Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 43.803|Cevap: 7|Güncelleme: 22 Temmuz 2016

Sivas Kongresi

20 Şubat 2007 14:17   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Sivas Kongresi

Ad:  Sivas Kongresi2.jpg
Gösterim: 8
Boyut:  49.9 KB

Kurtuluş Savaşı’nın (1919-22) merkezî örgütü Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile onun yönetim organı olan Heyeti Temsiliye’nin oluşturulduğu ulusal kongre (4-11 Eylül 1919).

Sponsorlu Bağlantılar
Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da giriştikleri işgalin ardından Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal (Atatürk) 21 Haziran 1919’da, Anadolu ve Trakya’daki askeri ve mülki yöneticilere Amasya Tamimi olarak bilinen bir genelge yolladı. Genelgede, Mondros Mütarekesinden (30 Ekim 1918) sonra İstanbul hükümetinin İtilaf Devletleri’nin denetimine girdiği, ülkenin bütünlük ve bağımsızlığının tehlikede olduğu, bu sorunları uluslararası kamuoyuna duyuracak ve çözecek ulusal bir organın oluşturulması gerektiği belirtiliyor, bu amaçla Sivas’ta ulusal bir kongrenin toplanması için çağrıda bulunuluyordu. Kongre, Osmanlı vilayetlerinin her livasından (sancak) parti ayrımı yapılmaksızın seçilecek üçer kişiyle toplanacaktı.

Kongre, 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 arasındaki Erzurum Kongresi’nde oluşturulan Heyet- Temsiliye üyelerinin yanı sıra yeni seçilen delegelerin de katılımıyla 4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplandı. Sivas Sultanisi binasındaki kongrenin başkanlığına Mustafa Kemal getirildi. Otuz sekiz delegenin katıldığı Sivas Kongresi’nde temelde Kurtuluş Savaşı’na önderlik edecek örgütün yapısı ve programıyla Osmanlı Devleti’nin Amerikan mandası altına girip girmemesi tartışıldı. Bu arada İstanbul hükümetinin kongreyi engellemek, katılanları tutuklamak için yöreye gönderdiği Mamüretü’l- Aziz (Elazığ) valisi Ali Galib etkisiz duruma getirildi.
Sivas Kongresi 11 Eylül’de Kurtuluş Savaşı’nın programı niteliğindeki şu kararları içeren bir bildiri yayımladı: Mondros Mütarekesinin imzalandığı anda Osmanlı ülkesinin sınırları içinde kalan bölgeler bir bütündür, parçalanamaz, birbirinden ayrılamaz.

Bunu çiğnemeye yönelik her türlü işgal ve müdahaleye silahla karşı koymak, meşru müdafaa hakkını kullanmaktır. Osmanlı hükümeti dış baskı karşısında ülke topraklarından bir bölümünü terk etmeye yönelirse, buna karşı direnilecektir. Ulusun bağımsızlığına, ülkenin bütünlüğüne saygı duyulması koşuluyla başka devletlerin ekonomik, sınai ve teknik yardımları memnunlukla kabul edilecektir. İstanbul hükümeti de, öteki uygar ülkelerin hükümetleri gibi ulusal iradeye saygı göstermeli, bu amaçla Meclisi Mebusan’ı bir an önce toplantıya çağırmalı, aldığı kararları o meclisin denetiminden geçirmelidir. Ülkedeki tüm direniş örgütleri birleştirilmiş, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adı altında toplanmıştır. Var olan yerel dernekler bu örgütün birer şubesi olacaktır. Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti, Heyeti Temsiliye adlı merkezî kurulca yönetilecektir. Bu kurul, gerektiğinde “idarei muvakkadi” ilanına yetkili olacaktır.

Osmanlı ülkesinin Amerikan mandasına girip girmemesi konusundaki tartışmaların sonunda manda önerisi geri çekildi; buna karşılık Amerikan yardımının istenmesi benimsendi. Sivas Kongresi’nde oluşturulan, Mustafa Kemal’in başkanlığındaki 16 kişilik yeni Heyeti Temsiliye’nin kongreden sonra attığı ilk adım, Sivas Kongresi’nin dağıtılması buyruğunu veren Damat Ferid Paşa hükümetine karşı tavır almak ve İstanbul’la haberleşmeyi kesmek oldu. Anadolu’da İstanbul hükümetiyle boy ölçüşecek bir güç odağının ortaya çıkması başkentte büyük etki yarattı ve Damat Ferid Paşa istifa etti. Yeni kurulan Ali Rıza Paşa hükümeti de, Sivas Kongresi’nde alınan karar uyarınca, Meclisi Mebusan’ı toplantıya çağırmayı kabul etti. Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasına değin geçen uzun dönemde askeri ve mülki bürokrasiyi kendine bağlamayı büyük çapta başaran Heyeti Temsiliye, fiilen geçici ve ikinci bir “hükümet” işlevi gördü.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 00:38
Blue Blood
23 Şubat 2007 17:55   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  Sivas Kongresi3.jpg
Gösterim: 9
Boyut:  72.3 KB

Sivas kongresi


Kurtuluş savaşı sırasında Sivas'ta toplanan ulusal kongre (4 -11 eylül 1919). Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) Sivas'ta ulusal nitelikte bir kongre toplanmasına ilişkin kararını, Erzurum kongresinden (23 temmuz - 7 ağustos) önce, 22 haziran 1919'da yayımladığı Amasya genelgesinde açıklamıştı. Erzurum kongresi, Şarki Anadolu müdafaa! hukuk cemiyeti Erzurum şubesince düzenlenmiş bölgesel bir kongreydi ve kararları doğu illeri ile sınırlıydı. Sivas kongresi ise tüm ülkenin ve ulusun geleceği ile ilgili kararlar alacaktı.

Sivas kongresi, 4 eylülde 20-25 kadar delegenin katılımıyla açıldı. Bu sayı daha sonra katılanlarla 38'e yükseldi. Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey (Orbay), Bekir Sami Bey, Raif Efendi (Dinç), Fevzi Efendi (Fırat), Refet Bey (Bele) kongreye Şarki Anadolu müdafaai hukuk cemiyeti heyeti temsiliyesi adına katılmışlardı. Vilayet ve livaları temsil eden delegeler şunlardı: İsmail Fazıl Paşa, İsmail Hami Bey (Danişmend), Plikmet Bey (Fırat) [İstanbul]; Başağazade Yusuf Bey (Başkaya), Necip Ali Bey (Küçüka), Dalamanlı Ahmet Şükrü Bey, Flakkı Behiç Bey (Bayiç) [Denizli]; Macit Bey (Alaşehir); İbrahim Süreyya Bey (Yiğit) [Manisa]; Mehmet Tevfik Bey, Abdurrahman Dursun Bey (Çorum); Yusuf Bahri Bey (Yozgat); Tatlızade Nuri Efendi, Sami Zeki Bey (Kastamonu); Salih Sıtkı Bey, Mehmet Şükrü Bey, Bekir Bey (Afyonkarahisar); Ahmet Nuri Bey, Osman Nuri Bey, Asaf Bey (Bursa); Halil İbrahim Bey, Bayraktarzade Hüseyin Bey, Hüsrev Sami Bey (Kızıldoğan) [Eskişehir]; Mustafa Efendi (Soylu) [Niğde]; Dellalzade Hacı Osman Efendi (Nevşehir); Halit Hami Bey (Bor); Ömer Mümtaz Bey, Nuh Naci Bey, Ahmet Hilmi Bey (Kalaç); Kara Vasıf Bey (Gaziantep); Boşnakzade Süleyman Bey (Samsun); Mazhar Müfit Bey (Kansu) [Hakkâri].

Kongre Mustafa Kemal Paşa’nın “davet sahibi” sıfatıyla yaptığı açış konuşmasından sonra başkanlık sorununu görüştü. İsmail Fazıl Paşa’nın “herkesin sırayla başkanlık etmesi" yolundaki önerisini reddeden kongre, Mustafa Kemal Paşa'yı başkan seçti. Kongrenin gündeminde belli başlı iki madde bulunuyordu. Bunlar Erzurum kongresi'nde kabul edilen tüzük ve bildiri ile bazı delegelerin Sivas'ta hazırladığı manda sorununa ilişkin muhtıraydı. Ancak gündem maddeleri üç gün sonra ele alınabildi. Bu ilk üç günün nasıl geçtiğini Mustafa Kemal Paşa şöyle anlatmaktadır: “Üç gün ittihatçı olmadığımızı tespit etmek lüzumu ile yemin formülü hazırlamakla; padişaha ariza yazmakla ve kongrenin açılışı münasebetiyle gelen telgraflara cevap vermekle ve bilhassa kongre siyasetle uğraşacak mı uğraşmayacak mı zemininin münakaşasıyla geçti.”

Dördüncü gün (7 eylül) kongre, Erzurum kongresi kararlarını ve tüzüğünü bölgesel yanlarından arındırarak bütün Anadolu ve Rumeli'yi kapsayacak biçimde genelleştirdi. Şarki Anadolu müdafaai hukuk cemiyeti’nin adı “Anadolu ve Rumeli müdafaai hukuk cemiyeti" olarak değiştirildi. Erzurum kongresi nizamnamesinin Heyeti temsiliye’ye ilişkin “Heyeti temsiliye, Şarki Anadolu'nun heyeti umumiyesini temsil eder" ibaresi de “Heyeti temsiliye vatanın heyeti umumiyesini temsil eder" biçimini aldı. Kongre ayrıca Erzurum kongresi'nin müdafaa kararını pekiştirdi (her türlü işgal ve müdahalenin ve bilhassa rumluk ve ermenilik teşkili gayesine matuf harekâtın reddi hususlarında da müttehiden müdafaa ve mukavemet esası kabul edilmiştir).
Ertesi gün, kongre İstanbul delegesi İsmail Hami Bey'in hazırladığı ve birçok delegenin imzaladığı “Manda” ile ilgili muhtırayı görüştü. İstanbul’daki bazı aydın çevrelerce benimsenen ve kongrede de İsmail Hami, Refet Bey, Bekir Sami Bey, Rauf Bey, İsmail Fazıl Paşa tarafından savunulan amerikan mandası görüşü uzun tartışmalara yol açtı. Görüşmeler sırasında muhtıra sahipleri muhtıralarını geri aldılar. Rauf Bey'in önerisi üzerine Amerikan kongresi'ne, ülkedeki hüküm süren durum ve koşulları yerinde incelemek üzere bir komite gönderilmesini isteyen bir telgraf çekilerek sorun kapatıldı. Böylece manda sorunu askıya alındı ve Kurtuluş savaşı'nın akışı içinde bir daha önemli bir gündem maddesi olmadı.

Kongrenin önemli kararlarından biri de, Ali Fuat Paşa’yı Garbi Anadolu umum kuvayı milliye komutanlığına atamasıydı.
Böylece kongre kendisini ülkeyi yönetmeye yetkili bir organ olarak ortaya koyuyordu. iradei milliye adıyla bir gazetenin çıkarılmasına karar veren kongre, vatanın heyeti umumiyesini temsil edecek bir "Heyeti temsiliye” seçtikten sonra, aldığı kararları ulusa ve tüm dünyaya duyuran bir bildiri yayımlayarak çalışmalarını tamamladı.
Bildiride şu esaslar yer alıyordu:
1. Osmanlı devleti ile İtilaf devletleri arasında imzalanmış olan mütarekenamenin imza olunduğu 30 ekim 1918’deki sınırlarımız içinde kalan ve her noktası ezici İslam çoğunluğuyla meskûn olan osmanlı ülkesi toprakları ve osmanlı toplumu bölünmez ve hiçbir nedenle birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil eder. Osmanlı ülkesinde yaşayan tüm müslümanlar, birbirlerine karşı saygı ve fedekârlık duygularıyla dolu ırksal ve toplumsal haklarıyla, bölgesel şartlarına saygılı öz kardeştirler.
2. Osmanlı toplumunun bütünlüğünün ve ulusal bağımsızlığın sağlanması ve hilafet ve saltanatın korunması için milli kuvvetleri etkin ve milli iradeyi egemen kılmak esastır.
3. Osmanlı ülkesinin herhangi bir parçasına karşı vaki olacak müdahale ve işgale ve özellikle vatanımız içinde bağımsız birer rumluk ve ermenilik oluşturulması amacına yönelik hareketlere karşı Aydın, Manisa, Balıkesir cephelerindeki ulusal mücadelede olduğu gibi birlik içinde savunma ve direniş geçerli esas kabul edilmiştir.
4. Öteden beri birlikte yaşadığımız tüm gayri müslim unsurların her türlü hukuki eşitlikleri tamamiyle saklı olduğundan, sözkonusu unsurlara siyasal egemenlik ve toplumsal düzeni bozacak imtiyazlar verilemez.
5. Osmanlı hükümeti dış baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk ve ihmal etmek zorunda bulunduğu takdirde, hilafet ve saltanat vatan ve milletin korunması ve bölünmezliğini sağlayacak her türlü önlem ve karar alınır.
6. itilaf devletleri'nce mütarekenamenin imzalandığı 30 ekim 1918 tarihindeki sınırımız içinde kalıp, müslümanların büyük çoğunluğu ile meskûn olan, kültürel ve medeni bütünlüğü müslümanlara ait bulunan mülki bütünlüğümüzün taksimi görüşünden tamamen vazgeçmekle bu topraklar üzerindeki, tarihsel, ırksal, dinsel ve coğrafi haklarımıza uyulmasını ve buna aykırı girişimlerin iptaline ve bu suretle hak ve adalete dayalı bir karar alınmasını bekleriz.
7. Ulusumuz insani ve uygar gayeleri kutlar ve teknik, sınai ve iktisadi hal ve ihtiyacımızı takdir eder. Bu yüzden devlet ve ulusumuzun iç ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bölünmezliği saklı kalmak koşuluyla 6. maddede açıklanmış sınırlar içinde milliyet esaslarına saygılı ve memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, sınai ve iktisadi yardımını memnuniyetle karşılarız ve bu adil ve insani şartları kapsayan bir barışın da derhal karara bağlanması insanlığın selameti ve âlemin sükûnu adına ulusal duygumuzdur.
8. Ulusların kendi kaderini bizzat saptadığı bu tarihi devirde İstanbul hükümetinin de ulusal iradeye boyun eğmesi zorunludur. Çünkü ulusal iradeye dayanmayan herhangi bir hükümetin kendi kendine aldığı kararlar ulusça kabul edilmeyeceği gibi haricen de geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye kadar geçen olaylar ve sonuçlar ile sabit olmuştur. Bu yüzden ulusun içinde bulunduğu feci durum ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat başvurmaya gerek kalmadan osmanlı hükümetinin, ulusal meclisi hemen ve zaman kaybetmeden toplaması ve bu suretle ulusun ve memleketin kaderi hakkında alacağı tüm kararları ulusal meclise sunması zorunludur.
9. Vatan ve ulusumuzun maruz kaldığı zulüm ve elemler ile tamamen aynı gaye ve amaçla ulusal vicdandan doğan vata- Sivas kongresi’nin ni ve ulusal cemiyetlerin birleşmesinden yapıldığı bina (1919) oluşan genel kitle bu kez “Anadolu ve Rumeli müdafaai hukuk cemiyeti” unvanıyla adlandırılmıştır. Bu cemiyet her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tamamen arınmıştır. Müslüman vatandaşlarımız bu cemiyetin doğal üyeleridirler.
10. Anadolu ve Rumeli müdafaai hukuk cemiyeti’nin 4 eylül 1919 tarihinde Sivas şehrinde toplanan genel kongresi tarafından kutsal gayeyi izlemek ile genel teşkilatı yönetmek için bir “Heyeti temsiliye" seçilmiş ve köylerden vilayet merkezlerine kadar tüm ulusal teşkilat birleştirilmiştir.

İstanbul hükümeti Sivas kongresi’nin çalışmalarını başından beri engellemeye çalıştı. Elazığ valisi Ali Galip, kongreyi basıp dağıtmak, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını tutuklayıp İstanbul'a göndermekle görevlendirildi. Ancak Mustafa Kemal Paşa’nın aldığı önlemlerle bu komplo boşa çıkarıldı.

Sivas kongresi, tüm ulusal örgütleri Anadolu ve Rumeli müdafaai hukuk cemiyeti çatısı altında birleştirmiş, Erzurum kongresi kararlarını tüm ülke için genelleştirmiş, manda sorununu kapatmış, böylece ulusal hareketi daha güçlü bir konuma getirmişti. Kongrenin kapanmasının ardından, ulusal hareketin baskısı sonucu, Damat Ferit Paşa hükümeti istifa etmek zorunda bırakıldı; onun yerini alan Ali Rıza Paşa hükümeti ile Amasya'da yapılan görüşmeler sonunda Sivas kongresi kararlarının ve Heyeti temsiliye’nin tanınması sağlandı. Sivas kongresi'nin seçtiği Heyeti temsiliye, Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında ülkenin gerçek yöneticisi durumuna geldi.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 00:39
Blue Blood
23 Şubat 2007 17:56   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

Ad:  Sivas Kongresi1.jpg
Gösterim: 10
Boyut:  68.0 KB
2 Eylül'de Sivas'a gelen Mustafa Kemal hazır­lıkları bitirmeye uğraşırken bir yandan da İstanbul hükümetinin kongreyi engelleme gi­rişimlerine karşı yoğun çaba harcadı.

Sonun­da başarılı oldu ve Sivas Kongresi ilk toplantı­sını 4 Eylül'de yaptı. Bütün illere çağnda bulunulmasına karşın kongreye ancak Afyon-karahisar, Ankara, Aydın, Antep, Bursa, De­nizli, Eskişehir, Hakkâri, İstanbul, Kastamo­nu, Kayseri, Niğde, Nevşehir, Samsun ve Yozgat'tan temsilciler katılabildi. Erzurum Kongresi'nin seçtiği Heyeti Temsiliye de doğu illeri adına kongreye katılıyordu. 38 temsilcinin bulunduğu ilk toplantıda kongre başkanlığına Mustafa Kemal getirildi. Çok farklı görüşlerin tartışıldığı kongrenin temel konusu Anadolu'daki yerel direniş örgütleri­nin birleştirilmesi oldu. Günlerce süren tartış­malardan sonra bu örgütlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adı altın­da birleşmesi kararlaştırıldı.

11 Eylül'de çalış­masını tamamlayan kongre 16 kişilik bir Heyeti Temsiliye seçti ve şu kararlan aldı:

1. Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı gün var olan sınırlar içindeki topraklar ayrıl­maz bir bütündür.
2. Bu toprakların bütünlüğü ile hilafet ve saltanatın güvenliğini korumak için ulusal güçleri ve ulusal iradeyi egemen kılmak şarttır.
3. Yurdun herhangi bir yerini işgale ya da bağımsız bir Rum ve Ermeni devleti yarat­maya yönelik eylemlere karşı hep birlikte direnilecektir.
4. Hıristiyan azınlıklara tanınmış olanların dışında yeni ayrıcalıklar tanınamaz.
5. İstanbul hükümeti ulusal iradeye boyun eğmeli ve zaman geçirmeksizin bir ulusal meclis toplantısı için gerekli çabayı harca-malıdır.

Sivas Kongresi'nce seçilen Heyet-i Temsili­ye çalışmalarını bu kararlar doğrultusunda sürdürdü, 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Mustafa Kemal mücadeleyi buradan yürüttü.

Kaynak: Msxlabs & Temel Britannica
Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 00:42
Blue Blood
5 Haziran 2008 10:36   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  Sivas Kongresi4.jpg
Gösterim: 9
Boyut:  84.6 KB

Sivas Kongresi


Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı gerçekleştirmek amacıyla toplanan kongre (4-11 Eylül 1919).

Erzurum Kongresi'nin ardından toplanan bu kongre, TBMM kuruluncaya dek bir yürütme organı olarak çalışacak olan Heyeti Temsiliye'yi oluşturması bakımından önem taşır. Kongre, Mustafa Kemal'in başkanlığında ve yaptığı bir konuşmayla açıldı. Sivas Kongresi, çeşitli konularda tartışmalarla geçti. Özellikle, ulusal kurtuluştan umutlu olmayan kimi üyelerin Amerikan mandasına girilmesi önerisinin, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının çabalarıyla, iki gün süren tartışmalardan sonra karar altına alınması önlenebildi. Bir başka sorun, kongre başkanlığı konusunda doğdu.

Mustafa Kemal'in başkan olmasını istemeyenler, başkanlığın günlük olarak sırayla yapılmasını önerdiler. Ancak kongre, Mustafa Kemal'i başkanlığa getirdi. Sekiz gün süren çalışmalar sonunda, Heyeti Temsiliye'nin kurulması kararından başka; Erzurum Kongresi'ni toplayan Vilâyeti Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti adının, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti olarak değiştirilmesi ve kapsamının genişletilmesi; Sivas'ta İradei Milliye adlı bir gazetenin kurulması gibi ulusal kurtuluş yönünde kararlar alındı.

MsXLabs.Org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 00:43
10 Ekim 2008 15:46   |   Mesaj #5   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Sivas Kongresi


Mustafa Kemal’in Amasya Genelgesi ile yaptığı çağrı üzerine, 1.Dünya Savaşı’ndan sonra işgale uğrayan Türk topraklarını kurtarmak ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için çareler aramak amacıyla seçilmiş ulus temsilcilerinin Sivas’ta biraraya gelmesiyle, 4 Eylül 1919 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleşen ulusal kongredir.
Ad:  Sivas Kongresi5.jpg
Gösterim: 8
Boyut:  37.8 KB

Sponsorlu Bağlantılar
Sivas Kongresi’nde alınan kararlar, daha önce gerçekleştirilen Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek tüm ulusu kapsar bir nitelik kazandırmış ve yeni bir Türk Devleti’nin kuruluşuna temel olmuştur; bu nedenle Sivas Kongresi’nin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki önemi büyüktür.

Sivas Kongresi Çalışmaları ve Alınan Kararlar


  • 4 Eylül 1919 Perşembe günü saat 14. 00’de Sivas Lisesi(o zamanki adıyla Mekteb-i Sultani) salonunda toplantının davetçisi ve düzenleyicisi olan Mustafa Kemal’in açılış konuşması ile başladı. İlk oturumda yapılan gizli oylamada 3 aleyhte oy dışında tüm oyları alan Mustafa Kemal, Kongre Başkanlığı'na seçildi.Bekir Sami ve Rauf Bey’ler Başkan yardımcılıklarına seçildi.
  • 5 Eylül 1919 günü saat 14:30’da başlayan ikinci oturumda kongre delegeleri, daha önce bir komisyon tarafından hazırlanan yemin metni üzerinde tartıştılar ve "vatanın kurtuluşu ve milletin mutluluğundan başka hiçbir kişisel maksat izlemeyeceklerine; mevcut siyasi partilerin hiçbirinin amaçlarına hizmet etmeyeceklerine" dair yemin ettiler.
  • 7 Eylül 1919 tarihindeki üçüncü oturumda Erzurum Kongresi Tüzüğü’nün metni görüşüldü yapılacak değişiklikler aynı gün karara bağlandı. Doğu illeri için öngörülen hüküm ve şartlar, bütün ülkeyi kapsayacak biçimde değiştirildi.
  • 8 Eylül 1919 tarihinde gerçekleşen dördüncü oturumda İsmail Fazıl Paşa, Bekir Sami ve İsmail Hakkı Bey’ler tarafından kongreye verilen Amerikan mandası konusudaki muhtıra tartışıldı. Yoğun tartışmalar sonrasında muhtıra geri çekildi.
  • 9 Eylül 1919 Salı günü yapılan beşinci oturumda Ankara’da bulunan Ali Fuat Paşa’ya telgraf çekilerek Anadolu Kuvayi Milliye Başkomutanlığı’na getirildiği bildirildi. Meclis-i Mebusan’ın bir an önce açılması, Damat Ferit Paşa hükümetinin değiştirilmesi konuları görüşüldü.
  • 10 Eylül 1919 tarihli altıncı oturumda, delegeler Kongre’nin mali ihtiyaçlarına katkıda bulunmayı kabul ettiler. Haftada iki kez yayınlanacak İrade-i Milliye adlı bir gazetenin çıkarılmasına karar verdiler. Gazetenin ilk sayısı 14 Eylül’de çıktı ve üç yıl boyunca yayın yaptı.
  • 11 Eylül1919 günü yapılan son oturumda çeşitli isimlerdeki cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti altında birleştirilmesi bir bildiri ile millete açıklandı. Her türlü işgale karşı müdaafaa kararı alındı. Kongre Temsil Heyeti’ne 6 yeni üye seçildi. Damat Ferit Paşa hükümetine duyulan güvensizliği padişaha bildirmek ve yeni bir hükümet kurulmadıkça İstanbul ile ilişkileri kesmek kararı alındı. Padişaha doğrudan ulaşmak mümkün olmayınca ve verilen süreler dolunca, 12 Eylül sabahından itiberen İstanbul ile ilişkilerin kesilmesi kararı alındı ve tüm merkezlere bildirildi.
Kongre, Umumi Kongre Heyeti adına yayınlanacak bir beyanname hazırlayarak çalışmalarına son verdi.
12 Eylül 1919 günü Sivas Halkının davetli olduğu bir açık oturum yapıldı.
Sivas Kongresi’nde seçilen 6 kişinin, Erzurum Kongresi’nde seçilen 9 kişilik Temsil Kurulu’na eklenmesiyle oluşturulan 15 kişilik yeni Temsil Kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıncaya kadar ülkeyi yönetmiş; böylece Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas’a geldiği 2 Eylül 1919 tarihinden Temsil Kurulu ile birlikte Ankara’ya hareket ettikleri 18 Aralık 1919 tarihine kadar Sivas, fiilen ülkenin başkenti olmuştur.

Kongre Delegeleri


Kongrede doğu illeri adına delege olarak Erzurum Kongresi’nde seçilen Heyet’i Temsiliye (Temsil Kurulu) üyeleri bulunuyordu. Batı ve Orta Anadolu illerinden gelen diğer temsilcilerin de katılımı sayesinde Sivas Kongresi, ulusal bir kongre niteliği kazanmıştı.

Kongreye katılan delege sayısı tartışmalı bir konudur. Ankara gibi bazı illerde valilik baskısı ile delege seçimi gerçekleşememiş, bazı illerden seçilen delegelerin ise yola çıkması engellenmiş, bu nedenle kongreye katılamamış veya kongre çalışmaları bittikten sonra Sivas’a gelebilmişlerdi. Sonradan katılanlar ile birlikte delege sayısının 41’i bulduğu söylenebilir (Farklı kaynaklara göre 31,33, 38 katılımcı vardır.)
Delege listesi aşağıdaki gibidir:
  • Mustafa Kemal (Atatürk), Temsil Kurulu Başkanı (Erzurum), Ordu Müf. İstifa
  • Hüseyin Rauf (Orbay), Temsil Kurulu Üyesi (Sivas), Em. Deniz subayı
  • Bekir Sami (Kunduk), Temsil Kurulu Üyesi (Sivas), Mülkiyeli - Vali
  • Fevzi (Baysoy), Temsil Kurulu Üyesi (Erzincan), Din adamı -Şeyh
  • Raif (Dinç),Temsil Kurulu Üyesi (Erzurum), Hukukçu- Yargıç
  • Refet (Bele), Canik (Samsun)(TKÜ), Asker (Albay)
  • Kara Vasıf , Antep, Emekli Albay
  • İsmail Hami (Danişment), İstanbul, Mülkiyeli- Tarihçi
  • İsmail Fazıl (Cebesoy), İstanbul, Emekli General
  • Hikmet (Boran), Ask. Tıb. Öğr. Tem.(İst.), Tıbbiye Öğrencisi
  • Ahmet Nuri , Bursa, İlmiye sınıfı Hocası
  • Osman Nuri (Özpay), Bursa, Hukukçu- Avukat
  • Hüseyin (Bayraktar), Eskişehir, Tüccar
  • Hüsrev Sami (Kızıldoğan), Eskişehir, Subay
  • Halil İbrahim (Sipahi), Eskişehir, Tüccar- Bld. Bşk.
  • Mehmet Şükrü (Koçzade), A. Karahisar, Hukukçu
  • Salih Sıtkı (Kesrioğlu), A. Karahisar, Mülkiyeli
  • Bekir (Gümişioğlu),A. Karahisar, Öğretmen
  • Abdurrahman Dursun (Yalvaç), Çorum, Öğretmen
  • Mehmet Tevfik (Ergun), Çorum, Öğretmen
  • İbrahim Süreyya (Yiğit), Alaşehir (Saruhan), Mutasarrıf
  • Macit (Suner) Alaşehir (Manisa) Hakim (Yargıç)
  • Mehmet Şükrü (Dalamanlı), Denizli , Hukukçu
  • Yusuf (Başağazade), Denizli, Hukukçu - Zıraatçı
  • Necip Ali (Küçüka), Denizli, Hukukçu -Yargıç
  • Hakkı Behiç (Bayiç), Denizli, Mülkiyeli
  • Sami Zeki, Kastamonu, Emekli Subay
  • Nuri (Tatlızade), Kastamonu, Tüccar
  • Halit Hami (Mengi), Bor (Niğde), Tüccar- Beld. Bşk.
  • Mustafa (Soylu), Niğde, Öğretmen
  • Yusuf Bahri (Tatlıoğlu),Yozgat, Çiftçi
  • Osman Remzi (Öğüt), Nevşehir, Memur
  • Mazhar Müfit (Kansu), Denizli (Hakkari), Valilikten istifa
  • Hasan ? ?
  • Süleyman (Boşanlı – Boşnak), Samsun(Canik), Çiftçi – Denizci

Aşağıdaki isimler ise Sivas Kongresi'ne delege olarak seçilmişler, ancak kongre çalışmaları sona erdikten sonraki günlerde Sivas'a gelebilmişlerdir.
  • Nuh Naci (Yazgan), Kayseri, Tüccar
  • Ahmet Hilmi (Kalaç), Kayseri, Kaymakam
  • Ömer Mümtaz (İmamzade), Kayseri, Tüccar
  • İhsan Hamit (Tigrel), Diyarbakır, Eğitimci
Bursa delegeleri gösterilen askerlikten istifa etmiş Necati (Kurtuluş) ve hukukçu Asaf (Doras)'a kongre tutanaklarında rastlanmadığı halde, bazı eserlerde isimleri geçmektedir.
Mustafa Kemal, delegelerin otelde kalmasını yasakladığı için Sivaslıların evinde kaldılar. Şekercizade İsmail Efendi çok sayıda delegeyi evinde uzun süre misafir etti. Kongre Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Kongrenin yapıldığı lise binasında hazırlanan odada kaldı.

Sivas Kongresi Temsil Heyeti


ERZURUM KONGRESİNDE SEÇİLMİŞ OLANLAR
1- Mustafa Kemal Paşa (3. Ordu Komutanı iken askerlikten ayrıldı)
2- Hüseyin Rauf Bey (Bahriye Eski Nazırı ve askerlikten ayrılma)
3- Hoca Raif Efendi (Erzurum eski Mebusu)
4- İzzet Efendi (Eski Kaymakam-Mebus)
5- Servet Bey (Trabzon Eski Mebusu)
6- Sadullah Efendi (Bitlis eski mebusu)
7- Hacı Fevzi Efendi (Erzincan Nakş-i Bendi Şeyhi)
8- Bekir Sami Bey (Beyrut eski valisi)
9- Hacı Musa Efendi (Mutki'de Aşiret Reisi)

Heyet-i Temsiliyece seçilmiş Olanlar:
10- Refet Bey (3. Kolordu Komutanı iken askerlikten ayrılma).

SİVAS KONGRESİNDE SEÇİLENLER:
11- Kara Vasıf Bey (Gaziantep Delegesi, Kurmay Albaylıktan emekli)
12- Mazhar Müfid Bey (Hakkari delegesi, Eski mutasarrıf)
13- Ömer Mümtaz Bey (Adana eski mebusu)
14- Hüsrev Sami Bey (Eskişehir Delegesi, Askerlikten ayrılma)
15- Hakkı Behiç Bey (Denizli delegesi, Eski Mutasarrıf)
16- Ratıp Zâde Mustafa Bey (Niğde Delegesi)
Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 00:44
24 Haziran 2010 14:46   |   Mesaj #6   |   
The Unique - avatarı
Üye

SİVAS KONGRESİ(4-11 EYLÜL 1919) :


4-11 Eylül 1919'daki Sivas Kongresi yurdun her tarafından gelen kişilerle ülkenin birliğini sağlama çareleri arıyordu.
  • İstanbul Hükümeti, Sivas Kongresi'nden çekindiği için (milli bir kongre olduğundan) Mustafa Kemal ve Rauf Orbay'ın tutuklanmasını istedi.
  • Bu olay gerçekleşmedi.
  • Sivas Kongresi'nde tartışılan manda konusu ve Mustafa Kemal'in başkan olup, olmama­sıydı. Bu olayda çözümlendi.
  • Sivas Kongresi ulusal bir kongredir. (Ulusal bir ihtilal özelliğindedir.)
  • Sivas Kongresi'nde dernekler birleştirilmiş, Milli Kurtuluş tek teşkilat tarafından yönetilir hale gelmiştir. (Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti)
  • Sivas Kongresi Temsil Heyeti, tüm yurdu Temsil eder denmiştir (Temsil Heyetinin görevi TBMM'nin açılmasıyla son bulmuştur.)
  • Sivas Kongresi Temsil Heyeti Ali Fuat Paşayı Batı Cephesi Askeri Birlik Komutanı olarak atayarak ilk yürütme yetkisini kullanmıştır.
  • Sivas Kongresi Anadolu'nun sınırlarını belirlemiştir. (Misak-ı Milli'de kesinleşmiştir.)
  • Sivas Kongresi Demokrasiye geçişin ilk adımıdır. (Her ilden üç delegenin gelmesinden dolayı.)

TEMSİL HEYETİNİN İSTANBUL'LA İLİŞKİSİNİ KESMESİ :


  • Sivas Kongresi Temsil Heyeti ile İstanbul Hükümeti arasındaki görüşmelerden sonra bağlar koptu.
  • Böylece İstanbul Hükümeti milletsiz bir hükümet haline geldi.
Sivas Kongresi Temsil Heyeti'nin padişaha yaptırdığı ilk iş; Damat Ferit Paşa'yı görevden aldırmasıdır.
Son düzenleyen Safi; 21 Temmuz 2016 23:53
18 Haziran 2011 22:43   |   Mesaj #7   |   
Valeria - avatarı
VIP Çilekli

Sivas Kongresi,


4 Eylül 1919 günü o zamanlar "Mekteb-i Sultanî" olarak kullanılan bir binanın salonunda, 38 delegenin iştiraki ile toplandı. Kongre 8 gün devam etti ve 11 Eylül 1919'da Heyet-i Temsiliye seçimini takiben bir beyanname yayımlayarak çalışmalarına son verdi. İlk oturumda yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa. başkan seçildi. Erzurum Kongresi'ni takiben bütün memleketi temsil eden böylesine önemli bir Kongre'nin özellikle Sivas'ta toplanışı, şehrin stratejik durumu ile ilgili idi. Anadolu'nun ortasında yer alan bu şehrimiz -mütareke şartları gereğince İtilâf devletlerini temsilen bazı subaylar bulunmasına rağmen- işgal altında değildi. Ulaşım bakımından Anadolu yollarının birleştiği bir kavşak durumunda idi: o günkü imkânların elverdiği ölçüde çeşitli Anadolu şehirlerine şu veya bu şekilde bağlanabiliyordu. Her ne kadar Fransızlar Adana üzerinden, İngilizler Samsun'dan şehri işgal tehdidinde bulunuyorlarsa da Mustafa Kemal Paşa, böyle bir işgalin düşmana çok pahalıya mal olacağını hesaplıyordu. Bütün bu avantajları yanında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Sivas Şubesi ,şehirde oldukça iyi teşkilâtlanmıştı.
Ad:  Sivas Kongresi6.jpg
Gösterim: 8
Boyut:  55.4 KB

İşte bu şartların oluşturduğu hava içinde gerçekleşen Sivas Kongresi doğrudan doğruya Mustafa Kemal'in çağrısı üzerine toplanmış , bir millî kongredir. Kongre nin 38 üyesinden 31'ini Batı ve Orta Anadolu illerinden gelen üyeler, 7'sini ise Doğu Anadolu illerini temsilen Erzurum Kongresi'nce seçilen Heyet-i Temsiliye oluşturmuştu. Böylece Batı ve Orta Anadolu illerinden seçilen delegelerle Doğu illerini temsilen gelen Heyet-i Temsiliye, Sivas Kongresi'ne memleket çapında bir genişlik ve bütünlük kazandırdı.

Tarihî bir gerçek olarak belirtmek gerekir ki Sivas Kongresi'nin toplanışı sırasında da Erzurum Kongresi'nde olduğu gibi İstanbul Hükûmeti ve idarecileri büyük engeller çıkardılar. Bu sebepledir ki Ankara ve diğer bazı şehirlerimizden valilik baskısı ile delege seçilemedi. Bazı vilâyetlerden seçilen delegeler de aynı baskı nedeniyle yola çıkmaktan alıkonuldu, dolayısıyla Kongre'ye iştirak edemedi.
Sivas Kongresi'nin toplanmaması için Sivas'ta bulunan Fransız Jandarma Müfettişi Brüno da baskı yaptı. Vali Reşit Paşa ile görüşerek böyle bir Kongre gerçekleştiği takdirde Sivas'ın işgal edileceğini ve Kongre'nin dağıtılacağını bildirdi. İngilizler de Samsun üzerinden Sivas'ı işgal edecekleri tehdidinde bulundular. Fakat Mustafa Kemal'in her güçlüğü aşan azmi önünde, bütün bu tehditler sonuçsuz kaldı.

İstanbul Hükûmeti Erzurum Kongresi'nde yaptığı gibi Sivas Kongresi sırasında da bütün gücüyle Mustafa Kemal'i tevkife yönelmişti. Anadolu'nun hemen her valisine telgraflar çekilerek Mustafa Kemal'in ne pahasına olursa olsun tutuklanarak İstanbul'a gönderilmesi isteniyordu. Bunu gerçekleştirmek üzere valiliklere, mutasarrıflıklara yeni atamalar yapıldı. Fakat hiçbir idareci, şahlanan millî irade ve millî hava içinde İstanbul Hükûmetinin isteklerini yerine getirmek cesaretini gösteremedi.

Sivas Kongresi'nin diğer bir özelliği de delegelerin vatanın kurtuluşu ve milletin mutluluğundan başka hiçbir kişisel maksat izlemeyeceklerine, mevcut siyasî partilerden hiçbirinin amaçlanna hizmet etmeyeceklerine dair Kongre'de yemin etmeleri olmuştu. Bu suretle Millî Mücadele'nin hiçbir siyasî parti adına yapılmadığı, tamamen milleti ve memleketi kurtarma amacına yönelik bir hareket olduğu açıkça belirtilmiş oluyordu. Sivas Kongresi kararları şu şekilde özetlenebilir:
  • Millî sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz. Evvelce toplanan Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz vilâyetlerinin hiçbir sebep ve bahane ile anavatandan ayrılamayacağını ilân etmişti. Sivas Kongresi sahip olduğu tam yetki ile bu karara bütün memleketi kapsayan bir genişlik kazandırdı.
  • Her türlü işgal ve müdahaleye karşı, millet birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir. Erzurum Kongresi'ni toplanmaya davet eden başlıca tehlike Doğu Karadeniz Bölgesinde kurulması düşünülen Pontus Rum devleti ile Doğu Anadolu illerini içine kalacak bir Ermenistan tehlikesi idi. Sivas Kongresi, batıdan gelen Yunan tehlikesini de göz- önüne alarak, vatan topraklarına yönelik hiçbir işgal ve müdahalenin karşılıksız kalmayacağını mütecaviz düşmana açıkça bildiriyordu.
  • İstanbul Hükûmeti, haricî bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır. Bu madde ile İstanbul Hükûmetinin millet menfaatlerine aykırı herhangi bir karar veya davranışına milletin kayıtsız kalmayacağı, gerektiğinde millî iradeye dayanan bir hükûmetin derhal kurulacağı açıkça belirtiliyordu.
  • Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır. Erzurum Kongresi'nde belirlenen bu kural, Sivas Kongresi'nde perçinleştiriliyordu, Memleketi kurtaracak tek kuvvet, millî ordu idi. Bu ordu, milletin iradesi ve eğilimleri yönünde savaşacâk, bağımsızlık mutlaka gerçekleşecekti. Millet artık egemenliğini kendi eline almıştı; kendi hâkimiyetinden başka hiçbir güç tanımıyordu. Bu esas gelecekteki Cumhuriyet rejiminin esasını oluşturuyordu.
  • Manda ve himaye kabul olunamaz. Erzurum Kongresi'nde karar altına alınan bu görüş, Sivas Kongresi'nce de onaylanarak Millî Mücadele'nin temel kuralı haline getiriliyordu. Millî kurtuluş hareketinin parolası hiçbir devletin merhametine sığınmaksızın" Ya istiklal ya ölüm!" dü.
  • Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisi'nin derhal toplanması mecburidir. Erzurum Kongresi kararlarında da belirtilen bu istek, artık bir mecburiyet olarak gösteriliyordu. Aksi takdirde hükûmet kararları millî iradeyi yansıtmayacaktı.
  • Aynı gaye ile millî vicdandan doğan cemiyetler "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilmiştir. Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz Bölgelerindeki millî cemiyetleri "Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adıyla bir merkezde toplamıştı. Sivas Kongresi, bu örgüte -bütün Anadolu ve Rumeli Cemiyetlerini de içine almak üzere- memleket çapında bütünlük kazandırdı.
  • Mukaddes maksadı ve umumî teşkilâtı idare için Kongre tarafından bir Heyet-i Temsiliye seçilmiştir. Erzurum Kongresi, Doğu illerini temsilen 9 kişilik bir Heyet-i Temsiliye seçmişti. Sivas Kongresi'nce 6 kişi daha seçilmek suretiyle "Heyet-i Temsiliye" genişletilmiş, bu suretle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıncaya kadar memleket mukadderatında yegâne söz sahibi bir kurul oluşturulmuştu.
Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek, bu kararlara bütün memleketi kapsayan bir nitelik kazandırması bakımından İnkılâp Tarihimizde büyük öneme sahip bir Kongre'dir. Üyelerinin, bütün memlekete şamil olması sebebiyle de Millî Mücadele başlangıcında Türkiye'nin mukadderatını çizen, bütün milletin tek vücut halinde birlik olduğunu dünyaya ilân eden millî bir Kongre'dir. Bunun içindir ki tesirleri Erzurum Kongresi'nden daha geniş oldu.

Sivas Kongresi'nden sonra Mustafa Kemal Paşa'nın amacı en kısa zamanda Anadolu'da millet temsilcilerinden oluşan bir meclis toplamak ve bu meclisin kuracağı hükûmet ile Millî Mücadele'yi bir merkezden idare etmek idi. Dâhi adam, bu büyük işi gerçekleştirmek üzere Sivas Kongresi'nden sonra da Heyet-i Temsiliye Reisi sıfatıyla millî teşkilâtın kuvvetlenmesi yolunda -bütün engelleri aşarak- azimle çalıştı. Bu devre esnasında Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye i1e temas temini ve anlaşma zemini arayan İstanbul Hükûmeti, temsilcileri vasıtasıyla 20-22 Ekim 1919 tarihleri arasında Amasya'da onunla görüşmüş ve bir Millet Meclisi toplanmasına ikna olmuştu. Bu görüşme İnkılâp Tarihimizde "Amasya Mülâkatı" olarak bilinmektedir. Mustafa Kemal, Meclisin Anadolu'da toplanmasını istemesine rağmen, Meclis 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplandı. Fakat İngilizlerin ve gerekse onlara âlet durumunda olan hükûmet adamlarının baskısı sebebiyle olumlu bir faaliyet gösteremedi. Sadece Erzurum ve Sivas Kongrelerinin esaslarını "Misak-ı Millî" halinde kabul ve ilân etti.

Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919'da bir kısım arkadaşları ve Heyet-i Temsiliye üyeleri i1e beraber Ankara'ya gelmişti. Artık Millî Mücadele Ankara'dan yönetiliyor, İstanbul'daki asker ve sivil birçok vatansever, Bağımsızlık Savaşında görev almak üzere Ankara'ya geliyordu. Bir süre sonra,16 Mart 1920 tarihinde İstanbul, İtilâf devletleri tarafından fiilen işgal edildi; şehir yabancılar tarafından tamamen askerî kontrol altına alınmıştı. Bu şartlar altında Meclis de faaliyet gösteremeyeceğini anlayarak dağıldı; zaten bu sıralarda milletvekillerinin bir kısmı da İngilizler tarafından tutuklanmış bulunuyordu.
Mustafa Kemal, İstanbul'un işgali üzerine valiliklere ve kolordu komutanlıklarına talimat vererek Ankara'da toplanacak fevkalâde salâhiyete sahip bir meclise yeni temsilciler seçmelerini bildirdi. Seçimler sür'atle sonuçlandi. Nihayet 23 Nisan 1920'de yurdun her bölgesinden gelen millet temsilcileriyle Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal, millet iradesini ve egemenliğini temsil eden bu Meclise ve onun hükümetine de başkan seçilerek artık Türk bağımsızlık mücadelesinin her bakımdan, askerî, siyasî ve sosyal lideri oldu. Ama memleketin içinde bulunduğu şartlar, kendisinin omuzlarına yüklenen görevi gerçekten çok ağırdı. Tarihten silinmek istenen bir milletin ölüm kalım savaşının,. istiklâl mücadelesinin liderliğini yapıyordu.

Ankara'da Millet Meclisi'nin açılması, milli bir hükûmetin kurulması üzerine Padişah ve İstanbul Hükûmeti de millî mücadeleyi daha geniş ölçüde baltalama yollarına sapmıştı. Anadolu'da binbir fedakârlıkla oluşturulan millî kuvvetlere karşı halife ve padişah orduları kuruluyor, başta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele kahramanları, âsi sayılarak idama mahkûm edilmiş bulunuyordu. Diğer taraftan İzmir'e çıkan Yunanlılar da Anadolu içlerine doğru taarruza hazırlânıyordu. Mütareke ile örgütlü ordu resmen dağıtılmış, silâhları alınmış olduğundan, işgal altındaki yörelerde düşmana ancak mahallî kuvvetler ve gönüllü müfrezeler karşı koyuyordu. Bu düşman saldırılarının yanı sıra Anadolu'nun bazı yörelerinde Anzavur gibi, Çopur Musa gibi, Postacı Nâzım gibi aldatılmış kişilerin elebaşılık ettiği iç isyanlar devam ediyordu.

Bütün bu iç ve dış güçlüklere, zor şartlara rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, kısa zamanda duruma hakim olarak düşman kuvvetlerine karşı çeşitli cephelerde büyük başarılar kazanmaya başladı. Doğu cephesinde XV. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir komutasındaki kuvvetlerimiz büyük başarılar kazandı. Bu bölgede Oltu, Sarıkamış ve Kars'ı işgal suretiyle sınır şehirlerimize tecavüz eden Ermenilere karşı 28 Eylül 1920'de taarruza geçilerek, merkezi Erivan'da bulunan Ermeni Cumhuriyeti ordusu mağlup edildi ve 29 Eylül 1920'de Sarıkamış, 30 Ekim 1920'de Kars tekrar geri alındı. Ermenilerin barış isteği üzerine 2/3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalanarak savaşa son verildi. Gürcistan'a da Ardahan ve Artvin vilâyetlerimiz tahliye ettirildi.

Güney cephesinde de Adana, Urfa, Antep ve Maraş bölgelerinde Fransız birlikleriyle mahallî kuvve'tler arasında şiddetli çatışmalar oluyordu. Sonuçta Fransızlar 12 Şubat 1920'de Maraş'tan, 11 Nisan 1920 günü de Urfa'dan çekilmek zorunda kaldılar. 21 Ekim 1921'de Fransızlarla yapılan "Ankara Antlaşması" Adana, Mersin, Gaziantep ve diğer bazı şehirlerimizin kurtuluşuna uzandı.

Yunanlılar 1920 Haziranında, Ankara'da kurulan iki aylık yeni hükûmetin içinde bulunduğu güç şartlardan yararlanarak 22 Haziran 1920 günü Batı Cephesinde umumî taarruza geçmişler, büyük kısmı ile gönüllülerden oluşan kuvay-ı milliye cephesini yararak 8 Temmuz 1920 günü Bursa'yı, 29 Ağustos 1920 günü de Uşak'ı işgal etmişlerdi. Bu olaylar seyrederken Padişah ve İstanbul Hükûmeti de 10 Ağustos 1920'de İtilâf devletleriyle Sevr Antlaşmasını imzalamak suretiyle dış düşmanlarımızla birleşmiş oluyordu.

Yunanlıların Batı cephesinde ilerleyişi, birçok bölgelerin kuvvet yetersizliği sebebiyle işgal edilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa, cephe komutanları ile görüşmüş, artık gönüllü kuvvetler yerine düzenli bir ordu kurulması gereğini ilgililere bildirmişti. Çünkü olaylar gösteriyordu ki, millî mücadelenin başarısı, bütün kuvvetlerin tek bir otorite altında toplanmalarına bağlı idi. Bu da millî müfrezelerin, milis kuvvetlerinin, gönüllü teşkilâtların ordu içinde düzenli kıtalar haline getirilmesini gerektiriyordu. Çete halinde dağınık savaşa son verilecek, bütün millî müfrezeler ve gönüllü kuvvetler ordu içinde disiplin ve eğitime tabi tutulacaktı.

Artık, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kema1 Paşa, Millî Savunma Bakanı Fevzi Çakmak Paşa ve Genelkurmay Başkanı ve aynı zamanda Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey, bütün çalışmalarını düzenli ordunun gerçekleşmesine vermişlerdir. Bu aylar, millî mücadele tarihimizin gerçekten en buhranlı, en çetin aylarıdır.

Şimdi 1920 yılının Aralık sonlarındayız. Bir çok millî müfreze, gönüllü örgüt sür'atle millî ordu içinde toplanmaktadır. Ne çare ki ellerinde bir kısım kuvvet bulunan Çerkez Ethem ve kardeşleri, Batı Cephesi kuvvetlerine bağlı kalmak istememişler, başlarına buyruk bir siyaset izleme yoluna gitmişlerdi. Bunlar, Millî Mücadele'nin güç zamanlarında başardıkları bazı işlerin verdiği şımarıklıkla bulundukları bölgelerde sivil memurları diledikleri gibi azlediyor, değiştiriyor, kendilerine göre atamalar yapıyorlardı. Batı Cephesi, tek komuta altında örgütlendikçe, düzenli kuvvetler haline geldikçe, Ethem ve kardeşlerinin huzurları daha da kaçıyor, Batı Cephesi yanında Ankara Hükûmeti'ne, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne dil uzatmaktan çekinmiyorlardı. Artık tutumları, millî hükûmete karşı bir isyan halini almıştı.

Durum gerçekten nazikti. Binbir emek ve fedakârlıkla kurulan düzenli orduda emir ve komuta birliğini temin bakımından bu sorunun, kesin şekilde çözümlenmesi gerekiyordu. Zira Ethem müfrezesi ordu içinde kaldıkça hiçbir zafer kazanılamayacağı gibi, aksine bu âsi kuvvetler her başarıda orduya ayakbağı olacaktı. Bu sebeple hükûmet Çerkez Ethem kuvvetlerinin ortadan kaldırılmasına karar verdi.

29 Aralık 1920 günü Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey'le Güney Cephesi Komutanı Albay Refet Bey, Çerke.z Ethem ve kuvvetlerini ortadan kaldırmak üzere ileri harekete geçtiler. Kütahya yörelerinde bulunan Çerkez Ethem kuvvetleri, Batı Cephesi kuvvetlerin Kütahya'yı işgali üzerine Gediz'e çekildi. Millî kuvvetler, âsileri takiple 5 Ocak 1921 günü Gediz'i de işgal edince Çerkez Ethem müfrezesi Simav yönüne çekilmek mecburiyetinde kaldı.

İşte şimdi Millî Mücadele'nin en dramatik anları yaşanmaktadır. Batı Cephesi kuvvetleri Çerkez Ethem isyanını bastırmak üzere, eski harp mevzilerinden çok uzaklaşmışlar, Gediz'e kadar ulaşmışlardır. Çerkez Ethem'i takip sebebiyle cephelerin boşaltıldığını, askerlerin mevzilerden uzaklaştığını haber alan Yunanlılar, içinde bulunduğumuz bu iç buhranı, Ankara Hükûmeti'nin bu çetin ve zor ânını kendileri için büyük bir fırsat bilerek 6 Ocak 1921 günü hem Bursa, hem Uşak cephelerinden sür'atle ileri yürüyüşe geçtiler. Amaçları, Türk kuvvetlerini, zayıflayan mevzilerinde âniden bastırıp mağlup etmek, bu suretle Eskişehir ve Afyon'u ele geçirerek kendilerine Ankara yolunu açmaktı. Bu plan gerçekleştirildiği takdirde, henüz sekiz aylık millî hükûmeti doğduğu yerde boğmak, kolayca ortadan kaldırmak güya mümkün olacaktı.
Düşmanın, taarruz hedefi olarak seçtiği Eskişehir de, Afyon da askerî yönden önemli kavşaklardı. Bu şehirlerimizin elden çıkışı, önemli demiryollarının da düşman eline geçmesi demekti. Hele, Bursa ve Uşak Cephelerinden ilerleyen düşman kolları, Kütahya önlerinde birleşme imkânı bulursa, Çerkez Ethem'e karşı geride bırakılan kuvvetlerimizi de arkadan vurabilirdi. İşte mağlubiyetimiz halinde ortaya çıkacak korkunç tablo bu idi.

Düşman taarruzu i1e gelişen bu kritik durum üzerine, Batı ve Güney Cephesi komutanları vaziyeti görüşerek, ister istemez Çerkez Ethem'in takibine ara vermeyi ve Kütahya ve Gediz'e kadar gelmiş olan kuvvetlerimizin büyük kısmını vakit geçirmeksizin İnönü ve Dumlupınar mevzilerine sevketmeyi kararlaştırdılar. Ancak Batı Cephesi kuvvetlerinin şimdi bulundukları Gediz ve Kütahya yöreleri ile İnönü mevzileri arasında 3 günlük bir yol vardı. Eğer Yunanlılar, bizden daha önce İnönü mevzilerine ulaşabilirlerse mukavemetsiz, Eskişehir'e kadar yol almış olacaklardı. O halde yapılacak iş, son sür'atle İnönü mevzilerine yetişerek ilerleyen düşmanı burada durdurmak olacaktı. Bu amaçla Çerkez Ethem ve kardeşlerine karşı bir kısım kuvvet, Kütahya yöresinde bırakılarak, geri kalan kuvvetler İnönü mevzilerine hareket ettirildi. Keza üç misli düşman kuvvetine karşı İnönü mevzilerini daha da takviye etmek üzere, Ankara'da yeni kurulmakta olan 4. Tümen de Cepheye çağrıldı. Ethem'in takibine ara vererek Kütahya'dan hareket eden 11. Tümen de 9 Ocak sabahı, İnönü mevzilerine varmıştı.
Öte yandan Yunanlılar sür'âtle ilerleyerek, 8 Ocak 1921 günü Çivril ve Pazarcık'ı, 9 Ocak sabahı da Bilecik ve Bozüyük'ü işgal ettiler. Fakat bütün bu işgallere, güç şartlara, iki ayrı düşmanla savaş mecburiyetine rağmen sonucun zaferle biteceği hususunda başta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele liderlerinin inançları asla sarsılmamıştı. Atatürk, 8 Ocak 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden şunları söylüyordu: "Efendiler! Dahilde ve hariçteki düşmanlarımız ister çok, ister az olsun, faaliyetlerinin genişliği ne olursa olsun, kesin başarı, son başarı meşru bir ama izleyenlerde olacaktır."
I. İnönü Muharebesi, 9 Ocak 1921 günü öğleden sonra Yunanlıların Bozüyük yönünden şiddetli taarruzu ile başladı. Ufak bir köyden ismini alan İnönü, şimdi Türk Kurtuluş Savaşında dönüm noktası olacak bir muharebeye sahne oluyordu. Ve yıllar sonrâ bu muharebeyi idare eden komutana, Atatürk tarafından "İnönü" soyadı verilecekti.

Muhar ilk günü Batı Cephesi kuvvetleri ile Yunanlılar arasında çok çetin çarpışmalar oldu. Yunanlıların her taarruzu, karşı taarruzla cansiperane püskürtülüyor, ilerlemelerine imkân verilmiyordu. Anlaşılan düşman, umduğunu bulamamıştı. İnönü mevzilerinde boş cepheler yerine, Türk kuvvetlerinin piyade ve topçu ateşiyle karşılaşmaları, onlar gerçekten şaşırtmıştı.
Muharebe,10 Ocak günü de sabahtan akşama kadar bütün şiddetiyle devam etti. Bu sabah, Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey de Gediz'den muharebe meydanına gelmiş, savaşı bizzat ateş hattında idareye başlamıştı. Bir ara bir alay kadar düşman kuvveti, mevzilerimizdeki bir boşluktan istifade ederek Batı Cephesinin karargâhı bulunan İnönü istasyonunun kuzevine kadar sokulmaya muvaffak oldu. Bu kritik vaziyet karşısında cephe karargâhı istasyondan alınarak sür'atle İnönü köyüne nakledildi ve cephenin bu kesimi kuvvet kaydırarak takviye edildi.

Askerlerimiz bugün de, aralıksız devam eden düşman taarruzlarını, bir an gerilemeksizin göğüslüyorlar; Yunanlıların ilerlemesine imkân bırakmıyorlardı. Şüphesiz ki ordumuz, bu taarruzlar karşısında ağır zayiat veriyor; ama canından aziz bildiği kutsal vatan topraklarını her ne pahasına olursa olsun, savunmadan geri kalmıyordu. En nihayet tükenen, gücü kırılan düşman oldu. 2 gündür devam eden taarruzlarından bir başarı elde edemediğini, edemeyeceğini anladı. Artık bu safhada onlar için yapılacak bir şey vardı: Geri çekilmek! Gerçekten Yunan kuvvetleri,10 Ocak 1921 gecesi verdikleri kararla 11 Ocak günü sabahından itibaren Bursa yönünde geri çekilmeye başladılar.

Bu zafer müjdesi üzerine,11 Ocak 1921 günü Atatürk, Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey'e şu telgrafı çekiyordu: "Bu başarının, mukaddes topraklarımızı düşman istilâsından tamamen kurtaracak olan kesin zafere hayırlı bir başlangıç olmasını Allah'tan diler, Batı Cephesinin bütün subay ve erlerini kazandıkları bu zafer dolayısıyla tebrik ederim".Gerçekten I. İnönü zaferi, Atatürk'ün ifadesiyle kesin zafere hayırlı bir başlangıç olmuş, onu II. İnönü, Sakarya, 26 Ağustos ve 30 Ağustos gibi daha büyük zaferler izlemiştir.

Artık sıra, Çerkez Ethem kuvvetlerinin de bırakılan yerden takibine gelmişti. Sür'atle ileri harekata geçilerek bu âsi kuvvetlerde tamamen ortadan kaldırıldı. Çerkez Ethem ve kardeşleri son çare olarak Yunanlılara sığındılar. Bu isyanın bastırılması ile artık millî orduda emir ve komuta birliği de tam olarak sağlanmış oldu.
I. İnönü zaferi içerde ve dışarda büyük etkiler yarattı; büyük siyasî gelişmelere sebep oldu. Bu zaferden sonradır ki, ümitsizlikler boğulmuş, yeni kurulan devlet, sarsılmaz temeller üzerine oturmaya başlamış, 20 Ocak 1921 günü ilk Anayasamız, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmişti. Yine bu zaferle içerde asayiş ve güven sağlanmış, muntazam ordu kurma çalışmaları daha da kolaylaşmıştı.

I. İnönü zaferinin dışardaki etkileri de önemliydi. Bu zaferle düzenli ordu, düşman karşısında ilk sınavını veriyor, dost ve düşman önünde yenilmez iradesini sergiliyordu. Bu zafer, yabancı devletlere de artık, millî hükûmetin hatırı sayılır bir varlık olduğunu gösteriyordu. Bu gelişmeler sebebiyledir ki İtilâf devletleri, 21 Şubat 1921'de toplanan Londra Konferansı'na İstanbul Hükûmeti ile beraber Ankara Hükûmeti'ni de çağırdılar. Ancak zaferin gerçek sahibi Ankara Hükûmeti idi. Bu sebeple Ankara delegeleri, Osmanlı heyeti içinde yer almayıp millî davayı savunmak üzere ayrı bir ekip oluşturdular. O kadar ki Osmanlı baş delegesi Sadrazam Tevfik Paşa, konferansta söz hakkını Ankara Hükûmeti temsilcilerine bırakmak mecburiyetinde kaldı. İşte bu gelişmeler sonucu İtilâf devletleri yeni bir barış teklifi hazırlamak zorunda kaldılar. Yine I. İnönü zaferinin millî hükûmete kazandırdığı dış itibar sayesinde 16 Mart 1921 tarihinde Sovyet Rusya ile "Moskova Antlaşması" imzalandı. Londra'da da Fransa ve İtalya ile barış yolunda bazı müzakereler oldu.

Ancak Yunanlılar, bu mağlubiyetten ders almayarak kısa süre sonra 23 Mart 1921 günü aynı cephelerden tekrar ileri harekâta geçtiler. 27 Mart 1921 günü Yunanlıların İnönü mevzilerine taarruzu ile başlayan,II. İnönü muharebesinde de düşman taarruzları birincisinde olduğu gibi durduruldu. 31 Mart 1921'de Batı cephesi kuvvetlerinin karşı taarruza geçmesi sonucu Yunanlılar geri çekilmeye başladılar. Nihayet 1 Nisan 1921 günü binlerce ölü ile doldurdukları muharebe meydanını tekrar silâhlanmıza terk zorunda kaldılar. Bu suretle Batı cephesinde düşmana karşı II. İnöntı Zaferi adını alan bir büyük başarı daha kazanıldı. Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya gönderdiği kutlama telgrafında: "Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin ters talihini de yendiniz!" diyordu.

Şimdi 1921 yılının Temmuz başlarındayız. Yunanlılar Ankara Hükûmetinin reddettiği Sevr Antlaşmasını gerçekleştirmek amacıyla Anadolu topraklarına durmadan kuvvet çıkararak Türklere karşı yeni bir taarruza hazırlanmaktadırlar. Nihayet bu genel düşman taarruzu,10 Temmuz 1921 günü, bütün Batı Cephesi boyunca takviyeli kuvvetlerle başladı. Harekât ilerledikçe Yunan kuvvetleri ile Türk kuvvetleri arasında yer yer şiddetli çarpışmalar oldu. Ancak gerek insan gücü gerekse araç ve gereç yönünden Türk kuvvetlerinden sayıca fazla durumda bulunan Yunanlılar birçok yerleri işgal ettiler. Afyon, Eskişehir, Kütahya, Bilecik ard arda düşman eline geçti.

Cepheden gelen bu kaygı verici haberler üzerine 18 Temmuz 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Ankara'dan Karacahisar'daki Batı Cephesi Karargâhına geldi. Takviyeli kuvvetlerle gelişen Yunan ilerleyişi karşısında, o günkü şartlar altında imkânları sınırlı Türk ordusu için daha da ileri kayıpları önlemek üzere yeni bir strateji tesbitine gerek gördü ve Cephe Kumandanı İsmet Paşa'ya şu direktifi verdi: "Orduyu, Eskişehir'in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman ordusuyla araya bir mesafe koymak lâzımdır ki, orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya'nın doğusuna kadar çekilmek yerindedir!" Müteakiben bu strateji uygulandı ve Batı Cephesindeki Türk ordusu geri yürüyüşe geçerek 25 Temmuz 1921'de tamamen Sakarya Nehri'nin doğusuna çekildi. Bu karar, harp yönetimi bakımından isabetli bir davranıştı; zira kayba uğrayan, azalan kuvvetlerimizin, tutunduğu mevzilerde tazelenen taarruz gücüne karşı çekilmeksizin uzun sure direnmesı daha büyük kayıpların sebebi olacaktı.

İnkılâp Tarihimizde "Kütahya-Eskişehir Savaşları" adını alan ve Sakarya'nın doğusuna çekilmemizle sonuçlanan bu çarpışmalarda ordumuz kendisinden sayıca 2 misli fazla düşman kuvvetleri karşısında oldukça ağır zayiat vermiş, gerek çarpışmalar gerekse geri çekiliş esnasında şehit, yaralı ve kayıp olmak üzere 40.000'e yakın silâhlı kuvvetimiz yok olmuştu. Ayrıca araç ve gereç kaybımız da büyüktü.

Ordumuzun bu, Sakarya'nın doğusuna çekiliş günlerinde Bakanlar Kurulu, tekrar gelişebilecek yeni bir Yunan taarruzuna karşı tedbir olmak üzere Hükûmet Merkezi'nin Ankara'dan Kayseri'ye nakline karar verdi; ancak Meclis'ten onay almak gerekiyordu. Hükûmet kararı, Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda açıklandı. Meclis şahlanmıştı: "Biz buraya kaçmaya mı ,geldik, yoksa düşmanla dövüşmeye mi?" Millet temsilcileri, Ankara'yı harpsiz teslim etmeyi kabul etmediler; hedef son tepeye kadar dövüşmekti. Bu heyecanlı konuşmalar üzerine Meclis, tahliyenin aksine Ankara'nın müdafaasına, bunun için gerekli hazırlıkların yapılmasına karar verdi.

Bütün bu zor şartlara, geçici çekilişe rağmen sonunda düşmana kati darbe indirileceğine dair, başta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele liderlerinin inançları asla sarsılmamıştı. Mustafa Kemal Paşa'ya göre "Pek uzak olmayan bir gelecekte karşımızdaki Yunan ordusu tükenecek, sonunda imhası mümkün hale gelecekti." Ancak başarının en önemli şartı, herkesin bu sonuca candan inanması ve bu uğurda maddî ve manevî tüm güçlerini memleket savunmasına yöneltmesi idi. Ayrıca unutulmaması gereken nokta, ordumuz, düşmanın arzu ettiği yerde değil, bizim arzu ettiğimiz yerde kesin muharebeye girecek ve ona, orada kati darbeyi vuracaktı. Bu bakımdan gerektiğinde geri çekilişin, bazı yerleri düşmana terk edişin büyük bir önemi yoktu. Askerliğin gereğini kararsızlığa düşmeden uygulamak gerekiyordu.

Ne çare ki liderlerin bu inancına rağmen Sakarya'nın doğusuna çekilmenin yarattığı maneviyat bozukluğu Meclis'e de aksetmişti. Yeni bir ordu oluşturulurken meydana gelen bu ağır kayıp, bu çekilme ister istemez sarsıntılara sebep olmuş; bazı çevreleri haklı olarak endişe ve tedirginlik kaplamıştı. Bu hava içinde 4 Ağustos 1921 günü Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda askerî durum ve Başkomutanlık teşkili üzerinde heyecanlı görüşmeler oldu. Milletvekilleri, yorgun orduyu yeniden canlandıracak, memleketi bu badireden kurtaracak son çareyi aramaktadırlar. Bu çare, Mustafa Kemal'in fiilen ordunun başına geçmesidir. Çünkü O, katıldığı bütün savaşlarda yenilmemiş, yenmiş bir kumandandır. Bu sebepledir ki konuşmalar onun başkomutanlığı üzerine alması görüşünde birleşti. Taraftarları gibi muhalifleri de kendisinden, ordunun başına geçmesini istemektedirler. Meclis'in büyük çoğunluğu, taraftarları kurtuluş için tek çarenin bu olduğu, başka çıkar yol bulunmadığı fikrindedirler. Bazı milletvekilleri içtenlikle haykırırlar: "Sen mühim bir kumandansın! Büyük bir askersin ve bunu da Çanakkale Muharebesinde ispat ettin. Şimdi kendini hangi güne saklıyorsun? Sakarya'ya kadar geldi düşman, kendini hangi güne saklıyorsun?" Bu haykırışlar, gerçekten millî iradenin sesi idi ve büyük kahramanı, fiilen ordunun başına davet ediyordu.
Muhaliflere gelince, onlar da Başkomutanlığı Mustafa Kemal Paşa'ya vermekle zaten kurtuluş ümidi kalmadığını kabul ettikleri bir ortamda, gelişecek tüm sorumluluğu onun ,omuzlarına yüklemeyi amaçlıyorlardı.

Meclis'te 4 Ağustos 1921 günü başlayan bu görüşmeler, ertesi gün de aynı heyecanla devam etti. Mustafa Kemal Paşa, önce tartışmaların dışında kaldı. Ancak konuşmamasının, tavrını açıkça ortaya koymamasının, onun da gelecekten ümitsiz olduğu şeklinde yorumlanması ihtimaline karşı, kendisini Başkomutan görmek isteyen millî iradenin bu ısrarı karşısında, Meclis Başkanlığına şu önergeyi sundu: "Meclis'in sayın üyelerinin umumî surette beliren arzu ve istekleri üzerine Başkomutanlığı kabul ediyorum. Bu vazifeyi, kendi üzerime almaktan doğacak yararları en kısa zamanda elde edebilmek ve ordunun maddî ve manevî kuvvetini en kısa zamanda artırmak ve yönetimini bir kat daha kuvvetlendirmek için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin haiz olduğu yetkileri fiilen kullanmak şartiyle üzerime alıyorum. Hayatım boyunca millî hâkimiyetin en sadık bir hizmetkârı olduğumu milletin nazarında bir defa daha doğrulamak için bu yetkinin 3 ay gibi kısa bir müddetle sınırlandırılmasını ayrıca istiyorum".

Bu önerge Meclis'in yetkilerini kullanma isteği sebebiyle bazı itirazlara sebep oldu. Ancak durum, olağanüstü bir durumdu ve ölüm kalım mücadelesi gibi olağanüstü şartlar konuşuyordu. Bu şartlar içinde Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edilen görev gerçekten çok büyük ve önemli, diğer bir ifade ile Türk milletinin mukadderatı ile ilgili idi. Düşman karşısındaki cephede vakit geçirmeksizin en seri, en doğru kararları verebilmek, ancak Meclis'in yetkilerini anında kullanmakla mümkündü. Esasen Atatürk de bu olağanüstü şartlara rağmen, söz konusu yetkinin 3 ayla sınırlı kalmasını istemekle, millî iradeye olan sarsılmaz saygısını gösteriyordu. Nihayet Meclis, bu isteğinde kendisini haklı gördü. Görüşmeler sonucu, 5 Ağustos 1921 günü, "Mustafa Kemal Paşa'ya 3 ay süre ile askerliğe ait hususlarda Meclis'in yetkilerini kullanmak koşuluyla Başkomutanlık tevcih eden Kanun, Büyük Millet Meclisi'nde oybirliği ile kabul edildi. Kanunda şu sözlere yer veriliyordu: "Millet ve memleketin mukadderatına bilfiil el koyan yegane yüce kuvvet olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkomutanlık fiili vazifesine kendi reisi Mustafa Kemal Paşa'yı memur etmiştir. Başkomutan, ordunun maddî ve manevî kuvvetini artırma ve yönetimini bir kat daha kuvvetlendirme hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin buna ait salâhiyetini Meclis namına fiilen kullanmaya yetkilidir. Bu sıfat ve salâhiyet üç ay müddetle sınırlıdır. Meclis lüzum gördüğü takdirde bu müddetin bitiminden evvel dahi bu sıfat ve salâhiyeti kaldırabilir."

Başkomutanlık verilişinden sonra Mustafa Kemal Paşa kürsüye geldi. Memleketin düşman istilâsından kurtarılacağına dair sarsılmaz inancını bir kere daha ifade ederek Meclis'e şu teminatı verdi: "Efendiler! Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, Allahın yardımıyla behemehal mağlûp edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu kesin inancımı yüksek heyetinize karşı, bütün millete karşı ve bütün âleme karşı ilân ederim." Başkomutan aynı gün ordu ve millete de bir bildiri yayımladı. Bu bildiride de şu cümleler yer alıyordu: ".... Bana bu vazifeyi tevdi etmiş olan Meclis ve bu Meclis'te beliren milletin kesin iradesi, hareket tarzımın mihrakını teşkil edecektir. Hiçbir sebep ve suretle değiştirilmesine imkân omayan bu kesin irade, her ne olursa olsun düşman ordusunu imha etmek ve bütün Yunanistan'ın silâhlı kuvvetlerinden oluşan bu orduyu, anayurdumuzun mukaddes ocağında boğarak kurtuluşa ve bağımsızlığa kavuşmaktır.

Başkomutan, artık plânını yapmış ve kesin şekilde uygulamaya başlamıştır. Hedef, muvaffakiyete götürecek bütün tedbirleri en kısa zamanda almaktır. Bu amaçla 7 ve 8 Ağustos 1921 günleri, kendi imzasıyla 10 adet "Tekâlif-i Milliye" yani "Millî Vergi" emri yayımladı. Bu emirler gereği her ilçede bir "Millî Vergi Komisyonu" kuruluyordu. Her evden ordunun ihtiyacı için bir kat çamaşır, bir çift çorap, bir çift çarık isteniyordu. Ordunun malzeme ihtiyacı için tüccarın elinde bulunan stoklardarı yüzde kırkına parası zaferden sonra ödenmek üzere el konuluyordu. Herkes hububat, hayvan ve yem bakımından stoklarının yüzde 40'ını yine parası sonradan ödenmek üzere orduya verecekti. Halkın elinde bulunan savaşa elverişli bütün silâh ve cephane, 3 gün içinde ordu ambarına teslim edecekti. Memleketteki demircilerin, dökümcülerin, marangozların, sanayi imalâthanelerinin listesi çıkacak ve sahiplerinin isimleri belirlenecekti. Böylece bütün memleket, gelecekteki zafer için olağanüstü bir seferberliğe davet edilmişti. Artık millet ve ordu elele idi ve topyekûn bir harp başlatılmıştı.
Başkomutan bu acil tedbirleri aldıktan sonra 12 Ağustos 1921 günü Ankara'dan hareketle Polatlı'daki Cephe Karargâhına geldi. Artık Mustafa Kemal Paşa, cephede ve fiilen Türk ordusunun başında idi.

Şimdi 1921 yılı Ağustos başlarındayız. Yunan ordusu 13 Ağustos 1921 günü Sakarya'daki Türk mevzilerine doğru yeniden ileri harekâta başladı. 15 Ağustos 1921 günü Yunan Kralı Konstantin, ordularına "Ankara'ya!" emrini verdi. Durmaksızın ilerleyen Yunanlılar, birçok şehir ve kasabalarımızı işgal ederek sonunda Sakarya'daki savunma hattımıza dayandılar.
23 Ağustos 1921 günü, Yunan ordusunun taarruzu ile Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Bütün cephe boyunca taarruz ve karşı taarruzlarla çok şiddetli muharebeler oldu. Yunan taarruzu, bir çok yerde kıtalarımız tarafından düşmana ağır zayiat verdirilerek durduruldu. Ancak takviyeli Yunan kuvvetlerinin önemli mevzilerimizi ele geçirdikleri, Polatlı'ya kadar yaklaştıkları, top seslerinin Ankara'dan duyulduğu zamanlar oldu. Türk mevzileri bir çok noktada yarılmasına rağmen, her nokta inatla savunuluyor, kaybedilen her hattın gerisinde yeni bir savunma hattı oluşturuluyor, böylece düşmanın ilerlemesine imkân verilmiyordu. Zira Başkomutan, savaş stratejisi için şu formülü koymuştu: "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için, küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her birlik, ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona tâbi olamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmağa ve mukavemete mecburdur".

Başkomutanın ortaya koyduğu, harp yönetimi bakımından büyük önem taşıyan bu kural, Sakarya'da aynen uygulanmış ve mukaddes vatan toprakları, her kaybedilen hattın gerisinde vakit geçirmeksizin yeniden bir hat teşkili suretiyle sonuna kadar savunulmuştur. Düşman aştığı her tepenin ardında "Ankara var!" hulyasıyla harp ediyor, Mustafa Kemal Paşa ise Yunan kuvvetlerini, son darbeyi indireceği yere, memleketin harim-i ismetine çekiyordu. Nihayet düşmanın taarruz gücü, ilerleme kuvvet ve kudreti gittikçe tükenmeye başladı. Yunan birlikleri ana mevzilerinden çök uzaklaşmış, gerçekten Türklerin harim-i ismetine düşmüştü. Artık taarruz sırası Türklerindi. 10 Eylül 1921 günü başlayan karşı taarruzumuzla düşmana ağır zayiat verdirilmiş, bu taarruz sonucu Yunanlılar batıya doğru çekilmeye başlamıştı. Bütün savaş boyunca cepheden ayrılmayan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, zaman zaman da en ileri mevzilerde görünmüş, hatta ateş hattına girmişti. Başkomutanın en ileri hatta, taarruz eden kıtaların yanında görülmesi ve muharebeyi ateş hattında bizzat takip edişi şüphesiz ki subay ve erlerimizin maneviyatları üzerinde büyük tesir yaptı.

"Sakarya Meydan Muharebesi" adını alan bu büyük ve kanlı savaş, 22 gün 22 gece devam etmiş ve nihayet 13 Eylül 1921 günü, düşman Sakarya Nehri'nin doğusunda tamamen imha edilerek büyük bir zafer kazanılmıştı. Bu anlamlı ve büyük başarı üzerine 19 Eylül 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'ya Kanunla Müşir (Mareşal) rütbesi ve "Gazi" unvanı verildi. Sakarya Zaferinin sonuçları siyasî alanda da kendisini gösterdi. 13 Ekim 1921'de Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması, 20 Ekim 1921'de Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalandı.
Son düzenleyen Safi; 22 Temmuz 2016 00:44
31 Temmuz 2012 11:03   |   Mesaj #8   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam

SİVAS KONGRESİ ( 4-11 Eylül )


Erzurum Kongresinden sonra Sivas Kongresinin toplanması ile ilgili çalışmalara devam edildi. Bununla beraber İstanbul Hükümeti ve işgal kuvvetleri de kongreyi engellemek için faaliyetlerine devam etmekteydi. İstanbul Hükümeti Elazığ Valisi Ali Galip'i kongreyi engellemekte görevlendirmiş ancak başarılı olunamamıştır.
Mustafa Kemal 2 Eylül 1919 tarihinde Sivas'a geldi. Sivas Kongresi 4 Eylül tarihinde Mustafa Kemal'in davet sahibi sıfatıyla başkanlık kürsüsünden yaptığı konuşma ile açıldı. Mustafa Kemal başkanlığa seçildi. Kongreye 38 kişi katıldı.
Sponsorlu Bağlantılar

Sivas Kongresinin Toplanma Amacı:


Amasya Genelgesinde belirtildiği üzere; ulusal güçleri birleştirmek ve ulusal hareketi idare edebilecek bir teşkilat kurmak ( işgal altındaki vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını sağlamak için yağılacak çalışmaları belirlemek)

Alınan Kararlar:


  1. Millî sınırlar içinde bulunan vatan bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
  2. Kuvayı milliyeyi yetkili ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır.
  3. Osmanlı ülkesinin herhangi bir kısmına yapılacak müdahale, işgal ve Ermenilik, Rumluk teşkili gayesine yönelik hareketlere toptan karşı konacaktır.
  4. Azınlıkların her türlü güvenliği sağlandığından siyasi egemenlik ve toplum dengesini bozacak ayrıcalıklar verilemez.
  5. İstanbul Hükümeti, bir dış baskı karşısında topraklarının herhangi bir parçasını bırakmak zorunda kalırsa, buna karşı bütün tedbirler alınır ve kararlar verilebilir.
  6. Mondros Mütarekesi imzalandığı tarihte sınırlarımız içinde bulunan, halkı Müslüman olan topraklar üzerindeki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımıza saygı gösterilmesini ve bunlara aykırı girişimlerin geçersiz hale getirilmesini bekleriz
  7. Devletin bağımsızlık ve bütünlüğü saklı kalmak şartıyla topraklarımızı ele geçirmek isteği olmayan herhangi bir devletin ekonomik, teknik ve sınaî yardımlarını memnuniyetle karşılarız
  8. Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisi'nin derhal toplanması mecburidir.
  9. Millî vicdandan doğan cemiyetler birleşmiş, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını almıştır. Bu cemiyet her türlü fırkacılık cereyanlarından, şahsi ihtiraslardan uzaktır. Bütün Müslüman vatandaşlar bu cemiyetin tabii üyesidirler
  10. Umumi Kongre tarafından kutsal gayelere erişmek, bunları takip etmek için bir Temsil Heyeti seçilmiştir. (Temsil Heyetinin üye sayısı 15'e çıkarılmıştır.)

Sivas Kongresinin Önemi ve Özellikleri:


  • Sivas kongresi hem toplanış şekli hem de aldığı kararlar bakımından milli bir kongredir.
  • Milli Mücadele Sivas Kongresi ile bir lidere kavuştu ( Mustafa Kemal )
  • Türk Milleti adına söz söyleyecek bir temsil Heyeti Oluşturuldu. (Temsil heyeti Yurdun bütününü temsil eder )
  • Bütün milli cemiyetler "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilerek ulusal örgütlenme tüm vatana yayılarak ulusal güçler tek elde toplanmıştır.
  • Anadolu'da gücünü halktan alan yeni bir siyasi otorite ortaya çıkmıştır. ( Temsil Heyeti )
  • İlk kez yürütme yetkisi kullanılmıştır. ( Ali Fuat Paşa batı Cephesi Kuva-yi Milliye komutanlığına atanmıştır )
  • Manda ve Himaye kesinlikle reddedilmiştir. ( Tam bağımsızlık anlayışına ters düşer )
  • Sivas Kongresinde Erzurum Kongresinde alınan kararlar aynen kabul edildi.

Sivas Kongresi Sonrası Gelişmeler:


  • Mustafa kemal İstanbul Hükümetinin kongreyi engellemeye çalışmasından dolayı 12 Eylül tarihinden itibaren İstanbul Hükümetiyle olan haberleşme ve bağlantıyı kesmiştir. Artık başvuru makamının Temsil Heyeti olduğunu ifade etmiştir.
  • Bu baskılara daha fazla dayanamayan damat Ferit Paşa hükümeti istifa etmek zorunda kaldı. Bu sonuç Anadolu'daki hareketin içteki ve dıştaki itibarını artırmış, Anadolu'da tereddüt içinde olan bazı yöneticilerin Mustafa Kemal ve temsil Heyeti saflarına geçmelerini sağlamıştır.
  • Damat Ferit Paşa hükümeti yerine daha ılımlı olan ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu.
  • 14 Eylül'de yayın yoluyla propaganda yapmak, milli mücadelenin haklılığını duyurmak amacıyla İrade-i Milliye adıyla bir gazete çıkarılmaya başlandı.

Son düzenleyen Safi; 21 Temmuz 2016 23:55

Daha fazla sonuç:
Sivas Kongresi