Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 20 Mayıs 2017  Gösterim: 37.042  Cevap: 93

Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması

Dangerousspy
22 Haziran 2007 11:53       Mesaj #1
Dangerousspy - avatarı
Ziyaretçi

Güneş Sistemi Dışında Su İşareti

Ad:  uf3.jpg
Gösterim: 154
Boyut:  38.1 KB

Astronomlar Güneş Sistemi dışında varlığı daha önce bulunan HD209458b gezegeninde suyun var olduğunu açıkladılar. Astrophysical Journal dergisinde de yayınlanacak bilgiye göre, HD209458b gezegeninde su buharının varlığı tesbit edildi. Bilindiği gibi HD209458b gezegeni Güneş Sistemimiz dışında varlığı tespit edilen ilk gezegen olma özelliğini taşıyor. Kendi güneşinden 7 milyon km uzaklıkta bir yörüngede dolanan HD209458b gezegeninin bu mesafesi ile Jupiter'in Güneşimize olan mesafesiinden 100 kat daha yakın olma özelliğine sahip. Bu kadar yakın bir yörüngede HD209458b'nin dolanması gezegenin kendi güneşine çok yakın olması nedeniyle atmosferinin buharlaşmasında neden oluyor. 1999 yılında keşfedilen HD209458b ayrıca atmosferinde ilk kez karbon ve oksijen bulunan güneş sistemi dışı gezegen olma özelliğini de taşıyor.

Sponsorlu Bağlantılar
ENCELADUS ÜZERİNDE HAYAT ARAŞTIRMALARI
Enceladus uydusundan gelen fotoğrafları inceleyen bilim insanları, Dünya’dan başka bir göktaşında sıvı halde suyun varlığına dair ilk direkt kanıt olabileceğini belirtiyor. Sıvı halde bulunan su, istikrarlı bir enerji kaynağı ile birleştiğinde yaşama evsahipliği yapabilir. Cassini’nin çektiği yüksek çözünürlüklü fotoğraflar, Enceladus’un güney kutbunda buz partikülleri saçan gayzer benzeri yapılar ve su buharı bulunduğunu gösteriyor. Güneş’ten kilometrelerce uzakta olduğundan uydu yüzeyinde su donabiliyor, ancak yüzey altında fayzerlerin jeolojik etkenlerle ısınabileceği tahmin ediliyor. Fotoğraflar arasında suyu sıvı halde gösteren bir görüntü olmamasına karşın, uzmanlar buz ve su buharının yüzeye yakın su kaynaklarından geldiğini ifade ediyor.

KISITLI DÜZEYDE BİR YAŞAM MÜMKÜN
Bilim insanları, sadece suyun varlığının yaşamı desteklemeye yetmeyeceğini de ekliyor. Örneğin, donmuş halde bulunan su sadece kısıtlı bir yaşama olanak veriyor. Enceladus tahmin edildiği gibi su barındırıyorsa, mikrop veya biraz daha gelişmiş bir düzeyde yaşam, bu koşullar altında gelişmiş olabilir.

ORGANİK MADDELER DE VAR
Cassini’yi yöneten bilim insanlarından Space Science Institute uzmanı Dr. Carolyn Porco, su buharını ‘tabancanın dumanı’na benzeterek, bunun suyun varlığına bir kanıt olabileceğini savunuyor. Dr. Porco bulguları, “Canlı yaşamın gelişmesi için sıvı halde suya ek olarak, organik maddelerin de bulunması gerekiyor, ki uyduda metan ve karbon dioksit bulunduğunu biliyoruz, bu bizim için iyi haber” şeklinde yorumladı.

GEREKLİ ŞARTLAR MEVCUT
Bir diğer Cassini uzmanı Dr. Torrence Johnson, su buharının, suyun yüzey altında ısınmış vaziyette bulunabileceğini gösterdiğini ve bunun Dünya dışında Güneş Sistemi’nde suyun varlığına ilk direkt kanıt olduğunu dile getirdi. Bilim insanları ayrıca, hidro-termal enerjinin uyduda yaşamın gelişmesi için gerekli bir enerji kaynağı olabileceğini belirtiyor.Astrobiology Institute bilim insanlarından Dr. David Morrison ise, fotoğraflardaki su buharının mikroskobik yaşamın belirtisi olarak algılamada acele edilmemesi gerektiğini savunuyor.

GAYZER ATMOSFERE KADAR FIŞKIRTIYOR
Cassini’den gelen fotoğraflardan gayzerlerin yüzlerce kilometre yükseğe fışkırdığını ve açığa çıkan buz kristallerinin yüzeye kar olarak düştüğünü gösteriyor. Bazı buz kristalleri ise, uydunun yerçekimini aşarak atmosfere, oradan da Satürn’ün halkasına dağılıyor. Dünya’dan 1.28 milyar kilometre uzaklıktaki Satürn’ün Enceladus uydusunun çapı 505 kilometre. Uydu, Güneş Sistemi’ndeki en parlak göktaşı.

AKTİF JEOLOJİK YAPI
Enceladus uydusunun az Güneş ışığı aldığı ve soğuk bir yüzeye sahip olduğu düşünülüyor. Ancak, bilim insanları uydunun son derece aktif bir çekirdek ve jeolojik yapıya sahip olduğunu ve atmosferinin faal olduğunun altını çiziyor.

GÜNEY KUTBU ÖZEL BİR ALAN
Bilim insanları, Enceladus’un çekirdeğinin uydunun tam merkezi yerine güney kutbuna yakın bir yerlerde olduğunu, bu nedenle de gayzerlerin güney kutbuna yakın olduğunu belirtiyor. Bu varsayımla, suyun uydu sathına yayılan küresel bir yüzey altı okyanus yerine, güney kutbuna yakın bölgesel rezervler şeklinde varolduğu düşünülüyor.

YERALTI REZERVLERİ İSTİKRARLI SU KAYNAĞI
Uzmanlar, uyduda suyun yüksek basınçlı olduğunu ve yeraltı su sisteminin en az birkaç bin yıldır faal olduğunu savunuyor. Bu nedenle de, yeraltı rezervlerinin istikrarlı bir su kaynağı olabileceği tahmin ediliyor.

Bilim insanları, Mars ve Jüpiter’in buzul içeren bazı uydularının bir zamanlar mikroskobik düzeyde yaşamı barındırdığını düşünüyor. Kızıl gezegen Mars’ta ise şimdiye dek sıvı halde suya rastlanmadı. Ancak kayalar üzerinde yapılan gözlemler, bir zamanlar Mars’ta yüzey altında sıvı veya katı halde suyun bulunmuş olabileceğine işaret ediyor. Jüpiter’in Avrupa uydusunda yapılan gözlemler de, yüzey altında buzdan bir okyanusun varlığını kanıtlıyor.Cassini, Enceladus’a bir sonraki sortiyi 2008 yılında yapacak.


Kaynak: Ntvmsnbc - Ajanslar

Son düzenleyen Safi; 16 Kasım 2016 14:06


Dangerousspy
22 Haziran 2007 12:18       Mesaj #2
Dangerousspy - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  uf4.jpg
Gösterim: 175
Boyut:  49.6 KB

EVRENDE BİZDEN BAŞKA CANLILAR VAR MI?


İnsanoğlu kendini bildi bileli başka gezegenlerden önemli bir kanıt elde edemediği için Dünyamızın "Evrende canlı yaşamın olduğu tek gezegen" olduğunu söylemişlerdir.Ancak yazacağım yazılardan sonra bilinmeyenler evreni gittikçe büyüyecektir.
Astronomlar bulutsuz bir gecede çıplak gözle 5000-6000 yıldız görülebileceğini söylüyorlar.
Ancak biliyoruz ki samanyolu denilen milyarlarca yıldız sisteminin olduğunu biliyoruz.
Ancak evrenin sonsuzluğunu ele alırsak samanyolunu bir kibrit çöpüne benzetebiliriz.
Şöyle bir varsayım türetelim
Ünlü astronom Harlow Shapley teleskoplarımızın görüş alanı içinde yaklaşık olarak (100.000.000.000.000.000.000) yıldız bulunduğunu bunların binde birinde gezegenler sistemi bulunduğunu tahmin ediyor.Bu tahmin temelinden hareket edersek bu yıldızların binde birinde hayat olduğunu kabul edersek geriye (100.000.000.000.000) yıldız kalıyor.bunların binde birinde yıldızdızlarda hayat vardır.Dahada ileri gittiğimizde Şu anda evrende hayat olan 100 milyon gezegen olduğu anlaşılır.
Biyokimyacı DR. S. Miller'in hayat için gerekli koşulların başka gezegenlerde daha çabuk gelişmiş olduğunu savunmuştur bu savunmadan da bizden daha ileri uygarlıklar olduğunu çıkartabiliriz.
PROF. DR. WİLLY LEY Yalnız samanyolunda 30 milyara yakın yıldız olduğunu söylüyor.Şu andaki astronomlar 18 milyar olduğunu söylüyor.Gezegen sistemleri arasındaki uzaklığın, gezegenlerin ancak yüzde birine bir yıldız yörüngesine girme olanağını tanıdığını düşünelim.Bu durumda hayatı destekleyecek güçte 180 milyon gezegenle karşı karşıya kalırız.bakın yüzde birinde onunda yüzde birini düşünürsek Samanyolu'nda 18.000 uygarlık olduğu ortaya çıkar. 18.000 gezegende en azından 1 tane hayat olan bir uygarlık olduğunu ileri sürebiliriz.
Başka gezegenlerdeki yaşamın dünyamızdaki atmosfere benzemesi aynı olması beklenemez.
Yıllardır biyolojide okuduğumuz bakterileri biliyoruz.Bunun en güzel örneği anaerobik canlılardır.Bu canlılar oksijensiz ortamda yaşamaktadırlar.BU bakterilere oksijen öldürücü etki yapmaktadır.BUNUN GİBİ BAŞKA GEZEGENLERDE OKSİJENSİZ ORTAMDA YAŞAYAN CANLILAR OLDUĞUNU SAVUNABİLİRİZ.
Bakın yıllar önce dünyanın düz olduğu inanılmaktaydı.dahada ileri gidersek bazı insanlar dünyamızın bir ineğin üzerinde olduğunu kızdığında depremlerin olduğunu söylemekteydiler.Bu çok gülünç değil mi?Şimdi biz şimdiki kuşak olarak uzaylılar yok dersek bir sonra ki nesillerdeki insanlar bu gerçekle karşılaşsalar bize gülmezler miydi? EVRENDEKİ BİR SÜRÜ GEZEGEN BULUNMAKTAYKEN SADECE DÜNYANIN HERŞEYİN MERKEZİ OLDUĞU SADECE DÜNYADA HAYATIN OLDUĞUNU SAVUNURSAK BU İYİ DÜŞÜNMEDİĞİMİZİN BİR ŞEYLERE İNANMAK İSTEMEDİĞİMİZİN DÜŞÜNCELER EVRENİNDE BOĞULUCAĞIMIZIN İNSANLARIN BEYNİNİ ZORLAMAK İSTEMEYİŞİNİN DAHA İLERİ GİDECEĞİMİZİN GÖSTERGESİDİR.

Son düzenleyen Safi; 23 Haziran 2016 05:44
13 Ağustos 2008 00:25       Mesaj #3
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

UFO'lar Radarları Yanıltıyor mu?


İlginç bir olay bir UFO araştırma kuruluşu olan GEPAN/SEPRA dosyalarında yer almaktadır. Aslında bu olay benzeri 489 olayın daha bulunduğu "Weinstein" adlı katalogda yer almaktadır. 489 olayın 101´i yani % 21´i radar olaylarıdır ve bu örnekler ABD Hava Kuvvetleri´nin "Blue Book" adlı araştırma projesinde de yer alırlar. "Blue Book" projesinde yer alan 363 olayın 76´sı da radar olaylarına aittir. Fransız Hava Kuvvetleri´nin 1945´den beri derlediği aeronautic gök olayları dosyaları benzer olaylarla doludur. 1977´den beri sivil ve askeri gözlemler derlenmiş ve birçok örnek de GEPAN/SEPRA´ya verilmiştir. Sivil ve askeri radarlar farklıdırlar, askeri radarlar iki metre kare büyüklüğündeki bir cismi farkedebilirler. 1982´den sonra hazırlanan gözlem raporlarında 12 radar olayı vardır ve bunların üç tanesi UFO tipindedir. Radar uzmanı von Ludwiger´e göre, bütün bu olayların içinde yukarda sözü edilen olay düşündürücü ve dikkat çekicidir.

Yer İsviçre, tarih 5 Haziran 1996, saat öğleden sonra 2:30. Dubendorf askeri hava üssünde aralarında radar operatörlerinin de bulunduğu altı görevli, 1700 metre uzaklıkta çok büyük gümüş renkli bir cismi görürler, cisim karşıdaki büyük binanın ardından ortaya çıkar, sallanarak 1300-2000 metre arasında inip çıkarak ilerlemektedir. Üç radar cihazı birden harekete geçirilir. Von Ludwiger normadışı hareketler yapan radar hedeflerinin, çok net olarak belirlenebildiğini ve kayıtlara geçirilebildiğini söylemekte ve bu tür kayıtların sonradan en iyi şekilde analiz edilebildiğini belirtmektedir. Ama bu kez, radarlarda hiçbir görüntü yoktur, sadece bir hareketin eğim çizgileri belli belirsizdir.

Von Ludwiger, normaldışı atmosferik ışın kırılmalarının açıklanabildiğini ama bazı zamanlarda da radar kayıtlarında uzun eğim izlerine raslandığını anlatmakta ama bu olayda farklılık olduğunu da eklemektedir. Peki o cisim neydi ve radar ne görüyordu? Yukardaki olayda askeri yetkililerle, sivil gözlemciler arasındaki işbirliği mükemmeldir ama her ülkede ve olayda bu mümkün olmaz. Her ne kadar radarlardaki açıklanamayan cisimler otoritelerce uyumsuz ve normal değilse de hatta çoğu zaman radar arızası olarak tanımlanıyorlarsa da, sonuçta resmi UFO araştırma kuruluşlarının en önemli malzemeleri olarak sınıflandırılırlar. Buna karşın Radar olayları UFO kanıtlarının en gizli tutulan ve gözardı edilen türüdürler, ayrıca uzmanlık gerektirdikleri için de kullanışlı sayılmazlar ve ham veri olarak kabul edilirler. Von Ludwiger ise, dürüstçe radar konusunda daha da doğrusu radarlarda gördüklerimizi yorumlama alanında yeterince deneyim kazanmadığımızı itiraf etmektedir.

Kaynak: Bilinmeyenler Forumu
Son düzenleyen Safi; 23 Haziran 2016 00:24
18 Aralık 2009 20:37       Mesaj #4
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

ABD ile UZAYLILAR ANTLAŞMA mı İMZALADI?


Burada bilgileri veren kaynaklara göre, tüm anlatılanlar ABD Hükümeti tarafından "Çok Gizli" olarak tanımlanıyor. Ve yine aynı kaynaklara göre, ABD'de geçerli olan "Bilgi Özgürlügü Kanununun" kapsamına alınmadıgı gibi, ABD Hükümeti aşağıda anlatılan olayların hiçbirisinin doğrulugunu kabul etmemektedir. Fakat, anlatılanların tümünün gerçek olduğu iddia edilirken, sadece ABD'nin degil daha birçok hükümetin benzeri gerçekleri sakladıklarını ve daha da ötede bu konularda konuşanların susturuldukları da belirtiliyordur.

Anlatılanlar ve kimligi saklanan tanıklarla yapılan görüşmeler büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirilmis, ses ve video bantlarından isimler özellikle silinirken, konuşanların kimlikleri titizlikle saklanmıştır. Öyleyse, bu durumda anlatılanların dogrulugundan nasil emin olunabilir? Buna verilen cevap ise söyle; "Bu tanıklar, Amerikan Hükümeti'nin 'Çok Gizli' düzeyi ile olan ilişkileri, verdikleri isimler ve kaynaklar bakımından inanılır ve güvenilirdir. Tanıklar, görev yaptıkları dönemin istihbarat servislerindeki personelin adlarını ve rütbelerini doğru olarak biliyor ve anlatıyorlardı ve bunlar en ciddi düzeyde araştırılarak doğrulandı."

Gizemli Bir Grup
Birkaç yıl öncesine dönelim, UFO Araştırmacısı William Moore "Dünyadışı Canlıların Biyolojik Varlıkları" adlı bir radyo programı yapıyordu, ikinci programın sonrasında, bir telefon aldı. Arayan eski bir istihbarat görevlisiydi, 9 arkadaşı adına konuşurken, "Dünyadaki Yabancı Varlıklarla ilgili dokümanları Moore'a verebileceğini söylüyordu. Moore, ikna olarak konuşmayı kabul etti ve konuşmalara ve konuşmacılara "Faicon" kod adı verildi. Bu arada Moore, Jamie Sanders adlı bir TV yapımcısı ve yönetmeninden yardım isteyerek, görüşmelerin videoya kaydedilmesini planladı. Bu aşamanın ardından, Faicon kod adlı ama gerçek adı "MJ 12" olan grupla çalışmalara geçildi. Peki, "MJ 12" neydi? Bu özel grup, ABD içindeki UFO faaliyetlerini araştırırken, "Dünyadaki Yabancı Varlıklar"la da ilişkileri yönlendirmekle görevliydi.

Yani resmen, insanlık ile "Dünyadaki Yabancı Varlıklar' arasındaki politikayı belirliyorlardı. Çalışmalar sürdürülüyor, kararlar veriliyor, Başkan'ın onayına sunuluyor ve politika uygulanıyordu. Yani ABD Başkanı'nın "Dünyadaki Yabancı Varlıklardan haberi vardı... Faicon'a göre, "MJ 12" 1950'lerde bizzat Başkan Truman'un emriyle kurulmuştu ve bu emrin belgesi de vardı. Faicon bu belgeyi gösteriyordu. Ek olarak da, 1947'de, New Mexico Roswell'e düşen UFO'nun ve içindeki dünyadışı canlıların cesetleri hakkında bilgi veren "MJ 12" dökümanları bulunuyordu. Bu dökümanlarda dönemin Başkan'ı Eisenhovver'in imzası bulunuyordu. Aşağıdaki satırlar teyp kasetinden aynen alınan bir bölümdür.

Bu incil başka bir incil
Faicon'un sesi: "MJ 12, 1950'lerde, hükümetin içinden seçilen bir grup insanla oluşturuldu. Görevleri, UFO'larla ilgili araştırmalar yaparak, elde edilen bilgileri derlemekti. En önemli amaçları, UFO'larla ilgili bilgileri, bilimsel olarak geliştirmek ve teknolojimize yardım sağlayacak sekilde analiz etmekti. "MJ 12 'nin üyeleri arasında, ABD Başkanı, Başkan Yardımcısı, Merkezi İstihbarat Örgütü "CIA" Baskanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı da dahildiler. "MJ 12"nin yönetim merkezi ise. Washington DC'deki Deniz Kuvvetleri Gözlemevi'ydi ve ABD Deniz Kuvvetleri "MJ 12" politikalarıyla ilgili faaliyetlerin tümünde öncelikli sorumluluğa sahipti. Deniz Kuvvetleri personeli tarafından derlenen tüm bilgiler, analiz edilmek üzere "Aquarius" kod adıyla komutanlık merkezine aktarılıyordu."

Falcon devam ediyor; "MJ 12'nin kendi arasında 'incil' adıyla tanınan bir kitap veya basılı bir dosya vardı. Bu kitapta, Truman döneminde, ABD'nin misafiri olan üç dünyadışı yabancı anlatılıyor ve tüm ayrıntılar veriliyordu. Ayrıca kitapta, dünyadışı canlılardan alınan teknolojik ve tibbi bilgiler, onların kendi gezegenlerindeki sosyal yaşamları, Roswell'de bulunan cesetlere yapılan otopsilerin sonuçları ve evren ile ilgili bilgiler de yer alıyordu. Ama bu kadar degildi, devamı da vardı, 1988 yılında gelen ve yine ABD'nin konuğu olan ve dev bir gizlilik perdesi altında saklanan ikinci bir dünyadışı canlı grup daha anlatılıyor."

"Dünyaya bugüne kadar üç ayrı dünyadışı canlı türü geldi.."
Faicon sürdürüyor; " Bir diğer kitap daha var, adı "Yellow Book". Bu ise son olarak gelen iki dünyadışı canlı tarafindan yazılmış. Kitapta, geldikleri gezegeni, Güneş Sistemi'ni, diger güneşleri, kültürlerini, kendi toplumlarını ve dünyada nasıl yaşamlarını sürdürdüklerini anlatıyorlar." Bu noktada Falcon'a önemli bir soru soruluyor, dünyadışı canlıların kökenlerinin neresi oldugu soruluyor: Faicon açıklıyor; " Zeta Reticuli takımyıldızından geliyorlar. Bu takımyıldız onların ilk evi değil." Bu noktada hemen akla gelen biri var, bir dönem hükümet adına çalışan hipnoz uzmanı ve fizikçi Bob Lazar dünyadışı canlılar tarafından kaçırıldığını iddia eden ünlü Betty Hill'i hipnoz etmişti ve Hili 1961 yılında yapılan bir seansta hipnoz altındayken Zeta Reticuli yıldız sistemini tıpatıp tarif etmişti. Ama dünyalı astronomlar bu takımyıldızı ancak 1969 yılında ilk kez gözlemleyebildiler ve buldular. Öyleyse, arada kesin ama garip ilişkiler vardı ama bu ilişkilerin arasındaki bağ açıkça görülemiyordu

Şimdi Faicon grubundan bir başka kişiye geçelim, onun kod adı "Condor". Condor, ABD Hükümeti ile dünyadışı canlılar arasında yapılan anlaşmalardan söz ediyor; "ABD Hükümeti ile dünyadışı canlılar arasında imzalanan anlaşmaya göre, ABD Hükümeti dünyadışı canlıların varlığını açıklamamayı kabul ederken, onlar da insan toplumuna yani dünyaya karışmamaya söz veriyorlar. Ayrıca ABD, dünyadışı canlılara özel bir bölgede, çok gizli tutulmak kaydıyla bir üs de veriyor. Söz konusu yer Nevada'daki 51.Bölge ya da öteki adıyla "Dreamland / Rüya Ülkesi" olabilir." Simdi söz yine Falcon'da; "Dünyadışı canlılar bu bölgede üslendiler yani Nevada'da. Benim bildiğime göre 1948 veya 1949'dan günümüze kadar üç ayrı dünyadışı canlı türü dünyamızı ziyaret etti veya konakladı, dünyada ilk dünyadışı bir canlı New Mexico Çölü'ndeki kazadan sonra ele geçirildi. Dünyadışı canlının adı EBE'idi. Hükümet tarafından üç yıl konuk edildi ve bakıldı. Ondan kültürleri, ırkı ve araçları hakkında çok sey öğrenildi. Diğer bir dünyadışı canlı ise, bir değişim programının parçası olarak, ABD Hükümeti'nin 1982 yılından bu yana konuğu oldu."

"400 yıl yaşıyorlar ve çok zekiler..."
Birçok görgü tanığının çizdikleri resimlerin yanı sıra, Falcon dünyadışı canlıları söyle tanımlıyor; "Boyları yaklaşık bir metre ile bir metre on santim arasında değişiyor. Böcek gözüne benzer çok büyük gözleri var ayrıca birer iç gözkapakları bulunuyor. Yaşadıkları gezegende, gündüzleri güneş ışığı bizimkinden iki veya üç kez daha fazla. Onlar da dişi ve erkek olarak iki cinsiyetteler. Bizim burnumuzun oldugu yerde iki küçük delik var ve küçük bir ağıza sahipler. Bildiğimiz türde dişten yok, dişlerin yerinde çok sert kauçuk benzeri bir alan bulunuyor, iç organları çok basit, kalbin ve ciğerlerin görevini tek bir organ yapıyor. Yine çok basit bir sindirim sistemleri ve büyük olasılıkla gezegenlerindeki çok güçlü güneş ısısı nedeniyle sertleşmis ama son derece elastiki bir deriye sahipler. Beyinlerinde ise, bizimkinden çok daha karmaşık ve çok daha fazla kıvrım görülüyor.
Bizim görme sistemimiz beynimizin arka tarafından yönetilirken, onlarınki beyinlerinin önündeki bir merkezden yönleniyor. Duyma yetileri bizlerden hatta köpeklerden bile çok ötede. Böbrek ve mesane sistemi de tek bir organ halinde, onlar da atıkları vücutlarından atıyorlar ama katı atıkları sıvıya dönüştüren ve bilimcilerimizin bir türlü tam olarak çözümleyemedikleri ekstra bir organları daha var. Ellerinde baş parmak yok, dört parmakları bulunuyor, ayakları küçük ve parmak araları perdeli. Yaşamları ortalama olarak bizim zaman ölçümüze göre 350-400 yıl arasında. Aslında genel olarak sürüngenlere benziyorlar. Bilindiği gibi dünyada bazı sürüngen türleri 500 yıl yaşayabiliyorlar. Bir timsahin 850 yaşında olduğu resmen açıklanmıştı. Ve tabii çok zekiler, eğer IQ ölçüsünü alacak olursak, IQ dereceleri 200'ün üzerinde." Falcon dünyadışı canlıların sosyal yaşamları hakkında da bilgi vererek konuşmasına devam ediyor;

"Onların da bir dini var, evrensel bir dine sahipler. Evreni Tanrı olarak kabul ediyorlar. Sevdikleri müzik türü eski Tibet müzigine çok benziyor. Genelde sebzeleri severek yiyorlar, dünyada en çok dondurmayı sevmişler, en çok da çilekli dondurmayı..." Simdi Faicon'u bırakıp, adını saklamayan birine geçiyoruz

Çok gizli bir üs...
Robert veya Bob Lazar yukarıda adı geçen Nevada'daki ünlü 51.Bölge'de bulunmustu. Aslında bir fizik uzmanı olan Lazar, ABD Hükümeti tarafindan resmen görevlendirilmişti. Lazar, hiç çekinmeden birkaç ayrı UFO tipini tarif etti. Lazar, ayrıca Las Vegas'ın 15 mil kuzeyindeki Pagose Gölü yakınında gizli bir araştırma merkezinde bulunuyordu. Burada U2, SR71, F-117A ve SR75 gibi çeşitli uçaklar geliştirildi. Üs de çok ciddi ve inanılmaz derecede bir gizlilik uygulanıyordu. Ölüm cezası bile vardı. Pagose Dağı'nın içine 9 hangar inşa edilmişti. Hangar kapıları öylesine doğaya uydurulmuştu ki, birkaç yüz metre yakından bile fark edilemiyordu. Lazar'a göre, bu hangarların içinde UFO benzeri uçan disklerin deneyleri yapılıyor ve uçuş prensipleri deneniyordu. Lazar, disklerin uçabilmesi için adına "Yerçekimi Amplifikatörü" denen bir aygıt geliştirilmisti. Aygıtın planları dünyadışı canlılar tarafından hazırlanmıştı. iki tür UFO vardı, birisi "Omicron" adı verilen bir gezegen veya bir yıldız çevresinde kısa yolculuklar yapabilen diskti. "Delta" adlı diger tip ise, uzay-zaman alanı içinde hareket edebilen, ve bu şekilde yıldızlar ve galaksiler arası yolculuk yapabilen olağanüstü bir araçtı. Araçların üçüncü ve bir başka tipi ise, hem Omicron, hem de Delta konumuna geçebilen bir modeldi. Bu diskler veya araçlarla ilgili tüm bilgi vardı ve uygulanıyordu.

Lazar, üsden ayrıldıktan sonraki yıllarda çalışmaların bitirilmiş olacağını ve dünyada 80'li yıllardan sonra görülen UFO'ların hemen hemen tamamının dünya yapısı olduklarını iddia ediyordu. Ve bu araçlar gizli tutuluyorlardı. Lazar, dünyadışı canlıların sadece güney yarımküreden gözlemlenebilen Zeta Reticuli yıldız sisteminden geldiklerini vurgularken, Faicon grubunun söylediklerini onaylıyor. Bu yıldız sistemi dünyaya 38 ışık yılı uzaklıkta ve bir ve iki diye numaralandırılan ikili bir yıldız sisteminden oluşuyor, dünyadışı canlılar Reticulum 4 planetinden, yani Zeta 2 Reticuli yıldızının dördüncü planetinden geliyorlar. Galaksimizi ve yıldız sistemlerini doğal olarak kendilerine göre isimlendirmişler. Örnegin bizim güneşimize "Sol", dünyamıza ise. güneşin üçüncü gezegeni olduğu için "Sol 3" diyorlar. Yaşadıkları gezegende yani Reticulum 4'te bir gün, dünya zamanıyla 90 saat sürüyor. Lazar ın dünyadışı canlıları tarifi, Falcon'dan çok farklı değil, hatta aynı gibi. Boyları bir birbuçuk metre arasında, ağırlıkları 15 ile 30 kg arasında, hemen hemen yeni yürümeye başlayan bir çocuk görünümündeler, başları büyük, her yönü görebilen badem şeklinde kocaman gözleri var ve genelde saçsızlar. Daha çok mavi gri renkte tek parça tayf benzeri bir giysi ile görülmüşler.

UFO'lar nasıl çalışıyor
Sonuç olarak gerek Faicon'un gerekse de Lazar'ın anlattıkları gerçekten ilginç; Örneğin Lazar, disklerin reaktörlerinin benzinle çalıştıklarını söylerken önce şaşırtıyor ama sonra bu benzinin bizimkinden çok farklı olduğunu anlıyorsunuz. Çok yüksek oktanli ve petrolden değil, atom sayısı 115 olan bir elementten üretiliyor. Bu element ise bizim elementler için kullandığımız periyodik kartımızda bulunmuyor. Lazar Element 115'in dünyadaki elementler gibi tek yönlü degil, iki ayrı amaçla kullanılabilen bir element olduğunu belirtiyor ve açıklıyor; "Dünya biliminin henüz bilmediği ve özelliğini tanımlayamadığı Yerçekimi Enerjisi'ni Element 115 sağlıyor ki bunun adı A Enerjisi, bu enerji Element 115'in çekirdeğinden kaynaklanıyor ve yayılıyor, ikinci olarak da, Element 115 antimadde radyonunun kaynağı, bu da gereken hareket gücünü oluşturuyor." Lazar'ın bu sözcüklerinden şu anlam çıkıyor; Her disk, kendi içinde birer minik gezegen olarak kabul edilebilirler.
Lazar'ın anlatımına göre, yukarda adı geçen Çekim veya Uçuş Amplifikatörü'nün sistemi A enerjisini bir yere odaklayarak, uzay-zamanın bükülmesini sağlıyor, uzay-zaman bükülümü ise, bir astrofizik deyimi, basit bir anlatımla ışık hızından çok daha fazla bir süratle zamanın ve üç boyutlu uzayın dışında mekan değişimi olarak düşünülebilir. Uzay-zaman bükülmesi yine bir astrofizik tanımıyla bir Kara Delik'in çekim alanı kadar bir güç alanını oluşturuyor. Böylece elde edilen dev enerji, ışık yılı gibi çok büyük uzaklıkların aşılmasını sağlıyor. Lazar ekliyor;

"Bir uzay-zaman bükülümü içinde yolculuk yapılırken, Element 115, Element 116 denen bir başka elemente dönüşerek bir antimadde alanını da oluşturuyor. Antimadde alanında oluşan zıt alan ise, Element 116'nın sayesinde
% 100 enerjiye dönüşebiliyor. Reaksiyonun ISISI sonucunda, ortaya çıkan elektriksel enerji yeterli olduğu gibi, bir tür termo elektrik jeneratörü oluşturuyor. Sözünü ettiğim A Enerjisi, böyle sağlanırken, Delta durumuna geçildiğinde A Enerjisi, uzay-zaman bükülümünü sağlayınca bir tür Kara Delik ortaya çıkınca, ışık yılları aşılabiliyor..."

Bütün bunlar saçmalık mı yoksa?..
Lazar'ın anlattıklarını anlamak çok zor, sadece örneklemek istedik. Çok daha uzun anlatımları var ama aslında konu sadece bilim çevrelerini ilgilendiriyor.

Sorular ve kuşkular sonsuz, tüm bu bilimsel ama amatörce gözüken iddiaların resmen kanıtlanması gerek ama öte yandan da Robert Lazar'ın da bir fizikçi olduğu biliniyor. Bilimsel çevreler ilginçtir, susuyorlar hatta Lazar'ı yalanlayan veya karşı çıkan kimseye de rastlanmıyor, iki şey olabilir Ya Lazar veya Faicon öylesine saçmalıyorlar ki, yetkililerin hiçbirisi onlara cevap vermeye tenezzül dahi etmiyor, kısacası ilgilenmiyorlar ya da Lazar veya Faicon dogru söylüyorlar ve konunun daha fazla karıştırılmaması için yetkililer seslerini çıkartmayı, yorumsuz kalmayı tercih ediyorlar. En iyi çözüm, dünyadışı canlıların ortaya çıkması, o zaman tartışacak bir şey kalmayacak.. Ama onlar da resmen ortada yoklar. Bu arada akla yukarıda geçen bir söz de ister istemez geliyor; dünyadışı canlıların IQ dereceleri gerçekten 200'ün üzerindeyse, o zaman onları anlamamız hiç de kolay değil, hatta imkansız gibi...

Her şeyi bir yana bırakıp, bir an düşünelim. Eger Falcon ve Lazar dogru söylüyorlarsa ve ABD ile dünyadışı canlılar arasında böylesine gizli tutulan bir ilişki varsa, hatta ABD dünyadışı bir zekanın temsilcileriyle özel bir anlaşma imzaladıysa ve bunu dünya insanlarından saklıyorlarsa çok iyi düşünmemiz gerekiyor. Böyle bir olasılık, tüm siyasi, etnik, dinsel ve hatta ekonomik sorunlardan daha önemlidir çünkü göründüğü kadarıyla çok uzakta değil, kısa bir dönem içinde dünyada ciddi bir değişimin, belki bir bölünmenin ama en önemlisi insanlığın bir bölümü için bir tehdidin ortaya çıkması olasıdır. Neden mi? Eğer anlatılanlar gerçekse, ABD neyin karşılığında dünyadışı canlıları saklamak ve hatta korumak için milyarlar harcıyordur.?? Bunun bedeli nedir? Fakat önemli bir soru daha var, dünyadışı canlılar bu işbirliginden ne elde ediyorlar ve neden saklanmak istiyorlar? ihtiyatlı olmak isteyen çevrelere göre, eğer bizlerden çok ötede bir zekaya sahipseler. korkmamız gerekir çünkü onların gerçek amacını anlamamız asla mümkün olamayacaktır, çünkü bizler onların yanında resmen geri zekalı sayılabiliriz...Ya öyleyse...?

Kaynak: ufonet
Son düzenleyen Safi; 23 Haziran 2016 00:25
17 Mart 2010 13:28       Mesaj #5
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

Gerçek Orada Bir Yerde...


2’nci Dünya Savaşı’nı hava üstünlüğü ile kazanan Amerika Birleşik Devletleri, Almanya’yı teslim aldığında inanılmaz bilgi, belge ve silahlar ile karşılaştı. Bunların dışında en önemlisi ise Nazileri, aynı zamanda Adolf Hitler’i iktidara taşıyan gizli örgütlerin, Dünyadışı Uzaylılarla temasa geçtikleri ve onlardan elde ettikleri bilgilerle Uçandaire’ler, füzeler hatta atom bombası yaptıklarını da öğrendiler. Ne yazık ki Almanya’nın gücü tükenmişti ve iki koldan saldırıya geçen müttefikler onu yendiler.

Amerikalıların ilk işi ne kadar Alman bilim adamı varsa, başta Von Braun olmak üzere hepsini Amerika’ya götürdüler. Çünkü istihbarat bilgileri onlara füze teknolojisinin gelecekte çok büyük önem kazanacağını gösteriyordu.

2005 yılı içinde gazetelerde yer alan bir haberde İtalyan Benito Mussolini’nin silah uzmanı kişinin bir demeci çıkmıştı. Savaş sırasında Almanya’ya giden bu uzman Hitler’le görüşmüştü. Konu savaşın akıbeti ne olacaktı. Bir ara Hitler, İtalyan uzmanı gizli bir üsse götürüp, Alman Bilim adamlarının yaptıkları Uçandaire’yi göstermişti. Bu çok hızla uçan gemi ile müttefiklerin savaş uçaklarını vurmak çok kolay olacaktı. Böylece de savaşı kazanacaktı. Olay bize bilim kurgu gibi geliyor olsa da bunlar birçok kitapta yer aldı ve yayınlandı.

Türkiye’de ise Turgut Gürsan’ın yazdığı “Hitler Almanyasının Gizli Tarihi” (2006) ve “Yeraltındaki Gizli Dünyalar” (2005) adlı kitaplarda yer alan bilgilere göre, Nazileri iktidara taşıyan Thule örgütünün iki bayan medyumu, Aldebaran Yıldız Sistemi’nde yaşayan akıllı bir uygarlıktan bilgiler almışlardı. Bu bilgiler arasındaki en önemli olay uçandaire yapmak üzere idi.

Hitler bu bilgileri uzaylılar aracılığıyla aldıysa ki durum onu gösteriyor. Amerikalılar da Almanya’yı işgal ettiklerinde de bu Uçandaireleri alıp ABD’ye götürdüler. Burada size şunu hatırlatayım televizyonlarda yıllardır yayınlanan X-FİLES yani Gizli Dosyalar dizisinde, bu konular çok sık bir şekilde işlenmiştir. Ben de seyrettiğim için hiç de şaşırmadım. Bugünde Amerikalıların ellerinde uzay gemisi var, ya Amerikan topraklarına düşen ve ele geçirilen ya da savaştan kalma, fakat bir tek nokta var. Bu gemileri çalıştıracak enerji sistemini hala çözmüş değiller.

Naziler 1930’larda ırkçılık propagandaları yaparken köklerinin Aryan ırkına kadar dayandığını, bunun da Sümerliler’e dayandığını iddia etmişlerdi. Aslında Sümerliler Altay Dağları’ndan Mezopotamya’ya göç eden bir Türk kavimdir. İlginç olanı ise uzay ile bağlantıları vardır. Sümer halkı, birdenbire modern kentler kurarak, medeni bir toplum olmuşlardır. Tıp’ta, Matematik’te, Astronomi’de ileri giden Sümerlilerin bir kraliyet yazıtında şu sözler ilginçtir:

''Kraliyet gücü bize göklerden geldiği zaman.'' Bizce işte bu bilgilerin temelini oluşturan cümledir. Bir kabile aniden 150-200 bin bir uygarlık seviyesine de gelemez. Peki Amerikalıların Sümer Uygarlığına ilgi duymalarının nedeni nedir?
  • Almanya’yı yendikten sonra elde ettikleri bilgi, belge ve uçandaireler Sümer Uygarlığını kuran ve bu halkı eğiten uzaylılara dayanmaktadır.
  • 1969 yılında California Üniversitesinde görev yapan bir profesör, uzun süren çalışmalarını yazdığı bir kitapta toplamıştı. Bu profesöre göre Sümerlilerin tek başlarına böyle bir medeniyete ulaşamadıklarını, ancak Dış alemden, Uzaydan gelen akıllı insanların yardımlarıyla ulaşabileceklerini iddia etmişti.
  • Peki Amerika neden Irak’ı işgal etti? Bu sorunun cevabı ise çok kolaydı. Amerikan askerleri Bağdat’a girer girmez doğruca Bağdat Kütüphanesine gittiler. 300-400 Iraklı ile birlikte kütüphanedeki 62 bin kitabı aldılar. O saatlerde tüm dünya Irak askerlerinin Amerikalılara karşı topraklarını savunmalarını bekliyordu. Irak çok kolay bir şekilde teslim oldu ve Saddam devrildi. Ama en önemli operasyon başarı ile gerçekleşti ve kitaplar toplandı.
  • İslam alimlerinin el yazması olan bu kitaplarda inanılmaz teknolojik, bilgiler ile uzay gemileri yapmak, çalıştırmak üzere de bilgilerin bulunduğunu tahmin ediyorum. Sonuç İslam ülkeleri ellerindeki en değerli hazineyi böylece Amerikalılara kaptırmış oldular. Bu arada Bağdat’ın altında da Uzaylılardan, hatta Marduk gezegeninden gelenlerin bıraktıkları izleri de araştırıyorlar. Bu nedenler Amerika’nın neden Irak’ı işgal ettiğini açıkça gösteriyor.
Bir ilginç gelişme de Irak Savaşı 2003’te başlamadan kısa bir süre önce Amerikan Başkanı Bush’un kongreye sunduğu bir bütçe teklifi idi. Bu projeye göre Amerikalı bilim adamları üç yıl boyunca Uzaylıların izlerini araştıracaklardı. Bush bunun için beş milyar doları kongreden istiyordu ve parayı da almıştı. O günlerde Amerika, Türkiye’yi savaşa sokarsa 1 milyar dolar kredi verecekti. Boş hayal uğruna Amerika bu parayı neden harcasın ki?

Kaynak: Fenomen
Son düzenleyen Safi; 23 Haziran 2016 00:26
21 Mart 2010 12:38       Mesaj #6
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

ROSWELL OLAYI


BELGELER
MAJESTIC 12 OPERASYON EKİBİNİN BAŞKAN ADAYI, DWIGHT D. EISENHOWER İÇİN HAZIRLADIĞI BRİFİNG DÖKÜMANI –18 KASIM 1952

UYARI: Bu çok gizli ve sadece yetkili kişilerin görüşüne açık bir dökümandır ve Amerika Birleşik Devletlerinin ulusal güvenliğiyle ilgili özel olarak hazırlanmış bilgiler içermektedir. Belge yalnızca Majestic-12 tarafından izin verilen kişiler tarafından incelenebilir. Belgenin kopyalanması, çoğaltılması ya da içerdiği bilgilerle ilgili notlar alınması kesinlikle yasaklanmıştır.

BRİFİNG YETKİLİSİ: AMİRAL ROSCOE H. HILLENKOETTER (MJ-1)
NOT: Bu döküman yalnızca bir ön brifing olarak hazırlanmıştır ve takip edecek tam operasyon brifingi için bir başlangıç niteliği taşımaktadır.

24 Haziran 1947’de Washington Eyaleti’ndeki Cascada dağları üzerinde uçmakta olan sivil bir pilot, dokuz disk biçiminde uçan cismin belirli bir düzen içinde ve çok yüksek hızda seyahat etmekte olduğunu gözlemlemiştir. Bu, bu tip cisimlere dair bilinen ilk gözlem olmadığı halde, halk arasında ve medyada geniş yankı uyandıran ilk olaydır. Bu olayı, benzeri yüzlerce gözlem raporu izlemiştir. Bunlardan pek çoğu güvenilirlikleri yüksek askeri ve sivil kaynaklardan gelmektedir. Bu raporlar üzerine harekete geçen Ordu’nun çeşitli birimleri bu cisimlerin özellikleri ve amaçları konusunda ulusal güvenlik çıkarları doğrultusunda birbirinden bağımsız araştırmalar yapmıştır. Tanıklardan bazılarıyla röportajlar yapılmış; uçuş halinde olduğu bildirilen diskleri takip etmek için uçaklar gönderilmiş, fakat bu denemeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Halkın tepkileri bazen histeri sınırlarına varmıştır.

Bütün bu çabalara karşın, New Mexico’lu bir çiftçi bu cisimlerden birinin Roswell Ordu Hava Üssü’nün (şimdiki Walker Üssü) 75 mil kuzeybatısında düştüğünü bildirene kadar, cisimler hakkında çok az bilgi edinilebilmiştir.

7 Temmuz 1947’de bu cismin enkazının kaldırılarak bilimsel analizinin yapılması amacıyla gizli bir operasyon başlatılmıştır. Bu operasyon sırasında, havadan yapılan keşifte aracın patlamasından önce dört küçük, insan benzeri varlığın araçtan dışarı fırladığı fark edilmiştir. Bunlar enkaz alanının yaklaşık 2 mil doğusunda yere düşmüşlerdir. Üçü ölü, biri yaralı fakat sonradan oda ölmüştür. Cesetleri bulunmalarından önce geçen yaklaşık bir haftalık zaman zarfında dış faktörlerin etkisine maruz kaldığından feci şekilde bozulmuştur. Özel bir ekip bu bedenlerin incelemek üzere kaldırılmaları görevini üstlenmiştir. Aracın enkazı da kaldırılmış Ve birkaç farklı yere taşınmıştır. Bölgedeki sivil ve askeri tanıklar sorgulanmış ve habercilere etkileyici bir örtbas hikayesi anlatılarak bu cismin yanlış yola sapan bir hava gözlem balonu olduğu söylenmiştir.

Doğrudan Başkan’ın emirlerine göre harEket eden General Twining ve Dr. Bush tarafından organize edilen gizli araştırma sonucunda, 19 Eylül 1947’de, bu diskin kısa menzilli bir keşif aracı olduğu kararına varılmıştır. Bu karar aracın büyüklüğüne ve içinde herhangi bir erzak bulunmamasına dayanılarak verilmiştir. Dr. Bronk da aracın ölü dört mürettebatı üzerinde benzer bir analiz yapmıştır. Bu grubun konuyla ilgili olarak 30 Kasım 1947’de aldığı öneri niteliğindeki karara göre, bu yaratıklar her ne kadar görüntüsel olarak insana benzeseler de, biyolojik ve evrimsel gelişimleri homosapien’lerden oldukça farklıdır. Dr. Bronk’u ekibi bu yaratıkların daha belirleyici bir tanım bulunana kadar “Dünya Dışı Biyolojik Varlıklar” –EBE’ler olarak adlandırılmalarını önermiştir.

Bu araçların dünya üzerindeki herhangi bir ülkeden gelmedikleri kesinleştiği için, kökenlerinin neresi olduğu ve buraya nasıl geldikleri konusunda pek çok tahmin yürütülmüştür. Olasılıklardan biri Mars’tır, fakat bazı bilimadamları, özellikle Dr. Menzel, bu varlıkların başka bir güneş sisteminden geldiklerini savunmaktadırlar.

Enkazda bir tür yazı formu olduğu sanılan birtakım örnekler bulunmuştur. Bunların şifelerinin çözülmesi yolundaki çabalar geniş ölçüde başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Aracın itici gücünün nasıl çalıştığını, sahip olduğu güç kaynağının özelliklerini ve iletim şeklini belirleme çabaları da aynı şekilde başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu konudaki araştırmalar; aracın tanımlanabilir kanatlara, pervanelere, jetlere ya da alışılmış başka tür bir itici güç sistemine sahip olmaması, ayrıca metalik elektrik tertibatı, vakum tüpleri veya benzeri herhangi bir elektronik parçasının bulunmaması yüzünden karmaşıklaşmıştır. Aracın itici güç sisteminin kazaya yol açan patlamada tamamen tahrip olduğu düşünülmektedir

Enkazda ele geçen bazı parçalar:
Sözkonusu araçlar, performans özellikleri ve amaçları konusunda olabilecek en fazla bilgiyi edinme ihtiyacı, Aralık 1947’de ABD Hava Kuvvetleri SIGN Projesi olarak bilinen girişimin başlatılmasına yol açmıştır. Gizliliği korumak amacıyla, SIGN ve Majestic-12 arasındaki bağlantı Hava Malzeme Kuvvetleri İstihbarat Bölümü’nden iki kişi ile sınırlandırılmıştır; bu kişiler birtakım bilgileri kanallar aracılığıyla iletmekle görevlendirilmişlerdir. SIGN, Aralık 1948’de GRUDGE Projesi’nin kapsamına alınmıştır. Operasyon, şu anda BLUE BOOK kod adı altında, projenin başı olan Hava Kuvvetleri yetkilisi ile bağlantı içinde sürdürülmektedir.

6 Aralık 1950 günü, muhtemelen benzeri kökenli ikinci bir cisim, atmosfer içinde uzun bir yolculuk yaptıktan sonra, Teksas-Meksika sınırındaki El Indio-Guerrero bölgesinde büyük bir hızla yere çakılmıştır. Araştırma ekibi olay yerine vardığında cismin kalıntılarının neredeyse tamamen yanmış olduğunu görmüşlerdir. Kurtarılabilen parçalar incelenmek üzere Sandia, New Mexico’daki A.E.C. binasına gönderilmiştir.

Bu olayların ulusal güvenlik açısından taşıdıkları anlam önemini korumaktadır, çünkü bu ziyaretçilerin motivasyonları ve niyetleri hiçbir şekilde bilinmemektedir. Bunlara ek olarak, bu araçların gözlemlerinde bu yılın Mayıs ayında başlayan ve sonbaharda da devam eden bir patlama yaşanmış, bu da çok yakında yeni gelişmelerin olabileceği yönünde derin kaygılar doğurmuştur. Bu nedenle, uluslararası ve teknolojik kaygılardan ve halk arasında oluşabilecek bir paniği engelleme ihtiyacından dolayı, Majestic-12 ekibi, bu konudaki katı güvenlik tedbirlerinin yeni yönetim tarafından da uygulanması gerektiğini düşünmektedir. Ayrıca MJ-1949-04P/78 kodlu gizli plan, kamuoyuna bir açıklama yapma gereğinin başgöstermesi ihtimaline karşı sürekli olarak hazır tutulmalıdır.

SAVUNMA SEKRETERİNE GÖNDERİLEN MEMORANDUM
Sayın Savunma Sekreteri Forrestal,
Bu konu hakkında yakın zamanda yaptığımız konuşmaya istinaden, bu mektupla size gereken tüm hızla ve dikkatle girişiminizi sürdürme yetkisi tanınmaktadır. Bundan böyle sözkonusu olaydan yalnızca Majestic-12 operasyonu olarak bahsedilecektir.
Konunun son düzenlemesine ilişkin ileride ortaya çıkabilecek hususların, yalnızca, sizinle konuyla ilgili görüşmelerini sürdürecek olan Başkanlık Ofisi, Dr. Bush ve Merkezi İstihbarat Direktörü arasında kalması gerektiğini hissediyorum.
İmza
Dwight D. Eisenhower
Başkan

8 TEMMUZ 1947 TARİHLİ FBI TELETAYP MESAJI
FBI DALLAS 7-8-47 18:17

CINCINNATI ACELE UÇAN DAİRE, MERKEZİ BÜROYU İLGİLENDİREN BİLGİ
8. Hava Kuvvetleri büromuzu arayarak, bugün Roswell, New Mexico yakınlarında uçan daire olduğu sanılan bir cisim ele geçirdiklerini bildirmiştir. Disk, altıgen biçimindedir ve yaklaşık 6 metre çapında bir balondan kablo ile sallandırılmış halde bulunmuştur. Bulunan cismin radar yansıtıcılı bir hava balonuna benzediği bildirilmiştir, fakat 8. Hava Kuvvetleri’yle Wright Üssü arasında yapılan telefon görüşmesi bunu doğrulamamaktadır. Disk incelenmek üzere özel bir uçakla Wright Üssü’ne gönderilmiştir. Ofisinize bilgi verilmesinin nedeni olayın ulusal çıkarlarla ilgili olmasıdır.

Kaynak: Sirius
Son düzenleyen Safi; 23 Haziran 2016 00:28
20 Nisan 2010 19:13       Mesaj #7
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

UFO´lar Hakkında Kuşkular ve Nedenler


UFO´ların ardında yatan sırra ulaşmak şöyle dursun, elle tutulur düşündürücü olaylarla ilgili haberlere pek ulaşamıyoruz. Bir de uygulanan gizlilik planlarını da gerçek olarak varsayarsak, sonuç ortadadır. UFO´larla ilgili kamuoyunun bildiklerinin dışında, UFOLOG´ların yani UFO araştırmacılarının beklentileri hala sürmektedir. Roswell Olayı dışında, tartışmasız biçimde filme alınmış bir uzaylı veya dünyadışı canlının görüntüleri hala elde edilememiştir. Billy Meier´in İsviçre´de çektiği Pleidas UFO´larının filmleri ikna edicidir ama her nedense Meier´ın dünyadışı bir kadın olarak görüştüğü ve anlattığı Samjase´nin flu bir fotoğraf dışında filmi yoktur. Ve tabii, diğer tanıklıkların da.. Günümüzdeki üstün görüntü tekniği ile artık bir UFO´nun en iyi düzeyde filme alınması çok kolaydır. Yeter ki uygun objelerle karşılaşalım. Ama bunun için UFO´ların tümünün dünyadışı canlıların araçları olduğuna gerçekten emin olmamız gerekiyor.

Genelde UFOLOJİ, doğal açıklamalarla çözüm getirilen olayların hemen hemen tamamiyle ilgilenmemektedir. Dünyada bilinen tanım ve yöntemlerle açıklanamayan olaylar UFOLOJİ´yi ilgilendiriyor. 1980´lerden bu yana ayyuka çıkan, hükümetlerin bilgi sakladıkları kuşkusunun temelinde yapılan açıklamaların anlamsız ve yavan olduğu gerçeği vardır yani yetkililer yeterince ikna edici değildir. Son otuz yıldan beri, İngiliz Hava Kuvvetleri´ne bağlı savaş uçaklarına gördükleri gümüş rengi diskleri izlemeleri ve yere inmeye zorlamaları özellikle emredilmiştir. Yani ortada izlenecek birşey vardır. Medya ve fanatik tarikatvari inançlılar için İnsanlığa yardıma gelen veya çeşitli uygarlıklardan canlı örneği toplayan uzaylılar düşüncesi cazip ve çekicidir. Fakat bu noktada ortada garip ya da saçma bir yaklaşım görülüyor; Nedense bu uzaylılar, olmadık sıradan veya bilim dışı insanlarla görüşmekte, yıldız haritaları göstermekte, kendi yaşadıkları yerleri ve kültürlerini anlatmaktalar ve de bize olan benzerlikleri neredeyse saçmalık düzeyindedir. Psiko-UFO´loglara göre, bu yaklaşım antropomorfizedir yani bizler kendi kültürümüzü onlara mal etmekteyiz.

Kaynak: Fenomen
Son düzenleyen Safi; 23 Haziran 2016 00:28
10 Mayıs 2010 19:50       Mesaj #8
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

Erich Von Daniken'in Dünya Dışı Yaşamla İlgili Görüşleri


  • Yirminci yüzyılın insanı,türünün evrendeki tek örneği midir? Başka yıldızlardan gözümüzle görebileceğimiz örnekler gelmediği sürece bu soruya verilen ' evet Dünyamız üzerinde insan yaşayan tek gezegendir ' karşılığı geçerli ve inandırıcı kalacaktır. Ancak son araştırrma ve bulgulardan ortaya çıkan gerçekler dikkatle incelendiğinde soru işareti ormanının büyüdükçe büyüdüğü görülecektir.
  • Astronomlar bulutsuz bir gecede çıplak gözle 4500 yıldız görülebileceğini söylüyorlar.Küçük bir gözlem evi teleskobu bu sayıyı 2.000.000 a çikartabiliyor.Modern yansıtıcı teleskoplarsa samanyolunu oluşturan milyarlarca yıldızın ışığını gözlemciye getirmek gücünde.Ancak ,evrenin heybetli ölçüleri açısından samanyolu çok daha büyük bir yıldızlar sisteminin ufacık bir parçasıdır.Bu sistem 20 ye yakın galaksiden oluşur ve yarıçapı 1.500.000 ışık yılıdır.(bir ışık yılı,ışığın bir yılda aldığı yoldur ve 300.000 x 60 x 60 x 24 x 365 = 9.460.800.000.000 kilometreye eşittir).Ancak böylesine korkunç bir sayıyla anlatılan bu sistem bile ,elektronik teleskopların gösterdiği nebulaların büyüklüğü karşisında küçük kalır.
  • Astronom Harlow SHAPLEY teleskoplarımızın görüş alanı içinde yaklaşık olarak 1000000000000000000 (10 üzeri 20) yıldız bulunduğunu ve bunların binde birinde gezegenler sistemi bulunduğunu tahmin ediyor.Bu tahmin temelinden hareketle söz konusu yıldızların binde birinde 100000000000000000 (10 üzeri 17) hayat için gerekli kosullar olduğunu kabul edersek geriye 100000000000000 ( 10 üzeri 14 ) yıldız kalıyor.Peki bunların kaçında hayata uygun atmosfer var? Binde birindemi ?? Öyleyse 100000000000 ( 10 üzeri 11 ) yıldız hayat için gerekli atmosferi taşiyor demektir.Daha ileri giderek bunların binde birinde hayatın ortaya çiktığını düşünürsek şu anda üzerinde hayat olan 100 milyon gezegen bulunduğu anlaşılır.Bu hesaplar günümüzün tekniğiyle yapilan teleskopların gösterdiği yıldızlar temel alınarak yapılmıştır. Bu arada tekniğin hergün gelişmeler gösterdiği unutulmamalıdır.Biyokimyacı Dr. S. Miller'in varsayımını izlediğimizde hayatın ve hayat için gerekli kosulların bir takım başka gezegenlerde daha çabuk gelişmiş olabileceğini görürüz.Bu varsayımı kabul edersek 100.000 gezegende bizimkinden daha gelişmiş uygarlıkların bulunduğunu da kabul etmemiz gerekir.
  • Tanınmış bilim adamı yazar ve W. Yon Braun'un arkadaşı Prof. Dr. Willy Ley , New York taki konuşmamızda görüşlerini şöyle açıkladı. Yalnız samanyolundaki yıldızların sayısı 30 milyar kadardır.Günümüz astronomi bilginleri bunların 18 milyarında gezegenler sistemi bulunduğunu kabul ederler.Gezegen sistemleri arasindaki uzaklığın , gezegenlerin ancak %1 ine bir yıldız yörüngesine girme olanağı tanıdığını düşünelim.Bu durumda yaşamı destekleyecek güçte 180 milyon gezegenle karşı karşıya kalırız.Bunlarin %1 inde de hayatın gerçekten ortaya çıktığını düşünürsek geriye 1.800.000 gezegen kalır. Üzerinde hayat bulunan gezegenlerin yine %1 inde ¨Homo Sapiens'e eşit akıl düzeyindeki canlıların yaşadığını kabul edersek samanyolunda 18000 uygarlık olduğu ortaya çikar¨.Samanyolundaki yıldız sayısının son zamanlarda yüzmilyara çıktığı gözönünde tutulursa Prof. Ley'in dikkatle yaptığı hesaptaki uygarlık sayısı büyük çapta artar.
  • Ütopik sayıları yada bilinmeyen galaksileri katmaksızın yapılan yukarıdaki tahmini biraz daha ilerletebiliriz ve 18000 gezegenin en az %1 inde gerçekten hayat olduğunu ileri sürebiliriz.
  • Dünyaya benzer gezegenlerin var olduğu gerek hesaplar gerekse bilimsel araştırmalar sonucu kuşku tanımaz bir duruma gelmiştir.Ancak yaşamı destekleyen koşulların illede dünyadakilerle özdeş olması gerekmez.
  • Hayatın yalnız dünyadaki koşullar altında geliştiği düşüncesi tümüyle yanlıştır.Oksijen ve su olmayınca hayat da olmaz düşüncesi çoktan çürütülmüştür.Öyle ki Dünyamızda bile oksijene gerek duymayan canlılar vardır.Anaerobik bakterı adı verilen bu yaratıklara oksijen öldürücü etki yapmaktadır.Neden uzayda ayni sekilde yaşayan gelişmis türler bulunmasın.
  • Çalişmalarını pek yakın tarihlere kadar dünyamız üzerinde yoğunlaştıran araştırmacılar gezegenimizi hayat için ideal olarak nitelendirmişlerdir.Bol bol suyu ,tükenmeyen oksijeni, organik yollarla kendiliğinden yenilenen dogası ve ne çok sıcak ne çok soguk iklimiyle Dünyamiz bu niteliği hak eder görünüyordur.
  • Iyi ama ,hayatın doğuşu ve gelişmesi böylesine katı kurallarla sınırlandırıldığında ortaya çıkan şaşırtıcı durumlara ne demeli? Bilginler Düyada 2.000.000 a yakin değişik canlı türünün bulunduğunu tahmin ediyorlar;bunların 1200.000 i bilimsel olarak tanınıyor.Ancak tanınanların içinde birkaç bin türünün bugün geçerli kurallar gereğince yaşamaması gerekiyor.Bu durumda yaşam için gerekli koşulları belileryen yasaların yeni baştan ele alınıp incelenmelerinden başka çıkar yol yoktur.
  • Normal olarak yüksek radyoaktiviteli suların mikroptan arınmış olacağı düşünülebilinir.Ne var ki bir takım bakteri türleri nükleer reaktörleri çevreleyen öldürücü sularda yaşamayı başarmışlardır.Dr. Siegel'in yaptığı bir deney ise korku vericidir.
  • Siegel Jüpiterin atmosferini laboratuarında oluşturarak bir takım bakterileri burda üretmeyi denemiştir.Bilindiği gibi Jüpiterin atmosferi bizim anladığımız biçimde hayat için hiç bir uygunluk göstermemektedir.Bunlarla birlikte Siegel'in bakterileri amonyak metan ve hidrojene rağmen ölmemiş ve üremelerini sürdürmüşlerdir.Bristol Üniversitesi entomolojistlerinden (Böcekler bilimiyle ugraşan kimse) Hinton ve Blum'un deneyide aynı oranda ürkütücüdür.Bu bilim adamları bir tatarcık türünü bir kaç saat 100 santigrad ısıda kuruttuktan sonra uzay kadar soğuk olan sıvı helyuma atmışlardır.Daha sonra yüksek ısı vererek dogal hayata döndürdükleri hayvancıklar hiç bir şey olmamış gibi yaşamalarını sürdürmüşlerdir.Hatta saglıklı yavrular bile dogurmuşlardır.Bunların dışında yanardağlarda yaşayan taş yiyen,demir üreten bakteri türleride tanınmaktadır.Soru işaretleri ormanı büyüdükçe büyüyor mu??
  • Bir çok araştırma merkezinde deneyler sürdürülürken hayatın hiç bir zaman dünyamız koşullarıyla sınırlandırılamayacağının delilleri de artmaktadır.Dünya yüzyıllar boyu yerküreyi yöneten koşullar ve yasalar çevresinde dönüp duruyor.Bu inaniş alışılmış ölçü ve düşünce sistemlerini benimseyen araştırmacıların gözlerine herşeyi bulanık ve titrek gösteren bir gözlük gibi yerleşti.Uzay incelenirken de çıkarılmayan bu gözlük yüzünden çağ açan düşünürlerden Teilhard De Chardin uzayda ancak hayalin gerçek olabileceğini ileri sürdü.
  • Eğer başka gezegenlerde yaşayan akıllı yaratıklar da bizim gibi düşünüyorlarsa kendi hayatları için geçerli koşulları bütün evren için geçerli sayıyorlar demektir.Böylece bizim anladığımız biçimde bir hayat için öldürücü olan -150 ,200 derece ısıda yaşayan yaratıklar evrende hayat izi ararken -150 dereceyide birlikte arayacaklardır.Tipki bizim geçmişimizi aydınlatmaya çabalarken kullandığımız mantık gibi.
  • Şu ya da bu zamanda ortaya çıkan her atak düşünceye Ütopya gözüyle bakılır.Ama günlük gerçekler arasına giren Ütopyalar sayılamayacak kadar çoktur.Burada verilen örnekler en uzak ihtimali türden olmakla birlikte bugün kavramakta güçlük çektiğimiz bir takım kavramlar açiklanınca gerçek durumuna gireceklerdir.O zaman tüm engeller yıkılacak ve insan evrenin gizli tuttuğu bilgilere bir adım daha yaklaşacaktır.Gelecek kuşaklar evrende bugün hayal edemediğimiz ölçüde değisik türde canlilar bulacaklar.Biz orada olmasak bile evrende tek akıllı yaratık olmadıklarını hele hiçte en eski yaratık olmadıklarını kabul edeceklerdir.
  • Yaşı 8 yada 12 milyar olarak bilinen evren de, kopup gelen göktaşları mikroskoplarmızın altına organik bileşimlerin izlerini getirmektedirler.Milyonlarca yıllık bakteriler yeniden hayat kazanırken uzaydaki sayısız güneşlerden çıkan sporlar boşluğu aşarak gezegenlerin çekim alanına kapılmaktadırlar.Milyonlarca yıldır süre gelen dönemlerde yeni hayat türleri oluşturulmakta ve geliştirilmektedir.Bu arada her yandan toplanan sayısız taş örneklerinin incelenmesi Dünyamızın 4 milyar yıl önce meydana geldiğini ortaya çıkarmıştır.Ne var ki bilimin tek bildiği şey bir milyon yıl önce insanı andırır bir şeyin Dünyada yaşadığıdır.Ve dev zaman nehrine ,ağır çalışmalar ,Büyük serüvenler ve geniş çapta merak karşılığında kurduğu baraja ancak 7000 yıllık bir insanlık tarihi toplayabilmiştir.Evrenin milyarlarca yılla ölçülen geçmişi karşısında bu sayı gülünç kalmıyor mu?
  • Insanın bugünkü durumuna gelebilmesi için 400000 yıl geçmesi gerekmişti.Neden başka gezegenler bize benzeyen yada benzemeyen varlıkların gelişmesi için daha elverişli koşullar saglamamamış olsun.Neden baska bir gezegende bize eşit yada bizden üstün rakipler bulunmasin? Bir takım kestirme karşılıklarla bu sorular hasır altı edilemez.
  • Geçmişte yıkılmaz görülen yasalara bugün gülündüğü unutulmamalıdır.Sözgelişi 100 lerce kuşak Dünyanın düz olduğu inancındaydı.Binlerce yıl güneşin Dünya çevresinde döndügü ileri sürüldü.Bugün bile samanyolunun merkezinde 30000 ışık yılı uzaklıkta sıradan minicik bir gezegen olduğu ispatlandığı halde Dünyanın herşeyin merkezinde olduğuna inananlarımız var.
  • Uzay arastırmalarında elde ettiğimiz bilgiler evren karşısındaki küçüklüğümüzü ve degersizliğimizi çoktan ortaya koymuştur.Ancak geleceğimizin evrende gizli olduğu gerçeği değerinden birşey yitirmemiştir.
  • Geleceğe şöyle bir bakmadan geçmişi tarafsızlık ve içtenlikle araştırma gücünü bulabileceğimizi sanmıyorum...

Kaynak: Ufonet be(Erich von Daniken)
Son düzenleyen Safi; 23 Haziran 2016 00:30
13 Mayıs 2010 16:46       Mesaj #9
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

Muhiddin Arabi ve UFO Olayları


Kitabın adı "Dürr-i Meknûn" yani "İnci Dizileri"
Birçok eski İslam kaynağında olduğu gibi, büyük bilge Muhiddin Arabi´nin de birçok eserinde çizgidışı anlatımlar vardır. Geçmişte ve hatta günümüzde dinsel tutuculuğun içinde sıkışıp kalan bu anlatımlar aslında klasik anlamda bilinen mitolojik söylencelerden farklı değildirler. Ve birçoğu, Aztek, İnka, Tibet, Hint ve Çin kaynaklarında anlatılan öykülerin içerikleriyle eş değerdedir. Yani doğaüstü güçlerden, olaylardan ve yaratıklardan söz etmektedirler. Acaba kimlerden söz edilmekte ve neler anlatılmaktadır, daha doğrusu gizemin karanlıklarında saklananların gerçek anlamları nasıldır?

İsmi Ebubekir Muhiddin´di. Ona birçok lakap takıldı; "Muhyiddini Arabi-Şeyh ül Ekber-Hatem ül Evliya- Şeyh ül Azam-Kutbul Arifin-İmamül Muvahhid ve Rehberü Alem gibi.. Arabi İspanya´da Endülüs, Mürsiye´de 1165 yılında doğdu, sekiz yaşından itibaren Sevilla ve Kurtuba´da eğitim gördüğü ve ünlü bilge İbni Rüşd´den ders aldığı ve eğitim gördüğü belirtilmektedir. Genç yaşta Hac´ca gitti. Mısır, Irak ve Şam´a gittikten sonra Konya´ya geldi. Bir sonraki dönemin önemli İslam bilgesi Sadrettin Konevi ile tanışıp, annesiyle evlendi. Konevi´nin o sırada 8 yaşlarında olduğu sanılıyor. Sonra Şam´a döndü. Abdülkadir Geylani, Şeyh Ebu Medyani, Ebu Hasan Cami ve Cemaleddin Yunus gibi İslam bilgeleriyle beraber çalıştı. Yine söylentilere göre Mevlana bu dönemde Arabi´nin yanına gelip. bir süre öğrencisi olmuştur. Beşyüzden fazla kitap yazdığı söylenir, bunların yaklaşık üçyüzü günümüze ulaşmıştır ve çoğu Mekke´dedir. Arabi Edison´un bir kitabında bile "Üstad" adıyla geçmektedir. Arabi 1240 yılında 78 yaşında öldü. Kesin olmamakla beraber öldürüldüğü söylenmektedir ama bu konuda sağlam bir kaynak yoktur. Şam´da Kasyon Dağı eteklerindeki Salihiye denen yere gömüldü sonra mezarı kayboldu. Mezar çok sonralarda Osmanlı Sultanı Yavuz Selim tarafından bulunarak türbe haline getirildi.

Arabi´nin Bilinmeyen Yönleri
Muhiddin Arabi´nin çok iyi bir simyacı olduğunu tarihçi İbni Cevza yazar. Ayrıca İlmi Cifr (nümeroloji) ve İlmi Havas (Kuran´nın bazı ayetlerinden sonuçlar çıkarmak için özel dualar etmek) konularında usta olduğu söylenir. Arabi´nin üstün zekalı bir düşünür ama aynı zamanda da bir maji bilgesi olduğu düşünülebilir. Kehanet kitapları vardır ve yine bazı kitaplarında astroloji, nümeroloji ve büyüden söz eder. Onu reddedenler arasında İbni Haldun, İbni Teymiye, Teftazani, Muhammed üy-Halebi ve Cevvizade gibi önemli İslam bilgeleri vardır. Ama bu karşı çıkışın temelinde bazı gizem bilgilerinin halka anlatılmasının mahzurlu olduğuna inanmak ve sapkınlığın oluşacağını sanmak gibi faktörler vardır. Yanısıra da hem yukardaki isimlerin hem de onları izleyen taklitlerinin, Arabi´nin bilgi düzeyine erişemedikleri düşünülmelidir. Büyük bir olasılıkla onu anlayamamış ve karşı çıkmışlardır. Aşağıda yer alan ve konumuzu ilgilendiren bölümler Arabi´nin "Dürr-i Meknûn" adlı eserinden alınarak yorumlandı. Ama bu yorumlar günümüz çizgisine uyularak yapılmıştır. Yani temel olarak "Danikenizm" kullanılmıştır. Elbette ki bu yoruma katılmayanlar olabilir.
  • Bir şehir vardır ki, ona Rumiyye denir. ahir zamanda inananlar her yeri alacak ama orayı alamayacaklar. Orası çok büyük bir şehirdir. Orada parmağı kulağında bir heykel vardır, yüzü Bilal´e benzer. Bir diğer heykelde at üzerinde duran biri vardır, yüzü Ali´ye benzer. Bir başka heykel vardır, yüzü Peygamber´imizin kızı gibidir. Hz İsa; "Benden sonra bunlar gelecekler.." demiştir. Bu heykellerin hangi yönü harab olursa o yöndeki ülkeler ve şehirler harab olacaktır.
Yorum: Burası hangi kentti acaba? Herhalde heykellerin yüz güzellikleri onların kutsal kişilere benzetilmesine neden oldu. Rumiyye, büyük olasılıkla Araplar için Anadolu´ydu. O zaman bu kent, antik Efes, Milet veya Afrodisyas olabilir.
  • Yine Hint´te bir heykel vardır. Ucuzluk olduğu zaman ağzından güzel sesler, hasta olduğunda kötü sesler çıkar. Üzerinde iki yüz vardır; boyu 250 arşındır (17 m.). Ağız, budun ve kulaklarında kuşlar yuva yapmıştır. Bir başka heykel vardır, iki eli havadadır, ağzından on değirmeni döndürecek su çıkar. Önünde bir göl vardır.
Yorum: Yer belli Hindistan ve ağzından akan suların bir havuza dolduğu dev bir Hindu tanrı heykelinden söz ediliyor.
  • Yine oralarda bir başka heykel vardır, dört eli vardır. Biri ile dua eder gibi, öteki eli şikayet eder gibidir, üçüncü elini böğrüne koymuş, dördüncüsüyle birşey tutmaktadır. Kimse bilmez ne şeydir.
Yorum: Yine Hindistan ve bu heykeli tanıyoruz; kan, ölüm ve kötülük tanrıçası Kali.
  • Firengistan´da bir yer vardır. Orada da bir resim. O şehre fakir biri gelse, keşişler fakiri resmin önüne götürürler. Resim fakiri görünce ağlar. O zaman keşişler, fakire güzel bir verirler ve Hıristiyan yaparlar. Ama ondan sonra resim bir daha ağlamaz.
Yorum: Avrupa tabii ki Frengistan. Demek eski çağlarda da stigmatik Meryem veya İsa resimleri veya ikonaları vardı. (Stigma, bazı pşisik etkiler sonucunda dinsel objelerde veya kişilerde görülün gözyaşı ve kan damlaları)
  • Yine uzunluğu 1000 arşın (68 m.) olan bir alet vardır. Üzerinde filden büyük bir kuş vardır, öteki kuşlar gelip üzerine konunca kanatları yanar ve düşerler.
Yorum: Bunu bilemiyoruz. Herhalde dünyadışı birşey olsa gerek.
  • Mağrip´te bir şehir vardır, adına Kurvat denir, şimdi yıkıktır. Oradaki sarayda altın bir taht vardır ve de üzerinde bir resim. Resim garip bir dille konuşur ama kimse anlamaz.
Yorum: Burası bal gibi Atlantis´ten kalmış bir üs olabilir.
  • Acaip yerlerden birisi de Adem Peygamber´in mezarıdır. Mezar Serendip Dağı´ndadır, uzunluğu 60 arşın (4 m.), çapı 40 arşın (2.7 m.), 20 arşını (1.3 m.) denizin içindedir. Deniz canavarları üzerinde yüzerler.
Yorum: Böyle bir yer var. Sri Lanka´da. Adem´in ayak izi burada deniyor ama mezarı diyenler de var. Kim kazı yaptı ki, bilelim?
  • Horasan´da demirden yapılmış bir aslan vardır. Ağzından ateşler çıkar. kim yaklaşsa yanar. Bir gün oraya gelen birisi ateşten kurtularak yanındaki mağaraya girdi. Orada içinde ipekler giymiş bir ölünün yattığı bir tabut gördü.
Yorum: Bu da eski uygarlıklardan kalmış olsa gerek ya da uzaylılar birşeyi koruyorlar. Dev ölüler ise eski metinlerde ve Tevrat´ta adları geçen "Nefilmler" olabilirler.
  • İskenderi Zülkarneyn, yine bir mağarada bir kolu minare uzunluğunda, bir dişini bir devenin kaldıramayacağı bir ölü gördü. Başka bir mezarda ise, gözünün içine bir adamın girebileceği bir ölü vardı.
Yorum: Yine aynı devler...
  • Yine İskender, bir gece deniz kenarında giderken, denizden bir canavarın çıktığını gördü. Ağzında dev gibi bir inci vardı, inci ışık verirdi. Canavar inciyi yere koydu ve karaya çıktı. Balıkçılar bağırınca, canavar inciyi bırakıp suya girdi. Balıkçılar inciyi aldılar Şah´a götürdüler. Şah inciye baktı ve içinde yedi iklimi gördü. Dağlar, denizler, şehirler, adalar görünüyordu. Hepsini incinin içinde gördü.
Yorum: Bir uzay aracı var gibi... Işık veren inciyi bir tür monitör olarak düşünebiliriz. Bir lap-top monitör olabilir. İyi de acaba Şah monitörü ne yaptı?
  • Halife Muktedir zamanında iki insan vardı. İkisi de kadındı ve boyları yüzer arşındı (6.8 m.), dağda yaşarlardı. Askerler onlara yaklaşmazdılar ama birgün ikisini uyur buldular, ok attılar, ikisini de öldürdüler.
Yorum: İnsanların ettiği nankörlüğe bakar mısınız? Ya devleri ya da dev uzaylıları uyurken öldürmüşler.
  • Türkistan ulu bir yerdir. Halkının ömrü uzundur, şifalı otlar yetişir, gergedan eti yerler, sultanları file biner.
Yorum: Türkistan nasıl bir yermiş böyle? Fakat Türkistan´da gergedanlar ne arıyorlar? Ya filler? Türkistan´la Hindistan karışmış olabilir mi?
  • Türk diyarlarından Merd şehrinde yaşayan bir uluya oradaki acayiplikleri sordular. O da; "Evvelce burada taştan bir put vardı. Boyu yüz arşından (6.8 m.) fazlaydı. Gökten indi diye taparlardı."
Yorum: Bu bir roket olabilir mi?
  • İskender, hortlağı, perisi çok olan biryer gördü. Periler bir saat insan, bir saat korkunç oluyorlardı. Bazılarına göre bunlar insan, bazılarına göre cindir. Cin tayfası göğe çıkmak istediğinde, yer ve gök arasında duran melekler onlara mani olurlar, ellerinde kıvılcımlar vardır, cinleri kıvılcımlarla düşürür, öldürürler.
Yorum: Uzayda birşeyler oluyor.
  • Onlar geceleri dağlarda insan şeklinde yolcuların önüne çıkarlar. Kah uçar, kah dururlar. Yolculara sıkıntı çektirirler. Çok kimse bu devleri görür, saçlı sakallı dervişe benzer yüzleri olan geyiklere binerler... Bu dağlarda geyiğe binmiş evliyalar dolaşır.
Yorum: İnanılmaz ama bunları yazanlar "StarWars II"yi izlemişler. Filmdeki saçlı sakallı insanımsı suratlı geyiğe benzer yaratıkları anımsadınız mı?
  • Yüce Allah 18.000 alem yarattı. Birçok mahluk ile doldurdu. Kiminde melekler, kiminde türlü türlü mahluk vardır. O alemlerin birisi Zümrüd alemiydi. Onlar uça uça kendi alemlerinin hududuna geldiler ve başka bir aleme geçmeye karar verdiler. Havaya aktılar, süzüldüler, küreleri geçtiler ve geri dönmediler.
Yorum: Galaktik yolculuk daha iyi anlatılabilir mi? Kimbilir ne zaman geri dönecekler. Kimler mi? Bilmiyoruz ama belki de geldiler..
  • Süleyman´ın zamanında onu ziyarete gelen Belkıs yoldayken Süleyman´ın cinlerinden birisi Belkıs´ın sarayını ondan evvel getirmeyi teklif etti. Ama veziri aynı işi daha çabuk yapacağını söyledi. Süleyman vezirine izin verdi. Bir gürültü koptu ve aniden çölün üstünde bir saray belirdi. Sonra Belkıs geldi, sarayın içindeki gölü su sanarak geçmek için eteklerini kaldırdı, bir de baktı ki su değilmiş. Utanarak Süleyman´a geldi, elini öptü. Süleyman, Belkıs´a sarayın kendi sarayına benzeyip benzemediğini sordu. Belkıs, çok benzediğini söyleyince Sülayman şükür etti.
Yorum: Ya ışınlanan bir yer ya da görünmezlikten görünürlüğe geçen bir uzay aracı. Belkis, bastığı yerin su olduğun sanmıştı ama herhalde cam veya kristalize bir zemindi.
  • Süleyman´ın tahtı bir acayipti. Uzunluğu üç mildi. Sağ ve sol yanlarında 12.000´er kürsü vardı, buralardaki kızıl altın ve gümüş sandalyelere bilginler otururdu. Süleyman´ın bulunduğu kürsü, dört arşın (2.72 m.) büyüklüğündeydi. Kürsüde altından ve gümüşten yapılmış kutsal kitaplardan dersler veren oniki hoca vardı. Seslerini Süleyman´ın kulağına rüzgar götürürdü. Tahtı da rüzgar götürürdü. Rüzgar dört tarafından eser, tahtı ağır ağır kaldırırdı. Tahtın üzerinde sırçadan bir ev vardı ve daha onun üzerinde iki altın aslan duruyordu. Süleyman ne zaman ayağını tahta bassa, taht çevrilirdi. Aslanlar ayağa kalkar, pençelerini açarlar, kuyruklarını yere vururlardı. Süleyman ne zaman kürsüye binse, güneş yüzlüler inciler ve ateşler saçarlardı.
Yorum: Hezekiel´in gördüğü gökten gelen cismi anımsatıyor. Tüm anlatılanları elektromanyetik aygıtlara dönüştürün. Altın ve gümüşleri de titanyum veya diğer elementler olarak kabul edin. Ne görüyorsunuz?
  • Süleyman´ın devlerinin kimisi İnsan yüzlü, ötekileri kaplan suratlı veya gövdeli, kimi öküz başlı, kimi yılan şekilli, kimi ejderha başlı, kimi maymun yüzlü, kimi eşek ayaklı, kimi aslan yüzlü, kimi fil gövdeliydi. Ağızlarından ateşler saçılır, yüzlerine bakanın ödü kopardı. Hepsi Süleyman´ın emrindeydiler... Bunların gıdaları sıcak rüzgar ve kaynar suydu..
Yorum: Yine "Star Wars" ama bu kez birinci bölümdeki bar sahnesine benziyor. Ne kadar garip uzaylı yaratık varsa orada. Süleyman´ın uzaylı bir lider olduğunu düşünmemek elde değil.
  • Itlak diye bir şehir vardır. İskender oraya gitti. Halkına görünmedi.. Üç gün burada kaldı, hayran hayran seyretti... Oradan başka bir şehire gitti, içinde 200 dağ, 200 kale vardı. İçinde hergün savaşan periler yaşardı.. İskender görünmedi şehirden çıktı gitti.. sonra geri döndü geldi, bu kez onu gördüler. O anda değirmen taşı gibi bir fırıldak koptu geldi, her kime dokunsa yok ederdi..
Yorum: İskender´in görünmezlik sağlayan bir aracı var. Dönüp gelen fırıldak elbette ki bir uçan daire olsa gerek.
  • Allah´ın yeryüzünü 70.000 yıl evvel yarattığı söylenir. O vakitten Adem´e kadar elbet dünya sessiz kalmadı... Fakat bazı rivayetlerde haber verildiğine göre, her devir 7.000 yıl olmuştur. Bu zamanda bir mahluk geldi ki, Allah emir ve yasaklarını onlara bildirdi. Sonra isyan ettiler ve Allah onları değiştirip başka mahluk haline getirdi. Dünyanın sonuna 7.000 yıl kala insanın yaratıldığı rivayet olunur. Onun için Adem´e son mahluk denir. Zaman geldi, yeryüzü hayvanat oldu, Allah onlara da peygamber yolladı.. Emre uydular sonra içlerinde azgınlık başladı ve Allah onları yok etti... Sonra başka kavimler yarattı.. Bunların bazısı rüzgardan yaratıldı. Böylece her mahluk devrini tamamladı ve sonra Allah cinleri yarattı. Ev yapmasını bilmeyen, mağaralarda yaşayan bir mahluk daha vardı..
Yorum: Sanki Madam Blavatsky´nin "Gizli Doktrin"inin ilk bölümünü okuyoruz. Yaradılış öyküsü tamamen bu okült kaynağın aynısı. Bu gezegenden kimler geldi, kimler geçti...
  • Derler ki Kaf Dağı´nı görenlerin sayısı dörttür. Adem´den sonra ikincisi Süleyman´dır. Tahtını yel götürür, bir günde bir aylık yol giderdi... Üçüncüsü Sülayman´dan üçyüz sonra yaşayan İskenderi Zülkarneyn´dir, rivayete göre onun tahtını bulut götürdü..
Yorum: Süleyman gibi efsanevi bir kişilik olan İskenderi Zülkarneyn´de (Dikkat edin bu ismin Makedonyalı Büyük İskender´le ilgisi yoktur) büyük olasılıkla dünyadışı bir canlı olsa gerek. İkisi de özel araçlarla uçabiliyorlar.

Başka söze gerek yok. Bunlar Daniken´ın ve ötekilerinin verdikleri örneklerin çok daha ötesinde ve etkili örnekler. Yine de yoruma açıklar. Ama emin olduğumuz birşey var; kutsal metinlerin ardında farklı bir gizem yatıyor.

Kaynak:Bilinmeyenler Forumu
Son düzenleyen Safi; 23 Haziran 2016 00:34
26 Temmuz 2010 14:33       Mesaj #10
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

UFO'ların Kaynağı Nedir, Nereden Geliyorlar?


Ufolar başka bir boyuttan mı geliyorlar? Ufolara açıklama getirmek isteyen bir çok teorinin gösterdiğine göre bu cisimler sanki bizim boyutumuzun dışından başka bir boyuttan geliyor gibiler Havada hiç bir şey yokken ,birden kübik bir cisim havada beliriyor.Cisim gittikçe büyüyor,yavaşça çevresinde dönüyor ve yine arkasında hiç bir iz bırakmadan birden kayboluyor.Bir kaç saniye önce bir dört boyutlu cisim bizim üç boyutlu dünyamızda belirdi.Evet, gerçekte hayal edemeyeceğimiz bir olayı bir anlık gördük.Eğer böyle bir anlatım inandırıcı geliyorsa sebebi son 50 yıldan beri gelen ufo raporlarıdır.Bir çok görgü tanığına göre cisimler hiç yoktan birden beliriyorlar ve birden yok oluyorlar.Bu görgü tanıklarının yaşadıklarından dünya üstü bir araç gördükleri kanısı ortaya çıkıyor.

Peki ama bu olayların açıklaması bu mu?
Ufologlar arasında bir fikir önemini arttırıyor:'' Başka boyutlar ''
Bu teori belkide sadece ufoları değil bir çok paranormal fenomenleri en iyi şekilde açıklayan alternatif bir fikir olabilir.

Başka Bir Dünyanın Görüntüsü
Günümüz bilim adamları 4 boyutu kabul ediyorlar.(3'ü boşluktan 1'i zamandan oluşuyor)
3 boyutlu bir evrende yaşadığımızı eski yunan matematikçisi Euclides o ünlü geometri kitabında (Element - MÖ 300) yazdığından beri biliyoruz.Bilim adamları ancak 20. yüzyılda 4 boyutlu yer zaman konusunu anlamaya başlamışlardır.

20. yüzyılın başında Albert Einstein 'ın çalışması ve sonra Alman matematikçisi Herman Weyl bir 4 boyutlu yer - zaman sürekliliğini daha anlaşılır bir dille açıklamaya çalışmışlardır.Bu düşünceler bir devrim niteliğinde olup diğer bilimadamlarını bu konuda araştırmaya itmiştir.Hatta yakında 5. boyutu algılayacağımızın sinyalleri var bazılarına göre.Bazı ufologlar ufolar hakkında başka bir boyut açıklamasını çok garip buluyorlar.Gerçekten eğer boyutumuz ve yer -zamanımız dışında böyle bir cisim varsa ve bu boyutumuza gelse çok büyük dünya dışı bir izlenim yapardı.

İki Boyutlu Ülke
1884 yılında Edwin A. Abbott bu olaylara benzeyen şeyler yaşanan romanını okuyuculara sundu.(Flatland - Düz Ülke)
Düz ülkede yaşayanlar çok incedir.Onlar 2. boyutta yaşıyorlar ve yanı başlarında bulunan 3. boyuttan haberleri ve fikirleri yok.Kitabın konusu kısaca ; eğer 3. boyuttan bir cisim bu insanların yaşadığı düz ülkeden geçerse ne olur ? Örneğin eğer kurşun şeklinde bir cisim düz ülkede haraket ederse önce kendisini o ülkeye (2. boyuta) değdiği yerde bir nokta şeklinde gösterir.Yoluna devam ederken düz ülkede yaşayanlar bir daire görüyorlar.Daire büyümeye devam ederken birden küçülüyor ve kayboluyor.Bu olay onları 2. boyutta görülen bir 3.boyuttan gelen cisim olayını yani UFO fenomenini araştırmaya itecektir.
1947 'den beri inanılmaz manevralar yapan, birden ortaya çıkan ve birden ortadan kaybolan , şekil değiştiren ,çok yükseklerde uçabilen garip ufolar rapor edilmektedir.
Bu esrarengiz cisimler genelde teknolojik bakımdan gelişmiş , dünya dışı yapısı olarak görülüyor.Peki ama başka bir boyuttaki esrarengiz cisimler dünyamızda beliriyor olamaz mı ? Bir çok ufolog bu hipotezi başka bir gezegenden gelenler hipotezinden daha inandırıcı buluyor.
Güneş sisteminde yapılan araştırmalar komşu dünyalardan birinin akıllı hayat barındıramayacağını gösteriyor.Ve eğer başka dünyalarda yaşayanlar varsa bile çok büyük bir olasılıkla bize ulaşamazlardı.Çünkü bize ulaşmak için uzayda yüzlerce,binlerce ışık yılı yolculuk etmeleri gerekecekti.

Algılanamayan Varlık
Eğer ufolar başka bir boyutun eserleri ise ,bize gelmeleri için güneş sisteminde başka bir gezegende yaşamaları gerekmez.Sadece zaman - mekan aşmalarıda gerekmez.Sadece tepemizde yaşayıp bu dünyayı bizimle paylaşabilirler.Tabiki bizim algılayamadığımız bir boyutta.Cismin (bizim boyutumuzda)belirmesi, sadece bir geçiş , kayboluş ise diğer boyutta belirmesi olarak gerçekleşecektir.
Başka bir çekici fikir , belkide birçok diğer boyutlar olduğudur.

Daha Çok Boyutlar
Kablo teorisine göre 15 milyar yıl önce kainat yaratıldığında 4 değil 10,11 boyutluydu.O günden bu güne kadar geçen süre içinde kainat kendisini 4 boyuta kadar açmıştır.4. boyuttan 3'ü boşluk 1'i zaman olarak kalmıştır.Diğer boyutlar katlanmış durumda kalmışlar ve bildiğimiz evren üzerinde neredeyse hiç etkileri olmamıştır.Bu yüzden kablo teorisinin katlanmış durumdaki bu boyutları , ufo ve diğer paranormal fenomenleri açıklamada çok az bir yer almaktadır.Prensip olarak bizim boyutumuz dışındaki boyutlar, dünyamıza etki ettiği sürece algılanabilir.Yapılan bir çok deneye göre bu söz konusu değil.Bilim adamlarına göre eğer bu boyutlar gerçekten varsa bile dünyamıza etkileri olmadığı için yokmuş gibi algılanacaktır.

Boşluk - Doluluk
Ancak yinede bu bir çok ufoloğun cesaretini kıramamaktadır.Onlar bu teorilere biraz hak verirken farkında olmadığımız diğer önemli rol oynayabilecek faktörleri aramaya devam etmektedirler.
Bilim adamları şunuda ekliyorlar: Başka bir cismin veya varlığın bizim boyutta belirmesinin imkansız olduğunu kanıtlamak olanaksızdır.Bu yüzden bir çok ufolog ufoların başka bir boyuttan 4 boyutlu ( 3 yer 1 zaman) dünyamıza geldiği fikrini bir kenara koymuyorlar veya o cisimlerin içinde gri küçük adamlar oturuyorlar mı? Bu başka bir tartışma konusudur.

Kaynak:ufonet be
Son düzenleyen Safi; 23 Haziran 2016 00:35



Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç