Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 20.057|Cevap: 7|Güncelleme: 7 Mayıs 2016

Kalp Nedir - Kalbin Yapısı ve Görevleri

14 Mayıs 2009 13:05   |   Mesaj #1   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Kalp (Yürek)
Vücutta kan dolaşımını sağlayan temel organ; yürek.
İlkel hayvanlarda çoğu zaman bir damardan ya da bir damarın genleşmesinden meydana gelir (derisidikenliler, solucanlar, eklembacaklılar). Özel bir organ olarak kalp ilk kez yumuşakçalarda görülür.
Sponsorlu Bağlantılar

Kalpte temiz ve kirli kanın ayrı ayrı bölmelerde bulunması ilk kuşlarda başlar. İnsan kalbi yaklaşık yumruk büyüklüğünde, armut biçiminde ve ağırlığı 300 gram dolayındadır. Kaburgaların içinde sağ ve sol akciğer arasında, alt ucu sol yana uzanmış bir biçimde durur. Biçimini, vücut boşluğunda sallanmamasını ve konumunu korumasını perikardiyum (kalbi saran kılıf) sağlar.

Kalbin kasılma ve gevşemelerini sağlayan asıl kalın kas duvarı miyokardiyumdur. En içte de endokardiyum olarak adlandırılan ince düz bir zar vardır. Kalp birbirine benzeyen, fakat bağlantısı olmayan iki bölümden oluşur. Yine her bölüm kendi içinde birbirine açılan iki boşluk içerir. Bunlardan ince duvarlı olan üst boşluklara kulakçık, alt boşluklara karıncık denir.

Vücutta dolaşan kirli kan sağ kulakçığa iki büyük toplardamarla gelir, buradan sağ karıncık yoluyla akciğer atardamarına girerek akciğerlerde temizlenir ve sol kulakçıktan sol karıncığa, oradan da aorta geçerek vücuda yollanır. İki kulakçık birlikte büzülür. Bu büzülme kalp vuruşudur. Kulakçıklar kanı karıncıklara boşalttıktan sonra gevşerler. Bu hareket düzenli bir tempoyla olur. Normal olarak kalp dakikada 70-80 kez atar ve bu yaşam boyunca sürer. Yalnız heyecan ve korku gibi durumlarda bu sayı artar, uyku durumundaysa düşer.


Kalbin atışının üç boyutlu ultrasonografide görünümü
Ad:  Apikal4D.gif
Gösterim: 486
Boyut:  704.7 KB
Kalp veya yürek (Arapça: قلب kalb; Latince: cor; Yunanca: Καρδιά = kardia), kalp kası olarak bilinen özel bir tip çizgili kastan oluşmuş kendiliğinden kasılma özelliğine sahip kuvvetli bir pompadır.
Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin korunması, hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gerekir. Bütün bu işlemleri kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sistemi yapar.
Kalp bu sistem içerisinde motor görevi yapar. Kalp insanda dakikada 60-80 vuruş arasında değişen bir hızla günde 9000 litre kanı vücuda pompalar. Günde yaklaşık 100 bin, yılda 40 milyon, tüm insan hayatı boyunca yaklaşık 2,5 milyar kere, hiç durmadan yaklaşık 8 ton kanı vücuda pompalar. Normal bir insanda ortalama ağırlığı 250-300 gramdır.
Kalp memelilerde 4 odacıklı ve 4 kapakçıklıdır. Odacıklar sağ odacıklar ve sol odacıklar olarak 2 ana bölümden oluşur.

Sağ bölüm, kanın vücuttan döndüğü odacık olan sağ kulakçık (atriyum) sonra triküsbit kapak adı verilen 3 yaprakçıklı bir kapakçık ile ana odacık olan sağ karıncıktan (ventrikül) oluşur.
Diastolik evre
  • Kan vücutta oksijeni ve besin öğeleri kullanıldıktan sonra vena cava adı verilen 2 adet ana toplardamar ile sağ kulakçığa gelir.
  • Sağ kulakçıktan kan yerçekimi ve kulakçık kasılması ile aradaki kapak olan triküsbit kapaktan (3 yaprakçıklı kapak) geçerek sağ karıncığa girer.
  • Sağ karıncık ile pulmoner atardamar arasındaki kapağa da pulmoner kapakçık adı verilir. Sağ karıncık kanı pulmoner atardamar adını verdiğimiz bir damar yoluyla akciğerlere pompalar.
Sol bölüme kan akciğerlerden oksijenden zenginleştirilmiş olarak gelir.
Sistolik evre
  • Sol kulakçığa gelen bu kan yerçekiminin de etkisi ile ve biraz da sol kulakçığın kasılması yardımı ile sonradaki kapak olan mitral kapakçık adı verilen 2 yaprakçıklı bir kapaktan sol karıncığa akar.
  • Sol karıncık ile aort atardamarı arasında aort kapakçığı denilen 3 yaprakçıklı bir kapak bulunmaktadır. Sol karıncıktan temiz kan güçlü kasların kasılması etkisi ile aort atardamarı denilen ana atardamar vasıtasıyla vücuda sunulur.
  • Elimizi göğsümüzün sol tarafına götürdüğümüzde kalbimizden gelen sesin nedeni kulakçık ile karıncık arasındaki kapakçıkların açılıp kapanmasıdır.

Son düzenleyen Safi; 7 Mayıs 2016 00:31 Sebep: resim eklendi.
CenneT-ul Meva
1 Ekim 2010 21:26   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Kalbin Özellikleri
  • İnsan vücudundaki atardamartoplardamar ve kılcal damarların toplam uzunluğu yaklaşık 96 000 km uzunluğundadır ve dünyanın çevresini iki defa dönebilecek uzunluktadır.
    Ad:  kalp nedir.jpg
Gösterim: 172
Boyut:  38.2 KB
  • Erişkin insan kalbi her dakika 5 litreher gün 9000 litre kanı vücuda pompalamaktadır.
  • Kalp her gün yaklaşık 100.000 defa atmaktadır.
  • Ortalama 70 yıllık bir yaşam süresince 25 milyar defa kalp atmaktadır.
  • İnsan kalbinin ağırlığı kadında 250 erkek de 300 gram kadardır.
  • Bir çocuğun kalbi yaklaşık sıkılı bir yumruk kadarerişkin kalbi iki yumruk kadar büyüklüktedir.
  • Kanın %78′i sudur.
  • Kan yaklaşık 20 saniyede tüm beden yolculuğunu tamamlamaktadır.
  • Kalbin yapısı ilk defa 1706 yılında bir Fransız anatomi profesörü olan Raymond Viessens tarafından tanımlanmıştır.
  • Elektrokardiyografi aygıtı bir Hollandalı fizyolog olan Einthoven tarafından 1902′de keşfedilmiştir.


Kalp Nedir
Kalp göğsün ortasında yer alan, kaslardan oluşan bir organdır. Dört gözlüdür, iki kulakçıklar (Atrium), ikisi de karıncıklar (Ventrikul) olmak üzere; Dıştan içe üç tabakadan oluşur.

Perikard : Bağ dokudan yapılmış, koruyucu çift kat şeklindedir. İki zar arası sıvı ile doludur. Bu sıvı kalbi dış etkilerden korur.

Miyokard : Kalb kaslarından oluşan orta tabakadır. Çizgili kastan yapılmıştır. Kulakçıklarda karıncıklardan incedir. Sol karıncıkta ise sağ karıncıktan daha kalındır. Kalbi besleyen koroner damarlar bu yapıda bulunur.

Endokard : Kalbin iç yüzeyini örten tek sıralı endotelyum tabakasıdır. Kalbin iç yüzünde aşınmayı önler. Kan damarları bulunmaz.

Normal kalp yumruktan biraz daha büyük kas yapısında güçlü bir pompadır. Günde ortalama 100.000 kez kasılarak 8000 litre kanı sürekli olarak dolaşıma pompalar.
Kalp dört boşluktan oluşur. Üstte sağ ve sol olmak üzere iki kulakçık altta ise sağ ve sol olmak üzere iki karıncık vardır.
Kalpte dört kapak bulunur: Triküspid kapak sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında pulmoner kapak sağ karıncık ile akciğerlere
kan taşıyan büyük damar (pulmoner arter) arasında mitral kapak sol kulakçık ile sol karıncık arasında ve aort kapağı sol karıncık ile ana atar damar / şah damarı (aort) arasında bulunur.

Kalbin Çalışması
Organlardan gelen ve oksijeni az olan kirli kan toplardamarlar ile sağ kulakçığa dökülür buradan triküspid kapak aracılığı ile sağ karıncığa geçer. Sağ karıncık kirli kanı pulmoner kapaktan pulmoner arter aracılığı ile akciğerlere pompalar. Akciğerlere gelen kan oksijenden zenginleşir. Oksijenden zenginleşen temiz kan akciğer toplardamarları ile sol kulakçığa buradan da mitral kapak aracılığı ile sol karıncığa geçer. Sol karıncığa gelen temiz kan aort kapağından geçerek aort aracılığı ile tüm organlara pompalanır. Sol karıncıktaki kanın basıncı kolda ölçülen kan basıncına eşittir.

Her kalp atışı bir kasılma ( sistol) ve bunu izleyen bir gevşemeden ( diastol ) oluşur. Dakikada ortalama 70-80 kez atan bir yüreğin bir atışı 0,85 saniye sürer. Bunun0,15 saniyesi kulakçıkların kasılması, 0,30 saniyesi karıncıkların kasılmasıdır. Kalan 0,40 saniyede kalp dinlenir.
  • Vücutta kirlenen kan sağ kulakçığa gelir.
  • Sağ kulakçık diastol durumundadır.
  • Kirli kan sinoatrial düğümü uyarır.
  • Sağ kulakçık sistol olur.
  • Triküsbit açılır.
  • Sağ karıncık içine kirli kan dolar.
  • A.V düğüm uyarılır.
  • Karıncık kasları kasılır.
  • Kirli kan akciğer atardamarı ile akciğere gider.
  • Akciğerde temizlenen kan akciğer toplar damarı ile sol kulakçığa gelir.
  • Sol kulakçık diastol durumundadır.
  • Sol kulakçık sistol olur.
  • Kan biküsbit kapakçığından sol karıncığa dolar.
  • Sol karıncık kasılır ( Sistol) ve kan aorta pompalanır.

Etten Jeneratör
Bir kalbi vücudun dışına çıkarırsanız kendi enerjisini tüketene kadar hiçbir bağlantısı olmadan çalışmaya devam eder. Kalbe gerekli kan sağlandığında tüm sinir bağlantılarından ayrılsa bile saatlerce atar.
Burada ilginç bir durum söz konusudur. Bu ilginç durumu incelemek için kasların nasıl çalıştığını kısaca hatırlayalım; bir kasın çalışması için beyinden ya da omurilikten gelecek bir emre ihtiyaç vardır. Bu emir gerçekte sinir sistemi yoluyla iletilen bir elektrik sinyalidir. Kalbin yapısı tamamen kas dokusundan oluştuğu için dakikada yaklaşık 70 kez atan kalbe dakikada 70 defa elektriksel uyarı yapılması gerekmektedir.
Ancak biraz önce belirtildiği gibi bütün sinirsel bağlantıları kesilen ve vücudun dışına çıkartılan bir kalp bir süre daha atmaya devam eder. Bu durum akla “bu kasılma emirlerinin nereden geldiği” sorusunu getirecektir.
Söz konusu durumu inceleyen bilim adamları çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Kalbin içinde kendi elektriğini kendi üreten bir jeneratör bulunmaktaydı. İnsan vücudundaki et parçalarından bir tanesi olan kalpte bulunan ve yine etten yapılmış bir jeneratör, Bilindiği gibi jeneratör enerji kesintisi durumunda devreye girerek enerji üretimine devam eden ve makinelerin zarar görmesini engelleyen bir alettir.
İnsan vücudundaki en hayati organlardan bir tanesi olan kalp de herhangi bir enerji kesintisi karşısında zarar görmemesi için bu tür bir korumaya alınmıştır. Kalbin bir an durması vücutta son derece önemli hasarlara neden olabilir hatta sonucu ölüm olabilir. Bu yüzden kalbi çalıştıracak elektrik sistemi kesintisiz bir şekilde işlemelidir. Bu elektrik sistemini inceleyen bilim adamları çok daha şaşırtıcı gerçeklerle karşılaştılar. Kalp yalnızca mikro bir jeneratör değil birbiri içine geçmiş birçok bağlantıya sahip programlı ve sistemli bir elektronik devreler bütünü sayesinde çalışmaktaydı. Bu elektronik kontrol ve yönetim sistemi böbreklerden beyne atardamarlardan hormonal bezlere kadar birçok etkenle işbirliği içindeydi.
Bilim adamlarının çok yakın bir dönemde keşfettiği kalpteki bu kusursuz tasarım unutulmamalıdır ki milyonlarca yıldır kesintisiz işlemektedir. Hiç istisnasız şimdiye kadar yaşamış olan on milyarlarca insanın tamamında bu sistem mevcuttu. Şu anda dünya üzerinde yaşamakta olan milyarlarca insanın da kalbi aynı kusursuz sistemle çalışmaktadır ve bundan sonra yaşayacak insanlarda da bu sistem var olacaktır. Bu Allah’ın kusursuz yaratmasıdır.

KALBİN YAPISI VE ÇALIŞMASI
Kalpinsanın göğüs boşluğunda iki akciğerin arasında ve göğüs kemiğinin hemen arkasında yer alır.Ergin kadında ortalama 230-280 gr. erkekte ise 280-340 gr ağırlığındadır.Yaş ilerledikçe ağırlığı ve büyüklüğü de artar.Yandaki şekilde görüldüğü gibi dört odacıklı olan kalpte üstteki iki odacığa kulakçıkalttaki iki odacığa karıncık adı verilir. Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üçlüsol kulakçık ile sol karıncık arasında ikili kapakçık bulunur.Sağ kulakçığa üst ana toplar damar ile alt ana toplar damar bağlanır.Sağ karıncıktan ise akciğer atardamarı çıkar.Sol kulakçığa kalbin en büyük damarlarından biri olan aort atardamarı çıkar.Kulakçıklar ile karıncıklar arasındaki kapakçıklar karıncıklara doğru tek yönde açılır.Karıncıkları atardamarlara bağlıyan açıklıklarda da yarım ay şeklinde üçlü kapakçıklar bulunur.
Kalbin yapısında içten dışa doğru endokardmiyokard ve perikard olmak üzere üç farklı yapı görülür.
Kalbin çalışmasıKalp kasının kasılıp gevşemesi ile olur.Kalbin her odacığı kasılma sırasında içindeki kanı pompalargevşeme sırasında ise kanla dolar.

ANATOMİ
Kalbin dört boşluğu vardır. Atriumlar ile venntriküller arasında artriyoventriküller kapak bulunur. Bunun sol kalbde olanı mitral kapak sağ kalbde olanı ise tricuspit kapaktır. Sol kalb çıkımında aort kapak sağ kalp çıkımında ise pulmener kapak bulunmaktadır. Kalbin yapısı üç kenarlı bir piramide benzemektedir. Kalbe atrioventriküler bileşkeden teorik bir kesi yaparak kalbin bütün boşluklarının birbiriyle olan ilişkisi ortaya çıkar. Aorta kapak fizyolojik olarak sol ventrikül çıkım yolunda bulunur anatomik olarak aort kapak kalbin 3 kapağının ortasında bulunur. Santral fibroz yapı vasıtası ile aort mitral ve tricuspit kapak birbiriyle ilişkidedir. Aort kapağın önünde pulmoner kapak bulunur.
Aort kapak üç kuspdan oluşmuştur. Sol koroner sağ koroner ve non koroner kuspları vardır. Sağ ve sol koroner arterler kapağın üzerinde sağ ve sol koroner sinüslerden çıkarlar.
Mitral kapağın komplex bir yapısı vardır. Mitral kapak iki kapakçık korda tendinea ve papiller adelelerden meydana gelmiştir. Geniş olan kapakçık anteromedial olarak bulunur. Mitral kapak açıldığında bu leaflet mitral kapak ile aortik orifis arasında durarak bu iki yapıyı birbirinden ayırır. Papiller adeleler ventrikül duvarından ayırarak kordo tendinealar vasıtası ile mitral kapak leafletlerine yapışır. Anteromedial ve posteromedial popiller adeleler ventrikül sistolü sırasında kapağı destekleyerek mitral kapağın sol atriuma prolabe olmasına engel olurlar.
Sağ kalbdeki antrioyoventriküler kapak tricuspit kapaktır. 3 leafletden oluşmuştur. Anterior postenor ve septal kafletleri vardır. Septal leafletin komşuluğunda koroner sinüs A-V düğüm ve kalbin ana iletim sistemi bulunmaktadır. Mitral kapakta olduğu gib tricuspit kapağa da destek olan papiller adaleler vardır.
Pulmoner kapak ise 3 kuspdan oluşan bir kapaktır.

Kalbin beslenmesi
Kalb diğer dokulardan daha fazla oksijen tüketir. İhtiyaç duyduğu oksijeni içindeki kandan değil aorttan ayrılan kılcal damarlardan ( Koroner) alır. Hızlı hareketlerde koroner damarlara kan akışı hızlanır. Yardımcı damarlar oluşur. Bunun için orta yaşlıların spor yapması son derece faydalıdır. Koroner damarlar tıkanırsa enfarktüse ( kalp krizine) yol açar.

Vücutta kanın tek yönlü akışını denetleyen kapakçıklar bulunur.
1- Sağ kulakçıkla sağ karıncık arasında üçlü kapakçıklar triküspit vardır.
2- Sol kulakçıkla sol karıncık arasında ikili kapakçık biküspit vardır.
3- Karıncıklardan çıkan atardamar başlangıcında semilunar kapakçıklar vardır. ( Yarım ay şeklinde üç parçalı) kapakçıklar yürek ipleri denilen sağlam iplerle karıncık duvarına bağlanır.

Kalbin Görevleri
Temel görevi kanı vücuda pompalamak olan kalp, Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin korunması, hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gibi görevleri yapar. Kalp bu sistem içerisinde motor görevi yapar. Kalp insanda dakikada 60-80 çarpma arasında değişen bir hızla dakikada 5-35 litre arası, günlük ise 9000 litre kanı vücuda pompalar. Günde yaklaşık 100 bin, yılda 40 milyon, tüm insan hayatı boyunca yaklaşık 2,5 milyar kere, hiç durmadan yaklaşık 8 bin ton kanı vücuda pompalar. Normal bir kadında ortalama ağırlığı 200-280 gram, yetişkin bir erkekte ise 250-390 gram ağırlığındadır. Her kişinin kalbi kendi yumruğu büyüklüğündedir.

kalbin sesleri
Kalp üfürümü kalp atımları arısındaki ek sestir. Ses, kalpten türbülans yaparak akan kan tarafından meydana getirilir. Suyun bir borudan akarken oluşturduğu sese benzer.

Nasıl meydana gelir?
Sesler şunlardan kaynaklanabilir:
  • kalbin biçimi
  • doğumdan itibaren bulunabilen kapaklar veya kalp duvarları gibi kalp yapılarının anormallikleri
  • koroner arter hastalığının sebep olduğu kalp kası hasarı
  • kalp enfeksiyonları
  • romatizmal ateşe sebep olan streptokok enfeksiyonları gibi hastalıklardan veya kalp hastalığı, kalp krizleri, enfektif endokardit veya başka kapak problemleri nedeni ile oluşan, hasarlı veya aşırı çalışan kalp kapakları.
Kalbiniz daha hızlı çarptığı zaman, kalpten geçen kanın hızı ve miktarı değişir. Bu kalp üfürümlerine sebep olabilir. kalbin daha hızlı atmasına sebep olan bazı durumlar şunlardır:
  • kansızlık
  • yüksek kan basıncı
  • hamilelik
  • ateş
  • stres
  • tiroid problemleri
Kalp üfürümlerinin çoğu masumdur ve normal kalpleri olan kişilerde bulunur. Masum kalp üfürümleri (fonksiyonel, normal, titreşimli veya fizyolojik üfürümler de denir) zararsızdır. Çocuklarda sık görülür. Masum kalp üfürümleri hiçbir sorun yaratmaz ve çoğunlukla çocuk yetişkinliğe geçinceye kadar kaybolur. Kalp, Göğüs boşluğunda, 2 Akciğer arasında, Sternum’un arkasında, Diyafram kası üzerinde ve 4. 5. ve 6. ‘Costae’ların arka yüzünde, üçte ikisi orta çizginin solunda, üçte biri ise sağında yer almaktadır.

Elimizi göğsümüzün sol tarafına koyduğumuzda, kalbimizden gelen sesin nedeni kulakçık ile karıncık arasındaki kapakçıkların açılıp kapanmasıdır.

Başlıca 4 kalp sesi vardır; bunların ilk ikisi hissedilir veya steteskop vasıtasıyla duyulabilirken, 3. ve 4. sesler ancak EKG (ECG) cihazında duyulabilir.
1. kalp sesi atriyo-ventriküler kapakların sesi iken,
2. kalp sesi aorta ve arteria pulmonalis’teki kapakların çıkardığı sestir.
1. ve 2. kalp sesi arasındaki süre ventrüküler sistoldür.
2. kalp sesi ile 1. kalp sesi arasındakü süre ise ventriküler diastol evresidir.
Son düzenleyen Safi; 11 Mayıs 2016 22:51
29 Aralık 2010 09:40   |   Mesaj #3   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam
Kalbin Yapısı ve Görevleri
Kalp veya yürek (Latince: Cor),kalp kası olarak bilinen özel bir tip çizgili kastan oluşmuş kendiliğinden kasılma özelliğine sahip kuvvetli bir pompadır.

Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin korunması, hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gerekir. Bütün bu işlemleri kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sistemi yapar.


Kalp bu sistem içerisinde motor görevi yapar. Kalp insanda dakikada 60-80 vuruş arasında değişen bir hızla günde 9000 litre kanı vücuda pompalar. Günde yaklaşık 100 bin, yılda 40 milyon, tüm insan hayatı boyunca yaklaşık 2,5 milyar kere, hiç durmadan yaklaşık 8 ton kanı vücuda pompalar. Normal bir insanda ortalama ağırlığı 250-300 gramdır.



Kalp memelilerde 4 odacıklı ve 4 kapakçıklıdır. Odacıklar sağ odacıklar ve sol odacıklar olarak 2 ana bölümden oluşur.Sağ bölüm, kanın vücuttan döndüğü odacık olan sağ kulakçık (atriyum) sonra triküsbit kapak adı verilen 3 yaprakçıklı bir kapakçık ile ana odacık olan sağ karıncıktan (ventrikül) oluşur.
  • Kan vücutta oksijeni ve besin öğeleri kullanıldıktan sonra vena cava adı verilen 2 adet ana toplardamar ile sağ kulakçığa gelir.
  • Sağ kulakçıktan kan yerçekimi ve kulakçık kasılması ile aradaki kapak olan triküsbit kapaktan (3 yaprakçıklı kapak) geçerek sağ karıncığa girer.
  • Sağ karıncık ile pulmoner atardamar arasındaki kapağa da pulmoner kapakçık adı verilir. Sağ karıncık kanı pulmoner atardamar adını verdiğimiz bir damar yoluyla akciğerlere pompalar.
Sol bölüme kan akciğerlerden oksijenden zenginleştirilmiş olarak gelir.
  • Sol kulakçığa gelen bu kan yerçekiminin de etkisi ile ve biraz da sol kulakçığın kasılması yardımı ile sonradaki kapak olan mitral kapakçık adı verilen 2 yaprakçıklı bir kapaktan sol karıncığa akar.turkeyarena.com
  • Sol karıncık ile aort atardamarı arasında aort kapakçığı denilen 3 yaprakçıklı bir kapak bulunmaktadır. Sol karıncıktan temiz kan güçlü kasların kasılması etkisi ile aort atardamarı denilen ana atardamar vasıtasıyla vücuda sunulur.
  • Elimizi göğsümüzün sol tarafına götürdüğümüzde kalbimizden gelen sesin nedeni kulakçık ile karıncık arasındaki kapakçıkların açılıp kapanmasıdır.

Son düzenleyen Safi; 7 Mayıs 2016 14:57
31 Mayıs 2011 11:25   |   Mesaj #4   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam
Kalp, göğüs ön duvarı arkasında, orta kısımda iki akciğer arasında yer alır. Kas dokusundan oluşmuştur. Temel işi kanı pompalamak olan hayati bir organdır.

Sağda ve solda birer kulakçık (atrium) ve karıncık (ventrikül) olmak üzere dört boşluktan oluşur. Sağdaki kulakçık ve karıncığı triküspit kapak; soldaki kulakçık ve karıncığı ise mitral kapak ayırır. Kalbin sol karıncığının bitimi ile kalpten çıkan ve insanın en büyük atardamarı olan aort damarının başlangıcı arasında aort kapağı vardır. Benzer olarak pulmoner kapak sağ karıncık ile pulmoner damar arasındadır. Kalbin sağ sistemine tüm vücuttan gelen kanı toplayan damarlar (vena cava inferior ve vena cava superior) açılır. Bu kan akciğer atardamarı (Pulmoner arter) ile sağ sistemden ayrılır. Akciğerlerden akciğer toplar damarları (pulmoner venler) ile dönen kan, sol kulakçık ve sol karıncığı dolaşarak aort damarları ile tüm vücuda pompalanır.

Kalbin dış yüzünü perikard denilen çepeçevre bir zar kaplar. Bu zar ile kalp arasında, kalbin çalışırken rahat hareket edebilmesi için çok az miktarda kayganlaştırıcı sıvı bulunur.

Kalbin İletim Sistemi

Kalbin kasılarak kendisine gelen kanı pompa gibi davranarak fırlatması elektrik akımları sayesinde kasılması ile olur. Bu akımlar milivoltlar düzeyindedir. Bu akımlar ancak özel cihazlarda yükseltilerek (amplifiye edilerek) kayıt edilebilir hale getirilebilir (elektrokardiyogram veya EKG)
Bir kalp atımı, kalbin sağ kulakçığının üst taraflarında bulunan ve sinoatrial (veya sinüs) düğüm adı verilen özelleşmiş bir hücre demetinden oluşan bölgenin elektriksel bir uyarı çıkarması ile başlar. Bu bölge kalbin doğal pili olarak bilinir (pacemaker).

Sinüs düğümünden çıkan bu uyarı kalbin her iki kulakçığı boyunca ve aşağıya doğru yayılır ve kulakçıklar kasılarak içlerindeki kanı karıncıklara gönderirler. Daha sonra uyarı kulakçıklar ile karıncıklar arasında bulunan başka bir özel bölgeye; atrioventriküler (AV) düğüme gelir. Elektrik iletisi karıncıklara ulaştırılmadan önce atrioventriküler düğümde kısa bir süre bekletilir. Böylelikle kulakçıklarla karıncıklar aynı anda kasılmaz.

Kulakçıkların kasılması bittikten sonra His-Purkinje sistemi adı verilen bir elektriksel ağ ile uyarı tüm karıncıklara yayılır ve kasılarak içlerindeki kanı akciğerlere ve aort yoluyla vücuda pompalarlar.

Sinüs düğümü tekrar başka bir uyarı çıkararak yeni bir döngüyü başlatır. Normalde sinüs düğümünden dakikada 60-100 cıvarında uyarı çıkar. Bu da kalp hızını oluşturur.

Kalbin Atardamarları
Kalp de tıpkı diğer organlarda olduğu gibi hücrelerden oluşur ve oksijenlenmesi / kanlanması gerekir. Her ne kadar kalbin her dört odacığı kanla dolu olsa da kalp beslenmesini kendi içindeki kanla değil; aort damarından ayrılan sağ ve sol kalp atardamarlarından (koroner arterler) beslenir. Başlangıçta 2 ana dal halindedir:
  • sağ koroner arter (right coronary artery veya kısaca RCA) ve
  • sol ana koroner arter. Sol ana koroner arter ise kısa bir segment sonrasında 2 ye ayrılır:
1-sol ön inen arter (left anterior descending veya kısaca LAD),
2-sirkumfleks arter (circumflex artery veya kısaca Cx).
Dolayısıyla, kalbi 2 si solda, biri sağda olmak üzere 3 atardamar besler.

Sağ koroner arter kalbin arka yüzünü ve sağ ventrikülü kanlandırır. Kendisinden; akut marjin, sol ventrikül, sinüs düğümü arteri gibi dallar çıkarlar. Bazen posterior descending dalını da verir.
Cx arter ise atrium (kulakçık) ve ventriküllerin (karıncık) arasından dolanıp kalbin arkasına yönlenerek kalbin yan ve arkasını kanlandırırlar. Kendisinden çıkan yan dallara obtus adı verilir. Bazen posterior descending dalını da verir.

LAD ise kalbin ön yüzünde yukarıdan aşağıya doğru uzanır. Kalbin ön yüzünü kanlandırır. Kendisinden çıkan dallar diagonal ve septal dallar olarak adlandırılır. Kalp kasının en büyük bölümünü sulayan damardır, dolayısıyla kalbin en önemli damarıdır. Bu damara bağlı miyokart infarktüslerinde kalp kası hasarı daha büyük olur.
  • Sağ koroner arter, sağ kulakçık ve karıncığı ve iki karıncık arası bölmenin arka kısmını besler.
  • Sirkumfleks arter, sol kulakçığı, sol karıncığın yan ve arka kısımlarını kanlandırır.
  • Sol-ön-inen arter ise sol karıncığın ön yüzünü ve iki karıncık arası bölmenin ön kısmını besler.

Bu damarlar tıkandığı zaman (miyokart infarktüsü veya kalp krizi) kanlandırdıkları kalp bölgelerinde harabiyet ve buna bağlı kasılma bozuklukları oluşur.

Kalbi besleyen bu damarların açık kalması son derece önemlidir. Ateroskleroz (Koroner arter hastalığı) dediğimiz hastalıkta bu damarlarda plak dediğimiz yapılar oluşur ve bunlar zamanla ilerleyip darlık ve tıkanıklıklara yol açarak kalp kasının beslenmesinin bozulmasına ve dolayısıyla ciddi problemlere neden olabilirler.

Kalp Kapakları
Kalp dört odacıktan oluşur: üst kısımda iki kulakçık (sağ ve sol atrium) ve kulakçıkların altında iki karıncık (sol ve sağ ventrikül). Kulakçıklar ile karıncıklar arasında ve karıncıklarla buradan çıkan damarlar arasında kapaklar bulunur. Kapaklar, kanın tek yönlü akmasını, dolayısıyla kanın geri kaçışını engellemeye yarar. Kapaklar, kanın karıncıklara tek yönlü girişini sağlarken tek yönlü de çıkışını sağlarlar. Her kapak (2 yaprakçıktan oluşan mitral kapak hariç) 3 yaprakçıktan oluşur. Bu dört kalp kapak şunlardır:
  • Triküspit kapak: sağ kulakçık ve sağ karıncık arasında bulunur.
  • Pulmoner kapak: sağ karıncık ile pulmoner arter (akciğer arteri) arasında bulunur.
  • Mitral kapak: sol karıncık ve sol kulakçık arasında bulunur.
  • Aort kapağı: sol karıncık ile aort arasında bulunur.

Kalp kapakları nasıl çalışır?

Kalp kası kasılıp gevşedikçe kapaklar açılır ve kapanır. Bu şekilde kan karıncıklara ve kulakçıklara dönüşümlü olarak dolar. Aşağıda kalbin sol tarafındaki kapakların nasıl çalıştığı anlatılmıştır:
  • Sol karıncık gevşedikten sonra aort kapağı kapanır ve sol kulakçıktan sol karıncığa kan akışını sağlamak için mitral kapak açılır.
  • Sol kulakçık kasılır ve sol karıncığa daha fazla kan akışı olur.

Daha sonra sol karıncık kasılır, mitral kapak kapanır ve böylece kanın tekrar sol kulakçığa kaçması önlenir. Aynı zamanda aort kapağı açılır, böylece kan aortaya atılır. Daha sonra sol karıncık gevşer aort kapağı kanın sol karıncığa geri kaçmasını engellemek için kapanır ve böylece döngü devam eder.
Benzer olaylar sağ tarafta, triküspit kapak ile pulmoner kapak arasında olur.

Kalp kapak hastalığı nedir?
Kalp kapaklarındaki hastalıklar büyük oranda romatizmal kalp hastalığı sonucu oluşur. Bunun dışında, kapakların yapısal bozuklukları, kalp boşluklarının genişlemeleri, kalp damar hastalıkları, iltihabi hastalıklar da kapak hastalığına neden olabilir. Kalp kapaklarında iki türlü bozukluk olabilir:

Kapak Yetmezliği: Kapakçıklar tam olarak kapanmaz; böylece yalnızca ileriye doğru akması gereken kanın bir kısmı da geriye doğru kaçar. Dolayısıyla kalbin yaptığı işin bir kısmı boşa gitmiş olur. Böylece kalbin yükü artar. Kapak yetmezliği fazla miktarda olursa kalp yetmezliğine neden olabilir.

Kapak Darlığı:
Kapaklar arasındaki açıklık daralır, böylece kalbin diğer boşluklara veya damarlara kan göndermesi zorlaşır. Kalp bunu başarmak için daha fazla güç harcar. Darlık oranı fazla olursa kalpten atılan kanın azlığına bağlı şikayetler ortaya çıkar ve yine kalp yetmezliği oluşabilir.

Bazı durumlarda aynı kapakta hem darlık hem de yetmezlik olabilir.
Son düzenleyen Safi; 7 Mayıs 2016 14:52
14 Şubat 2016 01:49   |   Mesaj #5   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Kalp Nedir?

Ad:  kalp2.jpg
Gösterim: 251
Boyut:  84.8 KB

KALP,
-bi a. (ar. kalb).
karşılaştırmalı anatomi
Sponsorlu Bağlantılar
• Omurgasızlar. Dolaşım aygıtı ilk olarak nemerteslerde ortaya çıkar, ama bunun kasılgan bir bölgesi yoktur; kanın harekete geçmesini vücudun genel hareketleri sağlar. Sırt atardamarında kanın arkadan öne doğru ilerlemesini sağlayan kasılgan damarlar halkalısolucanlarda ortaya çıkar; buna az kıllı solucanlarda 5 çift “yan kalp" eklenir. Eklembacaklılarda, sırt atardamarının kuyruk kısmının tümü bölütlü bir kalptir; bunun her bölütü, kan boşluğuna bağlı kalp çevresi sinüsüne deliklerle birleşir. Yumuşakçalarda sırtta bulunan kalp, bir karıncık şekline dönüşmüş olup buna solungaçlardan oksijenlenmiş kanı alan 1 (karındanbacaklıların birkaçı), 2 (genel durum) ya da 4 (nautilus) kulakçık açılır. Kafadanbacaklılarda, kanı solungaçların kılcal damarlarına iten, buna benzer toplardamar ya da solungaç kalpleri vardır. Derisidikenlilerde kalp yoktur. Pogonofo- ra’da kalp ilkel kordalılarda olduğu gibi karın atardamarının kasılabilir duruma dönüşmüş halidir, ama kan yine omurgalılardaki akım yönünün tersine akmaya devam eder.

• Omurgalılar. Omurgasızların kalbi genellikle atardamar üzerinde olduğu halde, omurgalılarınki temelde toplardamar üzerindedir. Art arda 4 odacıktan oluşur -toplardamar sinüsü, atrium, karıncık ve aort soğanı- ve balıkların tüm embriyonlarında ve erginlerinde solungaç damarlarının üst başında yer alır. Bundan başka, kalp S şeklinde kıvrılarak toplardamar sinüsü ile atrium, karıncıkla aort soğanına göre sırtta bulunur. Balıklardan dört- ayaklılara (akciğerli balıklar ve amfibyumlar) geçişte atrium iki kulakçığa ayrılır, sağdaki toplardamar sinüsüne bağlanır ve akciğerlerden gelen oksijenlenmiş kanı alır. Amfibyumlarda, karıncık tek kalır, ama aort soğanı sarmal bir kapakla ikiye ayrılır ve durum kanların karışmasını önemli ölçüde azaltır Karıncığın hemen hemen tümüyle ayrı iki odacığa bölünmüş olduğu sürüngenlerde kan ayrılığı azalmış ve oksijenlenmiş olarak devam eder. Nihayet, timsahlarda, kuşlarda ve memelilerde tamamen ayrı iki karıncık bulunur. Bununla beraber, timsahlarda, iki aort yayı arasında bir delik (Panizza deliği) vardır ve bu delik hayvan su altına daldığında önemli rol oynar. Sıcakkanlılarda (kuşlar ve memeliler) tamamen birbirinden ayrı iki dolaşım bulunur: sol kalbe bağlı olan genel dolaşım (akciğer toplardamarları, aort) ve sağ kalbe bağlı olan akciğer dolaşımı (ana toplardamarlar, akciğer atardamarı). Kalp içzarının bağdokusu bazı memelilerde (at, köpek) kıkırdaklaşabilir, hatta kemikleşebilir (sığırlarda kalp kemiği). Kalp kası lifleri, amnionlularda ortaya çıkan bir koroner damar sistemiyle beslenir.

• Lenf kalpleri. Omurgalıların lenf sisteminde birçok kasılabilir organ bulunur; bunların sayısı ayaksız amfibyumlarda 200’e kadar çıkabilir Kuşlarda bu sayı azalır, memelilerde lenf kalbi hiç bulunmaz.
insan anatomisi insan türünde, kalp aşağı yukarı yumruk büyüklüğünde ve içi boş bir kastır. Biçimi önden arkaya doğru yassılaşmış koniyi andırır; koninin tabanı yukarıya ve arkaya, ucu aşağıya, öne ve sola bakar.
Kalp, göğüs kafesinin, iki akciğeri birbirinden ayıran orta boşluğunda bulunur. Bu durumda omurganın, yemekborusu- nun ve inen aort parçasının önünde bulunur. Böylece göğüs çeperinin arkasında yer alarak çarptığı zaman kalp önü boşluğu'na doğru atılır. Bu nedenle, kalbin ucu beşinci kaburga kıkırdağının üst kenarı üzerinde, göğüskemiğinin ortasından 8 cm ötede, yani sol meme başının az iç tarafında ve altında çarpar Kalbin dış yüzünde, hemen hemen iç boşlukların ayrım çizgilerine uyan ince oluklar bulunur.
Aslında, kalp hemen hemen birbirinin benzeri ve sıkıca birbirine kaynaşmış iki organdan yapılıdır: içinde oksijensiz kan bulunan sağ kalp ve oksijenli kan bulunan sol kalp. Bu iki organ arasında hiçbir ulaşım yoktur, ama her ikisi de 2 boşluğa ayrılmıştır: üsttekine kulakçık, alttakine karıncık denir.
iki karıncık'ın da çeperleri kalındır; ikisinin de biçimi ucu aşağıya bakan bir koniyi andırır; tabanlarında iki delik vardır. Bu iki deliğin büyüğü, kulakçıkla karıncığı birbirine birleştirir. Bu delik üzerindeki bir kapak kanın karıncıktan kulakçığa geri gitmesini önler; kapaklardan sol kalptekine mitral ya da kapak, sağdakine triküspit ya da üçlü kapak denir. Karıncığın tabanındaki öteki delik bir atardamar deliğidir (sol karıncıktaki aort için, sağ karıncıktaki akciğer atardamarı için); atardamar deliklerinin her birinde, güverçin yuvası gibi yarım ay biçiminde üç küçük zarsı kıvrım bulunur; bunlara sigmamsı kapakçıklar denir; kalbin kasılmasından sonra kanın karıncığa geri dönmesini bu kapakçıklar önler. Karıncıkların iç yüzü, "et direkler” ve “kalp direkleri" denen kabarcıklarla örtülüdür; ikili ve üçlü kapakların işlevlerini düzenleyen kiriş telleri bu çıkıntılara yapışır.
Kulakçıklar ince çeperlidir ve küp biçimindedir; alt yüzlerinde kulakçık-karıncık deliği, öteki yüzlerinde toplardamar delikleri bulunur (sol kulakçıktaki akciğer toplardamarı, sağda kulakçıktaki üst ve alt ana toplardamarlar için). Kulakçıkların her birinde kulacık denilen küçük uzantılar vardır. Embriyon evresinde, kulakçıklar da karıncıklar gibi kendi aralarında birbirine kan geçirir. Bu bağlantı kalbin gelişmesi sırasında kapanır, kulakçıklar arası deliğin kalıntısı, solunum başlamasıyla akciğerlerde değişen basınç yüzünden doğumda tıkanır. Bu deliklerin kapanmayarak sürüp gitmesi, patolojide doğuştan kalp içi shunt (yol değiştirici) olarak tanımlanır.
Kalp, fibroseroz bir zar olan perikart (kalp dışzarı) ile örtülüdür, iç yüzü ise en- dokart denen düz, pütürsüz ince bir.zar- la kaplıdır Kalbin kas kısmına miyokart denir.
Kalp aorttan çıkan iki atardamarla beslenir: sağ ve sol koroner atardamarlar. Yine "koroner” adıyla anılan toplardamar atardamarlarla homolog değildir, doğrudan doğruya sağ kulakçığa dökülürler. Kalbin sinirlerinin hepsi vagus siniri ve sempatiğin dallarından meydana gelen kalp sinir ağından gelir.


insan fizyolojisi
Kalp, kanı damarlara iten organdır; boşluklarında oluşan basınç sayesinde bu itmeyi öyle yapar ki, kan basıncın kuvvetli olduğu yönden en zayıf olduğu yöne doğru ve geri dönemeyecek şekilde akar. Basıncı kalbin kasılması sağlar. Kalbin kasılmasına sistol. gevşeme ya da dinlenme evresine diyastol denir. Kasılma ana toplardamarların kalbe girdiği noktadan başlar. Oradan kulakçıklara, sonra karıncıklara yayılır. Kalpte başlangıç olarak alınan bir kasılma olgusundan, bu olgunun ilk yinelenişine kadar süren enlemesine siner- jik, boylamasına ardışık hareketlerin tümüne birden kalp atışı denir. Bu olgu sırasında önce iki kulakçık, ondan sonra da iki karıncık birlikte kasılır. Bu güdümlü kasılmalardan ayrı olarak kanın kalp boşluklarında yer değiştirmesini kalp kapakları yönlendirir ve böylece kan toplardamarlardan kulakçıklara, oradan karıncıklara, oralardan da atardamarlara akar.
Kalbin kasılmasını kendi iç sinir sistemi yönetir (Keith ve Flack düğümü, Tavvara düğümü, His demeti); bu sistem kalbin özerk olarak çalışmasını sağlar; ayrıca kalbin kendi dış sinir sistemi (kalp sinir ağı), üst sinir merkezlerinden (soğanilik) gelen uyarıları iletmek suretiyle iç sinir sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Soğaniliğin görevi kalp kasılmasının genlik ve frekansını organizmanın gereksinimlerine göre ayarlamaktır.
Kalbin dakikadaki atım sayısı, fizyolojik duruma göre değişir ve kan çıkışını organizmanın gereksinimine uyarlar. Sinirlerden yoksun bir kalp üzerinde kendi kendine 90-100'e çıkan atım sayısı, vagus sinirinin (parasempatik sistem) sürekli etkisi altında normal sayısı olan 70’e iner, ondan sonra parasempatiğin gevşemesi sonucu önce biraz hızlanır, sonra gene Sem patik sistemin etkisiyle 100’ün üstüne çı kar.
Kalbin atım sayısı, dinlenme halinde^ ken çocukta erişkinden daha yüksektıı meme çocuğunda daha da hızlı olup da kikada 110-120 dolaylarında bulunuı Enerji tüketimini gerektiren tüm durumlar da kalp atım sayısı yükselir: örneğin fiziksel çaba, sindirim, ateş, aşırı tiroit çalışması.
Kalp atışı sırasında sadece kapakların kapanma sesi işitilebilir. Dinlemede, önce kulakçık-karıncık arası kapakların (mitral ve triküspit) kapanmasına denk gelen ve sistolun başlangıcını oluşturan boğuk bir ses gelir (B1 sesi); ondan sonra sistolu örten kısa bir sessizlik duyulur; sessizlik aort ve akciğer atardamarı kapakçıklarının kapanmasıyla sistolu sona erdiren ve diyastolu başlatan patlayıcı bir ikinci sesle (B2) son bulur; bunun arkasından diyastolu örten uzun bir sessizlik gelir; o da B, ile son bulur ve devir yeniden başlar.
Dinlemede duyulan anormallikler, fizyolojik seslerin nitelikleriyle ve sistol ya da diyastol zamanlamasıyla ilgilidir; sesler çok sert, patlayıcı, boğuk, çiftleşmiş (sağ ve sol kapakların aynı anda.birlikte kapanmaları durumunda) olabilir, hatta bunlara başka sesler eklenmiş olabilir: tiplerine göre, sufllar (üfürümler), gümbürtü, sürtünme ya da dörtnal sesleri.


insan patolojisi
Kalp hastalıkları şöyle sıralanabilir:
1. kalp dışzarı bozuklukları ( PERİKARDİT);
2. koroner atardamarlardaki bozukluklar (hemen hemen her zaman ateroskleroz- dan ileri gelir ve genellikle kalp kası kansızlıklarına ve enfarktüse neden olurlar);
3. kalp kası bozuklukları (kendi liflerinin iltihabından ya da yozlaşmasından ileri gelir) [MİYOKART ve MİYOKARDİT];
4. irâlp iç zarı bozuklukları (ENDOKARDİT); kapakçık lezyonları da buna girer. Bu lezyonlar, aort ve akciğer atardamarındaki kapakçıklarda ya da kulakçık-karıncık arası kapaklarda (solda mitral, sağda triküspit) yerleşebilir. Lezyonlar, kapaklar tam kapanamıyorlarsa bunlarda darlığa ya da yetersizliğe neden olurlar; darlık ve yetersizlik birlikte de bulunabilir. Bu durumda bir "kapak" hastalığı sözkonusudur. Hastalık dinlemede, hasta kapağın çalışma zamanına göre, sistol ya da diyastol esnasında duyulan bir ya da birkaç Ötürümle belli olur. Başlıca nedenleri, anjinlerden sonra görülen streptokok kökenli romatizma ve ender olarak frengi (aort) ve akut endokardittir.

kalbin incelenmesi
Bir hastanın kalp ve dolaşım durumu hakkında hekimin edineceği ilk bilgiler çok dikkatle yapılması gereken bir soruşturmayla elde edilir ve bir hastalığın yarattığı gerçek bozukluk ancak bununla değerlendirilebilir. Nefes darlığı ve ağrı, kardiyolojinin başlangıcından beri bilinmektedir; bu ikisi yer belirtici değerlerini korumakta ve muayenenin temel belirtileri sayılmaktadır; çünkü yalnız bunlar hasta için rahatsızlık kaynağıdır. (NEFES DARLIĞI. GÖĞÜS ANJİN!.)
Yapılacak olan bütün öteki muayeneler ve ortaya çıkabilecek belirtiler, hastanın şikâyet ettiği rahatsızlıkların nedenini ve mekanizmasını anlamaya, lezyonun derecesini saptamaya ve klinik dışı bir lezyonu meydana çıkarmaya yarayacaktır.

• Klinik muayene, normal ve anormal kalp seslerinin dinlenmesine dayanır; bunlar kapakçık hastalıklarının ve bazı yapı bozukluklarının teşhisinde temel rolü oynar. Fakat, muayene ne kadar dikkatli olursa olsun morfolojik, mekanik ya da elektrik hiçbir bilgi sağlamaz ya da çok az bilgi sağlar. Tamamlayıcı muayeneler daha kesin bilgi sağlar. Bu alanda çok büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.

• Elektrokardiyogram muhakkak ve muntazam yapılması gerekli bir işlemdir. Kalbin çalışmasının şipşak elektrik görüntüsünü verir; kalp kasının durumu (enfarktüs teşhisi, aşırı büyüme genişleme), kalp içi elektrik iletimi, bu iletimin niteliği (“blokların teşhisi), periyotlar ve anomalileri (ritim bozukluklarının teşhisi) hakkında bilgi sağlar. Toplardamar yolu ile kalp boşluklarına sokulan sondalarla yapılan elektrokardiyogramlar sayesinde önemli ilerleme elde edilmiştir. Bu yöntemle, bir yandan yüzeysel elektrokardiyogramda görülen anomalinin yeri kesin olarak saptanabilmiş, öte yandan parametreleri bir uyarıcı üzerinde programlanmış olan ve çok iyi görülen bir ya da birkaç uyarıyla birlikte yapılan bu kayıtlar bazı ritim bozukluklarının mekanizmasını ve kalbin elektrofizyolojisinde karanlıkta kalmış noktaların aydınlanmasını sağlamıştır. Vektokardiyog- ram'a gelince, bir bütünleyici yükselteç ve bir eğri yazıcısı kullanarak belirli bir anda kalbin çeşitli elektrik vektörlerini bir araya getirmeye dayanır. Potansiyeller değişik düzlemlere yerleştirilmiş elektrotlarla alınır. Bu diyagram kalbin elektriksel çalışmasının bir çeşit sinema görüntüsüdür.

• Radyoskopi, uzun süre mekanik ve kinetik hedefli muayenenin tek yolu oldu. Günlük uygulamada gerekliliği iyice sınırlanmak ve süreci çok kısa tutulmak koşulu ile yine çok kıymetli bir yöntemdir.

• Ekokardiyografi (ya da kalp ekotomografisi) yeni bir inceleme aracıdır ve ultrason dalgalarıyla yapıldığından tamamen zararsızdır Ekokardiyografi kalp boşluklarının art arda düzlemlerde görüntüsünü verir; hareketli olduğundan manye- toskop ya da film üzerine kaydedilebilir; çok belirgin ve odaklanabilir olduğundan bir tek noktaya (örneğin bir kapağa) yöneltebilir..Bundan başka iki boyutlu olan daha yeni aygıtlar, aynı anda iki düzlemde görüntü verebilmektedir. Bununla beraber, hem pahalı olduğu hem de çalıştırılması ileri derecede alışkanlık gerektirdiği için sürekli ve sık kullanılamaz; bu nedenle bir görüntü veren radyoskopi umulan bilgilerin tümünü sağlayamadığı zaman ona başvurulmalıdır.

• Boşluklarda ve damarlarda saydamsızIaştırmayla yapılan muayeneler ( ANJİYOGRAFİ, KORONEROGRAFİ, RADYOSİNEMATOGRAFİ), ekografi çıkalı beri çok az kullanılır hale gelmiştir. Bununla beraber, bazı hallerde vazgeçilmez bir yöntemdir, çünkü incelenen bölgede kan akışını doğrudan doğruya belirginleştirir (kapakçığın kan kaçırması, shunt ya da koroner darlığı), aynı zamanda topografiyi tam verir ve koronerlerde olduğu gibi, kişiden kişiye değişen anatomik verileri cerraha tam verebilen tek yöntemdir.

• Manometrik muayeneler iki tiptir. Dıştan yapıldıklarında kalp önü bölgesi ile damarlar üzerine konulan alıcılarla yapıldığında, sistolik kan atımının, kalp kası ve damar çeperlerinin nitelikleri hakkında mekanik bilgiler verir. Fakat, kalp boşluklarının içindeki basınç konusunda hiçbir bilgi sağlayamaz, böyle bir bilgiyi ancak kalbin sağına ya da soluna yapılacak bir kataterizm' verebilir.

• izotoplarla yapılan muayeneler, gelişme halindedir ve iki amaçla yapılmaktadır: ya kan radyoaktif madde ile işaretlenir ve parıldama kamerası üzerinde kalp boşluklarını görünür hale getirerek kan akım miktarları saptanır ya da kalp kası işaretlenerek kan tutma gücü, yani gerçek damarlanma ve çalışabilme gücü hakkında bilgi edinilmiş olur. Bu tekniklerin uygulanması.pahalılıkları ve yarım yararları nedeniyle sınırlıdır.
kalp hastalıklarının tedavisi.
Her kalp hastalığı, ister kalp kasının çalışma bozukluğuna, yani pompalama gücüne bağlı olsun, ister bir ritim bozukluğundan doğsun, kalbin kan verdisinin miktarıyla ilgilidir. Tedavi elden geldiğince kan akımını artırmayı öngörür. Bu da ya hastalığın nedenini ortadan kaldırmakla olur ki burada rol cerrahinindir, ya da kalp kasının gücünü artırarak ve kalp ritmi düzeltilerek gerçekleştirilir, bunu da birçok olanağı bulunan tıbbi tedavi sağlar.

• Rejim ve sodyumu azaltma. Sodyum (tuz) ile aşırı yüklenme, ister istemez kendisiyle birlikte bir su kitlesi getirerek dolaşan kanının hacminde büyümeye neden olur. Duruma göre az tuzlu ya da tuzsuz bir rejim uygulanarak bu hacim küçültülmeye çalışılır. Buna idrar söktürücülerin eklenmesi, her ilaç alıntından sonra, önemli miktarda sodyumun dışa atılmasını sağlar. İlaç alımları klinik duruma ve hastaların duyarlılığına göre ayarlanır. Tedavisinin bu yönü, çok basit görünmekle beraber, kalp güçlendiricilerin etkili olmasında esaslı ve önemli rol oynar.

• Kalp güçlendirici ilaçlar'ın (tonikardiyaklar) üç özelliği vardır: kalp kasılmalarını güçlendirme, düzenleme ve yavaşlatma. Bu ilaçlarda daima dijitalin ve türevleri üstün yer tutar. Her birinin kendine özgü emilme, kan serumunda ve dokularda kalma süresi bulunan bu ilaçların her duruma uygun değişik şekilleri vardır.

• Antiaritmikler. Çeşitli biçimlerde etkili olabilirler: kimisi uyarıcı dış sinir akımlarının, özellikle adrenerjik sistemden gelenlerin etkisini azaltır. 0 engelleyiciler denen bu ilaç grubu sadece kalp kasındaki 0 alıcılara etki yapar ve organizmanın başka yerlerindeki (bağırsaklar, bronşlar ve daha özel yerler) aynı tip alıcılara hiç dokunmazlar; kimisi, özellikle hücre zarının iki yüzündeki iyon akımını etkileyerek ve böylece kalp kası hücresinin uyarılganlığını değiştirerek etki gösterir. Zar durgunlaştırıcı denen bu ilaçlar çok çeşitlidir ve etkili oldukları hücrenin kutuplaşma ya da yeniden kutuplaşma evresine göre sınıflandırılırlar. Burada da etkinliğin belginliği bakımından çok büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.

• Göğüs anjini ilaçları. Bunların hemen hepsi, koroner genişletici güçlü bir etki taşıyan nitrik türevleridir (trinitrin). Trinitrinin etkisi kısa sürdüğünden, etkisi birkaç saat süren retar çeşitler geliştirilmiştir. Bun
dan başka, antiaritmiklerin büyük bir kısmının da göğüs anjinini iyileştirici etkisi vardır, çünkü miyokardın oksijen tüketimini azaltırlar.

• Kalp reaminasyonu. Pahalı bir hastane altyapısı gerektirir. Burada, akut ya da akut olabilecek kardiyolojik durumların gerektirdiği bütün muayene ve tedavilerin yapılabilmesi sürekli olarak sağlanabil- melidir. Öncelikle üç durum, reanimasyonu gerektirir:
—yerleşik ya da tehlike işareti veren dolaşım sıkıntıları (ağır ritim bozuklukları, yaygın miyokart enfarktüsü). Bu bakımdan, az yaygın ve dayanılabilir olan miyokart enfarktüsü (iyi ki en sık görülen bu- dur) ölümle sonuçlanabilecek yüksek riskli bir durumdur; bütün kalbe yayılabileceği gibi ritim bozukluklarına da neden olabileceğinden, yoğun bir bakım ve gözetim gerektirir;
—ağır ritim bozuklukları yaratabilen ve çoğu zaman bir enfarktüs habercisi olan dengesiz angorlar. Bazı olgularda, koronografi yapıldıktan sonra, acil olarak bir koroner köprüsü yapılırsa yararlı olabilir;
—blokla birlikte görülen kulakçık-karıncık iletim bozuklukları, öncelikle ve acil olarak kalbi çalıştırıcı bir dış elektrosistol sondasının takılmasını gerektirir; sonra ikincil olarak bir uyarıcı yerleştirilir.

Diyastol karşı-itimi, aortun inen (göğüs) parçasına elektrokardiyogramla zamanlanan küçük bir balon yerleştirmeyi öngörür; balon diyastol süresince helyumla şişer ve sistoldan az önce (saniyenin küçük bir bölümü) söner. Elde edilen boşluk kan atımına karşı tüm direnci ortadan kaldırır ve zayıf kalp kasına yeterli kan akımı sağlar. Kalpten doğan, yani kalp kasının çalışmasındaki güçsüzlükten ileri gelen şokların tedavisinde büyük umutlar yaratmış olan bu yöntem, bugün bu durumlara karşı terk edilmiştir. Çünkü bu geçici yöntemin ardından hiçbir iyileştirici tedavi uygulanamamakta ve hastalar sürekli olarak makineye bağlı kalmaktadır. Buna karşılı^, miyokart enfarktüsü sırasında, özellikle septum delinmesi ya da bir mitral ayağının kopması gibi akut cerrahi lezyonlarda bu yöntem gerekliliğini korumaktadır. Onarıcı, acil bir cerrahi müdahale beklenirken, bu yolla bir sûre yeterli kan hacmi korunabilir.
Dıştan kalp masajı ya da "kapalı göğüs"te kalp reanimasyonu yöntemi, kalbin durmasını izleyen 4 dakika içinde uygulanmalıdır. Teknik çok basittir: hasta sırt üstü yatırılır, baş arkaya eğik olarak yerleştirilir. Kurtarıcı ellerini göğüs kemiğinin alt tarafına koyar ve göğüs kafesini 3 ila 5 cm çökerterek bir baskı yapaı; sonra basıncı kaldırır ve göğüs kendiliğinden genişler. Bu manevra dakikada 60 kez tekrarlanmalıdır. Genellikle bu masaja bir de ağızağıza ya da hastane ortamında entübasyonla yapay solunum eklenir. Bu işlemde doğal olarak iki kurtarıcıya gerek vardır. Göğüs kafesi yumuşak olduğundan çocuklarda, erişkine göre baskı daha hafif olmalıdır. Şiddetli masaj yüzünden çocuklarda görülen kaburga kırıkları hiç de az değildir. Gençlere ya da önceden kalbi sağlam olanlara uygulanan bu teknik çok iyi sonuç verir. Kalp masajından sonra kalpte karıncık fibrilasyonu olursa elektrikle defibrilasyon yapmak gerekir.

• Koroner hastalıklarını alıştırma çalışmaları. Miyokart enfarktüslü hastaların uzun süre kıpırdanmamaları yararlı olmaktan çok zararlı görünmekte ve bugün, birinci ayın sonunda başlamak üzere kademeli bir beden eğitimine girişilmesi uygun görülmektedir Elbette, yürüyen halı ya da ergometrik bisiklet üzerinde yapılan, sürekli elektrokardiyogram kontrollü iyi programlanmış antrenmanlar, hastanın evinde yapılan kontrolsüz antrenmanlara yeğ tutulmalıdır. Bu alıştırmalar karıncıkların çalışmasını iyileştirir ve belki yan dolaşımı geliştirir. Ama, herhalde koroner hastalarının normal yaşam sürmelerini kolaylaştırır. Kalp cerrahisinde sağlanan ilerlemeler, yeni gereçlerin ve yeni tekniklerin ürünüdür.

• Vücut dışı dolaşım gereçleri. Uzmanlaşmış merkezlerde kullanımları yaygındır. Bugün, cerrahların hizmetine sunulan pompalar, çocuk olsun, erişkin olsun, herkeste uzun süreli ameliyatları yapmaya yeterli bir kan akımını sağlayabilmektedir. Bunlarda hem atardamar, hem toplardamar dolaşımı, hem de bu ikisinin arasında biri oksijen sağlayıcı, biri kabarcıkları yok edici kaplar bulunmaktadır. Şimdiki pompalarda bunun yerini kan hücrelerini fazla hırpalamayan bir oksijenleyici almakta ve kabarcıkları yok eden kaba gerek kalmamaktadır. Toplardamar kanı, sağ kulakçık yolu ile katetere gönderilen üst ve alt ana toplardamarlardan elde edilir. Oksijenlenmiş kan, iki uyluk atardamarından vücuda verilir. Açık kalp ameliyatı sürecinde, korener damarlar aralıklı olarak ikincil bir devre ile doldurulur. Devreler sterilize edilerek silikonlanır. Hastaya değişik sıcaklıkta kan verilebilir.

• Kapak protezleri. Doğuştan ya da edinsel kapak hastalıklarının ameliyatı, çeşitli protezlerin geliştirilip piyasaya çıkarılması sayesinde çok değişmiştir.
insandan alınan protezler, ölülerden alınarak soğukta saklanmış olan kapaklardır. Hayvandan alınan protezler özellikle domuzlardan elde edilir ve liyofilizasyon yöntemiyle saklanır. Bağışıklık riski ve sonradan bu kapakların yozlaşması tehlikesi varsa da elde edilen sonuçlar cesaret verici ve kapakların hemodinamik performansları yeterlidir.
Yapay protezlerin birçok modeli vardır. En çok kullanılan model içinde plastik ya da çelikten oynar bir bilya bulunan ve çelik bir kafesten oluşan Starr kapağıdır. Kapağın çevresinde deliğin çevresiyle bağlantıyı sağlayan sentetik maddeden (teflon) bir taç bulunur. Kapak, çeşitli büyüklüklerde ve iki tip olarak üretilir: mitral ve aort. Başka araştırıcılar, yapı malzemesi ve şekil bakımından Starr'ınkinden değişik kapaklar yaratmışlardır. Bunlar, hemodinamik açıdan biçimi daha elverişli olan metal kapaklardır. Bu madeni protezler çok mükemmel sonuç vermektedir; bununla beraber hastalar, tüm yaşamları boyunca kan sulandırıcı ilaçlar almak zorundadırlar. Protez tipi, kalbe bağlanma olanaklarına bağlı olup çoğu zaman ameliyat sırasında kararlaştırılmaktadır.

• Isı düşürülerek ve kalp durdurularak yapılan ameliyatlar. Bir daha düzelemeyecek kalp ve beyin lezyonları yaratma tehlikesi yüzünden terk edilmiştir. Bugün, rnerkezi ısının daha az ve daha yavaş düşürülmesi ve yeniden ısıtmanın daha tedrici yapılması sayesinde sekel tehlikesi önemli ölçüde azalmıştır. Bir kalp durmasını sağlamak için gerekli ısı düşüklüğü 24 °C dolayındadır; soğutma, önceden buz dolu kaplardan geçirilerek soğutulmuş kanın şırınga edilmesiyle sağlanır. Bir de, kalbi buzlu serum ile yıkayarak ve kalp dışzarı boşluğuna steril buz doldurarak, yerel bir soğutma yöntemi kullanılır. Isıtma da buna benzer bir teknikle gerçekleştirilir. Bu durmuş kalp ameliyatlarında kalp boşlukları içindeki ameliyat süresi 30 ila 50 dakikayı açmamalıdır.

• Kalp gözetimi ve çalıştırma aygıtları. Ameliyat sırasında ve hemen sonraki evrede, hastaların gözetimi elektrokardiyog- ram çizgisinin sürekli olarak osiloskop üzerinde izlenmesine olanak veren elektronik aygıtlarla (monitör) sağlanır. Bu aygıtlar, ameliyat sırasında kalp boşlukları içindeki basıncı ölçmeye ve ameliyat öncesi ve sonrasındaki basınç değişikliklerini kaydetmeye yarar. Aygıtların bazılarında, ameliyat sonrası evrede, bir kalp yetmezliği durumu ortaya çıktığında kalbi elektrikle uyarabilecek parçalar vardır. Uyarma sistemi, sesli ya da ışıklı bir işaretle bakıcı personelin haberdar edilmesinden sonra otomatik olarak işlemeye başlayabilir. Kalp uyarıcıları çok gelişmiştir ve plütonyum pilli nükleer pacemaker'lerden çok şey ümit edilebilir. Yapay kalp, sürekli araştırma konusudur, ama ilerde, kalp naklinin yerini tutacak bir çözüm olup olmayacağını bugünden kestirmek olanağı yoktur.

• Yeni cerrahi müdahaleler. 1968'de, Cape’te cerrahi profesörü Barnard, bir ölünün kalbini, bir hastaya nakletmeyi başardı. Sonraki yıllarda birçok ülkede uzmanlaşmış servislerde çok sayıda kalp nakli gerçekleştirildi (Fransa, Büyük Britanya, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye, vb.), fakat kısa ya da orta vadede ortaya çıkan başarısızlıklar nedeniyle, bütün ülkelerde bu girişimlerin sayısı hayli azaldı. Başarısızlıkların nedeni, (uygulamada kusursuz olan) cerrahi müdahale değildir, ileri derecede bağışıklık araştırmalarına konu olan ret olayıdır. Kalp nakli sayısının azlığı bir de verici azlığından ileri gelmektedir. (GREF.)
Koroner atardamar cerrahisi, büyük ilerlemeler kaydetmektedir. Aort-koroner köprüsü (bypass) göğüs anjini için etkili bir tedavi yoludur; bazı enfarktüsler de enfarktektomi (pıhtı çıkarılması) gibi yeni tekniklerden yararlanmaktadır.


hayvanlarda kalp hastalıkları
Hayvanlarda, perikart, miyokart ve endokart ayrı ayrı ya da topluca hastalanabilir. Buna göre perikardit, miyokardit ve endokardit gibi çeşitli kalp hastalıkları ortaya çıkar. Perikarditler bütün evcil hayvanlarda görülebilir. Gevişgetirenlerde çoğu zaman mideden gelen yabancı maddelerin neden olduğu perikart yaraları görülür (travmalı perikardit). Miyokarditler, hemen hemen yalnız bulaşıcı hastalıkların kalp kası üzerinde yerleşmesine bağlıdır. Endokarditler her zaman mikrop kökenli olup kanda dolaşan çeişitli mikroplardan ileri gelir.

Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 7 Mayıs 2016 20:04
7 Mayıs 2016 15:18   |   Mesaj #6   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
KALP NEDİR ?
Mikro yapısından makro yapısına kadar birçok mucizevî mekanizmayı barındıran kalbimiz, en basit ifadesi ile, bir “pompa” ya da “bir emme-basma tulumba” sistemidir. Canlılığın devamı için gereken tüm maddelerin vücudun en ücra köşelerine kadar taşınması için gerekli olan “kan”ın, bir süreklilik halinde, kesintiye uğramadan dolaşması, bu pompa sistemi tarafından sağlanır. Ancak basit emme-basma tulumba sistemlerinde, suyun devamlı değil kesik kesik akışı sözkonus iken, kan vücutta kesintisiz ileri doğru akmaktadır. Yani kalp gevşeyip içine kan alırken bile kan duraksamadan ileri doğru akmaya devam eder.

Kalbin yaptığı iş, aşağıdaki şemada özetle görülüyor. Tek cümle ile bahsedersek: Kalp, vücuda gönderdiği temiz kanı, kullanıldıktan sonra geri alıp, temizlenmesi için akciğere gönderir ve sonra temizlendikten sonra yine geri alır, vücuda gönderir.
Ad:  kalp1.JPG
Gösterim: 127
Boyut:  44.7 KB

NELERDEN OLUŞUR ?
Kalp dolaşım sisteminin merkezinde yer alan, en hayati organımızdır. Göğüs ön duvarının hemen arkasında, biraz solda, her iki akciğerin ortasında, yemek borusunun ön kısmında yerleşmiştir.
Ad:  kalp2.JPG
Gösterim: 131
Boyut:  35.3 KB
Kalp hastalıklarını anlayabilmek için öncelikle, kalbin yapısını, nelerden oluştuğunu kavramak gerekir. Ayrıntılara hastalıklar bahsinde girileceğinden, ana başlıklar olarak kalbin yapıtaşlarını maddeler halinde sıralayalım.

KASLAR (MİYOKARD):
Kalbin neticede yaptığı iş “kan pompalamak” olduğuna göre, sistemin temelini elbette kaslar oluşturacaktır. Kalp kası, “istemsiz (irademiz dışında) çalışan” düz kas sınıfına dahildir.
Ad:  kalp3.JPG
Gösterim: 132
Boyut:  43.7 KB

ELEKTRİK (RİTM ve İLETİ) SİSTEMİ
Evet, kalp kasları özel yapılı, irademiz dışında çalışan bir yapıya sahiptir dedik. Peki bu kasları harekete geçiren mekanizma nedir ? İşte burda şu cümleyi kurmamız doğru olur: “Kalp kendi elektriğini kendisi üretir ve kullanır. Kaslar bu elektrik ile kasılmaya sevkedilir.
Ad:  kalp4.JPG
Gösterim: 129
Boyut:  43.7 KB

DAMARLAR:
Kaslar, elektrik sisteminin sevketmesi ile kasılırken, gereken enerjiyi sağlayacak kanı da damarlar getirir. “Koroner Damarlar” denen bu sistem, kalbin hastalıklarında önemli yer tutar. Zira ölüm sebepleri arasında ilk sırada yer alan kalp krizleri bu damar sisteminin tıkanmasıyla oluşur.
Ad:  kalp5.JPG
Gösterim: 134
Boyut:  45.1 KB

KAPAKLAR:
Kan kalbin içine dolduğunda, boşluklar arasındaki geçişleri sağlayan kapaklar, senkronize olarak açılıp kapanmalarıyla kan hareketine yön verirler, kanın kalp içindeki basınçlarla ters yönde akmasına engel olurlar.
Ad:  kalp6.JPG
Gösterim: 137
Boyut:  40.7 KB
Ad:  kalp7.JPG
Gösterim: 131
Boyut:  39.7 KB

KALP ZARLARI (PERİKARD)
Göğüs boşluğu içinde sürekli hareket halinde olan kalbin etrafını çevreleyen zar sitemi, kalbi hem korur hem de içinde barındırdığı az miktarda sıvı ile sürtünmeyi engeller.
Ad:  kalp8.JPG
Gösterim: 153
Boyut:  25.7 KB

BÜYÜK DAMARLAR
Kalp pompaladığında, kan ilk olarak Aort kapağını, oluşan basınçla açar ve vücudun ana atardamarı olan Aort içine ilerler. Aortun kavis yaptığı bölgeden 3 adet damar ayrılarak, kollara-üst göğüs blgesine--boyun ve kafa içideki tüm yapılara kan ulaştırılır. Aort kavsinden sonra, İnen Aort olarak adlandırılan kısım başlar ve burdan devam eden kan hareketi, geri kalan tüm vucut bölgelerine ulaşır.
Ad:  kalp9.JPG
Gösterim: 122
Boyut:  45.7 KB
Vücut tarafından kullanılan, oksijenini dokulara bırakmış, dolayısıyla "oksijenden fakir kan" (-yanlış bir ifade olmakla beraber- "kirli kan" ), toplardamar ağları vasıtasıyla Alt ve Üst Vena Cava'lardan kalbin Sağ Kulakçığına (Sağ Atriyuma) giriş yapar. Burdan, önce Triküspit kapağı geçerek Sağ Karıncığa (Sağ Ventriküle), sonra da yine kalbin pompalaması ile Pulmoner kapağı geçerek, Ana Pulmoner Arter içine iletilir. Ana Pulmoner Arter sağ ve sol olmak üzere iki dala ayrılarak, her iki taraf Akciğer bölgelerine kan ulaştırılmış olur.

Akciğerin yaygın damar ağı içinde kan, havadan solunarak alınan oksijen ile buluşur ve tekrar "oksijenden zengin" (temiz!) hale gelir. Oksijenize olmuş kan, sağ ve sol Akciğerden gelen ikişer adet Pulmoner Ven yoluyla, Sol Kulakçığa (Sol Atriyuma) , burdan da Mitral Kapağı geçerek Sol Ventriküle ulaşmış olur. Belirttiğimiz gibi, sol ventrikül de, vücuda kan pompalayan ana kalp boşluğudur.

KALP NASIL ÇALIŞIR
Beynin ve hormonların kontrolü altında olan, sağ kulakçıkta yer alan, "elektrik jeneratörü" olarak adlandırabileceğimiz Sinoatriyal (SA) düğümde, elektrik yüklü iyonların hücre içine ve dışına doğru bir kural dahilinde yer değiştirmesi ile oluşan elektrik akımı, kalbin çalışmasını sağlar. Elektrik akımı öncelikle kulakçılara yayılarak kulakçıkların kasılmasına ve sağ tarafta Triküspit sol tarafta Mitral kapak yoluyla içlerindeki kanı karıncıklara boşaltmasını sağlar.

Bu sırada SA düğümden AV düğüme (bir nevi elektrik aktarma trafosu) iletilen elektrik akımı, burada çok kısa bir süre bekletilir. Çünkü henüz kulakçıkların kasılması ve içindeki kanı karıncıklara boşaltması bitmemiştir. Eğer elektrik akımı burda bekletilmeseydi, kulakçıklar içini tam boşaltmadan karıncıklar kasılmaya başlayacak ve kan akış düzeni bozulacaktı.
Ad:  kalp10.JPG
Gösterim: 116
Boyut:  16.0 KB


Evet, AV düğümdeki kısa beklemeden sonra aşağıya iletlen elektrik, ileti sisteminin sağ ve sol dalları yoluyla her iki karıncığa hızla yayılarak, karıncıkların kasılmasını sağlar. Karıncıklar kasılarak Aort ve Pulmoner kapağı basınçla açarlar ve içlerindeki kanı gönderirler. Sağ taraf Pulmoner arter yoluyla, akciğerlere, sol taraf ise Aort yoluyla tüm vücuda... Kısa bir süre içinde tamamlanan pompalama işlemi ardından, ileti sistemi üzerindeki elektrik hareketi yine iyonların hücre içi-dışına hareketleri ile istirahat pozisyonuna geri döner ve kalbin karıncık kasları gevşemeye başlar. Karıncıklar istirahat pozisyonuna dönerken, tam o anda SA nodu yeni bir elektrik akımı üreterek kulakçıkları yeniden kasmak üzeredir. Karıncıklar gevşerken, kulakçıkların da kasılması yardımıyla, kulakçıkların içindeki kanı emerek alırlar... Karıncıklar dolar ve döngü bu şekllde, anne karnında 7. haftada başladığı gibi bir ömür boyunca devam eder durur. Bütün bu işlemler için gereken enerji ise, koroner damarlar tarafından kalbe sunulur.


Kardiyoloji Uzmznı H.Kasap
7 Mayıs 2016 19:53   |   Mesaj #7   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
KALBIN YAPISI VE IŞLEVI
Dolaşım sistemi, içinde kanın vücuda dağıldığı kapalı bir ağ sistemidir. Vücudun taşıyıcı sistemidir. Dolaşım sistemine kardiyovasküler sistem de denir. Bu sistem kalp ve damarlardan (arterler, venler ve kapiller) oluşur. Ayrıca dolaşım sistemi içinde lenfatik sistem de yer almaktadır. Lenfatik sistem vücuttaki sıvı dengesini muhafaza eder ve vücudu hastalıklara karşı korur.
Dolaşım sistemi kalp tarafından ritmik hareketlerle pompalanan kanın damarlar vasıtasıyla hücrelere ulaşmasını ve hücrelerde kullanılmış olan kanı yine damarlar vasıtasıyla toplayarak tekrar kalbe dönmesini sağlar.
Ad:  k1.JPG
Gösterim: 241
Boyut:  36.7 KB
Kalp, dolaşım sisteminin motor organıdır. Temel işi kanı pompalamak olan kalp, çizgili kastan yapılı içi boş hayati bir organdır. Çizgili kastan yapılmış olmasına rağmen isteğimiz dışı çalışır. Güçlü kas dokusuyla sürekli kasılıp gevşeyerek kanın damar içinde hareket etmesini sağlar. Vücudun ihtiyaçlarına bağlı olarak kalp dakikada 5 ile 35 litre arasında kan pompalayabilir. Ortalama bir yaşam süresince yaklaşık 300 milyon litre kan pompalar.

Kalbin Konumu ve Komşulukları
Kalp, göğüs boşluğunda iki akciğer arasında ve stemumun arkasında diyafram kası üzerinde 4. 5. ve 6. “costae”ların arka yüzünde, üçte ikisi orta çizginin solunda, üçte biri sağında yer alan kas dokusundan oluşmuş bir organdır. Tabanı üstte (basis kordis), tepesi altta (apeks kordis) olan kalp bir koniye benzer. Büyüklüğü yaşa, cinse ve kişiye göre değişir. Her kişinin kalbi, kendi yumruğu büyüklüğündedir. Yetişkin bir kadında ortalama 200 - 280 gram, erkekte 250 -390 gr ağırlığındadır.
Kalbin ön yüzü, os sternum ve ossa costae, alt yüzü diaframa kası, yan yüzleri her iki akciğer ve arka yüzü ise vertebralarla komşudur.
Ad:  k2.JPG
Gösterim: 236
Boyut:  41.1 KB

Kalbin Odacıkları

Kalbin sağ ve sol kısımları birbirinden bir duvarla (septum) tamamen ayrılmaktadır. Kalp içi boş dört odacıktan oluşmuştur. Bu odacıkları kalbin içini bölen çeşitli duvarlar oluşturmuştur. Septum interatriale (atriumlar arası bölme), septum interventriculare (ventriküller arası bölme) ve septum atrioventriculare (atriumlar ve ventriküller arası bölme) ile kalp bölümlere ayrılmış dört odacık oluşmuştur. Bu odacıklardan kalbin tepe bölümündekilere kulakçık (atrium), taban bölümündekilere ise karıncık (ventrikül) adı verilir. Bu odacıklar şunlardır:
  • Sağ kulakçık (atrium dexter)
  • Sol kulakçık (atrium sinister)
  • Sağ karıncık (ventriculus dexter)
  • Sol karıncık (ventriculus sinister)
Ad:  k3.JPG
Gösterim: 114
Boyut:  39.5 KB Ad:  k4.JPG
Gösterim: 116
Boyut:  45.7 KB

Sağ atrium ve sağ ventrikülün her ikisi birden sağ kalbi oluşturur. Sağ kalpte oksijen bakımından fakir olan venöz (kirli) kan bulunmaktadır. Sol atrium ve sol ventrikül ise sol kalbi oluşturur. Sol kalpte oksijen bakımından zengin olan arterial (temiz) kan bulunmaktadır.

Sağ kulakçık (Atrium dexter)

Kalbin basis bölümünün sağında bulunur. Sağ atriuma yukarıdan üst ana toplardamar (vena cava superior), aşağıdan alt ana toplardamar (vena cava inferior) açılır. Bu damarlar ile venöz kan kalbe döner. 

Sağ karıncık (Ventriculus dexter)
Piramid şeklinde bir boşluktur. Kalbin ön yüzünün büyük kısmını oluşturur. Bu boşluktan venöz kan akciğerlere pompalanmaktadır. Pompalama görevi nedeniyle duvarı kalındır. Sağ ve sol ventriküller aynı anda kasılır. Kasılan ventrikülden kan akciğer atardamarı (arteria pulmonalis) yolu ile akciğerlere gönderilir.

Sol kulakçık (Atrium sinister)
Sol atrium kalbin arkasında, sol üst yanında yer almaktadır. Bu boşluğa, akciğerlerden oksijenlenelerek dönen kanı getiren dört adet akciğer veni (vena pulmonales) açılır. Buraya gelen kan, sol ventriküle geçer.

Sol karıncık (Ventriculus sinister)
Kalbin diyaphragmaya bakan yüzünde yer alır. Apex cordis sol ventrikül tarafından meydana getirilmiştir. Sol atriumdan gelen arterial kan, bu boşluktan pompalanmakta ve ana atardamarla (aortae) vücudun en ince kapillerine kadar gönderilmektedir. Pompalama görevinden dolayı duvar yapısı diğer boşluklara göre oldukça gelişmiştir.

Kalbin Kapakları
Kalpte iki adet atrioventriküler kapak, iki adet de büyük damar kapakları (semilunar kapak) olmak üzere 4 kapakcık bulunmaktadır. Kalp kapakçıklarının amacı kalpte kan akışının yalnızca tek yönde ilerlemesini sağlamak ve kanın geriye dönüşünü engellemektir. Bu kapaklar fibröz yapıda olup kan damarı bulunmaz, beslenmesi diffüzyon yolu ile sağlanır.

Atrioventriküler Kapaklar
Atriumlardan ventriküllere pompalanan kan, ventriküllerdeki basınç atriumlardan daha fazla olduğundan geri dönme eğilimindedir. Atrium gevşediğinde (diastol) kanın geri dönüşünü engellemek için her bir atrium ile ventrikül arasında atriyoventriküler kapaklar vardır. Bu kapaklar, ventriküllerin diastolünde açılarak atriumlardan gönderilen kanın ventriküllere dolmasını sağlar. Ventriküllerin kasılmasında (sistol) ise kapaklar kapanarak kanın atriumlara geri dönmesine engel olur. Bu kapaklar şunlardır:
  • Triküspid kapak (Valvula tricuspidalis - üçüz kapak): Sağ atrium ve sağ ventrikül arasında yer alan septum inter atrioventriculare üzerinde bulunmaktadır.
  • Mitral kapak (Valvula bicuspidalis, valvula mitralis - ikiz kapak): Sol atrium ve sol ventrikül arasında yer alan septum inter atrioventriculare üzerinde bulunmaktadır.
Ad:  k5.JPG
Gösterim: 119
Boyut:  43.7 KB Ad:  k6.JPG
Gösterim: 122
Boyut:  43.8 KB
Semilunar Kapaklar
Bu kapaklar, ventriküllere bağlanan büyük damarların açılma delikleri ağzında yer alır. Kapandıklarında yarım aya benzer. Ventriküllerin sistolünde açılarak kanın kalpten arterlere atılmasını; ventriküllerin diastolünde ise kapanarak atılan kanın ventriküllere geri dönüşünü önler. 
Bu kapaklar şunlardır:
  • Valvula trunci pulmonalis: Akciğerlere kanı götüren a. pulmonalisin ağız kısmında, sağ ventrikülden pompalanan kanın geri dönüşünü önleyen üç tane yarım ay şeklindeki kapaklardır.
  • Valvula aortae: Aortun sol ventrikülden çıkış kısmında yarım ay şeklinde üç tane seminular kapak bulunmaktadır. Bu kapaklar sol ventrikülden pompalanan kanın geri dönüşünü önler.

Kalbin Damarları

Kalp de tıpkı diğer organlarda olduğu gibi hücrelerden oluşur ve oksijenlenmesi yani beslenmesi gerekir. Her ne kadar kalbin dört odacığı kanla dolu olsa da kalp, kendi içindeki kanla değil aort damarından ayrılan sağ ve sol kalp atardamarlarından beslenir. Kalbi besleyen bu damarlara koroner arterler (a. coronaria) denir. Bunlardan sağda olanına sağ koroner arter (a. coronaria dextra), solda olanına sol koroner arter (a. coronaria sinistra) denir. Başlangıçta iki ana dal hâlinde olan bu arterler daha sonra kollara ve dallara ayrılarak tüm kalbi besler.
Ad:  k7.JPG
Gösterim: 122
Boyut:  33.3 KB Ad:  k8.JPG
Gösterim: 119
Boyut:  30.5 KB
Kalbin venöz kanı; vena cordis magna, vena cordis media ve vena cordis parva adı verilen venler tarafından toplanır. Venler topladıkları venöz kanla birlikte sinus coronariusa açılır. Bu ven de atrium dextere açılır.

Kalp kası
Kalp kası, kalbin 3 katmanından biri olan myocardium’dur. Yapı bakımından çizgili kasa benzese de çalışması çizgili kas gibi isteğimizle değil, istemsizdir (otonom). Bu mekanizma kalbin kendi iç uyarımı sayesinde olmakta ve bu uyarımın esas iki öğesi bulunmaktadır. Bunlar atrio-ventrikuler düğüm ve sinoatriyal düğümlerdir. Her ne kadar kalp kendi iç uyarım sistemi ile çalışsa da neticede kalp kasılma gücü ve kalp atım hızı otonom sistem tarafınca kontrol edilmektedir. Bu sistem ise nöro-humoral bir mekanizmadır. Hormonların da kalp atımı üzerine olan etkisi otonom sinir sistemi tarafından regüle edildiği gibi epinefrin gibi hormonlar direkt olarak kalbin frekansını artırabilir.

Kalp Kaslarının Yapıları
Kasın çalışması kontrolü sinir sistemiyle olmaktadır. Bu sinirler kalp kası içerisine yerleşmiş Purkinje Telleri’dir. Sinirlerdeki bozulma, kasta (myocardium) felce yol açar.
Kas dokusu, vücudun hareketini sağladığı için diğer dokularadan oranla daha fazla oksijene ve enerjiye ihtiyaç duyar. Kalp kasında çekirdekler ortadadır ve her kalp kası hücresi arasında interkale diskler bulunur.
Kas lifleri iskelet kasındaki gibi düz lifler şeklindedir. Fakat, bazen çatallanma yapar. Kalp kası fizyolojik tetanos’a (kramp) uğramaz.
Ayrıca kalp kası hücresi, yalnızca kalpte bulunur ve kalbin kasılmasını sağlar. Aslında çizgili kas olan kalp kası, yapı bakımından çizgili kaslara, görev bakımından ise düz beyaz kaslara benzemektedir ve isteğe bağlı olarak kasılmaz. Bu kasların kasılmasını kalbin özel bölgelerinden çıkan uyarılar sağlar.Bu kasların çalışması için sinire inpus adı verilen bir hormon salgılanır. Kalp kası hücreleri, birlikte ağa benzer bir yapı oluşturur. Sol karıcıktan çıkan aort damarındaki kanın hızlı olmasından dolayı buradaki kasların kalınlığı öbür odacıklara göre daha fazladır. Kasların kasılması sırasında kısalma, şişme, sertleşme ve kalınlaşma gerçekleşir. Kol ve bacaklardaki kemiklerin çalışması sırasında ön ve arkada birbiri zıt çalışan kaslar bulunur. Bu zıt (açıcı ve bükücü) kasların kasılıp gevşemesiyle kol ve bacaklardaki bükülme ve gerilmeler gerçekleşebilir.bu olaya zıt kaslar adı verilir .

Kalbin Tabakaları
Kalbi saran üç tabaka vardır. Kalbi saran bu tabakalar; en dışında dış tabaka pericardium veya epicardium, orta tabaka myocardium, iç tabaka endocardiumdur.
Ad:  k9.JPG
Gösterim: 113
Boyut:  24.6 KB
Dış tabaka (Pericardium)
Kalbi dıştan bir torba gibi saran fibro seröz yapıda bir zardır. Bu zar, perikardiyum fibrosum ve perikardiyum serosum olmak üzere iki tabakadan oluşur. Perikardiyum fibrosum kalbin ve kalpten çıkan damarların dışını sarar. Perikardiyum serosum; lamina parietalis ve lamina vicceralis (epicardium) olmak üzere iki yapraktan oluşmuştur. Bu yaprakların arasında kalbin hareketlerini kolaylaştıran liquor pericardii denilen az miktarda bir sıvı bulunmaktadır.

Orta tabaka (Myocardium)
Kalbin kas tabakasıdır. Kaslar, enine çizgilenme göstermektedir. Bu kaslar çizgili olmasına rağmen isteğimiz dışı çalışan kaslardır. Kalbin en kalın tabakasıdır. Pompalama görevi gören ventriküller de atriumlara göre özellikle sol ventrikülde daha kalındır. Kalbin uyarı ve ileti sistemine ait hücreler, sinirler ve kalbi besleyen koroner damarlar bu tabakada bulunur.

İç tabaka (Endocardium)
Yassı, tek katlı epitel hücrelerden yapılmış olan bu zar, kalbin iç yüzeyini örten zardır. İçeriye doğru uzantılar vererek kalpteki dört kapağın esasını oluşturur. Bu tabakada kan damarı bulunmaz.

Kalbin Çalışması
Kalp kası sinirsel impulsa gereksinimi olmayan, kendi uyanlarını kendi oluşturabilen bir kastır. Ancak kalbin çalışması otonom sinir sisteminin denetimi altındadır. Sempatik sinirler kalbin ritmik kasılma ve gevşeme hareketlerini hızlandırırken parasempatik sinirler yavaşlatılmasını sağlar.
Kalp, sürekli kasılıp gevşeyerek çalışır. Kalbin kasılmasına “sistol”, gevşemesine “diastol” denir. Kalpte her iki atrium ve her iki ventrikül birlikte kasılır ve gevşer. Atriumlar ve ventriküllerin kasılıp gevşemesi kanın hareketi için itici bir güç oluşturur. Bu kasılıp gevşeme birbirine zıttır. Atriumların her ikisi aynı anda sistol durumundayken ventriküller diastol durumuna geçer. Kalbin bir sistol ve diastol hareketine bir kalp atışı denir. Kalp atışı yetişkin bir insanda dakikada 60-80 ortalama 70’dir, çocuklarda bu sayı dakikada 90-140 arasındadır.
Atriumlar diastolde kanla dolar. Kanla dolduktan 0,1 saniye içinde sistol dönemi başlar. Bu dönemde ventriküller diastol hâlinde olup basıncın etkisiyle sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki triküspit, sol atrium ve sol ventrikül arasındaki mitral kapakçıklar açılır. Böylece atriumlardaki kan atrio- ventriküler deliklerden ventriküllere geçer ve ventriküller kanla dolar.
Ventriküllerin sistolünde artan basıncın etkisiyle triküsbit ve mitral kapaklar kapanır. Böylece kanın atriumlara geri dönüşü engellenir. Sağ ventriküldeki venöz kan a. pulmonalis (akciğer atardamarı) girişindeki seminular kapakçıkların açılmasıyla akciğerlere, sol ventriküldeki arteriyal kan ise aort girişindeki valvula aortun açılmasıyla aorta, oradan da tüm vücut dokularına dağılır.

Kalbin Uyarı ve İleti Sistemi
Kalbin atrium ve ventriküllerinin kesintisiz bir şekilde sistol ve diastolünü sağlayan özel bir yapısı vardır. Kalbin bu işini düzenli bir şekilde idare eden ve içinde sinir elemanları bulunan özel karakterdeki kas demetine “kalbin uyarı ve ileti sistemi” denir.
Bu sistem; özel hücre kümeleri, demetleri ve liflerden oluşur. Uyarı ve ileti sistemi; sinoatrial düğüm (SA), atrioventriküler düğüm (AV), atrioventriküler demet (his demeti) ve purkinje lifleri olmak üzere dört bölümden meydana gelir. Bunlardan ilk ikisi uyarı, diğer ikisi ileti sistemidir. 
Ad:  k10.JPG
Gösterim: 122
Boyut:  43.0 KB


Sinoatrial (SA) düğüm (Keith-flack): Sağ atriumun üst yan duvarında üst ana toplardamarın atriuma açıldığı yerin altındadır. Sinoatrial düğüm kalp atımlarını başlatan ve ritmini kontrol eden eletriksel uyarıların başladığı bölgedir. Bu nedenle sinoatrial düğüm “pace maker” (uyarı odağı) olarak tanımlanır. Sinoatrial düğümden çıkan uyartı önce atriumların kasını uyarır ve atrioventriküler düğüme gelir. Kalp sinoatrial düğümün emri altında çalışırken diğer yapılar uyarı çıkarmaz. Sinoatrial düğümün gönderdiği uyarıları iletme görevini yapar. Sinoatrial düğüm çalışmadığı veya sinoatrial düğümden çıkan uyarıların iletilememesi gibi anormal koşullarda, atrioventriküler düğüm veya diğer yapılar kalbin durmasını engellemek için görevi üstlenip uyarı çıkarmaya başlar.

Atrioventriküler (AV) düğüm (Aschof -tavara düğümü): Triküspid kapağın arkasında sağ atriumun arka duvarında bulunur. Sinoatrial düğümde oluşan uyarılar, düğümler arası yollarla atrioventriküler düğüme gelir. Buraya gelen uyarılar 0.1 saniyelik bir gecikmeyle his demetine geçer.

His demeti (Atrioventriküler demet): His demeti atrioventriküler düğüme bağlıdır. Ventriküller arası bölmede sağ ve sol dallara ayrılır. His demetine gelen uyartı his demetinin sağ ve sol dallarında ilerleyerek sağ ve sol ventrikül kasındaki purkinje sistemine ulaşır.

Purkinje lifleri: Ventrikül kaslarına dağılan his demetinin daha küçük dallarına purkinje lifleri denir. Purkinje lifleri uyartıyı ventrikül kaslarına ileterek ventriküllerin kasılmasını sağlar.
Ad:  k11.JPG
Gösterim: 104
Boyut:  49.8 KB
Bu ileti sistemi sayesinde kalp fonksiyonel bir bütün olarak çalışır. Sinoatrial düğümde oluşan uyartının atrium kasına yayılması sonucunda atrium sistolü, ventrikül kasına yayılması sonucunda ventrikül sistolü olur. Uyartının kalpte yayılması sırasında atrioventriküler düğümdeki 0.1 saniyelik gecikme atriumların ventriküllerden önce kasılmasını sağlar. Böylece, ventriküller diastol hâlindeyken atriumlar sistoldedir. Sinoatrial düğümden her bir uyartı kalp kasında bir sistolü takip eden bir diastole neden olur. Sinoatrial düğüm dakikada kaç uyartı çıkartıyorsa atriumlar ve ventriküller o kadar sayıda sistol yapar. Bir kalp vuruşu ventriküllerin sistolüdür
7 Mayıs 2016 22:04   |   Mesaj #8   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Kalp
Kalp 3 tabakadan oluşur, bunları içeriden dışarı doğru sıralarsak; endokard- myokard ve perikard. Kalp, gerçekte iki ayrı pompadan oluşur: Akciğerlere kan pompalayan sağ kalp ve çevre organlara kan pompalayan sol kalp. Bunların her biri, bir atriyum (kulakçık) ve bir ventrikülden (karıncık) oluşan iki bölmeli bir atım pompasıdır. Atriyum, ventrikül için zayıf bir hazırlayıcı pompa (ön pompa) işlevi görür, başlıca görevi kanı ventrikül içine yöneltmektir. Ventrikül ise, kanı ya akciğer (pulmoner) ya da periferik dolaşıma iten ana kuvveti sağlar.
Ad:  kb1.JPG
Gösterim: 830
Boyut:  67.7 KB
Sponsorlu Bağlantılar
Kalpteki özel bir mekanizma, kalbin ritmikliğini (ritmik uyarılar oluşturma yeteneği) sağlar. Aksiyon potansiyellerini tüm kalp kası boyunca ileterek ritmik kalp atımlarına neden olur.

Kalp Kasının Fizyolojisi
Kalp başlıca üç tip kalp kasından meydana gelir. Bunlar, atriyum kası, ventrikül kası, özelleşmiş uyarıcı ve iletici kas lifleridir (purkinje lifleri). Kasılma süresinin daha uzun olması dışında, atriyum ve ventrikül kasları iskelet kasına oldukça benzer şekilde kasılırlar. Çok az miktarda kasılabilir fibril içeren özelleşmiş uyarı ve ileti lifleri ise, yalnızca belli belirsiz kasılırlar. Bunun yerine ritmisite ve değişik hızlarda ileti oluşturarak, kalbin ritmik atışını kontrol eden bir uyarı sistemi sağlarlar.

Kalp Kasının Fizyolojik Anatomisi
Ad:  kb2.JPG
Gösterim: 111
Boyut:  30.9 KB

Kalp kasının tipik histolojik görünümü Resimde izlenmektedir. Bölünen, bir araya gelen ve tekrar ayrılan kalp kası liflerinin, kafes işine benzer şekilde düzenlendiği görülmektedir. Kalp kasının tipik bir iskelet kası gibi çizgili olduğu da bu görünümden hemen anlaşılmaktadır. Dahası, kalp kasının tipik miyofibrilleri, iskelet kasındakilerin hemen hemen aynı olan aktin ve miyozin filamentleri içerirler. Bu filamentler iç içe geçmiştir ve kasılma sırasında iskelet kasında olduğu gibi birbirleri üzerinde kayarlar. Göreceğimiz gibi kalp kası, başka bakımlardan iskelet kasından oldukça farklıdır.

Bir Sinsisyum Olarak Kalp Kası
Ad:  kb3.JPG
Gösterim: 111
Boyut:  48.1 KB
Resimde kalp kası liflerini enine kestiği görülen koyu alanlara interkale disk adı verilir. Bunlar gerçekte, kalp kası hücrelerini birbirinden ayıran hücre zarlarıdır. Kalp kası lifleri, birbirine seri bağlanmış çok sayıda ayrı hücreden meydana gelir. Ancak interkale disklerin elektriksel direnci kalp kası lifinin dış zarının direncinin yalnızca 1/400'üdür. Çünkü hücre zarlarının kaynaşarak oluşturduğu, "haberleşen bağlantılar" (oluklu bağlantı, gap junction) geçirgendir, iyonların nisbeten serbest difüzyonuna izin verir. Dolayısıyla, işlevsel açıdan, iyonların kalp kası liflerinin uzun ekseni boyunca kolaylıkla hareket etmeleri sağlanır. Böylece aksiyon potansiyelleri çok küçük bir engelle karşılaşarak interkale diskleri geçer ve bir kalp kası hücresinden diğerine iletilirler. Kalp kası, bir sinsisyum oluşturacak şekilde bir araya gelmiş pek çok kalp kası hücresinden meydana gelir. Bu sinsisyumdaki kalp hücreleri birbirlerine öylesine bağlanmıştır ki, hücrelerden biri uyarılınca, aksiyon potansiyeli hücreden hücreye kafes işinin tüm bağlantılarına yayılarak bütün hücrelere ulaşır.
Kalp gerçekte iki sinsisyumdan meydana gelir. Bunlar, iki atriyumun duvarlarını oluşturan atriyum sinsisyumu ve iki ventrikülün duvarlarını oluşturan ventrikül sinsisyumudur. Atriyumlarla ventriküller arasındaki kapak açıklıklarını çevreleyen fibröz doku, atriyumları ventriküllerden ayırır. Normalde aksiyon potansiyelleri, atriyum sinsisyumundan ventrikül sinsisyumuna yalnızca özelleşmiş bir ileti sistemi aracılığıyla çapları birkaç milimetre olan ileti liflerinin oluşturduğu atriyoventriküler (A-V) demet ile) iletilebilir. Kalbin kas kitlesinin bu şekilde iki işlevsel sinsisyuma bölünmesi, atriyumların ventriküllerden kısa bir süre önce kasılmasına olanak verir. Bu da kalp pompasının etkinliği açısından önemlidir.

Kalp Kasında Aksiyon Potansiyelleri
Ad:  kb4.JPG
Gösterim: 107
Boyut:  32.7 KB
Grafikte aksiyon potansiyeli, 105 milivolttur. 105 milivolt, zar potansiyelinin, normalde oldukça negatif olan değerinin üzerine çıkarak düşük bir pozitif değer olan yaklaşık +20 milivolt'a ulaşırken gösterdiği değişimin miktarıdır. Pozitif kısma aşma potansiyeli (overshoot potential) adı verilir. Başlangıçtaki dikenden (spike) sonra zar, atriyum kasında yaklaşık 0.2 saniye, ventrikül kasında ise yaklaşık 0.3 saniye süreyle depolarize kalarak, platonun sonunda ani repolarizasyon olur. Aksiyon potansiyelinde bu platonun varlığı, kalp kasındaki kasılmanın iskelet kasındakine kıyasla 15 kez daha uzun sürmesine neden olur.

Kalp Döngüsü
Bir kalp atımının başlangıcından, bir sonraki kalp atımının başlangıcına kadar gerçekleşen kalp olaylarına kalp döngüsü (kardiyak siklus) adı verilir. Her bir döngü, sinüs düğümünde (S-A) aksiyon potansiyelinin kendiliğinden oluşması ile başlar. Bu düğüm, sağ atriyumun superiyor lateral duvarında, superior vena kavanın ağzına yakın yerleşmiştir. Aksiyon potansiyeli hızla her iki atriyuma ve oradan da A-V demet ile ventriküllere yayılır. Atriyumlardan ventriküllere geçişi sağlayan ileti sisteminin özel düzeni sayesinde kalp uyarısı, atriyumlardan ventriküllere 1/10 saniyeden daha uzun süren bir gecikme ile geçer. Bu gecikme, atriyumların ventriküllerden önce kasılarak, kuvvetli ventrikül kasılmasından önce kanı ventriküllere pompalamasını sağlar. Bu şekilde, atriyumlar ventriküller için hazırlayıcı pompalar olarak görev yaparlar. Ventriküller ise kanı damar sisteminde iten ana güç kaynağını oluştururlar.

Sistol ve Diyastol

Ad:  kb5.JPG
Gösterim: 119
Boyut:  65.0 KB
Kalp döngüsü, kalbin kan ile dolduğu, diyastol adı verilen bir gevşeme döneminden ve bunu izleyen, sistol adı verilen bir kasılma döneminden meydana gelir.
Kalp döngüsü sırasındaki çeşitli olaylar Grafikte görülmektedir. Üst kısımdaki üç eğri, sırasıyla orta, sol ventrikül ve sol atriyumdaki basınç değişikliklerini göstermektedir. Dördüncü eğri ventrikül hacmindeki değişiklikleri, beşinci elektrokardiyogramı, altıncı ise kalbin özellikle kalp kapaklarının pompalarken çıkardığı seslerin kaydı olan fonokardiyogramı temsil etmektedir. Okuyucunun bu şekli ayrıntılı olarak incelemesi ve gösterilen bütün olayların nedenlerini kavraması özellikle önemlidir.
Sol ventrikülün işlevi ile ilgili olarak kalp döngüsünde ortaya çıkan olaylar grafikte sol atriyum basıncı, sol ventrikül basıncı, aort basıncı, ventrikül hacmi, elektrokardiyogram ve fono kardiyogramdaki değişiklikler olarak görülmektedir.

Kapakların İşlevi

Atriyoventriküler kapaklar, A-V kapaklar (sağdaki - triküspid kapak ve soldaki - mitral kapak) sistol sırasında kanın ventriküllerden atriyumlara geri akmasını engeller. Semilunar kapaklar ise (aort ve pulmoner kapaklar) diyastol sırasında kanın aorta ve pulmoner arterlerden ventrikül içine geri akmasını engeller. Tüm kapaklar, tamamen pasif olarak kapanır ve açılırlar. Yani geriye doğru bir basınç farkı kanı geriye doğru itince kapanır, ileriye doğru bir basınç farkı kanı ileriye doğru itince açılırlar.

Aort Basıncı Eğrisi
Sol ventrikül kasıldığı zaman, ventrikül basıncı aort kapağı açılıncaya kadar hızla yükselir. Bundan sonra ise, ventrikül içindeki basıncın yükselmesi yavaşlar. Çünkü kan hemen ventriküllerden aort’a akar.
Arterlere giren kan arter duvarlarının gerilmesine ve basıncın yükselmesine neden olur. Sistol sonunda sol ventrikül kan fırlatmayı durdurup, aort kapağı kapandığı zaman ise arterlerin esnek toparlanma özelliği (elastic recoil) sayesinde, diyastol sırasında bile arterlerde yüksek basınç korunur. Aort kapağı kapandığı zaman aort basıncı eğrisinde bir çentik meydana gelir. Bunun nedeni, kapağın kapanmasından hemen önce kanın kısa bir süre için geriye doğru akması ve bunu izleyerek geri akımın aniden durmasıdır.
Aort’ taki basınç aort kapağı kapandıktan sonra diyastol boyunca yavaş yavaş düşer, çünkü gerilen esnek arterlerde birikmiş olan kan sürekli olarak çevre damarlar yolu ile venlere geri akar. Aort basıncı ventrikül yeniden kasılmadan önce, genellikle yaklaşık 80 mmHg'ya (diyastol basıncı) düşer, ki bu ventrikül kasılması sırasında aort’ da meydana gelen en yüksek basınç olan 120 mm Hg'nın (sistol basıncı) üçte ikisidir.
Pulmoner arterdeki basınç eğrisi aorttakine benzer. Tek fark, basınçların aorttakilerin sadece altıda biri kadar olmasıdır. Yani yüksek basınç 20 mmHg, düşük basınç ise 13 mmHg’dır.

Kalp Seslerinin Kalbin Pompalama İşlevi ile İlişkisi

Kalbi bir stetoskop ile dinlerken kapakların açıldığını duymayız, çünkü nispeten yavaş gelişen bir olay olan açılma, ses çıkarmaz. Fakat kapaklar kapanınca gelişen ani basınç farklarının kapakların yapraklarında ve çevredeki sıvılarda neden olduğu titreşimler, göğüse tüm yönlerde yayılan sesler çıkarır.
Ventrikül kasıldığı zaman, ilk olarak A-V kapaklarının kapanması ile oluşan bir ses duyarız. Frekansı (perdesi, pitch) düşük, süresi nispeten uzun olan bu titreşim, birinci kalp sesi olarak bilinir. Sistol sonunda aort ve pulmoner kapaklar kapanırken nispeten hızlı bir çarpma sesi duyarız, çünkü bu kapaklar hızlı kapanır ve çevredeki her şey sadece kısa bir süre titreşir. Bu ses ikinci kalp sesi olarak bilinir.

Normal Kalp Sesleri

Ad:  kb6.JPG
Gösterim: 106
Boyut:  46.6 KB
Normal bir kalp stetoskopla dinlenirse genellikle "lub, dub, lub, dub..." diye tanımlanan bir ses işitilir, "lub" sistol başında atriyoventriküler (A-V) kapakların kapanmasına ve "dub", sistol sonunda semilunar (aortik ve pulmoner) kapakların kapanmasına denk gelir. Normal bir kalp periyodunun, sistol başında, A-V kapaklar kapandığı zaman başladığı kabul edildiği için "lub" sesine birinci kalp sesi ve "dub" a ikinci kalp sesi adı verilir.

Göğüste Kalp Etrafındaki Elektrik Akımları

Ad:  kb7.JPG
Gösterim: 123
Boyut:  31.5 KB
Resimde ventrikül kasının göğüs içindeki yerleşimi görülmektedir. Çoğunluğu hava ile dolu olsa da akciğerler bile şaşırtıcı derecede iletkendirler. Kalbi çevreleyen diğer dokulardaki sıvılar ise elektriği çok daha kolay iletirler. Dolayısıyla kalp gerçekte iletken bir ortamda asılı durmaktadır. Ventriküllerin bir parçası geri kalanına göre elektronegatif hâle geldiği zaman, elektrik akımları şekilde dikkati çekeceği üzere büyük dairesel yollar çizerek depolarize alandan polarize alana doğru hareket ederler. Purkinje sistemi ile ilgili tartışmadan anımsanacağı gibi, kalp uyarısı negatif işaretler ile gösterildiği gibi, ventriküllerin ilk olarak septumuna, bundan kısa bir süre sonra da kalan kısmının endokardiyal yüzeyine ulaşır. Bu durum ventriküllerin içine elektronegatiflik, dış duvarlarına ise elektropozitiftik sağlar. Akımlar ventrikülleri çevreleyen sıvıların içerisinde, şekildeki eğri oklarla gösterildiği gibi elips şeklinde yollar çizerek hareket ederler. Eğer okuyucu akımların tüm hareket çizgilerinin (elips şeklindeki çizgiler) cebirsel ortalamasını alırsa, ortalama akım hareketinin, negatiftik kalbin tabanına pozitiflik ise kalbin apeksine gelecek şekilde oluştuğunu bulacaktır. Akım, depolarizasyon sürecinin geri kalan bölümünün çoğunda depolarizasyon, ventrikül kası içinde endokardiyal yüzeyden dışarı doğru yayılırken, aynı yönde harekete devam eder. Depolarizasyon ventriküller içinde izlediği yolunu tamamlamadan hemen önce, akımın ortalama hareket yönü yaklaşık 1/100 saniye süreyle ters döner ve akım bu kez apeksten tabana doğru hareket eder. Çünkü kalbin depolarize olan en son bölümü ventriküllerin kalbin tabanında kalan dış duvarlarıdır.
Bu nedenle akım, normal bir kalpte negatiften pozitife, depolarizasyon döngüsünün en son kısmı hariç hemen hemen tamamı sırasında çoğunlukla tabandan apekse doğru hareket eder. Dolayısıyla şekilde gösterildiği gibi vücudun yüzeyine bir voltmetre bağlanırsa tabana yakın olan elektrot negatif, apekse yakın olan elektrot ise pozitif olacak ve voltmetre elektrokardiyogramda pozitif bir kayıt yapacaktır.

Ventrikül Fibrilasyonu
Bütün kalp aritmilerinin en ciddisi, anında tedavi edilmediği takdirde hemen daima ölüme neden olan ventrikül fibrilasyonudur.
Ad:  kb8.JPG
Gösterim: 98
Boyut:  30.7 KB
Ventrikül fibrilasyonu, ventrikül kası kitlesi içinde tehlikeli bir şekilde dolaşan kalp uyarılarının, ventrikül kasının önce bir bölümünü, daha sonra bir başka bölümünü ve daha sonra bir başkasını uyararak sonunda kendi kendilerini geri beslemeleri ve aynı ventrikül kasını tekrar tekrar durmadan yeniden uyarmalarına bağlıdır. Bu gerçekleştiği zaman ventrikül kasının pek çok küçük bölümü aynı anda kasılacak, eş miktarda pek çok bölümü de gevşeyecektir. Bu nedenle ventrikül kası asla kalbin normal pompalama döngüsünün gerektirdiği gibi toplu halde ve uyumlu olarak kasılmayacaktır. Dolayısıyla çok sayıda uyarı sinyalinin ventrikül boyunca hareket etmesine rağmen ventrikül boşlukları ne genişler ne de küçülür, fakat hiç kan pompalamadan veya önemsiz miktarlarda kan pompalayarak kısmen kasılı belirsiz bir evrede kalırlar. Dolayısıyla fıbrilasyon başladıktan sonra beyin kan akımının durmasına bağlı olarak, 4-5 saniye içinde bilinç kaybı olur, birkaç dakika içinde de vücudun tüm dokularında geri dönüşümü olmayan ölüm başlar.
Pek çok etken ventrikül fibrilasyonunu başlatabilir; bir saniye önce normal bir kalp atımı gerçekleşmişken bir saniye sonra ventriküller fıbrile olabilirler. Fibrilasyonu başlatabilecek en önemli nedenler; (1) kalbin ani elektrik şokuna maruz kalması, (2) kalp kasının ya da özelleşmiş ileti sisteminin veya her ikisinin iskemisidir. İskemi; besleyen kan akımının azalması olarak bilinir.

Daha fazla sonuç:
kalp organı