Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Forumda Ara

Kut anlayışı nedir?

Bu konu Cevaplanmış forumunda küçük kurbağa tarafından 17 Aralık 2008 (19:21) tarihinde açılmıştır.
98109 kez görüntülenmiş, 3 cevap yazılmış ve son mesaj 14 Nisan 2014 (18:42) tarihinde gönderilmiştir.
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Eski 17 Aralık 2008, 19:21

Kut anlayışı nedir?

#1 (link)
küçük kurbağa
Ziyaretçi
küçük kurbağa - avatarı
Sponsorlu Bağlantılar Sponsorlu Bağlantılar
Kut anlayışı nedir?
En iyi cevap JUSTİN BİEBER tarafından gönderildi

Kut Nedir?
Kut, Türkçenin en eski kelimelerinden birisidir. Tarih boyunca birçok anlam kazanmıştır. Kut her şeye girebilen ve kutsal nitelik kazandıran sihir gibi bir şeydi. Şamanizm’de ruh veya can anlamında kullanılmaktaydı. Eski Türk ve Moğollarda Kut’un semadan inen bir nur olduğuna inanılıyordu. Kut’un, bilgisiz, iyi ahlakını yitiren kimselerden uzaklaştığı kabul ediliyordu. Ayrıca Orhun Yazıtları’nda “Kut”, tanrı anlamında da kullanıldığı da görülmektedir.

Kut’un en yaygın ve belirgin anlamı, şüphesiz devlet veya siyasi hakimiyettir. Orhun Yazıtları’nda “Tanrı yarlıgadığı için kut’ım” şeklinde yani Hakan anlamında geçmektedir. Eski Türk hukuku ile ilgili en önemli kaynaklardan birisini teşkil eden Yusuf Has Hacib’in ünlü eserinin ismi “Kutadgu Bilig”in de buradan geldiği bilinmektedir. Eserin içerisinde de Kut kelimesi devlet ve siyasi hakimiyet anlamında sık sık kullanılmıştır. Netice olarak Kut, eski Türk kamu hukukunda temel bir yer tutmaktadır.


Kut Anlayışı

Kut Anlayışı, İslam öncesi Türk Devletleri’nden başlayarak; Osmanlı Devleti’ne kadar devam eden bir egemenlik anlayışıdır. Devleti yönetme yetkisinin, yöneten aileye Tanrı tarafından verildiğine inanılan bu anlayış, yüzyıllar geçse de, Türkler yeni dinlere inansalar da, devam etmiştir.

İslamiyet Öncesi Türk Devletleri’nde, yönetim her zaman aynı hanedanda kalmıştır. Çünkü Kut Anlayışına göre, bu hanedana emrahyönetme yetkisini Tanrı vermiştir. Bu yüzden devleti yönetme Kut verilen kişi ve hanedan dışına çıkamazdı. Her ne kadar Kut Anlayışı, ilahi bir temele dayansa da, ülkeyi yöneten kişi ilahi bir sıfata sahip değildi. Başka toplumlarda Tanrı Kral anlayışı görülürken, Türk Toplumunda bunun olmadığı çok açıktır. Yönetici de sıradan bir insandır ve ilahi bir vasfa sahip olmadığı için hata yapabilir, bilgisiz olabilir ve başarı da muhakkak değildir. Ulu olan Kut Anlayışıdır ve sorgulanamaz. Bu anlayış sayesinde Türk Devletleri’ni yöneten hanedanlar eleştirilmemiştir. Türk Tarihi’ne bakarsak, Memlük Devleti dışında hiçbir Türk Devleti’nde birden fazla hanedan ya da ailenin devleti yönettiğini göremeyiz. Çünkü Kut tek bir hanedana verilirdi.

İslamiyet’in kabulü ile beraber Kut Anlayışı sadece şekil değiştirmiştir. Ancak mantık gene aynıdır. Sadece İslamiyet’in getirdiği kurallar çerçevesinde Kut Anlayışı devam etmiştir. Artık Sultanlar, Halife’den menşur alarak saltanatlarını güçlendirmişler ve meşrulaştırmışlardır. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e verilen Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı ünvanı, kendisinin saltanatını dini açıdan pekiştirmiştir. Osmanlı Devleti’nde de Kut Anlayışı devam etmiştir. Devleti, kuruluştan yıkılışa kadar yöneten hanedan aynıdır ve tektir. Çünkü Kut Anlayışı’na göre devleti yönetme yetkisi Osmanoğulları Ailesi’ne aittir ve Kut Anlayışı da babadan oğla geçmiştir. Kut Anlayışı hem halk hem de ordu üzerinde çok etkili olmuştur. Türk Devletleri’nde çıkan isyanlara baktığımız zaman bunu rahatlıkla görebiliriz. Binlerce yıllık Türk Tarihi’nde ortaya çıkan isyanlar da hiçbir zaman ülkeyi yöneten hanedan direkt hedef alınmamıştır. Selçuklu zamanında çıkan isyanlar, devletin politikalarına yöneliktir. Hanedan ile doğrudan bir sorun yoktur. Osmanlı Devleti’nde çıkan isyanlarda da benzer durumlar görülür. Celali İsyanları, bozulan ekonomiye ve taşra’daki yöneticilerin yaptıkları haksızlıklara bir baş kaldırıdır. Osmanoğulları’nı tahttan indirme ya da başka bir yönetim şekline geçme gibi bir amaç yoktur. Yeniçeri İsyanları’nda da hedef aynıdır. İsyan edilen kişi bir şahıstır, aile ya da hanedan değildir. Zaman zaman padişahları öldürecek kadar ileriye giden Yeniçeriler, öldürdükleri padişahın yerine, aynı aileden başka bir kişiyi tahta çıkarmışlardır. Bu da, Kut Anlayışı’nın toplumun her kesimi tarafından nasıl sahiplenildiğinin ve kabul edildiğinin bir göstergesidir. Aradan binlerce yıl geçmesine rağmen Kut Anlayışı günlük hayatımızın halen bir parçasıdır. Bayram Kutlamak, Doğum günü Kutlamak gibi eylemlerdeki asıl fiil olan Kut, binlerce yıl öncesinden gelen bir geleneğin sonucudur.
Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Eski 17 Aralık 2008, 19:29

Kut anlayışı nedir?

#2 (link)
MsXTeam
Valeria - avatarı
Alıntı:
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

Orta Asya Türk devletlerinde kut anlayışını yazınız.

Kut Anlayışı Nedir?
Türk Devletlerinde hükümdarlara devleti idare etme yetkisinin Tanrı tarafından verildiğine inanılmıştı. Tanrı vergisi kabul edilen siyasi iktidar, Kut kavramı ile ifade edilmişti. Hükümdarın kendisi ve ailesi Kutlu sayılmıştı. Bu egemenlik anlayışının sonucu olarak, Türk Devletlerinde hükümdarlık bir aile mirası olarak kabul edilmişti. Dolayısıyla hükümdar ailesinin erkek bireyleri, taht üzerinde hak iddia edebilmişlerdi.

Kut Anlayışı Türk Devletlerini Nasıl Etkilemiştir?
Bütün hanedan üyelerinde kut olduğundan kendine siyasi ve askeri bakımdan güvenen kişi taht kavgasına girebiliyordu. Bu durum Türk devletlerini ya iç savaş sonucu istkrarsızlığa, ya da bölünmeye götürüyordu.
İslamiyet öncesi Tanrı adına yeryüzünü adaletle yönetmek görevinin yerini, İslamiyetin kabunden sonra, yeryüzünde Allahın son dini İslamiyeti yaymak ve bu amaç uğruna gazada (cihatta) bulunmak anlayışı almıştı.

Rapor Et
Eski 7 Ocak 2013, 21:41

Kut anlayışı nedir?

#3 (link)
Moderatör
_EKSELANS_ - avatarı
Kut (mitoloji)
Kut – Türk, Moğol ve Altay şamanizminde ve halk inancında kutsal enerji, yaşam gücü. Hut, Kud, Gut da denir. Moğollar Kutag, Hutag derler.

Anlam ve İçerik
Kutsal yaşam gücü, bereket, hayat verici, mübareklik, canlılık gibi anlamları vardır. Yiğitler kut sayesinde ölümden kurtulur veya yaşama döner. Bu güç Tanrı’dan kaynaklanır. Tanrı bu gücü geri çekerse kağanlar tahtı ve yaşamlarını yitirirler. Padişahların ve soylarının kanı kutlu sayıldığından, hanedandan birisi idam edileceği zaman boynu kılıçla vurulmaz, yay kirişiyle boğularak öldürülür. İnsanın kutu doğmadan önce gökyüzünde yer alır. Şarap gibi akıcı, su gibi durudur.
Kut, Orta Asya'daki şamanist, göçebe Altay uluslarında "yaşam gücü" anlamına gelen bir kelimedir. Çağdaş Türkiye Türkçesinde kut şu anlamlarda kullanılmaktadır:
1. Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç.2. Mutluluk.3. İlahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket. Jean-Poul Roux "Altay Türklerinde Ölüm" adlı eserinde kut kavramına çok geniş yer vermiş olup, bu kitabında kutu şu şekilde izah etmektedir;
  1. Akışkan, jelatine benzer bir madde,
  2. Zihin, ruh, hayati güç,
  3. Şans, talih, uğur,
  4. Sürüleri koruyan bir muska ya da nazarlık.
Eski Orta Asya Türk ve Moğol inanışlarına göre yaşam kaynağını Göktanrı'dan alır. Yiğitler Tanrı'nın kendilerine inayet ettiği; kut sayesinde ölümlerden kurtulur ve başarıdan başarıya koşarlar. Beyler ve kağanlar kutsanmıştır, yani kut sahibidir. Ancak doğuştan itibaren kut sahibi olabilmek için çeşitli ritüeller gerekir. Tanrı'nın kutu geri çekmesi kağanın tahtını ve yaşamını yitirmesi anlamını taşır. Bunun için eski Altay inanışlarına göre Tanrı'dan kut dilenir. Örneğin, ilk Türk eserlerinden Irk Bitig'de;Tanrı tarafından kutu alınan bir savaşçının, Göktanrı'ya yakarışı ve eski gücünü yeniden kazanması anlatılır. Kutun değişik türleri vardır.
  1. Bor Kut: Cisimleşmiş kuttur. Bir nesneyi temsil eden onun küçük bir modeli gibidir. Yer ruhudur.
  2. İye Kut: Bir varlığı koruyan ruhsal enerjidir ve tamamen soyuttur. Ana ruhtur.
  3. Sal Kut: Hareketli kuttur. Rüzgar gibi esebilir. Hava ruhudur.
Bu inancın Sahalardaki adı Kut-Sür İteğele (Kut-Sür İnancı) veya Tañara Üöreteğe (Tanrı Öğretisi)'dir. Sahaların günlük yaşamlarında bu inancının izlerini her zaman görmek mümkündür. Kut, bütün canlı varlıkların ruhu ve yaşam enerjisidir. Kut üç unsurdan oluşmuştur. Bor kut (toprak-can), Salgın kut (hava-can) ve İye kut (ana-can). Bazı saha efsanelerine göre kut Ürüñ Ayı Toyon tarafından verilmektedir. Bunu ilahe Ayıhıt insanlara getirmektedir (ulaştırmaktadır).Bazı kikâye ve masallarda Ağa kut (baba-can) ve Sür kut (hayat-can) ifadelerine de rastlanmaktadır.
Abdülkadir İnan'ın aktardığı bilgilere göre, kutun bedenden ayrılması ile ölüm gerçekleşmez ama kişide var olan kutsallık ortadan kalkar, o kişi sıradanlaşır. Kut, insan için kesinlikle bir güç ve uzun ömür kaynağıdır. Birey onsuz hayatını çok da fazla uzun sürdüremez.

Altay kavimlerinde kut

Eski Türklerde öldükten sonra göğe çıkılacağı inancı hakimdir. Bununla birlikte başlıca ikametgahı gökte olan insan ruhları, bir dağda mensup olduğu boyun ilk yerinde evinin çevresinde, bozkırda gezebilir. Ruh, mezarda boyun atalarını temsil eden ongunlarda, öldürülen düşman yansıtan balbal taşlarında ve boyun bayrağında (tuğ) barınabilir. Bu biçimde ruhun dünyaya dönüşü mümkündür. Ayrıca ölen kişinin öldürdüğü hayvanların ve insanların öteki dünyada ona hizmet edeceğine inanılır. Bu yüzden hayvanları ile birlikte gömülür. Her öldürdüğü düşman içinse taş (bal-bal) dikilir. Hayvanları öldürmek bu yüzden kurallarına uygun bir biçimde yapılmak zorundadır. Hayvanın iskeleti korunmak zorundadır ve kanı -yani "Yaşam gücü" sayılan kutu- akıtılmamalıdır. Moğol Kağanı Cengiz Han Büyük Yasası; kan akıtılmadan öldürme biçimini şöyle açıklar: Bir hayvan kesilirken bacakları bağlanmalı, karnı açılmalı ve ölünceye kadar kalbi elle sıkılmalıdır". Altay kavimlerince (Türkler, Moğollar...) böyle olursa hayvanın yeniden dünyaya geleceğine inanılır. Nitekim Osmanlı'da da bu eski Türk geleneği vardır. Padişahların kardeşlerini öldürmesi bir gelenektir. Ama öldürme biçimi eski adetlere uygun yapılır. Kanı yani kutu (Yaşam Gücü) akıtılmadan yay kirişiyle veya kayışla boğulur. Günümüzde bu kelime uğur, şans anlamında kullanılmaktadır. Kutsamak, kutlamak... gibi bereket ve esenlik bildiren kelimeler kut- kökünden türetilmiştir.

Devlet geleneğinde

Kut inancı, Türk devletlerinde başta olan insanların, kendilerine bu görevin Allah tarafından verilmiş olduğuna inanması. Osmanlı padişahlarında da bu inanç görülür ve yazdıkları fermanlarda Zillullah unvanını da kullanırlardı. Zamanla bu inanç halk tarafından da benimsenmişdir. Bu inançın etkisiyle padişahlar katledilirken kanları akıtılmaz genellikle kendi yaylarının ipi ile boğulurlardı.
Herhangi bir kişinin yönetici olmayı hak etmesi için Tanrı’nın ona “kut” vermesi gerekir. Türk yönetim felsefesinde “Göktengri” den gelen “kut”, yöneticilerin yönetmiş oldukları toplum üzerinde âdil bir yönetim tarzını ortaya koymaları için vermiş olduğu “geçici” bir yönetim yetkisidir. Başarılı olmayan, sorunları çözemeyen kağan Tanrı tarafından kendine verilmiş olan “kutu” kaybetmiş sayılır. “Kutu” alınmış olan kağanının Türk Milletini yönetme hakkı yoktur. Kağanın almış olduğu “kut”, onun sezebilme, hissedebilme, anlayabilme, kavrayabilme ve toplumu yönetebilme yeteneğini canlı tutar. “Kut”un hakkını vermenin temel ölçüsü ise kağanın “bilgeliğidir”.
Türk yönetim tarihinde kağan ve hükümdarlarının kullandığı ad ve unvanları kut anlayışı ile bağlantıları bakımından önemlidir. Meselâ, Türk tarihinin önemli liderlerinden Mete’nin unvanları; “Tanrı-kut” ve “İdi-kut”; Göktürk kağanının unvanı ise “Kutlug Beg”dir.

Etimoloji

(Kut/Kud) kökünden türemiştir. Temizlik anlamını içerir. Farsça Hüda kelimesinin dönüşmüş biçimi olduğu öne sürülse de aslı Türkçe Kut (kutsallık, kutluluk) kökünden türemiştir. Bereket, yaşam gibi anlamlar içerir. Kutan, dua, yakarış demektir. Evenk dilinde Khutu sözcüğü kutsallık manası içerir. Kudagaçı sözcüğü, büyücü, şaman anlamına gelir. Kuthu şeklinde Tunguzcaya ve Hutu şeklinde Mançucaya geçmiştir. Sümercede de ayen Kut biçimiyle yer aldığı görülmektedir. İtelmenlerin (Kamçadalların) Kuth veya Kutka (Kutku) adlı dünyayı ve canlıları yaratan bir Tanrıları vardır.

Uta

Türk, Altay ve özellikle Moğol halk inancında ve şamanizmde ruh enerjisi. Koruyucu ruh ve (daha doğrusu ruh şeklinde düşünülen) koruyucu enerjidir. Kut'un farklı bir türü olarak kabul edilir. Bazen iyicil ruhları tanımlamakta da kullanılır. Sözcük Moğolca kökenlidir. Dagur dilinde Huta, Moğolcada Utaga duman anlamına gelir ve yarı şeffaf (yarı soyut) bir görüntüyü ifade etmektedir. Utga ise Moğolcada his demektir.
Rapor Et
Eski 14 Nisan 2014, 18:42

Kut anlayışı nedir?

#4 (link)
MsXLabs Üyesi
JUSTİN BİEBER - avatarı
Kut Nedir?
Kut, Türkçenin en eski kelimelerinden birisidir. Tarih boyunca birçok anlam kazanmıştır. Kut her şeye girebilen ve kutsal nitelik kazandıran sihir gibi bir şeydi. Şamanizm’de ruh veya can anlamında kullanılmaktaydı. Eski Türk ve Moğollarda Kut’un semadan inen bir nur olduğuna inanılıyordu. Kut’un, bilgisiz, iyi ahlakını yitiren kimselerden uzaklaştığı kabul ediliyordu. Ayrıca Orhun Yazıtları’nda “Kut”, tanrı anlamında da kullanıldığı da görülmektedir.

Kut’un en yaygın ve belirgin anlamı, şüphesiz devlet veya siyasi hakimiyettir. Orhun Yazıtları’nda “Tanrı yarlıgadığı için kut’ım” şeklinde yani Hakan anlamında geçmektedir. Eski Türk hukuku ile ilgili en önemli kaynaklardan birisini teşkil eden Yusuf Has Hacib’in ünlü eserinin ismi “Kutadgu Bilig”in de buradan geldiği bilinmektedir. Eserin içerisinde de Kut kelimesi devlet ve siyasi hakimiyet anlamında sık sık kullanılmıştır. Netice olarak Kut, eski Türk kamu hukukunda temel bir yer tutmaktadır.


Kut Anlayışı

Kut Anlayışı, İslam öncesi Türk Devletleri’nden başlayarak; Osmanlı Devleti’ne kadar devam eden bir egemenlik anlayışıdır. Devleti yönetme yetkisinin, yöneten aileye Tanrı tarafından verildiğine inanılan bu anlayış, yüzyıllar geçse de, Türkler yeni dinlere inansalar da, devam etmiştir.

İslamiyet Öncesi Türk Devletleri’nde, yönetim her zaman aynı hanedanda kalmıştır. Çünkü Kut Anlayışına göre, bu hanedana emrahyönetme yetkisini Tanrı vermiştir. Bu yüzden devleti yönetme Kut verilen kişi ve hanedan dışına çıkamazdı. Her ne kadar Kut Anlayışı, ilahi bir temele dayansa da, ülkeyi yöneten kişi ilahi bir sıfata sahip değildi. Başka toplumlarda Tanrı Kral anlayışı görülürken, Türk Toplumunda bunun olmadığı çok açıktır. Yönetici de sıradan bir insandır ve ilahi bir vasfa sahip olmadığı için hata yapabilir, bilgisiz olabilir ve başarı da muhakkak değildir. Ulu olan Kut Anlayışıdır ve sorgulanamaz. Bu anlayış sayesinde Türk Devletleri’ni yöneten hanedanlar eleştirilmemiştir. Türk Tarihi’ne bakarsak, Memlük Devleti dışında hiçbir Türk Devleti’nde birden fazla hanedan ya da ailenin devleti yönettiğini göremeyiz. Çünkü Kut tek bir hanedana verilirdi.

İslamiyet’in kabulü ile beraber Kut Anlayışı sadece şekil değiştirmiştir. Ancak mantık gene aynıdır. Sadece İslamiyet’in getirdiği kurallar çerçevesinde Kut Anlayışı devam etmiştir. Artık Sultanlar, Halife’den menşur alarak saltanatlarını güçlendirmişler ve meşrulaştırmışlardır. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e verilen Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı ünvanı, kendisinin saltanatını dini açıdan pekiştirmiştir. Osmanlı Devleti’nde de Kut Anlayışı devam etmiştir. Devleti, kuruluştan yıkılışa kadar yöneten hanedan aynıdır ve tektir. Çünkü Kut Anlayışı’na göre devleti yönetme yetkisi Osmanoğulları Ailesi’ne aittir ve Kut Anlayışı da babadan oğla geçmiştir. Kut Anlayışı hem halk hem de ordu üzerinde çok etkili olmuştur. Türk Devletleri’nde çıkan isyanlara baktığımız zaman bunu rahatlıkla görebiliriz. Binlerce yıllık Türk Tarihi’nde ortaya çıkan isyanlar da hiçbir zaman ülkeyi yöneten hanedan direkt hedef alınmamıştır. Selçuklu zamanında çıkan isyanlar, devletin politikalarına yöneliktir. Hanedan ile doğrudan bir sorun yoktur. Osmanlı Devleti’nde çıkan isyanlarda da benzer durumlar görülür. Celali İsyanları, bozulan ekonomiye ve taşra’daki yöneticilerin yaptıkları haksızlıklara bir baş kaldırıdır. Osmanoğulları’nı tahttan indirme ya da başka bir yönetim şekline geçme gibi bir amaç yoktur. Yeniçeri İsyanları’nda da hedef aynıdır. İsyan edilen kişi bir şahıstır, aile ya da hanedan değildir. Zaman zaman padişahları öldürecek kadar ileriye giden Yeniçeriler, öldürdükleri padişahın yerine, aynı aileden başka bir kişiyi tahta çıkarmışlardır. Bu da, Kut Anlayışı’nın toplumun her kesimi tarafından nasıl sahiplenildiğinin ve kabul edildiğinin bir göstergesidir. Aradan binlerce yıl geçmesine rağmen Kut Anlayışı günlük hayatımızın halen bir parçasıdır. Bayram Kutlamak, Doğum günü Kutlamak gibi eylemlerdeki asıl fiil olan Kut, binlerce yıl öncesinden gelen bir geleneğin sonucudur.
Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.140 saniyede (70.57% PHP - 29.43% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 13:43
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi