| | #61 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ortadoğu Dinleri - MusevilikMUSEVİLİK VE YAHUDİ TARİHİ İSRAEL'İN DOĞUŞU (14 MAYIS 1948) Britanyalılar eski Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yeni Arap ülkeleri oluştururken Yahudilere verdikleri sözleri art arda bozdu. Üstelik, Arap isyan ve baskıları yüzünden Holokost’tan kaçan Yahudilerin İsrail toprağına girişini de engellediler. Holokost’un tam kapsamı ortaya çıktığında ve sağ kalan binlerce kişi sığınmacı kamplarına kapatıldığında bile Britanyalılar boyun eğmeyi reddetti. Britanyalıların en berbat eylemlerinden biri, Kraliyet Donanması’nın 1947 yılında Akdeniz’de yolunu kestiği 4.500 Yahudi’nin bulunduğu sığınmacı gemisi Exodus ile ilgilidir. Gemi Hayfa limanına Britanya refakati altında getirildi; Holokost’tan sağ kalanlar orada zorla başka bir gemiye aktarıldı ve gemi Fransa üzerinden Almanya’ya geri döndü. O zamanlar özel bir BM komitesinin –Filistin için özel komite ya da UNSCOP adlı- Yahudi bağlantısı olan Abba Eban, Hayfa’ya giderek Britanyalıların Yahudilere karşı vahşetine tanık olmaları için BM temsilcilerini ikna etti. Tarihçi Martin Gilbert, Israel: A History (İsrail: Bir Tarih) adlı eserinde orada olanlar konusunda Eban’ın anlatısına yer verir (sh.145). “(Hayfa’da) dört üye ‘dehşet verici bir operasyonu’ izledi. Yahudi sığınmacılar ‘yasağı uysallıkla kabul etmemeye’ karar vermişti. Churchill’in ‘pis savaş’ ile ne kastettiğini bilmek isteyenler, ölüm kamplarından sağ kalanlara karşı tüfek darbeleri, borular ve gözyaşı gazı kullanan Britanya askerini seyrederken anlardı. Kadın, erkek ve çocuklar zorla hapishane gemilerine bindiriliyor, güverte altındaki kafeslere kapatılıyor ve Filistin sularından çıkarılıyordu. “UNSCOP’un dört üyesi Kudüs’e geri döndüğünde, Eban şöyle anlatıyor: ‘Şoktan renkleri solmuştu: Sadece bir noktayı düşündüklerini görebiliyordum: Britanya Mandası ancak bu şekilde devam edebilecekse, hiç etmesin daha iyi.” FİLİSTİN’İN BM TARAFINDAN BÖLÜNMESİ Britanyalılar da bu sorundan kurtulmak istiyordu. Yaklaşık 600.000 Yahudi ve 1.2 milyon Araplık toplam bir nüfusu kontrol altında tutmaya çalışan 100.000 asker/polisleri vardı. (İlginç olan şu ki, 350 milyon nüfusu aşlın Hindistan’ı kontrol etmek için de aynı büyüklükle güce sahiptiler!) Böylece Britanyalılar meseleyi BM’e devretti, BM de “Filistin’den” geri kalanlar (Ürdün adlı ülkenin oluşturulmasından sonra) üzerindeki Britanya Mandası’nı sona erdirmeye ve toprağı Araplar ile Yahudiler arasında bölüştürmeye karar verdi. Öneriye göre Yahudiler şunları alacaktı: • Akdeniz kıyısında, Tel Aviv ve Hafya dahil dar bir toprak şeridi • Kineret Gölü’nü (Galile Denizi) çevreleyen, Golan Tepeleri dahil, bir toprak parçası • Güneyde, yaşanamayan Negev Çölü olan geniş bir toprak parçası Araplar işe şunları alacaktı: • Gazze şeridi • Kuzeyde, Tsfat şehri ve Batı Galile dahil, bir parça • Şeria Nehri’nin bütün batı kıyısı ve Samaria Kudüs uluslararası kontrol altında olacaktı. 29 Kasım 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler bu bölme planı için oy verdi. Oy verenler arasında, 33 ulus, ABD ve SSCB dahil, evet; çoğu Arap 13 ülke hayır; 11 ulus da çekimser oy verdi. Sonuna kadar katı yürekli olan Britanyalılar evet oyu vermedi. Çekimser kaldılar. Yahudi devletine ayrılan bölüm konusunda uğradıkları düş kırıklığına rağmen Yahudiler, o kadar bekleyiş ve acıdan sonra bunun hiç yoktan iyi olduğunu düşünüyordu. Ancak taleplerinde hep maksimalist olan Araplar BM kararını reddetti. Ertesi gün Arap ayaklanması başladı, iki hafta sonra da çevredeki Arap ülkelerinden askerler Filistin’e gelmeye başladı. Kurtulmaktan mutlu olan Britanyalılar olup bitene sırt çevirerek gitmeye hazırlanıyordu. David Ben Gurion Israel: A Personal History (İsrail:Kişisel Bir Tarih) adlı eserinde şöyle yazar (sh.65): “Britanyalılar bu askeri işgali durdurmak için parmaklarını bile kaldırmadı. Genel Kurul’un kararının uygulanmasını denetmekle görevi BM komitesi ile işbirliği yapmayı da reddettiler. Aynı zamanda Yahudi devletinin parçası olacak olan yerlerde yaşayan Araplar, Arap Yüksek Komitesi’nin emriyle evlerini boşaltmaya ve Filistin’e komşu Arap ülkelerine gitmeye başladı.” Ayaklanma karmaşanın ortasında devam etti, takip eden aylarda 1.000 kadar Yahudi Araplar tarafından öldürüldü. En kötü olaylardan biri 13 Nisan 1948 tarihinde meydana geldi. Scopus Tepesi’ndeki Hadassah Hastanesi’ne gitmekte olan 70 doktor ve hemşireden oluşan konvoy Araplar tarafından pusuya düşürüldü. Olay Britanya polis karakolunun yaklaşık 200 metre uzağında gerçekleşti. Britanyalıların müdahale etmediği, yedi saat süren ateşin sonucunda tüm doktor ve hemşireler öldürüldü. Araplar sonra cesetlere saldırdı. KUDÜS KUŞATMA ALTINDA Bütün bunların yanı sıra Britanyalılar Ürdün Kralı Abdullah’ı, Arap bölümlerini istila etmesi ve krallığına katması için destekledi. Bunlar Abdullah için yeterli değildi. Kudüs’ü de istiyordu. Böylece Kudüs kuşatıldı. Nisan ve Mayıs 1948’de mücadelenin odağı, dağlardan geçen Kudüs yolu idi. Yoldaki araçlar, yukarıdaki silahlı kişilere tamamıyla açıktı. Şehirdeki Yahudilere gerekli olan her şey bu yoldan gelmeliydi ama ulaşamıyorlardı. Açlık hüküm sürüyordu. Eski Şehir’deki Yahudi mahallesinde oturanlar tamamıyla tecrit edilmiş durumdaydı. Derken, şaşırtıcı bir olay meydana geldi. Nişan alma becerileriyle ünlü olmayan genç bir Yemen Yahudisi, neredeyse kaza ile tepelerdeki üç Arap’ı öldürdü. Bu adamlardan biri Arap lider Abdül Kader el Hüseyni idi. Moralleri bozulan Arap güçleri konumlarını terk ederek cenazeye katılmaya gitti. Bunun sonucunda yiyecek taşıyan 250 kamyonluk devasa bir konvoy şehre girmeyi başardı. Berel Wein Triumph of Survival (Hayatta Kalmanın Zaferi) adlı eserinde şöyle yazar (sh.397): “(17 Nisan 1948 Şabat günü) Yahudiler tallet’leri omuzlarında sinagoglardan çıkarak konvoyun boşaltılmasına yardım etti. Kudüs kuşatması bir anlığına yarılmıştı. Ancak Araplar Nisan sonunda güçlü bir karşı saldırıya geçerek Kudüs yolunu bir daha kesti. Yahudi Kudüs’ü sonraki yedi hafta boyunca tecrit edilmiş durumdaydı.” YENİ BİR DEVLET DOĞUYOR Birleşmiş Milletler’in bölme kararında iki yeni varlığın kurulması için verdiği resmi tarih 15 Mayıs 1948 idi. 14 Mayıs Britanya Mandası’nın son günüydü. Britanyalılar saat 16:00’da bayraklarını indirdi ve hemen arkasından Yahudiler kendi bayraklarını astı. Bu, İlk Siyonist Kongre tarafından 1897 yılında tasarlanmış olan bayraktı. Rengi beyazdı (yenilik ve saflığın rengi) ve Yahudi geleneğinin aktarımını simgeleyen tallet’inki gibi iki mavi (gökyüzünün rengi) çizgisi vardı. Ortasında David’in Yıldızı yer alıyordu. Böylece 14 Mayıs 1948, saat 16:00’da, Hay İyar, 5 İyar günü Yisrael kendini devlet ilan etti. 2.000 yıl sonra Yisrael toprağı bir daha Yahudilerin elindeydi. David Ben Gurion Bağımsızlık Bildirisi’ni radyodan okudu: “Yisrael toprağı Yahudi halkının doğduğu yerdi. Tinsel, dini ve ulusal kimlik burada oluşmuştu. Burada bağımsızlığa kavuştular ve ulusal ve evrensel öneme sahip bir kültür oluşturdular. Tora’yı yazdılar ve dünyaya verdiler... “Filistin’den sürgün edildiğinde Yahudi halkı dağıldığı tüm ülkelerde buraya sadık kaldı, geri dönmek ve ulusal özgürlüğünü yeniden kazanmak için dua ve umut etmeyi hiç bırakmadı. “Böylece biz, Ulusal Konsey üyeleri bugün toplanarak, Yahudi halkının doğal ve tarihi hakkı uyarınca ve Birleşmiş Milletler’in kararının desteği ile Filistin’de İsrail adlı bir Yahudi devletinin kurulduğunu ilan ediyoruz... “Tüm komşu ülkelere ve haklarına barış ve dostluk sunuyor, herkesin iyiliği için bağımsız Yahudi ulusuyla işbirliği yapmaya davet ediyoruz... “Yisrael’in Kayası’na güvenerek, Geçici Devlet Konseyi’nin bu oturumunda, Tel Aviv Şehri’nde Şabat akşamı 5 İyar 5708, 14 Mayıs 1948 tarihinde bu bildiriyi yapıyoruz.” (İsrail’in Bağımsızlık Bildirisi, Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’nin aksine, Tanrı’dan söz etmez. Bunun nedeni, Yahudi Ajansı’na hakim olan katı laiklerin karşı çıkmasıdır. “Yisrael’in Kayası” bir uzlaşma olmuştur.) Herkes sokaklarda dans ediyordu. Ama uzun zaman için değil. Beş Arap ülkesi neredeyse anında savaş ilan etti ve Mısır Tel Aviv’i bombaladı. | |
|
| | #62 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik arkadaşlar semaevi din birdir oda islam yahudilik (musevi) hıristiyanlık (isevi) ALLAHIN GÖNDERDİĞİ PEYGAMBERİN İSMİYLE ANILAN ŞERİATLARDIR ÖZÜ TEMELİ TEVHİD İTİKADIDIR LA İLAHE İLLEALLAH ALLAHTAN BAŞKA TANRI KABUL ETMEMEK AMA TOPLUMLAR BENİM PEYGAMBERİM SENİN PEYGAMBERİNDEN ÜSTÜNDÜR DİYE AYRILIĞA DÜŞMÜŞLERDİR. ALLAHA İNANAN HERKEZ YAHUDİ HIRİSTİYAN SABİ İSLAMDIR MÜSLÜMANDIR bakara 147. Gerçek Rabb'indendir, sakın şüphelenenlerden olma. Bakara-62. ''Şüphesiz inananlar; yahûdiler, hıristiyanlar ve sâbiiler,Allah'a ve âhiret gününe inanan ve iyi iş yapanlara, Rableri katında mükâfât vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.'' Maide-69 'İnananlar, yahûdiler, sâbiiler ve hıristiyanlar, Allah'a ve âhiret gününe inanan ve iyi işler yapanlara, korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.'' bakara148. Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah şüphesiz her şeye Kadir'dir. Ali imran 55. Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır." Maide 43. İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken seni nasıl hakem yapıyorlar, sonra arkasından ne diye dönüyorlar? Öylelerin müminlerle alakası yoktur. Maide 44. Gerçekten Biz, içinde bir hidayet, bir nur bulunan Tevrat'ı indirdik.Müslüman peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bir de Allah dostları ve ilim adamları da Allah'ın kitabını muhafaza etmekle görevli olmaları ve üzerine şahit olmaları dolayısıyla onunla hüküm verirlerdi. Artık insanlardan korkmayın, Benden korkun ve Benim ayetlerimi birkaç paraya değişmeyin! Ey hüküm verenler, her kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, onlar hep kafirlerdir. Maide 45. Biz, onda onların üzerine şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş, yaralamada ödeşme. Kim de bu hakkını sadakasına sayarsa, o, günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Her kim de Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar hep zalimlerdir. Maide 46. Arkadan da o peygamberlerin izleri üzerinde Meryem'in oğlu İsa'yı, önündeki Tevrat'ı bir doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona içinde bir hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı ve takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik. Maide 47. İncil'e inananlar da Allah'ın onun içinde indirdiği ile hükmetsin.Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar dinden çıkmış günahkarlardır. Maide 48. Sana da önünde bulunan kitapları doğrulayıcı ve onlara bir şahit olmak üzere bu hak kitabı indirdik; onun için sen de aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, sana gelen gerçekten ayrılıp da onların arzuları arkasından gitme! Her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Allah dileseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat sizi, her birinize verdiği şeylerde imtihan edecek. O halde durmayın, hayırlı işlerde yarışın. Nihayet dönüşünüz hep Allah'adır. O zaman O, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. Nisa 171 Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın resulüdür, (o) Allah'ın, Meryem'e ulaştırdığı "kün: Ol" kelimesi(nin eseri)dir, O'ndan bir ruhtur. Şu halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. "üçtür" demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek Allah'tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. Ankebut 46. İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehli kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: "Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur." Ankebut 47. İşte sana bu kitabı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder. Ankebut 49. Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin SADRINA YAZDIĞIMIZ apaçık âyetlerdir. Ayetlerimizi ancak ve ancak zalimler bile bile inkâr eder. Enam s.66. Gerçekten, senin milletin Kuran'ı yalanladı. "Cezanızı ben verecek değilim" de. Al-i imran 64. de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz. Al-i İmran 113 Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okurlar. Al-i imran 193. "Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizleri sana ermiş kullarınla beraber yanına al". Al-i imran 199. Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah'a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene Allah'a boyun eğerek inanırlar. Allah'ın âyetlerini az bir değere değişmezler. Onların mükafatı da Allah katındadır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. Kamer 40. Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? Kamer 41. Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi. Kamer 42. Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince; Kamer 43. Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var? Yunus 72. Eğer yüz çevirirseniz çevirin, ben de sizden bir ücret istemedim ya! Benim mükafatımı ancak Allah verir. Ve ben O'nun emrine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum. Yunus 84 ''Musa dedi ki: «Ey kavmim, eğer siz Allah'a inanmışsanız, müslümanlarsanız artık yalnızca O'na tevekkül edin.» Kasas52. Ondan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler. Kasas 53. Onlara okunduğu zaman "O'na iman ettik. Çünkü o, Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik" derler. Ruma s.30. Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.. __________________ | |
|
| | #63 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ortadoğu Dinleri - MusevilikMUSEVİLİK VE YAHUDİ TARİHİ İSRAEL'İN DOĞUŞU (14 MAYIS 1948) YEHOVA'NIN TOPRAKLARINDA DİRİLİŞ VE ŞEYTANIN ORDULARIYLA MÜCADELE ARAP SALDIRILARI 5 İyar 5708 Şabat akşamı, 14 Mayıs 1948 günü Yisrael bir devlet oldu. Ve hemen arkasından beş komşu Arap devletinin saldırmasıyla savaşa girdi. Bu Arap devletleri önceden BM’in Filistin’i bölmesine karşı oy kullanmış, şimdi de bu tarihi ve demokratik oyu tanımayı reddediyorlardı. Hemen hemen hiç ağır topu, tankları, uçakları olmayan minik İsrail kendini Mısır, Lübnan, Suriye, Ürdün ve Irak’a karşı savunmak zorundaydı! 45 milyon Arap’a karşı 600.000 Yahudi ve Birleşmiş Milletler hiçbir şey yapmadı. Yine de Yahudiler kazandı. Bu, mucizeden farklı bir şey değildi. Ancak zafer buruk bir zaferdi. Eski Yeruşalayim şehri –Yahudi mahallesi ve Kotel’e (Batı –Ağlama- Duvarı) erişim dahil- Ürdünlülerin eline geçti. Yahudiler Eski Şehir’den çıkarıldı, evleri ve sinagogları yağmalandı ve yıkıldı. Ürdünlüler Yahudilerin eski şehrin içindeki kutsal yerlere erişimini engelledi ve dünya bir halkın dini haklarının ihlal edilmesini protesto etmek için parmağını bile kaldırmadı. (Bağımsızlık savaşı hakkında büyüleyici ayrıntılar için bkz. The Pledge –Ant – Leonard Slater.) YENİ SINIRLAR Bağımsızlık Savaşı 13 ay sürdü. 6.000 kadar İsrailli öldü; yani o günkü Yahudi nüfusunun tam olarak %1’i. (Bu Amerika’da olsaydı, orantılı olarak 2.5 milyon insan ölmüş olacaktı. Amerika’nın o kadar canını sıkan Vietnam Savaşı’nda 52.000 asker öldü.) Ulusal mezarlık Herzl Tepesi isimsiz mezarlarla doludur. Bunlar, Holokost’tan sağ kurtulup İsrail’e kadar ulaşan ve Yahudi ulusunun hayatta kalması için eline bir silah verilen kişilerdir. Kimse isimlerini öğrenmeye vakit bulamamıştı. Yosi, Herşel veya Moşe olarak tarihe gömüldüler. Bütün bu mezarların “Plony” (Nazari bir davada davacıyı belirleyen, “filanca” anlamına gelen ismin İbranice versiyonu) işaretli olduğunu görmek çok üzücüdür. Bağımsızlık Savaşı İsrail’in en pahalı savaşı oldu. Savaşın sonu yeni İsrail Devleti’nin sınırlarını radikal olarak yeni bir şekilde belirledi. Bu sınırlar BM’in bölme oyunda belirlediği sınırlar değildi. Sonuçta İsrail daha fazla toprak aldı ama eski Yeruşalayim şehrini kaybetti. BM oyu uyarınca 1948 savaşından sonra İSRAİL Akdeniz boyunca ince bir toprak şeridi (Tel Aviv ve Hayfa) Akdeniz boyunca ince bir toprak şeridi (Tel Aviv ve Hayfa YAHUDİ KONTROLÜ Galile Denizi’ni ve Negev Çölü’nü çevreleyen toprak Galile Denizi’ni ve Negev Çölü’nün çevreleyen toprak Kuzey ve Batı Galile (Tsfat) ARAP KONTROLÜ Şeria Nehri’nin bütün Batı Yakası (Yudea ve Samaria) Gazze şeridi Kuzey ve Batı Galile (Tsfat) Şeria Nahri’nin bütün Batı Yakası (Yudea ve Samaria) Gazze Şeridi YERUŞALAYİM Uluslararası kontrol altında Ürdünlülerin elinde NÜFUS Filistin’in Arap nüfusu, daha BM’in bölme oyu sırasında savaşı öngörerek kaçmaya başlamıştı. İlk gidenler en zengin 30.000 kişiydi. Ocak 1948’de Filistin Arap Yüce Komitesi diğer Arap ülkelerinin sığınmacılara engel olmasını istedi çünkü Filistin’den Arap çıkışı ürkütücüydü. İsrail Devleti’nin ilanı sırasında 472.000 Arap savaş çıkarken kaçtı. Aynı sırada 820.000 Yahudi Suriye, Irak, İran, vb. Arap topraklarından kaçmaya zorlandı. Çoğu varlıklı olan bu Yahudilerin mallarının büyük kısmına el konuldu ve hiçbir zaman iade edilmedi. (Bu Yahudilerin 526.000’i İsrail’e yerleşti.) Savaş bitince nüfus, sadece Arap ülkelerinden değil, diğer ülkelerden de ve daha yakın zamanlarda Etiyopya ve Rusya’dan gelen Yahudi göçmenlerle, sıçramalarla artmaya başladı. • 1948: 600.000 Yahudi • 1956: 1.2 milyon Yahudi • 1973: 1.6 milyon Yahudi • 1999: 4.7 milyon Yahudi İsrail’in nüfusu devletin kuruluşundan itibaren birkaç katına çıktı. Bu artış, bu kadar çok sayıda yeni geleni absorbe etmenin muazzam ekonomik yükü yüzünden özellikle zordu. Ne var ki nüfus artışı yük olmanın yanı sıra, büyük bir kutsama oldu. Göç, ülke için harika şeyler yaptı. İsrail’in yaşam standardı –1948’de vesika ile yemek dağıtılırdı- son yirmi yılda müthiş bir ilerleme kaydetti. Bu bir mucize miydi? Kuşkusuz öyle. Ama aynı zamanda bir kehanetin gerçekleşmediydi de. Ve A.. Tanrınız sizi esaretten döndürecek ve size merhamet edecek. Geri dönecek ve sizleri bütün ülkelerden toplayacak. Ve A.. Tanrınız sizi babalarınızın miras aldığı toprağa geri getirecek. Sizi babalarınızdan daha başarılı ve daha kalabalık kılacak. (Devarim 30:3-5) Çünkü Tanrı şöyle der, Yaakov için sevinç çığlıkları atın, ulusların başında övünün: sesinizi yükseltin, şükredin ve deyin ki: “Ey Tanrı, halkını kurtar, Yisrael’in geri kalanını!” İşte, onları kuzey ülkelerinden geri getiriyorum ve dünyanın uçlarından topluyorum...” (Yeremya 31:6-7) İsrail sadece devasa insan kitlelerini absorbe etmekle kalmadı, sürekli savaş durumunda hayatta kalmakla yetinmedi, ekonomik olarak da büyüdü; Arap ulusları tarafından başlatılan çeşitli ticari boykotlara karşın. (Örneğin Pepsi Cola yıllarca boykot yüzünden İsrail’e satış yapmadı. Yıllar boyunca Subaru oraya satış yapan tek Japon otomobil üreticisiydi.) Bütün bunlar göz önüne alınınca, İsrail’in yapmayı başardıkları kesinlikle mucizevidir. “Çöl çiçek açmakla” kalmadı, bir zamanların çorak toprağı nispeten kısa bir zamanda ihtiyaçtan fazlasını üretti. Bu fazlalık başka, A.B.D. gibi çok daha verimli ülkelere ihraç edildi. Başka bir kehanetin gerçekleşmesi: “Size gelince ey Yisrael dağları, dallarınızı uzatacak, halkım Yisrael için meyveler vereceksiniz çünkü geri dönüşleri yakın. İşte sizinle birlikteyim ve size doğru döneceğim; ve ekilecek, biçileceksiniz. Üzerinize çok sayıda insan koyacağım, Yisrael’in tüm ailesini.” (Ezekiel 26:8-11) 1997 yılında IMF İsrail’i gelişmekte olan ülkeler listesinden çıkardı çünkü artık tam olarak gelişmiş bir ülke durumuna gelmiştir. Dünyada yaşam standardı en yüksek ülkelerin arasında, İngiltere’nin hemen arkasında 19. sırada yer almaktadır. ALTI GÜN SAVAŞI Arap ülkeleri 1948 yılındaki yenilgilerini kolay kabul etmedi. Bütün bu süre zarfında geri dönüş için plan yapıyorlardı. 22 Mayıs 1967’de Mısır cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (1918-1970) Tiran Boğazı’nın –İsrail’in Eilat’a deniz erişimi- tüm İsrail gemilerine ve İsrail’e gitmekte olan tüm diğer gemilere kapalı olduğunu ilan etti. Bu ekonomik boğma girişimi herhangi başka bir ülke için savaş nedeni olurdu ama İsrail başta tepki göstermedi ve siyasi bir çözüm aramaya koyuldu. Nasır bu arada İsrail’e karşı sözlü saldırılarında giderek daha cüretkar hale geldi. 27 Mayıs 1967’de şöyle beyan etti: “Ana hedefimiz İsrail’i yıkmak olacak.” 1 Haziran 1967’de Irak cumhurbaşkanı Abel Rahman Aref şöyle beyan etti: “Amacımız açıktır: İsrail’i haritadan silmek.” Mısır ve Suriye ordularını birleştiren bir pakt yapmıştı bile. Şimdi de Mısır, Ürdün ile benzer bir anlaşma yapıyordu. Savaşın yakın olduğu açıktı. 5 Haziran 1967’de bütün Arap aleminin saldırmak üzere olduğunu fark etti ve önceden saldırdı. Bu, tarihteki en parlak önceden saldırılardan biriydi. İsrail uçakları hâlâ yerde duran Mısır hava kuvvetinin tamamını bir anda bombaladı, ertesi gün aynı şeyi tüm Ürdün hava kuvvetlerine karşı yaptı. Neden Ürdünlüler Mısırlılar bombalandıktan sonra tepki göstermedi? Çünkü Mısırlılar müthiş bir zafer kazandıklarını duyuruyorlardı (tamamıyla ezildikleri halde). Gerçekte ne olduğunu bilmeyen Ürdünlüler propagandaya inandı, bu yüzden de hazırlıksızdı. İsrail sadece altı günde muazzam toprak parçaları ele geçirdi ve genelde tarihteki en büyük askeri zaferlerden biri olarak kabul edilen başarıyı kazandı: • Güneyde Sinay Yarımadası (Mısır’dan) • Kuzeyde Golan Tepeleri (Suriye’den); I. Dünya Savaşı sonrasında Fransız Mandası altında olan Suriye, 1958 yılında Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin (Mısır ve Yemen ile birlikte) parçası oldu; 1961 yılında birlikten çekildi ve Golan Tepeleri’ni de içeren kendi sınırlarını belirledi. • Doğuda Şeria Nehri’nin Batı Yakası. Hiçbir zaman Ürdün’e ait olacakları kararlaştırılmadığı halde Ürdün 1948 yılından sonra buraları topraklarına katmıştı. • En önemlisi İsrail, BM planı uyarınca “uluslararası" olması gereken ancak Ürdün’ün tek taraflı olarak el koyduğu ve tüm Yahudileri kovduğu eski Yeruşalayim şehrini yeniden ele geçirdi. BİRŞELEN YERUŞALAYİM 19 yıl boyunca Yahudiler eski şehre girememiş, en kutsal yerlerinde, Mabet Tepesi veya Kotel’de (Batı Duvarı) dua edememişti. Savaşta çarpışan askerlerden çoğu, Yahudi halkı burayı kaybettiğinde daha doğmamıştı. Sadece fotoğraflarını görmüşlerdi. Eski şehre girdiklerinde, nereye gideceklerini bilemediler ve bulduklarında açık açık ağladılar. Eski şehir güçlerine öncülük eden paraşütçü asker telsizde bağırdı: “Har HaBayit b’yadenu – Mabet Tepesi elimizde”. İnsanlar sevinç içindeydi. Mucizenin gerçekleştiğine inanamıyorlardı. Yahudilerin zafer sırasındaki davranışının, 1948 yılında beş düzine sinagogun yağma edilip yıkıldığı Arapların eski şehirdeki zaferiyle taban tabana zıt olduğu vurgulanmalıdır. Yahudi askerler ne Kubbe-t-ül Sahra’yı, ne de eski şehirde başka bir camiyi dinamitledi. Araplar bu mekanlara kesintisiz ulaşabildi. FKÖ Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Ocak 1964’te Ahmed Shukeiry tarafından, 1948 yılı savaşının Arap sığınmacılarının temsilci örgütü tarafından kuruldu ancak hiçbir zaman barışçı bir örgüt olmadı. Shukeiry bir keresinde Arapların İsrail’i yeneceğini söylemiş ve şöyle demişti: Hayatta kalanlar (Yahudiler) Filistin’de kalacak. Hiçbirinin sağ kalmayacağını tahmin ediyorum.” FKÖ’nün ilk ve sürekli hedefi İsrail Devleti’ni yok etmek ve yerine Filistin Devletini kurmaktı. (Tarihte hiçbir zaman bir Filistin Devleti olmadığını belirtmekte yarar vardır. Osmanlı İmparatorluğu sırasında bu topraklarda yaşayan Arap halkı, ulusal kimliği olmayan ve sadece Arap denilen kişilerdi. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, Britanya Mandası zamanında hem Yahudiler, hem de Araplar Britanyalılar tarafından “Filistinli” olarak görülüyordu.) Mısır doğumlu Yaser Arafat (1929-) FKÖ’nün terörist grubu El Fetih’in başındaydı. Altı Gün Savaşı’ndan sonra bütün örgütün başına geçti. İlk günlerde Arafat’ın yönetiminde yapılan en hain eylemlerden biri, 1972 Münih Olimpiyatları sırasında 11 İsrailli sporcunun kaçırılması ve öldürülmesi oldu. Dünyanın yine sessiz kaldığını hatırlamakta fayda vardır. Teröristler Yahudi atletleri ellerinde tutarken Olimpiyat oyunları devam etti. İsrailliler müdahale etmek istedi ama Almanlar yardımlarını reddetti. Sonunda Almanlar kurtarma girişimlerini beceriksizce engelledi, bu da rehin tutulan tüm sporcuların ölümüne yol açtı. İsrail daha sonra Munih’te olanlardan sorumlu çok sayıda teröristi avladı ve öldürdü. FKÖ o zamandan beri İsraillilere karşı sayısız terörist eylem yürüttü. Bu eylemlerin listesi kendi başına bir kitap olur. İsrail Devleti’nin en az iki büyük savaşı –1973 Yom Kipur Savaşı ve 1982, Lübnan Savaşı - ve 1991 Körfez Savaşı sırasında Iraklıların saldırılarını içeren son 30 yıllık fırtınalı tarihini ana hatlarıyla çizmeye girişmek, bu dizinin kapsamına sığmaz. Başında Yaser Arafat’ın bulunduğu Filistin yönetimi Eylül 2000’de başlayan terörist bir savaş sürdürmektedir. Arafat’ın ve birçok Arap devletinin İsrail’i yok etme düşlerinden vazgeçmediği gayet açıktır. | |
|
| | #64 (mesaj-linki) | |
| On Emir Benden Başka ilahın olmayacak, put yapmayacaksın. Allah'ın Rab'in ismini boş yere ağıza almayacaksın. Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Babana ve anana hürmet edeceksin. Öldürmeyeceksin. Zina etmeyeceksin. Çalmayacaksın. Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın. Başkasının karısına tamah etmeyeceksin Başkasının malına tamah etmeyeceksin | |
|
| | #65 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik Musevilik Yahudiler bir ırk yada, İsrail'de yaşayanlar dışında, bir ulus değildir. Daha çok kültürleri ve Musevilik olarak adlandırılan dinleriyle ayrılırlar. Ama günümüzde birçok Yahudi dindar değildir ve kendi insanlarına karşı güçlü bir bağlılık da duymaz. Dindar Yahudilerin inançları da farklılık gösterir. Önemli bir bölümü (ABD'dekiler dışında) Ortodoks'tur. Bu, dinsel yaşamlarını eskiden olduğu gibi sürdürmeye çalıştıkları, yani geleneklerine sıkı sıkıya bağlı oldukları anlamına gelir. Küçük bir bölüm de kendilerini, ilerici, liberal, reformcu yada tutucu olarak adlandırır. Bu, Museviliği 16. yüzyılda etkilemeye başlayan "çağdaşlaşma" hareketlerinden birine bağlı olduklarını anlatır. Ama her dindar Yahudi, Museviliğin başlıca inanç ve uygulamalarını benimser. Musevilikte temel inanç tek Tanrı'nın varlığıdır ve yalnızca ona tapılır. Tanrı insana, düşünme ve yaratma, doğru ile yanlış arasında seçim yapma, ibadet ederek Tanrı'yla ilişkiye geçe bilme yetenekleri ve ölümsüz bir ruh bağışlamıştır. İnsanın "iyiliğe" ve "kötülüğe" eğilimi vardır. Ama, günah işlediği zaman tövbe edebilir ve eğer bunu yaparsa Tanrı onu affeder. Tanrı doğayı yönettiğine göre, insan tarihine de yön verir. Tüm kadın ve erkeklerin onun varlığını kabul edecekleri, isteklerine uyacakları ve böylece hep birlikte adalet, kardeşlik ve barış içinde yaşayacakları yetkin bir çağa doğru yol gösterir. Ortodoks Yahudiler bunun Mesih'in gelmesi ve anayurtlarına dönmeleriyle gerçekleşeceğini ileri sürer. Yahudiler bu sona ulaşmada özel bir sorumlulukları olduğuna inanırlar. İnançlarına göre Tanrı bu amaçla onları "seçmiş", onlarla bir "Ahit" yapmış ve Tevrat'la, bunu kendilerine bildirmiştir. Ortodoks Musevilikte göre, Tevrat Tanrı buyruklarının gerçek, değişmez bir belgesidir ve bu yüzden her ayrıntısına uyulmalıdır. İlerici Yahudiler ise Tevrat'ın, Tanrı tarafından bildirilmiş de olsa, yanılgıya düşebilen insanlarca yazıldığına; bu nedenle de çağdaş bilgi ve koşulların ışığında bazı değişiklikler olabileceğine inanırlar. Musevilikte dinsel görevler, ahlaksal ve ibadetle ilgili olanlar biçiminde ikiye ayrılır. Ahlaksal açıdan Musevilerin doğru, adaletli, iyi, cömert olmaları ve böylece "komşunu kendin gibi sev" buyruğuna uymaları istenir. Musevilik genel olarak insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemenin yanı sıra, kan ile koca, ana baba ile çocuk, öğretmen ile öğrenci, tüccar ile müşteri, işçi ile işveren arasındaki ilişkilerde doğru davranışın nasıl olması gerektiğini de en ince ayrıntılarına kadar belirler. Musevilikte, günlük dualar, yemeklerden önce ve sonra şükran sunma, beslenme kuralları gibi, bazdan günlük yaşamı doğrudan etkileyen çok çeşitli ibadet gelenekleri vardır. Şabat, haftanın yedinci günüdür. Cuma günbatımından cumartesi günbatımına kadar sürer. Bu, ibadetle uğraşılan, bedensel ve ruhsal bir dinlenme günüdür. O gün ateş yakılmaz, yiyecekler bir gün öncesinden hazırlanır. Hatta, hastanın yaşamı tehlikede değilse, tedavi bile uygulanmaz. Musevilerin yıllık takvimlerinde çok sayıda bayram vardır. Bunlardan en önemlileri, sonbaharda kutlanan ve tövbeye çağrı olarak koç boynuzundan bir borunun üflendiği Roş Haşana (Yıl Başı) ile 10 gün sonra kutlanan, tümüyle ibadete ve günahların kefaretini ödeyerek Tanrıyla barışmaya adanmış olan Yom Kippur'dur (Kefaret Günü). Ayrıca, Tevrat' ta sözü edilen üç bayram da önemlidir. Hamursuz Bayramı (Pesah) baharda, 14 Ni-san'da, İsrail oğullarının Mısır'dan çıkışını kutladıkları özgürlük bayramıdır. Yedi yada sekiz gün süren bayram boyunca mayasız ekmek yenir. Hamursuz Bayramı, Mısır'dan kaçarken acele etmeleri gerektiği için ekineklerini mayasız pişirmek zorunda kalan Yahudilerin anısına yapılır. İkincisi, Hamursuz Bayramı'ndan yedi hafta sonra başlayan Hamsin yada Şavuot Bayramı'dır. Bu bayramda Tanrı'nın Hz. Musa'ya Sina Dağı'nda On Emir'i bildirmesi kutlanır. Üçüncüsü olan ve Çardaklar Bayramı da denen Sukkot bir sonbahar şenliğidir ve hasadın bereketi için şükran sunulur. Ayrıca, daha az önemli Yahudi bayram ve şenlikleri de vardır. Bazı Yahudiler sinagoglarda her gün dua eder. Çoğu bunu yalnızca Şabat günlerinde ya da daha seyrek yapar. Her sinagogda, içinde Tevrat'ın yazılı olduğu parşömen tomarlar bulunan Kutsal Sandık vardır. Her Şabat sabahı Tevrat'tan bölümler okunur. Haham dinsel öğütler verir; dualar ve şarkılar söylenir. Kadın ve erkeklerin ayrı yerlerde oturduğu Ortodoks sinagoglarında ayinler baştan sona İbrani’cedir. İlerici sinagoglarda ise yarı İbrani’ce, yarı o ülkenin dili kullanılır ve kadın, erkek birlikte oturur. Musevilikte erkek çocuklar sekiz günlükken sünnet edilirler. Dinsel eğitim 5-6 yaşlarında başlar ve en az 13 yaşına kadar sürer. Bu yaştaki erkek çocuklar Bar Mitzva denen bir törenle dine kabul edilirler. Oldukça yeni ve henüz genel olarak kabul görmemiş olan benzer bir tören kızlar için de yapılır. Birçok ilerici sinagog 16 yaşındaki kız ve erkekler için grup töreni düzenler. Yahudi evlenme törenleri oldukça renklidir. Cenaze törenlerinde ise kişinin Tanrı'ya şükretmesi ve üzüntülü zamanlarda olduğu kadar mutlu anlarda da onun düzeninin gerçekleşeceği dönemi beklemesi gerektiğini anlatan bir dua okunur. Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica | |
|
| | #66 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ortadoğu Dinleri - MusevilikTevrat’ın ilk feminist tefsiri ABD’deki en eski Yahudi ruhban okulu olan İbrani Birliği Koleji’nden Profesör Tamara Eskenazi, Tevrat’ın "feminist tefsirini" yaptı. Dünyada "reformcu haham" yetiştiren tek Yahudi kurumu olan kolejde Kitab-ı Mukaddes araştırmaları yapan Eskenazi’nin "Tevrat: Kadınlara Yönelik Yorumlama" adlı eseri, kutsal kitapta yer almasına karşın "erkek egemen" gelenek tarafından farklı biçimde yorumlanagelen bölümleri yeniden ele alıyor. 1.5 milyon dolara malolan ve 13 yıl süren araştırmanın sonucunda ortaya çıkan eserin ilk baskısı birkaç hafta içinde tükendi. Reformcu Yahudi din adamları tefsiri överken, muhafazakar hahamlar eleştiriyor. Yeni tefsirde, Havva’nın, Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmış olmasının aslında bir "eşitsizliğe değil eşitliğe" işaret ettiği vurgulanırken, ikisine verilen cezanın da aynı olduğu, ancak bu kısmın genelde Havva’nın daha ağır bir cezaya çarptırılmış gibi yorumlandığı belirtiliyor. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
Ortadoğu Dinleri - Musevilik Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Ortadoğu Dinleri - Hıristiyanlık | GusinapsE | Din/İlahiyat | 3 | 11-03-2009 17:06 |
| Ortadoğu Dinleri - İslamiyet | Mystic@L | Din/İlahiyat | 1 | 03-03-2007 11:58 |
| Ortadoğu Dinleri - Nusayriler | Blue Blood | Din/İlahiyat | 0 | 24-01-2007 23:37 |
| Ortadoğu Dinleri - Samirilik | Blue Blood | Din/İlahiyat | 0 | 24-01-2007 22:53 |
| Ortadoğu Dinleri - Sabiilik | Blue Blood | Din/İlahiyat | 0 | 24-01-2007 22:24 |