Arama

Plastik Sanatlar - Heykel

Güncelleme: 21 Haziran 2012 Gösterim: 21.806 Cevap: 3
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
6 Temmuz 2008       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Heykel Sanatı
MsXLabs.org & Vikipedi, özgür ansiklopedi
Sponsorlu Bağlantılar
Ad:  David_von_Michelangelo.jpg
Gösterim: 1419
Boyut:  22.8 KB
Michelangelo'nun Davut Heykeli
Heykel, sanatsal bakış açısıyla meydana getirilmiş üç boyutlu formlara denir. Heykel temelde mekanın kapsanması, kavranması ve mekan ile ilişki kurulması ile ilgilenir.
Genellikle insan, hayvan ya da nesnelerin heykelleri yapılır. Taş ve ahşap gibi malzemelerden yontularak yapılabileceği gibi, kil, balmumu gibi ara malzemelerden modellenerek, bronz ve tunç gibi metallerden dökülebilir. Büst, rölyef ve tors gibi heykel türleri vardır.

Heykelin Tarihçesi
Heykel ve heykelciliğin tarihi eski zamanlara kadar uzanır. Dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda mermer, ağaç, taş, pişmiş toprak, maden gibi çok çeşitli malzemelerden yapılmış heykel ve heykelciklere rastlanmaktadır. Bunlar ve diğer heykeller üzerinde yapılan incelemelerden, heykellerin büyük bir kısmının çeşitli kavimlerin ilah olarak tanıdıkları varlıkları tasvir ettikleri, bazılarının kral-kraliçe gibi hükümdar ailelerini, kahramanları ve kahramanlık olaylarını, bilim, sanat ve sporda meşhur olmuş kimseleri, bir kısmının da çeşitli insan ve hayvanları tasvir ettikleri anlaşılmıştır. Tarihi araştırmalar, ilk heykelin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir netice vermemektedir.
Tarihi çok eski olduğu bilinen heykel ve heykelciliği bu derece yaygınlaştıran asıl sebep, inançtır. Çeşitli devirlerde yaşamış insanların tapındıkları ve ilah tanıdıkları şeylerin ağaç, taş, maden üzerine işlemeleri ve ibadetlerini bunlara karşı yapmaları, heykel ve heykelciliğe cemiyet hayatında geniş yer verilmesine yol açmıştır.
İlk çağ topluluklarında sanatçılar genellikle bir geleneği devam ettirir. Ortaya konan eser, toplumun ortak malı olarak kabul edilir. Dolayısıyla eserler sanatçıları değil üretildikleri kavim ve toplulukların adıyla anılırlar.
Tarımsal faaliyetlerin başlamasıyla birlikte, verimsizlik sorununa çare olarak, Magna Mater (Ana Tanrıça) heykelcikleri yapılmıştır. Bu heykelciklerin malzemesi ağaç ya da topraktır. Heykeller genel olarak aynı duruşu sergiler, kişisel özellik taşımazlar. Baş oranları vücudun geneline göre büyüktür. Üç boyutlu heykellerde bile uzuvlar çizilerek gösterilir. Heykel yüzeyleri çizilerek süsleme yoluna gidilir.

Mısır Heykel Sanatı
Kültür alanında otuz yüzyıl boyunca süreklilik gösteren Mısır’da heykeltıraşlar ağaç, granit, bazalt, profir gibi dayanıklı malzemeler kullandılar. Tapınakların ve mezar anıtlarının iç ve dış cephelerini heykeller ve rölyeflerle süslemişlerdir.
Mısır’da heykelcilikte zaman içinde gelişen bir üslupçuluk söz konusudur. Bu üsluplaşma özellikle figürlerin duruşlarında ve vücudu kaplayan kumaşların yapımında kendini gösterir. Figürler genel olarak durgun ve hareketsizdir. Frontal duruş hâkimdir. Ayakta duran figürlerde, vücut ağırlığı iki bacağa eşit olarak dağıtılır. Heykelin ortasından bir çizgi çekilirse iki eşit parça elde edilir. Kollar vücuda yapışık şekilde aşağıya sarkar, eller yumruk şeklindedir.
Mısır heykelcileri çok büyük ve sert taşlar yontuyorlardı. Bu durum onları çalışmalarında sadeleşme yapmaya yöneltti. Dolayısıyla heykellerde adale, kas gibi detaylar görülmezken, yüzlerde de ifade de yoktur. Yalnızca mezarlara, dini inançlar gereği konan heykeller, ölünün ruhuna ev sahipliği yapacağından sahibine benzemesi zorunluluğu taşır.
Kral heykelleri sert taşlardan yapılırken, yumuşak taşlardan ve ağaçtan yapılan prens, rahip ve memur heykelleri bulunur.
Yeni imparatorluk döneminin en güzel eser, Amerna şehrinde bulunan Kraliçe Nefertiti’ye ait olan büsttür. Sanatçısı bir yanda geleneğe bağlı kalmaya çalışırken, bir yandan da modelinin şahsi özelliklerini betimlemeye çalışır. Gize piramidinin yanında bulunan Sfenks heykeli ise eski krallığın krallarından olan Kefren’nin portresini taşır.
Rölyefler daha çok tapınak ve mezarların duvarlarını süsler. Mısır rölyefleri daima bir olayı anlatır. Rölyeflerde baş, kollar, ayaklar, bacaklar ve gövde profilden; gözler ve omuzlar ise cepheden gösterilir.

Yunan Heykel Sanatı
Yunan heykelinde, kişisel özellikler değil, ortak ideal tip önemlidir. İdeal yüzler, ideal ölçülere uygun insan vücutları Yunan heykelinin başlıca özelliğidir. Başlangıçta kil, taş fildişi, kemik ve tunç gibi malzemelerden ilkel heykelcikler ortaya koyan Yunan heykelcileri zaman içerisinde bunu geliştirmişlerdir. Heykel sanatının gelişmesine ve anıtsal heykeltıraşlığın ortaya çıkmasının nedenleri arasında olimpiyatlarda başarı kazanan atletlerin heykellerinin dikilmesi geleneği, gelişen mimariye bağlı olarak, tapınakların taştan yapılması ve bunların iç ve dış cephelerinin, kabartmalarla süslenmesi sayılabilir.
Yunan heykeli karşıtlıklar ve bunun yarattığı dinamizm üzerine kuruludur. Baş başka, kollar ve bacaklar başka başka yönlere bakarlar. Bu durum gösteriyor ki Yunan heykelcisi vücut nüansları üzerinde çalışmıştır.
Yunan heykelcileri örtü altından hissedilen gövdenin formunu ortay çıkarmanın çekiciliğini fark etmişlerdir. Bundan dolayı, gizlerken göstermek yunan heykelciliğinde bir motif olmuştur.
M.Ö. 7. ve 6. yy.da iki büyük heykeltıraşlık ekolü görülür:
  • Girit Pelepones
  • İyonya
Yunan heykelciliği üç bölümde incelenebilir:
  • Antik Çağ (M.Ö. 490–460)
  • Klasik Çağ
  • Helenistik Devir (M.Ö. 330–30)
1. Antik Çağ
Bu dönemden itibaren vücudun ağırlığının bir bacak üstüne verildiği, böylelikle frontal duruşun değiştiği görülür. Bu yeni duruşun gelişmiş örneğine Olimpiya Zeus tapınağında rastlanır.
2. Klasik Çağ
Bu dönem Parthenon tapınağının içinde bulunan altın, fildişi Athena heykelini yapan heykeltıraş Fidyas ile en parlak çağına ulaşmıştır. Bu heykel kaybolmuştur. Günümüze kalan ise zamanında Romalıların yaptığı kopyadır. Sanatçı en çok tanrı heykelleri yapmıştır.
3. Helenistik Çağ
Bu dönemde portrecilik gelişmiştir. Özellikle devlet adamlarının portreleri yapılmıştır. Bunlar arasında Büyük İskender portreleri ve bunların sanatçısı Lisppos öne çıkar. Sanatçı o zamana kadar uygulanmakta olan oranlar sistemini değiştirmiştir. Baş küçülmüş, gövde uzamış, baş vücudun 1/6’i olmuştur.

Roma Heykel Sanatı
Romalılar bu alanda yaratıcılık gösterememişlerdir. Yunanistandan heykeller getirtmişler ve bunları kopyalayarak çoğaltmışlardır. Buna karşılık portrecilikte başarı göstemişlerdir. Bu durum dini geleneklerle bağlantılıdır. Roma geleneklerine göre ölen bir kişinin yüzünün balmumundan kalıbı alınır ve cenazeden sonra evin bir köşesinde saklanırdı. Özellikle cumhuriyet döneminde portrecilik çok gelişmiştir. Bu dönemde oldukça gerçekçi bir üslupla yapılan portrelerde her türlü yüz ifadesi ve şahsi özellikler başarıyla işlenmiştir.
Romalılar zaferle döndükleri seferler sonarsında, kazandıkları başarıları simgeleyen anıtlar dikmeyi adet edinmişlerdir. Belirli zaman ve yerde gerçekleşen olayları anlatan kabartmalarla üslü bu anıtların en önemlileri Augustos döneminde Roma’da yapılmış olan barış sunağında bulunur. Bir diğer önemli anıtsa İstanbul Sultanahmet meydanındaki Teodesius obeliskidir (M.Ö. 4yy.). Bu anıtın kaide kısmında imparator, maiyetiyle beraber hipodrom locasında görülür. Kabartmanın merkezinde imparator bulunurken, diğer figürler imparatora yakınlıklarına derecelerine göre yerleştirilmiştir.

Heykelcilikte Usül ve Teknikler
Heykelci hem çizici hem de uygulayıcıdır. Heykelcilerin bazıları sadece ellerine verilen şekilleri ya oyarlar veya dökerler. Heykelcilikte; oyma, biçimleme, inşa ve birleştirme, döküm, bitirme gibi teknikler vardır:
* Eksiltme (Yontma/Oyma)
Heykelci tek parça bir kütleyi istenen düzen içinde şekillendirir. Taş ve ahşap heykelcilikte bu usul kullanılır.
* Manipülasyon (Modelleme/Biçimleme)
Şekillendirilebilir heykel malzemelerinin elle ya da çeşitli aletlerle biçimlendirilmesi. Bunların maddesi kil, balmumu ve alçıdır.
* Birleştirme (Yapılandırma/İnşa)
Önceden şekillendirilmiş malzeme ve parçaların usulüne uygun olarak biraraya getirilmesidir. Birleştirme heykelcilikte, kumaş, saç, çıta, kalas, formika, cam, ip, metal borular vb. maddeler kullanılır.
* Yerine geçme (Döküm)
Kil, balmumu gibi ara malzemeyle yapılan heykellerin çeşiltli döküm teknikleri kullanılarak; bronz gibi dayanıklı malzemeyle dökülmesidir.
* Bitirme işi
Bitmiş heykelleri perdahlama, cilalama, boyama ve yaldızlama gibi uygulamaların yapılmasına denir.

Günümüzde Heykel ve Heykelcilik

İnsanların heykellere tapmaya başlamasından sonra, heykelcilik bir sanat ve ticaret metaı olmuştur. Yüzyıllarca insanlar, her çeşit malzeme ve maddelerden heykeller yapmışlar ve hatta bunları başkalarına satarak geçimlerini temin etmek yolunu tutmuşlardır. Arkeolojik kazılarda, çeşitli yörelerde bol miktarda bulunup müzelere konan heykeller bunu ispatlamaktadır. Bilhassa mermerden yapılan heykeller, günümüze kadar sanat özelliklerini korumuşlardır.
Avrupa'da başlayan Rönesans hareketi ile heykelcilik ayrı bir önem kazanmış, Michelangelo bu devirde yetişen heykeltraşların en meşhuru olmuştur. Bu zamandaki heykellerin yapımı, süsleme sanatı ile birlikte gelişmiştir. Ayrıca heykeller, şimşir, ıhlamur, meşe ve ceviz gibi sert ağaçlar oyularak çok çeşitli ölçülerde yapılmıştır. Taştan yapılan heykellerin kırılması çabuk olduğundan, eski zamanlardan beri, mermer kullanılması daha yaygındır ve daha çok tercih edilmiştir. Zamanımızdaki heykeltraşlar tarafından ekseriya mermer, bronz, tunç gibi kırılma tehlikesi daha az olan ve dayanıklılığı bulunan malzemeler kullanılmaktadır. Bunların yanında fildişinden heykel yapmak, eskiden olduğu gibi günümüzde de biblo şeklinde devam etmektedir.

Gabriella - avatarı
Gabriella
Ziyaretçi
23 Eylül 2008       Mesaj #2
Gabriella - avatarı
Ziyaretçi
Heykel Sanatı Nasıl Doğdu?
Heykel resim kadar,belki resimden daha da eski bir sanattır. Kilden yapılmış küçük figürler, totem direkleri, şeytan maskeleri, Easter Adasında bulunmuş garip oymalar Maya Kızılderililerin yapmış oldukları şeyler, heykel sanatının bütün dinlerde nice önemli bir yer tuttuğunu belirtmektedir. Dinin heykel sanatındaki bu önemli yeri ve etkisi,heykelin başlangıcından yakın zamanlara kadar süregelmiştir diyebiliriz.
Sponsorlu Bağlantılar
Yeryüzünde görülen en eski heykel, yaklaşık olarak M.Ö.40.000 yıllarından kaldığı tahmin edilen mamut dişinden yontulmuş bir kadın başıdır. Sözkonusu heykel,Fransa'da Garonne ırmağı yatağında, Brassempouy'da bulunmuştur. 1894 yılında bulunan bu heykelden sonra, 1922 de bulunan 15 santim boyundaki bir kadın heykeli de "Lespugue Venüsü" diye tanımlanmıştır. Bunun M.Ö.30.000 yıllarında yapılmış olduğuna inanılmaktadır.
Eski Mısırlılar heykel konusunda da çok ustaydılar. Firavunların ve soylu kişilerin granitten,kireçtaşından heykellerini yontuyorlardı. Güzelliğe tutkun, atletizme son derece önem veren Eski Yunanlılar da, Phidias (Fidiyas) ve Praxiteles (Prakisiteles) gibi dev heykel ustaları yetiştirmişlerdir. Bu ustalar özellikle kadın ve erkek vücudunun kusursuz örneklerini ölümsüzleştirmişlerdi. Bir çok alanlarda Yunanlıları izleyen, onlara öykünen (taklit eden) Romalılar heykellerini mermerden yaptılar. Eski Yunanlılar, Sümer ve Hitit heykellerindekinden daha yumuşak bir malzeme, mermer ve süngertaşı kullanıyorlardı. Onun için heykellerin yontu ve işlenmesinde de daha başarılı olmuşlardır. Romalılar ise heykelcilikte büste daha önem verdiler.
Heykelcilik sanatı,ışıklı Rönesans dönemiyle büsbütün önem kazandı. Mikelanj "Musa", "Davut" gibi dev eserler yarattı. Çağdaş heykelciliğe gelince,bu dönemin Rodin'le başladığını söyleyebiliriz. Rodin, eserleriyle kitleye anlam ve ruh kazandırmıştı.
Modern heykelciliğin en büyük ustaları İngiliz Henry Moore, İtalyan Alberto Giacometti gibi kişilerdir. Avrupa dışında heykel, Afrikalı zenci sanatı, Amerika'da Toltek ve Aztek sanatı, Güney Asya'da Hint ve Çin Hindistan’ı heykelciliği gibi alanlarda gerçekten karakteristik değerler taşıyan örnekler vermiştir.
Türkler'de heykel çok eski çağlarda bile mevcuttu. Orta Asya'da yaşayan Türkler,ölüleri için "balbal" diye tanımlanan sert taştan, ayrıntıları pek belirli olmayan yontular dikerlerdi.
Daha sonraları, Padişah Abdülaziz heykel sanatını teşvik amacıyla kendi heykelini yaptırmıştı. Abdülaziz'i at sırtında gösteren bu heykel Beylerbeyi Sarayı'ndaydı. Birkaç kez değiştirmiş sonunda Topkapı Saray Müzesi'ne yerleştirilmiştir.
Eski adı Sanayi-i Nefise Mektebi olan Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki ilk heykel öğretmeni Oskan Efendi'dir.


Alıntıdır.

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
asla_asla_deme - avatarı
asla_asla_deme
VIP Never Say Never Agaın
27 Ekim 2008       Mesaj #3
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
HEYKEL, kilden, alçıdan, tahtadan, metal­den, mermerden ya da taştan oyma, yontma, yoğurma, dövme gibi çeşitli yöntemlerle bi­çim verilerek yapılan yapıtlara denir. Bir düzlem üzerinde yer alan resimden farklı olarak heykelin eni, boyu, yüksekliği yani belirli bir hacmi vardır. Değişik açılardan bakıldığında farklı görünümler verir.
Heykel çoğunlukla içinde bulunduğu or­tamla ilişki içindedir ya da bulunduğu yerin ayrılmaz bir parçası durumundadır. Heykelle­re tapınaklarda, saraylarda, parklarda, alan­larda, mezarlıklarda rastlanır. Özel günlerin ve önemli kişilerin anısına yapıldığı gibi salt güzel bir şey yaratma kaygısıyla da yapılagelmiştir. Tarihsel yapıların çoğu sütunlara oyul­muş heykellerin yanı sıra çiçek, yaprak ya da çeşitli kabartmalarla bezelidir.
Tarih boyunca heykel sanatında başlıca taş ve mermer kullanıldı. Çağdaş heykelciler ise amaçlarına uygun olan her türlü gereçle çalışırlar. Heykelin türü büyük ölçüde kulla­nılan gereçlere bağlıdır. Dış etkilere son derece dayanıklı olan taş anıtsal heykellerin, sade ve görkemli kabartmaların ve oymaların yapımına uygundur. İnce ve ayrıntılı oymalar için ise kolaylıkla işlenebilen tahta kullanılır. Kil yumuşak ve esnektir. Elle biçimlendirilebildiği için daha ince çalışmalarda kullanılır.
Sözgelimi bir heykelci narin bacaklı bir hayvan olan at heykelini taştan oymaya kal­karsa, daha yapıt tamamlanmadan gövdenin ağırlığı bacakların kırılmasına yol açacaktır. Aslan, kaplan gibi gövdeyi taşıyabilecek kalın bacaklı hayvanların heykelleri için taş daha uygundur. İnce bacaklı bir at yapmak için ise en uygun gereç tahta ya da tunçtur. Her iki gereç de hem hafif, hem de dayanıklıdır.
Heykel yapımı yetenek, bilgi ve beceri gerektiren bir iştir. Bir heykelci taşı ya da tahtayı oymak için gereken kesici araçları kullanmayı becerdikten başka, büyük bir taşı pürüzsüz ve düzgün olarak biçimlendirebilmelidir.

Heykel Nasıl Yapılır?
Heykelcilikte başlıca üç yöntem kullanılır: Oyma, döküm ve biçimlendirme. Uygulana­cak yöntem kullanılan gerece göre değişir.
Eskiçağdan bu yana kullanıldığı bilinen en eski yöntem oymadır. Ülkemizdeki tarihsel kalıntılarda ve müzelerde yer alan Eski Yu­nan ya da Roma heykelleri bu yöntemle yapılmıştır. Heykelci! bir taş kütleyi keski, çekiç, törpü, eğe ve matkap gibi kesici araç­larla oyup yontarak istediği biçimi verir. Tahtadan yapılan heykellerde de aynı yöntem kullanılır.
Metal heykellerde döküm yöntemi uygula­nır. En çok kullanılan metaller demir, bakır, kurşun ile pirinç ve tunç gibi alaşımlardır. Çağ­daş heykelciler çoğunlukla alüminyum ve paslanmaz çelik kullanırlar. Bu yöntemde önce yapılmak istenen heykelin kilden bir modeli hazırlanır. Model sıvı alçı ile kaplanır. Alçı kil modelin biçimini alarak donar ve katılaşır. Sonra kil model alçı kalıbın içinden çıkarılır. Boşaltılan kalıba içindeki boşluğu dolduracak biçimde sıvı alçı dökülür. O da donup katılaşınca dış kalıp düzgün bir biçim­de kesilerek modelden ayrılır. Kalıbın içinde­ki boşluğa bu kez de sıvı durumdaki metal dökülerek soğumaya bırakılır. Metal katıla­şınca dış kalıp eklem yerlerinden ayrılarak çıkarılır. Böylece son ürün ortaya çıkmış olur. Büyük boyutlu heykellerde kilin ağırlığını taşıması için önceden bir heykel iskeleti yap­mak gerekir. Armatür adı verilen bu iskelet sağlam, bükülebilir, neme dayanıklı bir gereç­ten yapılmalıdır. Bu iş için en uygun gereçlerkurşun, tahta ya da çelik çubuklardır. Heyke­lin türüne göre bunların birkaçı bir arada da kullanılabilir. Bu yöntemde armatürün dışına kil sıvanarak model hazırlanır.
Biçimlendirme için kil gibi yumuşak gereç­ler kullanılır. Elle yoğrularak biçim verilen kil bir süre kendi kendine kurumaya bırakı­lır. Daha sonra yüksek ısılı bir fırında pişirile­rek sertleştirilir. Pişirilen nesnenin içinin boş olması gerekir. Yoksa kilde bulunan hava ka­barcıkları pişirme sırasında genleşerek heyke­lin çatlamasına yol açar. Biçimlendirme işle­minde heykele asıl biçimini veren heykelcinin elleridir.
Kilden çanak çömlek gibi modeller yapma­nın geleneksel yöntemlerinden biri de kangal (sarmal) tekniğidir. Kil önce avuç içinde yılan gibi upuzun yuvarlanır. Sonra bu yuvarlak şeritler halkalar oluşturacak gibi üst üste konarak model aşağıdan yukarıya doğru bi­çimlendirilir. Yuvarlak bir çukur kap ya da kavanoz türünden nesne­lerin yapımında başvurulan bu yöntem baş ya da gövde yapımına uygun değildir. Çünkü kil bu biçimde kullanıldığında çok çabuk sertleşir ve düzeltmeler ya da değişiklikler için fazla zaman tanımaz.
Metal çubuklar, borular, cam, kumaş, tel ya da ip gibi çok çeşitli gereçlerin bir arada kullanıldığı heykeller de vardır. Bunları bir araya getirmek için lehimleme, dövme gibi teknikler uygulanır. Çağdaş heykel sanatında yaygın olarak kullanılan bu yönteme birleştir­me yöntemi denir.

Eskiçağ
Binlerce yıl önce yaşayan ilk insanlar ellerin­deki ilkel araçlarla ağaç, kemik ve taşlan kesip oyarak basit heykelcikler yapmış, mız­rak ve baltalarını, çeşitli figürler kazıyarak süslemişlerdi. Yaşadıkları mağaraların duvar­larına ise hayvan ve av resimleri yaptılar. Bunlar resimle heykel sanatı arasında bir tür olan kabartmalardı.
Tarihte ilk heykel örneklerinin günümüz­den 15 bin yıl önce, Yontma Taş Devri'nde ortaya çıktığı sanılmaktadır. Yunanistan'da, Girit Adası'nda ve Kıbrıs'ta İÖ 3500'den İÖ 1000'e kadar süren Tunç Çağı'ndan kalma çanak çömlekler, tunç, fildişi ve pişmiş top­raktan tanrıça ve kadın heykelcikleri, boğa başı biçiminde taş oyma kaplar ve mühürler bulunmuştur. Günümüzden yaklaşık 5.000 yıl önce Mısır ve Mezopotamya'da yaşayanlar, mimarlık ve heykel sanatında çok ileriydiler. Yapıtlarının çoğunda granit, bazalt gibi sert taşlar kullandılar. Günümüzde ancak güçlü çelik araçlarla kesilebilen bu taşları o dönem­de çelik yapımını bilmeyen Mısırlılar'ın nasıl yonttuğu hâlâ merak konusudur. Çoğu önden bakılmak için yapılmış olan bu heykellerin yalnızca üç yanı işlenmiş, arka yüzleri ise düz bırakılmıştır. Mısırlılar ölülerinin öteki dün­yada yalnız kalmaması ve bakımlarının sağla­nabilmesi için, mezarlarına köle ve hayvan heykelcikleri koyar, mezar duvarlarını hey­keller ve kabartmalarla süslerlerdi. Bu ka­bartmaların bazılarında tarlada çalışanlar, gü­reşçiler, avcılar, çeşitli hayvan figürleri ve tören sahneleri yer alır. Mısır'da İÖ 2040'ta başlayan Orta Krallık döneminde hüküm süren firavunlar piramit biçiminde dev boyut­lu mezarlar, görkemli tapınaklar yaptırdılar. İnsan boyunun dört beş katı büyüklüğündeki heykeller ve duvar kabartmalarıyla bezenen bu tapınakların yapımında binlerce köle çalış­tırıldı. Nil vadisindeki sarp kayalıklarda yer alan ve güneş tanrısı Amon-Ra'ya adanan Abu Simbel Tapınağı'nın girişinde II. Ramses' in 20 metre yüksekliğinde dört tane anıtsal heykeli vardır.
Heykel sanatının en güzel örnekleri ise Eski Yunan'da İÖ 450-400 arasında yapıldı. Heykellerinde insan vücudundaki canlılığı ve hareketi yansıtmayı başaran Yunanlı heykel­ciler son derece doğal ve gerçekçi bir anlayışla eşsiz güzellikte yapıtlar yarattılar. Yunanlılar heykellerini genellikle canlı renklere boyar lardı. Mısır'da olduğu gibi Yunanistan'da da tapınaklar heykeller ve duvar kabartmalarıy­la süslenirdi. Kabartmalarda çoğunlukla savaş ya da efsaneleri canlandıran sahnelere yer verilirdi. Eski Yunan'dan kalma tapınakların en ünlüsü Atina'daki Parthenon'dur. Tapına­ğın çatısının hemen altında yer alan friz kuşağı çeşitli kabartmalarla bezenmiştir. (Friz, yapılarda uzun, şerit biçimindeki beze­me kuşağına verilen addır.) Tapınakta bilge­lik, beceri ve savaş tanrıçası Athena'nın ünlü heykelci Phidias'ın yaptığı fildişi ve altından büyük bir heykeli vardır .
Eski Yunanlılar'ın tanrı ve tanrıça heykel­leri insan ölçülerinde dingin bir güzellik taşı­yordu. Bu heykellerin en ünlülerinden biri de güzellik tanrıçası Afrodit'in (Venüs) heykeli Milo Venüsü'dür. Dönemin usta heykelcile­rinden Praksiteles'in çocuk tanrı Dionysos'u kollarında taşıyan Hermes heykeli Eski Yu-nan'da heykelciliğin ne kadar gelişkin olduğu­na örnektir . Yunanlı hey­kelciler tanrı heykellerinin yanı sıra disk atan atletler, güreşen sporcular gibi sağlam vücutlu erkek heykelleri de yaptılar. Mermere inanıl­maz bir hareketlilik ve canlılık vermeyi başar­dılar.
Romalılar Yunanlılar'ın mermer oyma yön­temlerini taklit ettilerse de hiçbir zaman onlar kadar başarılı olamadılar. Mermerin yanı sıra tunç da kullanan Romalı heykelciler, özellikle büst adı verilen portre heykelciliğinde ustalaş-tılar. Romalı soyluların ve seçkinlerin heykel­lerinden ve büstlerinden çoğu zamanımıza kadar gelmiştir.
Heykel sanatı eskiçağlarda dünyanın öteki ülkelerinde de gelişti. Çinli heykelciler yeşim ve kristal gibi yarı değerli taşlardan yaptıkları heykelciklerle ün kazandılar. Son derece sert olan bu taşlar ancak elmas ve korindon gibi daha sert taşlarla yontulabiliyordu. Uzun ve sabırlı bir çalışma gerektiren bu oymalar bazen babadan oğula geçerek üç kuşakta tamamlanabiliyordu. Oymaların konulan ge­nellikle hayvanlar ya da efsane kahramanla­rıydı. Pişmiş topraktan gerçekçi bir üslupla yapılmış bu heykeller arasında atlar, develer, insanlar ve ejderhalar yer alıyordu. Hindis­tan'da heykel çoğunlukla yapıları ve tapınak­ları süslemek amacıyla kullanıldı. Tapınak duvarları çeşitli hayvan ve kuş figürlerinin yanı sıra ejderha, şeytan gibi doğaüstü yara­tıkları betimleyen kabartmalarla süslenirdi. Güney Amerika'da gelişen Aztek, Maya ve İnka uygarlıkları döneminde sert taştan oyul­muş büyük boyutlu heykellerin yanı sıra pişmiş topraktan heykelcikler de yapıldı. Ge­leneğe göre her 52 yılın sonunda, bir dönemin bittiğini belirtmek amacıyla kilden yapılan çanak çömlekler yok edilir ve yerine yenileri yapılırdı

Ortaçağ
5. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun Avru-pa'daki egemenliği sona erince heykel sanatı da canlılığını yitirdi. İlk Hıristiyanlar'ın tapın­mak amacıyla kurdukları yapılar küçük ve gösterişsizdi. Hıristiyanlık kurumlaşıp güç ka­zandıkça daha büyük kiliseler yapılmaya baş­landı, kabartmalar ve bezemeler önem kazan­dı. 11. ve 12. yüzyıllarda Romalılar'ı taklit eden Avrupalılar pencereleri ve kapıları ke­merlerle, iç bölümleri ise görkemli sütunlarla süslediler. Sütun başları çiçek ve yaprak desenleri ya da Kutsal Kitap'taki efsaneleri konu alan karmaşık ve ayrıntılı figürlerle bezendi.
12. yüzyılın sonlarında ve 13. yüzyılda gelişen Gotik mimarlık döneminde yapılan görkemli katedraller sivri kuleleri, ince, uzun sütunlarıyla anıtsal bir görünüm kazandı (bak. mimarlık). Yapıların hemen hemen her yanı taştan heykeller ve kabartmalarla bezen­di. Yapıyla eşsiz bir uyum sağlayan bu heykel­lerin en güzel örneklerine Fransa'daki Char-tres ve Reims kentindeki katedraller ile Pa­ris'teki Nötre Dame Katedrali'nde rastlanır. Chartres Katedrali'nin kuzey ve güney kapıla­rında Hz. İsa ve havarilerinin yanı sıra azizle­rin, meleklerin, peygamberlerin, kralların hey­kelleri vardır. Reims Katedrali'nde ise tarla­larda çalışanları, gerçek ve doğaüstü hayvan­ları betimleyen kabartmalar yer alır.

İtalya'da Heykel Sanatı
Aynı dönemde İtalya'da heykelcilik yukarıda anlatılandan daha farklı bir biçimde gelişti. Roma yapılarına benzetilerek yapılan ilk kili­selerde yer yer eski Roma kalıntılarına ait taşlar kullanılmıştı. 13. yüzyılda bazı heykel­ciler yapıtlarını kendi düşünceleri doğrultu­sunda özgün bir üsfupta biçimlendirmeye başladı. Bu heykelcilerden en ünlüsü Gotik sanatına tazelik ve güç katan Pisalı sanatçı Nicola Pisano'dur. Pisano'nun en ünlü yapıt­larından biri Siena Katedrali'ndeki mermer vaiz kürsüsüdür. Kürsünün yanlarında Hz. İsa'nın yaşamından sahneleri betimleyen oy­malar İtalya'da o güne kadar gerçekleştirilmiş sanat yapıtlarının en canlı ve en özgün örneği­ni oluşturuyordu. 14.; yüzyılda İtalya'da Rö­nesans önce heykelcilikte kendini gösterdi. O dönemde Pisalı bir başka sanatçı Andrea Pisano, Floransa Vaftizhanesi'ne yaptığı tunç kapılarla tanındı. Kapı kanatlan Vaftizci Yah­ya'nın yaşamından sahnelerin yer aldığı 28 panodan oluşuyordu. Bir yüzyıl sonra Loren­zo Ghiberti yapıya bir çift tunç kapı daha ekledi. Michelangelo'nun "Cennet'in Kapısı" olacak kadar güzel bulduğu bu kapılar da, Pi-sano'nunkiler gibi panolardan oluşuyordu.İnsan figürleri son derece güçlü ve gerçekçi bir üsluptaydı.
Kuzey Avrupalı heykelciler insanı doğallık­tan uzak ve ulaşılmaz bir varlıkmış gibi betim­lerken, aynı dönemde İtalyan heykelciler ger­çekçi bir üslupla canlı, doğal ve yaşama sevin­cini yansıtan heykeller yaptılar. Bu heykelci­lerin en yeteneklilerinden biri de Donatello'y-du . Sanatçının acı, sevinç gibi duyguları yansıtan heykelleri neredeyse konuşacak ya da hareket edecek gibiydi. 15. yüzyılın ünlü sanatçılarından Andrea del Ver-rocchio ise insan bedeninin gücünü olanca di-riliğiyle yansıtmayı başardı.15. yüzyılda sanatçıların yapıtlarını topla­yan soylular ve zenginler, dinsel konulu hey­kellerin yanı sıra gündelik yaşamdan görüntü­leri konu alan heykellere de ilgi duymaya baş­lamışlardı. Verrocchio'nun, kucağında yunus taşıyan neşeli melek heykeli ile atının üzerin­de dimdik oturan Venedikli askeri dönemin en çarpıcı örnekleriydi. Gelmiş geçmiş en büyük sanatçılardan olan Michelangelo ise aynı dönemde dinsel konulu heykeller yaptı. Duygusal gerilimi taşa geçir­mekte yetkin bir düzeye ulaşan Michelange-lo'nun yapıtları cesur ve güçlüydü. Mermer bloklardan yonttuğu, zincirlerinden kurtulmak için çabalayan köle ya da Davud ve Musa gibi heykelleri olağanüstü bir anlatım gücüne sa­hiptir .

17. Yüzyıldan Günümüze
Michelangelo'dan sonra gelen heykelciler ta­şa her istedikleri biçimi kolayca verebilecek kadar yetkinleştiler. Ne var ki, bazı heykelci­ler duygularını yansıtmaktansa yontma sana­tındaki yeteneklerinin üstünlüğünü sergile­meyi yeğledi. 17. yüzyılın ünlü heykelcilerin­den Gian Lorenzo Bernini daha 17 yaşınday­ken, hiçbir yaprağı ötekine benzemeyen bir ağaç yontarak yeteneğini kanıtlamıştı. En ba­şarılı yapıtlarından biri Roma'daki Dört Ir­mak ÇeşmesVdır .
Büyük boyutlu, görkemli, uçuşuyormuş iz­lenimi veren, hareketli figürler, kıvrımlar ve süslemelerin egemen olduğu bu yeni üsluba barok sanat adı verilir. İtalya'nın dışındaki ülkelerde de yaygınlaşan barok sanatı, fazla süslü ve gösterişli bulan bazı sanatçılar daha yalın ve sade bir biçim arayışına yöneldi. Bu arayış Eski Yunan heykellerindeki klasik üs­lubun yeniden gündeme gelmesine yol açtı. Aynı anlayışı benimseyen Fransız heykelci Jean Antoine Houdon (1741-1828) dinsel ve mitolojik konulu yapıtların yanı sıra birçok ünlü kimsenin büstünü de yaptı. Modelinin kişiliği­ni yapıtına ustaca yansıtmasıyla tanındı. Büs­tünü yaptığı ünlü kişiler arasında George Washington, Jean-Jacques Rousseau ve Vol-taire de vardı. Mitolojik yapıtı Diana'mn ise, çıplak olduğu gerekçesiyle zamanında sergi­lenmesine izin verilmemişti.
18.yüzyılın sonlarında heykel sanatında klasik Yunan heykellerinin yalın, dingin çizgi­leri yeniden ağırlık kazandı. Ama heykeller artık Eski Yunan'da olduğu gibi elle yontula­rak yapılmıyordu. Sanatçı heykelin önce kil­den bir modelini çıkarıyor, profesyonel bir taş yontucusu da özel bir kesme makinesiyle mo­delin mermerden bir kopyasını yapıyordu.
19.yüzyılda eski oyma ve yontma yöntem­leri iyice unutuldu. Heykelcilerin hemen hep­si döküm yöntemiyle çalıştı. Bu yüzyıla dam­gasını vuran Fransız Auguste Rodin, Miche­langelo'dan sonra gelen en büyük heykelcidir. Yaşadığı dönemin heykel anlayışına taban ta­bana zıt olan Rodin'in heykelleri yaşıyormuş-çasına canlı yapıtlardır. Rodin'le aynı dönemde yaşamış olan Camille Claudel (1864-1943) çok genç yaşta yeteneği­ni kanıtlamış bir kadın sanatçıydı. Bir süre Rodin'in atölyesinde çalıştıktan sonra kendi atölyesini açtı ve 20. yüzyılın başında kadın olmasının getirdiği birçok engelle karşılaştı. Yaşamının son 30 yılıni kapatıldığı akıl hasta­nesinde geçiren Camille Claudel'in günümüze kadar gelen yapıtları arasında Rodin büstü, Çacountala ve La Vals sayılabilir.
19. yüzyılın ikinci yarısında Auguste Rodin ve öbür sanat dallarından sanatçıların gele­neksel üsluplara karşı çıkışları, 20. yüzyılda yepyeni bir üslup ve biçim arayışına dönüştü. Bu gelişmeler öteki sanatlarda olduğu gibi heykelcilikte de Kübizm, Gerçeküstücülük gi­bi yeni akımların ortaya çıkmasına yol açtı . İngiltere'de modern heykelciliğin öncüsü Sir Jacob Eps-tein'ın yapıtları ilk bakışta, insanları irkiltse de, ilgi çekmeyi başardı.
Yenilikçi genç heykelciler heykelin mimar­lıktan bağımsız olduğunu, belirli bir nesneye benzetilmesine gerek duyulmadan kendi başı­na bir güzellik taşıdığını ve anlatım gücüne sahip olduğunu savundular. Bu sanatçılardan biri de Romen asıllı heykelci Constantin Brancusi'ydi (1876-1957). Çağdaş soyut hey­kelin öncüsü sayılan Brancusi bir köylü aile­sinden geliyordu. Tahta oyma tutkusu çok kü­çük yaşta başlamıştı. Okuma yazmayı kendi kendine öğrenen Brancusi, 18 yaşına gelince­ye kadar birçok işe girip çıktı. 1896'da Bükreş Güzel Sanatlar Okulu'na girmeyi başardı. Olanaklarını zorlayarak Paris'te çalışmaya başladı. Yapıtlarına büyük bir hayranlık duy­duğu Rodin'in etkisinde ve gölgesinde kalma­mak için, onun atölyesinde çalışmayı kabul etmedi. Brancusi'nin heykelleri yalınlıkları ve geometrik biçimleriyle dikkati çeker. Model­lerini önce meşe ya da kestane ağacından yon­tan sanatçı, daha sonra bunları mermere ya da tunca uyguladı. Gökyüzüne doğru sonsuza kadar uzanabileceği izlenimini veren, üst üste konmuş simetrik parçalardan oluşan Sonsuz
Sütun Brancusi'nin soyut heykellerinin en gü­zel örneklerinden biridir. Brancusi'nin atölye­sinde bulunan 80'in üzerinde heykel, kendi yaptığı mobilyalar, kullanmış olduğu araç ve gereçler bugün Paris I Kenti Modern Sanat Müzesi'ndedir.
İngiliz heykelci Henry Moore ise bir Meksi­ka yağmur tanrısı heykelinden esinlenerek, uzanmış kadın temasını işlediği bir dizi heykel yaptı. Moore yapıtlarında kullandığı gereçle­rin doğal yapısını ve dokusunu bozmamaya özen gösterdi. Yontma tekniğini yeniden gün­deme getiren sanatçı, çalıştığı gereçleri, doğal özelliklerini öne çıkaracak biçimde işledi. Heykellerinin rüzgârdan aşınıp oyulmuş küt­lelere benzemesinin nedeni budur
İsviçreli Alberto Giacometti (1901-66) kib­rit çöpü inceliğindeki heykelleriyle sanata yeni bir duyarlılık ve gerçeklik anlayışı getirdi.
20. yüzyılda heykelcilik konu, gereç, yön­tem ve üslup açısından büyük bir çeşitlilik ka­zandı. Çağdaş heykelciler eski yontma ve bi­çimlendirme yöntemlerinden vazgeçerek de­mir, çelik, alüminyum, plastik gibi yeni gereç­leri birleştirme yöntemiyle çalışmaya başladı­lar. Günümüzün en ilginç yeniliklerinden biri de, asılı ya da dengede duran öğelerin motor gücü ya da hava akımı ile hareket ettirildiği "mobil" denen heykel türüdür. Bu heykelin yaratıcısı ABD'li Alexander Calder'dir.

Afrika ve Pasifik Adaları'nda Heykel
19. yüzyılın sonunda batılılarca keşfedilen Af­rika heykelleri Derain, Picasso ve Matisse gi­bi sanatçıları çok etkiledi. Afrikalılar'ın ahşap heykel ve maske geleneği yaşamlarına sıkı sı­kıya bağlıydı (bak. maske). Bunların yapımı tarlalarda bereketi artırmak, insanların ömrü­nü uzatmak, kötü ruhları kovmak, hastaları iyileştirmek türünden istekler doğrultusunda sürüyordu. Özgünlükleri ve büyük bir ustalık­la yapılmış olmaları dolayısıyla hayranlık uyandıran bu heykel ve maskeleri yapanlar tarlalarda çalışan sıradan köylülerdi. Afrika' da heykeller işlenebilecek ağacın bulunduğu yerlerde tahtadan yapılırdı. Demir, bakır ala­şımları, fildişi, taş, pişmiş topraktan olanları da vardır.
Avustralya da içinde olmak üzere Pasifik Adaları'nda ilkel araçlarla yaratılan heykel ve maskelerin de işlevsel amaçları vardır. Tanrı­ların gözüne girmek, ataların ruhlarını hoşnut etmek, iyi ürün almak ve önemli günleri kut­lamak için yapılırlar. Bunlar, taştan ve tahta­dan dev boyutlu anıtlardan, ince işlenmiş du­var kabartmalarına kadar büyük bir değişiklik gösterir.


MsxLabs & TemelBritannica
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Şeytan Yaşamak İçin Her Şeyi Yapar....
Mavi Peri - avatarı
Mavi Peri
Ziyaretçi
21 Haziran 2012       Mesaj #4
Mavi Peri - avatarı
Ziyaretçi
Heykel

Taş, tahta, maden, kil, alçı gibi çeşitli maddelerden yontularak, kalıba dökülerek ya da birbirine eklenerek yapılan sanat yapıtı. Bu tür üç boyutlu yapıtlar yaratmaya da heykelcilik denir. Sanatların en eskisi ve en evrenseli olan heykelcilik, İ.Ö. 4. bin yılda Mısır ve Mezopotamya'da önemli gelişmeler gösterdi. İlkçağlarda yapılmış olan heykelcikler, daha çok tapınaklarda adak olarak, kötü ruhlardan ve şeytanlardan korunmak amacıyla bir tapınma aracı olarak kullanılmaktaydı. Mısır'da, çeşitli tanrı heykellerinden başka firavunların heykelleri de yapıldı. Bütün Eskiçağ uluslarında bu sanatların en güzel yapıtlarına rastlanabilir. Heykelcilik sanatı Eski Yunan'da doruğuna ulaştı. Daha sonra Romalılar aynı sanatı sürdürdüler. Orta Çağ'da gerileme gösteren heykelcilik, Rönesans ile birlikte yeniden yaygınlaştı. Başta Fransa ve İtalya olmak üzere, çeşitli Avrupa ülkelerinde resim sanatıyla yarışan bir heykelcilik sanatı görüldü. Bu sanatın büyük ustalarından Michelangelo, Donatello ölümsüz yapıtlar yarattılar. 20. yüzyıla dek klasik bir yapı izleyen bu sanat, bu yüzyıldan sonra çeşitliliği ve gelenekten kopmanın kaygı ve tedirginliğini dışa vuran malzeme ve biçim araştırmalarıyla ilgi çekti. Resim sanatıyla birlikte kübizm, nonfigüratif, gelenekçilik gibi soyut akımlardan etkilendiği görüldü. Giderek modern teknolojiden ve onun gereçlerinden yararlanan heykelcilik, klasik olarak geçerliliğini her zaman korudu. Klasik heykelciliğin en büyük özelliği, insan vücudunu en yetkin biçimde araştırmış olmasından gelir. Anadolu'da rastlanan sayısız heykel ve anıtların kaynağı daha çok eski Anadolu kültür ve uygarlığına dayanmaktadır. İslâmlığın benimsenmesinden sonra günah sayılan heykel çalışmaları engellendi. Türkiye'de heykelciliğin sanat durumuna gelmesi, Osman Hamdi Bey'in 1882'de kurduğu "Sanayii Nefise Mektebi Âlisi"nin (Güzel Sanatlar Akademisi) açılışıyla başlar. Türkiye'de çağdaş biçim arayışları ve soyut çalışmalarıyla tanınan heykelcilerden bazıları şunlardır: Sadi Çalık, Hüseyin Gezer, İlhan Koman, Kuzgun Acar.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.

Benzer Konular

12 Haziran 2012 / EsTeSiA Sanat
9 Ekim 2012 / Misafir Soru-Cevap
5 Temmuz 2012 / tektimur Sanat
9 Şubat 2007 / kompetankedi Sanat
9 Haziran 2009 / Kral_Aslan Rüya Tabirleri