Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 146.364|Cevap: 9|Güncelleme: 22 Ağustos 2016

Malazgirt Savaşı (Malazgirt Meydan Muharebesi)

11 Mayıs 2006 02:23   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  Malazgirt Savaşı1.jpg
Gösterim: 1528
Boyut:  85.3 KB

Malazgirt Savaşı


Alp Arslan komutasındaki Büyük Selçukluların Romanos IV. Diogenes komutasındaki BizanslIları yendiği meydan savaşı
(26 Ağustos 1071)
Sponsorlu Bağlantılar

Zaferden sonra Anadolu’nun büyük bir bölümü Türklere açılmıştır.

Selçuklu sultanı Alp Arslan (hd 1063-72) Halep’i aldıktan sonra Mısır’a doğru yürüyüşe geçti (Mart 1071). Bu sırada, Bizans imparatoru Romanos Diogenes de (hd 1068-71) yitirdiği yerleri geri almak ve Türkleri Anadolu’dan çıkarmak amacıyla Norman, Slav, Gürcü, Abhaz, Ermeni, Uz ve Peçeneklerden oluşan, ağır silahlarla donanmış ordusuyla Doğu Anadolu’ya yöneldi. Kuvvetlerini Erzurum’da ikiye bölerek bir bölümünü Gürcistan’a gönderdi. Ardından, Malazgirt ve Ahlat üzerine öncü kuvvetler göndererek büyük bir orduyla Malazgirt’e girdi.

Diogenes’in doğuya doğru yürüdüğünü öğrenen Alp Arslan hemen geri döndü. Bu arada veziri Nizamülmülk’ü olası bir yenilgi sonrasında devlet yönetimini üstlenmesi için Hemedan’a yolladı. Ahlat’ta Selçuklu öncü birliklerinin BizanslIları bozguna uğratmasından sonra Malazgirt’te Bizans ordusuyla karşılaşan Alp Arslan, Emir Savtekin’i Bizans ordugâhına göndererek barış önerisinde bulundu. Diogenes’in öneriyi reddetmesi üzerine Malazgirt Kalesi önündeki Rahba düzlüğünde yapılan savaşta Bizans ordusu büyük bir bozguna uğradı. Diogenes tutsak düştü. Bu yenilgide Uz ve Peçeneklerin Büyük Selçuklu saflarına geçmesi de rol oynadı.

İmzalanan antlaşmayla BizanslIlar Urfa, Münbiç ve Antakya’yı Selçuklulara vermeyi, 360 bin dinar tazminat ödemeyi ve Selçuklu savaş tutsaklarını serbest bırakmayı kabul ettiler. Buna karşılık, Alp Arslan da Diogenes’i serbest bıraktı.
Avrupa’da yankılar uyandıran Malazgirt zaferi, Anadolu’nun geleceği açısından dönüm noktası oldu. Türkler karşısında yenilen BizanslIlar, geri çekilme sürecini uzatmayı amaçlayan bir savunma politikasına yöneldiler. İran ve Azerbaycan’daki Türkmenler ise çok kalabalık kitleler halinde Anadolu’ya göç etmeye başladılar. Alp Arslan, Türkmen beylerine ve emirlere, doğu ve güneydoğu bölgelerinde geniş topraklar ıkta etti.

Kuzeni Kutalmışoğlu Süleyman (I. Süleyman Şah) ise Orta ve Batı Anadolu’daki yeni fetihlerin öncülüğünü üstlendi. Artuk, Mengücek, Ebülkasım, Danişmend adlı beyler Anadolu’daki ilk Türk beyliklerini kurmayı başardılar. Bu gelişmeler, Türklerin göçebelikten yerleşik düzene geçişinin ve İslam kuralları ile ulusal geleneklerin bir sentezi sayılan Anadolu Türk uygarlığının başlangıcını oluşturdu.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 22 Ağustos 2016 18:11
stromy
24 Şubat 2008 21:26   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  Malazgirt Savaşı2.jpg
Gösterim: 177
Boyut:  106.6 KB

Malazgirt meydan savaşı


büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan ile Bizans imparatoru Romanos Diogenes IV arasında yapılan savaş
(26 ağustos 1071)

Fatımiler’in temsilcisi olduğu şiiliğe son vermesi için halk tarafından çağrıldığı Anadolu'ya gelen Selçuklu hükümdarı Alparslan, kısa sürede Malazgirt ve Erciş kalelerini ele geçirdi (1070). Ardından Diyarbakır’a (Amid) girdi; bizans yönetimindeki Urfa'yı kuşattıysa da alamadı, Anadolu içlerine akınlar düzenleyen akıncı türkmen beylerinden Afşin Bey ile birteşip Halep'i topraklarına kattı. Öte yandan, türk akıncılarının Anadolu’daki bizans kentlerini sürekli basıp yağmalamasından bıkkınlık getiren Bizanslılar'ın tahta çıkardıkları ünlü komutan Romanos Diogenes IV, bu türk sorununu kökünden çözümlemek üzere 200 000 kişilik büyük bir orduyla İstanbul'dan ayrıldı (13 mart 1071).

Düzenli rum ve ermeni birlikleri dışında Cıöretli Slav, got, frank, gürcü, uz, peçenek, kıpçak askerlerinden oluşan bizans ordusu, Kızılırmak vadisini izleyerek Sivas'a ulaştı. Burada bölge Rumlan'nın büyük sevinç gösterileriyle karşılanan imparator, halkın ermeni taşkınlık ve barbarlığından olan yakınmaları üzerine kentin ermeni mahallelerini yıktırdı; pek çok ermeniyi öldürtüp önderlerini de Sivas'tan sürdü. Daha sonra yoluna devam ederek Erzurum’a geldi. Öncü birliklerini Malazgirt'e yollarken, kendisi de ana kuvvetlerle harekete geçmeden önce Selçuklu hükümdarı Alparslan'a isteklerini bildirmek için elçiler gönderdi. Bizans elçilerini Halep'te kabul eden Alparslan, imparatorun Malazgirt, Ahlat ve Erciş kentlerinin kendisine geri verilmesini isteyen önerisini reddetti.

Ayrıca, tam bu sırada imparatorun çok büyük bir orduyla Van doğrultusunda ilerlediğini de haber aldı. Diogenes'in gerçek amacının İran'ı istila ederek Selçuklu devletini ortadan kaldırmak olduğunu sezen türk hükümdan, hazırlandığı Mısır seferinden vazgeçip Bizanslılar'ı karşılamak üzere 50 000 kişilik ordusuyla Doğu Anadolu'ya yöneldi. Ordusundaki yaşlı askerlerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşle Erzen ve Bitlis yolundan Malaz- girt’e varan Alparslan, 26 ağustos cuma sabahı Malazgirt'le Ahlat arasındaki Rah- va düzlüğünde, kendi ordugâhının 7-8 km uzağında, ovaya yayılmış durumdaki düşman birliklerini gördü. Savaşı önlemek amacıyla imparatora elçiler göndererek barış önerisinde bulundu. Ordusunun sayı üstünlüğüne güvenen imparator, bu öneriyi kabul etmediği gibi, elçileri de kovdu.

Şehit olduğu takdirde vurulduğu yerde gömülmesi için kefene benzeyen beyaz giysilere bürünen Alparslan, eski bir türk töresi uyannca atının kuyruğunu bağlattı; cuma namazını kıldırdığı askerlerine moral yükseltici kısa ve etkili bir konuşma yaptı. Bu sırada bizans ordusunda da dinsel törenler yapılmakta, ilahiler okunmakta ve papazlar askerleri kutsamaktaydı. Savaş öğle saatlerinde, türk atlılarının topluca ok saldınsına geçmeleriyle başladı. Bu şiddetli saldırı karşısında bizans ordusu, saflarını bozulmaksızın korudu. Bunun üzerine ordusuna yanıltıcı bir çekilme buyruğu veren Alparslan, gerilerde belirli yerlerde de küçük birlikler gizledi. Böylece arada yanıltıcı saldırılar yapıp sonra da kaçamasına çekilen Türkler'in bu bozkır taktiğine kanan ve Selçukluların saldırı gücünü yitirdiğini sanan imparator, komutanlarına takip buyruğu verdi.

Ancak, kaçan Türkler'i kovalayan bizans askerleri, yan geçitlerde pusu kurmuş olan birliklerin oklarıyla yok edildiler. Savaş tüm şiddetiyle sürüp giderken, Afşin Bey, Artuk Bey, Kutalmışoğlu Süleymanşah gibi Selçuklu komutanlarının türtoje olarak verdikleri komutlardan etkilenen ve bizans ordusunun atlı gücünü oluşturan Uzlar, Peçenekler ve Kıpçaklar taraf değiştirip soydaşlarının saflarına katıldılar. Bu arada, imparatorun Sivas'ta soydaşlarına yaptığı zulmün acısını çıkarmak isteyen Erme- niler de savaş alanından çekilip gittiler. Ordusunun dağıldığını ve komuta etme olanağının kalmadığını fark eden imparator, hemen toplanıp çekilmek için harekete geçtiyse de birliklerinin iki yandan Türkler tarafından sarıldığını görerek geç kaldığını anladı, imparatorun isteği doğrultusunda çekil komutu veren komutanlarının savaş alanını terk etmeye çalışmalarını ordunun bozulduğu biçiminde yorumlayarak paniğe kapılan bizans askerleri, silahlarını atıp canlarını kurtarmak için kaçışmaya başladılar.

Sonuçta tam bir bozguna uğrayan bizans ordusunun büyük bölütnü akşam hava kararırken yok edildi. Kaçamayıp sağ kalanlar teslim oldular. Sonuna kadar çarpışan imparator, yanındaki komutanlarıyla birlikte yaralı olarak tutsak edildi. Tüm dünya tarihi için bir dönüm noktası niteliğinde olan Malazgirt meydan savaşı Bizanslılar'ın yenilgisiyle noktalanırken, zafer kazanan ordunun komutanı Alparslan, tutsak düşen yenik ordunun başkomutanı imparator Romanos Diogenes’i iyi karşılayarak onunla bir de anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre imparator kendi fidyesi için 100 000, vergi olarak da her yıl 360 000 dinar ödeyecek, ayrıca Antakya, Urfa, Ahlat ve Malazgirt bölgelerini de Selçuklu devletine bırakacaktı.

Daha sonra serbest bırakılan ve buyruğuna verilen bir türk birliği eşliğinde İstanbul’a uğurlanan imparator, Tokat'a ulaştığında yenilgiye uğradığının duyulması üzerine kendi yerine Mikhael Dukas Vll’nin tahta çıkanlmış olduğunu öğrendi. Yine de sözüne bağlı kalarak Tokat'tan toplayabildiği 200 000 dinar parayla bazı altın eşyayı kendisiyle birlikte gelmiş olan Selçuklu birliğiyle sultana gönderdi. Ancak, kısa bir süre sonra yeni imparatorun buyruğu uyarınca bir ermeni prensi tarafından gözlerine mil çektirilerek kör edilip öldürüldü, imparatorun acı sonunu İsfahan'da bulunduğu sırada haber alan Alparslan, bu durumu BizanslIlarla yapılan barışın bozulduğu biçiminde değerlendirdi ve tüm rum ülkesinin (Diyarırûm) ele geçirilmesinin zorunlu olduğunu resmen ilan etti. Böylece verilen buyruğa uyan Türkler, Anadolu'yu fethe başladılar.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 22 Ağustos 2016 18:16
10 Ekim 2008 07:32   |   Mesaj #3   |   
CrasHofCinneT - avatarı
VIP Pragmatist Çılgın Zat...

MALAZGİRT SAVAŞI


(26 Ağustos 1071), Anadolu'nun Türk egemenliğine girmesinin başlangıcını oluşturan önemli bir savaştır.

Büyük Selçuklular Tuğrul Bey döneminden (1038-63) başlayarak Anadolu'ya birçok akın düzenlemiş, 1048'de Pasinler Ovası'nda Bi­zans ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmışlardı (bak. Büyük Selçuklu Devleti). Doğu Ana­dolu'daki bazı önemli kalelerin Selçuklular'ın eline geçmesiyle sonuçlanan bu akınlar 1063'te Alp Arslan tahta geçtikten sonra da sürdü. Bölgedeki Bizans güçleri Türk akınla­rını önleyemediklerinden İmparator Romen Diyojen 1069'da sefere çıktı. Fırat Irmağı kıyılarına kadar ilerleyen Bizans ordusunun asıl amacı akınların merkezi durumundaki Ahlat Kalesi'ni geri almaktı. Ama Selçuklular bu kez Çukurova üzerinden Konya'ya kadar gelerek yol üzerindeki birçok kenti yağmala­yınca imparator geri dönmek zorunda kaldı. Akıncılar da geldikleri yoldan Suriye'ye doğ­ru çekildiler.

Tehlikenin büyüklüğünü gören Romen Di­yojen Selçuklular'ı kesin yenilgiye uğratmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı ve 1071'de Doğu Anadolu seferini başlattı. Bu sırada Alp Arslan Suriye'de fetihlere girişmişti. Bi­zans imparatorunun Doğu Anadolu'ya doğru ilerlediğini öğrenince hemen geri dönerek Ahlat'a geldi. Bizans ordusunun Malazgirt Kalesi'ni alması üzerine buraya yönelen Alp Arslan önce elçiler göndererek barış önerdi. Ama ordusuna çok güvenen imparator bu öneriyi geri çevirdi. İki ordu Malazgirt yakın­larındaki Rahba düzlüğünde karşı karşıya geldiler. 200 bin kişilik Bizans ordusuna karşılık Selçuklu ordusu çoğu atlı 60 bin ask'erden oluşuyordu. Ama savaş deneyimi çok daha fazla olan Selçuklu ordusu çeşitli savaş taktikleriyle Bizans ordusunu önce şa­şırttı ve yordu, ardından da bir kuşatma harekâtına girişerek dağıttı. İmparator Ro­men Diyojen de tutsak düştü. Alp Arslan imparatora iyi davranarak Bizans'la kalıcı bir barış yapmak istedi. Romen Diyojen her yıl vergi ödemeyi, Bizans'ın elindeki Müslüman tutsakları salıvermeyi, başka düşmanlara kar­şı Selçuklular'a askeri yardımda bulunmayı ve Konstantinopolis'e (İstanbul) dönüp yeniden tahta çıkmayı başarırsa Antakya, Urfa, Mün-biç ve Malazgirt kalelerini Selçuklular'a bı­rakmayı kabul etti. Bu anlaşma üzerine ser­best bırakılan Romen Diyojen Konstantino­polis'e dönmeyi başaramadı. Bizans tahtını ele geçiren VII. Mikhael Dukas, Romen Diyojen'in yaptığı anlaşmayı tanımadığını açıklayınca Alp Arslan, Selçuklu beylerine Anadolu'yu ele geçirmeleri buyruğunu verdi. Kısa sürede Orta ve Doğu Anadolu'da Daniş-mendliler, Mengücekler, Saltuklular, Dilmaç­oğullan, İnaloğulları, Ahlatşahlar, Artuklu-lar gibi beylikler kuruldu. Suriye üzerinden harekete geçen Kutalmışoğlu Süleyman Şah da Orta ve Batı Anadolu'yu fethederek 1075'te Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurdu. Ayrıca bak. Alp Arslan; Anadolu Beylİkleri; anadolu selçuklu devleti.

Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica
Son düzenleyen Safi; 28 Mayıs 2016 08:29
Ziyaretçi
10 Kasım 2008 21:58   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Uzak bozkırlardaki yurtlarından bir daha dönmemek üzere gelerek, Selçuklu hizmetine giren ve bu devletin şuurlu sevk ve idaresi altında Bizans sınırlarına yığılan Türkmen kütlelerinin, üstelik yayla iklimi ve bol otlaklariyle kendi yaşayışlarına son derece elverişli hayat şartlarındaki Anadolu'ya el koymak istemeleri kadar tabiî bir şey olamazdı.

Tuğrul Bey zamanından beri Azerbaycan ve Erran'da Bizans'a bağlı Ermeni, Gürcü ve Abhaz hükümdarlarının mağlûp edilmesi ve Gence, Ani, Kars gibi mühim strateji merkezlerinin ele geçirilmesi ile orta ve Kuzey Anadolu'ya doğru akınlar icrası hayli kolaylaşmış oluyordu. Yine bu yıllarda Gümüş-tigin, Afşin, Ahmedşah, Sâlar-i Horasan gibi bey ve kumandanların idaresindeki Türkmen boyları, Selçuklular'a tâbiiyeti kabûl etmiş küçük Arap hükûmetlerinin sıralandığı güney sınırlarından Anadolu içlerine akmaktaydı.

İlk bakışta intizamsız çeteler tarafından yapılmış gibi görünen bu akınlar hakikatte başıboş olmadığı gibi, esas gaye de sadece ganimet elde etmek değildi. Sultandan emir alan Türkmenler'in hücum noktaları gayet iyi tertiplenmiş, gidecekleri şehir ve kasabalar, uğrak mahalleri tesbit edilmişti. Tuğrul Bey'in, Alp Arslan'ın dikkat ve ısrarla tatbik edegeldikleri akınların daha ziyade askerî yönden ehemmiyetli yollarla, kalabalık Bizans kuvvetlerinin barınağı kaleler civarında teksif edildiği, tahrip müfrezelerinin mümkün mertebe az kayıpla düşman askerî yığınaklarını dağıtmaya çalıştıkları, erzak depolarına, harp malzemelerine karşı faaliyet gösterdikleri, sultanın umumî tâlimatına aykırı davrananların ağır takibata uğratıldığı bu harekâtta bütün faaliyetin belli plân dahilinde yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.

Nihayet kendilerine yeni bir yurt edinmek mecburiyeti ile savaşan Türkmenler'in ruhî durumlarını da unutulmamak gerekir. Sultanlar hassa ordulariyle imparatorluğun başka cephelerinde meşgul bulunurken, Türkmenler ve akıncılar, eski Türk harp usûlüne uygun tarzda, düşmanı yormak, direnme noktalarını hırpalamak, ahâliyi yıldırmaktan ibaret, gelecek istilâyı kolaylaştırıcı vazifelerini yapıyorlardı. Küçük çapta, fakat fasılasız olarak, yıllarca süren hazırlık devresinin tek hedefi Anadolu'yu almak ve onu Türk yurdu hâline getirmekti.
Böylece 1071'den önceki yıllarda, biri dikkati çekmeyecek derecede ufak gruplar hâlinde görülen Türkmen kütleleri, diğeri de eski parlaklığının artığıyle geçinmeğe mecbur bir heyûlâ, yâni Bizans İmparatorluğu olmak üzere iki kuvvet karşı karşıya gelmişti.

Hâdiselerin gelişmesi iki kuvvetten birinin diğerini mutlaka yok etmesini zarurî kılıyordu. Ya Bizans bütün doğu sınırları boyunca yükselen ve serpintilerini kendi içinde hissettiği bir istilâ çığını durduracak, yahut Anadolu üzerine gelen kuvvet oradaki devleti tamamen ezecekti. Malazgirt sahrası tarihin bu kesin mücadelesinin vukua geldiği yer olmuştur.

Malazgirt Meydan Savaşı (1071)


Nedenleri:
  • Bizans imparatoru Romanos Diogenes'in, Türklerin akınlarını durdurmak istemesi.
  • Türklerin Anadolu'ya yerleşmesine engel olmak istemesidir.
Sonuçları
  • Büyük Selçuklu Sultanı Alpaslan, Bizans İmparatoru Romen Diyojen'i 1071'de Malazgirt Ovası'nda yapılan savaşta yenerek, Önemli bir başarı kazanılmıştır.
  • Anadolu kapıları Türklere açıldı, Anadolu'nun ikinci anayurt yapılması ile ilgili en önemli adım atılmış oldu.
  • Türkiye Tarihi başladı.
  • Anadolu'da ilk Türkmen beylikleri kuruldu.
  • İslam dünyası üzerindeki Bizans baskısı kaldırıldı.
  • Türklerin Anadolu'da tutunmaları, Bizans'ın Avrupa-Hıristiyan dünyasını Türklere karşı kışkırtarak, Haçlı Seferleri'nin yapılmasına zemin hazırladı.
  • Anadolu kapıları Türklere açıldı.
  • Türkiye tarihi başladı.
  • Anadolu'da ilk TÜRKMEN BEYLİKLERİ kuruldu.
Son düzenleyen Safi; 22 Ağustos 2016 18:13
11 Kasım 2008 01:03   |   Mesaj #5   |   
Keten Prenses - avatarı
Üye

Malazgirt Savaşı


Malazgirt Savaşı 26 Ağustos 1071 tarihinde Alp Arslan tarafından yönetilen Selçuklular ile Bizans İmparatorluğu arasında gerçekleşmiş, Bizans İmparatorluğu'nun yenilgisi ve İmparator 4. Romen Diyojen'in esir düşmesiyle sona ermiştir.

Sponsorlu Bağlantılar

Arka Plan


1060'lar süresince Selçuklu Sultanı Alp Arslan Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirleri ve tarım alanlarını yağmaladılar. 1064 yılında Ani'deki Ermeni başkentini ele geçirdiler. 1068 yılında Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen yavaş ilerleyen askerleri hızlı Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Romen Diyojen, günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Türklerce ele geçirilmiş olan bir Bizans kalesine doğru ikinci bir sefer düzenledi ve Alp Arslan'a bir anlaşma önerdi. Antlaşmaya göre Alp Arslan Urfa kuşatmasını sona erdirirse Romen Diyojen Koçhisar'ı geri verecekti. Romen Diyojen, bu antlaşmayı kabul etmediği durumda Alp Arslan'ı savaşla tehdit etti ve Alp Arslan'ın antlaşmayı kabul etmeyeceğini düşünerek ordusunu hazır hale getirdi, ki Alp Arslan da bu antlaşmayı reddetti.

Hazırlıklar


İlginç bir seçim olarak Romen Diyojen yanında eşlik etmesi için eski düşmanı olan Andronikos Dukas'ı getirmişti. Romen Diyojen en iyi generali olan Niceforos Botaniates'i, sadakatinden şüphe ettiği için (ki aslında Dukas'tan kesinlikle daha sadıktı) geride bırakmıştı. Bizans ordusu 5000 batıdan gelen ve yaklaşık bir o kadar da doğudan gelen Bizans askerinden; Roussel de Bailleul'e bağlı 500 Fransız paralı askerinden; biraz Türk, Bulgar ve Peçenek paralı askerlerinden, Antakya düküne bağlı askerlerden; yedek kuvvet olarak Ermeni askerlerinden; ve belli sayıda da imparatorluk muhafızlarından oluşuyordu. Türk kaynakları Bizans ordusunun boyutunu 200.000'e yakın gösterir. Diğer kaynaklarsa bu rakamı yaklaşık 40.000 olarak tahmin eder.
Anadolu üzerindeki yolculuk uzun ve zorlu geçmişti, ve Romen Diyojen'in ordusu İmparator'un lüks bir araba ile yolculuk etmesinden rahatsız olmuştu. Ayrıca Bizans halkı Diyojen'in Alman paralı askerlerinin gerçekleştirdikleri yağmalamalardan dolayı zarar görmüştü. Bundan dolayı da Romen Diyojen Almanlar'ın birliğinin dağıtıllmasını emretmek zorunda kalmıştı. Ordu ilk olarak Sivas'ta dinlendi ve Haziran 1071'de Erzurum'a vardı. Orada, Diyojen'in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alparslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikeforos Bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.
Diyojen, Alparslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve Malazgirt'i ve hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü'ne doğru ilerledi. Ancak, Alparslan aslında Halep, Musul ve diğer bölgelerden gelen 30.000 atlı ile Ermenistan'daydı. Alparslan'ın casusları Diyojen'in nerede bulunduğunu tamı tamına biliyordu ama Diyojen bundan haberdar değildi. O Alparslan'ın hareketlerini hiç bilmiyordu.
Diyojen, generali John Tarchaneiotes'e bazı Bizans askerlerini ve İmparatorluk muhafızlarını alıp Peçenekler'e ve Fransızlar'a Ahlat kalesine doğru eşlik etmesini emretti. Kendisi de ordunun geri kalanıyla Malazgirt'e doğru ilerledi. Bu karar muhtemelen güçleri iki tarafta da 20.000 asker olacak şekilde ikiye böldü. Tarchaneiotes'e ve ordunun yarısına ne olduğu tam olarak bilinmese de, görünüşe göre Tarchaneiotes Selçuklular'la karşılaştı ve kaçtı. Daha sonra Malatya'da ortaya çıktı ve Malazgirt savaşında yer almadı.

Savaş


Diyojen, Tarchaneiotes'in kaybından haberdar değildi ve Malazgirt'e ilerlemeye devam etti, ve 23 Ağustos'ta orayı kolayca ele geçirdi. Ertesi gün Bryennius altındaki keşif birlikleri Selçuklu ordusunu tespit etti ve Malazgirt'e geri çekilmek zorunda kaldılar. Diyojen saldıranların Alp Arslan'ın tüm ordusu olduğuna inanmayarak Ermeni generali Basilaces'i birkaç atlı birliğiyle dışarı gönderdi; bunun üzerine gönderilen atlı birlikleri yok edildi ve Basilaces esir alındı. Ardından Diyojen ordusunu formasyona soktu ve sol kanadı Bryennius altına aktardı, ki o da hızlıca gelen Türkler tarafından neredeyse kuşatılıyordu ve bir kez daha geri çekilmek zorunda kaldı. Geceleyin ise Türkler yakınlardaki tepelerde saklandı ve Diyojen'in karşı saldırı yapma ihtimalini neredeyse yok ettiler.

25 Ağustos'ta, Diyojen'in bazı Türk paralı askerleri Selçuklular'la karşılaştılar ve Bizans ordusundan ayrıldılar. Aynı gün, Diyojen de bir Selçuklu elçisini reddetti ve Tarchaneiotes'i geri çağırmaya çalıştı, ancak tabii ki çevrede ondan herhangi bir ize rastlayamadı. O gün boyunca hiçbir çatışma yaşanmadı, fakat 26 Ağustos'ta Bizans ordusu düzgün bir savaş formasyonuna geçti ve sol kanatta Bryennius'un, sağ kanatta Theodore Alyates'in ve merkezde imparatorun birlikleri olmak üzere Türk mevzilerine doğru ilerlemeye başladı. Andronicus Ducas da yedek birlikleri artçı olarak yerleştirdi. Selçuklular ise yaklaşık dört kilometre ötede hilal formasyonunda duruyordu ve Alp Arslan güvenli bir mesafeden olayları izliyordu. Bizanslılar yaklaştıkça Selçuklu okçuları saldırmaya başladı, ve hilalin merkezi devamlı geriye doğru giderken kanatlar da Bizans ordusunu çevreleyecek şekilde ilerledi.

Bizanslılar okçu saldırılarına aldırmadan ilerledi ve Alp Arslan'ın kampını akşama doğru ele geçirdi. Ancak, okçu saldırısına en çok mağruz kalmış olan sağ ve sol kanatlar, Selçuklular'ı yakın dövüşe zorlamaya çalışırken neredeyse dağılıyordu. Buna karşın Selçuklu atlıları ise sadece geri çekiliyorlardı. Selçuklular'ın yakın dövüşten kaçındığını gören Diyojen, gece çökerken geri çekilme emri vermeye mecbur kaldı. Ancak, sağ kanatın generali Theodore emri yanlış anladı; ve Diyojen'in eski düşmanı Ducas, imparatorun geri çekilişini korumaktansa, kasıtlı bir şekilde imparatoru dinlemedi ve Malazgirt dışındaki kamplarına kadar geri çekildi. Selçuklular da Bizanslılar'ın bu karışıklığını fırsat bilerek saldırıya geçti. Bizanslılar'ın sağ kanadı bozguna uğradı ve kısa bir süre ardından sol kanat da bozguna uğradı. Bizanslılar'ın geri çekilmesinin ardından Selçuklular Diyojen'i bulup esir aldıklarında Diyojen yaralanmıştı. Alp Arslan, birkaç gün sonra Romen Diyojen'i kasıtlı olarak serbest bıraktı. İmparator başkentine döndüğünde bir isyanla karşılaştı ve isyanın sonucunda gözlerine mim çekildi.

Sonuç


  • Zafer Türk ordusunun oldu.
  • Romanos Diogenes tutsak edildi.
  • Anadolu Türklerin eline geçti.
  • Türkler ekonomik olarak güçlendiler.
  • Haçlı Seferleri başladı.
  • Anadolu sınırları dışında (İran, Azerbeycan, Horosan) yaşayan göçebe Türkler Anadolu'ya özellikle uc bölümlere (uc bölümler Türkler sınırları korumak için bazı Türk boylarını kendi sınırlarına gönderirilerdi, işte buna uc denmekteydi) yerleştiler (genelde Bbizans sınırına yerleştiler).
  • Türkler bulundukları yerleri geliştirdiler böylece kültürel zenginliği artan Anadolu Türk yurdu olmaya başladı.

Son düzenleyen Safi; 22 Ağustos 2016 18:09
Kutadgu
29 Mart 2009 11:28   |   Mesaj #6   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Malazgirt Savaşı

Ad:  Malazgirt Savaşı3.jpg
Gösterim: 185
Boyut:  123.0 KB

26 Ağustos 1071 tarihinde,Büyük Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen savaş. Alp Arslan'ın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Savaşı,Türklere Anadolu'nun kapılarını açan savaş" olarak bilinir.

1060'lar süresince Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Türkler (Alp Arslan komutanlığında), günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Manzikert (Bizans dilinde Malazgirt) ve Erciş kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Türk ordusu Diyarbakır'ı (Amid) aldı ve bizans yönetimindeki Urfa'yı kuşattı. Ancak alamadı.Türk Beylerinden Afşin Beyi de güçleri arasına katıp Halep'i aldı. Alparslan Halep'de konaklarken Türk atlı birliklerinin bir kısmına ve Akıncı Beylere bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. Bu sırada da Türk akınlarından ve son gelen Türk ordusundan çok rahatsız olan Bizanslılar tahta ünlü komutan Romen Diyojeni çıkardılar. Romen Diyojen'de büyük bir ordu kurup Constantinopele'den (İstanbul) ayrıldı (13 mart 1071). Ordunun mevcudu 40000 ile 50000 arası tahmin edilir.

Bizans ordusu düzenli Rum ve Ermeni birlikleri dışında ücretli Slav, Got, Frank, Gürcü, Uz, Peçenek, Kıpçak askerlerinden oluşuyordu. Ordu ilk olarak Sivas'ta dinlendi. Burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. Şikayetler üzerinede şehrin ermeni mahallesini yıktırıp, bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. Haziran 1071'de Erzurum'a vardı. Orada, Diyojen'in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikeforos Bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.
Diyojen, Alp Arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek ve Malazgirt'i, hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü'ne doğru ilerledi. Öncü kuvvetlerini Malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. Bu sıradada Halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. Elçileri Halep'te karşılayan Sultan teklifi reddetti. Mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip Malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. Casuslarının verdiği bilgiyle Bizans ordusunun büyüklüğünü bilen Alp Arslan Bizans İmparatorunun gerçek hedefinin İsfahan'a (bugünkü İran) girmek ve Büyük Selçuklu Devleti'ni yıkmak olduğunu sezdi.

Ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle Erzen ve Bitlis yolundan Malazgirt'e varan Alparslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için Savaş Meclisini topladı. Romen Diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. İlk saldırı Türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumundada karşı saldırıya geçeceklerdi. Alp Arslan ise Hilal Taktiği konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı.

ÖZETİ
Malazgirt Savaşı (1071)

  • Türklerin Anadoiu'da ilerlemesinden çekinen Bizanslılar, büyük bir hazırlık yaparak Doğu Anadolu'ya kadar geldiler. O sırada Suriye'de oian Alpaslan süratle geri dönerek 1071 yılında Malazgirt Ovası' nda kendinden 3-4 kat fazla Bizans ordusunu yendi. Bu savaşta Bizans ordusunda yer alan Peçenek ve Uzlar Selçukluların tarafına geçmişlerdir.
Malazgirt Savaşı'nın sonuçları ve önemi
  • İmparator Romen Diyojen esir edildi. Antlaşma yapılarak ülkesine gönderildi. Kızılırmak sınır oiarak belirlendi.
  • Anadolu kapılan Türklere açıldı. Türkler kontrolü ele geçirdi.
  • Bizansın islâm dünyası üzerindeki baskısı sona erdi.
  • "Türkiye Tarihi" başladı. Anadolu'da ilk Türk beylikleri kuruldu.
Son düzenleyen Safi; 10 Ağustos 2016 22:57
Misafir
1 Aralık 2009 20:26   |   Mesaj #7   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Türklerin Anadolu'da ilerlemesinden çekinen Bizanslılar, büyük bir hazırlık yaparak Doğu Anadolu'ya kadar geldiler. O sırada Suriye'de oian Alpaslan süratle geri dönerek 1071 yılında Malazgirt Ovası' nda kendinden 3-4 kat fazla Bizans ordusunu yendi. Bu savaşta Bizans ordusunda yer alan Peçenek ve Uzlar Selçukluların tarafına geçmişlerdir.
Selçuklu Sultanı Alp Arslan, 26 Ağustos 1071 Cuma günü, yanında komutanları Sanduk Bey, Trankoğlu, Bekçioğlu Afşin Bey, Uvakoğlu Çavlı Bey, Porsuk Bey, Artuk Bey,T utak, Yakuti (Alparslan’ın kardeşi), Gevherayin, Atsız, Arslantaş, Danişment Ahmed, Dilmaçoğlu Mehmed, Aksungur, Mengücük, Abdülmalikoğlu Muhammed ve Bozan Bey olduğu halde Malazgirt ovasındaydı. Sultan Alp Arslan 60.000 kişilik ordusuyla birlikte Cuma namazını kıldı.Sonra atının kuyruğunu düğümledi ve üzerinde beyaz (1) bir elbiseyle atına bindi. Bir tepe üzerinde (2) ordusuna şöyle diyordu:
-Beylerim!Yiğitlerim!İslama hizmet ve zafer için yarış eden gazilerim! İşte şehitlik kefenimi giydim! Allah için içinizde bir asker gibi savaşacağım. Eğer şehit olursam, bu beyaz elbisem kefenim olsun! O zaman oğlumuz Melikşah elbet başbuğdur.
Düşmanın sayısı çok, silahları fazla! Sayımız az, fakat Allah bizimle! Bütün müslümanların zafer için dua ettiği bu sırada, düşman üzerine saldırmak istiyorum. Ya zafer kazanırız veya şehit olarak Cennet’e gideriz. Bugün burada Sultan yoktur, ben de sizlerden biriyim. İsteyen dönüp gidebilir, haklarımızı onlara helal ettik, Cenab-ı Hak gazamızı mübarek eylesin!
Aynı günün akşamı 200.000 kişilik Bizans ordusu neredeyse yok edilerek savaş Türklerin zaferiyle bitmiş, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes esir alınmıştı. Alp Arslan Diogenes’i karagahında ayakta karşıladı. Kurtuluş akçesi olarak 1.500.000 altın, yıllık 360.000 altın vergi, ihtiyaç halinde Selçuklu ordusuna 10.000 suvari askeri yardım karşılığında serbest bırakıldı.

Malazgirt Savaşı'nın Sebepleri
1) Tuğrul Bey ve Alp Arslan’ın Anadolu’ya sürekli akınlar yaptırmaları ve bunu devlet politikası haline getirmeleri.
2) Selçukluların göçebe Oğuzları Anadolu’ya sevketme düşüncesi.
3) Romen Diyojen’in Türkleri Anadolu’dan çıkarmayı daha sonra da İslam ülkelerini ele geçirmeyi hedeflemesi.
4) Türklerin Anadolu’yu kendilerine yurt edinmek istemeleri.
5) Bizans’ın Pasinler Savaşı'nın intikamını almak istemesi.
6) Türkmen baskıları.

Malazgirt Zaferi'nin Önemi ve Sonuçları
1) Bizans İmparatoru Romen Diyojen komutasındaki ordu savaşı kaybetti.
2) Savaşta, Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Oğuzlar ve Peçeneklerin yardımları da belirleyici rol oynadı.
3) Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı.
4) Türkler fazla bir direnişle karşılaşmadan Marmara kıyılarına kadar ilerlediler.
5) Bugünkü Türkiye’nin temelleri atıldı.
6) Anadolu’da gücü kaybolan Bizans, Balkanlara çekildi.
7) Abbasi ve İslam dünyası üzerindeki Bizans baskıları kayboldu.
8) Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ilk Türk beylikleri kuruldu.
Not: Alparslan, Anadolu’yu komutanlarına ikta olarak verdi. Bu olay, Anadolu’da beyliklerin kurulmasına neden oldu.
9) Bizansla Selçuklular arasında bir antlaşma yapıldı. Buna göre Bizans, Selçuklulara vergi ödeyecekti. Fakat Romen Diyojen tahttan indirilince bu antlaşma uygulanamadı.
Not: Bizans ilk defa Büyük Selçuklulara vergi ödemeyi kabul etti.
Son düzenleyen Safi; 28 Mayıs 2016 08:33
MeLiSSiA
10 Ocak 2010 14:08   |   Mesaj #8   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Malazgirt Savaşı


(Malazgirt Zaferi) Türklere Anadolu’yu kazandıran, Selçuklu-Bizans Savaşı.

Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen kuvvetleri arasında, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Doğu Anadolu’da Malazgirt Ovasında meydana geldi. Bu muharebe, dini, milli, siyasi, askeri neticeleri ve Türk-İslam tarihinin en büyük zaferlerinden biri olması bakımından önemlidir.

Selçuklu Türkleri, Malazgirt Meydan Muharebesinden yıllar önce, Anadolu içlerine gaza akınları tertip ettiler. Bu akınlarda, Anadolu’nun, Türklerin yerleşmesine müsait coğrafi önem ve zenginliklere sahip olduğu tespit edildi. Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya akınları, Bizans Devletini telaşlandırdı. Akıncıların bu gazalarında, Anadolu ahalisine terör ve tahribattan ziyade adaletle muamelesi, zalimleri ortadan kaldırmaları, can, mal, ırz emniyetini sağlamaları, bölge halkının Selçuklu idaresini gönülden tercih etmelerine yol açtı. Doğu hududundaki hadiseleri dikkatle takip eden Bizanslı idareciler; ülkelerinin bütünlüğü ve devletin bekası için tedbir almaya başladılar. Bizans’ın ancak meşhur tarihi entrikalarla yüzyıllardan beri Anadolu’da hakimiyetini koruyabilmesi, zulme varan sıkı tedbirleri, halka kötü muamelesi, yerli ahalinin Türklerin idaresini tercih etmelerini daha da kolaylaştırdı.

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen Diyojen) iyi bir savaşçıydı. Fakat hanedan mensubu değildi. Askerlik bilgisi, tecrübe ve cesareti, dul Bizans İmparatoriçesi Eudoxie’nin dikkatini çektiğinden, diğer aday ve teklifleri reddederek, 1068’de Diyojen’i tercih etmesine sebep oldu. Hanedan dışından bir şahsın Bizans İmparatorluğuna getirilmesi üzerine asiller, iktidara karşı cephe aldılar. Ülke içindeki muhalefeti tasfiye etmekle meşgul olan Diyojen, zeka ve tecrübesine inandığı şahısları devlet kadrolarında vazifelendirip, Bizans’ın doğu hududundaki hadiseleri de dikkatle takip ettirdi. Ani ve Kars’ı zaptederek Ani’nin askeri mevkilerini tahrip eden Selçuklulara karşı, tahta çıkışından, 1071 yılına kadar her yıl sefere çıktı. 1068’de Pozantı’ya, 1069’da Palu’ya kadar geldi. 1070’te de Kayseri’ye ordu gönderdi. Bu seferlerle, Bizans ordusunun muharebe kabiliyeti ve tecrübesi arttırılıp, disiplinli olması sağlandı.

Selçuklu akınlarının Ege Denizine, Marmara’ya kadar uzanması ve 1071’de Şii-Fatımi Devletinin, İslam ülkeleri ve Abbasi Halifeliği için tehlike arz etmesi üzerine, Mısır Seferine çıkan Selçuklu Sultanı, Suriye’de bulunuyordu. Türklerin Suriye topraklarındaki harekatını haber alan Bizans İmparatoru Diyojen, doğuya hareket etti. Hareketinden önce verdiği nutukta azmini şöyle belirtiyordu: “Doğu hudutlarımızda büyük bir İslam tehlikesi belirmiştir. Bu tehlikeyi büyümeden ortadan kaldırmalıyız. Ordunun başında; bu tehlikeyi kesin olarak kaldırmaya gidiyorum.”

Romen Diyojen, 13 Mart 1071’de İstanbul’dan 200 000’den ziyade Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Ermeni ve Rumeli’de yaşayan İslam dinini kabul etmemiş Peçenek ve Uz Türklerinden de ücretli asker alarak Anadolu’ya geçti.

Bütün kaynaklarını seferber ederek hazırladığı ordusuna güvenen Diyojen, Bizanslılara büyük zaferle dönmeyi vaad ediyordu. Sivas’a gelen Diyojen, bu bölgedeki Ermeni Prensleri ile ahalisini, toptan öldürttü. Ermenilerin mallarını askerlerine yağma ettirdi. Sivas’tan hareket etmeden önce, generalleri ile harp meclisi kurdu. Bu harp meclisinde, muharebenin, alınacak karar, plan ve hedefi tayin edilecekti. Gerçi Diyojen’in plan ve hedefi kafasında çizilmişti. Bu, Türklerin Anadolu’ya bir daha akın yapmamalarını sağlayacak bir plandı. İran’ın içlerine ilerleyecek, Türkleri daha da doğuya sürecek, başşehirlerini zaptedecekti. İmparator, yalnız Anadolu’yu elinde bulundurmak ve Türkleri yok etmek değil, bütün İslam ülkelerini de almaya karar vermişti. Horasan, Rey, Irak-ı Acem ve Arap, Suriye valiliklerini komutanlarına vermeyi tasarlamış ve hatta vaad etmişti. İstila edeceği İslam ülkelerindeki camilerin yerine kiliseler açmayı ve bu suretle İslam dinini ortadan kaldırmayı da aklına koymuştu. Harp meclisinde, generallerden, takip edilmesini lüzumlu gördükleri tekliflerin, ortaya konmasını istedi.

Sivas’taki harp meclisinde, yapılacak harekatın plan ve hedefi hakkında, iki ana teklif ortaya çıktı. Birincisi; Bizans ordusunun en bilgili ve tecrübeli komutanlarından Rumeli ordusu kumandanı General Nikefor Bryennes ile iyi bir stratejist ve tecrübeli bir komutan olan Türk asıllı general Magistors Tarkhal'dan (Jozeph Tarhchaniotes) geldi. Bu iki general, hudut boylarındaki tecrübelerine dayanarak, Türklere karşı çok ihtiyatlı harekata girişmeyi tavsiye edip, ordunun Erzurum’a kadar ilerleyerek, burada Türk ordusunu muharebeye zorlayacak ve kışkırtacak bir tertibin alınmasını, bu suretle muharebenin kendi toprakları içinde yapılarak lojistik desteğin kolaylaştırılmasını ve Türklerin istifadesine yarayacak her türlü maddi imkanların tahrip edilmesini teklif ettiler. Bu teklife karşılık, İmparator’a hoş görünmek isteyen ikinci teklif sahibi muhalif generaller ise, hedefin daha derin olmasını ve ordunun vakit kaybetmeden Erzurum’a varıp, İran’a yönelmesini ve Türk ordusu ile nerede rastlanırsa orada, daha ziyade Türk ülkeleri içinde harp edilerek yok edilmesini teklif edip, birincileri korkaklıkla itham ettiler. Bu son teklif, esasen Bizans İmparatoru’nun planına uygun düştüğünden, ordunun doğuya hareketini emretti.

Bizans ordusunun doğuya hareketini haber alan Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Mısır Seferinden vazgeçti. Suriye’den geri dönüşte, önce doğuya yönelerek, gerekli savaş hazırlıklarını yaptı. Bu arada karakulakları (casus) vasıtalarıyla da Bizanslılara, Türklerin Rey’e çekildiği haberlerini yaymakta idi. Nihayet Diyarbekir’den kuzeye yöneldi ve Bizans’ın beklemediği bir anda, Malazgirt’in doğusunda ordugahını kurup savaş hazırlığına başladı. Alparslan, muharebe azmiyle ordugah kurarken, önceden, düşmanla dövüşeceğini Bağdat’taki Abbasi Halifesine bildirdi. Büyük Sultan, savaş başlamadan evvel, Halife El-Kaim'in (1031-1075) gönderdiği İbnü’l-Mahleban’ı (İbn-i Mühelban), değerli komutanlarından Sav Tigin’le birlikte Diyojen’e elçi gönderdi.

Sultan Alparslan’ın heyeti, 25 Ağustos 1071 sabahı, Bizans ordugahında hafife alınıp, hakarete uğradı. Diyojen, heyet başkanına; “Kışlamak için İsfahan’ın mı, yoksa Hemedan’ın mı” daha iyi olduğunu sordu. Sulh teklifini şiddetle reddedip; “Sultanınıza söyleyiniz; kendileriyle sulh müzakerelerini Rey’de yapacağım, ordumu İsfahan’da kışlatıp, Hemedan’da sulayacağım” dedi. Heyet başkanı da, Diyojen’e; “Atlarınızın Hemedan’da kışlayacaklarından ben de eminim, fakat sizin nerede kışlayacağınızı bilemiyorum” diyerek, gereken karşılığı verdi.

Sultan Alparslan, muharebe öncesi Halife’den dua talep etti. Abbasi Halifesi, camilerde cuma hutbesinde Alparslan ve ordusunun muzaffer olması için okunacak hutbe metni gönderdi. Muharebe gecesi, Alparslan, ayırdığı bir kuvvetle Bizanslıları, atılan ok ve naralar ile bütün gece taciz ederek yorgun bir hale düşürdü. Selçuklular, Bizanslı safında bulunan Türk asıllı birliklerle temas kurdu. Onların, Bizans ordugahından ayrılarak Selçuklu ordusuna katılmalarını temin etti.

Malazgirt Muharebesinde Bizans ordusunun kumanda kademesi şu şekilde idi: Merkezde Bizans İmparatoru Romen Diyojen olup, yanında hassa ve seçkin birlikler vardı. Sağ kanatta, Anadolu ordusu kumandanı Mikhail Attalicpiates; sol kanatta Rumeli ordusu kumandanı Nikefor Bryennes; ihtiyatta da Andronikos Doucas vazifeliydi. Bizans ordusunun taktiği, Türkleri imha etmekti. Sultan Alparslan kumandasındaki kırk bin kişilik Selçuklu ordusu, yarım hilal şeklinde tertibat aldı. Hafif süvari kıtaları, kanatlara yerleştirildi. Ordu merkezi, düşman karşısında birleşmeden yavaş yavaş geri çekilecek ve onu hırpalayacak, at üstünde ok atan süvariler, düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek, Bizans ordusunu dağıtmaya çalışacaklardı. Taarruza katılan düşman süvarisi ezilerek geri atılacaktı. Bu şekilde ilerleyen düşman ordusu, karargahından kafi derecede uzaklaştıktan sonra, baskın kıtaları, düşmanın gerilerine taarruz edecek, asıl ordu da, bir ağırlık teşkil ederek, düşmanın kanatlarından birine taarruzla, onu yıktıktan sonra saldırıyı diğer kanada çevirmek suretiyle sonuca gidilecekti.

Selçuklu Sultanı Alparslan, alim ve devlet adamlarının tavsiyesiyle, muharebeyi Cuma günü yapmayı tercih etti. 26 Ağustos Cuma günü askerlerini toplayan Alparslan, atından inip secdeye vardı; “Ya Rabbi sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda cihad ediyorum. Ya Rabbi niyetim halistir. Bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!” diye dua etti. Sonra askerlerine dönerek; “Burada Allahü tealadan başka bir sultan yoktur, emir ve kader O’nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte cihad etmekte veya benden ayrılmakta serbestsiniz” dedi. Askerler coşarak hep bir ağızdan; “Asla emrinden ayrılmayacağız” karşılığını verdiler. Sonra hepsi ağlayarak helalleştiler. Sultan, beyazlar giydi. Atının kuyruğunu bağlayıp, eline er silahı olan gürzü alıp, şöyle hitap etti: “Askerlerim! Şehit olursam, bu beyaz elbise, kefenim olsun. O zaman rûhum göklere çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşah’ı tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak, istikbal bizimdir”. Bu nutku, hitabet sanatının ve muharebe öncesi psikolojik şartların, bütün inceliklerine sahipti. Askerler coşup, şevke geldi.

Cuma namazından sonra başlayan muharebede Sultan Alparslan, fevkalade bir muharebe taktiği uyguladı. Bozkır çevirme hareketiyle, Türk ordusu hilal şeklinde yayıldı. Muharebenin başlamasından iki saat sonra, Peçenek ve Uz Türkleri, Bizanslılardan ayrılıp, milli bir his ile, Müslüman Selçuklu Sultanına tabi oldular.

Mezhep baskısı sebebiyle Bizanslılara kırgın ve kızgın bulunan Ermeni kuvvetleri de, muharebe meydanını terk etti. Bu hadiseler, Bizanslılarda manevi bozguna yol açtı. Bizans ordusunda Türklerin ok, gürz ve kılıcından kurtulanların, akşam teslim olmaya can attıkları görüldü. Cengaverliğine rağmen hiçbir şey yapamayan mağrur Bizans İmparatoru Diyojen, yaralı halde bütün maiyeti ile birlikte esir edildi.

Malazgirt meydanındaki mücadeleden yenik çıkan İmparator, Sultan’ın huzuruna getirildiğinde, utancından başını kaldıramıyordu. Sultan Alparslan, onu nezaketle kabul edip oturttu, gönlünü aldı. Diyojen, muharebe öncesi, muazzam ordusunun Türkleri muhakkak yeneceğine inandığını itiraf etti. Sultan Alparslan; “Eğer zafer sizin olsaydı, bana ne yapardın?” diye sordu. Diyojen, öldürteceğini açıklayamadı. “Kamçılardım” cevabını verdi. Alparslan; “Benim size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” diye sordu. “Ya öldürtürsünüz, yahut İslam memleketlerinde bir esir gibi dolaştırır, süründürürsünüz. Belki de... Fakat onu düşünmek bile istemiyorum; mümkün görmüyorum, ama... Belki de, affedersiniz!” dedi. Alparslan, yenilgiye uğramış bir insanı daha da küçük düşürmek istemedi. Bizans İmparatorunu affetti. Ağır şartlarla antlaşma imzaladı. Fakat Romen Diyojen, dönüşünde Bizanslılar tarafından, Türklerden görmediği hakaretlere uğrayıp öldürüldü. Yeni Bizans İmparatoru Yedinci Mihail, Diyojen’in Türklerle yaptığı anlaşmayı kabul etmedi.

Kazanılan büyük zaferden dolayı Abbasi Halifesi, Sultan’a tebrik ve teşekkür mektupları gönderdi. Birçok İslam şairi, Alparslan’ı öven kasideler yazdılar.

Türklerin yeni yurt edinmesini sağlayan Malazgirt Zaferinden sonra, on beş yıl içinde, Anadolu ele geçirildi. Bu zaferle, Anadolu’nun tapusu, Türklerin eline geçti. Bu bakımdan, Malazgirt Zaferi, Türk ve dünya tarihinde bir dönüm noktası oldu.

Anadolu’ya, burayı vatan edinen Selçuklu Türkleri ile diğer Türk boyları yerleştirildi. Bozkır kültüründen, İslam medeniyeti dairesine bütünüyle giren Türklerin dünya görüşü daha da gelişti. Doğudan gelen göçebe Türkler, Anadolu’da yerleşik medeniyete geçirildi. Şehirler kurup geliştirerek kültür, sanat, sosyal müesseseler tesis edildi. Kıymetli mimari eserlerle, bu yerleşim merkezleri süslendi.
Son düzenleyen Safi; 28 Mayıs 2016 08:31
28 Ağustos 2011 00:44   |   Mesaj #9   |   
AndThe_BlackSky - avatarı
VIP VIP Üye

Malazgirt Meydan Muharebesi


Ad:  Malazgirt1.jpg
Gösterim: 144
Boyut:  29.2 KB
Malazgirt Muharebesi: Giovanni Boccacio'nun De Casibus Virorum Illustrium adlı eserinin Fransızca çevirisinden alıntı.Tarih26 Ağustos1071 (940 yıl, 0 gün önce.)BölgeMalazgirt, Bizans Ermenistanı

Malazgirt Meydan Muharebesi, 26 Ağustos1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoruIV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. Alp Arslan'ın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Muharebesi, "TürklereAnadolu'nun kapılarını açan temsili savaş" olarak bilinir.
1060'lar süresince Büyük SelçukluSultanı Alp Arslan Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Türkler (Alparslan komutanlığında), günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Manzikert (Bizans dilinde Malazgirt) ve Erciş kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Türk ordusu Diyarbakır'ı aldı ve Bizans yönetimindeki Urfa'yı kuşattı. Ancak alamadı. Türk Beylerinden Afşin Beyi de güçleri arasına katıp Halep'i aldı. Alp Arslan Halep'de konaklarken Türk atlı birliklerinin bir kısmına ve Akıncı Beylere Bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. Bu sırada da Türk akınlarından ve son gelen Türk ordusundan çok rahatsız olan Bizanslılar tahta ünlü komutan Romen Diyojeni çıkardılar. Romen Diyojen'de büyük bir ordu kurup Konstantinopolis (bugünkü İstanbul)'ten ayrıldı(13 mart 1071). Ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin ediliyor.Matthew of Edessa adlı 12. yüzyılda yaşamış bir Ermeni tarihçi Bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor.
Bizans ordusu düzenli Rum ve Ermeni birlikleri dışında ücretli Slav, Got, Alman, Frank, Gürcü, Uz, Peçenek, Kıpçak askerlerinden oluşuyordu. Ordu ilk olarak Sivas'ta dinlendi. Burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. Halkın Ermeni taşkınlık ve barbarlığından yakınmaları üzerine kentin Ermeni mahallelerini yıktırdı.Pekçok Ermeniyi öldürüp, önderlerini sürgüne yolladı.Haziran 1071'de Erzurum'a vardı. Orada, Diyojen'in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikeforos Bryennios da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.
Diyogen, Alp Arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve Malazgirt'i ve hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü'ne doğru ilerledi. Öncü kuvvetlerini Malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. Bu sıradada Halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. Elçileri Halep'te karşılayan Sultan teklifi reddetti. Mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip Malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. Casuslarının verdiği bilgiyle Bizans ordusunun büyüklüğünü bilen Alp Arslan Bizans İmparatorunun gerçek hedefinin İsfahan'a (Bugünkü İran) girmek ve Büyük Selçuklu Devletini yıkmak olduğunu sezdi.
Ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle Erzen ve Bitlis yolundan Malazgirt'e varan Alp Arslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için Savaş Meclisini topladı. Romen Diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. İlk saldırı Türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. Alp Arslan ise "Hilal Taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı.

Muharebe


26 Ağustos Cuma sabahı çadırından çıkan Alp Arslan Malazgirt'le Ahlat arasındaki malazgirt ovasında, kendi ordugahının 7-8 km uzağında, ovaya yayılmış durumdaki düşman birliklerini gördü. Savaşı önlemek için imparatora elçiler göndererek Sultan barış önerisinde bulundu. İmparator, Sultanın bu önerisini ordusunun büyüklüğü karşısında bir korkaklık olarak yorumladı ve öneriyi reddetti. Gelen elçileri de kovdu.
Düşman ordusunun büyüklüğünün kendi ordusunun 3-4 katı büyüklüğünde olduğunu gören Sultan Alp Arslan savaştan sağ çıkma ihtimalinin düşük olduğunu sezdi. Askerlerinin de hasımlarının sayı fazlalığı karşısında tedirginliğe düştüğünü farkeden Sultan eski bir Türk töresi uyarınca kefene benzeyen beyaz kıyafetler giydi. Atının da kuyruğunu bağlattı. Yanındakilere Şehit olduğu taktirde vurulduğu yere gömülmesini vasiyet etti. Komutanlarının savaş alanından kaçmayacağını anlayan askerlerin maneviyatı arttı. Askerlerinin Cuma namazına İmamlık eden Sultan atına binip ordusunun önüne çıkıp moral yükseltici ve maneviyat artırıcı kısa ve etkili bir konuşma yaptı. Allah'ın Kur'an'da zafer vaadettiği ayetleri okudu. Şehitlik ve Gazilik makamlarına erişileneceğini söyledi. TamamıMüslüman olan ve büyük çoğunluğu Türklerden oluşan Selçuklu ordusu savaş pozisyonuna geçti.
Bu sırada Bizans ordusunda dinsel ayinler yapılmakta ve Papazlar askerleri kutsamaktaydı. Romen Diyojende eğer bu savaşı kazanması durumunda (ki buna inancı tamdı ününün ve saygınlığının artacağından emindi. Bizans'ın eski ihtişamlı günlerine döneceğini hayal ediyordu. En ihtişamlı zırhını giydi ve inci beyazı atına bindi. Ordusuna zafer durumunda büyük vaatlerde bulundu.Tanrı tarafından şeref, şan, onur ve kutsal savaş sevapları verileceğini duyurdu. Alp Arslan savaşı kaybetmesi durumunda her şeyini ve atalarından miras kalan Selçuklu devletini de kaybedeceğini çok iyi biliyordu. Romen Diyojen ise savaşı kaybetmesi halinde devletinin çok büyük güç, prestij ve toprak kaybedeceğini biliyordu. Her iki komutan da kaybetmeleri durumunda öleceklerinden emindi.
Romen Diyojen ordusunu geleneksel Bizans askerî kaidelerine göre düzenlemişti. Ortada birkaç sıra derinlikte çoğu zırhlı, piyade birlikleri ve bunların sağ ve sol kollarında süvari birlikleri yerleştirilmişti. Romen Diyojen merkeze; General Bryennios sol kanata ve Kapodokyayalı General Alyattes ise sağ kanata komuta ediyordu. Bizans ordusunun gerisinda büyük bir rezerv bulunuyordu ve bu özellikle taşra eyaletlerinde nüfuzlu kişilerin özel ordularının mensuplarından oluşuyordu. Geri rezerv ordusunun komutanı olarak genç Andronikos Doukas seçilmişti. Romen Diyojen'in bu tercihi biraz şaşırtıcı idi; çünkü bu genç komutan eski imparatorun yeğeni ve Caesar Yannis Doukas'ın oğlu olup, bu kişiler açıkca Romen Diyojen'in imparator olmasının aleyhindeydiler.
Savaş öğle saatlerinde Türk atlılarının toplu ok saldırısına geçmesiyle başladı.Türk ordusunun çok büyük bir çoğunluğu atlı birliklerden oluştuğundan ve nerdeyse hepsinde de ok olduğundan bu saldırı Bizanslılarda önemli miktarda asker kaybına neden olmuştu. Ama yine de Bizans Ordusu saflarını bozmaksızın korudu. Bunun üzerine ordusuna yanıltıcı bir çekilme buyruğu veren Alp Arslan gerilerde gizlediği küçük birliklerinin tarafına doğru çekilmeye başladı. Bu gizlediği birlikler az miktarda organize olmuş askerlerden oluşuyordu. Türk ordusunun arka saflarında bir Hilal biçiminde yayılmışlardı. Türklerin hızlıca çekildiğini gören Romen Diyojen Türklerin saldırı gücünü yitirdiğini ve sayıca fazla olan Bizans ordusundan korktukları için kaçtıklarını düşündü. En baştan beri Türkleri yeneceğine inanmış imparator bu bozkır taktiğine kanıp kaçan Türkleri yakalamak için ordusuna Saldır buyruğu verdi.Çok az zırhları olduğu için hızlıca geri çekilebilen Türkler, zırh yığınına dönmüş Bizans süvarileri tarafından yakalanamayacak kadar hızlıydı. Ancak buna rağmen Bizans ordusu Türkleri kovalamaya başladı. Yan geçitlerde pusu kurmuş Türk okçuları tarafından ustaca vurulan ama buna aldırmayan Bizans ordusu saldırıya devam etti. Türkleri iyice kovalayıp yakalayamayan, üstüne bir de çok yorulan (üstlerindeki ağır zırhların etkisi büyüktü) bizans ordusunun hızı durma noktasına geldi. Türkleri büyük bir hırsla kovalayan ve ordusunun yorulduğunu anlayamayan Romen Diyojen yine de takip etmeye çalıştı. Ancak bulundukları mevziden çok ileri gittiklerini ve çevreden saldıran Türk okçularını görüp kuşatıldığını çok geç zamanda anlayan Diyojen geri çekilme buyruğu verme ikilemindeydi. Tam da bu ikilemdeyken geri çekilen Türk süvarilerinin yönlerini tam Bizans ordusu üzerine geçip hücuma kalkmaları ve geri çekilme yollarının da Türkler tarafından kapatıldığını gören Diyojen paniğe kapılarak 'Çekil' buyruğu verdi. Ancak ordusu çevrelerindeki Türk hatlarını yarıncaya kadar yetişen Türk ordusunun ana kuvvetleri Bizans ordusunda tam bir panik başlattı. Kaçmaya kalkan generalleri görüp daha da paniğe kapılan Bizans askerleri en büyük savunma güçleri olan zırhlarını da atıp kaçmaya çalıştı. Bu sefer de ustaca kılıç kullanan Türk kuvvetleriyle eşit duruma düşüp büyük çoğunluğu yok oldu.
Türk Soyundan gelen Uzlar, Peçenekler ve Kıpçaklar; Afşin Bey, Artuk Bey,Kutalmışoğlu Süleyman Şah gibi Selçuklu komutanları tarafından verilen Türkçe emirlerden etkilenen bu süvari birlikleri de soydaşlarının yanına katılınca Bizans ordusu süvari gücünün önemli bir kısmını kaybetti. Sivas'ta soydaşlarına yaptıklarının acısını çıkartmak isteyen Ermeni askerleri herşeylerini bırakıp savaş alanından kaçınca Bizans ordusu için durumun vahameti arttı.
Ordusunun dağıldığını ve komuta etme olanağının kalmadığını gören Romen Diyojen yakın birlikleriyle kaçmaya kalktıysa da artık bunun imkânsız olduğunu gördü. Sonuçta tam bir bozgun havasına giren Bizans ordusunun büyük bölümü akşam hava kararıncaya kadar yok edildi. Kaçamayıp sağ kalanlar teslim oldular. En sonuna kadar mertçe savaşan imparator omzundan yaralı olarak ele geçirildi.
Tüm dünya tarihi için büyük bir dönüm noktası niteliğinde olan bu savaş zafer kazanan komutan Alp Arslan'ın yenik İmparator IV. Romen Diyojen'le antlaşma yapmasıyla son buldu. İmparatoru bağışlayan ve ona iyi davranan Sultan antlaşmaya göre İmparatoru serbest bıraktı. Antlaşmaya göre imparator kendi fidyesi için 1.500.000 dinar, vergi olarak da her yıl 360.000 dinar ödeyecek ayrıca Antakya Urfa,Ahlat ve Malazgirt'i de Selçukluya bırakacaktı. Tokat'a kadar kendisine verilen Türk birliği eşliğinde Konstantinopolis'e doğru yola çıkan imparator Tokat'ta toplayabildiği 200.000 kadar dinarı kendisiyle birlikte gelen Türk birliğine verip Sultan'a doğru yola çıkardı. Tahta kendi yerine VII. Mikhail Dukas'ın çıktığını öğrendi.
Romen Diyojen ise geri dönmekte iken Anadolu'ya dağılmış ordunun kalanlarından derme çatma bir ordu düzenlemiş ve kendisini tahttan indirenlerin ordularına karşı iki çatışma yapmıştır. Her iki muharebede yenilerek Kilikya'da bir küçük bir kaleye çekildi. Orada teslim oldu; keşiş yapıldı; katır üzerinde Anadolu'dan geçirildi; gözlerine mil çekildi; Proti (Kinalıada)'daki manastıra kapatıldı ve orada birkaç gün içinde yaraları ve enfeksiyon nedeni ile öldü.

Romanos Diogenes'in esareti


Ad:  Malazgirt.jpg
Gösterim: 108
Boyut:  17.2 KB
Alp Arslan İmparator Romen Diyojen'i rezil ederken. Boccaccio'nun De Casibus Virorum Illustrium eserinin 15. Yüzyıl'da resmedilmiş bir Fransız çevirisi.

İmparator IV.


Romanos(
Romen Diyojen) Alp Arslan'ın huzuruna çıkarılınca, Alp Arslan ile aralarında şu dialog gerçekleşmiştir:
Alp Arslan: "Eğer ben senin önüne esir olarak getirilseydim ne yapardın?" Romanos: "Ya öldürürdüm, ya da zincire vurup Konstantinopolis sokaklarında gezdirtirdim." Alp Arslan: "Benim vereceğim ceza çok daha ağır. Seni affediyorum, ve serbest bırakıyorum."
Alp Arslan ona makul bir naziklikle muamele etti ve ona savaştan önce de yaptığı gibi barış antlaşması önerdi.
Romanos bir hafta boyunca Sultan'ın esiri olarak kaldı. Cezası sırasında, Sultan şu diyarların teslim olması karşılığında Romanos'a Sultan'ın masasında yemek yemek izni verdi: Antakya, Urfa, Hierapolis (Pamukkale yakınlarında bir kent) ve Malazgirt. Bu antlaşma hayatî önem taşıyan Anadolu'yu sağlama alacaktı. Alp Arslan Romanos'un hürriyeti için 1.5 milyon altın istedi, fakat Bizans bir mektupla bunun çok fazla olduğunu belirtti. Sultan da 1.5 milyon istemek yerine her yıl toplam 360.000 altın isteyerek kısa-vadeli harcamalarını kesmiş oldu.Sonunda, Alp Arslan Romanos'un kızlarından birisiyle evlendi. Sonra Sultan Romanos'a bir sürü hediyeler verdi ve Konstantinopolis yolunda onun yanına eskort olarak iki komutan ve yüz adet Memlük askeri verdi. İmparator planlarını yeniden kurmaya başladıktan sonra, otoritesinin sarsılmış olduğunu gördü. Özel muhafızlarına zam vermesine karşın Doukas ailesine karşı savaşlarında üç kez yenildi ve tahttan indirilip, gözleri çıkartılıp Proti adasına sürüldü; az bir vakit sonra gözleri kör edilirken bulaşan bir enfeksiyon sonucu öldü. Romanos savunmak için çok çaba sarf ettiği Anadolu'ya son ayak bastığında yüzü yara bere içindeyken eşeğe bindilip gezdirilmişti.

Sonuç

VII. Mikhail Dukas, Romanos Diyojen'in imzaladığı antlaşmanın geçersiz olduğunu ilan etti. Bunu haber alan Alparslan da ordusuna ve Türk Beylerine Anadolu'nun fethi emrini verdi. Bu emir doğrultusunda Türkler Anadolu'yu fethe başladılar. Bu saldırılarda sonu Haçlı Seferleri ve Osmanlı İmparatorluğu'na varacak bir tarihi süreci başlamıştır.
Bu savaş, Anadolu'nun Türklerin eline geçmesi için, savaşçı olan Türklerin, eski CihadAkınlarını tekrar başlatacağını gösteriyordu. Abbasiler döneminde biten bu akınlar, Avrupayı İslam tehdidinden kurtarmıştı. Ancak Anadolu'yu ele geçiren ve Hıristiyan Avrupa ile Müslüman Ortadoğu arasında tampon bölge oluşturan Bizans devletinin çok büyük bir güç ve toprak kaybına neden olan Türkler, aradaki bu bölgeyi ele geçirerek Avrupa'ya başlayacak yeni akınların habercisi oluyordu. Ayrıca İslam dünyasında büyük bir birlik sağlamış olan Türkler bu birlikteliği Hıristiyan Avrupa'ya karşı kullanacaktı. Bütün İslam dünyasının Türklerin önderliğinde Avrupa'ya akın başlatmalarını önceden gören Papa, önlem olarak Haçlı seferlerini başlatacak ve bu da kısmi olarak işe yarayacaktı. Ancak yine de Türklerin Avrupa'ya yaptığı akınları durduramayacaktı. Malazgirt savaşı, Türklere Anadolununkapılarını açan savaş olarak bilinir.
Son düzenleyen NeutralizeR; 22 Ağustos 2016 18:00
20 Ağustos 2013 19:05   |   Mesaj #10   |   
Mira - avatarı
VIP VIP Üye

Malazgirt Savaşı


26 Ağustos 1071 tarihinde Selçuklu Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romanos Diogenis arasında yapılan meydan savaşı. Türklere Anadolu'yu açması bakımından Türk tarihi içinde çok önemli bir yeri olan Malazgirt Meydan Savaşı, Selçuklu Devleti'nin batıya dönük fetih siyasetinin en önemli dönüm noktalarından biridir. 1040 Dandanakan Savaşı'ndan sonra daha Tuğrul Bey döneminde başlayan Anadolu'ya akınlar, Bizanslıların direnmesi ile karşılaşıyordu.

Sponsorlu Bağlantılar
Bizans'ın, Kayseri, Malatya gibi ileri kalelerini sistemli bir şekilde düşürme ve yıpratma akınları, 1067'de Afşin Bey komutasındaki bir Selçuklu ordusunun Nikiforos Botaniates komutasındaki Bizans ordusunu bozguna uğratmasıyla Bizans için ciddî bir tehlike oluşturdu. O sırada Bizans tahtında oturan İmparatoriçe Eudoksiya, Doğu'dan gelen Türk tehlikesini önlemek için başarılı General Romanos Diogenis ile evlendi ve onu imparator ilân etti. Türkleri durdurmak için Diogenis'in yolladığı ordular başarılı olamayınca imparator, kendisinin komuta edeceği büyük bir Bizans ordusunu hazırladı ve 13 Mart 1071'de İstanbul'dan ayrıldı.

Bizans ordusunda, Bizanslılardan başka Franklar, Normanlar, Slavlar, Gürcüler hatta Müslüman olmayan Peçenekler, Uzlar gibi Türk kavimleri de vardı. Bizans ordusunun mevcudu 200.000 kişiyi bulmuştu; ayrıca büyük bir mancınık, 3.000 araba ile taşınan ağırlıklar vardı. Alparslan 50.000 kişilik iyi eğitilmiş ordusuyla Malazgirt Kalesi önünde düşmanı beklemeye başladı. Bu yer Van Gölü'nün 45 km kadar kuzeyinde bulunuyordu. 26 Ağustos sabahı iki ordu, karşılıklı olarak 7-8 km mesafede yer aldılar. Öğleden hemen sonra başlayan savaşta, Bizans ordusunun merkezinde imparator, sağ cenahta Nikiforos Briennios, ihtiyatta Prens Andronikos bulunuyordu. Savaşın ilk anlarında Bizans ordusunda yer alan Peçenek ve Uzlar saf değiştirerek soydaşlarının yanında yer aldılar.

Türklerin yoğun ok hücumundan sonra merkez tarafı sahte bir geri çekiliş yaptı; buna kanan imparator bütün gücüyle yüklendi. Akşama doğru oldukça ilerleyen ve kapanan Türk kanatlarının arasında kalan Bizans ordusu kısmen imha edildi. Geriye kalanlar, imparator da dahil olmak üzere teslim olarak canlarını kurtardılar. Bizans'ın Urfa, Antakya dolaylarını vermesi, ağır bir savaş tazminatı ödemesi karşılığında Romanos Diogenis ile barış antlaşması yapıldı ve imparator sarbest bırakıldı. Ancak bu antlaşmanın hiçbir şartı yerine getirilmediğinden Türk fetihleri aralıksız sürdü.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Son düzenleyen Safi; 10 Ağustos 2016 22:57

Daha fazla sonuç:
malazgirt savasi

acebook yorumları
paneli aç