Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 7 Haziran 2017  Gösterim: 22.386  Cevap: 5

Saraylar - Dolmabahçe Sarayı

16 Nisan 2009 19:52       Mesaj #1
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye

Dolmabahçe Sarayı

Ad:  d1.JPG
Gösterim: 119
Boyut:  61.6 KB

İstanbul’da, Dolmabahçe semtinde, deniz kıyısında, Abdülmecid’in 1848-56 arasında mimar Garabet Balyan’a yaptırdığı saray binası.

Sponsorlu Bağlantılar
Bulunduğu yerin küçük bir koyken 17. yüzyılın ilk yarısında doldurulduğu, üstüne çeşitli padişahlar zamanında ahşap köşkler ve sahilhaneler yapıldığı bilinmektedir. Bugünkünden önceki son yapı III. Selim’in mimar Melüng’e yaptırdığı, cephelerinde İon ve Korent düzeninde sütunların yer aldığı köşktür. II. Mahmud burada uzun süreli oturan ilk padişah olmuştur. 19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti’nin bünyesinde yenileşmelerin başladığı bir dönemde Abdülmecid’in Avrupa’dakiler tarzında bir saray istemesi üzerine bu son yapı da yıkılarak yerine bugünkü Dolmabahçe Sarayı yapılmış ve padişah 1856’da buraya taşınmıştır.

Bir bodrum ve iki kattan oluşan ana yapıyı tek bir kütle yerine, bir eksen üzerinde üç bölümün birbirine eklendiği bir bütün olarak tanımlamak daha doğru olur. Bu ana yapı, büyük kolu denize paralel, bunun doğu ucundaki küçük kohı da kara tarafına doğru uzanan bir “L” harfi biçimindedir. Büyük kolun güney ucunda, cephesi sara-yınkinin devamı niteliğindeki Veliaht Dairesi yer alır. Ana yapıdan ayrı Hazine-i Hassa, Mefruşat, Paşalar, Musahipler, Kızlarağası, Harem Kapıcıları daireleriyle iki Hareket Köşkü, Kuşluk Köşkü ve Camlı Köşk, ayrıca mutfak, kiler, marangozhane, depo vb gibi servis birimleri sarayı tamamlayan öbür yapılardır. Bunlardan başka saraya ait iki önemli yapı da bugün ortadan kalkmış, Dolmabahçe Camisi’nin karşısında bulunan saray tiyatrosu 1937’de çevrenin düzenlenmesi sırasında yıkılmış, Istabl-ı Âmire adıyla anılan saray ahırlarının yerineyse bugünkü İnönü Stadyumu yapılmıştır.
Ad:  3.jpg
Gösterim: 152
Boyut:  62.2 KB

10 m yüksekliğindeki duvarın, arada geniş bir bahçe bırakacak gibi kara tarafından çevrelediği saray, deniz tarafında uzunluğu 600 m’yi bulan rıhtımdan biraz geri çekilmiş, burada da dar bir yeşillik bandı bırakılmıştır. Rıhtım boyunca beş, bahçe duvan üzerinde de dokuz kapı vardır. Ama bunlardan iki tanesi ana kapıdır ve çok görkemli bir biçimde düzenlenmiştir. Hazine-i Hassa Kapısı bahçenin batı duvarında, denize paralel ana yapı ekseninin Dolmabahçe Camisi yönündeki uzantısı üzerinde yer alır. Tören Kapısı diye de anılan Saltanat Kapısı kara tarafındaki ikinci anıtsal giriştir ve kuzey duvarında, bugünkü Dolmabahçe Caddesi üzerindedir. Her iki kapı da nişler, pilastrlar (gömme ayak), Korent düzeninde sütunlar, yarım daire alınlık kornişleri gibi yeni-klasik; oymalar, rozetler, askı çelenkler, denizkabuğu ve bitkisel bezemeler gibi barok öğelerle seçmeci (eklektik) bir biçimde düzenlenmiştir.

Saltanat Kapısı’ndan denize doğru dikine uzanan eksenle Hazine-i Hassa Kapısı ekseni, ana yapının dar batı cephesindeki Mabeyn-i Hümayun (Selamlık) girişinin mermer merdiveni önünde kesişir. Mabeyn-i Hümayun, ana yapıyı oluşturan üç bölümden biridir. Girişteki büyük salon, dört tarafı birer eyvanla genişletilmiş (haç planlı) bir orta sofa niteliğindedir. Geleneksel Türk konut mimarlığında sık karşılaşılan bu plan çözümünün, özellikle cephe düzeni ve bezemeleri bakımından Avrupa’daki örneklere benzetilmeye çalışılan sarayın içinde başka bölümlerde de kullanılmış olması dikkat çekicidir. Bu salondan geçilen merdiven holünün ortasında tek kolla başlayan, sahanlıktan sonra iki kolla devam eden, iki taraflı anıtsal bir merdiven yer alır. Merdivenin kristal korkuluk parmaklıkları, basamak altı bezemeleri, kristal avizesi ve üst katta manastır tonozu biçiminde düzenlenmiş camlı tavanından giren ışıkla bu mekân, saray içindeki en göz alıcı köşelerden biridir.

Mabeyn’den sonra, gene uzun eksen üzerinde kendi başına sarayın bir bölümünü oluşturan ve hem deniz, hem de bahçeye cephesi olan Muayede (Bayramlaşma) Salonu bulunur. Saray bütününün bu en önemli mekânı, bahçe cephesinde dışa taşırılarak ve iki yanındaki kanatlardan iyice yükseltilerek yapı kütlesi içinde özellikle vurgulanmıştır, iki yanındaki Mabeyn ve Harem dairelerinden koridorlarla ulaşılan salonun deniz cephesinde de mermer merdivenli asıl giriş yer alır. Yaklaşık 40 m x 45 m boyutlarında kareye yakın dikdörtgen biçimli salonun köşelerine birer kare mekân yerleştirilmiş, böylece gene bir haç plan elde edilmiştir. Haçın kollarının iç köşelerine gelen dört büyük ayağa geniş askı kemerleri oturmakta, bunların üstünde de tavanı oluşturan ve tepe noktasının yüksekliği 35 m’yi aşan kubbe yükselmektedir. 4,5 ton ağırlığındaki ünlü kristal avizenin asılı bulunduğu bu kubbe, dışarıdan bir topuz çatıyla örtülmüştür. Köşe ayaklarının arasına sağda ve solda ikişer tane dörtlü sütun grubu yerleştirildiği için, haç planlı salon bir dikdörtgen biçiminde algılanır.
Ad:  9.jpg
Gösterim: 155
Boyut:  61.8 KB

Üst katta salonu dört yandan bir galeri çevrelemektedir. Burada yabancı konukların ve Harem’den gelenlerin törenleri seyrettikleri localar vardır. Muayede Salonu’nun, boyutlarından başka bezemeleriyle de görkemli kılınmasına özellikle önem verilmiştir. Bezemenin bütününde, o dönem Avrupa mimarlığında geçerli olan tarihsel üslup öğelerinin seçmeci bir biçimde bir araya getirildiği bir beğeni egemendir. Köşe ayaklarının ön yüzlerindekilerle iki yandaki askı kemerlerinin altında bulunan dörtlü gruplardakiler başta olmak üzere, salondaki 56 sütun kompozit başlıklar taşır. Başlıklarla birlikte meander, yumurta ve damla örgeli kornişler, ayrıca akantus yapraklan, rozetler, duvarları ve kemerlerin yüzleriyle tablalarını kaplayan alçı işi başka kabartma bezemeler de altın yaldızla kaplanmıştır. Dört büyük askı kemeri arasındaki pandantiflerle (küresel bingi) kubbenin içinde gene barok kökenli kıvnkdallar, denizkabukları, askı çelenkler, vazolar, gerçekçi çiçek buketleri resim olarak, ama gölge verilerek derinlik duygusu uyandıracak biçimde işlenmiştir. Kubbe bezemesinde ayrıca pencere, sütun gibi mimarlık öğelerinin perspektif çizimlerine de yer verilmiştir.

Ana yapının üçüncü bölümü Harem-i Hümayun’dur. Harem, denize paralel yapı kütlesinde Muayede Salonu’nun doğusundaki kanadı ve bunun sonundaki denize dik uzanan kanadı kaplar. Denize bakan kanadın planı oldukça karmaşıktır. Denize dik kanatta ise odalar iki uzun cephe boyunca dizilmiş, ortak mekânlar, çifte koridorlar, merdivenler ve aydınlık boşlukları ortaya alınarak oldukça düzenli bir plan oluşturulmuştur. Kenarlardaki odalar arasında 10 tane de özel daire yer alır. Bu özel daireler, koridordan geçilen bir antre çevresindeki servis hacimleriyle üçer odadan oluşur; her biri kendi içinde iki katlı olarak düzenlendiği için de hepsinin ayrı birer merdiveni vardır.
Ad:  13.jpg
Gösterim: 118
Boyut:  52.2 KB

Rıhtım boyunca uzanan 284 m uzunluğundaki ana yapının cephesi simetrik olarak düzenlenmiştir. Ortada çift sıra pencereleriyle Muayede Salonu kütlesi yükselir. Soldaki (batı) Mabeyn ve sağdaki (doğu) Harem kanatlan ise yatay etkinin vurgulandığı kütlelerdir. Bunlar da iki katlı olmakla birlikte, saçak kornişleri Muayede Salonu’nun iki katı arasındaki silme ile aynı hizadadır. Her iki kanat da yer yer geri çekilip yer yer dışarı taşınlarak deniz cephesine hareketlilik getirilmiştir. Duvarlar ayrıca yeni-klasik, ampir, barok üsluplara özgü sütun ve pilastrlarla, çeşitli korniş bezemeleriyle, kıvrıkdal örgeli kabartmalarla zenginleştirilmiştir. Bütün bu bezeme öğeleri o kadar iç içe kullanılmıştır ki, sarayı yapılırken gezen Fransız yazar Theophile Gautier, onu hiçbir belirli mimarlık üslubu içine yerleştirmenin olanağı bulunmadığını yazmıştır.

Yapı, dolgu arazide yer aldığı için, zemine çakılmış büyük ahşap kazıklardan bir temel üstüne oturtulmuştur. Beden duvarları taş, bölme duvarları tuğla, döşemeleri ahşap kirişlemedir. 45.000 m2’yi bulan kullanım alanında 285 oda, 46 salon yer alır. Ahşap çatı, bütün yapıyı dolanan süslü bir saçak parapet duvan arkasında gizlenmiş, üstü kurşun kaplanmıştır.
Abdülmecid’den başlayarak, II. Abdülhamid dışında bütün Osmanlı padişahlarının sürekli ya da zaman zaman oturduğu Dolmabahçe Sarayı, birçok önemli tarihsel olaya da sahne olmuştur.
Ad:  4.jpg
Gösterim: 112
Boyut:  84.9 KB

İlk Osmanlı Heyet-i Mebusan’ı burada açılmış (1877), Abdülaziz Avusturya-Macaristan imparatoru Franz Joseph’i (1870), II. Abdülhamid Rus grandükü Nikolay’ı (1878), Alman imparatoru II. Wilhelm’i (1889) burada konuk etmiştir. Cumhuriyet’ten sonra da ilk üç Türk Dil Kurultayı (1932, 1934, 1936) ve 2. Türk Tarih Kurultayı (1937) burada toplanmış, Türkiye’yi ziyaret eden Yugoslav kralı I. Aleksandar (1933), İngiliz kralı VIII. Edward (1936), Yunan kralı I. Paulos (1953), ABD başkanı George Bush (1991) Dolmabahçe Sarayı’nda ağırlanmıştır. Atatürk de hastalığının son dönemlerini burada geçirmiş ve denize bakan 71 No’lu odada ölmüştür. Cenazesi Ankara’ya götürülmeden önce, halkın ziyaret etmesi için Muayede Salonu’nda kurulan bir katafalka konmuştur.

Bugün TBMM’in Milli Saraylar Daire Başkanhğı’na bağlı olan Dolmabahçe Sarayı, duvar ve tavan resimleri, parke döşeme kaplamaları, şömineleri, bezemeli merdivenleri gibi yapının parçası olan öğelerden başka, barındırdığı çok değerli eşya ile de zengin bir müzedir. Kristal avize ve şamdanlar; Yıldız, Avrupa, Çin ve Japon porseleni vazolar; saatler; aralarında Ayvazovski, Zonaro, Fromentine, Boulanger, Gerome gibi Avrupalı ve Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi Bey, Avni Lifij gibi yerli ressamların yapıtlarının da bulunduğu 600’e yakın tablo; Hereke’de kurulan fabrikada özel olarak saray için dokunmuş ve 4.500 m2’ye yakın yer kaplayan halılar bunların başlıcalarıdır. Sarayın Veliaht Dairesi de 1937’den beri İstanbul Devlet Resim ve Heykel Müzesi olarak kullanılmaktadır.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 7 Haziran 2017 03:45


16 Nisan 2009 20:02       Mesaj #2
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Ad:  19.jpg
Gösterim: 49
Boyut:  68.7 KB
Dolmabahçe sarayı

İstanbul'un Dolmabahçe semtinde saray. Sultan Abdülmecit tahta çıktığında (1839-1860), imparatorluğun tüm görkemini vurgulayacak ve batılılaşmanın etkisindeki yeni düzeni simgeleyecek bir saray yaptırmak düşüncesiyle, geçmiş değer ve düzenin biçimlendirdiği ahşap Beşiktaş sahilsarayı'nı yıktırdı. Aynı yerde batılı bir anlayışla yeni bir saray yapılması işini dönemin ünlü mimarları Garabet Amira Balyan ve oğlu Nkogos Balyan'a verdi (1848). Avrupa saraylarının anıtsal boyutlarına özenen Dolmabahçe sarayı, değişik üslupların öğeleriyle donandığından belirli bir üsluba bağlanamaz. Büyük bir orta yapıyla iki kanattan oluşan planında, geçmişte mimari açıdan işlevsel değeri olan öğelerin, farklı bir anlayışla ele alınarak süsleme amacıyla kullanıldığı gözlemlenir.

1856'da açılan Dolmabahçe sarayı yapılar topluluğu, Kabataş'tan Beşiktaş'a uzanan 64 120 mz'lik bir alan içinde yayılmıştır. Bu alanda ana yapı, cami, tiyatro, Istablı âmire, Serasker dairesi, Hazinei hassa ve Mefruşat daireleri bulunur. Bu grubun hemen arkasında Kuşluk, Camlı köşk, Gedikli cariyeler ve Kızlarağası daireleri, Hareket köşkleri. Hereke dokumahanesi, Baltacılar, Ağavât, Bendegân ve Musahibân daireleriyle, tüm bu yapılarda oturan ve hizmet gören kişileri doyuracak nitelikteki Matbahı âmire yer alır. Saat kulesi Abdülhamit II döneminde (1876-1909) yapılmıştır. Tüm bu bölümleriyle görkemli bir görünüşü olan sarayda, halife Abdülmecit'in buradan ayrılmak zorunda bırakıldığı 1922'ye değin altı padişah oturmuştur. Abdülhamit II döneminde kullanılmaması, bakımsız kalması, deprem ve yangınlardan zarar görmesi ve Cumhuriyet dönemindeki yanlış mimari uygulamalar sonucu, sarayın tiyatro, hamlahane, Serasker dairesi, Istablı âmire ve Matbahı âmire gibi kimi bölümleri tümüyle ortadan kalkmış, kimileriyse farklı biçimlerde değerlendirilmiştir.
Ad:  18.jpg
Gösterim: 52
Boyut:  83.4 KB

Dolmabahçe sarayı'nın ana yapısı Mabeyni hümayun (selamlık), Muayede salonu, Haremi hümayun ve Veliaht dairelerinden oluşur. Burada, biçimde, ayrıntılarda ve süslemelerde gözlenen belirgin Batı etkilerine karşılık, kuruluş ve mekân ilişkileri açısından geleneksel türk evi plan tipinin çok büyük boyutlarda uygulandığı görülür. Bodrumla birlikte üç katlı olan yapının, 285 odası ve 46 salonu vardır. Beden duvarları taştan, iç duvarlar tuğladan, döşemeleri ahşaptandır.

Bugün büyük bir müze-saray ve kültür merkezi olarak hizmet veren sarayın bütün birimleri ziyarete açılmıştır. Girişteki eski Mefruşat dairesı'nde bir Kültür-bilim -tanıtım merkezi yer alır. Milli saraylar'ın öteki birimlerinde sürdürülen bilimsel çalışmalarla tanıtım etkinlikleri, buradan yönlendirilmektedir. Merkezin, saraylarla ilgili konularda sürekli olarak gösteriler sunan bir "Gösteri salonu”, sergi alanları, toplantı salonları ve kafeteryası vardır. Ayrıca sarayın değerli eşyalarının zaman içinde değiştirilerek sergilendiği iki "Değerli eşyalar sergi salonu", çeşitli konularda sergilerin açıldığı "Hareket köşkleri" ve genellikle Milli saraylar tablo koleksiyonunun bölüm bölüm ve uzun süreli sergiler halinde sunulduğu “Sanat galerisi” bulunmaktadır. Yeni düzenlemelerle saray, müze içinde müze birimleriyle ulusal ve uluslararası sanat ve kültür etkinliklerine uygun mekânlara kavuşturulmuştur.
Ad:  17.jpg
Gösterim: 50
Boyut:  69.4 KB

Dolmabahçe saray tiyatrosu, 1858 yılında devlet eliyle yaptırılan ilk resmi tiyatro salonu. Yenilikçi bir padişah olan ve sık sık Beyoğlu'ndaki tiyatrolara piden Abdülmecit tarafından yaptırıldı. İnönü stâdyumu’nun bulunduğu yerde, Bayıldım yokuşu köşesindeki tiyatronun geniş bir parteri, üç sıra locası, ayrıca sahnenin hemen yanında padişah ve saray kadınları için kafesli locaları bulunuyordu. 8 ocak 1859’da açılışı yapılan tiyatronun mimarı Söchan, ressamı Dieterle, tunç ustası Hammont idi. 300 kişi alabilen tiyatro, o sıralarda Beyoğlu yakasında temsiller vermekte olan bir İtalyan topluluğunun oynadığı bir operayla açıldı. Fransa'da yayımlanan Illustration dergisinin 25 haziran 1859 günlü sayısında, açılış gecesi padişahla birlikte birçok yabancı elçinin ve devlet ileri gelenlerinin bulunduğu tiyatronun Versailles saray tiyatrosu ile rekabet edebilecek güzellikte ve nitelikte olduğu duyurulmuştu.
Ad:  16.JPG
Gösterim: 51
Boyut:  64.0 KB

Opera temsillerinde görev alan Türkler'den oluşan orkestrayı uzun süre Guatelli Paşa yönetti. Abdülmecit’in ölümünden (1861) sonra tahta çıkan Abdülaziz de bir süre Dolmabahçe tiyatrosunda şehzadeleri, vezirleri ve nizamiye subaylarıyla birlikte oyunlar seyretti. Kaynaklara göre, saray mızıkası mensupları tarafından zaman zaman türkçe temsiller verilmekte, kadın rollerine genç erkekler çıkmaktaydı. 1863 yılı mart ayında, Abdülaziz şeker bayramı dolayısıyla Beyloğlu'ndan getirttiği bazı yabancı sanatçılara burada temsiller verdirmişti. Dolmabahçe saray tiyatrosu’nda en son 28 mart 1863 gecesi türk ve müslüman oyuncuların temsil verdikleri, ondan sonra tiyatronun çalışmalarının durdurulduğu bilinmektedir. Bir süre sonra yanan tiyatro yeniden yaptırılmadı.

Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 7 Haziran 2017 03:48
16 Nisan 2009 20:13       Mesaj #3
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Ad:  15.jpg
Gösterim: 55
Boyut:  61.7 KB
Dolmabahçe Sarayı

İstanbul'da aynı adı taşıyan semtte, Osmanlı padişahı Abdülmecit'in yaptırdığı saray.

1842-1853 arasında mimar Garabet Balyan ve oğlu Nigoğos Balyan tarafından, karışık bir barok-rönesans tarzında yapıldı. Yerinde daha önceleri birçok köşk, kasır ve saray yaptırılmıştı. Yapımından sonra Osmanlı hanedanı Topkapı Sarayı'ndan buraya taşındı.

Cumhuriyetle birlikte Millî Saraylar Müdürlüğü'ne bağlandı. Bugün bazı bölümleri müze hâline getirilmiştir. Yabancı birçok ünlü devlet adamının konuk edildiği saray; Abdülaziz'in tahttan indirilişi, ilk Osmanlı meclisinin toplanışı, Mithat Paşa ve arkadaşlarının tutuklu kalışı, ilk Türk Tarih Kongresi, ilk Türk Dil Kurultayı'nın toplanması ve son olarak da Atatürk'ün ölümü gibi olaylara tanık oldu.
Ad:  14.JPG
Gösterim: 44
Boyut:  70.0 KB

İlk yapıldığında içi ahşaptı, sonraları yangına karşı kâgire çevrildi, iki ana kapıdan başka ikinci derecede birçok kapısı olan sarayda, on yedi büyük salon ve yüzlerce oda vardır. Ana kapılarındaki süslü, ayrıntılı işlemeler, sarayın genel görünümüne uyumuyla dikkati çeker. Selamlık, muayede (taht) salonu, hünkâr dairesi, mabeyn, mavi salon, aynalı oda, kırmızı oda gibi bölümleri önemlidir. Taht salonu kurşun bir kubbeyle kaplıdır. Sarayın rıhtımı altı yüz metre uzunluğundadır.
Ad:  2.jpg
Gösterim: 39
Boyut:  52.0 KB

İç yapısında, birçok mimarî özelliği bir arada toplama çabasından doğan bir karmaşa göze çarpar. 750 lambayla aydınlanan dört buçuk tonluk avize, XVI. Louis tarzı kırmızı salon takımları, ressam Ayvazovski'nin "elçiler salonu"nun duvarlarına yaptığı resimler, Abdülaziz'in yağlıboya resim koleksiyonu ve çeşitli ülkelerden gönderilen armağanlar dikkat çekicidir.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 7 Haziran 2017 03:50
7 Haziran 2017 01:11       Mesaj #4
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Ad:  11.jpg
Gösterim: 86
Boyut:  68.5 KB
DOLMABAHÇE SARAYI

İstanbul'da Boğaziçi'ni süsleyen en görkemli yapdardan biridir.

Boğazın Marmara çıkışında, Dolmabahçe-Beşiktaş arasında yer alır. Sarayın olduğu yerde eskiden küçük bir koy vardı. Sefere çıkmadan önce kaptan paşalar burada ziyafet verirlerdi. Koyun gerisinde ise padişahlara ait bir yalı ile bir köşk vardı. 17. yüzyılda bu koy doldurularak önce Miri Bahçe adıyla padişahların gezinti yeri oldu. Ardından da saraylar yapılmaya başlandı. Burada Dolmabahçe Sarayı'ndan önceki son yapı III. Selim tarafından yaptırılan ahşap Beşiktaş Sarayı idi.

Sultan Abdülmecid yenilikçi ve batılılaşma yanlısı bir padişahtı. Saltanatı sırasında hemen her alanda yenilikler gerçekleştirilmiş, Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla batılılaşma yolunda önemli adımlar atılmıştı. Abdülmecid hem bu yenileşme ve batılılaşma girişimini simgeleyecek, hem de imparatorluğun görkemini gözler önüne serecek bir saray yaptırmak için mimar Garabet Amira Balyan ile oğlu Nkogos Balyan'a Beşiktaş Sarayı'nın yerine mermerden yeni bir saray yapılmasını buyurdu. 1853'te yapımına başlanan saray iki yıl gibi kısa bir sürede tamamlandı. Sultan Abdülmecid 1856'da büyük bir törenle bu yeni saraya taşındı. Yeni saray belirli bir mimari biçimi yansıtmıyordu ama 19. yüzyılda dünyada yapılan sarayların en büyüklerinden ve güzellerinden biriydi. Birçok biçimin, bu arada geleneksel mimari özelliklerinin bir bileşimi gerçekleştirilmişti. Saray denizden doldurulan alanın üzerine yapıldığı için adına da Dolmabahçe Sarayı dendi.
Ad:  10.jpg
Gösterim: 43
Boyut:  52.3 KB

Dolmabahçe Sarayı Kabataş ile Beşiktaş arasında 64.120 m2'lik bir alan üzerine kurulmuştur. Bu alan içinde ana yapının yanı sıra cami, tiyatro binası; Hazine-i Hassa, Mefruşat, Paşalar, Musahipler, Kızlarağası, Harem Kapıcıları daireleriyle iki Hareket Köşkü, Kuşluk Köşkü, Camlı Köşk ve saray askerleri ile hizmetçilerinin kaldığı daireler yer almaktadır. Bu bölümlerden Dolmabahçe Camisi'nin karşısında bulunan saray tiyatrosu 1937'de çevrenin düzenlenmesi sırasında yıkıldı. Saray ahırlarının yerine ise İnönü Stadyumu yapıldı.

600 metre uzunlukta bir mermer rıhtım üzerine kurulan sarayın ana yapısı bir bodrum ve iki kattan oluşmaktadır. Toplam 46 salon ve 285 odası olan sarayda Mabeyn-i Hümayun (selamlık), Muayede (bayramlaşma) salonları, Harem ve Veliaht daireleri bulunur. Bu bölümler geleneksel Türk evlerinden esinlenerek yapılmıştır. Süsleme ve ayrıntılarda batı etkisi görülmektedir. Duvar ve tavan resimleri ile barındırdığı çok değerli eşyalar açısından saray oldukça zengindir. Sarayda bulunan kristal avize ve şamdanlar, Yıldız, Avrupa, Çin ve Japon porseleni vazolar, çok değerli saatler göz kamaştırıcı bir görünümdedir. Muayede Salonu'nu Kraliçe Victoria'nın armağan ettiği 4.500 kg ağırlığında 750 ampullü bir kristal avize aydınlatır. Duvarlarda, aralarında Ayvazovski, Zonaro, Şeker Ahmed Paşa'nın da bulunduğu birçok ünlü ressamın 600'e yakın tablosu vardır. Yerler özel olarak dokunmuş 4.500 m2'lik değerli halılarla kaplıdır.
Ad:  8.jpg
Gösterim: 43
Boyut:  111.6 KB

Dolmabahçe Sarayı'nın dokuz kapısı vardır. Ama aralarında ana kapı olan iki tanesi son derece görkemli ve süslüdür. Bunlardan Dolmabahçe Camisi'ne bakan Hazine-i Hassa Kapısı'nın önüne 1895'te bir saat kulesi yaptırılmıştır. Öbürü kara tarafında, Dolmabahçe Caddesi üzerinde bulunan anıtsal Saltanat Kapısı'dır.

Günümüzde, Milli Saraylar Dairesi'ne bağlı bir müze ve kültür merkezi olan sarayın tüm birimleri ziyarete açıktır. Yeni düzenlemede girişte kültür bilim tanıtım merkezi, saraylarla ilgili konularda çeşitli gösterilerin sergilendiği bir salon, sergi ve toplantı salonları, iki tane "değerli eşyalar sergi salonu" ve bir sanat galerisi bulunmaktadır.
Ad:  6.jpg
Gösterim: 41
Boyut:  59.0 KB

Dolmabahçe Sarayı birçok tarihsel olaya sahne olmuştur. 1877'de ilk Osmanlı Mebu-san Meclisi burada açılmıştır. 1870'te Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph, 1878'de Rus Grandükü Nikolay, 1889'da Alman İmparatoru II. Wilhelm sarayda konuk edilmiştir. Cumhuriyet'ten sonra ise 1932, 1934 ve 1936'da üç kez Türk Dil Kurultayı, 1937'de Türk Tarih Kurultayı burada toplanmıştır. Cumhuriyet sonrasında da saray yabancı konukların ağırlandığı yerlerden biri olmuş; Atatürk de yaşamının son yıllarını Dolmabahçe Sarayı'nda denize bakan 71 numaralı odada geçirmiş ve burada ölmüştür.

kaynak: Temel Britannica
Son düzenleyen Safi; 7 Haziran 2017 03:52
7 Haziran 2017 01:14       Mesaj #5
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Dolmabahçe Saat Kulesi

Ad:  dolma.JPG
Gösterim: 47
Boyut:  30.1 KB

İstanbul’da, Dolmabahçe Sarayı’nın Hazine-i Hassa Kapısı ile Dolmabahçe Camisi arasındaki alanda 1890-94 arasında yapılan kule (açılışı 1895).

Barok, yeni-klasik, ampir vb gibi tarihsel üslup öğelerinin seçmeci (eklektik) bir anlayışla bir arada kullanıldığı kulenin mimarı olarak çeşitli kaynaklarda Balyan ailesinin değişik üyeleri gösterilmekteyse de, ölüm tarihleri dikkate alındığında bunlardan ancak Sarkis Balyan (1831-99) söz konusu olmaktadır.

Yüksekliği 30 m’ye yaklaşan dört katlı kuleye içindeki 54 basamaklı taş bir döner merdivenle çıkılır. Kule alçak ve yayvan, dört kenarın ortasında altışar basamaklı birer merdiven bulunan mermer bir platforma oturur. Bunun her köşesinde iki katlı mermer bir fıskiye vardır. Tabanı 8,5 m x 8,5 m boyutlarında olan kule, her katta biraz daralarak yükselir. Katlar birbirinden çok süslü kornişlerle ayrılmıştır. İlk iki katta, her cephenin iki kenarına birer Korent sütun çifti yerleştirilmiştir. Öbür iki katta bunların yerini birer gömme ayak (pilastr) çifti alır. En alt katın üç cephesinde kemerli birer pencere, dördüncü (kara) cephesinde de bir kapı vardır. Kapıların kemer tablaları içinde birer barometre bulunur. İkinci katın pencereleri de kemerli, üçüncü katınkiler düz atkılıdır. Son kat silmesinin üstüne balustratlı bir korkuluk getirilmiş, kule duvarları da biraz daha geri çekilerek çepeçevre dolanan dar bir balkon oluşturulmuştur.

Pencereler yatay bir dikdörtgen biçimindedir ve oldukça alçakta yapılarak üzerlerinde her cephede bir saatin yerleştirildiği geniş bir sağır yüzey bırakılmıştır. Bu son katın içinde, saatlerin düzeneği ile çanın yerleştirildiği bir de asma kat vardır. Deniz cephesindeki ayrı, öbürleri birlikte kurulan saatler Fransa’dan getirtilmiştir. Kulenin manastır tonozunu andıran çatısı, üstüne oturtulmuş taç biçiminde bir öğeyle son bulur. Bunun tepesine de bir rüzgâr gülü yerleştirilmiştir.

kaynak: Ana Britannica
7 Haziran 2017 03:54       Mesaj #6
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Ad:  1.jpg
Gösterim: 47
Boyut:  66.7 KB

Ad:  5.jpg
Gösterim: 43
Boyut:  70.7 KB

Ad:  12.jpg
Gösterim: 42
Boyut:  62.9 KB


Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç