Arama

Türkiye'deki Antik Kentler - Truva (Troya)

Güncelleme: 11 Haziran 2017 Gösterim: 10.958 Cevap: 3
Bia - avatarı
Bia
Ziyaretçi
22 Eylül 2008       Mesaj #1
Bia - avatarı
Ziyaretçi

Troya

Ad:  10.jpg
Gösterim: 238
Boyut:  91.3 KB

TROİA olarak da yazılır, TRUVA olarak da bilinir,
Sponsorlu Bağlantılar
Anadolu Yarımadasının kuzeybatı kesiminde, Çanakkale’nin yaklaşık 30 km güneybatısında, Çanakkale Boğazının Ege Denizine açıldığı noktadan 6 km kadar içerideki Hisarlık denen yerde höyük tipi yerleşme.

200 m uzunluğunda ve 150 m genişliğindeki höyük, ovadan 31 m, deniz düzeyinden ise 38,5 m yüksektir.
Troya İÖ 3. ve 2. binyıllarda canlı bir kültür kenti, yerleşik tanm topluluklarını yöneten bir krallığın merkeziydi. İÖ 13. yüzyılın sonlarına doğru büyük bir yangın geçirdi. Bu yangının Homeros’un da İlyada'sında anlattığı ünlü Troya Savaşı’nın sonunda çıktığı düşünülmektedir. Bundan sonra yeniden imar edilen kent İÖ y. 1000 yıllarında terk edildi. İÖ 700 dolaylarında Yunanistan’dan gelen göçmenler Troya’ya yerleşmeye başladılar. Bu yeni yerleşim Ilion adıyla İS 5. yüzyıla değin sürdü. İÖ 6. yüzyıl sonundan başlayarak bölgeye sırasıyla Persler, Büyük İskender, Selevkoslar, Pergamon Krallığı ve Romalılar egemen oldu. İÖ 85’te Romalıların yağmaladığı kenti aynı yıl Romalı general Sulla yeniden kurmaya girişti. Augustus ve daha sonraki imparatorlar sağladıkları ayrıcalıklarla kentin gelişmesinde rol oynadılar. İS 330’da Konstantinopolis (İstanbul) başkent ilan edildikten sonra İlion yavaş yavaş geriledi ve unutuldu.

Klasik efsaneler


Yunan ve Latin edebiyatında Troya destanı çok sık yinelendi. Bu konuda günümüze ulaşmış en eski kaynaklar olan Homeros’un İlyada ve Odysseia’sında başlıca Troya öyküleri yer alıyordu. İlyada'da ayrıntılarıyla bulunmayan bazı öyküler de Kypria (Kıbrıs Destanı), Aithiopis, Küçük İlyada ve İlion’un Yağmalanması gibi bugüne ulaşmamış çevrimsel şiirlere konu oldu. Daha sonra her tema Yunan tiyatrosunda da işlendi. Roma’nın kökeninin Aineias yoluyla Troya’ya bağlanması Romalıların da Troya’ya ilgi duymasına yol açtı. Vergilius’un Aeneis destanı Troya’nın yağmalanmasını konu alan en ünlü öykülerdendi. Aynca Diktys Kretensis ve Dares’in (Frigyalı) yazdıkları kitaplar da bu konuya eğiliyordu.

Yunanlılar aşağı yukan “Troyalılar” karşılığı olarak Teukroi ve Dardanoi adlarını kullandılar. Bir söylenceye göre Skamandros (Kara Menderes) Çayının oğlu olan Teukros, Troya’nın ilk kralıdır. Zeus’la Pleiadlardan biri olan Elektra’nın oğlu Dardanos da Teukros’un damadı ve ardılıdır. Dardanos’un oğlu Erikhthonios ise Troya halkına adını veren Tros’un babasıdır. Tros’un üç oğlu olur: İlos, Assarakos ve Ganymedes. Bunlardan İlos İlion’u kurar. Onun oğlu Laomedon kral olunca kentin surlarını yaptırmaya girişir ve Tann Apollon’la Poseidon’dan yardım görür. Ama ;urlar bitince tanrılara emeklerinin karşılığı vermez. Bunun üzerine Poseidon bir ıiz canavarını Troya’nın başına belası. Herakles Laomedon’un kızı Hesione’u canavarın elinden kurtarır, ama Laoon bu kez de sözünde durmayarak, vaat i atlan Herakles’e vermez. Herakles de iaşlanyla birlikte Troya’yı yağmalaya Laomedon’la oğullannı öldürür. Bu ı Hesione kurtarmalık ödeyerek en küçük kardeşi Priamos’u ölümden kurtanr. mos güçlü ve zengin bir kral olur. Oğlu , Kavga Tannçası Eris’in “en güzele” 5si için attığı altın elmanın Aphrodite, ve Athena’dan hangisine verileceğini rlaştırmakla görevlendirilir. Aphrodite s’e dünyanın en güzel kadınını vaat eder, Paris de altın elmayı ona verir. Daha sonra gittiği Yunanistan’da Sparta kralı Menelaos’un çok güzel bir kadın olan karısı Helena’yı görünce âşık olur ve onu kendi ülkesine kaçırır.
Ad:  11.JPG
Gösterim: 197
Boyut:  47.9 KB

Yunanlılar Helena’yı geri almak için Menelaos’un kardeşi, Argos ve Mykenai kralı Agamemnon’un komutasında büyük bir ordu hazırlarlar ve Troya önlerine gelerek kenti kuşatırlar. Ama Troyalılar Helena’yı geri vermezler; Anadolu ve Trakya’daki müttefiklerinin de desteğiyle kuşatmaya 10 yıl direnirler. Bu savaşta tannlar da taraf tutar. Hera, Athena ve Poseidon Yunanlıların, Aphrodite (Troyalı Ankhises’ten olma oğlu Aineias nedeniyle), Apollon ve Ares ise Troyalılann yanında yer alır. Kuşatmanın 10. yılını ele alan İlyada Agememnon’la en iyi Yunanlı savaşçı Akhilleus arasındaki çekişmeyi, Akhilleus’un arkadaşı Patroklos’la Priamos’un oğlu Hektor’un ölümlerini anlatır.

Hektor’un ölümünden sonra Troyalılar iki müttefik daha kazanırlar. Bunlar Amazon kraliçesi Penthesileia ve Şafak Tannçası Eos’un oğlu Etiyopya kralı Memnon’dur. Akhilleus bu iki müttefiki, Paris de Akhilleus’u öldürür. Yunanlılar Troya’yı ele geçirip savaşı kazanamayınca hileye başvururlar. Epeios Athena’nın yardımıyla büyük bir tahta at yapar. Bir miktar Yunanlı savaşçı bunun içine saklanır. Geri kalanlar kuşatmadan vazgeçip geri dönüyormuş gibi yaparak yakındaki Tenedos’a (Bozcaada) çekilirler. Troyalılar Priamos’un kızı Kassandra’nın uyanlannı dinlemeyerek tahta atı Athena’ya sunmak üzere Troya surlarından içeriye alırlar. Atın içindeki savaşçılar gece geri dönen Yunanlılara kentin kapılannı açarlar. Yunanhlar kenti yağmalar, Priamos’la oğullannı öldürür, Troyalı kadınlan köle olarak Yunanistan’a götürürler. Savaştan sağ kurtulan Troyalılardan Aineias’ın soyundan gelenler Troya’nın yeni yöneticileri olur. Daha sonraki öykülerde bunlann İtalya’ya giderek Roma’yı kurduklan anlatılmıştır.

Ortaçağ efsaneleri


Homeros’u doğrudan okumayan ortaçağ yazarlan, kahramanlık ve aşk öyküleri için zengin bir kaynak, saray ve şövalye ülküleri için uygun bir çerçeve ve başta Fransız ve Ingilizler olmak üzere birçok Avrupa halkının kökeni için iyi bir açıklama olarak gördükleri Troya öyküsünden çok yararlandılar.

Ortaçağdaki Troya öykülerinin başlıca kaynağı, Diktys Kretensis ve Dares’in savaşı anlatan uydurma yazılarıydı. Dares Troya
Savaşı’nda Troyalılann yanını tuttuğu sahte tarih yapıtıyla Batı’da çok etkili oldu. Bazı Avrupa halklarının Troy ahlarla aynı soydan geldiği yolundaki öyküler de ilgi gördü. Dares’in yazdıkları Joseph of Exeter, Albert of Stade, Jean de Flixecourt, Joffroi of Waterford ve Servais Copale gibi yazarların yapıtlarına kaynaklık etti. Troya efsanesini ele alan en önemli yapıt, Benoît de Sainte-Maure’un Roman de Troie'uydu (1154-60; Troya Romansı). Bu uzun şiir Troya’nın Herakles ve İason tarafından ilk kez yıkılışını, Priamos tarafından yeniden yapılışını, Paris’in Helena’yı kaçırışını, Troya kuşatmasını, savaşları ve sonuçlarını anlatıyordu. Helena’yla Paris, Akhilleus’la Polyksene, Troilos’la Briseida’nın (Kressida) aşklarını ayrıntılı bir biçimde ele alıyordu.

Daha sonraki ortaçağ yazarları Roman de Troie'dan yararlanarak birçok yapıt verdiler. SicilyalI bir yargıç olan Guido delle Colonne 1287’de tamamladığı Latince Historia destructionis Troiae (Troya’nın Yıkılışının Öyküsü) adlı yapıtıyla ün kazandı. Önceleri özgün olduğu sanılan bu yapıtın, sonradan Roman de Troie'un kısaltılmış biçimi olduğu anlaşıldı.

Troya efsanesinin 15. yüzyılda Burgonya sarayında çok sevildiği, buradaki düklük kitaphğında bulunan 17 ayrı el yazmasından anlaşılmaktadır. Raoul Le Fevre’in Guido’ya dayanarak yazdığı Recueil des histoires de Troye’un (1464; Troya Öyküleri Derlemesi) bir kopyası, William Caxton tarafından The Recuyell of the Histories of Troye (Troya Öyküleri Derlemesi) adıyla İngilizceye çevrildi ve basılan ilk İngilizce kitap oldu. Aynı yapıt İspanyol, İtalyan, Danimarka, Hollanda, İsveç, İzlanda ve Çek dillerine de çevrildi. Troya söylencesinin yaygınlığını gösteren bir başka kanıt da, başta Fransız edebiyatı olmak üzere ortaçağ edebiyatında Troya Savaşı’nın ve başlıca kahramanlarının çok sık ele alınmasıdır. Ortaçağ el yazmalarındaki resimlerde ve halılarda da Troya temaları görülür.

Binlerce yıl edebiyatta ve bazı ülkelerin tarih geleneğinde varlığını sürdüren inançlardan biri de, Troya Savaşı’ndan sağ kurtulan kahramanların birçok Batı ulusunun kurucusu olduğuydu. Yaklaşık 7. yüzyıl ortalarında Frank tarihçi Fredegarius kentin yıkılışından sonra bir grup Troy alının, kralları Francio önderliğinde Ren ve Tuna ırmaklarıyla deniz arasındaki bölgeye yerleştiğini anlatır. Frankların Troya kökenli olduğunu ileri süren ilk örnek budur. Daha sonra da çeşitli tarihçi, soybilimci ve övgü yazan bu görüşü yineledi. 16. yüzyılda da varlığını sürdüren bu mitos Jean Lemaire de Belges’in Illustrations de Gaule et singularites de Troie (1510-13; Galya’nın Betimlenmesi ve Troya’nın Benzersiz Yönleri) adlı yapıtına ve Ronsard’ın ulusal destanı La Franciade'a (1572) kaynaklık etti. İngiltere’de de 9. yüzyıldan önce benzer bir inanç vardı. Buna göre Roma’nın efsanevi kurucusu Aineias’m torunu Brutus, İngiliz ulusunun ve Troia Nova (Yeni Troya, Londra) kentinin de kurucusuydu. Wace’in Roman de Brüt (1155; Brutus’un Romansı) yapıtıyla süren bu inanış, Shakespeare dönemine değin geçerli olmuştur. Arkeolojik kazılar.
Ad:  1.jpg
Gösterim: 172
Boyut:  65.4 KB

Bir zamanlar deniz kıyısında yer aldığı anlaşılan Hisarlık’ın Troya olduğu ilk kez 1822’de Charles Maclaren tarafından ortaya atıldı. Deneme niteliğindeki ilk kazı 1865’te ABD konsolosu Calvert tarafından yapılmıştır. Calvert 1868’de Hisarlık’ı Heinrich Schliemann’a tanıtmış, o da burasının Troya olduğunu kanıtlamak için kazılara başlamıştır. Troya’da 1938’e değin değişik ekiplerce 16 dönem kazı yapılmıştır. 1871- 73 ve 1878-79’daki ilk beş kazıyı gerçekleştiren Schliemann 1882’den sonra iki kazı daha yapmış, elde ettiği bilgileri Trojanische Altertümer (1874; Troya’daki Eski Yapıtlar), Troja und seine Ruinen (1875; Troya ve Kalıntıları) ve Troja (1884) adlı kitaplarında toplamıştır. 1893-94’teki kazıları Wihelm Dörpfeld yönetmiş ve sonuçlarını Troja und Ilion (1902; Troya ve Ilion) adlı kitabında yayımlamıştır. 1932-38 arasında Cincinnati Üniversitesi adına Cari W. Ble- gen başkanlığındaki bir ekip yedi dönem kazı çalışmaları yürütmüş, bunların sonuçları da Troy: Excaations Conducted by the University of Cincinnati 1932-38 (1950- 58, 4 cilt; Troya: Cincinnati Üniversitesince Yürütülen Kazılar, 1932-38) adlı kitapta toplanmıştır.

1987’de Hisarlık’ta arkeolojik araştırmalar yeniden başlatılmıştır. Türk, Amerikalı ve Alman bilim adamlarının danışmanlığında ve Manfred Korfmann başkanlığındaki bir ekip tarafından gerçekleştirilmekte olan bu yeni dönem çalışmalar kazıdan çok, önceki dönemlerde ortaya çıkartılmış mimari kalıntıların temizlik ve restorasyonuna yöneliktir. Eski kazı dönemlerinde saptanmış verilerin doğruluğunun, yeni bilimsel yöntemlerle denetlenmesi de amaçlanmaktadır.

Kazılar sonucunda Troya’da üst üste kurulmuş, yedi ayrı kültürü temsil eden dört mimari katın oluşturduğu dokuz yerleşme saptanmıştır. Bunların tarihlenmesinde Dörpfeld’den beri çeşitli uzmanların kabulleri arasında bazı küçük farklar vardır. Korfmann’a göre 10 kattan oluşan Troya I, İÖ y. 3000-y. 2500; yedi kattan oluşan Troya II, İÖ y. 2500-y. 2300, sırasıyla dört, beş ve üç kattan oluşan Troya III, IV ve V, İÖ y. 2300-y. 1700; sekiz kattan oluşan Troya VI, İÖ y. 1700:y. 1250; iki kattan oluşan Troya VII, İÖ y. 1250-y. 1000 arasına; 300-400 yıllık bir aradan sonra onları izleyen Troya yiII, İÖ 8. yy-85 ve Troya IX da İÖ 85-İS 5. yüzyıl arasına tarihlenmektedir.

Bu yerleşmelerden Troya I-V İlk Tunç Çağı, Troya VI Orta ve Son Tunç çağlan, Troya VII Demir Çağı, Troya VIII Geometrik üslupla Arkaik ve Klasik dönemler, Troya IX da Helenistik dönemle Roma dönemi içinde yer almaktadır. Troya’daki en görkemli mimarlık kalıntılan Tunç Çağına ait surlarla megaron tipi yapılardır. Troya kurulduğu ilk yıllardan beri surlarla çevrilegelmiştir. İlk Tunç Çağında rampalı ve kuleli girişleri bulunan Troya sur lan, Orta Tunç Çağında düzgün taşlarla örülmüş, belirli aralıklardaki büyük burçlarla sağlamlaştmlmıştır. Taş temel üstüne kerpiçten duvarlarla oluşturulmuş megaronlar, dikdörtgen planlı, kısa kenarlarında girişleri bulunan tek mekânlı yapılardır. Bir görüşe göre megaronlann üstü üçgen almlıklı beşik çatılarla örtülmüştür. Yunan tapınağının prototipi olan bu yapıların içinde çatıyı taşımak için ahşap sütunlar kullanılmıştır. Ortalarında, aydınlanmak ve ısınmak için kullanılmış ocakların yerleri bulunmuştur.

Zaman zaman yabancı kökenli örnekler de içeren Troya çanak çömlek sanatı, genelinde kendine özgüdür. En ilginç çanak çömlek örnekleri Troya Il’de görülmeye başlayan çift kulplu, uzun gövdeli iri bardaklarla boyunları, bazen de gövdeleri insan yüzü biçiminde süslenmiş kaplardır. Küçük buluntu bakımından da çok zengin olan Troya’da ayrıca (çoğu H. Schliemann’ın kazılarında) 17 ayrı hazine bulunmuştur. Schliemann’ın Homeros’un llyada’da anlattığı Troya kralı Priamos’a ait olduğuna inandığı bu hâzinelerin, daha sonraki Amerikan kazılarında elde edilen bilgilerle Troya II’ nin son dönemlerinden kaldığı, Priamos’un egemenlik döneminin izlerini ise Troya Vllb katının barındırdığı anlaşılmıştır. İÖ 2300-2100 arasından kalan hâzinelerde ise madenden yapılmış silah, alet, takı ve kaplar göze çarpar. Altın, gümüş ya da elektrondan yapılmış bazı eşyanın benzerlerine Poliokhni, Alacahöyük, Eskiyapar ve Güney Mezopotamya’da Ur kral mezarlarında rastlanmıştır. Schliemann’ın bulup Almanya’ya kaçırdığı hâzinelerden Berlin Müzesi’nde olanlar II. Dünya Savaşı sırasında kaybolmuştur. Daha sonra bunların Sovyet işgal kuvvetlerince SSCB’ye götürüldüğü ortaya çıkmıştır. Amerikan kazılarında ele geçenler ise halen İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde saklanmaktadır.

Ele geçirilen çok miktardaki maden eşya, Troya halkının yaşamlarını tarım ve hayvancılığın yanı sıra ticaretle de sürdürmüş olduğunu göstermiştir. Tunç yapımında Anadolu’da doğal olarak bulunmayan kalay madeninin kullanılmış olması ve Troya’nın coğrafi konumu da bu görüşü destekler niteliktedir.


BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 11 Haziran 2017 03:26
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
4 Ocak 2011       Mesaj #2
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
TROYA
Ad:  3.jpg
Gösterim: 290
Boyut:  68.9 KB

Anadolu'da Çanakkale Boğazı'nın güney ucu yakınında, Hisarlık Tepesi üzerinde kurulmuş İlk Çağ kenti.
Sponsorlu Bağlantılar

Alman arkeologu Heinrich Schliemann tarafından bulundu. Yörede 1870'te başlayıp aralıklarla 1938'e kadar sürdürülen kazılar sonucunda üst üste kurulmuş 9 kent katı ortaya çıkarıldı. Bunlardan ilk ve en alttaki, bilim adamlarınca İ.Ö. 3000-2500 yılları arasına tarihlenir. Kuleli bir surla çevrili olan kent, taş temeller üzerine kurulmuş kerpiç yapılardan oluşuyordu.

Tek renkli çanak çömleğin yapımında henüz çömlekçi çarkının kullanılmadığı görülür. Buluntular arasında madenî eşya ve kemikten yapılmış aletler de vardır. Troya yerleşmesinin 2. katında bir kral sarayı yer alır. Bu katta bakır ve tunçtan yapılmış alet ve eşyalar, altın, gümüş gibi değerli madenlerden yapılmış süs eşyaları bulunmuştur.

Ayrıca çanak çömleğin yapımında da çömlekçi çarkının kullanıldığı görülür. Troya II kenti tahrip edilerek ortadan kalktı. Bunun yerine kurulan Troya III. IV ve V kentleri küçük yerleşim birimleriydiler. Bu kentlere ilişkin en ilginç buluntular insan yüzü biçimindeki kaplar ve kapaklardır. Tarihçiler bu üç Troya yerleşim katını İ.Ö. 2300-1800 yılları arasına yerleştirmektedir. Troya VI kentinden başlayarak Troya kültüründe belirgin farklılaşmalar görülür. Surların tahkimatı Miken tarzında yapılmış, kent teraslar üzerine kurulmuştur.

Tunç devrinin en parlak dönemine rastlayan Troya VI. kentinde çanak çömlek biçimlerinde de büyük değişiklikler vardır. At izine de ilk kez bu katta rastlanmıştır. Homeros'un "İlyada", "Odissia" ve Vergilius'un Aeneas destanlarında sözü edilen ünlü Troya Savaşı'nın geçtiği kent, Troya VI ya da VII'dir. İ.Ö. 12. yüzyılda Ege göçlerinin etkisiyle Troya uygarlığında da bazı değişiklikler, özellikle seramik alanında yeni biçimler ortaya çıkmıştır. Troya VIII, İ.Ö. 7. yüzyılda kurulmuş bir Yunan kolonisidir. Sonuncu kat olan Troya IX yerleşmesiyse bir Roma kentiydi.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi

Son düzenleyen Safi; 11 Haziran 2017 03:26
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
buz perisi - avatarı
buz perisi
VIP Lethe
2 Şubat 2012       Mesaj #3
buz perisi - avatarı
VIP Lethe
Ad:  4.jpg
Gösterim: 217
Boyut:  48.2 KB

Truva Adı ve Şehrin Konumu


Bugün Marmara Denizi ile Çanakkale Boğazı ve Edremit körfezi arasında kalan ve Biga Yarımadası olarak bilinen toprakların, antik çağlardaki adı TROAD veya TROAS olarak bilinirdi. Anadolu’nun kuzeybatı köşesindeki bu yörede, arkeologlarca, çeşitli antik yerleşmeler tesbit edilmiştir. Bunların en önemlisi, yöreye ismini vermiş veya yöreden ismini almış olan TROİA kentidir.
Dilimize Fransızca’dan TRUVA olarak geçmiş bu kentin eski Yunanca’dan doğrudan yapılacak çevirisinin “TROİA” veya “TROYA” olması gerektiği otoritelerce kabul edilmiştir.

Anadolu Yarımadasının kuzeybatı kesiminde, Çanakkale’nin yaklaşık 30 km güneybatısında, Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi’ne açıldığı noktadan 6 km kadar içerdeki Hisarlık denen yerde bulunan höyük tipinde bir yerleşmedir. 200 m uzunluğunda ve 150 m genişliğindeki höyük, ovadan 31 m, deniz yüzeyinden ise 38,5 m yüksektir.
Ad:  5.jpg
Gösterim: 234
Boyut:  39.3 KB

Truva Şehrinin Kısa Tarihçesi


Troya, M.Ö 3. ve 2. binyıllarda canlı bir kültür kenti, yerleşik tarım topluluklarını yöneten bir krallığın merkeziydi. M.Ö 13. yüzyılın sonlarına doğru büyük bir yanın geçirdi. Bu yangının ünlü Troya Savaşının sonunda çıktığı düşünülmektedir. Bundan sonra yeniden imar edilen kent M.Ö 1000 yıllarında terk edildi. M.Ö 700 dolaylarında Yunanistan’dan gelen göçmenler Troya’ya yerleşmeye başladılar. Bu yeni yerleşim ” İlion ” adıyla M.S 5. yüzyıla değin sürdü. M.Ö 6. yüzyıl sonundan başlayarak bölgeye sırasıyla Persler, Büyük İskender, Selevkoslar, Pergamon Krallığı ve Romalılar egemen oldu. M.Ö 85′te Romalıların yağmaladığı kenti aynı yıl Romalı general Sulla yeniden kurmaya girişti. Augustus ve daha sonraki imparatorlar sağladıkları ayrıcalıklarla kentin gelişmesinde rol oynadılar. M.S 330′da Konstantinopolis (İstanbul) başkent ilan edildikten sonra “İlion” yavaş yavaş geriledi ve unutuldu.
Kazılar sonucunda Troya’da üst üste kurulmuş, yedi ayrı kültürü temsil eden 4 mimari katın oluşturduğu 9 yerleşme saptanmıştır.

Truva Efsanesi, Savaş ve Tahta Atı


Zamanımızdan takriben 3200 yıl önce Çanakkale Boğazı yakınlarında “Troya isimli bir kent varmış. Bu kentin, barışsever; fakat cesur insanları, kralları, Priamos’un idaresi altında uzun yıllar barış içinde çok mutlu bir hayat sürmüşler.
Tanrılar, bu mutluluğu onlara çok görmiş olacaklar ki Troyalıların başına bir çorap örmeye karar verdiler.
Birgün, Kral Priamos’un karısı Hekabe çok kötü bir rüya gördü. Rüyasında, karnından ateşler çıkmakta ve ateşin dumanı, bütün Troya surlarını sarmaktaydı. Hekabe, bu rüyasını önce karısına; daha sonra da bir kahine anlattı. Kahinin yaptığı yorum, hiç de iç açıcı değildi. Ona göre, Hekabe, hamileydi ve doğacak olan çocuk, ilerde Troyalıların başına büyük dertler açacaktı. Onun için bebek doğar doğmaz öldürülmeliydi. Bu kehanete inanan Kral Priamos, çocuk doğduktan sonra bir adamını bebeği öldürmek için görevlendirdi. Savunmasız yeni doğmuş bir bebeği öldüremeyen Troya’lı onu o zamanki adı “İDA” olan “Kazdağı”na götürüp, bir ormana bıraktı. Nasıl olsa, yabani hayvanlar onu öldürür diye aklından geçirdi. Ama bebeği, yabani hayvanlardan önce bir çoban buldu. Bu çocuk ilerde gerçekten Troya’lıların başına birçok dertler açacak olan Paris’ti.

O sırada Tanrıların yaşadığı Olympos dağında, ilginç bir kargaşa cereyan etmekteydi.
Kral Peleus ile Deniz perisi Thetis’in evlenme merasimine kavga tanrıçası Eris, huzursuzluk çıkartır gerekçesiyle davet edilmemişti. Bu işe çok gücenen Eris intikam almaya karar verdi. Üzerinde “EN GÜZELE” yazılı, altından bir elmayı, şölenin yapıldığı salonun ortasına bırakıverdi. Doğal olarak bütün tanrıçalar, bu elmaya sahip olmak istediklerinden uzun tartışmalar oldu. Sonunda 3 büyük tanrıça dışında diğerleri çekildiler. Ama Kudret tanrıçası Hera, Zeka tanrıçası Pallas Athena ve Aşk tanrıçası Afrodit elmaya sahip olmakta ısrar ettiler. Her üçü de tanrı Zeus’a giderek, onun hakemlik yapmasını istediler. Baba tanrı Zeus, onların hiçbirini gücendirmek istemediği için diplomatça davranıp, bu işlerden pek anlamadığını söyledi. Asıl amacı ise bu belayı Olympos’tan uzaklaştırmaktı. Onların Olympos’un tadını kaçıracaklarını anladığı için, hakemliği bir ölümlünün yapması gerektiğini söyledi. – “Gidin” diye gürledi tanrıların babası “Irmakları bol İda dağına, orada Paris adında Troya’lı bir prems yaşamaktadır. Bu işlerden en iyi anlayan odur.”

Schliemann ve Troya’nın Keşfi


1822′de Almanya’da, Mecklenburg kasabasında dünyaya gelmiş, daha küçük yaşta iken İlyada’yı ( Şair Homeros’un yazdığı, Troya savaşını konu alan, Yunan Edebiyatının büyük destanı ) okuyup, Troya savaşlarının heyecanını derinden duymuş Heinrich Schliemann, Troya’yı keşfedecek yeterli hayal gücüne sahipti. İlyada’yı dah iyi anlayabilmek için, çeşitli lisanlar öğrenen Schliemann herkesin bir masal şehri olarak kabul ettiği antik Troya kentini bulmayı, daha erken yaşlarda kafasına koymuştu. Ona göre İlyada’da anlatılanların hepsi tarihi gerçeklerdi. Şimdi yapılacak iş, İlyada’nın rehberliği ile, Troya kentini bulmak ve bu efsanevi kentin varlığını bütün dünyaya kabul ettirmekti. Ancak bunu gerçekleştirmek için sınırsız paraya ihtiyaç vardı. Para, gezmek ve kazıları desteklemek için çok gerekliydi. Gerek hırsı, gerek büyük şansı sayesinde kısa zamanda çok para kazandı, Özellikle Kırım Savaşı sırasında, Rus ordusuna karaborsadan sağladığı malzemelerin satılışından ve altına hücum sırasında, Kaliforniya’da bankacılıktan büyük bir servet yaptı. Hayatı boyunca yaptığı üç veya dört büyük servetten sonra, artık arkeolojiye dönmeye karar verdi. Troya’nın keşfi dışında hayatta en çok arzu ettiği şeylerden bir tanesi de Büyük Çin Seddini görmekti. Hayallerini gerçekleştirmeye uzaktan başlayıp önce Çin’e gitti. Özel rehberler tutarak tutarak Çin Seddi’ni gezdi.Bir ara kulelerden birinin en üstüne tırmanıp büyük bir tuğla parçasını sırtına alarak kan ter içinde aşağıya kadar taşıması, Scliemann’ın arkeoloji ile ilk tanışmasıdır.
Ad:  6.jpg
Gösterim: 177
Boyut:  94.0 KB

Çin gezisi, Schliemann’ı bir müddet Troya düşüncesinden uzaklaştırmıştı. Ne yapacağına bir türlü karar veremiyordu. Yazar mı olsaydı, yoksa filolog mu ? Paraya olan tutkusunu kendisi de pek beğenmiyordu. Dünyanın yarısını gezdi, 12 veya 13 lisan öğrendi. Rus eşinden 3 çocuk sahibi oldu. 43 yaşında saçları kırlaşmış olmasına rağmen hala hayatına nasıo bir yön vereceğine karar vermiş değildi. Huzursuz ve mutsuzdu. Tekrar Amerika’ya gitti. Orada da uzun süre kalamayıp, bir müddet sonra Paris’e döndü, metresiyle birlikte önemli toplantılara katılıyor, çok lüks bir hayat yaşıyor ama birtürlü huzura kavuşamıyordu. Neden yaşıyordu? Neden mutsuzdu? Neden yeri yurdu olmayan bir dilenci gibi dünyanın her tarafında dolaşıp duruyordu?
Son düzenleyen Safi; 11 Haziran 2017 03:27
In science we trust.
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
11 Haziran 2017       Mesaj #4
Safi - avatarı
SMD MiSiM
TRUVA
Ad:  7.jpg
Gösterim: 137
Boyut:  84.1 KB

yun. Troia ya da İlion.
Anadolu'nun Troas bölgesinde kent, kalıntıları Çanakkale'nin merkez ilçesi intepe (esk. Erenköy) bucağında, Tevfikiye (esk. Asarlık) köyü yakınındaki Hisarlık mevkisindedir. Özellikle Tunç çağları Anadolusu'nu temsil eden başlıca merkezlerden olan Truva'da ilk kazıları, Homeros'un Ilyada'sına konu olan kenti bulmak ve lig evresinde ortaya çıkardığı kesinleşmiştir. Bu evrede el yapımı çanak çömleklerin yanı sıra çark yapımı çömlekçiliğin de başladığı görülmektedir (çift kulplu kaplar bu dönemdendir). Bu katman bir saldırı ve yangınla son bulmuş, ancak saldırganlar Truva’yı işgal etmemiştir (III. IV. ve V. katmanlarda herhangi bir kültür değişikliği görülmemektedir).

—Truva lll-V (I.O. 2200-1850/1800), hint-avrupa kökenli halkların saldırılarıyla yıkılan Truva ll'nin üzerine, daha geniş bir alana kurulan bu katmanlarda zenginliğin ve görkemin azaldığı görülür. Surlarla çevrili Truva III yerleşmesi düzensiz bloklardan meydana gelir. Duvarlar küçük ve düzensiz taş örgülüdür. Blegen bu katmanda pişmiş topraktan pek çok ağırşak bulmuştur. Çanak çömlek yapımında ve formlarda değişiklik olmamıştır; iki kulplu kaplar çoğalmıştır. Beş evreli Truva IV'ün evrelerinde ilk kez kubbeli fırınlarla karşılaşılır. Kazılar bu yerleşmenin sursuz olduğunu ortaya koymuştur. Üç ya da dört evreli Truva V’deyse bir iç sura rastlanmıştır. Yapım tekniği bir ölçüde gelişmiştir; evler düzgün planlı, avlulu, büyük salonlu ve birkaç odalıdır, duvarlar incelmiş ve düzgünleşmiştir. Truva V ile ilk Tunç çağ son bulmuştur.
Ad:  8.jpg
Gösterim: 255
Boyut:  47.0 KB

—Truva VI (İ.Ö. 1850/1800-1280/1275)
sekiz evrelidir. Bu katmanın .VI fh evreleri kentin en parlak dönemidir. Bu katman yüksek nitelikteki yapı tekniği ve korunaklı kale kent görümünüyle önceki yerleşmelerden çok farklıdır, hatta mimari bir üsluba ulaşıldığı söylenebilir. Dönemin en önemli kalıntıları özgün planı ve teknik üstünlüğüyle dikkati çeken ve Orta Tunç çağın en iyi savunma yapısı olarak nitelendirilen surlardır (bir bölümü yaklaşık İ.Ö. 1425-1300 arasında yenilenmiştir). Kimi yerlerde dört m yüksekliğe kadar ayakta olan bu surların her on m’de bir yer alan çıkıntıları vardır; dış cepheleri şevli duvar (eğimli) tekniğindedir. K.D.’daki görkemli kule keskin köşeli mimarisinin yanı sıra boyutlarıyla da ilgi çeker (18 m yüksekliğinde, 8 m genişliğinde ve Dörpfeld'in saptamalarına göre 9 m yüksekliğindedir). içinde ana kayaya oyulmuş büyük bir sarnıç bulunmaktadır. Yerleşme ayrık düzende evlerden oluşur; megaron, çok odalı ya da tek odalı konutların kente bakan yüzleri dar, suriara dönük yüzleri ise daha geniştir. Bu yapılardan birinde iki dizi halinde on sütun kaidesi ortaya çıkarılmıştır (bu kaideler üst katı taşıyan ağaç sütunlarla ilişkilidir). Surlar dışında küp mezarlar bulunmuştur Bu katmanın en önemli buluntuları arasında çanak çömlekler yer alır; bunların kimileri mykenai, kimileri de çark yapımı, gri renkli minyas seramiklerinden oluşur (bu buluntular Truva Vl'nın ege dünyası ile sıkı bir ticaret ve kültür ilişkisi içinde bulunduğunu kanıtlar). Blegen Truva Vl’nın korkunç bir depremle yıkıldığını belirtir.

—Truva Vlla (İ.Ö. 1280 /1275-1240) evresi, Truva Vl’nın üzerine kurulmuş yoksul bir kent görünümündedir; yerleşmeyi çevreleyen surlar ve kapıların bir bölümü onarılmıştır. Dörpfeld K. D.’da çok sayıda ev ortaya çıkarmıştır. Evlerde toprağa gömülü pithosların bulunması halkın yiyecek stoku yaptığını göstermektedir. Blegen bu evrenin büyük bir yangın ve savaşla son bulduğunu, bu nedenle Homeros’un ilyada'sına konu olan Priamos’un kentinin bu yerleşme olduğunu öne sürer; Prof. E. Akurgal ise çok yüksek bir kültür düzeyine ve zenginliğe ulaşılan VIF evrelerinin, özellikle de Vlh evresinin Priamos’un kenti olabileceği görüşündedir.

—Truva Vllb I (İ.Ö. 1240-1200 /1190) evresi, Vlla’nın üzerine kurulmuştur. Yapı tekniği ve planlar Vlla’nın üslu- bundadır. Seramik vb. küçük buluntular da önceki dönemden farksızdır.

—Truva Vllb 2 (İ.Ö. 1200/1190-1140/1100) evresinde bir kültür değişikliği ile karşılaşılmaktadır. Balkanlardan gelen halkların katkısıyla kent yeniden kurulmuş, tek odalı evler birleştirilerek konutlar genişletilmiştir. Yapıların en belirgin özelliği duvarların alt bölümlerinin ortostatlı oluşudur. Seramik biçimi de değişmiş, Trakya'ya özgü el yapımı, yumrulu çanak çömlekler çoğalmıştır. Ancak minyas türü seramiklerin bulunması eski halkın da varlığını sürdürdüğünü göstermektedir Bu yerleşmenin de bir yangınla son bulduğu anlaşılmıştır.

—Truva VIII (İ.Ö. 700’den sonra) evresinde, İ.Ö. VII. yy.’dan daha eskilere giden hiçbir yapı kalıntısına ya da küçük buluntuya rastlanmaması, kentin uzun süre terk edildiğini göstermektedir. Yunanlıjar’ın gelmesiyle yerleşme canlanmıştır, ilk yunan yapıları kazı ekiplerince yukarı temenos (ortasında bir sunak vardır) ve aşağı temenos (ortasında iki sunak bulunmuştur) olarak adlandırılan kutsal alanlarıdır. Dönemin en önemli anıtı ise dor düzenindeki Athena tapınağı’dır (kimi yapı parçaları Truva müzesi’ndedir). Günümüzde yerinde yalnızca temel çukuru bulunan, Kserkses l’in ve Büyük İskender'in armağanlar sunduğu bu tapınak Lysimakhos tarafından yenilenmişti.
Ad:  9.jpg
Gösterim: 267
Boyut:  72.7 KB

—Truva IX (yaklş. İ.Ö. 350-İ.S. 400)
evresi de bir yunan ve roma kentidir. Romalılar truvalı Aineias’ı ataları saydıklarından, kente büyük önem vermişler, Truva’yı Sezar ve Augustus dönemlerinde yeniden kurmuşlardır. Bu dönemde Athena tapınağı'nın temenosu genişletilmiş, tapınak sütünlu galerilerle çevrilmiştir. Athena tapınağı'nın G.D.'su ile kent surları arasıdaki alanda Romalılar’ dan kalma pek çok yapı kalıntısı vardır (buleuterion, tiyatro, auditorium vd.)

Truva atı


Truva savaşı’nda kuşattıkları kente hileyle girebilmek için Odysseus’un önerisiyle Yunanlılar’ın yaptığı tahta at. Mecaz olarak bir çevreye gizlice sokulan düşmanı, aymazlıktan yararlanan kötülüğü belirtir. (TRUVA SAVAŞİ.)

Truva müzesi


Truva kalıntıları yakınında açılan küçük müze (1955). Burada kronolojik bir düzen içinde kazılardan elde edilen çeşitli buluntular (seramikler, cam ve metal eşyalar, mykenai kapları, heykelcikler, heykel parçaları, yapı öğeleri, sikkeler vd.) sergilenmektedir.

Kaynak: Büyük Larousse
SİLENTİUM EST AURUM
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

21 Şubat 2013 / _EKSELANS_ Turizm
4 Aralık 2013 / _EKSELANS_ Turizm
7 Mart 2011 / AndThe_BlackSky Turizm
2 Temmuz 2016 / _EKSELANS_ Turizm
21 Şubat 2013 / _EKSELANS_ Turizm