| | #1 (mesaj-linki) | |
| Heykel Sanatı Vikipedi, özgür ansiklopedi David_von_Michelangelo.jpgHeykel, sanatsal bakış açısıyla meydana getirilmiş üç boyutlu formlara denir. Heykel temelde mekanın kapsanması, kavranması ve mekan ile ilişki kurulması ile ilgilenir. Genellikle insan, hayvan ya da nesnelerin heykelleri yapılır. Taş ve ahşap gibi malzemelerden yontularak yapılabileceği gibi, kil, balmumu gibi ara malzemelerden modellenerek, bronz ve tunç gibi metallerden dökülebilir. Büst, rölyef ve tors gibi heykel türleri vardır. Heykelin Tarihçesi Heykel ve heykelciliğin tarihi eski zamanlara kadar uzanır. Dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda mermer, ağaç, taş, pişmiş toprak, maden gibi çok çeşitli malzemelerden yapılmış heykel ve heykelciklere rastlanmaktadır. Bunlar ve diğer heykeller üzerinde yapılan incelemelerden, heykellerin büyük bir kısmının çeşitli kavimlerin ilah olarak tanıdıkları varlıkları tasvir ettikleri, bazılarının kral-kraliçe gibi hükümdar ailelerini, kahramanları ve kahramanlık olaylarını, bilim, sanat ve sporda meşhur olmuş kimseleri, bir kısmının da çeşitli insan ve hayvanları tasvir ettikleri anlaşılmıştır. Tarihi araştırmalar, ilk heykelin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir netice vermemektedir. Tarihi çok eski olduğu bilinen heykel ve heykelciliği bu derece yaygınlaştıran asıl sebep, inançtır. Çeşitli devirlerde yaşamış insanların tapındıkları ve ilah tanıdıkları şeylerin ağaç, taş, maden üzerine işlemeleri ve ibadetlerini bunlara karşı yapmaları, heykel ve heykelciliğe cemiyet hayatında geniş yer verilmesine yol açmıştır. İlk çağ topluluklarında sanatçılar genellikle bir geleneği devam ettirir. Ortaya konan eser, toplumun ortak malı olarak kabul edilir. Dolayısıyla eserler sanatçıları değil üretildikleri kavim ve toplulukların adıyla anılırlar. Tarımsal faaliyetlerin başlamasıyla birlikte, verimsizlik sorununa çare olarak, Magna Mater (Ana Tanrıça) heykelcikleri yapılmıştır. Bu heykelciklerin malzemesi ağaç ya da topraktır. Heykeller genel olarak aynı duruşu sergiler, kişisel özellik taşımazlar. Baş oranları vücudun geneline göre büyüktür. Üç boyutlu heykellerde bile uzuvlar çizilerek gösterilir. Heykel yüzeyleri çizilerek süsleme yoluna gidilir. Mısır Heykel Sanatı Kültür alanında otuz yüzyıl boyunca süreklilik gösteren Mısır’da heykeltıraşlar ağaç, granit, bazalt, profir gibi dayanıklı malzemeler kullandılar. Tapınakların ve mezar anıtlarının iç ve dış cephelerini heykeller ve rölyeflerle süslemişlerdir. Mısır’da heykelcilikte zaman içinde gelişen bir üslupçuluk söz konusudur. Bu üsluplaşma özellikle figürlerin duruşlarında ve vücudu kaplayan kumaşların yapımında kendini gösterir. Figürler genel olarak durgun ve hareketsizdir. Frontal duruş hâkimdir. Ayakta duran figürlerde, vücut ağırlığı iki bacağa eşit olarak dağıtılır. Heykelin ortasından bir çizgi çekilirse iki eşit parça elde edilir. Kollar vücuda yapışık şekilde aşağıya sarkar, eller yumruk şeklindedir. Mısır heykelcileri çok büyük ve sert taşlar yontuyorlardı. Bu durum onları çalışmalarında sadeleşme yapmaya yöneltti. Dolayısıyla heykellerde adale, kas gibi detaylar görülmezken, yüzlerde de ifade de yoktur. Yalnızca mezarlara, dini inançlar gereği konan heykeller, ölünün ruhuna ev sahipliği yapacağından sahibine benzemesi zorunluluğu taşır. Kral heykelleri sert taşlardan yapılırken, yumuşak taşlardan ve ağaçtan yapılan prens, rahip ve memur heykelleri bulunur. Yeni imparatorluk döneminin en güzel eser, Amerna şehrinde bulunan Kraliçe Nefertiti’ye ait olan büsttür. Sanatçısı bir yanda geleneğe bağlı kalmaya çalışırken, bir yandan da modelinin şahsi özelliklerini betimlemeye çalışır. Gize piramidinin yanında bulunan Sfenks heykeli ise eski krallığın krallarından olan Kefren’nin portresini taşır. Rölyefler daha çok tapınak ve mezarların duvarlarını süsler. Mısır rölyefleri daima bir olayı anlatır. Rölyeflerde baş, kollar, ayaklar, bacaklar ve gövde profilden; gözler ve omuzlar ise cepheden gösterilir. Yunan Heykel Sanatı Yunan heykelinde, kişisel özellikler değil, ortak ideal tip önemlidir. İdeal yüzler, ideal ölçülere uygun insan vücutları Yunan heykelinin başlıca özelliğidir. Başlangıçta kil, taş fildişi, kemik ve tunç gibi malzemelerden ilkel heykelcikler ortaya koyan Yunan heykelcileri zaman içerisinde bunu geliştirmişlerdir. Heykel sanatının gelişmesine ve anıtsal heykeltıraşlığın ortaya çıkmasının nedenleri arasında olimpiyatlarda başarı kazanan atletlerin heykellerinin dikilmesi geleneği, gelişen mimariye bağlı olarak, tapınakların taştan yapılması ve bunların iç ve dış cephelerinin, kabartmalarla süslenmesi sayılabilir. Yunan heykeli karşıtlıklar ve bunun yarattığı dinamizm üzerine kuruludur. Baş başka, kollar ve bacaklar başka başka yönlere bakarlar. Bu durum gösteriyor ki Yunan heykelcisi vücut nüansları üzerinde çalışmıştır. Yunan heykelcileri örtü altından hissedilen gövdenin formunu ortay çıkarmanın çekiciliğini fark etmişlerdir. Bundan dolayı, gizlerken göstermek yunan heykelciliğinde bir motif olmuştur. M.Ö. 7. ve 6. yy.da iki büyük heykeltıraşlık ekolü görülür:
Bu dönemden itibaren vücudun ağırlığının bir bacak üstüne verildiği, böylelikle frontal duruşun değiştiği görülür. Bu yeni duruşun gelişmiş örneğine Olimpiya Zeus tapınağında rastlanır. 2. Klasik Çağ Bu dönem Parthenon tapınağının içinde bulunan altın, fildişi Athena heykelini yapan heykeltıraş Fidyas ile en parlak çağına ulaşmıştır. Bu heykel kaybolmuştur. Günümüze kalan ise zamanında Romalıların yaptığı kopyadır. Sanatçı en çok tanrı heykelleri yapmıştır. 3. Helenistik Çağ Bu dönemde portrecilik gelişmiştir. Özellikle devlet adamlarının portreleri yapılmıştır. Bunlar arasında Büyük İskender portreleri ve bunların sanatçısı Lisppos öne çıkar. Sanatçı o zamana kadar uygulanmakta olan oranlar sistemini değiştirmiştir. Baş küçülmüş, gövde uzamış, baş vücudun 1/6’i olmuştur. Roma Heykel Sanatı Romalılar bu alanda yaratıcılık gösterememişlerdir. Yunanistandan heykeller getirtmişler ve bunları kopyalayarak çoğaltmışlardır. Buna karşılık portrecilikte başarı göstemişlerdir. Bu durum dini geleneklerle bağlantılıdır. Roma geleneklerine göre ölen bir kişinin yüzünün balmumundan kalıbı alınır ve cenazeden sonra evin bir köşesinde saklanırdı. Özellikle cumhuriyet döneminde portrecilik çok gelişmiştir. Bu dönemde oldukça gerçekçi bir üslupla yapılan portrelerde her türlü yüz ifadesi ve şahsi özellikler başarıyla işlenmiştir. Romalılar zaferle döndükleri seferler sonarsında, kazandıkları başarıları simgeleyen anıtlar dikmeyi adet edinmişlerdir. Belirli zaman ve yerde gerçekleşen olayları anlatan kabartmalarla üslü bu anıtların en önemlileri Augustos döneminde Roma’da yapılmış olan barış sunağında bulunur. Bir diğer önemli anıtsa İstanbul Sultanahmet meydanındaki Teodesius obeliskidir (M.Ö. 4yy.). Bu anıtın kaide kısmında imparator, maiyetiyle beraber hipodrom locasında görülür. Kabartmanın merkezinde imparator bulunurken, diğer figürler imparatora yakınlıklarına derecelerine göre yerleştirilmiştir. Heykelcilikte Usül ve Teknikler Heykelci hem çizici hem de uygulayıcıdır. Heykelcilerin bazıları sadece ellerine verilen şekilleri ya oyarlar veya dökerler. Heykelcilikte; oyma, biçimleme, inşa ve birleştirme, döküm, bitirme gibi teknikler vardır: * Eksiltme (Yontma/Oyma) Heykelci tek parça bir kütleyi istenen düzen içinde şekillendirir. Taş ve ahşap heykelcilikte bu usul kullanılır. * Manipülasyon (Modelleme/Biçimleme) Şekillendirilebilir heykel malzemelerinin elle ya da çeşitli aletlerle biçimlendirilmesi. Bunların maddesi kil, balmumu ve alçıdır. * Birleştirme (Yapılandırma/İnşa) Önceden şekillendirilmiş malzeme ve parçaların usulüne uygun olarak biraraya getirilmesidir. Birleştirme heykelcilikte, kumaş, saç, çıta, kalas, formika, cam, ip, metal borular vb. maddeler kullanılır. * Yerine geçme (Döküm) Kil, balmumu gibi ara malzemeyle yapılan heykellerin çeşiltli döküm teknikleri kullanılarak; bronz gibi dayanıklı malzemeyle dökülmesidir. * Bitirme işi Bitmiş heykelleri perdahlama, cilalama, boyama ve yaldızlama gibi uygulamaların yapılmasına denir. Günümüzde Heykel ve Heykelcilik İnsanların heykellere tapmaya başlamasından sonra, heykelcilik bir sanat ve ticaret metaı olmuştur. Yüzyıllarca insanlar, her çeşit malzeme ve maddelerden heykeller yapmışlar ve hatta bunları başkalarına satarak geçimlerini temin etmek yolunu tutmuşlardır. Arkeolojik kazılarda, çeşitli yörelerde bol miktarda bulunup müzelere konan heykeller bunu ispatlamaktadır. Bilhassa mermerden yapılan heykeller, günümüze kadar sanat özelliklerini korumuşlardır. Avrupa'da başlayan Rönesans hareketi ile heykelcilik ayrı bir önem kazanmış, Michelangelo bu devirde yetişen heykeltraşların en meşhuru olmuştur. Bu zamandaki heykellerin yapımı, süsleme sanatı ile birlikte gelişmiştir. Ayrıca heykeller, şimşir, ıhlamur, meşe ve ceviz gibi sert ağaçlar oyularak çok çeşitli ölçülerde yapılmıştır. Taştan yapılan heykellerin kırılması çabuk olduğundan, eski zamanlardan beri, mermer kullanılması daha yaygındır ve daha çok tercih edilmiştir. Zamanımızdaki heykeltraşlar tarafından ekseriya mermer, bronz, tunç gibi kırılma tehlikesi daha az olan ve dayanıklılığı bulunan malzemeler kullanılmaktadır. Bunların yanında fildişinden heykel yapmak, eskiden olduğu gibi günümüzde de biblo şeklinde devam etmektedir. x | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Heykel Sanatı Heykel Sanatı Nasıl Doğdu? Heykel resim kadar,belki resimden daha da eski bir sanattır. Kilden yapılmış küçük figürler, totem direkleri, şeytan maskeleri, Easter Adasında bulunmuş garip oymalar Maya Kızılderililerin yapmış oldukları şeyler, heykel sanatının bütün dinlerde nice önemli bir yer tuttuğunu belirtmektedir. Dinin heykel sanatındaki bu önemli yeri ve etkisi,heykelin başlangıcından yakın zamanlara kadar süregelmiştir diyebiliriz. Yeryüzünde görülen en eski heykel, yaklaşık olarak M.Ö.40.000 yıllarından kaldığı tahmin edilen mamut dişinden yontulmuş bir kadın başıdır. Sözkonusu heykel,Fransa'da Garonne ırmağı yatağında, Brassempouy'da bulunmuştur. 1894 yılında bulunan bu heykelden sonra, 1922 de bulunan 15 santim boyundaki bir kadın heykeli de "Lespugue Venüsü" diye tanımlanmıştır. Bunun M.Ö.30.000 yıllarında yapılmış olduğuna inanılmaktadır. Eski Mısırlılar heykel konusunda da çok ustaydılar. Firavunların ve soylu kişilerin granitten,kireçtaşından heykellerini yontuyorlardı. Güzelliğe tutkun, atletizme son derece önem veren Eski Yunanlılar da, Phidias (Fidiyas) ve Praxiteles (Prakisiteles) gibi dev heykel ustaları yetiştirmişlerdir. Bu ustalar özellikle kadın ve erkek vücudunun kusursuz örneklerini ölümsüzleştirmişlerdi. Bir çok alanlarda Yunanlıları izleyen, onlara öykünen (taklit eden) Romalılar heykellerini mermerden yaptılar. Eski Yunanlılar, Sümer ve Hitit heykellerindekinden daha yumuşak bir malzeme, mermer ve süngertaşı kullanıyorlardı. Onun için heykellerin yontu ve işlenmesinde de daha başarılı olmuşlardır. Romalılar ise heykelcilikte büste daha önem verdiler. Heykelcilik sanatı,ışıklı Rönesans dönemiyle büsbütün önem kazandı. Mikelanj "Musa", "Davut" gibi dev eserler yarattı. Çağdaş heykelciliğe gelince,bu dönemin Rodin'le başladığını söyleyebiliriz. Rodin, eserleriyle kitleye anlam ve ruh kazandırmıştı. Modern heykelciliğin en büyük ustaları İngiliz Henry Moore, İtalyan Alberto Giacometti gibi kişilerdir. Avrupa dışında heykel, Afrikalı zenci sanatı, Amerika'da Toltek ve Aztek sanatı, Güney Asya'da Hint ve Çin Hindistan’ı heykelciliği gibi alanlarda gerçekten karakteristik değerler taşıyan örnekler vermiştir. Türkler'de heykel çok eski çağlarda bile mevcuttu. Orta Asya'da yaşayan Türkler,ölüleri için "balbal" diye tanımlanan sert taştan, ayrıntıları pek belirli olmayan yontular dikerlerdi. Daha sonraları, Padişah Abdülaziz heykel sanatını teşvik amacıyla kendi heykelini yaptırmıştı. Abdülaziz'i at sırtında gösteren bu heykel Beylerbeyi Sarayı'ndaydı. Birkaç kez değiştirmiş sonunda Topkapı Saray Müzesi'ne yerleştirilmiştir. Eski adı Sanayi-i Nefise Mektebi olan Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki ilk heykel öğretmeni Oskan Efendi'dir. Alıntıdır. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Plastik Sanatlar - HeykelHEYKEL, kilden, alçıdan, tahtadan, metalden, mermerden ya da taştan oyma, yontma, yoğurma, dövme gibi çeşitli yöntemlerle biçim verilerek yapılan yapıtlara denir. Bir düzlem üzerinde yer alan resimden farklı olarak heykelin eni, boyu, yüksekliği yani belirli bir hacmi vardır. Değişik açılardan bakıldığında farklı görünümler verir. Sözgelimi bir heykelci narin bacaklı bir hayvan olan at heykelini taştan oymaya kalkarsa, daha yapıt tamamlanmadan gövdenin ağırlığı bacakların kırılmasına yol açacaktır. Aslan, kaplan gibi gövdeyi taşıyabilecek kalın bacaklı hayvanların heykelleri için taş daha uygundur. İnce bacaklı bir at yapmak için ise en uygun gereç tahta ya da tunçtur. Her iki gereç de hem hafif, hem de dayanıklıdır.Heykel çoğunlukla içinde bulunduğu ortamla ilişki içindedir ya da bulunduğu yerin ayrılmaz bir parçası durumundadır. Heykellere tapınaklarda, saraylarda, parklarda, alanlarda, mezarlıklarda rastlanır. Özel günlerin ve önemli kişilerin anısına yapıldığı gibi salt güzel bir şey yaratma kaygısıyla da yapılagelmiştir. Tarihsel yapıların çoğu sütunlara oyulmuş heykellerin yanı sıra çiçek, yaprak ya da çeşitli kabartmalarla bezelidir. Tarih boyunca heykel sanatında başlıca taş ve mermer kullanıldı. Çağdaş heykelciler ise amaçlarına uygun olan her türlü gereçle çalışırlar. Heykelin türü büyük ölçüde kullanılan gereçlere bağlıdır. Dış etkilere son derece dayanıklı olan taş anıtsal heykellerin, sade ve görkemli kabartmaların ve oymaların yapımına uygundur. İnce ve ayrıntılı oymalar için ise kolaylıkla işlenebilen tahta kullanılır. Kil yumuşak ve esnektir. Elle biçimlendirilebildiği için daha ince çalışmalarda kullanılır. Heykel yapımı yetenek, bilgi ve beceri gerektiren bir iştir. Bir heykelci taşı ya da tahtayı oymak için gereken kesici araçları kullanmayı becerdikten başka, büyük bir taşı pürüzsüz ve düzgün olarak biçimlendirebilmelidir. Heykel Nasıl Yapılır? Heykelcilikte başlıca üç yöntem kullanılır: Oyma, döküm ve biçimlendirme. Uygulanacak yöntem kullanılan gerece göre değişir. Kilden çanak çömlek gibi modeller yapmanın geleneksel yöntemlerinden biri de kangal (sarmal) tekniğidir. Kil önce avuç içinde yılan gibi upuzun yuvarlanır. Sonra bu yuvarlak şeritler halkalar oluşturacak gibi üst üste konarak model aşağıdan yukarıya doğru biçimlendirilir. Yuvarlak bir çukur kap ya da kavanoz türünden nesnelerin yapımında başvurulan bu yöntem baş ya da gövde yapımına uygun değildir. Çünkü kil bu biçimde kullanıldığında çok çabuk sertleşir ve düzeltmeler ya da değişiklikler için fazla zaman tanımaz.Eskiçağdan bu yana kullanıldığı bilinen en eski yöntem oymadır. Ülkemizdeki tarihsel kalıntılarda ve müzelerde yer alan Eski Yunan ya da Roma heykelleri bu yöntemle yapılmıştır. Heykelci! bir taş kütleyi keski, çekiç, törpü, eğe ve matkap gibi kesici araçlarla oyup yontarak istediği biçimi verir. Tahtadan yapılan heykellerde de aynı yöntem kullanılır. Metal heykellerde döküm yöntemi uygulanır. En çok kullanılan metaller demir, bakır, kurşun ile pirinç ve tunç gibi alaşımlardır. Çağdaş heykelciler çoğunlukla alüminyum ve paslanmaz çelik kullanırlar. Bu yöntemde önce yapılmak istenen heykelin kilden bir modeli hazırlanır. Model sıvı alçı ile kaplanır. Alçı kil modelin biçimini alarak donar ve katılaşır. Sonra kil model alçı kalıbın içinden çıkarılır. Boşaltılan kalıba içindeki boşluğu dolduracak biçimde sıvı alçı dökülür. O da donup katılaşınca dış kalıp düzgün bir biçimde kesilerek modelden ayrılır. Kalıbın içindeki boşluğa bu kez de sıvı durumdaki metal dökülerek soğumaya bırakılır. Metal katılaşınca dış kalıp eklem yerlerinden ayrılarak çıkarılır. Böylece son ürün ortaya çıkmış olur. Büyük boyutlu heykellerde kilin ağırlığını taşıması için önceden bir heykel iskeleti yapmak gerekir. Armatür adı verilen bu iskelet sağlam, bükülebilir, neme dayanıklı bir gereçten yapılmalıdır. Bu iş için en uygun gereçlerkurşun, tahta ya da çelik çubuklardır. Heykelin türüne göre bunların birkaçı bir arada da kullanılabilir. Bu yöntemde armatürün dışına kil sıvanarak model hazırlanır. Biçimlendirme için kil gibi yumuşak gereçler kullanılır. Elle yoğrularak biçim verilen kil bir süre kendi kendine kurumaya bırakılır. Daha sonra yüksek ısılı bir fırında pişirilerek sertleştirilir. Pişirilen nesnenin içinin boş olması gerekir. Yoksa kilde bulunan hava kabarcıkları pişirme sırasında genleşerek heykelin çatlamasına yol açar. Biçimlendirme işleminde heykele asıl biçimini veren heykelcinin elleridir. Metal çubuklar, borular, cam, kumaş, tel ya da ip gibi çok çeşitli gereçlerin bir arada kullanıldığı heykeller de vardır. Bunları bir araya getirmek için lehimleme, dövme gibi teknikler uygulanır. Çağdaş heykel sanatında yaygın olarak kullanılan bu yönteme birleştirme yöntemi denir. Eskiçağ Tarihte ilk heykel örneklerinin günümüzden 15 bin yıl önce, Yontma Taş Devri'nde ortaya çıktığı sanılmaktadır. Yunanistan'da, Girit Adası'nda ve Kıbrıs'ta İÖ 3500'den İÖ 1000'e kadar süren Tunç Çağı'ndan kalma çanak çömlekler, tunç, fildişi ve pişmiş topraktan tanrıça ve kadın heykelcikleri, boğa başı biçiminde taş oyma kaplar ve mühürler bulunmuştur. Günümüzden yaklaşık 5.000 yıl önce Mısır ve Mezopotamya'da yaşayanlar, mimarlık ve heykel sanatında çok ileriydiler. Yapıtlarının çoğunda granit, bazalt gibi sert taşlar kullandılar. Günümüzde ancak güçlü çelik araçlarla kesilebilen bu taşları o dönemde çelik yapımını bilmeyen Mısırlılar'ın nasıl yonttuğu hâlâ merak konusudur. Çoğu önden bakılmak için yapılmış olan bu heykellerin yalnızca üç yanı işlenmiş, arka yüzleri ise düz bırakılmıştır. Mısırlılar ölülerinin öteki dünyada yalnız kalmaması ve bakımlarının sağlanabilmesi için, mezarlarına köle ve hayvan heykelcikleri koyar, mezar duvarlarını heykeller ve kabartmalarla süslerlerdi. Bu kabartmaların bazılarında tarlada çalışanlar, güreşçiler, avcılar, çeşitli hayvan figürleri ve tören sahneleri yer alır. Mısır'da İÖ 2040'ta başlayan Orta Krallık döneminde hüküm süren firavunlar piramit biçiminde dev boyutlu mezarlar, görkemli tapınaklar yaptırdılar. İnsan boyunun dört beş katı büyüklüğündeki heykeller ve duvar kabartmalarıyla bezenen bu tapınakların yapımında binlerce köle çalıştırıldı. Nil vadisindeki sarp kayalıklarda yer alan ve güneş tanrısı Amon-Ra'ya adanan Abu Simbel Tapınağı'nın girişinde II. Ramses' in 20 metre yüksekliğinde dört tane anıtsal heykeli vardır . Heykel sanatının en güzel örnekleri ise Eski Yunan'da İÖ 450-400 arasında yapıldı. Heykellerinde insan vücudundaki canlılığı ve hareketi yansıtmayı başaran Yunanlı heykelciler son derece doğal ve gerçekçi bir anlayışla eşsiz güzellikte yapıtlar yarattılar. Yunanlılar heykellerini genellikle canlı renklere boyar lardı. Mısır'da olduğu gibi Yunanistan'da da tapınaklar heykeller ve duvar kabartmalarıyla süslenirdi. Kabartmalarda çoğunlukla savaş ya da efsaneleri canlandıran sahnelere yer verilirdi. Eski Yunan'dan kalma tapınakların en ünlüsü Atina'daki Parthenon'dur. Tapınağın çatısının hemen altında yer alan friz kuşağı çeşitli kabartmalarla bezenmiştir. (Friz, yapılarda uzun, şerit biçimindeki bezeme kuşağına verilen addır.) Tapınakta bilgelik, beceri ve savaş tanrıçası Athena'nın ünlü heykelci Phidias'ın yaptığı fildişi ve altından büyük bir heykeli vardır . Eski Yunanlılar'ın tanrı ve tanrıça heykelleri insan ölçülerinde dingin bir güzellik taşıyordu. Bu heykellerin en ünlülerinden biri de güzellik tanrıçası Afrodit'in (Venüs) heykeli Milo Venüsü'dür. Dönemin usta heykelcilerinden Praksiteles'in çocuk tanrı Dionysos'u kollarında taşıyan Hermes heykeli Eski Yu-nan'da heykelciliğin ne kadar gelişkin olduğuna örnektir . Yunanlı heykelciler tanrı heykellerinin yanı sıra disk atan atletler, güreşen sporcular gibi sağlam vücutlu erkek heykelleri de yaptılar. Mermere inanılmaz bir hareketlilik ve canlılık vermeyi başardılar. Romalılar Yunanlılar'ın mermer oyma yöntemlerini taklit ettilerse de hiçbir zaman onlar kadar başarılı olamadılar. Mermerin yanı sıra tunç da kullanan Romalı heykelciler, özellikle büst adı verilen portre heykelciliğinde ustalaş-tılar. Romalı soyluların ve seçkinlerin heykellerinden ve büstlerinden çoğu zamanımıza kadar gelmiştir. Heykel sanatı eskiçağlarda dünyanın öteki ülkelerinde de gelişti. Çinli heykelciler yeşim ve kristal gibi yarı değerli taşlardan yaptıkları heykelciklerle ün kazandılar. Son derece sert olan bu taşlar ancak elmas ve korindon gibi daha sert taşlarla yontulabiliyordu. Uzun ve sabırlı bir çalışma gerektiren bu oymalar bazen babadan oğula geçerek üç kuşakta tamamlanabiliyordu. Oymaların konulan genellikle hayvanlar ya da efsane kahramanlarıydı. Pişmiş topraktan gerçekçi bir üslupla yapılmış bu heykeller arasında atlar, develer, insanlar ve ejderhalar yer alıyordu. Hindistan'da heykel çoğunlukla yapıları ve tapınakları süslemek amacıyla kullanıldı. Tapınak duvarları çeşitli hayvan ve kuş figürlerinin yanı sıra ejderha, şeytan gibi doğaüstü yaratıkları betimleyen kabartmalarla süslenirdi. Güney Amerika'da gelişen Aztek, Maya ve İnka uygarlıkları döneminde sert taştan oyulmuş büyük boyutlu heykellerin yanı sıra pişmiş topraktan heykelcikler de yapıldı. Geleneğe göre her 52 yılın sonunda, bir dönemin bittiğini belirtmek amacıyla kilden yapılan çanak çömlekler yok edilir ve yerine yenileri yapılırdı Ortaçağ 12. yüzyılın sonlarında ve 13. yüzyılda gelişen Gotik mimarlık döneminde yapılan görkemli katedraller sivri kuleleri, ince, uzun sütunlarıyla anıtsal bir görünüm kazandı (bak. mimarlık). Yapıların hemen hemen her yanı taştan heykeller ve kabartmalarla bezendi. Yapıyla eşsiz bir uyum sağlayan bu heykellerin en güzel örneklerine Fransa'daki Char-tres ve Reims kentindeki katedraller ile Paris'teki Nötre Dame Katedrali'nde rastlanır. Chartres Katedrali'nin kuzey ve güney kapılarında Hz. İsa ve havarilerinin yanı sıra azizlerin, meleklerin, peygamberlerin, kralların heykelleri vardır. Reims Katedrali'nde ise tarlalarda çalışanları, gerçek ve doğaüstü hayvanları betimleyen kabartmalar yer alır. İtalya'da Heykel Sanatı Kuzey Avrupalı heykelciler insanı doğallıktan uzak ve ulaşılmaz bir varlıkmış gibi betimlerken, aynı dönemde İtalyan heykelciler gerçekçi bir üslupla canlı, doğal ve yaşama sevincini yansıtan heykeller yaptılar. Bu heykelcilerin en yeteneklilerinden biri de Donatello'y-du . Sanatçının acı, sevinç gibi duyguları yansıtan heykelleri neredeyse konuşacak ya da hareket edecek gibiydi. 15. yüzyılın ünlü sanatçılarından Andrea del Ver-rocchio ise insan bedeninin gücünü olanca di-riliğiyle yansıtmayı başardı.15. yüzyılda sanatçıların yapıtlarını toplayan soylular ve zenginler, dinsel konulu heykellerin yanı sıra gündelik yaşamdan görüntüleri konu alan heykellere de ilgi duymaya başlamışlardı. Verrocchio'nun, kucağında yunus taşıyan neşeli melek heykeli ile atının üzerinde dimdik oturan Venedikli askeri dönemin en çarpıcı örnekleriydi. Gelmiş geçmiş en büyük sanatçılardan olan Michelangelo ise aynı dönemde dinsel konulu heykeller yaptı. Duygusal gerilimi taşa geçirmekte yetkin bir düzeye ulaşan Michelange-lo'nun yapıtları cesur ve güçlüydü. Mermer bloklardan yonttuğu, zincirlerinden kurtulmak için çabalayan köle ya da Davud ve Musa gibi heykelleri olağanüstü bir anlatım gücüne sahiptir . 17. Yüzyıldan Günümüze Büyük boyutlu, görkemli, uçuşuyormuş izlenimi veren, hareketli figürler, kıvrımlar ve süslemelerin egemen olduğu bu yeni üsluba barok sanat adı verilir. İtalya'nın dışındaki ülkelerde de yaygınlaşan barok sanatı, fazla süslü ve gösterişli bulan bazı sanatçılar daha yalın ve sade bir biçim arayışına yöneldi. Bu arayış Eski Yunan heykellerindeki klasik üslubun yeniden gündeme gelmesine yol açtı. Aynı anlayışı benimseyen Fransız heykelci Jean Antoine Houdon (1741-1828) dinsel ve mitolojik konulu yapıtların yanı sıra birçok ünlü kimsenin büstünü de yaptı. Modelinin kişiliğini yapıtına ustaca yansıtmasıyla tanındı. Büstünü yaptığı ünlü kişiler arasında George Washington, Jean-Jacques Rousseau ve Vol-taire de vardı. Mitolojik yapıtı Diana'mn ise, çıplak olduğu gerekçesiyle zamanında sergilenmesine izin verilmemişti. 18.yüzyılın sonlarında heykel sanatında klasik Yunan heykellerinin yalın, dingin çizgileri yeniden ağırlık kazandı. Ama heykeller artık Eski Yunan'da olduğu gibi elle yontularak yapılmıyordu. Sanatçı heykelin önce kilden bir modelini çıkarıyor, profesyonel bir taş yontucusu da özel bir kesme makinesiyle modelin mermerden bir kopyasını yapıyordu. 19.yüzyılda eski oyma ve yontma yöntemleri iyice unutuldu. Heykelcilerin hemen hepsi döküm yöntemiyle çalıştı. Bu yüzyıla damgasını vuran Fransız Auguste Rodin, Michelangelo'dan sonra gelen en büyük heykelcidir. Yaşadığı dönemin heykel anlayışına taban tabana zıt olan Rodin'in heykelleri yaşıyormuş-çasına canlı yapıtlardır. Rodin'le aynı dönemde yaşamış olan Camille Claudel (1864-1943) çok genç yaşta yeteneğini kanıtlamış bir kadın sanatçıydı. Bir süre Rodin'in atölyesinde çalıştıktan sonra kendi atölyesini açtı ve 20. yüzyılın başında kadın olmasının getirdiği birçok engelle karşılaştı. Yaşamının son 30 yılıni kapatıldığı akıl hastanesinde geçiren Camille Claudel'in günümüze kadar gelen yapıtları arasında Rodin büstü, Çacountala ve La Vals sayılabilir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Auguste Rodin ve öbür sanat dallarından sanatçıların geleneksel üsluplara karşı çıkışları, 20. yüzyılda yepyeni bir üslup ve biçim arayışına dönüştü. Bu gelişmeler öteki sanatlarda olduğu gibi heykelcilikte de Kübizm, Gerçeküstücülük gibi yeni akımların ortaya çıkmasına yol açtı . İngiltere'de modern heykelciliğin öncüsü Sir Jacob Eps-tein'ın yapıtları ilk bakışta, insanları irkiltse de, ilgi çekmeyi başardı. Yenilikçi genç heykelciler heykelin mimarlıktan bağımsız olduğunu, belirli bir nesneye benzetilmesine gerek duyulmadan kendi başına bir güzellik taşıdığını ve anlatım gücüne sahip olduğunu savundular. Bu sanatçılardan biri de Romen asıllı heykelci Constantin Brancusi'ydi (1876-1957). Çağdaş soyut heykelin öncüsü sayılan Brancusi bir köylü ailesinden geliyordu. Tahta oyma tutkusu çok küçük yaşta başlamıştı. Okuma yazmayı kendi kendine öğrenen Brancusi, 18 yaşına gelinceye kadar birçok işe girip çıktı. 1896'da Bükreş Güzel Sanatlar Okulu'na girmeyi başardı. Olanaklarını zorlayarak Paris'te çalışmaya başladı. Yapıtlarına büyük bir hayranlık duyduğu Rodin'in etkisinde ve gölgesinde kalmamak için, onun atölyesinde çalışmayı kabul etmedi. Brancusi'nin heykelleri yalınlıkları ve geometrik biçimleriyle dikkati çeker. Modellerini önce meşe ya da kestane ağacından yontan sanatçı, daha sonra bunları mermere ya da tunca uyguladı. Gökyüzüne doğru sonsuza kadar uzanabileceği izlenimini veren, üst üste konmuş simetrik parçalardan oluşan Sonsuz Sütun Brancusi'nin soyut heykellerinin en güzel örneklerinden biridir. Brancusi'nin atölyesinde bulunan 80'in üzerinde heykel, kendi yaptığı mobilyalar, kullanmış olduğu araç ve gereçler bugün Paris I Kenti Modern Sanat Müzesi'ndedir. İngiliz heykelci Henry Moore ise bir Meksika yağmur tanrısı heykelinden esinlenerek, uzanmış kadın temasını işlediği bir dizi heykel yaptı. Moore yapıtlarında kullandığı gereçlerin doğal yapısını ve dokusunu bozmamaya özen gösterdi. Yontma tekniğini yeniden gündeme getiren sanatçı, çalıştığı gereçleri, doğal özelliklerini öne çıkaracak biçimde işledi. Heykellerinin rüzgârdan aşınıp oyulmuş kütlelere benzemesinin nedeni budur İsviçreli Alberto Giacometti (1901-66) kibrit çöpü inceliğindeki heykelleriyle sanata yeni bir duyarlılık ve gerçeklik anlayışı getirdi. 20. yüzyılda heykelcilik konu, gereç, yöntem ve üslup açısından büyük bir çeşitlilik kazandı. Çağdaş heykelciler eski yontma ve biçimlendirme yöntemlerinden vazgeçerek demir, çelik, alüminyum, plastik gibi yeni gereçleri birleştirme yöntemiyle çalışmaya başladılar. Günümüzün en ilginç yeniliklerinden biri de, asılı ya da dengede duran öğelerin motor gücü ya da hava akımı ile hareket ettirildiği "mobil" denen heykel türüdür. Bu heykelin yaratıcısı ABD'li Alexander Calder'dir. Afrika ve Pasifik Adaları'nda Heykel 19. yüzyılın sonunda batılılarca keşfedilen Afrika heykelleri Derain, Picasso ve Matisse gibi sanatçıları çok etkiledi. Afrikalılar'ın ahşap heykel ve maske geleneği yaşamlarına sıkı sıkıya bağlıydı (bak. maske). Bunların yapımı tarlalarda bereketi artırmak, insanların ömrünü uzatmak, kötü ruhları kovmak, hastaları iyileştirmek türünden istekler doğrultusunda sürüyordu. Özgünlükleri ve büyük bir ustalıkla yapılmış olmaları dolayısıyla hayranlık uyandıran bu heykel ve maskeleri yapanlar tarlalarda çalışan sıradan köylülerdi. Afrika' da heykeller işlenebilecek ağacın bulunduğu yerlerde tahtadan yapılırdı. Demir, bakır alaşımları, fildişi, taş, pişmiş topraktan olanları da vardır. Avustralya da içinde olmak üzere Pasifik Adaları'nda ilkel araçlarla yaratılan heykel ve maskelerin de işlevsel amaçları vardır. Tanrıların gözüne girmek, ataların ruhlarını hoşnut etmek, iyi ürün almak ve önemli günleri kutlamak için yapılırlar. Bunlar, taştan ve tahtadan dev boyutlu anıtlardan, ince işlenmiş duvar kabartmalarına kadar büyük bir değişiklik gösterir. MsxLabs & TemelBritannica | |
|
![]() |
| Etiketler |
| heykel, plastik, sanatlar |
Plastik Sanatlar - Heykel Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Kum Heykel Sanatı - Kum Heykel Sanatına Ait Resimler | KisukE UraharA | Enteresan Resimler | 21 | 01-07-2009 09:38 |
| Plastik Sanatlar (Özgün Baskı, Heykel, Grafik, Resim, Seramik, Fotoğraf Sanatı) | EsTeSiA | Güzel Sanatlar | 30 | 02-02-2009 04:12 |
| Plastik Sanatlar - Rölyef (Kabartma Sanatı) | tektimur | Güzel Sanatlar | 8 | 26-11-2008 00:54 |
| Plastik Sanatlar - Baskı | kompetankedi | Güzel Sanatlar | 1 | 15-09-2007 10:42 |
| Plastik Doğramacı | thedoctor_611 | Meslekler | 0 | 10-06-2007 15:08 |