Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 31 Mart 2017  Gösterim: 11.870  Cevap: 15

Karıncalar (Formicidae)

Kısaca
Karıncalar örgütlü topluluklar halinde yaşayan ilginç böceklerdir. Yaklaşık 14 bin türünün bulunduğu sanılmaktadır. Yeryüzünün pek çok yerinde görülmekle birlikte, sıcak iklimlerde daha yaygındırlar.
middnight2006
25 Haziran 2008 16:43       Mesaj #1
middnight2006 - avatarı
Ziyaretçi
b2344261ee420e5ada7909bc93e613b9

Karınca,

Hymerıoptera (zarkanatlılar) takımının Formicidae familyasından yaklaşık 8 bin böcek türünün ortak adı. Karıncalar yeryüzünün hemen hemen her yerinde bulunursa da özellikle sıcak bölgelerde yaygındır. Tüm karıncalar örgütlü topluluklar halinde bir arada yaşar. Uzunlukları 2-25 mm arasında değişir. Renkleri genellikle sarı, kahverengi, kırmızı ya da siyahtır.

Karıncaların genel olarak iri bir başı, göğse kısa bir belle (karnın pula ya da düğüme dönüşmüş ilk bölütleri) bağlanan oval biçimli bir karnı vardır. Duyargaları dirseklidir. İki ayrı biçimde gelişmiş çene parçalarından dışta bulunan çift, besinleri ya da gerekli maddeleri taşımaya ve toprağı kazmaya yarar. İçte kalan çift ise çiğneme işlevini yerine getirir. Bazı türlerin karın bölümünün ucunda sert bir iğne vardır.
Sponsorlu Bağlantılar

Karınca topluluklarında genellikle üç kast ya da sınıf görülür: dişiler, erkekler ve işçiler. Bazı türler öbür türlerin yuvalarında asalak olarak yaşar ve bu karıncaların larvalarını yuvadaki işçi karıncalar besleyip büyütür. Örneğin Wheeleriella santschii türü, Kuzey Afrika’nın en yaygın karınca türü olan Monomorium salomonis'in bir yuva asalağıdır.

Karıncaların çoğu yuvada yaşar.


Yuvalar toprak içinde ya da kaya altında bulunabildiği gibi toprak üstünde çerçöp, kum ve çakıldan yapılmış olabilir. Kuzey Amerika’da bol bulunan, iri yapılı Camponotus türleri orman içinde kalmış ağaç gövdeleri ve kütüklerinde, bazı türler dikili ağaçlarda ya da otsu bitkilerin gövde boşluğunda yaşarlar. Afrika’nın tropik bölgelerinde görülen terzi ya da dokumacı karıncalar (örn. Tetramorium türleri) yuvalarını larvaların salgıladığı ipekle yaprak ve benzeri maddeleri birbirine bağlayarak hazırlar. Güney Amerika'da yaşayan Dolichoderus cinsinin üyeleri yuvalarını bir araya getirip yapıştırdıkları hayvan dışkılarından kurar. Dorylinae alt familyasını oluşturan göçmen karıncalar göç yolları üstüne çıkan bitki ve hayvanları silip süpürmeleriyle ünlüdür. Örneğin Amerika'nın tropik bölgelerinde yaşayan Eciton cinsinin üyeleri kollar halinde yürürken önlerine çıkan böcekleri ve öbür omurgasızları yer. Koloni dişinin yumurtlaması sırasında birkaç gün duraklar ve yumurtadan çıkan larvaları da yanlarına alan erişkinler göçlerini sürdürür. Afrika’da yaşayan Dorylus cinsinin üyeleri de benzer bir davranış gösterir.

Ad:  Karınca4.JPG
Gösterim: 382
Boyut:  17.6 KB
Karıncalar yumurta, larva ve pupa evrelerinden geçerek 8-10 hafta içinde erişkin biçimini alır. Karınca topluluklarında dişinin görevi yumurta üretmektir. İşçi karıncalar kısır dişilerden oluşur ve yuvanın her türlü işiyle uğraşırlar. Bazı topluluklarda görülen iri başlı işçiler (askerler) koloniyi savunur. Birçok karınca türünün oluşturduğu kolonilerde, yılın belli bir döneminde kanatlı erkek ve dişiler gelişir. Koloniden ayrılan bu kanatlı bireyler havada çiftleşir. Çiftleşmenin hemen ardından erkekler ölür. Döllenmiş dişiler kendilerine yeni bir yuva kurar.

Karıncalar hem bitkisel hem de hayvansal maddelerle beslenebilir. Formica cinsinde yaşayan Eciton cinsinin üyeleri kollar halinde yürürken önlerine çıkan böcekleri ve öbür omurgasızları yer. Koloni dişinin yumurtlaması sırasında birkaç gün duraklar ve yumurtadan çıkan larvaları da yanlarına alan erişkinler göçlerini sürdürür. Afrika’da yaşayan Dorylus cinsinin üyeleri de benzer bir davranış gösterir.

Karıncalar yumurta, larva ve pupa evrelerinden geçerek 8-10 hafta içinde erişkin biçimini alır. Karınca topluluklarında dişinin görevi yumurta üretmektir. İşçi karıncalar kısır dişilerden oluşur ve yuvanın her türlü işiyle uğraşırlar. Bazı topluluklarda görülen iri başlı işçiler (askerler) koloniyi savunur. Birçok karınca türünün oluşturduğu kolonilerde, yılın belli bir döneminde kanatlı erkek ve dişiler gelişir. Koloniden ayrılan bu kanatlı bireyler havada çiftleşir. Çiftleşmenin hemen ardından erkekler ölür. Döllenmiş dişiler kendilerine yeni bir yuva kurar.

Karıncalar hem bitkisel hem de hayvansal maddelerle beslenebilir. Formica cinsinde görüldüğü gibi birçok tür bazen kendilerinin ya da öbür türlerin yumurtalarını yer. Yalnız bitki özsuyuyla beslenen karınca türleri de vardır. Bal karıncaları (Camponotinae ve Dolichoderinae altfamilyaları) bazı yaprak bitlerinin sindirim artığı olan tatlı sıvıyla beslenir. Karıncalar genellikle bu sıvıyı almak için duyargalarıyla yaprak bitlerinin karnını dürter. Messor ve Pogonomyrmex cinslerinden buğday karıncaları ot, tohum, meyve, yaprak gibi bitkisel maddeleri toplayıp yuvalarında biriktirirken Güney Amerika’da yaşayan Trachymyrmex cinsinden karıncalar yuvalarında yetiştirdikleri mantarları yer. Yaprakkesen karınca (.Atta texana) mantar üretebilmek için bitkilerin yapraklarını kopardığı için önemli zararlara yol açabilir.

Karıncalar, bal arıları gibi, böcekler arasında görülen en karmaşık toplumsal davranış biçimlerini geliştirmiştir. Örneğin birçok karınca türü çeşitli yöntemlerle esir aldığı öbür karınca türlerini çalıştırır. Afrika’da yaşayan Bothriomyrmex decapitans türünün dişisi hiçbir direnç göstermeden Tapinoma cinsi karıncaların kendisini kaçırmasına izin verir. Daha sonra bu karıncaların yuvasındaki dişiyi başından sokarak öldürür ve kendi yumurtalarını bırakmaya başlar. Sonra yumurtalarının bakımını yuvadaki işçilere devreder.

Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Baturalp; 31 Mart 2017 12:52


14 Kasım 2008 20:27       Mesaj #2
Keten Prenses - avatarı
Üye
Ad:  Karınca1.JPG
Gösterim: 301
Boyut:  30.7 KB
Karıncalar dünyadaki canlıların en özellerindenler. Onlar en az 130 milyon yıldır yaşamaktadırlar. Yeryüzünde yaşayan kuş türü yaklaşık 9 bindir, ama karıncaların tür sayısı bundan biraz azdır. Onların boylarının 2-33 mm arasında olmaklarına rağmen, Dünyadaki biyolojik kütlenin % 10’dan fazlasını oluşturmuşlar. Bu da sayılarının çok fazla olmasına bağlıdır. Karıncalar çok güçlüler. Örneğin böcekler kendilerinden 25 kere fazla olan bir yükü kaldırabilirler. Karıncalar 100 kere fazlasını, ama şampiyonlar sülüklerdi. Onlar kendilerinden 1500 defa fazlasını kaldırırlar.

Karıncalar insanlardan sonra ikinci en sosyal toplumlardırlar. Onlar aileler ile yaşarlar ve bir ailede en az 50 karınca olur. Aynı aninin yavruları, biri diğerine çok daha yardımcı olurlar ve yemeklerini en fazla onlarla paylaşırlar. Aileler, akrabalıkla bağlı oldukları, kendi toplumları içinde yaşarlar. Bir devlet gibi, aynı kanunlara ve emirlere uyan karınca kolonilerinde (toplumlarında) karınca sayısı milyara ulaşabilir. Japonya da rastlaşan böyle çok büyük kolonilerin üyeleri biri diğerleri ile geçitlerle bağlı olan 45 bin karınca yuvasından oluşabilir. Böyle koloni yerleştiği arazinin boyutları 100 kilometre mertebesinde olabilir. Bu kadar büyük alanlarda, böyle çok sayıda karıncalar nasıl iletişimde olurlar ve iyi şekilde idare edilen bir devlet gibi yaşam sürdürürler.

Karıncaların kendi boyutları ile karşılaştırıldıkta, dünyadaki en büyük binaları (termitleri) inşa ediyorlar. Çamurdan yapılan en büyük termitin yüksekliği 12.8 metredir. Çin’de rastlanan böyle termitte yaşayan toplumun üye sayısı 50 milyon civarındadır. Bilim adamları böyle büyük inşaatın çok küçük bölgelerinde bile iyi havalandırma sistemlerinin olduğuna şaşırtıyorlar. İnsanlar böyle büyük yaşam binaları yapabilirler mi? En büyük gökdelenin yüksekliği yalnız 250 kişi yüksekliğindedir, ama onlarınki boylarını 2000 defadan fazla aşıyor. Acaba çamura ne ekliyorlar ki onları yerüstü inşaatları güçlü yağmurlara ve rüzgârlara karşı durabiliyor?

Karıncalar adeta annelere, yavrulara, her zaman işçilik yapanlara ve ömrü boyu asker olanlara bölünürler. İşçiler askerlik yapmazlar ve savaşlarda dövüşmezler. Göç eden karınca kolonisinde hareket ettikleri ve durdukları zaman anneler, yavrular ve yumurtaları taşıyan işçiler en ortada yerleşirler. Profesyonel askerler yanlarda, önde ve arkada. Askerler diğer kolonilerle savaş yaparak onların besinlerini ve yumurtalarını alırlar. Bu yumurtalardan çıkan karıncaları köle olarak çalıştırırlar.

Karıncalar görmüyorlar. Birileri diğerlerini ve akrabalarını kokusu ile tanıyorlar. Onlar sakat olanlarını ömrü boyu besliyorlar. Karıncalardan bazıları çevreni kontrol edenlerdir. Yemek bulunan yerden yuvalarına kader yollar ayarlarlar ve koku ile belirtirler. Sonra bu yolları kullanarak işçiler besinleri yuvalarına taşırlar. Disiplin o kadar iyi ki, sayılarının çokluğuna rağmen trafik sorunu olmuyor. Karıncaların beyinlerinin kütlesinin, kendi kütlelerine oranı canlılar içinde en fazladır.

Karıncaların kendi toplumuna karşı sevgi dolu, sosyal ve disiplinli olduklarını sizlere hatırlattık. Şimdi direkt olarak konuya geçelim. Anne dışındaki karıncalar çok az yaşarlar. Sadece 7- 13 gün yaşam zamanında onlar bu kader bilinçli olduklarını sergileye bilirler. Bu keder az yaşayarak onların (kendilerini, yumurtaları ve besinleri) yer altında ki yuvalarını, kış boyu su baskınlarından nasıl koruya bildiklerini düşünelim. Karıncaların yuvaları 6 m derinliklere kader yer altına gide bilir. Yuvaların kapıları açık olduğundan yağmur ve sel suları oraya kolaylıkla girer. Acaba karıncaların fizik bilgileri ne seviyededir ki onlar evlerini (yalnızca yuvalarını, yaşam bölgesinin tümünü değil) sudan koruyabilirler. Su ısıyı da çok iyi ilettiğinden yuvalarını soyuta ta bilir.

Doğal olarak tam lise seviyesinde bilgiye onlar gerek duymuyorlar. Suyun ıslatmasını ve öz kütlesini, basıncın ne olduğunu ve atmosfer basıncının önemini ve ek olarak hava basıncının onun hacmine nasıl bağlı olduğunu bilmeleri, güvenli yuva yapması için, onlara yeterlidir. Yuvanın ıslanmayan kısmının hacminin karıncaların sayına oranı, havalandırma sistemi ve diğer bilgileri ağaçlarda ve bitkilerin gövdesinde yaşayan karıncalar kader bilmeleri de gerekir. Onlar az yaşadıklarından ve başka nedenlerle Antalya kolyeci 10 sınıf örgencisi olan Kardelen gibi çok bilgi sahibi olamazlar ve gitara çalamazlar.

Toprak ıslanan zaman, araçların ve hayvanların ağırlığı altında çöker ve yuva bozula bilir. Bu ve toprağın alt katlarının kışta daha sıcak ve yazında daha serin olduğu nedenlerle karıncalar yuvalarını kayaların, ağaçların ve binaların altında, bu imkanlar bulunmayan yerlerde birkaç metre derinlikte yapıyorlar. Yuvalar giriş koridorları ile U şekildeki borulara benzer (sifon) girişlerle bağlanmalı. Buraya toplanan su tıkaç (mantar) görevini üstlenir. Yer yüzünde su birikip ise, su dışarıda U şekilli kısma kader olan yolu doldurur. Suyun karıncaların yaşam alanlarına girmemesi için, bu alanın duvarları hava geçirmez şekilde önceden karıncaların çıkartıları ile işlenmeli. Böyle havadan yalıtılmış bölge için yaklaşık (sıcaklık sabit kalmadığından) olarak buradaki hava basıncın onun hacmine çarpımı sabit olarak kalır. Anlaşılır ki karıncalar sabit kütlesi ve sıcaklığı olan gaz için PV=sabit (basınç çarpı hacim) kanununu milyar yıldır biliyorlar.

Bir atmosfer basınç yaklaşık olarak 10 metre su sütununun basıncına eşit olduğundan karıncaların yer altındaki evlerinde hava basıncı 1.5-1.7 atmosferi aşmaz. Böylelikle evleri kuru kalır ve burada karıncalar için birkaç günlük temiz hava da birikmiş olur. Unutmayalım ki diğer böcekler ve kuşlar da kendilerine suya ve rüzgara karşı dayanaklı yuvalar yapıyorlar. Örneğin yukarıda adını çektiğimiz termitler.

İnsan toplumu karınca toplumundan kaliteli eğitimi, bilimsel düşünce ve bilim birikimi, yeni teknolojiler üretimi ile üstündür.
Son düzenleyen Baturalp; 1 Nisan 2017 01:36 Sebep: düzenlendi.
Daisy-BT
19 Nisan 2009 15:29       Mesaj #3
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Karınca cumhuriyeti



İNSANDAN ÖNCE DE VARDI, SONRA DA VAR OLACAK...
Teknoloji, kolektif çalışma, askeri strateji, gelişmiş bir iletişim ağı, örnek ve rasyonel bir hiyerarşi... Karıncalar, zorlu rakiplerini bastırmak ve güç doğa koşullarına dayanabilmek için gerekli olan her şeyi icat ettiler. İnsanoğlunun onlardan alacağı çok ders var...

Kutup böl­geleri dışında dünyanın her yerinde


Siz bu satırları okurken, her yeni doğan 40 insana karşı­lık, yeryüzünde 700 mil­yon karıncanın hayata mer­haba dediği aklınıza geldi mi? İnsan ile karıncanın bu bağlamda karşılaştı­rılması öyle rastgele bir seçim değil,.. Çünkü, bu minik böceklerle pek çok ortak noktamız bulunuyor; aynı insa­noğlu gibi, karınca ailesinin 12 bine yakın türü, buzullarla kaplı kutup böl­geleri dışında dünyanın her yerine da­ğılmış durumda...

Bir yabanarısı türü olan "Tiphiidae" den türediler


Bu minik böceğin geçmişi ise 80 milyon yıl öncesine kadar uzanıyor. O tarihlerde arkaik bir yabanarısı türü olan "Tiphiidae" den türeyen karınca­nın iğnesi, süreç içinde kaybolmuş. Karıncaların ataları, ilk böcek uygarlı­ğının kurucuları olan "termit"lerle (be­yaz karıncalar) amansız bir iktidar sa­vaşma girişmişler. Tüm gezegen yüze­yinde süren bu kanlı ve uzun savaşın sonunda galip gelmişler ve bol besin bulunan geniş alanları fethetmişler, ..

Karıncalar, bu savaşta basarı sağla­mak için, kuşkusuz kendilerinden önce belli bir düzen kuran beyaz karıncalardan daha gelişmiş ve daha yardımlaş­maya dayalı bir toplum sistemi oluş­turmak zorundaydılar. Bu müthiş top­lumsal örgütlenmenin somut örnekleri­ni bugün de sürdürüyorlar. Nitekim, bir süre önce zoologlar tarafından Fransa'nın Jura Ormanları'nda ortaya çıkarılan bir karınca kolonisi bu nokta­da ne kadar ileriye gittiklerini açık bir biçimde sergiliyor. Bu koloni, 3 kilo­metrekarelik bir alana yayılmış 45 bin farklı yuvada yaşayan 300 milyon ka­rıncadan oluşuyor. Zoologlar bu koloni içinde tüm üretim araçlarının ve yiye­ceklerin düzenli bir biçimde takas edil­diğini kanıtlayabiliyorlar.

Silahlı kuvvetler...


Asker karıncalar çok güçlü antenlere sahipler... Gelişmiş bir karınca kolonisinde yaklaşık 20 milyon asker karınca yaşayabiliyor. Singapur karıncalarının savaşçılarının alt çeneleri 280 derece açılabiliyor. Bu çeneyi iki gelişmiş ince tel uyarıyor.

Ortak Zeka


Karıncalar, besinleri, yumurtaların bakımını ve inşaat aletlerini paylaşı­yorlar. Onların böylesine güçlü bir ör­gütlenmeyi ve iş bölümünü nasıl ger­çekleştirdikleri bugün bile tartışılıyor. Bu konuyu açıklığa kavuşturmaya yö­nelik varsayımlardan bir tanesi "ortak zeka" formülü... Bu teoriye göre, bir karınca kolonisi, hücreleri tek tek ba­ğımsız karıncalarca oluşmuş gelişkin bir canlı organizmayla karşılaştırılıyor. Karıncalar tek başlarına zekalarını gös­teremiyor, onu ortaya çıkaramıyorlar. Ancak, bir karınca yuvasında yaşayan ortalama bir milyon karıncanın sinir hücrelerinin toplamı 20 gramı buluyor. Bu da, fare gibi üst zeka düzeyinde bir memelinin beyninden daha ağır bir kütle oluşturuyor.

Genç kraliçe koloni peşinde...


"Acromyrmex octospinosus" türü dişi karınca, erkeğiyle birleşmeyi tamamladıktan sonra yeni bir koloni için kendisine yer arıyor.

Süper uzmanlaşmış kast sistemi...


Karıncalar üç ana kasta ayrılıyor: "Üreme için yaşayanlar" (dişiler, erkekler ve kraliçeler), "işçiler" ve "as­kerler".,. Askerler ve işçiler üreme ye­teneğinden yoksunlar. Gerek asker gerekse işçi kastı, kendi içinde görev dağılımına paralel olarak "köleler", "hırsızlar", "yetiştiriciler" , "inşaatçılar", "toplayıcılar" gibi daha küçük kastlara ayrılıyor.

100 katlı bir gökdelen


Nüfus:Genellikle ormanlık bölgelerde yaşayan bir kırmızı karınca kolonisi yaklaşık 5 milyon nüfustan oluşuyor. Genellikle federasyon biçi­minde örgütlenen kırmızı karıncalar kolonisinde yaklaşık 90 yuva bulunu­yor. Bugün Avrupa'da metrekareye 80 bin karınca düştüğü ileri sürülüyor.

Sitenin boyutları:Bir karınca yuvası toprak düzeyinin bir buçuk metre altı­na ve üstüne inşa ediliyor. Genellikle 2 metrekarelik bir alana yayılıyor. Böyle bir yuvayı inşa etmek için işçi karıncalar 500 ayrı odayı birleştirmek amacıyla 120 kilometre uzunluğunda galeriler açıyorlar. Bu inşaat sırasın­da bir tona yakın toprağı dışarıya taşı­yorlar.

Üretim ve tüketim: Bir yıl içinde ye­tiştirici karıncalar 50 litre yaprakbiti sü­tü ve 10 litre de kırmızböceği sütü emebiliyorlar. Ortalama bir karınca ko­lonisi, bir yaz boyunca 200 bin böceği öldürüp yuvalarına taşıyor. Aynı süre içinde işçi karıncaların siteye taşıdığı tahıl tanesi sayısı ise 70 bini buluyor.

Stratejileri­nin temelinde görev dağılımı yatıyor


Karınca ile insan arasında bir başka benzerlik daha söz konusu., her ikisi de savaşçı birer tür... Fetih stratejileri­nin temelinde görev dağılımı yatıyor. Küçük işçi karıncalar yuvanın günlük işleriyle ilgilenirken, iri kız kardeşler meyve ve tohum aramaya koyuluyor­lar. İriyarı asker karıncalar ise, av grupları ya da gerçek karınca orduları­nı oluşturuyorlar. Bu asker karıncalar, rakibi öldürmek, felce uğratmak, kor­kutup kaçırmak için korkunç bir silah donanımına sahipler: güçlü çeneleri ve karıncanın türüne göre formik asit, for­mol, sudkostik ya da zamk salgılayan zehir bezleri... Bu silahlar, kertenkele, kuş gibi kendilerinden yüz kat büyük bir avı, içten zehirleyerek hakkından gelebilmelerini sağlıyor.

Karınca tedavisi...


Karıncalar pislik içinde, tahıl tanelerinin ortasında yaşa­malarına karşın genellikle hasta­lanmayan hayvanlar...

Bağışıklık sistemi en gelişmiş hayvanların başında geliyorlar. Bunun nede­ni, kutikuladan salgılanan ve do­ğal antibiyotik özelliklere sahip özel bir sıvı... Bu sıvıyı dişi karın­caların kutikulası salgılıyor, ama er­kek karıncalara da temas yoluyla bulaştırabiliyorlar. Avustralya yerlile­ri ve Bolivyalılar, karıncaların bu sı­vısından artrit ve romatizma tedavi­sinde yararlanı­yorlar. Miami Üniversitesi' nde yapı­lan bir araştırmaya göre, bu sıvı romatizma vakalarında acıyı yak­laşık yüzde 70, kasların gerilme­sini ise yüzde 75 azaltıyor...

Karıncalar, robotlar ve bilgisayarlar.


Karıncalar dünyasında şef yok, plan-program da yok. Ama, asıl önemlisi, emir-komuta zincirinin de olmaması... Müthiş gelişmiş bir otoorganizasyon sa­yesinde toplumda­ki en karmaşık gö­revler bile hiç ak­samadan yerine getiriliyor. Oysa karıncalar, bütün bu görevleri yerine getirmek için ne fi­ziksel ne de psiko­lojik anlamda özel olarak program­lanmış değiller. Şöyle bir örnek ve­rebiliriz: Kolonide yiyecek sıkıntısı baş gösterdiğinde, işçi karıncalar he­men "besleyici" ka­rıncalara dönüşü­yorlar ve yedek midelerindeki besin maddeleriyle diğerlerini beslemeye başlıyorlar. Kolonide besin maddesi fazlası söz konusu olduğunda ise, hemen bu kimliklerinden sıyrılıp, ye­niden işçi karıncalar haline dönüşü­yorlar. Kısacası, her karınca çevre­sindeki koşullarda meydana gelen değişikliklere anında uyum gösteriyor, ama problemin bütünü konu­sunda en küçük bir bilgiye bile sahip değil...

İşte bilgisayar uzmanları bugün, karıncalardaki bu kolektif davranışı laboratuvarlarda robotlarla üretme­ye çalışıyorlar. Çok gelişmiş, ileri programlar yerine, kendi aralarında işbirliği yapan, "basit" enformatik unsurlardan oluşan robotlar üzerin­de yoğunlaşıyorlar. Bu çalışmalarda temel ilke aynı: çok gelişmiş bir ro­bot oluşturmak yerine, daha az "ze­ki" bir sürü robot geliştirmek, ama bunlardan tıpkı karınca kolonisinde olduğu gibi en "karmaşık" görevleri üstlenmelerini beklemek... Bu robot­lar tek tek ele alındıklarında "zeka" açısından çok gelişmiş olmayacak­lar, ama ortak hareket dürtüsüyle iş­bölümünü gerçekleştirecekler. Çün­kü, en basit enformatik bilgileri bir­birleriyle değiş tokuş etme yeteneği­ne sahip olacaklar.

Bir karınca kolonisindeki hayat ve işbölümü tarzı, NASA'yı bile etkile­miş... Kuruluş, Mars gezegenindeki araştırmalar için gelişmiş bir tek ro­bot göndermek yerine, birçok karınca-robot göndermeyi planlıyor. Böy­lece birkaç tanesi tahrip olsa bile, ekibin ayakta kalanları görevlerini tamamlayabilecekler .
Son düzenleyen Baturalp; 31 Mart 2017 13:37
Daisy-BT
19 Nisan 2009 17:49       Mesaj #4
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Örnek bir megapol:


Bir metrekare alanda 3,5 milyon nüfus

1. Hava savunma sistemi: Karıncaların en büyük düşmanla­rından biri kuşlar... Bir kuş yuvaya yaklaştığı zaman, savaşçıların bir kısmı yuvanın ağzında karınlarını hemen havaya doğru çeviriyorlar ve kuşlara doğru bir asit maddesi püskürtüyorlar.
Ad:  Karınca2.JPG
Gösterim: 726
Boyut:  56.6 KB
2. Solaryum: Güneye bakan bu odada ana kra­liçenin yumurtaları olgunlaşıyor. Odanın sıcaklığı genellikle 38 dere­cede sabit kalıyor.

3. Ana giriş ve yan girişler: Bu girişleri "kapıcı" karıncalar koruyor. Tehlike anında düz kafa-larıyla kapıların girişini kapatıyor­lar. Koloninin diğer sakinleri kapı­dan girmek istediklerinde, kapıcı karıncaların kafasına antenleriyle özel bir ritimle vuruyorlar ve kapı­cı karınca da girişi açıyor. Bu ritmi unuttukları takdirde koruyucu ka­rıncalar tarafından oracıkta öldürü­lüyorlar,

4. Hazır odalar: Karıncalar, yuva inşa ettikleri yerde eskiden kalma bir yuva bulur­larsa, bulunan eski yuvanın sağlam kalmış odalarına da el koyuyorlar. Böylece sitenin tamamlanmasında önemli ölçüde zaman kazanıyorlar.

5. Depo-mezarlık: Karıncalar, bu odalara, topladık­ları tahıl tanelerinin tüketemedikleri kabuklarını ve ölen diğer karıncala­rın cesetlerini koyuyorlar.

6. Muhafız birliği odası: Buradaki asker karıncalar 24 saat alarm halindeler. En küçük bir tehli­ke durumunda hemen harekete ge­çiyorlar. Formlarını korumak için zaman zaman aralarında turnuva­lar düzenliyorlar.

7. Dış yalıtım: Çalı-çırpı ve küçük dal parçacık­larından oluşan bu yalıtım, yuvayı sıcaktan, soğuktan ve yağmurdan koruyor. Yalıtım tabakasının azalıp azalmadığı işçi karıncalar tarafın­dan sürekli denetleniyor.

8. Emzirme odası: Emzirici karıncalar karınlarından şekerli bir sıvı salgılıyorlar. Yetiştiri­ci karıncalar ise antenleriyle onların karınlarını delerek bu sıvıdan yarar­lanıyorlar.

9. Et ambarı: Böcekler, sinekler, çekirgeler ve düşman karıncalar öldürüldükten sonra ambarda saklanıyorlar.

10. Tahıl ambarı: Büyük parça tahıl taneleri "değir­menci" karıncalar tarafından öğütülüp küçük tabletler haline getiriliyor. Da­ha sonra kış aylarında bunlardan ek­mek olarak yararlanılıyor.

11. Kurtçuk ve nimfalar için kreş: "Hemşire" karıncalar yavru karın­caları hastalıklardan korumak için an­tibiyotik özellikler taşıyan tükürükleriyle yalıyorlar.

12. Kış odası: Kasım ayının başında kış uykusuna yatıp mayısta yeniden uyanan karın­calar, uzun kış mevsimini bu odada geçiriyorlar. Uyandıklarında da ilk iş olarak bu odayı temizliyorlar.

13. Merkezi ısıtma bölümü: Yaprak parçacıkları ve çalı-çırpıların burada birbirleriyle harmanlan­ması belli bir ısı sağlıyor. Bu ısı tüm yuvaya 20 ile 30 derece arasında de­ğişen bir sıcaklık veriyor.

14. Kuluçka odası: Ana kraliçenin yumurtaları, yu­murtlama sırasına göre bu kuluçka odasında istif ediliyor. Daha sonra buradan alınıp zamanı geldiğinde so­laryuma taşınıyor.

15. Kraliyet odası: Ana kraliçe bu odada yumurtluyor. Bu odada sürekli kendisini besleyen ve odanın temizliğini yapan yardımcı­lar bulunuyor.

Kaynak : Focus Dergisi
Son düzenleyen Baturalp; 1 Nisan 2017 01:47
bi quan
20 Nisan 2009 14:54       Mesaj #5
bi quan - avatarı
Ziyaretçi

KARINCA TÜRLERİ

Ad:  Karınca4.JPG
Gösterim: 300
Boyut:  45.4 KB

Dünya'nın dört bir yanında, yarı çöl iklimi gösteren bölgelerde yaşayan farklı türlerdeki karıncalar, birbirlerinden bağımsız olarak, hayatta kalmalarını sağlayacak benzer yollar geliştirmişlerdir. Aşağıda gözden geçireceğimiz karınca türü, yaklaşık bilinen 10 000 civarındaki karınca türlerinden bir kaçıdır. Dünya' da, bilinen-bilinmeyen, 35 000 karınca türünün olduğu tahmin ediliyor. Her bir türünde kendi içinde, o kadar çok çeşitleri vardır ki; bütün bunların, tür-içi ve tür-dışı çeşitliliğini incelemek; ilgili karınca biliminin kapasitesini aşmaktadır.

BAL KARINCALARI


Yağmurlu zamanlarda karıncalar, bazı işçi karıncaları, su ve bal özüyle beslerler. Bal karıncaları, yaprak bitlerinden elde ettikleri şekerli sıvı ve bitki nektarlarıyla beslenirler. Bir çok karınca türü, yaprak bitlerinin bitki özsuyundan, sindirim artığı olarak ortaya çıkardıkları şekerli sıvıyı besin olarak kullanmaktadır.

BAL FIÇISI KARINCALAR: "Canlı Kiler"


Bal karıncalarının, diğer karıncalardan bir farkı vardır. İşçiler, balı, yuvalarına götürürler.Vücutlarının alt kısımlarını şişirerek, bal kesesi haline gelmiş karıncaların ağzına boşaltırlar. Adeta bir bal fıçısı haline gelen bu karıncalar, etrafta dolaşamazlar.

Uzun ve çiçeksiz kurak mevsim boyunca, koloninin kullanımı için canlı kiler olarak, ayaklarıyla tavana tutunarak, yuvada asılı dururlar. Kendi ağırlığının 8 katı bal taşıyabilen karıncalar, kışın ya da yiyeceğin az olduğu zamanlarda, bir besin deposu olarak kullanılırlar. Acıkan karınca gelip ağzıyla dokunduğunda, bir damla balı onun ağzına boşaltan bal fıçısı karıncalar, yaklaşık bir üzüm tanesi kadar olabilirler.

YAPRAK KESEN KARINCALAR: "ATTALAR"


Karınca türlerinin içinde en ilginç olanlardan biri, yaprak kesici karıncalardır. Bunların belirgin özellikleri, çeneleriyle koparttıkları yaprak parçalarını, başlarının üstünde, yuvalarına taşıma alışkanlıklarıdır. Karıncalar, kuvvetli kenetlenmiş çenelerinde taşıdıkları, kendilerinden oldukça büyük yaprak parçalarının altına gizlenirler.

Yaprakları, şemsiye gibi üstlerinde taşıdıklarından, şemsiyeli karıncalar adıyla da anılırlar. Yapraklar, beslenme amacıyla kullanılmaz. Zira karıncalarda, bitkilerde bulunan selülozu sindirebilecek enzimler yoktur. Attalar, yaprak parçalarını çiğneyerek lapa haline getirirler. Özel hazırlanmış odalarda, kuru yapraklar üzerine sererek, mantar yetiştirirler. Proteince zengin mantar tomurcuklarını, yiyerek beslenirler.

ORDU KARINCALARI (LEJYONERLER)


Yalnız tropik iklimlerde yaşayan ve etle beslenen, 6-12mm boyundaki bu küçük canlılar, çok sayıda askere sahip, düzenli bir ordu gibi hareket ederler. Bu karıncalar kördür. Direkt güneş ışığından etkilenerek, ölmeleri yüzünden; geceleri ya da gölgede hareket ederler. Bunların yaşamları, öldürmek ve yağma etmekten ibarettir. Bu yüzden de, katil karıncalar diyede adlandırılırlar.

Güçlü çene yapıları sayesinde, toprakta açtıkları tüneller içinde hareket ederler. Lejyoner karıncaların, sürekli bir yuvaları yoktur. Yuva gerektiğinde, birbirlerinin ayaklarından tutunarak, tümüyle karıncalardan oluşan yuvalar inşa ederler. 200 000-750. 000 arası karıncadan oluşan bu yuvaların ortasında, kraliçe ve yumurtalar bulunur. Daha sonra yuva çözülür ve yeniden ilerlemeye başlarlar.

Karıncaların göçleri ve durmaları, kraliçenin yumurtlama dönemlerine göre ayarlanır. Kraliçe karınca, ayda 2 gün ve günde ortalama 25-35 bin yumurta üretir. Yumurtlamadan birkaç gün önce durup, yuvayı oluşturan karıncalar, 20 gün kadar süren bu dinlenme döneminde, çevrelerine akınlar düzenleyerek avlanırlar. Her akında, şaşırtıcı şekilde yönlerini; ortalama 123 derece değiştirerek, aynı yeri taramaktan kurtulurlar.

"Anomma Ordusu"nun: "Dehşet Stratejisi"
Tüm ordu karınca türleri, avda "şok ve dehşet stratejisi" uygular. Diğer karıncalar, bireysel olarak besin ararken; bazen keşif kolu gönderir. Ordu karıncaları ise, topyekun birlikte hareket ederler. Yollarından çekilmeyen kertenkeleleri, yılan ve kurbağaları da öldürebilirler, ancak yemezler. Saldırı düzenlerine, sürü akını adı verilir. 200. 000 kadar karınca, yuvayı, 15 metre eninde bir yelpaze oluşturacak şekilde, genişleyen bir sürü halinde terk ederler.

Bunların en korkuncu, Afrika'da yaşayan "Doryline Anomma" karıncaları ile Tropik Amerika'da yaşayan "Eciton"lardır. Bir Anomma ordusunun gelişi, çevredeki canlılar için büyük bir panik meydana getirir. İki milyondan fazla askeri olan bu muazzam ordunun önünden kaçmayan her şey, anında imha edilir. Bir çeşit çığlık sesi ve kuşların kaçışı, sürünün geldiğini haber verir. Yollarının önüne rastlayan; tavukları, memeli ve böcekleri imha ederler. Yerliler, bunların korkusundan köylerini bile terk ederler.

Eskiden bazı yerlerde esirler bunlara yem olarak atılırdı. Anomma karıncaları, Tonga'da kafesteki bir parsı, bir gece içinde, iskelet haline getirmişlerdi. Evden götürülemeyen bir hasta olursa; karyolanın ayakları sirke içine konur. Damdaki çatlaklardan üstüne düşerlerse, bir anda etini kemiklerden sıyırırlar. Onların geçtikleri yerde, canlı kalmaz. Anomma ordusunun yürüyüşünü, akarsular bile durduramaz. Bir nehirle karşılaştıklarında, çeneleriyle birbirlerinin bellerine tutunarak; canlı bir köprü yaparlar. Kraliçe, yumurta ve larvalar, bu canlı köprü üzerinden geçirilir. Bütün bu tehdit ve tehlike oluşturmalarına rağmen; zararlı böcekleri, yok edici faydaları vardır.

ATEŞ KARINCALARI


Son derece saldırgan olan, küçük kırmızı bir karınca cinsidir. Büyük koloniler halinde yaşarlar. Döllenmiş bir tek kraliçe, 240 000 işçilik bir koloni oluşturabilir. Sürüngenleri, yada küçük hayvanları, zehirli iğneleriyle sokarak öldürebilirler. İnsanlarda ise, alerjik şoklara neden olabilirler. Güney Amerika da ortaya çıkan bir istilada, güçlü çene yapılarıyla; elektrik kablolarını parçalayıp, kesintilere sebep oldukları ve açtıkları tünellerle yol ve asfaltlarda çökmelere yol açtıkları bilinir. Ekin tarlalarında, büyük zararlar, verebilirler.

Ateş karıncalarının zararlarını engelleyebilmek için, bir çok yöntem deneyen uzmanlar; yedikleri sineklere mikrop vererek, yuva içinde hastalık oluşturmaya çalışmışlar, ancak karıncaların, mikroptan etkilenmediği görülmüştür. Yapılan incelemelerde, bu karıncaların boğazlarında, mikropların girişini engelleyici, bir yapı, tespit edilmiştir.

Ateş karıncalarının diğer bir savunma yöntemi, zehir keselerinde ürettikleri anti-mikrobik bir sıvıyı, yuva çevresine ve larvaların üzerine püskürterek, yuvayı dezenfekte etmeleridir. Ateş karıncalarının en önemli düşmanı, Solenopsis Davgeri adlı asalak bir karınca cinsidir. Bu karınca, yuvaya girmeyi başarırsa; derhal kraliçe karıncanın boğazına kenetlenir ve onun feromenini taklit eder. Asalağı, kendi kraliçeleri sanan karıncalar, onu beslemeye başlar ve kendi kraliçeleri ölür.

HASAT KARINCALARI


Hasatçı karıncalar, topladıkları tohumları, yuvadaki özel ambarlara taşırlar. Diğer karınca türleri, topladıkları tohumları, yiyecek olarak kullanırken; hasatçı karıncalarda, bir grup işçi karınca, tohum özlerini çiğneyerek; bir çeşit karınca ekmeği hazırlarlar. Tükürüklerinde bulunan enzimler sayesinde; nişastadan şeker elde ederler. Kurak mevsimlerde,larvaların ve diğer karıncaların beslenmesi, bu şekerle yapılır.

DOKUMACI KARINCALAR


Dokumacı karıncalar, ağaçlarda, yapraklardan oluşturdukları yuvaların içinde yaşarlar. Yuvaların yapım aşaması, çok ilginçtir. Yuva yeri seçildikten sonra, bir karınca yaprağın ucunu kıvırmaya başlar; diğer işçiler de gelip, aynı yerden yaprağı çekiştirerek, kıvırmaya yardımcı olurlar.

Eğer yuva yapımında, fazla sayıda yaprak kullanılacaksa, yapraklar arasında, karıncalardan canlı zincirler oluşturulup; yapraklar birbirine bağlanır. Daha sonra, özel olarak yetiştirilmiş, diğerlerine göre daha küçük boyutlarda olan larvalar, buraya getirilir ve yaprağın birbirine tutturulması gereken yerlere larvalar sürtülür. Larvalar, ağızlarının altındaki bir bölümden, ipek salgılamaya başlarlar. Böylece dikiş makinesi gibi kullanılan larvalar sayesinde, yuva hazırlanmış olur.

FİRAVUN KARINCALAR


Bunlar şeker karıncaları veya sidik karıncaları diye isimlendirilir. Çok küçüktürler. Hastanelerde, bir düzineden fazla patojenik bakterinin taşınmasından sorumlu oldukları zannediliyor. Bunlar, genellikle ısırmaz ve sokmazlar.

Firavun karıncaları, şekerle, kekle, ekmekle ve yağlı yiyeceklerle beslenirler. Yuvaları, nadiren dışarıda bulunur. Çoğunlukla kapalı yerlerde yaşarlar.

ÇOBAN KARINCALAR


Bazı böcekler, tatlı madde çıkarırlar. Bu böcekler, genellikle, Hemoptera takımına bağlıdırlar. Bazı gündüz kelebeklerinin tırtılları da, tatlı madde çıkarırlar. Bu maddelere düşkün olan çoban karınca türleri, bu tatlı sıvılarla beslenirler. Bunlar, yaprak bitlerine özel bir ilgi gösterirler. Antenleriyle âdetâ okşayarak, şekerli madde çıkarmalarını teşvik ederler. Damlalar hâlinde çıkan bu tatlı salgıları, içerler. Karıncalar, bu bitleri, diğer böceklere karşı korurlar. Yaprak biti sürüsünü otlatmayı, yuvalarında barındırmayı ve düzenli bir şekilde sağmayı, bir sanat haline getirmişlerdir.

Bazı karıncalar da, şekerli salgısı olan tırtıllardan faydalanırlar. Kendilerine göre, dev bir at gibi olan tırtılların sırtlarına binerek kendilerini taşıtırlar. Tırtılın karın bölgesinin son kısmını, antenleriyle okşayarak, çok sevdikleri tatlı sıvıyı salgılamasını sağlarlar. Her karınca, bindiği tırtılı, düşmanlarına karşı korur.
Son düzenleyen Baturalp; 31 Mart 2017 12:32 Sebep: başlık ve sayfa düzeni resim eklendi.
Daisy-BT
15 Aralık 2009 22:01       Mesaj #6
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  Karınca3.JPG
Gösterim: 270
Boyut:  27.7 KB
Karınca yuvalarının kimi toprağın içinde, kimi ağaçların içinde kazılmış olduğu gibi, mukavvadan meydana gelip tropikal orman ağaçlarına asılı olanları da vardır. Bazı karıncalar ise bitkilerle kayaların tabiî oyuklarından yararlanır, ya da başka böceklerin yuvasına yerleşirler. Karınca yuvası daima çevreye uyar. Dikkati çeken bir başka husus da bu yuvaların, arılarla eşek arıları'nınki gibi belli bir mimarisi olmayışıdır. Koridorları ve odaları plansız olarak uzayıp gider.

Avrupa'da en yaygın karınca yuvaları toprağın içinde kazılmış olanlardır. Derinlikleri ender olarak yarım metreyi geçer ve derine inildikçe ve merkezden uzaklaşıldıkça tünellerinin arası o nispette genişler. Karıncalarımız mandibulalarıyle toprağı kazar ve süpürürler. Toprak zerreleri bu arada birbiri arkasından yuvanın ana deliğinin etrafına yığılır ve bir çeşit krater meydana getirir. Çayır karıncası (Formica pratensis), kırmızı orman karıncası (Formica rufa) ve kan kırmızı karıncalar (Formica sanguinea) çam iğnesi, yaprak parçası ve küçük taş gibi çeşitli malzemeden bir kubbe bina ederler. Siyah karınca (Lasius niger) ile kehlibar şansı karınca (Lasius flavus) kubbelerinin içi oyuktur. Tabiat bilginleri, bu yapıtın, güneşin ısısını çekip alıkoymaya yaradığı kanısındadırlar. Texas'ın çalışkan Tachymyrmex turrifex karıncaları da yuvalarının ana ağzının üzerinde topraktan örülmüş bir kule dikerler.

Dağ karıncalan, yukarıdaki duvarcı karıncalardan farklı olarak, yuvalarını, kendilerine kubbe vazifesi gören yassı taşların altında yaparlar. Taş kaldırılınca, koridorlar ve larva, nimfa ve yumurta dolu odalar meydana çıkar. Taş, burada kubbe ile aynı işi görerek güneş ışınlarını çekmek suretiyle kanncalan ısıtır. 2 000 - 3 000 metredeki karıncaların ısınmak ihtiyacı duymalarına karşılık çöllük bölgelerde yaşayanlar da güneşin kızgınlığından korunmak için çok derin yuvalar kazarlar.

Yeraltında kazılanlarının büyüklüğün sınırı yoktur. 50 100 metre kare alanında olup ağzının üzerinde 1 metre yüksekliğinde ve 4 metre çevresinde kubbesi bulunanları görülmüştür. Bu yuvalar insan ölçüsünde büyütülecek olsalar, New York ve Londra gibi dünyanın en büyük şehirleri bunların yanında köy gibi kalırdı. Aynı türlere ait bazı karınca yuvalarının aralarında birleşerek bir konfederasyon meydana getirdikleri de görülmektedir. Fransa'nın Jüra bölgesindeki böyle bir konfederasyon, her biri 5 000-500 000 nüfuslu 200 yuvadan meydâna gelmişti. Birleşik Amerika'nın Pensilvanya eyaletindeki daha muazzam bir tanesi ise 2 000 metrekarelik bir alan kaplıyor ve yeraltı galerileriyîe birbirine bağlanan 1 600 yuvayı içine alıyordu.
Son düzenleyen Baturalp; 1 Nisan 2017 02:09 Sebep: düzenlendi.
23 Şubat 2012 15:48       Mesaj #7
buz perisi - avatarı
VIP Lethe
Ad:  Karınca.1.JPG
Gösterim: 288
Boyut:  33.9 KB
Bir karınca koloni bölgesi binlerce metre karelik alana yayılabilir. Bazı türler yuvanın tepesinde geniş bir toprak yığını oluşturur.Bu tepeciklerin yüksekliği 1 metreyi,çapı 3,5 metreyi aşabilir.Ve bu yuvalar mimarı harikasıdır. Karıncalar yuvalarını Allah'ın ilhamıyla büyük bir titzlikle herşey düşünülerek inşa edilir.Bir karınca kolonisinin içinde;
  • yiyecek deposu(ambar)
  • kraliçe karıncanın odası,
  • yumurtaların bulunduğu bir oda,
  • daha derinlerde larva ve kozaların bakım odası(derinlerde yapılmasının nedeni yüksek sıcaklıklarda ısı kaybını önlemek ve larva ve kozaları düşmanlardan korumak olsa gerek)
  • işçi karıncaların çalışma odası ve daha fazlası bulunur.

Karınca Yuvasının Odaları

1 Hava soğutma sistemi
2 Sera
3 Ana giriş ve yan girişler
4 Hazır odalar
5 Depo mezarlık
6 Muhafız birliği odası
7 Dış yalıtım
8 Emzirme odası
9 Et ambarı
10 Tahıl ambarı
11 Larvalar için kreş
12 Kış odası
13 Merkezi ısıtma bölümü
14 Kuluçka odası
15 Kraliyet odası
Kuşkusuz ki bunca detayı karıncalar kendileri düşünüp, akletmemişlerdir, onlara yaptıklarını ilham eden Allah'tır..
Son düzenleyen Baturalp; 1 Nisan 2017 12:12 Sebep: düzenlendi.
3 Ağustos 2012 05:51       Mesaj #8
buz perisi - avatarı
VIP Lethe

Karınca

Ad:  Karınca6.JPG
Gösterim: 293
Boyut:  17.2 KB

Zarkanatlıların karıncagiller familyasından bir böcek. Kutuplar hariç dünyanın her tarafında, en çok da tropikal bölgelerde bulunurlar. Bütün türleri topluluklar kurarak yaşarlar. Zehir bezleri ve dikenleri vardır. Zehirlerinde bol miktarda karınca asidi bulunur. Bilinen türleri 3.500'den fazladır. Karınca topluluklarındaki birey sayısı, birkaç taneden 100.000'e kadar değişir. Bir toplulukta erkek, dişi ve işçi olmak üzere üç tip birey bulunur. Erkek ve dişiler üreme yeteneğinde ve kanatlıdırlar. İşçiler ise kanatsız, kısır dişilerdir. Kimi topluluklarda bir kısım işçiler büyük başlı olur. Bunlar askerlerdir. Bir toplulukta genellikle bir dişi bulunur. Erkekler döllenmeden sonra ölür. Dişilerse kanatlarını kaybeder, topluluktan ayrılır, yumurtalarını ayrı bir yere bırakır ve yeni bir yuva yapar. Yumurtadan çıkan yavrular işçilerdir. Bu ilk işçiler gündelik işler ve yuvanın büyütülüp genişletilmesinde görev alırlar. Kimi zaman işçiler, yumurtlamak için yuvanın yakınına inen yabancı dişileri de yuvaya taşıdıklarından bir yuvada birden fazla dişi karınca (kraliçe) bulunabilir. Karınca yuvaları çoğunlukla bitkisel maddelerden oluşur ve taşlar altında ya da toprak içinde kurulur. Besinlerini çiğnenmiş böcekler ve diğer küçük hayvanlarla bitkiler meydana getirir. Karıncalar kışı uyku hâlinde geçirdiklerinden kışlık besin depo etmezler.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Baturalp; 31 Mart 2017 12:36 Sebep: başlık düzenlendi. resim eklendi.
27 Şubat 2016 21:40       Mesaj #9
Safi - avatarı
SMD MiSiM
KARINCA a.
Ad:  Karınca.1.JPG
Gösterim: 250
Boyut:  20.0 KB

1. Bütün tropikal ve ılıman bölgelere yayılmış 6 000 türü bilinen, küçük ya da orta boylu (boyu 1 cm'yi aşabilir), toplu yaşayan zârkanatlı böceklerin genel adı. (Karıncagiller familyası.) [Bk. ansikl. böl.]
2. Döküm sırasında madenlerin içinde hava kalmasından oluşan ufak boşluk ya da pastan ileri gelen yenik.
3. Karınca belli, çok ince belli kadın ve kız için kullanılır. || Karınca duası gibi, çok ufak, karışık ve okunaksız yazı için söylenir. || Karınca gibi, çokluğu ve çalışkanlığı belirtir: Karınca gibi çalışmak. || Karınca ezmez, kötülük yapmaktan kaçınan, ince duygulu kimse için söylenir. || Karınca kaderince, karınca kararınca, “önemsiz de olsa elinden geldiğince, yapabildiğince” anlamında alçakgönüllülük belirtmek için kullanılır: Karınca kararınca bir şeyler yapmaya çalıştık işte. || Karınca yuvası gibi kaynamak, bir yerin aşırı ölçüde kalabalık ve hareketli olduğunu belirtmek için kullanılır: Akşama doğru sokaklar karınca yuvası gibi kaynamaya başladı. || Karıncayı bile ezmemek, incitmemek, son derece merhametli, ince duygulu olmak, kötülük yapamayacak bir yaradılışta olmak.

—Böcbil. Beyaz karınca, termit işçileri ve askerlerine verilen ad. || Kapıcı karınca. Colobopsis cinsinden karıncaların ortak adı. || Odun karıncası, Camponotus cinsinden karıncaların ortak adı. || Şemsiyen karınca, Tropikal Amerika’da yaşayan, Atta cinsinden mantar karıncalarına verilen ortak ad. (Bu karıncaların askerleri mantar yetiştirmek için yaprak parçaları toplayıp şemsiye gibi üstlerinde taşıdıklarından şemsiyeli karınca adıyla anılırlar. Şemsiyeli karıncalar meyve bahçelerinin en büyük düşmanıdır.) || Tohum karıncası, Messor cinsinden karıncaların ortak adı. || Ziyaret karıncası, Tropikal ülkelerde bulunan Anomma, Doryie, Eciton cinsinden karıncaların genel adı. (Büyük sürüler halinde evlere giren ziyaret karıncaları evlerdeki fareleri, böcekleri ve toprakta yaşayan başka hayvanları yerler.)

—Folk, ve isi. Karınca duası, bereket getirdiğine inanılan dua. (Bk. ansikl. böl.)

—Kuşç. Karınca banyosu ya da tımarı, bazı kuşlarda görülen tüylerinin arasına karıncalar yerleştirme ya da bir karınca yuvasına oturma alışkanlığı. (Bu davranışın dış asalakları yok etmeyi ya da formik asidin uyarıcı etkisini deri üzerinde duymayı amaçladığı sanılmaktadır.)

—Metalürj. Bir döküm parçasındaki küçük oyuk.

—Org. kim. Karınca asidi, FORMİK ASİT' in eşanlamlısı.

—Zool. Karınca yuvası, karıncaların barındığı yer. (Bk. ansikl. böl.)

—ANSİKL. Bir karınca topluluğunun büyük bölümü kısır ve kanatsız dişiler ve işçilerden (daha iri olan bazılarına asker adı verilir) oluşur; geri kalan bölümündeyse erkekler ve kanatlı dişiler bulunur. Erkekler türün üremesini sağlamaya yetecek kadar yaşarlar. Dişilerse, birkaç saat uçtuktan sonra tek başlarına ya da birkaç işçiyle yeni bir yuva yaparlar ya da eski yuvalarına dönerler. Bunun üzerine işçi karıncaların kanatlarını yolduğu dişiler dehlizlerde kalarak yumurtlarlar, işçiler gereksinimlerin karşılanması için iş bölümü yaparlar: yuvayı kurarlar, larvaları büyütürler, topluluğu beslerler ve savunurlar.
Bazen işçiler döllenmemiş yumurtalar yaparlar, ara eşeylilik, genetik kökenli ya da asalaklık sonucu olabilir ve görev yapamaz duruma gelen dişilerin yerine yenilerinin ortaya çıkmasına yol açar. Çeneleri bazen güçlüdür, avları ya da çeşitli nesneleri tutabilir; öbür ağız parçaları emicidir.
Karıncalar daha çok sıvılarla beslenir; kursaklarında sakladıkları özsuları günü gününe besledikleri larvaların ağzına kusarlar. Karıncalar arasındaki yiyecek değişimleri (trofalaksis) çeşitli türler arasında da olabilir. Ayrıca, ağız kusmukları (salya sıvısı) ve yemek borusu kusmukları (ön- karıncık sıvısı) vardır. Ûnkarıncık besiniyle yalnızca işçiler beslenir. Karıncaların beslenmesi türlere göre büyük farklılıklar gösterir: bazıları (sözgelimi kozalaklı ormanlarında yaşayan kızıl karıncalaı) etçildir, böcekleri ya da örümcekleri yer; bazıları otçuldur (tohum karıncaları), tohumları toplar ya da mantarlar yetiştirir (Atta cinsinden, tropikal bölgelere özgü şemsiyeli karıncalar); başka karıncalarsa, duyargalarıyla uyardıkları ve tehlikelere karşı korudukları kırmız böceklerinin ve bit- kibitlerinin tatlı salgılarını yalarlar; Arjantin karıncası (iridomyrmex humilis) ve çok küçük firavun karıncası (Monomorium cinsi üyeleri) hepçildir ve her yere girip çıkar.
Karınca yuvalarının (KARINCA" YUVASI) yapıları çok farklıdır. Karıncalar yuvadan uzaklarda dolaşabilirler ve gözleriyle işaretler koyarak ya da topokimyasal yön bulma yöntemiyle yuvalarını bulabilirler; ayrıca güneşin konumuna bakarak da yönlerini bulabilirler.
Karınca topluluğunun etkinliği yağmur, rüzgâr ya da sıcaklık azlığı nedeniyle durur; hareketsiz devreye girmeden kışı geçirirler. 3 000'i aşkın omurgasız türünde karıncalar yaşar: bunlar, Myrmecophiles ya ortakçı (kısakanatlıböcekler, hamamböcekleri, tespihböcekleri, vb.) ya da asalak (kambursinekler ve kalınkafalısinekler gibi ikikanatlılar, ipsisolucanlar, vb.'de) yaşayan karıncasever hayvanlar; bazense, yararlı (Paussidae ve Clavigeridae [karınca- sever kınkanatlılar] familyası üyeleri) ya da zararlı (kınkanatlıların kısakanatlıböcekgil- ler familyasından Lomechusa’larla gerçekleştirdikleri ilişki sonucu "toplumsal bozulma”) ilişkilere girebilirler. Genel olarak zarkanatlıların anal iğneciklerine karıncalarda rastlanmaz; ama karıncalar ısırır ya da toraks bezlerinin salgıladığı formik asidi belli bir uzaklığa fışkırtabilirler. Sülünleri ve bazı kuşları beslemede yararlanılan "karınca yumurtaları” gerçekte larvalar ya da nemflerdir. Bazen yararlı, ama çoğunlukla zararlı olan karıncaların gerçekten büyük iktisadi önemleri vardır.

—Ed. Hayvanların dilinden anlayan Hz. Süleyman'la yaratıkların en küçüğü sayılan karınca arasındaki ilişki divan şiirine yansımış bir efsanenin konusudur. Karın
caların beyinin sefere çıkan Süleyman’abir çekirge budu armağan ettiği, bunu yiyen askerlerinin doyduğu anlatılır: "Ol şehinşah kim eğer bir mûra kılsa iltifat / Mûr hükmeyler Süleyman üstüne sultan olur (O padişahlar padişahı bir karıncaya iltifat etse karınca Süleyman'a bile söz geçiren bir sultan olur.) [Fuzuli].
Süleymaniye camisi'nin mermer sütunlarını gemisiyle Mısır'dan getiren Karınca. Kaptan'ın padişaha şunları söylediği anlatılır: "Karıncalar budun çekmiş çekirgenin Süıleyman'e. Size layık nemiz vardır kabul eylen fakirane. (Karıncalar armağan olarak sunmak üzere bir çekirgenin budunu sürekleyerek Hz. Süleyman’a götürmüş. Bizim de size sunacak başka neyimiz var! Fakirane sunduğumuzu kabul edin.) C. Tümerkan türkçeye birçok kez çevrilmiş "Ağustos böceği ile karınca” hikâyesinden esinlenerek Ne olur bir şarkicik (1957) adlı şiir kitabında hikâyenin tersine, karıncanın kış gelince ağustosböceğinin kapısına giderek ondan şarkı dilendiğini anlatırken sanatın insan yaşamındaki yerini vurguladı. Yaşar Kemal Filler sultanı ile kırmızı sakallı topal karınca (1977) romanında insanlar arasındaki toplumsal çekişmeleri fillerle karıncalar (güçlülerle güçsüzler) arasındaki amansız bir savaş biçiminde simgeledi.

—Zool. Karınca yuvası. Karınca türlerinin çoğu yuvalarını yeraltında yapar; genellikle bir taşın (Messor, Pheidole) altında bulunan bir girişten yumurtlama, erzak biriktirme ve dinlenme için ayrılmış dehlizlere ve odalara geçilir; yuvanın, az ya da çok önemli bir bölümü yerüstünde olabilir ve ince dallar (Formica rufa) ya da çeşitli gereçlerle (Lasius) kubbe biçiminde oluşturulur. Bazı karıncalar ağaççıldır ve yaşlı ağaçların gövdelerinde ya da kabukların altlarında (Camponotus, Cremastogaster) yaşarlar; tropikal türler çok iyi hazırlanmış asılı yuvalar yaparlar (Oecophylles cinsi üyeleri gibi); bu hayvanlar larvalarını bir mekik gibi kullanarak larvanın salgıladığı ipekle bir dalın yapraklarını bir araya getirerek bağlarlar; başka türlerse karıncasever denen bazı bitkilerin dokularında yaşarlar ve oralarda "karınca bahçeleri” meydana getirirler.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Baturalp; 1 Nisan 2017 02:12
Mystic@L
11 Eylül 2016 12:47       Mesaj #10
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi

Karınca (Formicidae)


MsXLabs.org

Karınca, zarkanatlılardan (Hymenoptera), toplu olarak yaşayan, yuvaları toprağın altında olan ve birçok türü bulunan böceklerin genel adıdır. Böcekler içinde toplumsal açıdan en gelişmişlerden biri olan karıncalar, son derece iyi örgütlenmiş bir düzen içinde, "koloni" denen topluluklar halinde yaşarlar. Topluluk halinde yaşadıkları için, koloninin belirli bir düzen dahilinde hareket etmesi, karışıklık çıkmaması açısından çok önemlidir.

Karınca topluluklarında her birey kendi üzerine düşeni eksiksiz olarak yapmaktadır. Her birey için önemli olan kendi istekleri değil koloninin devamlılığıdır.Karıncalar dış görünüş olarak her ne kadar birbirlerine benzer görünseler de, yaşayışları ve fiziksel özellikleri açısından yaklaşık 8000 türe ayrılırlar. Her türün de kendine özgü özellikleri vardır.

Karınca türlerinin içinde en ilginç olanlardan biri, yaprak kesici karıncalar olarak da bilinen Attalardır. Attaların belirgin özellikleri koparttıkları yaprak parçalarını başlarının üstünde yuvalarına taşıma alışkanlıklarıdır. Karıncalar, sağlamca kenetlenmiş çenelerinde taşıdıkları, kendilerine oranla oldukça büyük yaprak parçalarının altına gizlenirler.

Karıncalar yaprakların kendisini yiyemezler, çünkü vücutlarında bitkilerde bulunan selülozu sindirebilecek enzimler yoktur. İşçi karıncalar bu yaprak parçalarını çiğneyerek bir yığın haline getirirler ve yuvanın yeraltındaki odalarında saklarlar ve yaprakların üzerinde mantar yetiştirirler. Bu yolla, büyüyen mantarların tomurcuklarından kendileri için gerekli proteini elde ederler.
Son düzenleyen Baturalp; 1 Nisan 2017 11:05 Sebep: Düzenlendi.



Daha fazla sonuç:
Karıncalar (Formicidae)

Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç