İstanbul; bir alamet-i farika
30-04-2009 10:11 dussssss tarafından yazıldı
Sözüm sana;
İçten, bazen ise körkütük sarhoş şehir…
Seni günah şehri yaptılar, bazıları ise inanç.
Kimileri ise, üzerine aşklarını sıçrattı.
Ya ekmek parasında koşan, o insanlar!
Zaten hep bir koşuşturmaca hali vardı.
Kimi zaman yağan yağmur makyajını bozsa da,
Hep ruhunda sonbahar hüznü…
Bazen ise bir annenin yavrusuna kızan hali sardı, duygularımı…
Derin bir nefes çekerek, sahil yolu yürümeleri mutlu etti,
Onunla, yalnızlığımı paylaştım.
Sonbahar yaprakları düşerken içi sızlar ağacın, çocuğunu kaybetmiş gibi hisseder.
İstanbul’dan zoraki ayrılışlarım, bana hep bu duyguyu tattırdı.
Galata kulesinden derin bir nefes alarak, İstanbul diye bağırmanın mayhoşluğu o kadar lezizdir ki, anlatılmaz yaşanır, sözü burada kendini daha da değerli kılar.
Baba küçük çocuğuna bir elma şekeri alır,
Sırf gözlerinin içinin, güldüğünü görmek için,
O ruh halinde bir kaç dakika olmak, babayı çok mutlu eder.
Buna karşılık çocuğun ayakları yerden kesilir.
İşte benim İstanbul ilişkim, bu kadar saf ve temiz.
Dikenleri olmayan bir gül gibi...
Penceremin yanına dayanan yatağıma yatarken, dışarı doğru baktığımda İstanbul’a dua ederim.
Paraya, aşka, saygıya değil!
Sadece ve sadece İstanbul’a benim değerim...
Sonsuz bir yolculuk sanki aramızdaki bu köprü…
Kimisi asma, kimisi ise ayaklı.
Peki ya kız kulesi şarkıları,
Boğazın serin suları,
Galata köprüsü üstündeki balık düşkünleri,
Ya da ayyaşın boğuk sesi...
Fatih’in ısrarı o genç yaşta doğru değil miydi?
Veli'nin dizeleri anlatmaz mı? Aslında her şeyi.
İşte bende kalbimin vuruşundan anlıyorum,
Her şeyi bırakıp, İstanbul’a dua ediyorum...
Yazan:dussssss
İçten, bazen ise körkütük sarhoş şehir…
Seni günah şehri yaptılar, bazıları ise inanç.
Kimileri ise, üzerine aşklarını sıçrattı.
Ya ekmek parasında koşan, o insanlar!
Zaten hep bir koşuşturmaca hali vardı.
Kimi zaman yağan yağmur makyajını bozsa da,
Hep ruhunda sonbahar hüznü…
Bazen ise bir annenin yavrusuna kızan hali sardı, duygularımı…
Derin bir nefes çekerek, sahil yolu yürümeleri mutlu etti,
Onunla, yalnızlığımı paylaştım.
Sonbahar yaprakları düşerken içi sızlar ağacın, çocuğunu kaybetmiş gibi hisseder.
İstanbul’dan zoraki ayrılışlarım, bana hep bu duyguyu tattırdı.
Galata kulesinden derin bir nefes alarak, İstanbul diye bağırmanın mayhoşluğu o kadar lezizdir ki, anlatılmaz yaşanır, sözü burada kendini daha da değerli kılar.
Baba küçük çocuğuna bir elma şekeri alır,
Sırf gözlerinin içinin, güldüğünü görmek için,
O ruh halinde bir kaç dakika olmak, babayı çok mutlu eder.
Buna karşılık çocuğun ayakları yerden kesilir.
İşte benim İstanbul ilişkim, bu kadar saf ve temiz.
Dikenleri olmayan bir gül gibi...
Penceremin yanına dayanan yatağıma yatarken, dışarı doğru baktığımda İstanbul’a dua ederim.
Paraya, aşka, saygıya değil!
Sadece ve sadece İstanbul’a benim değerim...
Sonsuz bir yolculuk sanki aramızdaki bu köprü…
Kimisi asma, kimisi ise ayaklı.
Peki ya kız kulesi şarkıları,
Boğazın serin suları,
Galata köprüsü üstündeki balık düşkünleri,
Ya da ayyaşın boğuk sesi...
Fatih’in ısrarı o genç yaşta doğru değil miydi?
Veli'nin dizeleri anlatmaz mı? Aslında her şeyi.
İşte bende kalbimin vuruşundan anlıyorum,
Her şeyi bırakıp, İstanbul’a dua ediyorum...
Yazan:dussssss
Toplam Yorum 0
Yorumlar
Toplam Trackback 0


