| | #1 (mesaj-linki) |
İletişim Bilimi İletişim Bilimi Günümüzde iletişim sosyal yaşantının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş ve dolayısıyla evrensel ve disiplinlerarası bir görünüm arz etmektedir. Bu husus, sosyoloji, psikoloji, yönetim bilimleri, lengüistik, sibernetik v.b. bir çok bilim dalının iletişim fenomeniyle meşgul olmasından açıkça anlaşılmaktadır.Fakat, birçok bilim dalının bu fenomene yönelmeler: bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Zira, iletişim sahasında bugün birbiriyle rekabet eden o kadar çok kuram ve modeller mevcuttur ki, bu konuyla ilk defa meşgul olanlar kendilerini kolayca bir kuram, model ve kavram karmaşası içinde bulabilirler. Bütün sosyal bilimlerde olduğu gibi, yeni gelişmekte olan iletişim bilim dalında da öncelikle kavramın anlamının ve kapsamanın tanımlanması gereklidir. Hepimizin bildiği gibi, sosyal bilimlerin en büyük özelliği kullandığı kavramlar hakkında ortak bir görüş birliğine kolayca varılmamasıdır. Bu husus tam anlamıyla sosyal bir fenomen olan iletişim içinde geçerlidir. Zira konu ile ilgili ortaya atılan birbirinden farklı o kadar kuram ve model vardır ki neticede tam anlamıyla bir kavram karmaşası ile karşı karşıya bulunmaktadır. İletişim Modelleri ve Evreleri Günümüzde batı dillerindeki “coinmunication” sözcüğünün karşılığı olan “iletişim” kavramının görmediği olan ve saha hemen hemen kalmadığı gibi, günlük yaşamımızda vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Ama buna rağmen iletişimin ne anlama geldiği sorusu halen açıklanmış değildir. Günümüzde iletişim kavramının 160’ın üzerinde değişik tanımlama şekli mevcuttur. Genel olarak iletişim süreci ile ilgili görüşlerin takip ettikleri temel gelişim çizgileri açıkça bu fenomeni tasvir etmek ve açıklamak için geliştirilen modellerde görülebilir ve izlenebilir. Bu nedenle, iletişim sahasındaki gelişmelere dayanan bazı maddeleri kısaca özetleyeceğiz. 1. Felsefi Görüşler İletişim sürecinin nasıl işlediğine ilişkin ilk görüşlere Aristoteles’de rastlanmaktadır. Aristotelesin temelini attığı ve bugün “retorik” olarak kaynaklar giren görüşe göre, eğer sözlü iletişim içerik yapısında ve sunulmasında, bazı şartları sürekli taşıyorsa istenen ve amaçlanan etkiyi sağlayabilir. Aristoteles iletişim süreçlerini birbirinden ayırt edebilen üç öğeyle sınıflandırmaktadır. Bunlar; konuşmacı, konuşma metni ve dinleyicidir (bkz: Merten, 1977:14). Bu üç öğenin birbiriyle nasıl bir ilişki içinde olduğu hususları yeterli derecede açıklanmış değildir. Aristoleles’in retorik okulu olarak gelişen bu görüşleri, iletişim alanındaki gelişmeleri büyük ölçüde etkilemiştir. I. Lasswell Formülü Amerikalı bir siyasat bilimci olan Lasswell, bir iletişim eylemini tanımalamanın en uygun yolunun şu sorulara cevap aramak olduğunu belirtir. “Kim, neyi, hangi kanaldan, kime, hangi etkiyle söyler” Lasswell’e göre iletişim çizgisel tek yönlü bir süreçtir. Şöyle ki; ileti verici tarafından mesaj olarak çıkmakta kanal sayesinde alıcıya erişmekte ve böylece mesaj alıcı da değişikliğe yol açmaktadır. Bu nedenle, iletişim temelde bir ikna etme süreci olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca Lasswell, mesajların her zaman etkileyici olduğunu varsayar. Yani, mesaj kaynak tarafından gönderilmekte, kanal sayesinde hedefe erişmekte ve neticede değişikliğe yol açmaktadır. 2. Matematiksel İletişim Modeli İletişim süresini bireysel düzeyde ele alan Shannon ve Weaver, matematikten esinlenerek kendilerinden sonra gelecek iletişim modellerine yön verecek ve etkileyecek bir iletişim modeli getirmişlerdir. Matematiksel iletişim kuramı iletişim süresini mesajın vericiden alıcıya doğrudan aktarılması olarak tanımlar. Bu aktarmanın tamamlanmasının kaynağın mesajı alıcıya kabul ettirmesi ve istediği yönde uygulatılması niteliğine bağlı olduğunu belirtir. 3. Psikolojik Modeller Psikolojik iletişim konusuna etki-tepki prensibi açısından yaklaşmışlardır, yani gözlenebilir bir uyarı alıcıda gözlenebilir bir değişime neden olduğu görüşünü temel almışlardır. II. Houland’ın İletişim Modeli Houland ve arkadaşlarına göre iletişim “bir bireyin diğer bireylerin davranışlarını etkilemek amacı ile sözlü işaretler göndermesi sürecidir.” Bu nedenle, burada gözlenebilir uyarılardan hareketle gözlenebilir değişiklik ölçülmeye çalışılmaktadır. Houland ve arkadaşlarının asıl amaçları, alıcıdaki tutum, görüş ve nihayetinde davranış değişikliğine neden olan faktörlerin tespit edilmesi olmuştur. Netice itibariyle, Houland’in modelini, iletişim süreçlerini açıklama yerine şart koşan bir etki modeli olarak değerlendirmek gerekir. Model katı bir neden-sonuç ilişkisinden hareket etmekte ve modelde gözetlenmeyen faktörler ise çok yüzeysel bir düzeyde kalmaktadır. Ayrıca, modele göre verici ile alıcı arasında vericiye dayalı tek yönlü ilişki söz konusudur. III. Westley ve MacLean’ın Modeli Westley ve MacLean var olan araştırma bulgularını düzenlemek özellikle de kitle iletişim araçları için uygun olan sistematik bir yaklaşım sunma amacı gütmektedirler. Bu model, seçicilik aspektini ve alıcı tarafından algıların iletilmesini vurgulamaktadır. Gönderilen uyarı bir çok seçme sürecinin sonucudur, yani gönderici iletmek istediği konuyu seçer ve alıcı da gönderilen iletilerden yine kendisine uygun düşeni seçer. İletilmek istenen husus alıcının çevresindeki her şeyi algılama imkanına sahip olmadığına işaret eder. Bu nedenle, alıcı başkalarının algılarından faydalanır, ve bunları ön seçme olarak üstlenir. Böylece çeşitli ileti kanalları değişik seçicilik işlevleri ile oluşur. Alıcılar ise bunları feedback sayesinde belli ölçülerde yönlendirmeye çalışır. 4. Sosyal Psikolojik Modeller Etkileşim süreci hakkında ilgilerinden dolayı sosyal-psikoloji de iletişim olgusunu araştırmaya yönelmiştir. Buna Newcomb’un modelini temsilen tanıtacağız. I. Newcomb’un modeli Newcomb, en azından iki insanın birbirine ve çevrelerindeki nesnelere karşı aynı anda yönelmelerini sürdürmenin iletişimin en önemli fonksiyonu olduğunu belirtmektedir. İletişim, gerginliğe karşı öğrenilmiş bir tepkidir. Bu nedenle belirsizlik ve dengenin olmadığı durumlarda daha fazla iletişim aktivitesi gerçekleşmektedir. Netice de iletişim burada denge sağlayan bir sürek olarak belirmektedir. 5. Sosyal Modeller Sosyolojik açıdan iletişim araştırmalarının oldukça kısa bir geçmişi vardır. Özellikle, sosyolojide iletişim üzerine yoğun ilgi iletişim kurumlarının oluşması ve gelişmesiyle başlamış ve bu nedenle dikkatler, başlangıçta kitle iletişimi üzerinde yoğunlaşmıştır. Fakat sosyolojinin yeniden mikro süreçler (bireysel ve grup ilişkileri) hakkındaki ilgisini keşfetmesi, onu iletişim fenomeni ile karşılaştırmıştır. I. Riley / Riley’in Modeli Geleneksel anlayış verici veya alıcı konumundaki bireyi sosyal yapının bir parçası olarak görmemektedir. Sohn W.Riley ve Mathilda W.Riley’e göre ise iletişim sosyal yapıdan soyutlanarak açıklanamaz. Bu nedenle yazarlar, iletişim sistemini, toplum içinde iletişime katılan aktörler ve bu aktörlerin dahil oldukları gruplar ve bu grupların içinde bulunduğu geniş sosyal yapılar, her şeyi soran bir sosyal sistem içinde düşünmektedirler. Kitle iletişim sürecide bu geniş sosyal süreci etkiler ve ondan etkilenir. Yani hem verici hem de alıcı konumundaki birey toplumsal çevrelerinden soyutlanamaz ve bunların davranışları içinde bulundukları toplumsal koşullar tarafından yönlendirilmektedir. Diğer bir deyişle bir iletişim sürecinde, birey verici konumunda ise mesaj seçmesini ve şekillendirmesini; alıcı konumundaysa mesajı nasıl algılayacağına ve mesaja nasıl tepki göstereceğine dahil olduğu grup yardımcı olur. Verdiğimiz modeller çok değişik teorik düşüncelere dayanmakta ve böylecede iletişimin ne anlama geldiği hakkında ortak bir görüşe varılmasının çok zor olduğunu göstermektedir. İletişim kimine göre “etkileşimin şekli” kimine göre ise “canlı varlıklar arasında anlam aktarımı (Maletzke 1963:18)’dır. Sonuçta kavramın oldukça değişik anlamlarda kullanıldığını söyleyebiliriz. İletişim Kavramı, Anlamı ve Kapsamı Yukarıda görüldüğü gibi iletişim kimisine göre “bilgilerin aktarılması”, kimine göre “uyarı-tepki”, kimine göre ise “canlı varlıklar arasında anlam aktarımı” anlamına gelmektedir. Ancak, iletişimin klasik fonksiyonu olarak genelde “bilgi aktarımı” tezi yaygındır. Başka bir ifadeyle yukarıda tanıtılan modellerin tek ortak noktası iletişim sorununu bilgi aktarma sorunu olarak görmeleridir. 1. Bilgi Aktarımı Olarak İletişim Geleneksel anlayışta iletişimin fonksiyonu genelde karşılıklı bireylerin (enformasyon his, duygu, düşünce vb.) değişilmesi olarak görüşmektedir (Aranguren 1967:11). Yani iletişim bir nevi, bireysel olarak yapılan bir “gönderim-alım” olayı olarak değerlendirilmektedir. Aşağıdaki tanım örnekleri: de bu hususu açıkça ortaya koymaktadır. v“İletişimi bur da günlük konuşma ve kelimenin dar anlamında enformasyonların aktarımı olarak tanımlamaktayız” (Aranguren, 1967:11) v“İletişim bilgi alış-verişi anlamına gelmektedir” (Newburger, 1970:13) v“İletişim, vericiden alıcıya aktarılan bilgi veya haber süreci olarak tanımlanabilir” (Cıenenberg, 1966:36) Örneklerinde açıkça gösterdiği gibi, iletişim, bir aktarma veya ileti olayı olarak değerlendirilmektedir. Yani herhangi bir iletişim olayının başlangıcında bir kimsenin bir düşünce, duygu veya hissi var ve bunu karşısındakine aktarmaktadır. İletişimi bilgilerin, düşüncelerin, hislerin karşılıklı aktarılması süreci olarak tanımlamak yetersiz kalmaktadır. Hatta iletişimin sosyal davranışın spesifik bir şekli olduğu söylenebilir. Bu nedenle dikkatlerimiz aşağıdaki sosyal davranış ve iletişim üzerine yoğunlaşacaktır. 2. Sosyal Davranış ile İletişim İlişkisi Sosyal davranış insanlara mahsus bir husus ve insanların standartlaşmış yani müesseseleşmiş tavır ve eylemleri ile ilgilidir. Sosyal davranış bireyin başkaları tarafından etkilenmesi sonucu ortaya çıkmakta ve bir sosyal iletişim sürecini içermektedir. Sosyal etkileşimin ve böylece sosyal davranışın iletişimsel niteliği mevcuttur. Watz lawick ve arkadaşları iletişim ve davranışı eş değer olarak görmektedirler. Bu nedenle, bunlar başkasının nezrindeki her davranışın başkası için bir ifade oluşturduğundan ve iletişim olarak değerlendirilmesi gerektiğinden hareket etmektedirler. Davranışın ise bir karşıtı yoktur, veya daha basit bir şekilde ifade edilmek istenirse, davranmamak (davranışsızlık) mümkün değildir. Başkalarının bulunduğu bir ortamda davranışların ifade niteliği taşıdığı yani iletişim olduğu görüşü kabul edilirse, o zaman iletişimsizliğin mümkün olmadığı görüşü ortaya çıkar (Watzlawick 1969:51). Yani her zaman ve her ortamda iletişim ilişkisi Toplumun belirleyici özelliği kültürdür, ve kültür üzerinde uzlaşma sağlanmaktadır. Zira, kültür içinde doğarız ve kültürce çevreleniriz. Başka bir deyişle; insan kültür içinde doğar, yaşar ve sonra da gider ama kültür kalır. Böylece bir kültür bir kuşaktan diğerine semboller ve simgeler sayesinde aktarılıp durmaktadır. İşte bu semboller ve simgeler de iletişimin temelini oluştururlar. Başka bir ifadeyle semboller ve simgeler (işaretler) her türlü iletişim eyleminin oluşması vazgeçilmez unsurdur. Bu hususu öncelikle “Sembolik Etkileşim Teorisi” olarak bilinen kuram vurgulamaktadır. (Mead, 1968) Bu teoriye göre, insanlar tabi bir çevrenin yanı sıra sembolik bir çevrede yaşarlar, semboller ve aynı şekilde cismen; uyarı sayesinde eyleme teşvik edilebilirler. Sembol ise, insanlar için öğrenilmiş bir anlamı ve öğrenilmiş bir değeri taşıyan uyarı olarak belirlenebilir. Anlam leksikalik tanıma uygun iken yani insanların günlük yaşamda bir kavrama verdikleri içerikleri ifade ederken, değer ise, insanların bu kavrama karşı duyguları tavırları anlamına gelmektedir (Mead 1968:115). Böylece sembolik etkileşim, semboller yardımıyla zihinlerinde karşılıklı anlamları ve değerleri aktüelleştirdikleri yani canlandırdıkları bir süreçtir. İletişim kavramını açıklamak amacıyla dikkatimizi özellikle iletişim ile sosyal davranış ilişkisi üzerinde yoğunlaştırdık. Bu tartışmalar sonucu elde edilen bazı hususları burada maddeler halinde kısaca sıralayacağız. 1. Sosyal, canlı varlıkların birbirine yönelik davranış şekilleri olarak belirlenen iletişim, sosyal bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır.Bütün bu sayılan hususların ışığı altında, sosyal iletişimi tanımlamak istersek: İletişim sembolik olarak anlamların karşılıklı paylaşılmasıdır. İletişim Biliminin Temel Kavramları Buraya kadar iletişim kavramını ve boyutlarını açıklamaya çalıştık. Şimdi ise, yukarıda söylenenlerin ışığı altında bir iletişim olayının başarılı olması için gerekli şartların neler olduğu sorusu üzerinde duracağız. Sosyal bir iletişim sürecinin iskeletinde şu öğeler mevcuttur.1. Kaynak Kavramı Kaynak kavramını iletişim biliminde yerleşmiş olan communicator kavramının karşılığı olarak kullanmaktayız. Sosyal iletişim sürecinde kaynak kavramıyla, başka bir kimseye bir şey iletmek isteyen ve iletişimsel eylemin genel amacı olan, başkaları ile anlamların karşılıklı, yani ortak paylaşılması hususunu bir kanal aracılığıyla gerçekleştirmek isteyen kişi ifade edilmektedir. 2. Mesaj Kavramı Mesaj (communicate), konuşmacı ile dinleyici veya kaynak ile hedef arasında ilişki sağlayan husustur. Ama şu noktalara dikkat etmek gerekir. 1. Bir yandan, mesajda materyal fenomen, mesela; işaretler (alfabeler), optik sinyaller vs. söz konusudur.Bu anlamda mesaj belli bir durumda aktüel olarak üretilen işaretlerin tümü, sözlü ifadelerin ve bu esnada ortaya konulan davranışların şekillerinin (mesela jest, mimik vs.) bütünü olarak tanımlayabiliriz. 3. Medya Kavramı İleticinin gönderdiği mesaj hedefe taşımayı sağlayan bir araç olarak karşımıza çıkar medya kavramı. İletici ve hedef arasındaki iletişimi sağlayan bir araçtır. 4. Hedef Kavramı İletişim sürecinde, mesajın algılanması, yani mesajın erişmesi istenen kimse için hedef (Recipient) kavramı yerleşmiştir. Sosyal iletişimde kaynak ile hedef karşılıklı ilişkide bulunmaktadırlar. Bu nedenle sosyal iletişime yüz yüze iletişim de denir. İletişimin başarılı bir şekilde oluşması için özellikle şu iki husus önemli bir rol oynamaktadır. a) Durumun doğru yorumlanması.Feed back (Başarılı Kontrol) Kavramı Sosyal iletişimin genel amacı, iletilmek istenen anlam içerikleri üzerinde karşılıklı bir anlaşma sağlamaktır. Feed back sayesinde kaynak, hedefin algılama ve anlama fonksiyonu hakkında bilgi edinmektedir. Ayrıca feed back iletişimde bulunanlar arasındaki anlaşmanın başarı durumu hakkında da bilgi vermektedir. Toparlarsak feed back kavramını şu şekilde tanımlayabiliriz. Feed back, kaynağın aktüelleştirdiği anlamı alıcının algılayıp algılamadığı, algılamışsa tepkisinin ne olduğu hakkında bilgi temin ettiği süreçtir. İletişim kimilerinin dediği gibi bir devrim değil, insanlıkla yaşayan ve başlayan bir süreçtir. Bu süreç, yer yüzündeki ilk iki insanın serüveniyle başlar, ve dünyanın artan nüfusuyla birlikte insan toplulukları içinde sürekli yeniden yapılanarak uzar gider. İnsanlar, içinde yaşadıkları her toplulukta iletişimin temel unsurları olan ileten ve iletilen rollerini mutlaka üstlenmişlerdir. İletişim en genel anlamıyla kültürünü oluşturan bireylerin düşünce değer yargı ve inançları sembol aşış verişleriyle olur. Edebiyatta bir toplumun tarihi ilerleyişi içinde birikimlerini temsil eden, toplumun değer yargılarından tutup da genel özelliklerine kadar bir çok bilgiyi edinmekte önemli bir konuma sahip olduğu için bu basamakta edebiyatın toplum içi ve dışı iletişimindeki yeri hiç şüphesiz önemlidir. Yirminci yüzyılda sembol alışverişinin tümüne yakın bir bölümü kitle iletişim araçları tarafından yapılmaktadır. Dolayısıyla kütle iletişim araçlarını “kültürün temel taşıyıcıları” olarak nitelendirmek mümkündür. Kitle iletişim araçları içerisinde yazınsal iletişimi sağlayan(roman, hikaye, makale, dergi vs.) araçlar toplum genelinde sıkça başvurulan bir yapı arz etmektedirler. Yazınsal iletişim genel olarak, dilsel iletişim bağlamında yer alır. Yazınsal iletişimde, “Söylem” olarak tanımlanan mesajlar (bildiriler) biri işitsel, biri görsel (yazı, imler) olan iki temel kanal aracılığıyla “dil” adı verilen düzgü (kod) sayesinde ve bu düzgüye uygun olarak gerçekleşirler. Yazınsal bildirinin düzgülenmesi bir kaynağı (yapımcı, yaratıcı, yazar) ve genellikle çoğul bir hedefi (dinleyici, okur.. dinleyiciler, okurlar..) gerektirir. Çağımızda kaynak ile hedef arasında, yayıncı, basıncı, kitap vb., aracılar vardır. Yazılı ya da sözlü olan bildirinin üretilmesi (gerçekleşmesi), bireysel (psikofizyolojik), toplumsal ve durumsal etmenleri harekete geçiren çok gizemli bir süreçtir. Bu süreç sonunda, içeriğin temasını ve bildirinin biçimini içeren bir yapı (metin) ortaya çıkar. İçeriğin teması metnin anlamını iletir. Ama biçimsel bir nesne olan mesajın doğrudan doğruya belirticisi değildir. Bununla birlikte iletişimde iletilen içeriktir, yani bir biçeme ayrılmaz bir biçimde bağlı olan anlamsal ve göndersel özdür. Çeviri ya da uyarlama işlemleri bu içerik ya da özde gerçekleşir. Her zaman sorulan bir sorudur, tartışılan konudur; Yazınsal bakımdan içerik mi, yoksa ifade mi (biçim, yapı) önemlidir ? Yazınsallık söz konusu ise, elbette, ifade (biçim, yapı) önemlidir. Yazınsal bildirinin bir düzgüsü olduğuna göre bu düzgünün çözümlemesi de yapılabilir doğal olarak. Düzgü çözümlemesi, okuma eylemini, olumlamayı, yorumlamayı, değerlendirme ve eleştiriyi içerir. Ancak düzgü çözümlemesi yöntemleri, kesinlikle düzgüleme yöntemleri değildirler. Yani yapısalcılık, göstergebilimsel çözümleme maksist eleştiri yöntemleri, birer düzgü çözümleme yöntemleridirler, fakat düzgüleme yöntemleri değildirler. Yazınsal bildirinin içeriği hedef kitlede öncelikle okuma eylemi gerektirir. Okuma; metinle okurun karşılaşması; anlama yorumlama şeklide tanımlanırken, “ ekoma ve yazma edğitimi, modern bilimin aydınlanma projesinin ön gördüğü üzere hakikat ve bilgiyi arama için değil, sadece okuma deneyiminin hazzı için yapılır. Bir kitaba sonran başlanabilir. Ortaya atlanabilir, sonra dönülebilir ve okuma girişe başvurularak sonuçlandırılabilir.” (Barthes, 1979) Böylelikle doğrusal okumadan (hiyerarşik, baskıcı tahakkümcü okumadan) farklı bir deneyimdir bu. Okurla metin arasındaki ilişki sadece okurun kurmaca bir dünyaya girişi değil ama bir karşıya gelmeyi – yani anlam için bir savaşımı – temsil eder. Sunulan metin okura alması için özendirilip, teşvik edildiği bir konumu teklif eder. Ne var ki, okurun metni harekete geçirmesi metin tarafından belirlenmez. Metin tarafından önerilen konumla okurun işgal ettiği konum arasındaki mesafe büyük veya küçük olabilir. Okurla metin arasındaki iktidar ilişkisi hep asimetriktir. Okuma kavramı geleneksel olarak yazılı metinlerle bu metinlerin tüketicileri arasındaki ilişkiyi tanımlamaktadır. Ne var ki son zamanlarda yazın eleştirisi ve kuramlarının iletişim alanına ithal edilmesiyle ve her türlü iletişim metniyle bu metni alanlar arasındaki ilişkinin ayrıntılı çözümleme gerektiren karmaşık bir süreç olduğu görüşünün kabul görmeye başlamasıyla birlikte bugün kitle iletişim araştırmalarında da kullanılmaktadır. Okur, okuyucu olarak adlandırılan mesajın iletileceği hedef kitle ise, metnin alımlayıcısı; gözlemci, anlamı üreten şeklinde tanımlanır. Okurun doğuşu, yazarın ölümü pahasına olmak zorundadır. Okur eğlendirilecek, eğitilecek veya hoşça vakit geçirtilecek bir edilgen özne değildir. Metinle okur ilişkisi, metni okurun kurabileceği ama metnin de karşılaşmayı denetlediği şeklindedir. “Okur, metni salt okuma deneyiminin hazzı, verdiği zevk için okur” (Roland Barthes). Modemizmde ise okurun konumu metnin neye dair olduğunu bulgulamakla kısıtlıdır. Okur, bu anlayışa göre metne ilişkin anlamı reddedebilir, kısmen kavrayabilir, (seçicilik); vb.. Bu anlamda tümüyle edilgen değildir verili, metne ilişkin anlamla mücadele eder. Okur bu anlamda etkindir ama bu etkileşimin hedefi olan anlam yaratma bakımından edilgendir. Geleneksel iletişim kavramı okuru (alıcı/hedef kitle vb.) hep bu tür kavramlaştırmış, modellerini bu kavramlaştırıma dayandırmıştır. Anlam metnin üretiminde değil, alımında ortaya çıkar. Uç anlayışla okur, metni okuma ediminde “yazar” veya yorumlar. Metin “ima edilen bir okuru” çağırır ve bu metinle fiili okur, arasında karakter bakımından fenomenolojik bir etkileşimi gerektirir. Bu iki yanlı bir iletişim ilişkisi (Wolgrangser). Bir metinde boşluklar vardır ve okuma edimi sırasında okur belirsizlikleri açık hale getirir. Okur boşlukları doldurmakta özgürdür. Ama zamanda metinde sunulan kılıflarla da kısıtlıdır, metin önerir veya eğitir, okunursa son şeklini verir veya kurar. Kitle iletişimi açısından okur kavramlaştırılmanın önemi çok fazladır. 1960’larda kitle iletişimine egemen olan eğilim “kütleler”i sessiz çoğunluk, dolayısıyla da modern toplumun atıl bir unsuru olarak görmekti. Eleştirel toplumbilim, kitleyi (özellikle orta sınıfı) zihin yapıları “alıklık aşılayan” kültür endüstrisince yoğrulan topluluklar olarak görüyordu. Kitle iletişimi doğrudan doğruya insanların tavır, tutum, duygu ve düşünceleriyle ilgilidir. Kitle iletişiminin ana malzemelerini de bunlar oluşturur. İletişim bilimindeki klasik iletişim süreci içerisinde yer alan “mesaj” edebiyatla ilişkili olarak okuyucunun duygu, düşünce tavır ve tutumlarıyla örülür. Toplumda, birbiriyle etkileşimde bulunan bir çok toplumsal sistem vardır. Bu toplumsal sistemler içinde en temel olan, toplum düşünce, değer yargı ve inançları bütünü olarak tanımlanan kültür sistemidir. Kültür bütün sistemlerin merkezinde yer alır ve bilgiye dayanan kuramsal ve açıklayıcı bir rol üstlenir. Aynı zaman da tüm temel yönelmeleri ve alt sistemleri birleştirir. Edebiyatta bir dönemin yansıması bakımından okurun geçmişle iletişimini, birikimlerini kıyaslamasını ve varolan gerçeklerden yola çıkarak mantığına uygun olanı benimsemesinde yardımcı olur. Bu aşamada iletişimi sağlayan bir araç görünümüne girer ve iletişimin önemli bir basamağı şeklinde ele alır. Kültür benzetmesi olarak dönem dönem bir birikimi edebiyat içerisinde okur bulabilir. Kütle iletişimi bir çok bakımdan toplum bildirişimi şeklinde işler. Toplum, iletişimin hem kodlayan (ileten-kaynak) hem de kodu açan ve yorumlayan (iletilen-hedef alıcı) unsuru olarak görev yapar. Toplum, dünyadaki değer toplumlarla ilişkilerin devam etmesi için ve toplumun yeni üyelerine kültürün aktarılması için mesajlar kodlar. (Bir edebi eserdeki temanın okuyucuda uyandırmak istediği ana duygu gibi.) Gözlerimizi ve kulaklarımızı neredeyse sonsuz denecek kadar büyük mesafelere eleştirme ve sesimizi ve yazılı kelimeciklerimizi dinleyici veya okuyucu bulabildiğimiz yerlere ulaştırma iktidarına sahip olan kitle iletişimi bu bakımdan toplumsal haberleşme içinde büyük bir sorumluluk payı yüklemiştir. Ebedi eserler, radyo, televizyon ve çağımızda önemli bir mesafe kat eden internet ufukları bizim için gözlenmektedirler. Liderlerin ve uzmanların düşündüklerini bize duyurarak, kamu sorunlarının tartışılmasını sağlayarak bu araçlar, dengi ve filmler de dahil ufukta görünenleri yorumlamamızda ve ona karşı ne yapılması gerekiyorsa bu konuda bir karara varmamızda bize yardımcı olurlar. Ders kitapları ve eğitim filmleri, kültürümüzü kodlama işinde diğer bütün araçlara olanak hazırlayan araçlardır. Hiç şüphe yok ki kitle iletişim araçları toplumsal kültürün ilk belirleyicilerindendir. Artık iletişim olmaksızın toplum olmak mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında bütün insan toplumları iletişim toplumu olmuşlardır. İletişim için “kapsamlı bir kültür hareketi” demek fazla da iddialı olmaz. İletişim, insanların duygu, düşünce ve tavırlarına nüfuz ettikçe de onun ekonomik ya da siyasi yapısından çok kültürler üzerindeki etkisi ön planda olacaktır. Kitle iletişim araçları bir yandan çağdaşlaşma ve demokratikleşme sürecinin bir gereği olarak geliştirilip kullanılırken diğer yandan iletişim teknolojisi sahibi ülkelerin kültür emperyalizmine yönelik amaçlarına da zemin hazırlayan bir yapı olarak yayılmaktadır. İletişim mekanizmasının yoğun baskısıyla birlikte güçsüz insanlar kendilerine sunulan bir yaşam biçimi çerçevesinde yaşar. Öylece uyur, yer, konuşur yada düşünürler. Özellikle yoğun bir hedef olarak seçilmiş az gelişmiş ülkelerde kitle iletişim araçlarıyla yayılan kültür paketlerinin etkisinden kurtulmak mümkün değildir. İletişim, gelişmiş ülkeler için bir kültür yayma aracı olarak kullanılırken, az gelişmiş ülkelerde gelişmeyi hızlandırıcı bir araç ve ulusal kültür oluşumunda bir çıkış yolu olarak düşünülebilir. Buna örnek Afrika ülkeleridir. Afrika ülkeleri kültürel kimlik konusuna büyük önem vermektedir. Bu, sömürgeciliğe karşı bir tepki olmuştur. Kültürel kimlik Afrika’da bir özgürlük ve bağımsızlık kavramı olarak kök salmıştır. Bu anlamda yazılı ve sözlü edebiyatı oluşturan öğelerinde dahil olduğu iletişim araçlarına düşen görevler vardır: · Kültürel zenginlikleri ortaya çıkarmak, tanıtmak, · Bunların aracılığı ile ulusal birliği güçlendirmek, · Yerleşmiş değerleri vurgulamak, · Sonuçta ise yalnızca geleneksel iletişim yöntemlerini yaşatmak ve bunları çağdaş iletişim yöntemlerine uydurmak değil, iletilenlerin içeriğinde gelenekleri izlerini sürdürebilmektir. Ne var ki, gelişme yolundaki ülkeler şöyle bir durumla karşı karşıya kalmışlardır; Bir yanda çağdaş iletişim olanaklarını geliştirmek için geniş yatırımların yapılması zorunluluğu vardır. Yeni araçlarla iletilecek programların sağlanması da geniş harcamaları gerektirir. Yeni araçlar sürekli program yayınlayarak yapılan yatırımları haklı göstermeye yönelmişlerdir. Fakat genç ülkeler bu program ve mesajları kısa zamanda üretme olanaklarına kavuşamamışlardır. Bu yüzden de dışarıdan bol bol program getirişmiş, bu da kültürel yüzleşmeye yol açmıştır. Kendi edebi tarihimizde buna benzer izlere rastlarız. Edebi eserlerin toplumlar arası etkileşimde bir köprü vazifesi kurduğu dönemlerde bilhassa farklı ve güçlü medeniyetlerle karşılıklı iletişimin yaşandığı dönemlerde toplum olarak edinilen bilgi birikimi iletişimin olumsuz bir sonucu olarak toplum için bölünmeler kültür yozlaşmaları, toplum içinde toplum şeklinde gruplaşmaları yaratmıştır. (Tanzimat dönemi yanlış batılaşma hareketleri gibi.) Kendi iletişim teknolojilerini, kendi edebiyatında benliğini oluşturamamış, bu yapıyı sağlamlaştıramamış toplumlar söz konusu iletişim süreci içinde kültür bozulmasını ve sonuçta yıkımı yaşamaya mahkumdurlar. Çünkü kültür, artık iletişimle yaşayan ve şekillenen bir sisteme dönüşmüştür. Bu ne benzeri durumlara düşmemek için yapılan çalışmalar okur-yazar ilişkisi, iletişimi içinde düzeltilmeye çalışılmıştır. Örneğin Tanzimat Dönemi’ni yaşarken görülen eksiklikler, yapılan hatalar, bir taraftan da yazarın kişisel görüşleri ışığında şekillenerek okuyucuya, halka doğru olanı verme çabasına dönüşmüştü. Yani bu dönem edebiyatla eğitim çalışmaları gerçekleştirilmiş de diyebiliriz. İletişimin eğitim gayesi ile uygulaması yoplumda az da olsa bir yanlışları düzeltmeye itmiştir insanları. Eğitim ve iletişim kavramları birbirini zaman zaman kapsamak ve benzer özellikler göstermekle birlikte birbirinden de farklıdır. İletişimi daha iyi kavramak ve edebiyatında bir eğitim görevi üstlendiğini düşünerek bu kavramları açıklamak için imge (imaj) ve bilgi kavramları üzerinde durulması gerekir. Her iki kavram içinde sözlük karşılığı, “nesnel geçerliğin insan zihninde yansıması” biçimindedir. Bir edebi eserin (didaktik içerikli) kişi üzerinde etkisi şu şekildedir. Bilgi Bilgi iki basamakla oluşur. 1) Nesnel gerçekliğin DUYUM BASAMAĞIBir metni okumadan önce başlığını gördüğümüz de ilk anda genel hakkında bir ipucu oluşur ancak genele ulaşamayız. Burada artık diğerleriyle bir bağlantıya, ilave bilgiye ihtiyaç vardır. Bunu okurken ise, yeni ifade şekilleriyle, duyumları soyutlar, çözümler (analiz), birleştirir (sentez), sonuçta bir genel görüş ve bilgi bütünlüğüne ulaşırız. ALGI + SOYUTLAMA + BİRLEŞTİRME (Duyu) (Çözümleme Analiz) (sentez)Bilgi, basit bilgiden kuram ve varsayımlara doğru bir gelişim süreci içinde ilerler. BİLGİ à KAVRAM + YARGI (Basit Bilgi) KAVRAM + YARGI à ÇIKARIM ve FİKİR Çıkarım ve fikirler, gelişerek, fikir birliğini oluşturur. FİKİR BİRLİĞİ à KURAM ve VARSAYIM (Üst bilgi) oluşturur. –İMGE (İMAS) – İmge bir tasarımdır. Nesnel gerekliğin, Anlık tasarımı biçiminde ifade edilebilir. Algıların oluşturduğu her tür tasarım bir imgedir. Kaynak: Prof. Erol Mutlu / İletişim Sözlüğü Konca Yumlu / Kitle İletişim Araştırmaları Metin Karadağ / Yazılı Sözlü Anlatım | |
|
| | #2 (mesaj-linki) |
Cvp: İletişim Bilimi
bilgiler için tşkler
| |
|
| | #3 (mesaj-linki) |
Cvp: İletişim Bilimi bilgiler için saol | |
|
| | #4 (mesaj-linki) |
Cvp: İletişim Bilimi İLETİŞİM VE İNTERNET TARİHİ İLETİŞİMİletişim, bilgi veya mesajların televizyon, radyo, televizyon gibi sistemlerle gönderilmesi ve alınmasıdır. İletişim aynı zamanda bir konuşma dilidir. İşaret dilinin sağırlar için bir iletişim biçim olması buna örnektir. Tarihöncesi çağlarda konuşma biçimlerinden biri duvarlara ardı ardına çizilen mağara resimleriydi. Bu resimlerin herbiri değişik hikayeler anlatırdı. Teknolojideki gelişmeler iletişimin de ilerleme kaydetmesine neden olur. Tabletler ve parşömenler insanların yazmalarına ve bilgiyi kaydetmelerine yarayan teknoloji ürünleriydi. Sanat da bir iletişim şeklidir. Resimler hikayeler anlatır, insanların nasıl hissettiklerini, giyindiklerini ve yaşadıklarını gösterir. Matbaanın gelişmesiyle daha çok insan bilgiye ve habere ulaşabildi. Telgraf ve mors kodları uzak bölgeler arasında iletişimi mümkün kıldı. Daha sonra Alexander Graham Bell diğer bir teknolojik gelişme olan telefonu icat etti. Şimdi ise faks makineleri, çağrı cihazları, cep telefonları ve hatta 3 boyutlu faks cihazları var. Televizyon da iletişimi geliştiren önemli bir icattır. Günümüzdeki en son iletişim biçimlerinden biri de internettir. Telekonferans yapabilir, anında bilgilere ulaşabilir ve e-mail sayesinde dünya ile bir kaç dakika içinde mesajlaşabilirsiniz. WebTV sayesinde internete televizyonunuzdan da ulaşabilirsiniz. Gelecekte ise tüm haberleşme biçimlerinin Internet Protokolüne dayalı tek bir sistem etrafında birleşeceği görüşü ağır basmaktadır. İLETİŞİM YOLLARI İletişim düşüncelerin, fikirlerin, mesajların ve bilginin diğer insanlarla paylaşılması işlemidir. Bu tanımın kapsamında; · Yazı · Konuşma ve şarkı · Beden dili, hareketler ve yüz ifadeleri · Görsel iletişim · Elektronik İletişim · Uzak mesafeli iletişim vs. Haberleşme insan hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. İş, kişisel hayat ve eğitim hep haberleşmeye dayanır. Hayvanlar bile işaretleşerek haberleşir ve birbirlerine yemek bulma, tehlikeden korunma, göç ve üreme işaretlerini verirler. Yunus gibi bazı hayvanların kendi dillerinin olduğuna dair iddialar da vardır. Köken Diller, semboller ve alfabeler hep yazılı haberleşme kapsamına girer. Yazılı dille ilgili en eski kayıtlar 5,000 yıl öncesine dayanır. Ancak mağara duvarlarına yapılmış hayvan resimleri 30,000 yıldan daha eskidir. Uzak Mesafeli Haberleşme Kaydedilebilen ve taşınabilen haberleşme formları mesajların çok büyük mesafelere gönderilmesi için gerekliydi. Kelimeler ve semboller papirüs ve hayvan derilerine tüy kalemlerle yazılabiliyordu. Davul ritmleri, ateş, duman işaretleri ve deniz feneri dahil tüm diğer ilkel haberleşme yöntemleri belli bir mesafeden duyulabiliyor veya görülebiliyordu. Daha sonra mesajlar güvercinlerin bacaklarına eklendi (I. Dünya savaşında bile kullanıldı). Bayraklı flama sistemleri, parlayan ışıklar denizdeki gemiler arasında olduğu gibi birbirine yakın ama geçmesi zor olan mesafelerde kullanıldı. Fransa'da 200 flama kulesinden oluşan bir sistem kurulması sayesinde mesajlar ülkenin bir ucundan diğerine dakikalar içinde gönderilebiliyordu. Telgraf, telefon, televizyon ve radyo haberleşme biçimimizi kökten değiştirdi. Son olarak internet sayesinde tek bir tuşlamayla bir mesaj yüzlerce insana anında ulaşabiliyor. Kağıt ve Baskı İlk hafif haberleşme ortamı papirüstü. Bundan önce herşey tahta ve taşlara yazılırdı. Çinliler ipeğe ve sonrasında ipekten yaptıkları kağıda yazdılar. Avrupalılar parşömen ve ince hayvan derisine yazdılar. Daha sonra araplar kağıt teknolojisini Çin'den Avrupa'ya taşıdı. Çinde baskı işlemi 8. Yüzyılda bulundu. İlk metal matbaa ise Gutenberg tarafından 1450'de yapıldı. Matbaa daha çok kitabın basılmasına ve daha çok insanın okur-yazar olmasına neden oldu. İnsanlar yeni fikirler kazandılar ve daha çok bilgiye sahip oldular. Bu da 16. Yüzyıl Protestan devrimini getirdi. Matbaa gazeteleri de beraberinde getirdi. Endüstri devrimi basım teknolojisini de geliştirdi. Buharla çalışan matbaalar ve harf dizmeyi tarihe gömen ilk klavyeler 1950'lere kadar kullanıldılar. Fotokopi dokümanların çoğaltılmasını kolaylaştırdı. Şimdi ise bilgisayarlar sayesinde hemen herkes evinde duyuru veya magazin basabilir ve kendi dinleyici kitlesine ulaşabilir. Bu araçlar iş hayatındaki haberleşmeyi de kökünden değiştirdi. Gelecekte kağıtsız bürolar hedeflenmekteydi. Ancak yeni teknolojiler kağıda olan talebi artırmış görünüyor. Posta Sistemleri Eskiden haberciler veya kuryeler bir kişiden diğerine mesajları taşırdı. Devletler bu sisteme uyum sağladı ve özellikle savaş zamanlarında önemli bilgileri gönderme ve almak için kullandı. Bu sistem normal vatandaşlar tarafından da belli bir ücret veya vergi karşılığı kullanılabilirdi (Posta pulu gibi). Postalar önce at üzerinde, sonra trende ve gemide son olarak da uçakla gönderildi. Modern Haberleşme Teknolojileri · Telgraf · Telefon · Radyo · Televizyon · Bilgisayar · Internet Haberleşme ve Engelliler 1938'de Lois Braille körlerin okuması için kabartmalı noktalardan oluşan sistem yarattı. 18. Yüzyılda Paris'de işaret dili geliştirdi. Alexander Graham Bell de bu konuda bir çok çalışma yaptı. Makineler yazıları tarayabilir ve kelimeleri okuyabilir. Bazı kişisel bilgisayarlar yazılan kelimeleri okuyabilir ve yazıyı büyük harflerle ekranda gösterebiliyor. Dokunmatik ekranlar yazma zorluğu çekenler için kullanılabiliyor. INTERNET Günümüzde tüm dünyayı saran internet ağının temeli Amerikan ve Sovyet Rusya arasındaki rekabete dayanmaktadır. · 1957'de Sovyetlerin ilk yapay dünya uydusu olan Sputnik'i fırlatmaları üzerine ABD Savunma Bakanlığı, bilim ve teknolojinin orduya en iyi şekilde uygulanması için ARPA projesini başlattı. · Amerikan Hava Kuvvetleri 1962 yılında ABD'ye yapılabilecek bir nükleer saldırıdan sonra bile misiller ve bombardıman uçakları üzerindeki kontrollerini nasıl sürdürebileceğini araştırmaya başladı. Bu amaçla yapılan araştırmada merkezi olmayan askeri bir bilgisayar ağının tüm ülkeye yayılabileceği ve bir nükleer saldırıya karşılık karşı saldırı yapabileceği gösterildi. ARPA projesi bu ağı destekledi ve ARPANET adını aldı. · 1969'da ilk fiziksel ağ California'da kuruldu. İlk kurulan bilgisayar ağı tüm ülkede sadece 4 noktada terminale bağlıydı. · 1972 yılında terminal sayısı 23'e ulaştı ve elektronik posta kavramı ortaya çıktı. · 1976'da radyo ve uydu bağlantıları sayesinde ABD ve Amerika bu ağ üzerinde birleştirildi. · 1979'da ilk bilgisayar haber grupları ortaya çıktı ve IBM internetin babası sayılan BITNET sistemini yarattı. · 1980'lerde soğuk savaşın etkisini yitirmesiyle akademik ve ticari çevreler bu bilgisayar sistemine ilgi göstermeye başladı. O zamanlar sistem sadece elektronik posta amacıyla kullanılıyordu. · 1991'de Tim-Berners Lee World Wide Web'i icat etti. Bu sistem hypertext denen daha görsel bir temele dayanıyordu ve araştırmaların ve bilgilerin paylaşılmasını kolaylaştırmak amaçlanıyordu. WWW'nin ortaya çıkması aynı zamanda ticari çevreleri de motive etti. Bu tarihte kullanıcı sayısı 617,000'e ulaşmış ve bilgisayar ağı bugünkü anlamda internet adını alabilirdi. · 1990'larda internet kullanıcı sayısı ve fiziksel yapısı katlanarak arttı. Ticari kurumlar, üniversiteler, organizasyonlar ve devlet kurumları bu gelişime ayak uydurdular. Bağlantı noktalarına isim verilmeye başlandı ve bu kurumlar kendi adlarına internet siteleri açmaya başladılar. 1994'de internet üzerinde ilk siberbanka kuruldu. Pizza Hut internet üzerinden sipariş almaya başladı. AT&T, MCI gibi iletişim firmalarının hemen hepsi internete yatırım yapmaya başladılar. Internet Uygulamaları E-mail : Internetin oluşmasındaki temel nedenlerden biri haberleşmenin çok büyük hızlarda yapılabilmesidir. Elektronik posta bu muazzam ağ üzerinde herhangi bir kişiyle dakikalara varan kısa bir zaman sürecinde mesajınızı iletebilmenizi veya aynı yoldan mesaj alabilmenizi sağlar. Bu hizmetten yararlanmak için ihtiyacınız olan tek şey bir e-mail adresidir. Internete bağlandığınız kurum veya servis sağlayıcıdan bir e-mail adresi edinebileceksiniz. Internet üzerinde ücretsiz e-mail servisi veren sitelerin de size oldukça büyük yardımı dokunacaktır. E-mail ilk önceleri sadece düz yazı şeklindeki mesajların iletilmesi için kullanılırdı. Günümüzde ise e-mail ile fotoğraflar, profesyonel dokümanlar ve hatta video kaydı ya da ses dosyaları yollanabilmektedir. Bu sayede birbirinden uzak noktalarda bulunan insanların ortak çalışmalar yürütebilmeleri, bu çalışmaları paylaşabilmeleri mümkün hale gelmiştir. E-mail yolu ile liste ya da forum denilen tartışma alanlarına üye olabilir ve ilgilendiğiniz konuda görüşlerinizi paylaşabilirsiniz. Listelere üye olan bir kişinin listeye attığı e-mail, o listeye üye olan herkese dağıtılır. Böylece o konuyla ilgilenen kişilerle aynı platformda yazışma şansınız olur. Türkiye ve yurtdışında bilimden sanata, bilgisayardan tıbba hemen her konuda bu tip listeler vardır. Haber Grupları : Haber grupları tüm dünyadan internet kullanıcılarının haber veya yazı gönderdikleri tartışma alanlarıdır. Bu tartışma alanı konularına göre ayrılmıştır. Herhangi bir konudaki mesajları veya haberleri okumak için o gruba üye olmanız gerekmez. İlgilendiğiniz kategorideki mesajları okuyabilir ve o gruba mesaj da atabilirsiniz. Haber grupları üzerindeki akış kimse tarafından kontrol edilmez. Tüm mesajlar gibi sizin mesajınız da dünyadaki tüm internet kullanıcılarına açık olarak bu bölümde yer alacaktır. Web : Internetin diğer bir yaygın uygulaması da web'dir. Web sayfaları, yazı, resim, video, ses gibi her türlü verinin etkileşimli olarak sunulabildiği bir sistemdir. Internet Browser (Tarayıcı) programlar yardımıyla herhangi bir kurum/firma/kişinin web sayfasına bağlanarak bu sayfada bulunan bilgilere erişebilirsiniz. Bu bilgiler bir firmanın ürünleri, bir kişinin kendini tanıttığı sayfa olabileceği gibi son haberleri okuyabileceğiniz gazete ya da müzik dinleyebileceğiniz bir radyo da olabilir. Bugün e-mail ve haber grupları da dahil tüm internet hizmetleri web üzerinden yürütülebilmektedir. Bankadaki hesabınızın kontrolü, telefon faturanızın dökümünü web üzerinden kontrol edebilirsiniz. Bir GSM'e mesaj atabilir, ya da ücretsiz faks çekebilirsiniz. Web sayfaları yasal ve yasal olmayan yönleriyle tüm dünyaya açıktır. Kendi web sayfanızı internet servisi aldığınız şirket veya kurum üzerinden yayınlayabileceğiniz gibi yine internet üzerindeki ücretsiz web sayfası dağıtan şirketlerden de yararlanabilirsiniz. Günümüzde birçok firma müşterilerine satış sonrası desteği internet üzerinden de vermektedir. Çok düşük bir maliyetle günün 24 saati çalışan bir internet destek hattı kurmak artık hayal değildir. Diğer : İnternet üzerinde yapılabilecek uygulamaların sınırı yoktur. On-line sohbet odalarından sesli/görüntülü konferans sistemlerine iletişim alanında birçok kolaylık sağlamıştır. Internet üzerinden telefon görüşmeleri veya anında mesaj servisleri günümüzde sıkça kullanılmaktadır. Radyo/TV yayınları internet üzerinde izlenebilmekte ve bu tip yayınların kayıtları da kolaylıkla transfer edilebilmektedir. | |
|
![]() |
| Konu Araçları | |
İletişim Bilimi Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Genetik Bilimi | ThinkerBeLL | Biyoloji | 13 | 08-12-2007 12:29 |
| Proteom Bilimi | NihLe | Biyoloji | 0 | 14-11-2006 14:44 |
| Fizik Bilimi | ThinkerBeLL | Fizik | 1 | 08-11-2006 11:13 |
| -loji | ThinkerBeLL | Bilim | 0 | 17-10-2006 14:11 |
| Bilişim Bilimi | ThinkerBeLL | Mühendislik Bilimleri | 0 | 08-09-2006 12:58 |
| |||||
| vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||