Berlin kongresi'nde (1878), Fransa'nın Tunus'taki özel çıkarları kabul edildi. Ardından Bardo antlaşması (1881) ve el Marsa sözleşmesiyle (1883), transız protektorası kuruldu.

Fransız protektorası (1881/1883-1956)


1885'te Paul Cambon, genel valiliğe getirildi ve Kayidler’in yerine sivil denetmenler yerleştirdi. Siyasal yaşam, kentsel "Genç Tunus" partisinin kurulması (1907), 1911 ayaklanmaları ve 1911-1921 arasında süren uzun bastırma dönemiyle belirginleşti. 1920'de Destur, 1933'te Habib Burgiba'nın laik ve tunus milliyetçisi Yeni Destur partileri kuruldu. 1934'te Yeni Destur, Eski Destur’un islanf reformculuğu geleneğinden koptu. Yem Destur yöneticileri sürgüne gönderildi. Löon Blum hükümetinin giriştiği görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine kanlı olaylar patlak verdi (1937) ve sıkıyönetim ilan edildi. Kasım 1942-mayıs 1943 arasında Almanlar tarafından işgal edilen ülke, Tunus savaşı'yla kurtarıldı. 1950’de, Burgiba’dan daha radikal bir siyasetçi olan Yeni Destur genel sekreteri Salah bin Yusuf, genel valinin izniyle Lemin Bey tarafından kurulan hükümete katıldı. Bununla birlikte fransız uzlaşmazlığı, Yeni Destur'da bir katılaşmaya (1952-1954) ve terörizme yönelişe yol açtı. R Menös France’ın vaat ettiği iç özerklik (1954), Burgiba tarafından kabul edildi (1955). 20 mart 1956'da tam bağımsızlık ilan edildi.

Bağımsız Tunus


Hükümet başkanı Burgiba, Salah bin Yusuf’un muhalefetini bastırdı (1956-57), laik eğilimli kişisel haklar yasasını yürürlüğe soktu (1956), Lemin Bey’i iş başından uzaklaştırdı ve Cumhuriyeti ilan etti. Cezayir savaşı sırasında, Fransa ile Tunus arasındaki ilişkiler bozuldu (Şizerte sorunu, 1961), ardından kolonların topraklarına yönelik ulusallaştırmaların yol açtığı sorunlar daha da ağırlaştı (1964). 1947'de kurulan Tunuslu işçiler genel birliği ile başkanın 1964'te Sosyalist Destur partisi adını alan partisi arasında gelişen gerginlik, siyasal yaşama egemen oldu. Hatta Sosyalist Destur partisi içinde bile, radikal bir toprak reformu yanlılarıyla ılımlılar çatışıyorlardı. Rejimin liberalleştirilmesi için 1975'li yıllarda üniversite ve sendikalarda girişilen hareketlere rağmen Burgiba ve Başbakan H.Nüveyre (1970 -1980), ardından Başbakan M.Mzali (1980 -1986), çokpartili düzene ancak 1983 yılında resmen geçebildiler. 1986 yılında M. Mzali başbakanlık görevinden alındı ve yerine Raşit Sfar geçirildi.

Dış siyaset alanında, Tunus'un İsrail karşısındaki ılımlı tutumu, Nasır'ın yönlendirdiği Arap Birliği ile gerginliklere ve Mısırla diplomatik ilişkilerin kesilmesine yol açtı (1966-1967). Cezayir ve Tunus arasındaki sınır sorunları 1968 ve 1983'te çözüme bağlandı, Libya ile bir birleşme tasarısı (1974) başarısızlığa uğradı. 1979'da Tunus, Mısır'ın çıkarıldığı Arap Birliği merkezine ve FKÖ yönetim organlarına kucak açınca 1985 yılında İsrail’in baskınına uğradı. Petrol fiyatlarının düşmesi ve üretiminin azaltılması tunus ekonomisini olumsuz etkiledi. Dışalımlar azaltıldı, besin maddelerinden devlet sübvansiyonu kaldırıldı; tahıl ürünlerinin fiyatları yükseldi. Tunus ve diğer büyük kentlerde gösteriler başladı (aralık 1983). Olağanüstü durum ilan edildi. Burgiba zamların ertelendiğini açıklayınca çatışmalar durdu, ama grevler sürdü. Ekim 1985'te Tunus'ta bulunan FKÖ karargâhı İsrail uçakları tarafından bombalandı ve 20 tunuslu öldü. Saldırı İslam ülkelerinin yanı sıra AT ve Birleşmiş millerler'ce de kınandı. Temmuz 1986’da liberal siyaset yanlısı muhalefete, sınırlı da olsa birtakım özgürlükler tanımaktan yana olan Başbakan Mzali, yeterli ekonomik önlemler almadığı gerekçesiyle görevden uzaklaştırıldı.
Ad:  Tunus ve Tunus Tarihi6.jpg
Gösterim: 64
Boyut:  78.1 KB
Libya ile ilişkiler, 25 000 tunuslu işçinin geri gönderilmesi üzerine, eylül 1985'te kesildi. Tutucu İslamcı örgütlere karşı mücadele sürdürüldü; örgütlerin üyeleri çeşitli cezalara çarptırıldı. Nisan 1987’de İçişleri bakanı general Zeynelabidin bin Ali, Başbakanlığa getirildi. 7 kasım 1987'de yaşam boyu Cumhurbaşkanı seçilmiş olan Burgiba, bozulan sağlığı ileri sürülerek ve doktorların verdikleri rapora dayanılarak Başbakan tarafından görevden alındı. Anayasa gereği, Başbakan Zeynelabidin Cumhurbaşkanı oldu. İktidardaki Sosyalist Destur partisi’nin adı, nisan 1988'de Anayasal demokratik ittifak olarak değiştirildi Temmuz 1988'de Anayasa’da yapılan değişiklikle yaşam boyu Cumhurbaşkanlığı ve cumhurbaşkanı çekildiğinde başbakanın onun yerini alması kuralı kaldırıldı; Cumhurbaşkanı için 70 yaş sınırı kondu. Libya lideri Kaddafi 1989 başında Tunus'u ziyaret etti. Kıyıda petrol arama çalışmaları ve Cezayir'den Libya'ya uzanan petrol boruhattının yapımı gibi Libya-Tunus ortak projelerinde önemli ilerlemeler sağlandı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde tek aday Zeynelabidin, oyların % 99'unu topladı. 7 partinin katılmasına izin verilen meclis seçiminde de iktidardaki Anayasal demokratik ittifak oyların % 80’ini aldı.

Eylülde Zeynelabidin, ekonomik reformlara karşı çıkan Bakuş'u görevden alarak, yerine Hamed Karui'yi atadı. Hükümet işçi çıkarmaların halk arasında yol açtığı tepkinin büyümesini önlemek için özelleştirme programını yavaşlatma kararı aldı (1991). Körfez savaşı sırasında, Birleşmiş milletler'in verdiği yetki çerçevesinde Irak'la savaşan güçlere duyulan tepki, hükümeti önemli sorunlarla karşı karşıya getirdi. Zeynelabidin bir yandan Irak'ı bombalayan kuvvetlere karşı çıkarken, bir yandan da Batılı devletlere Tunus'un savaşta tarafsız kalacağını anlatmaya çalıştı. ABD ve Kuveyt, Tunus'a yapmayı kararlaştırmış oldukları yardım ve yatırımları durdurdular, ancak cumhurbaşkanı halkın desteğini kazandı. Şeriatçı hareket 1991 yılı boyunca da ciddi bir sorun olarak gündemdeydi. Arkasında resmen tanınmayan Nahda partisi’nin bulunduğu sanılan olaylar, yaygın tutuklamalara yol açtı; hükümet şeriatçı akımlarla mücadeleyi sürdürdü.

EDEBİYAT
fransızca edebiyat
Jaffar, 1924) ve J. Vignaud'nun yapıtlarında da belli bir tunus imgesi vardır. Bas- makalıplıklar sürmekle birlikte, tunus gerçekliğine sevgiyle bakan yapıtlar da yazılabilmiştir. Marius Scalösi, çok derin bir şiir bırakmış (Podmes d'un maudit, 1923) ve Tunus, romancıları her zaman kendine çekmiştir.

Tunuslu yazarlar Tunus edebiyatı ilkin ve özellikle arap dilinde yazılmış bir edebiyattır. Bununla birlikte, 1920'li yıllardan başlayarak, özellikle tunuslu yahudi cemaat içinde, Vitalis Danon, Ryvel, Cösar Benattar ve Claude Bönady gibi bazı yazarlar fransızca masal, hikâye ve romanlar yayımladı. Paris'te yaşayan Albert Memmi (doğm. 1920), la Statue de sel adlı özyaşamöyküsel esinli romanıyla 1953'te parlak bir giriş yaptı ve bu romanı, egemenlik altına alınmış ve sömürgeleştirilmiş insan ve Yahudiler'in toplumsal durumu üzerine yazılmış öteki roman ve denemeler izledi. Müslüman Tunuslular birçok şiir (Mustafa Kurda, Ahmet Şergi, Salah Ferhaj) ve roman (Mahmut Aslan) yazdılarsa da, asıl önemli yapıtlar son yıllarda yazıldı. Mustafa Tlili (doğm. 1937), la Rage aux Iripes (1975) adlı romanında kahramanın "soysuzluk" karşısında duyduğu öfkeyi dile getirdi ve eski sömürge halkını kurtuluş mücadelesine teşvik etti. Le bruit dört (1978) adlı romanıyla, gene kendilerini arayan dış ve iç sürgündeki insanları ortaya koydu. Abdülvahab Meddeb (doğm. 1946), Talismano (1979) adlı yapıtında her yana eğilip bûkülebilen bir dil kullanarak bellek-kent, geçmiş, özdeşlik ve ayrım üzerine bir roman yazdı. Suat Gelluz, Cehle Hafsiye, Ayşe Şaibi ve Suat Hedri gibi tunuslu kadınlar, duygu ve düşüncelerini yazıyla açıkladılar. Salah Germedi (Avec ou sans. 1970), Münsif Gaşim (Car vivre est un pays. 1978), Mustafa Şelbi (la Chute vers le sommet, 1978), Lerbi bin Ali, Mecid el-Hussi (Imagivresse, ,1973; iris Ilriçiya. 1981), Hödi Buravi (Eclate modüle, 1972; Vdsuviade, 1976) ve Muhammet Azize gibi bazı yetenekli şairler seslerini duyurdular. Hişem Ceyt, Muhammet Talbi, Abdülcelil Temimi, Beşir Tlili, Selahattin Tletli, Abdülvahab Buhdiba ve Hele Beci gibi tarihçi ve denemeciler, yapıtlarını fransızca yayımladılar.

arapça edebiyat
XIX. yy. sonunda tunus toplumu üzerindeki batı etkisini izleyen düşünce akımına genellikle "Rönesans" adı verilir. Rönesans’ın etkisi, arapçada batı dillerindekinden daha geniş bir anlam (edeb) taşıyan “edebiyat" üzerinde de kendini duyurdu. Reformcu metinler Ortadoğu'daki düşünce akımlarına yaklaşarak özellikle Cezayir’deki fransız sömürgeleştirmeye karşı bir tepki uyandırdı. Ahmet Bey'in girişimlerine bağlı olarak basımcılığın da gelişmesi, bu metinlerin yayılmasını kolaylaştırdı.

Klasik türler arasında makame, kendini yenilemek olanağını pek bulamazken şiir. Mahmut Kabadu’nun (1812-1871) yapıtlarıyla ileriye dönük bir düşüncenin iletim aracı durumuna geldi. Ancak yazı alanında ortaya çıkan değişikliği en iyi gösteren yapıtlar, liberallerin temsilcisi bakan Hayrettin'in (Heredin) [1820'ye doğr. - 1889], gelenekçilerin temsilcisi Zeytune şeyhi Bayram V'in (1840-1889) yazıları ve Bin Ziyaf'ın (1804-1874) kronikleri gibi kroniklerdi. Uyaklı ve ritimli düzyazının kullanılmasıyla bu yapıtlar, el-Baci el-Mes'udi' nin (1810-1880) yapıtları gibi sipariş şiirle övgü ürünü destekleyen dönemlerin özelliğini yansıtıyorlardı.
Toplumsal reform isteği, aydınların bilinçlenmesiyle birlikte XX. yy. başında kendini gösterdi. Beşır Sfar (1863-1917), dersler, konferanslar ve bir de kitaplıkla bilgi açlığı çeken insanları besleyen Halduniyye'nin başına geçti. Milliyetçiliğin ilk bigileri buradan kaynaklandı. Salih es -Sviri'nin (1874-1940) yapıtlarıyla roman türü ortaya çıkarken, seyirciler Tunuslular' ın yazdığı ilk tiyatro oyunlarını alkışladılar.

30'lu yıllar yöresinde, birçok arapça süreli yayın aracılığıyla, görülmemiş bir edebiyat ve kültür etkinliği başladı. Yazarlar, gazetecilikle sanatçılık arasında bocalıyordu. 1931-1936 arasında Zin (Zeyn) elabıdin es-Sanusi'nin yayımladığı Edebiyat dünyası adlı dergi, Zituna Üniversitesi dergisiyle birlikte, bunların çoğunu yönlendirdi.

Tahtus-Sur ("Surlar altında") grubunun, bir okul oluşturduğu söylenebilir. Çeviri ve uyarlama çalışmalarından sonra bu grup, tunus hikâyesinin ortaya çıkmasını sağladı. Edebiyat daha halkçı bir renklilik kazandı. Zarif bir güldürücü olan Ali ed -Duacı (1909-1949), tam bir gelişme içindeki toplumsal sınıfların yaşadıkları dramın algılanmasına yol açtı. Anlatım yolları, Mahmut Bayram et-Tunusi’nin (1893 -1961) anlatım yollarını andırıyordu.

Ebülkasım eş-Şabbı (1909-1934), şiir üzerine konferanslar verdi (l'imagination poötique chez les Arabes [fr. çev.], Araplar’da şiirsel imgelem), şiir kitapları yayımladı. Bununla birlikte şair, kadını ve emekçiyi savunan militan et-Tahir el-Haddad (1899-1935) gibi, "değeri bilinmemiş bir peygamber" olarak kaldı. Abdurrezzak Karabake (1901-1945) ve Said Ebubekir (1899-1948), bu şairlere benzemeyen iki ahlakçıydı. Mebahit'in başyazarı Mahmut el-Mesedi'nin (doğm. 1911) Barage (fr. çev.) adlı yapıtı, 1955'te yayımlandı.

Bağımsızlığın başlangıcında, edebiyat yaşamı yönetim çalışmalarının gölgesinde kaldı. Yayıncılıkta ilk kıpırdanmalar, ancak birkaç yıl sonra ortaya çıkabildi. Bu nun üzerine edebiyatçılar, el-Fikr (Fikir) ve et-Tecdid (Yenilik) dergileriyle el-Amel (Eylem) gazetesinin ekinde yazmaya başladılar. Yazıların yarısı süreli yayınlarda yayımlanıyordu.

Bazı yapıtlar, geçmişe yöneldi. Herhangi bir düzeydeki hiçbir şey, tartışma konusu yapılmadı. Klasik bir dil ve geleneksel bir prozodiyle şiir, dinsel özdeyişlerin ve ahlakçı düşüncelerin şiiri durumuna geldi. Öğretici tiyatro, tumturaklı bir tiyatro olarak kaldı. Hikâyelerde ya aile konuları ele alındı ya da gerçekliği kabaca yansıtmakla yetinildi.

Yurtsever hareket, bir başka eğilimin verilerini sağladı Muhammet el-Marzuki (1916-1981), halk efsanelerini topladı Münevver Samadih (doğm. 1931) ve halkı kendi kahramanı durumuna getiren güdümlü yazar Midani bin Salah (doğm. 1929), esin ufuklarını genişletti. Ahmet el -Kadidi’yi de (doğm. 1946) bunlar arasına sokabiliriz.

iki dilli bağımsızlık kuşağının yeniklasik edebiyatına böyle geçildi. Tahir Giga'nın (doğm. 1922) hikâyelerinde siyasal durumun felsefi bir düşünceye dayanan çözümlemesi önerilirken, bu türün ustası olan Haşan Nasr'ın (doğm. 1937) hikâyelerinde değişim içindeki toplumun sorunları geride bırakıldı. Şiirlerinde Cafer Macıd (doğm. 1940), çağdaş insanın kazanımları karşısında duraksarken, Mustafa el-Farisi (doğm. 1931) çağdaş insanın tüm anlaşılmazlığını ortaya koydu.
Romandaki gerçekçi eğilimin öncüsü el-Beşir Hrayif (doğm, 1917), diyaloglarda konuşma dilini kullandı ve kadına önemli bir yer verdi. Başlıca izleyicileri:

Muhammet el-Arusi el-Metvi (doğm. 1920; les Mûres ameres [fr. çev] de olağanüstüye yöneldi); Reşat el-Hamzavi (doğm. 1934; yapıtlarında fantastik [Tarnanno] ve toplumsal esin (Boudouda est mort [fr. çev] yan yana gider); Muhammet Salih el-Cabiri (doğm. 1940); işçi ve burjuvazinin savaşımı üzerine tarihsel freksler (Un jour a Zamra [fr çev.]; La mer rejette ses epaves [fr. çev] yarattı) ve masalcı Abdülaziz el-Arvi (1898-1971).

Yeni kuşak, gençlerin içinde yerleri olacak bir dünya yaratmaya girişti. Sözcülüklerini izzettin el-Medeni (doğm. 1938) yapıyordu. L'Homme zero'nun (fr. çev.) duygu ve düşüncelerini, düşsellik kaynağından yararlanarak dile getirmeye çalıştı. Toplumsal ve dinsel tabulara var gücüyle karşı çıktı. Halk ve iktidar arasındaki ilişkiler sorununu ele aldı ve deneysel edebiyatın ideolojik temellerini attı. Semir el-Ayyadi’nin (doğm. 1947) öfkeli hikâyelerinde, bu uğraşların dolaysız bir yansıması vardı. Le Vacarme du silence (fr. çev.) adlı bir kitapta toplanan bu hikâyelerde, ses tonu öncelik kazanıyordu. Bu yolda daha ileri giden Arusiyye en-Naluti (doğm. 1950), la Cinçuieme Dimension (fr. çev) adlı yapıtında, erkek ve kadının acı çektikleri kötülüklere çare olarak ortaklaşa eylemi önerdi. Et-Tahir el-Hammami'nin (doğm. 1947) şiirinde halk, hak ettiği yere kavuştu. Fadıl Ceybı (doğm. 1945) yönetimindeki “Yeni Tiyatro’'da sahnelenen beş oyun gibi bu şiirler de, genellikle lehçesel arapçayla yazılmışlardı.

GÜZEL SANATLAR
• Roma dönemi - AFRİKA eyaleti. (Roma)
• İslam sanalı Kayrevan'daki görkemli Sidi Ukba Ulu camisi (800-909), Sus ve Monastir'deki çok güzel ribatlar (IX. yy ), Tunus'taki el-Zeytune camisi (732'de yapıldı) ve Gafsa, Beca ve Sus camileri gibi Tunus'ta, islamın ilk yüzyıllarından kalma birçok dikkat çekici anıt vardır. Marangozluk (Sidi Ukba Ulu camisi'nin minber ve maksuresi) ve deri işi başyapıtları da bu dönemden kalmadır. Fatımiler’in, sonradan mısır sanatını gözle görülür bir biçimde etkileyen ilk yapıtlarını da Tunus'ta aramak gerekir (Sfaks ve Mehdiye Ulu camileri). Bu yüzden daha sonraki yapıtlar daha az ilgi çekmiş ve genellikle de bu eski yapıtlar kadar beğenilmemışlerdır. Önemli olmayan gelişme, özellikle bir zariflik ve hafiflik arayışına yönelmiştir (aralarında XV. yy.’da Kayrevan’da yapılan ve Berber camisi denen Sidi Sahib medresesi'nin de olduğu birçok medrese ve Tunus'taki kasaba camisinin de bulunduğu camiler). Osmanlı egemenliği döneminde ülkede, genellikle hypostylos üslubuna ve kare minareye bağlı kalındı Bununla birlikte, bazen bir İtalyan etkisiyle de karışan türk etkisi seramik, halıcılık gibi küçük sanatları derinden derine etkiledi ve büyük kubbe (Tunus'taki Sidi Mahriz camisi, 1675'e doğr), almaşan renkli kemertaşları, çokgen ya da yuvarlak minareler gibi bazı mimarlık örneklerinin benimsenmesine yol açtı.
Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 19 Mart 2017 21:35


Daha fazla sonuç:
tunus tarihi

Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç