Arama

Tahtacılar

Güncelleme: 1 Hafta Önce Gösterim: 7.748 Cevap: 5
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
15 Kasım 2011       Mesaj #1
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
Tahtacılar
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Sponsorlu Bağlantılar

Tahtacılar, Ege ve Akdeniz bölgelerinin ormanlık yörelerinde yaşayan ve ağaç işçiliğiyle uğraşan Alevi Türkmenlerdir.

Kökenleri

Ataları, Oğuz boylarından Ağaçeriler'dir. Timur Türkistan ve Horasan'ı egemenliği altına alınca, yurtlarını terk etmek zorunda kalan Ağaçeriler'in bir bölümü İran'a, çoğunluğu da Anadolu'ya yerleşti. Moğolların Anadolu'yu işgal etmesi üzerine, buraya gelmiş olan Ağaçeriler bu kez Suriye ve Irak'a göç ettiler. Bunların bazısının, Timur'un ölümünden sonra 1405 yeniden Anadolu'ya döndüğü ve sonradan Tahtacılar olarak anıldığı kabul edilir. Fatih Sultan Mehmet'in, İstanbul'un fethi sırasında kullanılan gemilerin yapımı için, Balıkesir'in Kaz Dağları'ndaki köylerden Tahtacıları getirdiği bilinir.

Türkiye'de Yerleşim Yerleri

Zamanla yerleşik yaşama geçmeye başlayan Tahtacılar günümüzde daha çok Maraş, Adana, Mersin, Antalya , Akçeniş , Hızırkahya Denizli, Isparta, Burdur, Muğla, Aydın, İzmir, Manisa ,Balıkesir, Çanakkale,Çorum , Tokat dolaylarında görülmektedir; sayıları milyon dolayındadır (2000) .



Balıkesir Tahtacı Türkmenleri: Balıkesir Kazdağları'nda ve Balıkesir ovası çevresinde yaşayan Tahtacılar'ıngeleneksel kostümleri

Gelenek ve Görenekler

800pxtahtaclarnyerleimy

Tahtacıların yerleşim yerleri

İnançlarında ve yaşam biçimlerinde Şamanistliğe ilişkin kanıtlarla Alevi, Bektaşi inanç ve töreleri iç içe geçmiştir.

Türk dilini ve Orta Asya'daki geleneklerini korumaya önem verirler. Orta Asya'da kullanılan Türkçeye (Öz Türkçe) en yakın dili kullanan kavimdir. Asırlardır Türk Bayramı olan "Nevruz" bayramını 21 martta "Sultan Nevruz" adı ile kutladıkları halde egemen güçler tarafından bu bayram, Tahtacılar kutluyor diye görmezden gelinmiştir. Ancak başkaları bunu sahiplenmeye başlayınca ve SSCB'nin dağılmasını takiben tüm Türk dünyasında -özellikle Azerbaycan'da- çok önem verilerek kutlandığı görülünce Tahtacılar'ın Öz Türk olduğu ve Nevruz'un Türk Bayramı olduğu daha iyi anlaşılmıştır.

Orta Asya Türklerinin dili, örf ve geleneklerini bozulmadan sürdürebilen sayılı oymaklardandır. Tahtacılar oymak damgasını kutsal sayar. Bu damganın kendilerini her türlü kötülükten koruyacağına inanırlar. Ağaç işçiliğinde kadın - erkek birlikte çalışırlar. Kadına çok değer verirler. Cumhuriyetin ilanından sonra baskılar azalınca ağaç işçiliğinden vazgeçerek ziraat, küçük esnaflık, memuriyet vb. işlere de başlamışlardır. Azerbaycan ve İran şiileri ile zaza, kürt alevileri ve bektaşiler arasında tanımlar, ritüeller bakımdan bir çok fark vardır. Şiilerde eski İran dinlerinin etkisi, bektaşilerde ise caferilerin ve sunnilerin etkileri vardır. Bazı sünni tarikatlar ile özellikle mevlevilik ve bektaşilik arasındaki ortak noktaları basit bir gözlemle rahatça görebiliriz (sema ve semah törenleri). Gerçek alevi-kızılbaş anlayışı balkanlarda kuzey kafkaslarda ve anadoluda yaşamakta olan Türkmen topluluklarda görülür. Bu topluluklarda sonradan olma-devşirme alevilik anlayışı yoktur. Alevi doğulur ve dedeler ocaktan gelir.

Son düzenleyen Safi; 15 Temmuz 2015 15:52
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
15 Kasım 2011       Mesaj #2
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
TAHTACILAR

Sponsorlu Bağlantılar
Ağaç işleriyle uğraşan Alevî-Türkmen topluluğu. Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yaşarlar. Tahtacı deyimi, 16. yüzyıldan sonra Osmanlı tapu defterlerinde ve arşivlerinde "Cemaati Tahtaciyan" biçiminde kullanılmaktadır. Topluluğun, eski kaynaklarda sözü edilen Ağaçeriler ile aynı kökenden geldikleri sanılmaktadır. Önce Malatya ve Maraş yörelerine yerleşmişler, daha sonra da Kayseri, Sivas ve Çukurova bölgelerine yayılmışlardır. Şiî mezhebine bağlı olup Safevî hükümdarlara, özellikle de Şah İsmail'e yakınlık göstermişlerdir. Günümüzde yavaş yavaş göçebe yaşamı bırakmaktadırlar. Türkiye'de sayıları 400.000 dolayındadır.


MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi


"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
CeLebRindaL - avatarı
CeLebRindaL
VIP why did you go why
27 Aralık 2011       Mesaj #3
CeLebRindaL - avatarı
VIP why did you go why
Üç yıldan beri Balıkesir bölgesinde araştırmalar yapmaktayım. Bu yörenin adı, Karası olup burayı açan beyin adından geliyor.


Karası adının da Kara İsa’dan geldiği hakkında bir görüş vardır. Fakat bu görüşün dilimizin ses kuralları bakımından mümkün olup olmadığını söylemek yetkimin dışındadır. Maalesef Karası Oğulları hakkında pek az bilgiye sahibiz. Öyle ki Balıkesir yöresinin Karası Bey tarafından fethi tarihi bile bilinemiyor. Bu hususta ancak bir tahminde bulunabiliyor. Buna göre Balıkesir yöresi Kalem Bey ile oğlu Karası Bey tarafından XIII. yüzyılın sonlarında veya XIV. yüzyılın başlarında açılmıştır. Bu fetih de Kütahya istikametinden yapılmıştı. Bir kitabeye dayanılarak Kalem Bey‘in Danişmend Oğulları ndan olduğu görüşü kabul edilmiştir. Fakat bu husus bize göre kesin değildir. Kalem Bey ile oğlu Karası Bey sadece Balıkesir yöresini değil, Bergama, Soma ve Çanakkale yörelerini de açmışlardı. Bu sebeple Karası Beyliği nin topraklarını adı geçen yöreler meydana getirmiştir.

Karası Bey‘in ölüm tarihi belli değildir. 1328 yılında beyliğin başında Demirhan Bey bulunduğuna göre onun bu tarihten önce öldüğü şüphesizdir. Ece Halil idaresindeki Sarı Saltık Dede Türkmenlerinin Karası Bey zamanında Balıkesir yöresine gelip yerleştikleri, söylenmektedir. Hatta Balıkesir yöresindeki Çepniler ile Tahtacıların Ece Halil idaresinde gelen Sarı Saltık Dede Türkmenlerinin torunlarından olduklarını bu yörede karşılaştığım bazı aydınlardan işittim. “Bu, doğru değildir“ dediğim zaman tarihçi olmayan bu aydınlar “doğrudur“ diyerek itirazıma ehemmiyet vermediler ve beni hayretler içinde bıraktılar. Fakat Karası Beyliği çok devam etmemiş, Karası Bey‘in oğulları Dursun ve Demirhan beylerin dirayetsizliği yüzünden Karası Beyliğinin mühim bir kısmı Orhan Bey’in eline geçmiştir. Beyliğin geri kalan kısmı da Murad Bey zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.


Karası Beyliğine ait ne bir paraya, ne bir kitabeye ve ne de bir vesikaya rast gelinmiştir. Bunun da sebebi beyliğin erken sona ermesidir. Karası adı, Saruhan, Menteşe adları gibi, 1926 yılında çıkarılan bir kanunla ortadan kaldırılmıştır. Bunun sebebi de bu adların aslında hanedanlara ait olmaları imiş. Osmanlı hanedanı, hanedanlara ait vilayet adlarını değiştirmiyor, fakat milli devlet olan Türkiye Cumhuriyeti devrinde bu milli tapu senetleri yok ediliyor. Bu yer adlarının bizden sonraki nesillerce geri getirileceğine inanmak saflık değildir.


Şimdi Balıkesir yöresindeki Çepnilerle Tahtacıların Halil Ece idaresinde Dobruca’dan Karası yöresine gelip yerle­şen Türkmenlerin torunlarından oldukları iddiasına gelince, bu hususta gerçek şudur:


Selçuklu hükümdarlarından II. Gıyaseddin Keyhüsrev dirayetli ve cesur bir hükümdar değildi. Fakat ülkenin parçalanmasına karşı olduğu gibi, Selçuklu devletini vergiye bağlayan ve Selçuklu devletinin işlerine sık sık karışan Moğollara da düşmandı.


Keykavus‘un Moğol düşmanlığı, Moğollarla her yerde mücadele eden Türkmenler, yani Türk göçebe toplulukları arasında ona karşı ve sevgi ve bağlılık uyandırmıştı. Fakat Keykavus, devlet adamlarının hiyanetine uğradı. Bunlar Moğolların yardımları ile Keykavus‘u Bizans imparatoru Mihail Paleolog‘a sığınmaya mecbur bıraktılar ve Selçuklu ülkesini sultanın kardeşi Rükneddin Kılıç Arslan‘ın hükümdarlığında birleştirdiler. Fakat gerçek hükümranlık Pervane Muiniddîn Süleyman denilen bir İranlı’nın veya bir İranlı’nın oğlunun elinde idi. Keykavus‘a bağlı Türkmenlerden kalabalık bir küme de Bizans ülkesine göç etti. Bu Türkmen kümesi Dobruca’da yerleştirildi.


Onların dini reisleri Sarı Saltık Dede idi. Bunlar sultanları Keykavus‘un adını taşırlar sonra bu ad Gagavuz olur. Bunlardan bir kol Karaferye’de valilik (subaşılık) yapan Keykavus‘un oğullarından bir şehzadenin yanında bulunurlar. Karaferye Selanik’in batısında, Selanik ile Manastır arasında bulunan bir şehirdir. Bu Selçuklu şehzadesi ve oğlunun ölümlerinden sonra buradaki Türkmenler gayr-i Müslimler arasında oturmaktan usanarak Çanakkale boğazını geçip vatana dönerler ve Karası yöresinde yerleşirler. Sonra Dobruca bölgesindeki Türkmenlerin (Gagavuzların) bir kısmı da Ece Halil‘in idaresinde Bizans kuvvetleri ile savaşa savaşa Çanakkale boğazını geçip Karası yöresine erişirler ve kardeşleri gibi orada yerleşirler .


Fakat Çepniler bu Türkmenlerden değillerdir. Çünkü:


· XVII. yüzyıldan önce Karası yöresinde Çepni adlı bir oymak görülmez.


· Balıkesir yöresindeki Çepniler oraya XVIII. yüzyılda doğudan gelmişlerdir. Bu, kesindir. Çepniler 24 Oğuz boyundan biri olup Anadolu’nun fethi ve iskanında pek mühim roller oynamıştır.


Tahtacılara gelince onlar da Dobruca’dan Balıkesir’e göçeden Sarı Saltık Türkmenleri nden değillerdir. Çünkü onlar Tahtacı adını taşırlar. Bu ad, yani Tahtacı ise, büyük bir topluluk olup geniş bir yörede yaşarlar. Balıkesir yöresinde 3 yıldan beri yapmakta olduğum araştırmalar esnasında tarihçi olduğumu anlayan genç, yaşlı aydınlar bana sık sık Çepniler Türk mü, Tahtacılar Türk mü, Yörükler Türk mü, Türkmenler Türk mü, Manavlar Türk mü, Kızılbaşlar Türk mü, Aleviler Türk mü sorularını sordular. Ben de sormadığınız bir “Türkler Türk mü“ sorusu kaldı deyince ona da güldüler.


Yukarıdaki soruları işitince hayretler içinde kaldım.


Bu sorular sorulmamalıydı. Çünkü, bu adlar hakkında yapılmış yayınları bir tarafa bırakalım, bu soruları soranlar onlardan çoğunun cevabını bizzat kendileri de verebilirlerdi. Bana soru sorunlara, “Tahtacıların, Çepnilerin ve Yörüklerin Türkçe’den başka konuştukları dil var mı?” dedim:


· Bir kısmı “yok“


· bazıları “galiba yok“,


· bazıları da “bilmiyoruz“


dediler. Anadili Türkçe olan bir topluluk Türk’ten başka bir soya, bir kavme mensup olamaz dediğimizde buna cevap olarak bazıları Çerkezler de Türkçe konuşurlar, onlar Türk mü sorusunu sordular. Ben de: “Türkçe’den başka dil konuşmuyorlarsa Türktürler“ de­dim. Anlaşılacağı üzere, okuma alışkanlığı edinilmemiş olmasından, sorulmaması gereken bu sorular soruluyor.


Tahtacılar başlıca şu yörelerde yaşarlar: Maraş, Çukurova, İçel, Antalya, Burdur, Isparta, Denizli, Muğla, Aydın, Manisa, İzmir ve Balıkesir. Onlar bu yörelerin ormanlık yerlerinde yaşarlardı; yüzyılımızın ortalarında artık her yerde Tahtacılar köylerde oturmakta idiler. Esasen onların meşgaleleri çadır hayatına hiç uygun değildi. Yörükler serin yaylalarda dinlenir ve türkü çağırırlarken Tahtacılar şehir ve kasabalarda bunaltıcı sıcaklar altında yoğun bir çalışmaya kendilerini vermiş olurlardı.


Tahtacılar yaşadıkları her yerde sadece ağaç işçiliği ile meşgul olurlardı. Bahar gelince şehir ve kasabalara ve büyük köylere giderek iş alırlardı. Hemen çokça karı-koca olarak çalışırlardı. Bebek yaştaki çocuklarına bakacak kimseleri olmayanlar, bebeklerini de beraberlerinde getirirlerdi. Onlar çalışırken bebekleri de gölgelik bir yerde uyurdu. Götürü iş aldıklarından işlerini bir an önce bitirip, yeni iş almak veya köylerine dönmek için sabahtan akşama kadar durmadan çalışırlardı. İş olursa Kasım ayına kadar çalıştıkları olurdu.


Yaptıkları işe gelince ağaç gövdelerinden tahta ve dilme imal ederlerdi. Tomruğun üstünde kadın, altında kocası durarak ikili bıçkı ile tahta ve dilmeleri ustalıkla meydana getirirlerdi. Onlar dürüstlükleri, ciddilikleri ve çalışkanlıkları ile saygı ve hayranlık uyandırırlardı. Türkiye’de onlar kadar çalışkan insanın az olduğu, hatta olmadığı söylenirdi. Fakat 1950 yılından sonra motorlu bıçkıların çoğalması, bu çalışkan insanların meselelerinin ehemmiyetini azalttıktan sonra tamamıyla ortadan kaldırdı. Fakat bu husus onları aç bırakmadı. Çünkü onlar çalışkan insanlardı. Bu defa meyvecilik, zeytincilikle yapı ustalığı, doğramacılık, mobilyacılık ve diğer zanaat işleri ile meşgul oldular. Şimdi onlar güzel köylere sahiptirler. Durumları da iyidir. Çünkü, söylediğimiz gibi, çalışkan insanlardır.


Tahtacılar, Türkiye Türkleri ndendir. Yani ona mensuptur. Yani, Tahtacılarla, Türk köylüsü ve Türk şehirlisi arasın da kavmi (etnik) bakımdan hiç bir fark yoktur. Yalnız Tahtacılar köylü ve şehirli Türklere nispetle daha çok ataları olan Oğuz Türklerinin hususiyetlerini taşırlar.


Tahtacıların erkek ve kadınları sağlam yapılı insanlardır. Zanaatları onlara en mükemmel cimnastik yapmak imkanını vermişti. Bundan başka evleri orman kenarlarında ve ormana yakın yerlerde bulunduğu için havası en temiz yerlerde yaşarlardı. Bu sebeple sağlıklı ve sağlam yapılı insanlardır. Kadınları güzel ve erkekleri de yakışıklı bir topluluktur.


Tahtacıların dini hayatlarına gelince, onların hepsinin kalbi Hazret-i Ali sevgisiyle doludur. Bununla ilgili olarak onlardan bazıları bana Hazret-i Ali’nin Türk olup olmadığını sordular. “Siz ne düşünüyorsunuz?“ dedim. “Biz Türk olduğuna inanıyoruz” dediler. Onların Caferi mezhebine bağlı oldukları bildiriliyor. Yine bildirildiğine göre Tahtacıların iki pirevleri vardır; biri İzmir’in Narlıdere köyünde bulunan Yanınyatır Ocağı‘dır. Diğeri de Aydın’ın Reşadiye nahiyesinde oturan Şehepli Ocağı‘dır. Çukurova’da, Misis yöresinde bulunan Dur Hasan Baba köyündeki mezar Yanyatır kolunun ziyaret yeridir. Şehepli kolunun ziyaret yerinin ise Maraş yöresindeki (veya İslahiye taraflarındaki) Güvercinli nahiyesinde olduğu söylenir.


Tahtacıların Hacı Bektaş Ocağı‘nı tanımadıkları bildirildiği gibi, gelenek, inanç ve diğer bazı hususlarda Alevilere değil, Sünnilere daha yakın olduğu da ifade edilir.


Tahtacıların şimdi bütün köylerinde okul vardır. Okumaya ve yüksek tahsil yapmaya çok önem verdikleri görülür.


Tahtacıların atalarının XIII-XV. yüzyıllarda yaşamış Ağaçeriler oldukları şüphesizdir. XIII. yüzyıldaki Moğol istilası üzerine Türkistan’dan Anadolu’ya göçeden Türkmenlerin gerçekten kalabalık bir kısmı Maraş ve Malatya yörelerinin ormanlık kesimlerinde yurt tuttu. Bunun sebebinin bu Türkmenlerin Selçuklu tahsildarlarını ve askerlerini görmekten hoşlanmadıkları için kendi hayat tarzlarına hiç elverişli olmayan bu inişli çıkışlı, ağacı çok yerlerde yurt tuttuklarını düşünüyoruz. Onlar aynı zamanda, pek muhtemel olarak, 1240 yılındaki Baba İshak isyanına da katılmışlardır. Onların bu isyandan sonra Malatya ve Maraş yörelerinin ormanlık kesimlerine sığınmış olmaları pek tabiidir. İşte bu Türkmenlere adı geçen yörelerin ormanlık kesimlerinde yaşadıkları için “Ağaç-eri“ denilmiştir. Ağaç-eri, ormanda yaşayan demektir. O zamanlarda bir ‘ek’ gibi kullanılarak “eri“ kelimesiyle birleşik isimler yapılırdı:


· kumeri=çölde yaşayan,


· yabaneri=başka bölge veya ülkeden gelen,


· denizeri=denizde yaşayan,


· dağeri=dağda yaşayan,


· koyuneri=koyun besleyen,


· düğüneri=düğünü olan,


· ölümeri=ölüme mahkum gibi.


Ağaç-eriler, Türkiye Selçukluları devletinin 1243 yılında Sivas’ın 80 km kuzey doğusundaki Kösedağ’da Moğollara yenilip onlara, vergi vererek, tabi olmuştu. Hükümdarların dirayetsizliği ve devlet adamlarının mevki mücadeleleri yüzünden Selçuklu devleti, idare ettiği yerleri kontrol edemeyecek derecede zayıf bir duruma düşmüştü. İşte bunu fırsat bilen Ağaç-eriler yurtlarına çok yakın yerlerden geçen ana yollar üzerine çıkarak yoldan geçen kervanları ve yolcuları soymaya başlamışlardır. Ağaç-erilerin soygun faaliyetlerini arttırmaları ve genişletmeleri üzerine Selçuklu devleti 1255 yılında Ağaç-eriler üzerine en ünlü kumandanların idaresinde bir ordu gönderdi. Fakat daha karşılaşma başlamadan Moğol kumandanı Baycu’nun kalabalık bir askerle Selçuklu hududunu aşarak gelmekte olduğunun haber alınması üzerine ordu geri çağırıldı. Fakat Ağaç-eriler de pek az sonra bütün Türkmenler gibi, Moğollarla mücadeleye giriştiler. Hatta Moğol İlhanlı hükümdarı Hülagü Ağaç-eriler üzerine 1260 yılında 20.000 kişilik bir ordu gönderdi. Ağaç-erilerin XIV. yüzyılın sonlarında yeniden faaliyette geçtikleri görülür. Fakat sonra yerli kaynaklarda onlardan bir daha söz edilmiyor. Bu husus Tahtacıların başka bir Türkmen topluluğu olan Dulkadırlıların baskısı ile dağıldıkları ihtimalini kuvvetle akla getiriyor. Bununla beraber onlardan bir kolun yine XIV. yüzyılın ikinci yarısında doğuya göç ederek Karakoyunlular ile işbirliği yaptığı anlaşılıyor. Ağaç-eriler Karakoyunlular ile birlikte XV. yüzyılda İran’a gittiler ve orada bir kısmı varlıklarını zamanımıza kadar muhafaza ettiler.


Türkiye’de kalan Ağaç-erilerin ana-koluna gelince bu ana kitle iktisadi sebepler ile küçük obalara ayrılarak ve geniş bir bölgeye yayılarak Tahtacı adı altında da varlıklarını zamanımıza kadar sürdürdüler .


Edremid yöresinde dokuz Tahtacı köyü vardır. Bu köyler şunlardır: Tahtakuşlar, Kavlaklar, Arıtaşı (Avcılar köyüne bağlı), Kızılçukıır (Avcılar köyüne bağlı), Doyran, Yassıçalı (Güre köyüne bağlı). Çamcı, Hacıaslanlar, Tahtacı (Burhaniye’ye bağlı). Bunlardan Tahtakıışlar’da bir etnografya müzesi vardır. Bu müze adı geçen köyden emekli öğretmen sayın Alibey Kudar tarafindan kurulmuştur. Edremid yöresine gidenler veya oradan geçenler bu müzeyi muhakkak ziyaret etmelidirler.


Prof. Dr. Faruk Sümer
O Kadar Kalabalik ki Yalnizligim..
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Temmuz 2012       Mesaj #4
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
TÜRKMEN ÇAYLAKLAR;YERLİLER(tahtacılar)

AVRASYA TÜRKMEN,TÜRK,TÜRKÜT-AŞİNA ULUSU HALKLARINI OLUŞTURAN ÖĞELERE YÖNELİK SOSYOLOJİK ÖNELİMİZDEN BİRİSİNE DAİR
ÇAYLAK EMEKÇİ YAKLAŞIMI

Sosyal (Sociology kelimesi, Yunanca “bilim” anlamına gelen “logy” eki ve Latince’de, genel anlamda insanı işaret eden, üye, arkadaş veya dost anlamındaki, “socius” kelimesinden gelen “socio-” kökünden oluşur.) Vikipedi. Filolojik (Filoloji, Eski Yunanca'da philos (sevgi) ve logos (kelime) sözcüklerinin birleşmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. "kelime sevgisi" anlamındadır. Sözcük, bir dilin ya da dillerin arasındaki ilişkileri, o dillerin tarihsel gelişimlerini ve yapısını inceleyen bir bilgi dalının adı olarak kullanılmıştır.)özgür ansiklopedi Vikipedi. Evet Sosyal Filoloji dil bilim ölçütlerini fabrikadaşça algılayabildiğimizce eytişim neticelerine bakalım; baktık okuyalım!

Bilgi yayınevi Osmanlıca-Türkçe Sözlük

Caylak,Caylaklar;Yerli,Yerliler.
Çaylak,Çaylaklar;Yerli,Yerliler.

Horasan Türkçemizde Çaylak,Çaylaklar; terimimiz sosyolojik ifade gücünde Yerli,Yerliler olarak çok önemli sosyolojik tarihimize işaret etmekte. Osmanlıca Türkçe sözlükte bu böyledir. Sadece sözlüğün ayrıntı bilgi notu şöyle; Çaylak kelimesinin de Farsça dil ailesinden olduğu belirtilir. Çaylak kelimesinin Farsça dilinden mi değil mi gibisinden bir polemiğe girmeye şimdilik gerek yok. Çünkü elimizde Horasan Türkçesi dil bilimi kılavuzu türünden bir eser yok. Horasan coğrafyamız. Fersiler veya Persler olarak tarih sahnesinde yer alışları her ne kadar Kudüs çıkışlıda olsa Stratejik olarak Persian.(Strateji veya sevkülceyş, uzun vadede önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için izlenen yoldur.)özgür ansiklopedi Vikipedi. Bugünkü İran devletinin egemenliğindeki coğrafyada koşullanmış olmalarının çok ilgi çekici tarihleri vardır; Fersiler veya Persiler on iki Yahudi kavminden biri olduğunu şimdilik belirtmiş olalım. Konumuz dan uzaklaşmadan Horasan Türkmenlerinden Çaylak gerçeğinde somutlaşmaya çalışalım. Horasan bugünkü İran devletinin kuzey bölgesini oluşturduğu gibi. Azerbaycan, Türkmenistan, Afganistan ve İran devletlerince içlendirilmiş tarihe sahiptir. Bu Topraklarda Şamanoğulları, Safevi, Karakoyunlar, Akkoyunlar vs. gibi Anadolu Türkmenlerini yakından ilgilendiren ciddi devletlerle tarihte yer edinmişlerdir. Şah İsmail şahsında Safevi devleti ise en popüler olanıdır. Ders konumuzda somutlaştıkça boyutlanacağa da benzemekte. Tarihi sosyal eytişimi de insandan zaten böyle imeceyi gerektirir.

Coğrafyamız içleştirilmesine rağmen. Sosyal insanda bu o kadar kolay işlemiyor. Kelime dünyamıza Caylak Çaylak terimiyle sıkı akrabalığı olan tarafgirlerimize kelime düzeyinde bari ulaşmaya çalışalım ilerleyelim. Şimdi alıntıda bulunacağımız kitap;

L.N.Lezina-A.V.Superanskaya
D.A.Baturun
Türk Onomastikası
Cin seddi’nden Viyana Kapılarına kadar
Bütün Türk Halkları
23 Bin Boy,Oymak ve Oba
All Turkısh Peoples.
Age.177.
C harfinde CAY [yer] hecesiyle ibaşlayan Türkmen Oymakların listesi;

CAYCÇI_______: Kırgız (Adigene) - Abramzon 1960,113.
CAYDAK______: Özbek ( ) - Şanizov 1974,116.
CAYIL________: Kırgız (Sayak) - Abramzon 1960, 232.
CAYLAV______: Özbek (Keneges)- Kubakov 1977, 19.
CAYLEU______: [Kazak] (Kirey) - Aristov 18996, 357.
CAYMATI_____: Kırgız ( )- Kubatov 1977, 18.
CAYPARLI____: Özbek (Türkman) Moşkova 1950, 148.
CAYTAMGALI : Özbek (Kanlı)- Şaniyazov 1972, 11; Özbek (Keneges) Şaniyazov 1972, 11.

Yine ayni kitabın ÇAY[yer] hecesiyle başlayan kısmında devam eden oymaklar vardır.
L.N.Lezina-A.V.Superanskaya
D.A.Baturun
Türk Onomastikası
Cin seddi’nden Viyana Kapılarına kadar
Bütün Türk Halkları
23 Bin Boy,Oymak ve Oba
All Turkısh Peoples.
Age.199-200
Ç harfinde ÇAY terimi ile başlayan Türkmen oymakların listesi;

ÇAY BASMALU___: Türkmen(İnallu) Bostancı 1998, 58.
ÇAYALU_________: Türkmen ( )- Türkay 2005,251
ÇAYAN 1________: Kırgız (Saruu)- Abramzon 1960, 133.
ÇAYAN 2________: Bkz. Çayan Kuyan II.
ÇAYAN 3________: ÇAYANLI: TÜRKMEN (Salur)- Vinnikov 1962, 27.
ÇAYANLI________: Bkz. Çayan III.
ÇAYBEK:________: Kırgız (Adigine)- Vinnikov 1956, 150, şema 6.
ÇAYÇI___________: Krgız (Adigine)_ Abramzon 1960, 133.
ÇAYDAK-NOGAY__: Nogay ( )- Çelebi 1969, 222.
ÇAYGUZ_ :1) [Kazak] (Uvak)- Aristov 1896, 376; 2Özbek (lakay)- Kramışyeva 1976. 101.
ÇAYILAR :_______:Türkmen(?)- Hürmüzlü 2005, 60
ÇAYIRÇIK_______: Türkmen (Yüregir) - SÜmer 1999, 422.
ÇAYIRLI_________: Türkmen ( )- Sakin 2006, 129.
ÇAYKIŞLALI______: Türkmen ( )- (Danişmendli)-Türkay 2005,252
ÇAY-KIZIK_______: Türkmen (Kızık) _ Sümer 1999, 412.
ÇAYKUZA________: [Kazak] (Citıru) - Aristov
ÇAYLAK TOGUZ__: Türkmen (Varsak) Aslıhan 2001, 64
ÇAYLAK__________:Türkmen (Tahtacı) [Gökçelü)- Yörükan 1998. 155
ÇAYLU___________:Türkemen (Bulgarlu) - sakin 2006, 129.
ÇAYRAK__________:Özbek (Saray)- Kubkov 1972, 14.
ÇAYRATİM________: Özbek (Kongrat)- Karmışyeva 1976, 93.
ÇAYROKİ_________: Kırgız ( )- Kubakov 1977,18.
ÇAY-TEİT_________: Kırgız (Teit)- Sitnyakovsky 1, 1900, 107.
ÇAYTIR___________: Türkmen (Ersan)- K.

O Bilgi Yayınevi Farsça-Osmanlıca sözlük kitabında Çaylak terimi. Sosyoloji filolojisinden (Filoloji; yazılı belgelerin geçerliğini, gerçek olup olmadıklarını araştıran tarihsel bir bilimdir. Filoloji çalışmalarında, üretildikleri dönemlere ait eski metinleri yeniden oluşturmaya çalışılır. Üretildikleri dönemlerin etkileri, kaynakları araştırılır, özgün metinler çözülmeye ve yeniden oluşturulmaya, bu arada taklitlerini saptanmaya ve değerleri ölçülmeye çalışır. ) gelecek olursak ki. Bizimde benimsediğimiz yol yöntem metot olarak yerini kısmen de olsa doğru ifade eder durumdadır;

Caylak,Caylaklar;Yerli,Yerliler.
Çaylak,Çaylaklar;Yerli,Yerliler.

Tespitimizin terimsek boyutlu sosyal-aşina gerçekliği, post modern kapitalistlerce sistem öncesi ekonomik siyasi yapının yazın edebiyatında Çaylak teriminin gördüğü tarihsel misyon ile yeni sürecin ekonümenik oligarşin sisteminin dil ve edebiyatındaki nitelik olarak farklılıklarında bu arada somut olarak çelişenlerin farkına varma durumundayız. Ne hikmetse! Türkiye Türkçesi sözlük kitabında yerini tam tersi. Hiç alakası olmayan bir misyon ile kanıksatılıyor, zihinlere yükletiyorlar. Yani anlam ve ifadesi değiştiriliyor. Argo kelimeler statüsüne indirgiyorlar;
Çaylak; Acemi değil!
Çaylakların; Acemiler; olmadıklarını!
Çaylakların yani Horasan Yerlilerinden olduklarını ve oradan çıkartılan Türkmen boylarından sadece biri olduklarını bize de ifşa ettiriyorlar. Mademki derdimizi çalakalem ipad bilgisayarımıza yazdırmaktayız. Soysal tarihimize ulaşmak istemlerimiz alçakça ********ce engellenmekte. Makine gürültüleri ablukasında şat olsun ki en azından kendimizde dillendirmeyi başaracağız. Gelelim her bilim alanın tekellerine almış toplum bilimci baronlarının resmi tarih dayatmalarında paramparcaladıkları gerçekliğimizi ifade etmesi gereken terime yoğunluk kazandıralım.. Bu birazda emekçi sosyolojimizin bizimle bulunduğu aşamayı da gösterecek eytişimlerimizde bize ivme kazandıracaklarımızdan olacaktır.

Gelelim şu Farsça dedikleri dildeki C, A, Y harfleriyle ifadesini bulan CAY terimimize;
C... Fars ve Arapça yazılan Osmanlı alfabesinin altıncı,Arap alfabesininbeşinci harfi. Ebced hesabında 3 sayısını, ay olarak cemaziyelâhır ayını gösterir.
Câ,cây. Farsça isim. 1.YER. 2. Uygun.Yerinde,münasip; Cây-i terddüt: kuşku duyulaçak,duraksanacak YER; Cây-î mülâhaza: Düşünülecek nokta; Cây-î behişti: Cennet gibi YER; Beca: Yersiz,uygun değil. Busecâ: Öpecek YER.
Câbecâ: Farsçça zamir fiili. YER YER.

Arapcasına
Câbir:Arapca isim. 1. Zorlayıcı. 2. Kırıkcı, çıkıkçı.
Bu yönlü yani Arabca eksenli uzataniliriz. C,A harfleriyle devam edenleri bizim geldiğimiz coğrafya ile hiç örtüşmeyeçek kadar nitelik olarakta külliyen farklı anlam ve meseleleri ifade etmektedirler.

Şimdi gelelim Ç harfine
ç Arapça yazılan Osmanlı alfabesinin ve Fars Alfabesinin yedinci harfi. Arap alfabesinde yoktur. Ebced hesabında c gibi 3 rakamını gösterir. İşimiz biraz daha kolaylaşmış oldu. Ç harfi ile başlayan Arabça dil ve edebiyatında bir cümle yoktur!
Ç harfi ile Farsça epey zengin bir dil ve edebiyat olsa gerek.

Şu filoloji dersliklerimizde birazcık olsun ilerlemiş olalım.

Evet!
Emek yoğunluklu Dünya insanlığı. Birçok dirimsel sosyolojik meselelerinde büyük komplolarla deformasyona tabi tutulurken. Bulunduğumuz coğrafyada farklı şeyler olmuyor, daha beteri dezenformasyon yöntem ve metotlarının laboratuvarı konumundayız.

Avrasya Türkütlüğü-Aşina değerlilerimiz, arketip oligarşin siyasi tektipçilerinden çok yönlü tahrip ve tahrişler için nasibine memur edilenlerce verip veriştirilmiş olduğumuza anlam ve ifade yüklemek durumundayız. Bu Psikolojik özel savaş politikaları hayatımızın her alanında etkisi hala devam ettirilmektedir. Sistemlerinin ihtiyaçlarına göre dönme ve devşirmelerden oluşturdukları yığınlarla, kütleselleştirmiş oldukları gerçeklik günümüzde ki taş ören şirketler gibi. Vahşice sosyal olan her şeye yöneltilmiş yığınlarca asosyalleştirme hat safhaya ulaştırmışlardır. Devşirme ve dönmelerle şişirdikleri asosyal topluluklar hemi dizginlenmişlikleriyle, halk,millet kavramlarının içine sıkıştırılmış, çok tehlikeli coşkusal vebalı toplulukları oluşturmaktadırlar. Kendi için sosyal haz almayan unsurlardan karman coşkusal vebalı vahşiliklerin tarihi bu coğrafyada çok karanlık ve kanlıdır. Klasik faşizm tanımlamalarıyla bile örtüşmeyen bu objektifimizdeki vesayet hareketi, yerleşik toplumların marjinal unsurlarıyla da Güçlendirilirken. güçlendirilmiş göçlerin devşirme ve dönmelerin yereldeki uluslardan marjinal tipleriyle yedeklenerek oluşturulan, coşkusal vebalı yığınlara dönüştürülüşlerini bir kez daha belirtmemizin sakıncası olmasa gerek. Marjinal kapitalizmin[komprador kapitalizm] başlıca politik kitlesini oluşturan bu zümreler elbette öteden beri Türkütlerimizden yedeklenmiş önemli bir nüfusla daha agresifleştirilen “hepimiz Türk-üzceler” sinse lesine yüklenen, önemli misyonlar vardır. Karnı aç sırtı pek olan, bu Türkütlerden başka her şeye benzeyen Asosyallerden oluşmuş marjinal toplum. Çünkü her alanda çok provokatif saldırı unsuru olarak sistemin hazır ve nazır hizmetkarlarıdırlar. Sosyal dirimsel emek yoğunluklu halkın her alanında oldukları gibi. Sosyal inanç kültürün de bu saldırganlarca maruz kalması, saldırıların muhtevasındaki şekilse farklıkları nitelikli değildir. Yani sosyal olduğunca da Ulusal olan. Felsefe dilinde; demokratik ekolojik toplum olmanın, tüm özelliklerine yönelik sahip olanlarımız, bunların tahrip ve tahrişleriyle yıldırma ve yılışmaları için her yol ve metot meşru olarak saldırılması gereken hedeflerdir. Sivas ilinde gerçekleştirdikleri ateşe verdikleri Otel vede beraberinde alev,alev yaktıkları insan çığlıklarında dışarıda vahşice değinerek ulumaları! Şizofren narsist hastalıklı unsurların Sivas ta açıktan açığa gerçekleştirdikleri, O vahşet. Duyarlı insanlığın belleklerden silinmemesine yaptırılmış. Korku, Öcü ve Azrail üçlüsün hastalıklı insan bedenin zuhur senaryosunun neticesidir. Failleri hala meçhul olması, marjinal sistemin hastalıklı alt kültür topluluklarına verdiği güvencedir.

Sosyal tarihiyle de barışık iç ve dış dünyası ile ilişkilenmesinin tüm eytişim yollarının rehberi olmak isteyen, duyarlı emek yoğunluklu insan,insanlar. Bu coğrafyada Sosyolojik diyalektik bilimle ilgili, her insani davranış boşa çıkartılmaya adeta mahkum edilmiş olmasının arketip nedenlerini kendinde deşifre etmek zorunluğunun, sorumluluğun zorunu işlemek zorundadır. Sosyal tarihte adresinizi bilecek kadar bile olsa. Sosyolojiden referans alabilmenin gereğince kendi doğamızdaki Sosyal Aşina illerimizin resmi güvenilir bir belgesi,dokümanı bütünlük içinde yoktur.Çünkü yok edilmiştir. Evet ne yazık ki yoktur. Bu gerçeğe bile, bile tahammül göstermek. Ancak o kadar da geliştirilmiş ********liğe tahammül göstermekle eş anlamlı olur! Bizde doğal afet olan şeytan poyrazı derler. Sosyal tarih dediğimizde halimiz işte öyle bir şey!

Bilen bilir. Cavit Şakir Musa, yani namı değer Halikarnas balıkçısı. Anadolu sevdalısı bir yurt sever yazar büyük bir ihtimal dahilinde kendisi Yahudi halk gerçekliğinden gelen yurttaşımız. Yıl bin dokuz yüz yirmiler Cavit Şakir bu eserlerinde topladığı kaleme aldığı doküman niteliğindeki görüşleri yüzünden. O zamanların Allahın ****** çektiği ücra yerlerden bir yer olan Bodrum. Evet bugünkü turizmin metropollerinden sayılan Bodrum'a sürgün yemiştir. Fakat boş durmaz. Bodrum yöresinde ciddi araştırmalar yapar. Hatta Türkmenlere yönelik önemli analizleri vardır. Yeri geldikçe bu yönlüde paylaşacaklarımız olacaktır. Hem Alacağımız hem vereceğimiz vardır. Halikarnas; Kitabının ismi Anadolu Efsanesi. Halikarnas eserleri ciddi ilgi beklemektedir. Ciddi araştırma kitabı, arkeolojik, sosyolojik, kronoloji, Filoloji türünden bilimin inisiyatiflerini kapsayan türünden kitaplarından birinde alıntıladık. "Dünyada düzenli bir anlatışa hiç gelmeyen bir yer varsa o da Anadolu'dur. Yüz yıllar boyunca Anadolu'da diyar, diyar gezeyim, her yerin eski efsanelerinden tutun da günümüze kadar gelmiş tarihsel olayları yazayım dedim. Ne var ki, Anadolunun çeşitli ekonomik, toplumsal ve filozofik kargaşalığının içinden çıkabilene aşk olsun! " Halikarnas Balıkçısı bütün eserleri-14 Bilgi yayınevi 8. Basım. Halikarnas gerçeğin de somut ifadesini bulan kaos her hangi tabiat olayı değil. Yani doğal afet değil. Coğrafyanın insanlık tarihini bin bir şekilde. Son altı bin yıl derin etkilemiş ve hala etkilemekte olan ataerkil oligarşin güçlerin fiilen kontrolünde ola gelmiştir. Kaos demek her ne kadar genel duruma yönelik bir imada olsa. Halikarnas denilen yurttaşımız Musa Cavit Şakir neden coğrafya tarihimizin bu yönlü somutlaşmaktan imtina etmekte olduğunu anlamış bulunuyoruz. Bu yeni süreçe sarkan coğalarak büyüyen Kaos ile birlikte cözülmesi gereken Kaoslarımızdan olmaktadır. Kaos organize suçlar kategorisinden olup fiilen örgütlenen, komplo teorilerinin uygulatıldığı coğrafya gerçeği demektir bunu da belirtmiş olalım. Emek yoğunluklu Halkların şahsında. Şizofrenili rahatsızlıklarının olağan alışkanlığa dönüştürülerek henüz dikkate alınmayan, Arketip güçlerce çok çirkin erozyon kültürünün akabinde oluşturulan Kaos gerçeğimiz vardır. Bu tür coğrafyalarda öteden beri var ola gelen stratejileri gereği. Sosyal meseleler olduğunda kaos yaratmaları en olağan politika olarak hep imdatlarına yetişmiştir. Kaosları kontrollü olarak ticari kâra dayalı organizasyona dönüştürülerek devam ettirmelerinin bile kurgu istasyonları vardır. Son günlerde en popüler olanı Glaudio türünde yapılanmalar NATO müttefiki ülkelerde. Kontrolden çıkan muhaliflere karşı geliştirdikleri kürüm ve kuruluşların faaliyetine tümden verilen isim evet Glaudio . Bu kaosun bir boyutu devamı olan kültürel bağnazlıklara bağlı. Artık bayağı gelenekselleştirilmiş tüketicilikte olduğu gibi. Sosyolojik tarih de devşirme dönmelerin her tür marazına tabi tutulmaktadır. Her gün biraz daha Asosyal yapaylıkların güçlendirilerek coşkusal vebalılarını da katarak erozyon giderek resmiyet kazandırıldığını fevkalade görebilmekteyiz. Bu birazda toplum psikolojisi dedikleri çok yönlü yönlere karşı işletilen süreç. Gelinen aşama da topluluklara dirimsel tarihiyle irtibatlarının kesme aşamasına kadar bunatmış bulunmaktadırlar. “Sen yaşamana bak, hatta haline dua et, gerisini s....r et” gibisinden insanları getirttikleri seviye yaşam kalitesinden, resmi istatistiklerden kendileri de korkmaya başlamışlar, acil önlemler adına her gün yasalarla rehabilite etmeye çabalasalar da. Sosyal insanlık karşısında oldukları müddetçe kurtulma ve kurtarma şansları asla olmayacaktır. Bunların tüm zamanlarını; Marjinal toplum için özel savaş psikolojisinin tarzlarını kanıksatma süreci olaraktan değerlendirmek mümkün.

Asosyal doğmalarla donanmış çok büyük özel savaş psikolojisinin metotlarının. Jeopolitik örgütletici yöntemleriyle oligarşin kitle örgütlenmelerinin boyutunu tarihsel arka plancıların. Stratejik derinlikli ekonomik ve siyasi süreçlerinin gereğine göre açıyı kapatıp açmaktadırlar. Muammalı çalışmaları eskiden beri durmadan üst oligarşin toplumun çıkarlarına tabi, kitle sayısını alt kültür toplumlarıyla devşirme ve dönmelerle şişirterek oluşturmuş olmaları boşuna değildir.

Bir taraftan alt kütür topluluklarını kendi araların da olası tarihsel halk buluşma kavşakları sıkı denetim altındadır. Bu coğrafya renkli inanç gruplarına sahipken. Kimse kimseye pekte olumlu bakmaması tesadüf değildir. Hatta kesişebilecek yol güzergâhları bile, çok uzaklarda ikamete tabi tutulmuş olmaları da dahil. Aralarındaki farklılıklarda ısrarla insan sağlığına en zararlı asosyal kurgularla topluluklara kanıksatılmış. Toplum mühendislerince kanıksattıkları cahilliklerin beslenmesi için ne gerekiyorsa, örgütsel olarak koşullar hep yapılana gelmiş olması rastlantı değildir. Topluluklar arası diyaloğu asosyal yöntemlerle bloke eden jeopolitik anının temeli oluştururlarken. Duygu körlüğü olarak da nitelenen şizofrenlik hurafe ve hülle x türünden hastalıklarında kapsayan oluşumların nicel ve nitelikleri günümüzün dilinde. Sivil toplum örgütleri adı altında çok çeşnile kontrollerle sağlamaktadırlar. Geçmiş olması gereken eski ekonomik ve politik dönemin ne kadar kitle politikası var ise. Marjinal kapitalist sistemin kitle yapılandıranlarının yeniden parlatarak, kitleleri yapılandırma siyasetlerindeki jeo politik özelliklerin niteliklerine yönelik henüz kapsamlı sosyolojik araştırma yoktur. Araştırma olarak da ki en azından bizim okumuş olduklarımız,coğrafya gerçekliklerine ulaşmaktan ziyade polemik ve sosyal değişim dönüşüm gelişimlerin daha fazla pasifleştirmek ile eş anlamlı yılışıklılığa vesile olmaktır. Elbet bunlar kendiliğinden değil. Algılatılan nesnel sürecin sosyolojik derinliğinden ziyade, Asosyal nicelliklerinde saplanmaları gerçekleştirilmesidir. Biraz sorunlarda ki algılamalarda henüz yaşatılan muhalif olma özellikleri taşıyanlarında. Sistemin işletilmesinde kullanılmakta oluşu tesadüf değildir. Bu Birbirinden çok farklı sanki nitelikli örgütlermiş gibi kamuoyuna yansıtılmakta ayni anda kanıtsatılmışlığındaki inçe dokuları doğru ayrıştırması bilinmez ise. Buraya kadar sergiletilen çok tehlikeli şebekçilik muhalefeti figüranı olmaktan, olmuşlarından. Herhangi birinden daha fazla gayret içinde olandan daha iyi olmak işten bile değildir. Bu muhalif kelimesini ilgilendiren sosyal gerçeklik bu coğrafyada çok özeldir. Emek yoğunluklu insanlığın referans alması gereken sosyolojimizin gelişim niteliklerinde sosyal diyalektiğinden kaynaklanan ciddi hastalıkları vardır. Bu hastalıklı yapılanmaların rehabilitasyonu sistem içi tedavi ve misyonları real-karnasyon edebilirlerse ne ala. Eğer ki oligarşilerin toplum mühendislerince içinde veya dışında, dışında debelenmeye devam ederse akibesi hak götüre türünden çözümlemeyi devreye sormaktan asla çekinmeyen arketip oligarşin gerçeklik vardır, var ola gelmiştir. Öteden beri tüm zamanların kitle örgütleri olan tarikatlarda toplum nezdinde itibarı olanları adına ya tarikatlar oluşturulmuş yâda etkin isimin vefatından sonra. Başlayan sürece cevap verecek türden iş birlikçilerini bir şekilde ikrar veren post makamına gelmesi sağlanmıştır. Yeri gelmişken kafamızdaki tasavvuru verelim. Hünkar Bektaşi veli vefatından sonra post makamına oturan Balım Sultan denilen şahıs. Getirildiği coğrafyaya bakalım. Kimler var kimler yok! Bu gerçeklik Mevlâna Celalettin Rumi vefatından yıllar sonra Konya da Mevlana tarikatı olarak peydahladıkları tarikatın kuranlara kurduranlara tarikatın niteliklerice Mevlana gerçeği ne kadar örtüşmekte. Yunus Emre gerçeği olsun Pir Sultan gerçeği olsun Abdal Musa olsun. Nakşi bent ile nakşi tarikatları arasında nitelikleri arasındaki farklar ne kadar araştırılmıştır. Ahmet Ya Sevi gerçeği ile Kuran islamiyeti arasındaki niteliksen farklılıklar nedir ne değildir Elbet günümüzün şartlarına elverişli sivil toplum örgütleri adı altında çok renkli yelpazede sağlı sollu kolbastı dernek ve kurumlar kuşağı oluşturulmuştur. Öteden beri deney ve birikime sahip, arka tip oligarşin yapı. İnsanlığımızınsa gelişimine tabi belirtilerin yollarını çok rahat sabote edecek yığınsal güce sahiptirler. Hiç bir sosyal dirimsellik kendi doğasında gerektiği gibi, tarih-i sosyal sürecinin diyalektiğinde özgürce özgün gelişmesine bu coğrafyada tahammül hemen, hemen gösterilmemiştir. İnsanlık tarihi acısından Caylak sosyal gerçekliği vakur bir tarih sayfası iken referans alabileceğimiz satıra rastlamıyoruz. Bu biraz bu mevzuubahis coğrafyadaki egemen unsurların mantalitesini,niteliğini kendileri hariç sosyal katmanlara yönelik bakışlarındaki amaç niyeti aslında bize birazda olsa anlatmakta.

Bilerek kaos-şiddet ikilisi muamma egemen anlayış olarak kanıksatılmıştır. Yani cennet çıkma dayak,şiddet egemenlerin alt kültür toplumuna yönelik iki seçenekten biri olarak resmi ideolojinin olmazsa olmazı. Şimdi ikincisi nedir diyecek olanlarda tabi olabilir. Kayıtsız şartsız itaat. Buna rağmen arka tip oligarşin dediğimiz güçlerin tarihsel olarak oluşumunu yadırgamak hatasını bir sefer bırakalım. Sigmund Freud; Yahudi halkı tarihi makalesinde. Yahudi milleti şahsında oluşan üst topluğun gerçekleştirdiği jeopolitik psikolojinin derinliğini bilerek incelediğinde. Vardı neticelerde hayret içinde kalarak “belki de Musa'dan öncede böyle metotların” olabileceğine dair şaşkınlığını bilgilendirdiği çevreyle paylaşma gereği duymuştur.

Arketip oligarşin ataerkinciliğinde ısrarla ekonomik ve siyasetini, çok erkenden geliştirdiği hatta tekelleştirdiği metotlar, günümüzde mekanik devrimleriyle de donatılırken. Sürecin kitle bağları da stratejik psikolojik olacakta iç başkalaşma post modernist tüketici toplum şekillendirmeleri ise hızla devam etmektedir. Bu yönlü hızla kültürel erozyonla derinlik kazandırdıkları politikaların manyetik alanlarında ki yığınlar şizofreni hastalıkların boğum istasyonları, politik türevlerinin çeşitliliği kimseyi aldatmasın. Her türlü özel savaş metotlarına rağmen. Genelde zayıf ta olsa, hem dünya insanlığı açısından olduğu kadar, özelde sevindirici umut veren sosyal gelişmelerde yok edilemiyor. Daha henüz tarihin gerektirdiği sosyal diyalektik kıpırdanmaların birikimleri entelektüel seviyede olmadığını. Kendi doğasında birikmiş birden fazla duyarlı çevrelerin de sosyal sorunları olduğunu da kabul etmek, dürüstçe davranış olsa gerek.

Tarihte çok derin yaralar açılmış topluluklardan, Türkütlükten Aşina. Türkmen Caylaklardaki gelişmeler. Artık tarih-i sosyal gündemini engelleyen zırhların çatlatılmasına vesile olan, olanlarından arda kala kalanlarıyla kendini ifade etmekle birlikte. Sosyolojik diyalektik sorunlarının ifadesinde ciddi sorunları olduğu gerçeği belirginleşmektedir. Egemenlerin alt kültür toplumu yaratmak için. Dezenformasyonlarından kaynaklanan teslim olmayanlara karşı çok özel psikolojik yaptırımları olagelmiştir. Bir nebze alışıklıkların kültürel yağmacılığına rağmen. İnsanda sosyal yok edilemeyecek olanları olduğunu, insanın ilkel sanılan medeni kültür dürtülerinin er veya geç patlak vereceğini Sigmund Freud önemle belirtmiştir. [Arka tip oligarşinin bir türlü yok edemediği dirimsel çelişkiler] İlkel sanılan medeni dürtülerin sosyal gerçekliğe tekabül edeni olduğunu, Sigmund Freud Çağdaş Uygarlık ve Din adlı kitabında dikkat çekmek de. Ulusal değerlerin taşıyıcıları kendi içinde ulaştıkları ayrışmalara da sosyal modernize dürtülerini besleyen hazımların dışa vururlarında ifadesini arayışa cevap arayanların. Post modern kapitalist cağda, emek yoğunluklu insanlığın abluka alınmışlığından kaynaklanan sorunlarla karşı karşıyayız.

Her şeye rağmen duygu yoğunluklu yaklaşımların esas alındığı makaleler, piyasayı internet başta olmak üzere baya gelişerek yaygınlık kazanmasının sevindirici olmasına rağmen. Sevindirici olduğu kadarda şu gerçeği de kendi içinde derinleşerek tarih-i sosyolojik yöntemlerin zihinselliğinin referanslarını oluşturan edep ve erkânlarıyla dara çekilmesinden arda kalan mirasların hoyratla marjinalleştirmesi de pek hoş değil. Buralardan başlatılan masum sanılan erozyon kısa ve uzun zaman diliminde tehlikelidir. Bu havzalarda olgunlaşacak sosyal eytişimli duyarlılık yeni sürecin erkânında güçlenerek gerçek emek yoğunluklu demokrasimizin de olgunlaşmasının gelişimine tanık olacağız. Kuşku götürmez sosyal tarih-i diyabetiklerimizi gelişip güçlendirirken ayni akıbete uğramış nice halklar vardır. Bu tarihsel gerçekliğimizin ören yerine dönmüş höyükleri vardır. Bu gerçekliğimizde çok büyük şantiye olduğu bir gerçektir. İşte bu şantiyede yapabileceğimiz toplumsal emeğin fabrikadaşları olarak, kendi gerçekliğimiz den gelerek sosyolojik tarihte çökertilmiş önemli halk gerçekliğimizin de nedenlerinde somutlaşmayı, sosyolojik doğru yaklaşımların sadece onlarca sorumluluğundan biri olarak görmekteyiz.

Avrasya Türkütlerini oluşturanlarından, Türkmen Çaylak tarihi hafife edilecek bir mesele değildir.Çaylakların tahtacılar olarak dillerde dolaşan soyut kavramlarıyla gerçekliğimizin bil cümle aleminde tabi yazılmış olanlarda, yazılacak olacakları, derinden etkileyen somut belgelerden yoksun olmamız bu gerçekliği asla değiştiremez. Bu gerçekliğin nedenlerine yönelik bizimde gelinen aşamada başlattığımız sosyolojik eleştirel davranış çok ciddi karşı tepkilerle boğulmak istenmesi. Tarihe bakışımızın doğruluğu konusunda ilk uyarılar olarak algılamamızı beraberinde getirdi. Bu yönlü cabalarımızı,anlatacaklarımızı engelleyecekler dir. Bu henüz geniş nüfusumuza ulaşmadan sindirmek için yapılan müdahalelerin başlangıçlarıdır. Sosyolojik insanlık tarihinden esinlendiğimiz referanslarımızı, hiç ama hiç bir gücün imkan ve olanakları yok edemeyecektir. İşimizi dehada onurlandırdığını da belirtelim. Her ne kadar negatif etkileri de olduğunu itiraf etmeliyiz. Pozitif olacak tarafı da var. Demek ki orta doğuda ki Horasan Türkmen ulusu halk gerçekliğinin derin emperyalist stratejiye cevap verecek bir yanı yok. Ola ki tam tersi; var idi, miladını doldurdu! Bu söylediklerimiz haybeye öylenmiş sözler değil. Resmi ideoloji denen şebekenin anyasını okuduk konyasını da. Çok ciddi olarak okuduklarımızın araştırmalarımızın neticesi, bizde sosyolojimizde bıraktığı intiba mukabelesidir dahası var.. Horasan Türkmen ulusu halk gerçekliğinin bu kadar çökertilmiş olmasının çok önemli nedenleri olmalı ki, üzerine acımasızca üzerine, üzerine varmış olmaları sebepsiz, yersiz değildir.

Toplumsal edep ve ahlaki folklorik dilimizi oluşturan, sosyolojik Türkmen kelimelerin terminolojik tarihsel diyalektikliğinden kopartılarak marjinalliğe mahkûm edilmişliği bunun en bariz örneğidir. Anlaşmaz lüzumsuz muş gibi işlevselliğinin uzağında anlamlara akorlanmışlığı ile, çok özel olarak uslarımızdan silikleştirmiş olmasını neye bağlayacağız. Edelerimize sorduğumuz en basit kelimeler soysallığımız ile ilgili sorumuz, hep ters yüz edilmesinin nedenleri olmalı. Buda arka tip oligarşinin kontrolündeki resmi lügatlerinde, inatla sosyolojik insanlık tarihinin önemli aksamlarından birçok kelimelerimizin; terimsek diyalektiğin ek incelikleri tahrip ve tahriş edilerek alt kültür topluluklarının yaratıldığının, ancak mümkün olduğunu onlar çok iyi bilmekteler. Bu sosyal facianın öteden beri orta doğuda çok çirkin toplulukların bir birine yabancılıklarının derinleştirildiği tarihsel gerçektir. Marjinal sistemlerinin Asosyal stratejik metotlarla derinleştirildiğini burada bir kez daha Anadolu Türkütlüğünün bir ön istasyonu olan. Horasan Türkütleri gerçeğine Aşina il halk gerçekliğimizdeki derbeder halimizle teyit etmekle kim zararlı çıkar ki.

Dünya insanlık tarihin de, Avrasya Türkütlerinin biri olan. Horasan Türkmen ulusu halk gerçekliğimizdeki Türkmenlerin çok önemli bir tarafını oluşturan Çepni boyunda somutlaşmışlığı oluşturan oymaklardan diride Çaylak-Yerliler oymağıdır. Avşar boyunda Çaylaklardan önemli nüfusu parçalayıp kaynatmışlardır. Ne ise! Hattaki Çaylakların parçalanıp diğer Türkmen boylarına dağıtılarak budun soysallaşmaların erken uluslaşasının evrimindeki türkülüler birli gelişimi parçalamış olmaları obaya dönüştürülmüşlüğü daha dur daha dezenformasyonla biraz halimizi anlatmaya ihtimali üzerinde endişelerimiz kuşkularımız olduğunu belirtelim. Önce alıntılayıp paylaştığımız C ve Ç harfleriyle başlayıp CAY yada ÇAY teriminin LAK hecesi ile insanda somutlaştırılmasındaki tarihsel gerçekliğimizin ifade bulması. Her şeyden önce gezer göçer değil erken yerleşikliği ifade etmektedir. Yani YERLİLER olarak tarihe noter edilmektedir. Oralarda zuhur bulan tarih tünelinde neler olmuş ise. Yerlilerin boyu Çaylaklar otuzu aşkın parçaya bölünerek bir daha bir araya gelmemeleri için param parçalanmışlar yetmemiş galiba bir daha parçalanarak. anadoluya gelen yada gitmesi istenen belki de en nihayet sürülen

Cebni,Çepni yada Şehepli, Avşar gibi Horasan kökenli türkmen boylarına taksim edilmişlikleride vardır. Bu gerçekliğimizi tesadüfi saymak insanın tarihine yapabileçeği en büyük çirkinliktir,********liktir.

Asıl olan aşiretler, oymaklar. Türk uluslaşmasının Kitap yazar çizerleri bir taraftan zamana teslim olurlarken, bir taraftan direnen kitapçılarının gezimizde adres verenleri olmaları gerekirken. Bırakalım adres almayı bildik yolların çok uzağında parçalanmış köprüleri konaklanacak yerler yıkılmış yol kavşakları belirsizleştirilmiş varyantlarımıza uğramak battallık olmuş kültür coğrafyasında kendilerinin kaybolduğunu üzülerek tespit ettiğimizi belirtelim.Türkkütlelerin Oba, Oymak, Boy-Budun oluşturanların evrimleri. Sosyolojik erken Uluslaşıl gerçeği oluştururlarken sosyal gelişmelerinde bu gerçekliği es geçmek bu gerçekliği oluşturan insanlığa yapılabilecek en ciddi kötülükleri yapanlardan biri olmaktan kendini,kendilerini kurtaramazlar. Çünkü Halk,ulus adına geliştirilmek istenen sosyolojik çözümlerde zaten buradan asırlar önce tahrip ve tahriş edilmişti. Sosyal merkezci ulusal dirimsel gelişimlerdeki sorunların demokratik öngörülerinden soyutlanmışlıkları işte zayıflıklarını oluşturuyordu. Oralardan başlayan Ruhi şekillenmelerimizin Aşina kültürü Türkütlerin bir çok temel olan olabilecekleri en nihayet Çepni boyunun dağıtılmasını beraberinde getirmişti. Buralarda başlatılan yalnızlaştırılmaları ve akabendeki özel savaş metotlarını hiç biri ama hiç biri ne yazık ki fark edememiştir. etmediği gibi tasfiye olarak bedelini çok ağır ödemiştir,ödetilmişlerdir. Tahtacı, Ağaç erleri vs. Olarak Osmanlı kayıtlarına kaydedilmiş meslek grupların da çalışmaya tabi tutulan Çaylak-Yerliler oymağında bu gerçekliklerden payına düşeni en ağır ödemesine rağmen. Çaylaklardaki dezenformasyonun gecikmesi onların battallıklarda zorunlu iskana tabi tutulmaları olduğu gibi, kendilerinde ulusal değerlerinden taviz vermemeleri en önemli etkenlerden sayabiliriz.

Avrasya Türkütlüğünü oluşturan Türkmen boylarından Çepni boyu gibi boyların dağıtılması. Aslında erken çağdaş Türküt uluslaşmasının temeline azot dökmektir. Nitekimde öyle yapmışlardı,yaptırmışlardır. İşte Türkütlüleri oluşturan boylarımızın asıl dağıtılması. Türkmen obalarının da yalnızlaşması demekti. Çaylakları zümrelerde esas olarak orman ve ağaç, tahta işlerinde çalıştırılacak çalışma gurubuna dahil edilmelerini kolaylaştıran ana unsur merkezi Başlıca Aşina statüsünü oluşturan erkanın-ademi demokratik merkezi unsurların parçalanmışlığıdır. son zamanlarda Ağaç erleri kelimesi de artık tahtacı gerçeğine entegre etme çalışmalarına rastlamaktayız. Bu cümle Osmanlı iktisadi yazımında dile gelen tebaanın kaydına dair kullanılmıştır. Bu alandaki çalışma gurubunda en uzun tutulan Çaylaklarda verilen işin gereğindeki işçilik statüsünde ihtiyaç duyulan ekonomik ve siyasi birçok alanda olduğu gibi, Osmanlı def tarlık bürokrasi de ayni isimlerle kayıt altı işlemlerinde geçirmişlerdir. Bu alanda ise çok etkin olan sefaret Yahudi memurlarınca da (Fatih Sultan Mehmet katledilmesi ile başlayan değişim ve dönüşümde Sefaretlerin etkisi-İspanyola- Yahudi bürokratların Osmanlıda ki etkileri birçok alanda olduğu gibi artar). İşte ve güçte marabalığa kadar reforma tabi ettikleri kayıt altına alınarak feodal ekonomik yapıyı ihtiyaçlarına göre yapılandırdıkları zaman tünelindeki imparatorluğu son güne kadar her alanda derin etkiledikleri süreçleri olmuştur. Osmanlının paramiliter askeri feodal Emperyal komprador devlet yapılanmasının da asıl aktörlerinden olan Sefaretlerdir. Edep ve kültür yapılanmasında günümüze kadar sarkan; Osmanlı kültürü dedikleri aslında bu zümrelerin yönetmelikleridir. Yönetim bürokrasisinde şeyhülislam dedikleri kurum da asırlarca bu zümreden gelenlerin tekelinde nice kütlesel sürgün ve ölüm fermanları verilerek şeriatın kestiği parmak acımaz lafzı bunların hak hukuk anlayış olmuştur çünkü şeriat dedikleri şey bunların şeriatlarıydı. Yani Kuran şeriatı ile en küçük bir ilişkisi yoktu olamazdı. O asırların, yılların yığınlara kanıksatıldığı, sistemin resmiyet kazandırılışının da âdet edinildiği cümleler gibi, birçok kelimeleri vardır; tahtaciyan, ağaçeri vs. Bu tür terimlerdendir. Yani o işe tabi olmuşluk gerçeğinde ki meslek grubunu ifşa içindir. Elbet tahtacı kelimesi de böyle bir ekonomik jeopolitik dil gurubu tanımlamasında ihtiyaca cevap verdiği için artık nerdeyse kanıksatılmış meslek sınıflandırmasın dan gelen kelimelerden olmuş ve zümrelerin resmi kocanlarda kayıt altına almışlardır.

Büyük ihtimal dahilinde Bizans tan öncesi ve sonrası bu tahta işlerinin icraatı çok önemli olmalı ki kayıtlarda rastlamak mümkün. Tabi tutulan iş kollarından biri de bu tahtacılar, ağaçerleri olaraktan zapta geçirilmiş bu işlerde izdiham edilen insanlar olarak kanıksanmışlık olduğunu belirtelim. Her halde bu zor koşulları olan meslek. O Zamanlardan beri daha düne kadar aktüel olduğu kadar stratejik planlarında demek ki zorunlu iş kollarından biridir. Ki o dönemlerde oba, oymakların artık bu alanda zorunlu olarak icra ettikleri bir mesleğe de dönüştürülürken bu işin gönüllü yapıldığını aman kimse söylemesin. Fakat son icraat dönemlerinde Çaylakların başına musallat edildiği kesin. Tek farkla aynı meslek ile ilgili olarak Kuzey Anadolu Karadenizde, Doğu Anadolu icra ettirilenlerde Çaylaklara rastlamak mümkün değil. Karadeniz ve Doğu Anadoludan tanıştığımız konuştuğumuz gurbetçiliği sürdüren insanlarla yaptığımız sohbetlerde. Bu yönlü en küçük bilgileri de yoktu. Tomruk kalas tahta ağaç işlerini yapanlar olduğunu, hatta bu işte fiilen çalışmış dağ köylülerinden uzun yıllar orman işlerinde bulunmuş Sinop dolaylarından, Trabzon dolaylarından tanışlarımız oldu. Fakat kimileri Tahta işleri yaptığını fakat Güney de Batıda bilinen namı değer tahtacılar yada ağaçerleri yani Çaylak oymağı oluşturan sosyal kültür gerçeğinden ne haberleri vardı. Nede akraba olabilecekleri en küçük bir iz yoktu. Yıllarca aynı ortamlarda o coğrafyamızın gurbetçileriyle bir çok konuda muhabbetlerimiz oldu. Belirlediğimiz üzere kamuoyuna kanıksatılan ne tahtacılar nede Çaylaklarla ilişkilendire bileceğimiz en küçük bir ize rastlamadık. açımızdan manidardır. Orman işleri demekte doğru olan bu işlerin. Salt bir gelenekten beslenenlere ait bir meslekte olmadığını anlamalıyız. Yani tahta, ağaç işleriyle meşgul edilenler var. Fakat Çaylak oymağından değiller. Bu gerçekte göstermektedir ki. Namı değer Tahtacılık olarak tanımlanan işleri illaki Türkmen topluluklarından özellikle Çaylak obaları bu işleri yapar, yapacak diye bir kuralda yok. Özellikle Toroslarda Ege ve Ak denize sarkan Çam ağaçlığı ormanlarında zorunlu izdihama tabi tutulan Türkmen oymaklarından Çaylaklar bu işe zorunlu tutulmuşlardır. Bunun sade ekonomik olduğu kadar tarihsel olarak siyasi boyutlarının olduğunu bizim tarihimiz söylemektedir. Kimi saftirikler dediği gibi gönüllü yapılacak işlerden değildir. Başka yerleşim ve yaşam alanı tanınmadığı gibi isyanlara vesile olmuş hatta hemen, hemen gelip giden tüm rejim ve sistemlere bir şekilde muhalif olmalarının başlıca nedenlerinden birisi de bu zorunlu izdiham, mesken dayatmaları o kadar ileri götürülmüş ki. İsyanlarda Türkmen öncülerin Ferman padişahın Dağlar bizimdir demesi onca garaza karşı olması Türkmen, Çaylakların doğasında siyasi iradesinde gerekendi.

O zamana kadar tüm ulusal aidiyetle ilgili sosyolojik önemde terimlerin diyalektiğinin önüne alınmış olması, çok özel psikolojik savaşın etkisine girilmesi de demektir.

Hakikatte ise; Özellikle Anadolu Türkütlelerine olarak boğma kültürü diye bir süreç yaşatılmaktadır. Dirimsel tarihimizde, çok önemli asil tarihten gelen atalarımıza Çaylak yani Yerli denirken. Önemli ulusal etnik terimde somutlaşan gerçeklerimiz varken. Asıl Basit gibi görünen bu sürecin son noktası da demek olan Çaylak terimi ve gerçekliği yok edilmekte olan ulusal düzeyde tarihsel ruhi şekillenmenin şuurunun izleridir. Türkütlüler’de erken uluslaşmanın gelişim kültüründe temel olguları öteden beri ilk birim olarak;
Aile
Sülale
Oba
Oymak
Boy
Boylar ve Uluslaşmaları gerçekleşir.
Bu neden böyle. Veya diğer uluslaşmalar böylemi olmuştur gibi bir polemiğin,tartışmanın henüz ayrıntısına girmeye şimdilik niyetimiz yok. Önel olarak şuna işaret edebilir. Tarihte italyan diye bir millet hiç olmamış iken Romanın dağılmasıyla İtalyanlar adı altında çeşitli koloni cumhuriyetlerinin birlikteliği ile bugünkü italyanlar denilen gerçekliğin temeli atılmış oluyor. Fakat bu Avrasya Türkkütlelerinde uluslaşma matriarkal yani anaerkillikten beri ataerkil toplumların erken uluslaşmasının adeta klasiği konumundadır. Yani ciddi, ciddi uluslaşmaları var olagelen ender milletlerden biri de Avrasya Türkütlüleridir. Oluşturan ana unsurlarından biri de Caylaklarımız idi. Her nedense bu batı türkleri yada batı oğuzları denilerek oluşturulanların. Bilinçli olarak dezenformasyon edilmişlikleri. Kendi içimizde çok büyük ulusal kırılmaları beraberinde getirmiş, taşıttırmakta oluşunun kaynak nedenleri epey çoktur GUmilevi kitabından alıntı ekle Türklerin başka tebaları içlerine alarak kendilerinin erimesi vesile olan bölümuUUUUUUÜ. Bir taraftan bu gerçi Teolojin kurgular asıl neden olarak da öne çıkmaktadır. Yani Alevilik-Sunilik olarak adlandırılan. Hakikatte ise her iki taraf egemen olan arketip oligarşilerin alt kültür toplumu olarak yapılandırılmışların, olmaları ki bu gerçeği ne yazık ki bugün bile görmeyecek kadar bunaltılmışlardır.
Avrasya Türkütlüleri ne teolojik yapılanmaları olarak yazımızı ilerleyecek muhtevasında bu yönlüde geliştireceğimiz diyaloglarımız olacak.

Avrasya Türkütlüğünde Aşina il Uluslaşmada gereken sosyal gelişim diyalektiğinde gelişimlerinin yasmalarını oluşturanları başlıca bu sosyal teşekküllerdir. Kendi iç işleyiş ağlarının oluşturan ögeler unsurlar çok önemli rollerin yapılandırıldığı evrimse bu yapılanmalardan beslenerek halklaşmaları uluslaşmalarını çevrelemişlerdir. Türkütlüğünü oluşturan kurum ve kuruluşlarından bu unsurlarının Aktörlerinin ağların yakılıp yıkılması parçalanması boşuna değildir. Biraz anlatmakta ısrar ettiğimiz. Sosyolojik tarihsel gerçeklik birazda buralarda boğulmaktadır. Bugün hat safhaya çıkartılmış olan o büyük göçleri organize edenleri bile düşündüren. Devşirme ve dönmelerin öncelikli olarak İstanbul ve büyük şehirlere ticaret merkezlerine getirilmiş olmaları ciddi bir stratejinin ürünüdür. Farklı coğrafyalarda birbiriyle tarihsel süreç içinde. Hiçte birliktelikleri olmamış unsurlardan özellikle seçilmiş olmaları. Sosyal Tarihe mesnetsiz, yani tarihinden çok önceleri kopartılmış marjinal unsurları Anadoluya çekilerek özellikle ticaret merkezlerine yerleştirilmiş olmalarını doğru anlamak gerekir. Buda ancak sosyolojik diyalektik yöntem ve metotlarla anlamak mümkün olabilir. Ticaret merkezlerinde yabancı nüfusun orantısının çoğaltılmasının altında çok ciddi özel nedenler vardır. Anadolu Türkütlüğünün tarihsel gelişimindeki yapılanmaları, şekillenmeleri oba oymak boy, boylardan oluşan halk uluslaşması sosyal tarihi. Somut Avrasya Türk, Türkmen Türkütleri Aşinalığının tarihsel erken uluslaşmamızdan bu günlere gelmemizde çok önemde öncelikli evrim istasyonlarımız olduğunu anlamak zorundayız. Evet bunların modern sanayi ulusu olmadaki fonksiyon ve duyarlılıkları çok önemlidir. Kendine çevresi,doğasına yaklaşımlarındaki evrimse doku önemlidir. İnsan insanlarda gerçekleşen en önemli sosyalliği önellere sahip olmasıdır. Bunların bedenden başlayarak. Doğal güncel yaşamla olan, sosyal ilişkilenmesinin ağları kesilerek. Başka yerlere bireyin,bireylerin iradesi dışında eklenirse oluşturulan oluşturulmakta olan kaosun. Yani at izinin it izine karıştırdıkları. Bugün emek yoğunluklu herkesin şikayet etmekte olduğu kaos organizatörlerinin izlediği sistemlerine tabi yığınsal kaos birazda bundandır. Dünyada olduğu gibi. Bu coğrafyada hiç bir şey ama hiç bir şey nedensiz ve sebepsiz değildir.


Oduncu, tahtacı, marangoz çanakçı, çömlekçi, gömlekçi, semerci, kalaycı, tütüncü, şarapcı, meyhaneyi, kahveci, çerçici, nalbantçı, kalaycı, davulcu, zurnacı, duvarcı, madenci, dülgerci, hallacı hatta meslekten isimlendirmede vardır. Hallaccı Mansur gibi vs. daha uzatabileceğimiz meslek dalları vardır. Ekonomik ve siyasi argümanlar neticesinde oluşan, oluşturulan meslek kurum ve kuruluşlardır. Bunların meslekten gelen sorunları ivedilikleri olur olabilir. Fakat ulusal milli millet kültür boyutlu evrimse gelişimde sosyal ulusal birlik kültüründe hiç bir belirleyicilikleri yoktur. artık kalaycılık nasıl iş kolu olarak sanayinin gelişmesiyle devre dışı kalmış orada burada tek tük rastlansa da. ulusal doku içinde belirleyiciliği olmayan meslek ve iş kolu iken. Gelişen kapitalist üretim ilişkileri onu tasfiye etmiştir. Tahtacılık ta bu tür mesleklerden sadece biridir. Modern kapitalist işletmelerin gelişmesiyle bu iş kolu da tasfiye olmaktan kurtulamamıştır. Ayni iş kolunun marangozculuk erbabının gelişimi, boyutu ise. Biraz da tahtanın kalasın işlenmesinin inceliklerin de yer almasıdır. Her nedense yapılan işte gönüllü benimsenmişliği olmuş olsa. Coğrafyanın nerdeyse ağaç işlerinde tekel tahtacıların olması gerekti. Oysa elimizdeki veriler farklı şeyler söylemekte. Ağaç işlerinde kapitalist piyasa ekonomisinin işin ayrıntısındaki tüketim ticaretini avantajlarını erken fark edenlerin elinde yani. Çaylaklarla pek alakası olmayan zümrelerin tekelinde. Artık bu gün çok büyük sanayi üretimin ünitelerine dönüştürülmüştür. Derken kaba tahtacılık mesleği herkesinde görebileceği gibi, tarihsel miladını doldurmuş sürecin gerisinde kalmıştır. Hiç bir zaman ulus tanımlamasının ne içinde nede dışında belirleyiciliği olmamıştır. Tahtmacı mesleğinden kopan kopartılanlar artık daha güncel meslek alanlarına dağılmış dağıtılmışlardır. Piyasa ekonomisi güçlerinin inisiyatifinde oluşmuş tarihsel bir sürecin ürününde gerekli bulunmuş zorunlu izdihamla coğrafyanın belirli bölgelerinde Çaylak oymaklarından kopartılan zümreler iştikaklarda zorunlu izdiham edilmesiyle tahtacılıkla yüz göz olmuşlardır. Yoksa bugün Çaylaklardan zorunlu kalmadıkça o iş koluna dönecek unsur hemen,hemen yok gibidir. Artık post modern kapitalist üretim alanlarındaki mesleklerde faaliyet içindedirler. Hatta çokta dinamik bir şekilde tefecileri, avantacıları çoğalmakta emekçi boyutluda fabrikalarda çalışmaktalar. Çaylaklar ziraat alanında çok eskilere dayanan toprak emekçiliklerinde vardır. Her nedense bu pek öne çıkmaz. Pamuk,tütün,narinciye, turfanda türünden mahsulün üretim alanlarında çok yaygındırlar. Makinize çağında en hızlı entegre olmuş toplulukların başında gelmelerinin de bir gerçekliği olması gerek. Akademik olarak da iddiası olan toplumların gelişen tarafında yer alması. Her nedense sosyolojik olmaktan daha fazla kariyerizim ön plana çıkmış olması muhakkak Çaylaklarca da tartışılmak zorunluluğu vardır. Çünkü aydını olmayan sosyal duyargaları gelişmeyen topluluklar er veya geç marjinalleşmekten asla kurtulamazlar. Biraz bugün Gerek Çaylaklarda genelde Türkütlülerin en ciddi zayıf yanını oluşturanda sosyolojik duyarlılıklarının çökertilmiş olması. Arketip oligarşin sistemi böylece planladıkları dezenformasyon (bilgi çarpıtma) özel politikası İnsanların Tarihleriyle olan ulusal bağlarında tarihlerinden kopartılışın gerçekleştiği çok basit gelen, fakat soyut kelimelerle devam ettirdikleri marjinalleşen yığınlar azalacağına tam tersi çoğalmaktadır. Tarihsel ulus aidiyetinde kendilerini iyi kötü ifade ederken de kem kimlere, nelere sarılarak tabansızlaşmaktadırlar.

İnsanlık tarihinin Avrasya Türkütlelerinden biri olan. Hatta saman oğlu dedikleri hakikatte ise Şamanoğulları, Safevi, Akkoyunlar Hatta Memlükler devletleri gibi çok önemli ulusal karakteri ön planda medeniyet devletlerinde Türkmen boyu olarak ciddi, ciddi rolleri olmuştur. Şamanoğulları, Safevi devletleri çok büyük komplolarla tarih sahnesinden silerlerken Anadolu da Akkoyunlular olarak da bir ara bir araya gelen Türkmen boyları, erken ulus, ulusal devlet karakterlerini barındıran çok önemde tarihsel süreçlerdir. Gerçek de sosyal tarihimizde çok önemli olduğu gibi. Dünya insanlığının önemli nüfusunu teşkil eden Avrasya Türk ulusu halklarının önemli bir boyutu olan Türkiye cumhuriyeti coğrafyasında hala derbederce yaşamakta olan Yirmiyi aşkın Türkmen boylarının oymakları,obaları sülale-alileri ta bireyine kadar indirgenmiş paramparça edilmiş ulusal gerçekliği vardır. Ulusal tarihte yerleri korunması gereken kültür ocağı demek olan bu sosyal gerçekliklerdir. Her nedense (!) Fakat yok sayılan kronolojimizde halkımızın sorumlulukları küçümsenmeyecek kadar vardır. Bu anlamda Çaylakların yeniden dirilişiyle başlayan süreç çok önemlidir. Bu ulusal düzeyde gelişmemizi içinde barındıran sosyal dinamizmi, ağaçla odunla kıymıkla kalasla tahtayla tanılamak ifade etmek akıl fikir işi değildir. Bu kanıksatılmışlığı, kabul görmüşlüğü doğru ele almak gerekmekte.

Kocamanlara nereden geldik dediğimizde aldığımız cevap Horasandan. Horasan tarihsel olarak orta doğu dedikleri. Jeo politik coğrafyadadır, Horasan da Şamanoğulları, Safevi devleti medeniyeti medeniyetken parçalanıp toprakları üç eyalete bölünerek taksim edilmiş olması sıradan bir facia değildir. Horasan denilmesi hafife alınacak bir şey değildir. O tarihimiz ki; jeo politik coğrafya da bugün İran, Azerbaycan, Afganistan, Türkistan, devletlerinin sınırlarının kesişmesinin tesadüf olmasa gerek. Üç eyalet sistemiyle sömürgeleştirilmiş coğrafyada; Şamanoğulları, Safevi devleti medeniyetlerini kurucular arasında Çepni boyu vardır. Bizim Çepni boyunu oluşturan koalisyonda yer almış Türkmen oymaklarından birisi de Çaylaklardır. Çaylaklar da kendi içinde obalara ayrılırlar; Enseliler, Karıncalılar, Madıranlılar, Alamutlular bu yönlü isimlendirme kendi içlerinde oldukça çoktur.

Sosyolojik diyalektiğin evrensel işlevindeki ulusal yöntemlerinde Tahtacı kelimesi sosyal tarih olarak cevap derdimize veremezken. Mesleki anlamda çok şey anlatabilir. Baktığımızda günümüz Kapitalist üretim ilişkilerinin de çok hızla gelişmesiyle. Tahtacılık mesleki yaşamında şimdilerde meslek olarak bile bir işlevi kalmayan miladını doldurmuş soyut kelimelerden olduğunu belirtirsek bu gerçeklik kimsenin gücüne gitmemeli. zaten Osmanlı ekonomi politikasını tekelinde tutan İktisadi alanda uzman olan Sefaretlerin iktisadi politikasının yerel Amir ağaları yada Mirleri olacak aristokrat-bürokrat eşrafından defterdarları. O zaman da tebaaların kayıt işlemlerinde tutukları kitapların da bu meslek erbabına rastlanmaktadır. Anlatmaya çalıştığımız meseleye birazda yöntem olarak açıklık getiri inancıyla şöyle bir örnek verelim. O zaman zarfında Mir kelimesi bile miladını doldurmuş günümüzdeki çarpık kapitalist ekonomide malmüdürlüğü olarak yeri zamana ve mekâna cevap verecek şekilde yapılandırılmıştır. Egemenlik adına özel savaş psikolojisinin yöntemlerinden biri de kontrollerindeki dogmatizm milliyetçiliklerinde bunaklaşmış yığınsal erozyon vardır. Bu güruhun inkâr politikalarıyla beslediği yöntemlerde ısrarla devam ettirilmesi, var olan etkin ekonümenik güç odakların yararına marjinalleşen yığınlar esasında sosyolojik ulusal tarihimize yabanlılaştırışımızın dönme ve devşirmelerin “Türklük” böbürlenmelerinin de altyapısının oluşturmakta olduğunu kim inkâr edebilir.

Çok önemli tarihi kesitine Selçuklu da etkin rolleri olan Türkmen boylarından biri yine Çepni boyudur. Yine Selçuklu devletinin tarih sahnesinden yok edilmesiyle Türkmen boyların direnenleri vahşice dağıtılarak. Kimileri ise Sünnileştirilerek Osmanlının devlet yapılanmasında devşirme ve dönmelerle alt kültür tebayı oluşturanlara ilhakları sağlanmıştır. Osmanlı devleti yapılanmasının niteliği başından itibaren paramilitar örgütleme esas alınmış zaten benimsediği fetihçi teolojik din modeli. Zamanla Sünnilik olarak merkezde çok büyük siyasi otoriteyi yığınsal olarak besleyen şeyhülislamın kontrolünde kitle şekillendirmede en etkin politik yatırım olarak günümüze kadar etkisini azaltmadan sürdüregelmiş olması, asla tesadüf değildir. Sünnilik teolojisinin günümüze kadar intikal ettirilmiş olması resmi devlet dini olarak resmen adlandırılmasa da. Diyanetin fonksiyonunun kitleler üzerindeki etkisi Milli eğitim bakanlığından daha da etkilidir. Biraz da bugün kimseye uymayan ne idili belirsiz devşirme ve dönme yığınların geçmişten beri Sünnilikte somutlaşan Osmanlı torunu olmanın artık gelişen koşullarda. Coğrafyada yetmeyeceğini anlayan sistemin toplum mühendislerince hızla geliştirilen stratejik politikasının dejenerasyonunda yapay “hepimiz Türçük milliyetçiliği” ihtiyaç gereği olarak özellikle günümüze kadar devletin tüm olanakları seferber edilerek derinliğine örgütlenmiştir.

Millet yada Ulus öyle üç beş on elli yüz senede şekillendirilecek bir mesele değildir. Yeri gelmişken açıklayalım dil bilimde çeşitli bilim odaları vardır. Bunlardan biri de filolojik (fiili logik; yani icraatını oluşturan mantık) dil biliminde şimdilik tabiat ve sosyolojik olanları filizlenmeleri hep paramparça edilmiştir. Sosyal bilimsel araştırma,insanda arındırma rolüyle asla buluşma şansı verilmemiştir.Kendimizde somutlaşmak istemimizin bile çok kolay bir tanımlaması olması gerekirken. kocamanların deyimiyle,”Kırk kuyudan su getirmek” zorunda kalıyoruz, yani bu tesadüf değil. Tahtacılıkta öyle bizimkilerin severek değil. Kendisine zorunlu olarak yaptırılan meslek gurubundandırlar. Her şeyin en üstünde tutularak gelişen enternasyonal kapitalizme tabi değiştirilip geliştirilen koşulların ekonomik feodal üretim ilişkilerinin egemen olduğu dönemde. İhtiyaç olarak zorunlu işlerde çalıştırılmış Avrasya Türkütleri Anadoluda seyyar olarak en büyük koloniyi oluştururlarken, Anadolu’ya getirilen yirmiyi aşkın Türkmen boyu ve boyları oluşturan binlerce oymaklar. Bizans hatta öncesi bile gelip gittikleri coğrafyada artık jeo politik feodal üretim sistemine tabi edilişleri yüzlerce hatta binlerce asırlık tarihçeleri vardır. Alt kültür topluluklarından birine dönüştürülmüş olmaları zaman ve şartlara göre verilmiş alınmıştır.

Bu coğrafyada hiçbir dönem hiçbir yerde öyle, herkes istediği yere gidip istediği işi yapardı diyenler,sananlar çoktur,çokta büyük yanılgı içindedirler. Öyle bir özgürlük bu coğrafyada asla olmadı. Olmamıştır. Kimin nerde kiminle kime hizmet vereceği her zaman denetlenmiştir. Bilhassa sosyal değere referanslı, bağlı olanlar. En zor işlerde zorunlu göçe ve üretime katanların, fermanlar düzenlediklerini kimi eserlerde bulabiliyoruz. Bugün daha net olarak arşivlerden azda olsa, dürüst yazarların kıt kanat imkanlarıyla. Türkiye Türkçesinde rastlamak değerli bilgileri edinmek mümkün. Sosyoloji Tarihçilerinde elbet sorunları var. Bu konulardaki faşist devşirme ve dönme zihniyetler de boş durmuyorlar. Israrla sosyal kronolojik tarihçede çok büyük yalan yanlış tahribatlarla, çok çirkin metotlarla (bizimde sık, sık faydalanacağımız cümle; özel savaş psikolojisi denmekte) yalan yanlış hamasi geleneklerini güçlendirmeye yardakçılara ısmarlama kitaplar olsun, görsel medyalarla çok ciddi özel savaş propagandalarını renklendirerek çeken çekileni kılmak için, geçeli gündüzlü yayın ve neşriyatta bulunmaktalar. Belli başlı stratejik değerde coğrafyalara dahil edilen orta doğuda kabaca gerçekleşen komplolar umulmadık anda nazara getirilmiş kaoslar değildir. Hala bu coğrafyalara yönelik B.O.D. projesi adı altında yeniden yapılanmak için. Arketip oligarşin emperial sistemin yereldeki Ön etütler derinleşerek sürdürülmekte. Bu coğrafyalarda gelişebilecek anti-emperyalist ulusal direnişlerin kitle tabanı olmaya aday toplulukların bile, yan yana herhangi bir nedenden gelmelerinin yol yordamları asırlardır nasıl parçalandıysa. Bugünde Anadolu da Türkütlelerini oluşturan topluluklar parçalanmışlığın de jenerasyonuyla. Tam bir dezenformasyon yöntem ve metotlarla abluka altına alınmış dönme ve devşirmelerin muammasında marjinalleştirilme hat safhaya ulaştırılmış olup. Özel savaş politikalarıyla damıtılmışlardır. Coşkusal vebalı yığınlarla adeta istenildiğinde mimi çekilecek bomba niteliğinde, sistemin yakıcı yıkıcı güçlerine önemli bir nüfus olarak yedeklenmişlerdir.

Bugün bile Türkiye halkına dayatılan. Coğrafya gerçeğinde gelmiş geçmiş en büyük dışarıdan insanlar Anadoluya göçertilirken. Bu gerçeklik kendiliğinden olan değil son yüz yılda en büyük arketip kitle göçü organizasyonuydu. Hangi tip toplulukların nereye nakli gerçekleşeceğine yönelik,gelecek yıllarda o coğrafyalarda muhtemelen olabilecek devirici nitelikli halk hareketlerine tampon üstler,istasyonlar dalgakıran nitelikli ara bloke edecek insan yığınları oluşturulmalıydı. İşte bu artık yerleşikliğe geçmeyi bir şekilde başarmış gelişen ekonomik siyasi gelişmelerde referanslarını oluşturmaya yüz tutmuş yapıların siyasi ideolojik netliği dezenformasyon edilmeliydi. Anadoluya yönelik göçlerin arketip stratejisinde buna benzer politikanın varlığından daha da derileştirilerek zaman tünelinden geçmekteyiz. Bu büyük bir devşirme ve dönme yığınlara bir çok imtiyazlar verilirken bu sosyal travma başlı başına derslik konulardan oluşmaktadır. Dönme ve devşirme olmayan ulusal vasıfları koruyanları zorunlu dağlık yerlere ta o günlerden bu günler hesaplanarak. Dönme ve devşirme tebaaları hep şehir merkezlerine yakın çok özel nedenleriyle iskâna tabi edilirlerken. Bu gün biraz daha sosyolojik zihinsel diyalektikle somut veriler de göstermektedir ki “Hepimiz Türküz” özel politikasının “%99 müslümanız” kanıksatılmışlığında resmiyet kazandırılan kitle psikolojisiyle kimler teslim alınmakta olduğunu doğru algılamak gerekmekte. Dönme ve devşirme tebaaların. Avrasya Türk ulusu halkları tarihi karartıcılığın da kullanılırken dayattıkları “hepimiz Trüküz, hepimiz Müslumanız” gibi alçakça hiç bir bilimsel dayanağı olmayan millet ve din adına yapılandırılmış teolojik sünnilik tarihinden kaynaklanan kütlesel hastalıklarla ısrarla davranış hastalığına dönüşmüştür. bu gerçekliği yadırgamadan, yadsımadan sosyal psikolojik olarak ta yalan üstüne kurulu kolayca yıkılabilen iç dünyaları vardır. Küçük basit halk gerçekliklerine yönelik en küçük sohbette dahi yaşadıkları korkunç düzeyde kindarlığa bürünmekte hatta intikamcı olabilmektelerdir. burada korkunç irade zayıflığı kendi gerçeğinden korkma sorumluluklarından korkmak gibi derin bastırılmışlıklar vardır. Türkütlerin demokratik ulusal olduğu gibi, ekolojik demokratik sosyal yaşam birliğinde geliştirecekleri sosyal kültürel eytişimlerinin halklaşmasıyla sıkı sıkıya bağlı kırılgan faylardan bağımsız köprüler kurula bilir.

Arketip oligarşi gerçekliğinin Hz. Musa öncesine kadar dayanan tarihsel birikimlerinden bu gün dehada sıradan insanları anlamak mümkün, yıllarca akademik kariyer yapmış akademisyenlerden hocalar bile, sosyolojik tarih muhabbetlerimizde kabaca bu payemizdeki hakikatler karşısında ezberleri bozulmuş ters köşeye düşmüşlerdir.Burada anlatmaya çalıştığımız coğrafya gerçekliklerinin ekolojik denklemlerinin insan denen güzel olguda, yok edilemeyen ender iç dürtü yapılanmalarıdır. Bu birazda sorunlu kişilik-senlerin bunların birilerinin elinde ego-provokasyonlara açık yatağanlar olduğuna dikkat çekmektir. Bu coğrafyada halklar arası sağlıklı bilgiler asla kitlelerle sosyal eytişim içinde ulaşmamıştır. Hep koordinatları arketip oligarşin gerçekliğin toplum mühendislerinin manyetik alanlarından virüs taşıyıcılarıyla kitlelere kanıksatılmıştır.

...

Not; çaylaklarla ilgili makalemiz henüz tamamlanmamış olmakla birlikte tartışılmaya sunulmuştur. Türkmen Çaylak Tarihiyle ilgilenen emek yoğunluklu insanlardan Konuya sosyolojik eytişimli olduğu kadar saltık katılımla da önemsiyoruz.

Avrasya Türkütleri ulusu halklarımızı oluşturan öğelerle ilgili sosyolojik tarihimiz de önemli yere sahip olan Çepni boyunu oluşturan Türküt oymaklardan birisi de Türkmen Çaylaklar-Yerlilerdir. Yerliler ilgili sosyolojik denemelerimizden bir makale olup duyarlı insanların katkılarını istiyoruz.

[email protected]
[email protected]
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
15 Temmuz 2015       Mesaj #5
Safi - avatarı
SMD MiSiM
TAHTACILAR, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yaşayan alevi-türkmen topluluğu. Reşidettin’in Cami üt-tevarih adlı yapıtında adı geçen ve Tahtacılarla aynı özellikleri taşıyan Ağaçeriler’in soyundan oldukları öne sürülür. Bu görüşe göre Ağaçeriler ilkin Türkistan'dan Anadolu'ya göç etmiş, moğol istilası üzerine Suriye ve Irak’a geçmiş, bir bölümü yeniden Anadolu’ya dönerek Tahtacılar topluluğunu oluşturmuştur. Bu dönemde daha çok Malatya ve Kahramanmaraş yöresinde yaşayan Tahtacılar daha sonra Kayseri, Sivas ve Çukurova'ya yayıldılar. Dulkadıroğulları, Akkoyunlular, Kara- koyunlular ve Anadolu Selçuklularıyla siyası ilişkiler kuran Tahtacılar, OsmanlIlar döneminde öteki alevi toplulukları gibi Safe- viler’e bağlılık gösterdiler. Bu nedenle bir bölümü Rumeli yöresine sürüldü. XIX. yy. sonlarında sürgünden ve sünnilerle bir arada askerlik yapmaktan kurtulmak İçin bazıları İran pasaportu aldı, bazıları da kipti nüfusuna geçti OsmanlI kaynaklarında XVI. yy.'dan sonra Cemaat ı tahtacıyan olarak adları geçer Bugün daha çok Kahramanmaraş, Adana, İçel, Antalya, Denizli, Muğla, İsparta, Burdur, Balıkesir, Aydın ve İzmir yörelerinde yaşayan Tahtacılar ormanlık bölgelerde oturur ve ağaç işleriyle uğraşırlar Oğuz Türkmenleri içinde etnik özelliklerini en iyi koruyan topluluk olarak kabul edilirler. Başlıca Yanın Yatır ve Şehepli (Sehepli) kollarından ve bunlara bağlı oymaklardan oluşurlar inanış olarak aleviliği benimsemekle birlikte bağlı oldukları ocak, dede ve pir farklıdır. Bugün giderek göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçmekte ve temel uğraşları olan ağaç işlerinin yerini yeni uğraşlar almaktadır. (-» Kayn.)
Tahtahöyük, Adana ilinde, Ceyhan'ın 4 km kadar G.-B.’sında höyük; yüzey araştırmalarında Demir çağı, Hellenistik ve Roma dönemlerinden kalıntılara rastlandı.

Kaynak: Büyük Larousse
durbi - avatarı
durbi
Kayıtlı Üye
1 Hafta Önce       Mesaj #6
durbi - avatarı
Kayıtlı Üye
Paylaşım için teşekkürler.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Etiketler: oguz boylari semasi