Osmanlı Padişahları - Sultan Abdülaziz Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Türk Dünyası :: > Osmanlı İmparatorluğu
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 17-02-2007   #1 (mesaj-linki)
kompetankedi - avatarı
Osmanlı Padişahları - Sultan Abdülaziz



Sultan Abdülaziz
Babasi . Ikinci Mahmud
Annesi . Pertevniyal Valide Sultan
Dogumu : 8 şubat 1830
Vefati . 4 Haziran 1876
Saitanati : 1861 - 1876 (15) sene






Hayatı:
Sultan Abdülaziz Istanbul'da doğdu. Çok kuvvetli bir tahsil gören padişahın edebi kültürü de gayet genişti. Uzun boylu, değirmi yüzlü, kumral sakallı ve geniş omuzluydu. Vücudu pek iri ve heybetli idi. Cihan pehlivanları ile güreşebilecek kuvvete sahipti. Aynı zamanda bestekâr, şâir ve ressamdı. Memleketin imarı için bir çok çalışmalar yapmıştır. Yaptırmış oldugu savaş gemilerinin planlarınıcoğu zaman kendisi çizmiştir.Devrinde olan önemli olaylardan bazıları :1863'de Mısır ve 1867'de Avrupa seyahatlerine çıktı.
1868 'de Şurayı Devlet kuruldu. 1869'da Süveyş Kanalı açıldı. 1871'de Mithat Paşa sadrazam oldu. Fakat iki ay sonra, bütçede açık oldugu halde açık olmadığını söyleyip yalanı meydana çıkınca, sadrazamlıktan azledildi.1874'de Hüseyin Avni Paşa sadrazam oldu. Bir yıl sonra azledilince, bu kindar adamın kini padişaha karşı son haddine vardı. Abdülaziz çok büyük bir adam kıtlığı ile karşı karşıya bulunuyordu. Kime vazife vereceğini bilemiyordu.Hiç bir işe yaramadıkları alenen ortaya çıkmış olan Mithat Paşa, Mahmud Nedim ve Hüseyin Avni Paşaların teşvikleriyle başlayan bir nümayiş ihtilâle döndü. Abdülaziz'i tahttan indirdiler. Tahttan indirilmekle de kalmayarak intihar süsü verip zorla öldürdüler.Halbuki bu büyük padişah, zamanında Osmanlı Devletini, askeri bakımdan Dünyada ikinci veya üçüncü duruma getirmişti. Çok çalışkan, gayretli, dindar ve ilerisi için büyük ümitler taşıyan bu büyük Hakan, şahsiyetleri çok düşük olan bazı siyasiler tarafından, tahttan indirilmesi devletin bu kritik günlerinde felâket oldu. Bütün mal varlığı çapulcular tarafından yağma edildi.
5 Haziran 1876 senesinde şehid edildiği zaman 46 yaşında bulunuyordu. Cenazesi Divanyolu'ndaki Sultan Mahmud Türbesine defnedildi. (Allah rahmet eyiesin)
Erkek çocukları : Selim Mehmed, Mahmud Celaleddin, Mehmed Şevket, Seyfeddin, Sehzade Yusuf İzzeddin, Salahaddin, Abdülmecid.
Kız çocukları : Saliha Sultan, Emine .Sultan,Nazime Sultan, Esma Sultan, Emine Sultan, Fatma Sultan, Münire Sultan.

SİYASİ GELİŞMELER
Abdülaziz tahta çıktığında Osmanlı Devleti'nde önemli dış borç sorunu vardı. Hazine boşalmış ve Osmanlı Devleti'nin eski görkemli dönemleri geride kalmıştı.

Osmanlı içinde yaşayan özellikle gayri müslim milletler Fransız İhtilalinin getirdiği özgürlükçü ve milliyetçi duygulardan ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucunda yeniden ayaklanmaya başlamışlardı.
KARADAĞ İSYANI
Balkanlarda Rusya'nın ve Avusturya'nın teşvikiyle Karadağ'da ayaklanma başladı. Ancak Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasındaki birlikler ayaklanmayı bastırdı.

Rusya'nın ve Fransa'nın baskıları sonucu 8 Eylül 1862 tarihinde imzalanan İstanbul Protokolü ile Belgrad kalesinin iç kesimleri Osmanlılara kalacak, dış bölgeleri ise Sırplara bırakılacaktı.
MISIR SEYAHATİ
Sultan Birinci Abdülaziz Mısır seyahatine çıkmaya karar vermişti. 3 Nisan 1863 günü Feyz-i Cihad Vapuru ile İstanbul'dan ayrıldı. Yanında yeğenleri Şehzade Murat, Şehzade Abdülhamid ve Şehzade Mehmed Reşad da bulunuyordu. Mısır'da halk padişaha çılgın sevgi gösterilerinde bulundu. Yavuz Sultan Selim'den bu yana hiçbir Osmanoğlu Mısır'a ayak basmamıştı.

Mısır'a önem veren Abdülaziz sonraki yıllarda da Mısırla ilgili yeni düzenlemelerde bulundu. Mısır Valileri 2 Haziran 1866 gününden itibaren "Hıdiv" ünvanıyla anılmaya başlandı.

ROMANYA SORUNU
İmzalanan Paris Antlaşması'nda belirtilen maddeye göre Eflak ve Boğdan Beyliği iç işlerinde bağımsızdılar. 1862'de Bükreş'te toplanan Eflak ve Boğdan ortak Meclisi Romanya'nın birliğini sağladılar. Romanya prensinin güvesizlik oyu alamamasından sonra olaylar büyüdü ve Romanya'daki kargaşa bitmedi. 1866 yılında Romanya birliği ve Romanya Prensi Charles'ın prensliği kabul edildi.

GİRİT SORUNU
18. yüzyıl sonlarında başlayan Girit sorunu 19. Yüzyıl boyunca devam etmiş, Girit'te yaşayan Rumlar her fırsatta ayaklanmışlardı. Sultan Abdülaziz döneminde de adada isyan çıktı. Osmanlı Devleti sorunu hem askeri, hem de idari açıdan çözmek için girişimlerde bulundu. Ancak Yunanistan'a ilhaktan (Enosis) başka bir düşünceleri olmayan Giritli Rumlara karşı başarı sağlanamadı (2 Eylül 1866).

Girit'e gönderilen Sadrazam Mehmed Emin Ali Paşa, 6 Ekim 1867'de adanın yeni statüsünü belirlemek için bir ferman yayınlattı. Bu fermanla Girit'e yeni bir idare şekli getiriliyordu. Sivil yönetim padişahça atanan yeni valiye, Askeri idare ise komutana veriliyor, atanan valinin biri müslüman diğeri hıristiyan iki yardımcısı olacaktı. Gümrük vergisi hariç diğer vergilerden ada muaf olacak, iki resmi dili olacaktı. Karma meclis tarım, bayındırlık, ticaret ve endüstri işlerini planlayacaktı.
AVRUPA SEYAHATİ
Sultan Abdülaziz ülke dışına çıkıp, Avrupa Başkentlerini ziyaret eden ilk padişahtır. Zira o tarihe kadar bir Osmanlı hükümdarının yabancı bir ülkeyi resmi veya gayri resmi şekilde ziyaret etmesi asla görülmemişti.

Sultan Abdülaziz'in 21 Haziran 1867 günü İstanbul'dan hareketinden, 7 Ağustos 1867 günü İstanbul'a dönüşüne kadar bir ay on altı gün süren bu Avrupa seyahati, bilhassa Rusya ile müttefik şekilde hareket eden Fransa'ya, Balkanlardaki Türk siyasetini açıklamak ve yeni bir Rus savaşını önlemek amacıyla düzenlendi.
BOSNA HERSEK VE BULGAR İSYANI
1875 Yılında Bosna-Hersek'te de ayaklanma çıktı. Bu bölgedeki ayaklanmaya müdahale eden Avrupalı devletler bazı reformlar yapılmasını istediler. Hazırlanan reform paketi Bulgaristan'da ayaklanma başladığı için uygulanamadan rafa kaldırıldı. Bulgaristan'ın amacı tam bağımsız bir devlet olabilmekti. Ayaklanan Bulgar çetelerine destek veren Avrupalılar kendi çıkarlarına uygun bir nokta bulamadıkları için Bulgaristan sorunu da askıda kaldı.
ISLAHATLARI
Abdülaziz döneminde, Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim, ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı.

Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Bu görüntüsüyle İngiltere ve Fransa'dan sonra dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti.

Sultan Abdülaziz 14 sene 11 ay beş gün tahtta kalmıştır. Bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır.Dönemin aydınlarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da Namık Kemal'i Vatan Yahut Silistre piyesinden sonra Kıbrıs'a sürgün edecek kadar sertleşmiştir. Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa'nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Sultan Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir.

Sultan Abdülaziz'in tahtan indirildikten dört gün sonra, hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayında sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği söylense de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar da vardır (4 Haziran 1876).
MİMARİ ESERLER
Hemen hemen tüm Osmanlı padişahları gibi Sultan Abdülaziz'de, mimari konuda çalışmalar yapılmasını destekledi.

Mısır seyahatinden önce yaptırdığı Harbiye binası,
Aksaray Valide Camii,
Sadabad Camii,
Maçka sırtlarında Aziziye Camii,
Yine Konya'da Aziziye Camii,
Beylerbeyi Sarayı ve Çırağan Sarayı onun döneminde inşa edildi.

ABDÜLAZİZ


Abdülaziz devrinde Osmanlı sınırları



Son Düzenleyen kompetankedi; 17-02-2007 @ 20:53.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 18-02-2007   #2 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Osmanlı Padişahları -Sultan Abdülaziz

Sultan Abdulaziz

Otuz ikinci Osmanli padisahidir. Babasi Sultan II. Mahmud, annesi buyuk hayir ve hasenatlar sahibi Pertevniyal Sultan’dir.
1861 yilinda tahta geçti. Saltanat muddeti 14 senedir. Zeki ve hamleli bir padisahdi. Kendisine kuçuk yastan itibaren gayet itinali bir tahsil yaptirilmisti.
O’nun saltanatina tekaddum eden gunlerde "Tanzimat Fermani" ile bati taklidçiligi yolu açilmis ve bu istikamette atilan adimlar, halkin ruhunda devlete karsi ilk kuskunluk tohumlarini filizlendirmeye baslamisti. Sultan II. Mahmud ve halefi Sultan Abdulmecid, bu yolda yurumus, an’anevi ordu seklimiz olan yeniçeriligin ilgasindan cenazelerin bando-mizikayla kaldirilmasina kadar çesitli inkilab hareketleriyle devletin teb’asina yabancilasmasi ve ahkam-i ser’iyyeden uzaklasmaya baslamasi çigirini açmislardi. Halk kuskun; rical, bati aleminin kaydettigi terakki karsisinda saskin ve mutereddiddi. Islam’in dusmanlari ise, bati ile aramizda husule gelen mesafenin vebalini, muazzez Islam’a yuklemek için sinsi bir propaganda faaliyetine girismis bulunuyordu. O derecede ki, daha sonra sair Ziya Pasa bu keyfiyeti, su beyti ile en guzel bir surette ifade edecekti:
"Islam imis devlete pabend-i terakki,
Evvel yog idi isbu rivayet yeni çikti!.."
Halbuki Avrupa’daki terakki, hiristiyanligin veya ona dayanan usul, erkan ve kulturun mahsulu degildi. Bu keyfiyet, Amerika’nin kesfi ve buradan buyuk bir bakir servet elde edilmesi, buharli geminin icadiyla Afrika’nin guneyindeki Umidburnu’ndan dolasilmasi ve bu suretle baharat, ipekli kumaslar gibi uzak sark mallarinin batiya intikaliyle ticaret yollarinin degismis bulunmasi ve bunun neticesinde Avrupa’da bir "sanayi inkilab"i vucuda gelmesi gibi busbutun baska ve sirf iktisadi olan sebeplerin eseriydi. Hal boyleyken, dusmanlarimiz iki alem arasindaki farki, yanlis bir te’vil, tefsir ve telkin ile bizi kendi orijinal (nev’i sahsina munhasir) dunya gorusumuzden, ictimai nizamimizdan ve pur-islami olan hayat uslubumuzdan uzaklastirmaya basladilar. Bu yanlis yolu, bize kasden dogru gosterip terakki için yegane çare imis gibi telkin ettiler. Bu telkin, basta devrin pasalari olmak uzere padisahlari bile te’siri altina alacak bir sumul kazandi.
Diger taraftan 1826 yilinda yeniçeriligin ilgasiyla an’anevi ordu nizami bozuldugundan iki yil sonra Ruslar’in onbes bin kisi gibi cuz’i bir kuvvetle Edirne’ye sarkabilmeleri, 1829 yilinda Yunanistan’in kurulusu emr-i vakisi ile karsilasilmasi, 1832’de bir Osmanli valisi Kavalali Mehmed Ali Pasa’nin ordusunun Kutahya’ya kadar gelebilmesi ve asirlardan beri maglubiyet gormemis bir devletin bu durum karsisinda Rusya’dan yardim istemek mecburiyetinde kalmasi, milli gururu rencide etmis, vicdanlar rahatsiz olmustu.
II. Mahmud, devrinin gailelerinden teessure kapilmis, verem olmustu. Ciliz, hastalikli ve bati kasisinda aciz bir padisahdi. Halefi Sultan Abdulmecid de ayni bati taklidçiligi yolunda yurumustu. Bunlarin arkasindan gelen Sultan Abdulaziz ise, cesur, hamleli, fikren ve ruhen saglam bir padisah olarak halkin ruhunda birikmis olan melali (huznu), kisa zamanda surura çevirmis, eski futuhat devirlerinin avdet edecegi umidlerinin belirmesine sebep olmustu. Pehlivan yapili vucudu da bu hissi takviye ediyordu. Gerçekten guresi tesvik eden, dusmanlarina karsi harbi goze almaktan çekinmeyen, bu maksadla ordu ve donanmayi dunyanin en ileri seviyesine çikarmaya çalisan Sultan Abdulaziz’in devri, Tanzimat’la baslayan yilginliktan milletçe silkinip dogrulma temayullerinin bir baslangici olmustu. O’nun faaliyetlerinin ana hedefi Tanzimat’la açilmis bulunan batililasma hareketlerini akamete ugratarak, kendi milli ve dini huviyetine sadik kalmak ve bu yolda ilerlemekti. Lakin kendisine tekaddum eden yillarda bu kendinden kaçis, o hadde vasil olmustu ki, Napolyon Code-civili (Kod Sivil) denilen Fransiz medeni kanunu aynen tercume edilip alinarak, musluman teb’aya tatbik edilmesi gibi temayuller belirmisti. Sultan Abdulaziz, bu cinayet derecesinde vahim olan hareketi, devrinin buyuk alimi olan Ahmed Cevdet Pasa ile elele vererek Islam hukukundan yapilmis bir medeni kanun demek olan Mecelle-yi Ahkam-i Adliyye’yi kisaca "Mecelle" denilen buyuk kanun metnini ortaya çikararak onlemistir.Zamaninin butun silahlarini en iyi bir sekilde kullanmayi ogrenmis olan Sultan Abdulaziz, dedesi Yavuz Sultan Selim Han gibi olmaya çalisiyordu.
Sultan Abdulmecid Han’in olumu uzerine 1861’de tahta çikmisti. Osmanli Devleti’nin durumu son derece karisik idi. Mali sikinti son haddindeydi. Karadag’da çikan isyan, Sirplar’la savasa yol açabilecek durumda idi. Avrupa devletleri bu hali firsat bilerek, aracilik tekliflerini arttiriyorlardi. Zira Sultan’in Tanzimat’tan vaz geçmesinden endise duyuyorlardi.
Bu durumu fark eden Sultan, hemen bir hatt-i humayun çikardi. Fermanda soyle deniyordu:
"Devletin maddi gucunun artirilmasi ve halkin hayat seviyesinin yukseltilmesinden baska maksadimiz yoktur. Devlet malinin telef edilmemesi ve israfdan korunmasi sarttir. Muslim ve gayr-i muslim ayird etmeksizin memleketimizde yasayan herkes, dinimizin emirleri çerçevesinde adaletle yonetilecek ve hepsi adalet onunde esit muamele gorecektir.
Yuce devletimizin istiklalinin devam etmesi ve halkin refah içinde yasamasi, en buyuk gayemizdir. Cenab-i Hakk, Peyygamber -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- hurmetine cumlemizi muvaffak eylesin!"
Bu fermanla birlikte mevcud hukumetin de yerinde birakilmasi, batili devletlerin Tanzimat’la alakali endiselerini nisbeten ortadan kaldirdi.
Sultan, israfa karsi, kendinden ve saraydan baslayarak tedbirler aldi. Devletin mali durumunu duzeltmeye basladi.
Sultan Abdulaziz, butun dunyanin alakasini celbetmis bulunuyordu. Bundan dolayi, Fransa ve Ingiltere’ye davet edildi. 1867’de Dolmabahçe onunden Sultaniye yatina binerek yola çikti. Boylece Osmanli tarihinde yabanci ulkelere seyahat eden ilk padisah oldu.
Koca Sultan, Paris’te buyuk bir torenle III. Napolyon tarafindan karsilandi. Serefine verilen yemekte yanina oturan III. Napolyon’un:
"–Ekselans Hazretleri! Girit için en guzel çozum yolu olarak, adanin Yunanistan’a terkini dusunseniz!.." demesi uzerine Sultan celallendi. O diplomatik munasebetlerde zaaf gosterecek bir padisah degildi. Bundan dolayi, bu kendisini yoklama mahiyetindeki suale su cevabi verdi:
"–Ekselans! Osmanli Devleti, yirmiyedi sene Girit için kan doktu. Her karis topragini sehid kanlari ile suladi. Ordumda tek bir asker, donanmamda tek bir sandal kalana kadar ecdad mirasini korumak mecburiyetindeyim..."
Beklenmiyen bu siddet karsisinda III. Napolyon, ozur dilemek zorunda kaldi.
Sultan, Ingiltere ve Fransa seyahatinden Istanbul’a muhtesem ve gayet basarili diplomatik zaferlerle donmustu.
Istanbul’da da halkin coskun tezahurati ile karsilandi. Zira millet, O’nda yukselis devri padisahlarinin temayul ve dirayetini goruyor ve yeni zaferlerle devletin, bir kere daha silkinip sahlanacagini umuyordu.
Sultan Abdulaziz, ecdadin devri ile kendi devri arasindaki kudret ve ihtisam farkini su sozleri ile ne guzel ifade etmistir:
"Atalarimiz batiya at sirtinda futuhat için giderlerdi. Bizler ise, simdi tren ve vapurla, ancak diplomatik seyahat için gidebiliyoruz!"
Abdulaziz Han, gayet dindarane ve intizamli bir hayat suren durust bir insandi. Hayati boyunca su yerine zemzem içecek kadar takva sahibi idi. Hatta Avrupa’ya seyahate gittigi zaman, abdest suyunu beraberinde goturdugu rivayet edilir. Muntazaman namaz kilar ve çok çok Kur’an-i Kerim okurdu. Caniyane bir surette katledildigi zaman odasindaki kuçuk masanin uzerinde "Sure-i Yusuf" açik oldugu halde bir Kur’an-i Kerim bulunmustu. O’nun mubarek kanlarinin bulastigi bu Kur’an-i Kerim, el’an Topkapi Sarayi’nda muhafaza edilmektedir.
Birgun hasta yataginda baygin ve sararmis bir vaziyette yatarken Sultan Abdulaziz’e:
"Medine-i Munevvere mucavirlerinden bir dilekçe var!" denildiginde yaverlerine:
"–Derhal beni ayaga kaldiriniz! Harameyn’den gelen talebleri ayakta dinleyeyim! Allah Rasulu’ne komsu olanlarin talebleri, boyle ayak uzatilarak edebe mugayir bir sekilde dinlenmez!.." diyerek Medine’ye ve Hazret-i Peygamber’e olan muhabbetini guzel bir surette izhar etmistir.
Her Medine-i Munevvere postasi geldiginde abdest tazeler, mektuplari «Bunlarda Medine-i Munevvere’nin tozu var!» diye opup alnina goturur, ondan sonra baskatibe uzatir ve «Aç, oku!» derdi.
Yukarida arzedildigi gibi Abdulaziz Han tahta çiktigi zaman, batililarca adeta buyulenmis ve onlarin siyasi emellerine tabi bir hale gelmis bulunan ve kendilerine Jon Turk (Genç Turk) denilen insanlar elinde devletin içten çokertilme faaliyetinin had safhaya ulasdigi bir devredir. Bunlar -ekseriyetle- Fransa’da tahsil gormus ve orada hususi bir sekilde misyonerler tarafindan sinsice yetistirilmis, Istanbul’a kalbleri Fransiz, uniformalari Osmanli olarak donmus kimselerdi. Sanki devletin içinde garbin yeniçerileri olmuslardi. Memleket, disdan maddi istilaya ugrarken, içten de manevi bir tahribata maruzdu. Tanzimat Fermani ile misyonerlik faaliyetleri artmis, basta Ermeniler olmak uzere hiristiyan azinliklar ustundeki tahrikler çogalmisti. Mesela Harput bolgesinde altmisiki misyoner merkezi açilmis, yirmibir kilise yapilmisti. Kadin misyoner Maria A. West, "Romance of Mission"adli kitabinda:
"Ermenilerin ruhuna girdik.. Hayatlarinda ihtilal yaptik!.." demektedir.
Lisan ogretmek gayesi ile Anadolu’nun her tarafinda, aslinda birer misyonerlik karargahi olan birçok mektebler açilmisti. Bu faaliyetlerin en yogun goruldugu yabanci okullar arasinda Gaziantep’deki Antep, Merzifon’daki Anadolu ve Istanbul’daki Robert Koleji basta gelir. Bazilarina ise, hiç Turk talebe alinmamistir. Okul muduriyetlerine papazlar tayin edilmistir.
Memleket bir kultur erozyonu ile karsi karsiya gelmisti. Abdulmecid Han devrinden kalan bu çokuntu, Abdulaziz Han’in direnmeleri ile asgariye inmis, neticede bu mukavemet, O’nun sehadet kanlarina burunmesine vesile olmustur.
Sultan Abdulaziz Han, gayet ileri goruslu bir padisahdi. Belgrad, Istanbul, Bagdad ve Kahire’yi elimizde bulundurmadikça cihan siyasetinde buyuk bir rol oynayamayacagimizi soylerdi. Bu gorus, bilahare Almanlar’in emperyalist temayullerinin uyandigi sirada getirdikleri "yedi B" formulune benzemektedir. Almanlar, buyuk devlet olabilmek için Berlin’den Bomba’ya kadar "B" harfi ile baslayan yedi buyuk merkezin ele geçirilmesi luzumundan bahsetmislerdir.
Sultan Abdulaziz Han’in siyasi emelleri içinde Turkistan bile vardi. Oraya el atmis, Iran ve Turkistan’da Turk unsurlar için Turkçe egitim yapan mekteblerin açilmasina amil olmustur.
Donanmasinin Kizildeniz’deki bolumu, Endonezya’yi tenkile (ezmeye) giden Ingiliz donanmasinin onunu kesmis, O’nu geri donmeye mecbur birakmisti. Gerçekten de denizcilige o kadar ehemmiyet vermisti ki, O’nun zamaninda Fransiz gemilerinin Haliç tersanesinde muvaffakiyetle tamirinden dolayi III. Napolyon bir tesekkur mektubu gondermisti.
Bu durum, Osmanli’nin hasta adam diye ifadelendirildigi bir devirde bile gosterdigi kudret ve muvaffakiyetin sahane bir misalidir. O boylece hala "devlet-i ebed-muddet" diye yad olunmaya layik bir devlet oldugunu gostermisti.
Sultan Abdulaziz’in saltanat yillarinda, otuz sene muddetle Ruslar’a karsi sanli bir mucadele vermis ve nihayet teslim olmak zorunda kalmis bulunan Seyh Samil Hazretleri, hacc için Çar’dan izin almis ve Istanbul’u ziyarete gelmisti. Sultan, sarayda birçok hazirliklar yaptirmis, butun Istanbul’u buyuk bir sevinç kaplamisti. Herkes sahile toplanmisti. Rus vapuru Dolmabahçe onunde demirlediginde, Sultan Abdulaziz’in saltanat kayiklari, Imam Samil’i ve aile efradini saraya getirdiler. Abdulaziz Han, O’nu sarayin kapisinda karsiladi ve buyuk bir hurmetle:
"–Babam kabrinden kalksaydi, ancak bu kadar sevinebilirdim!" diyerek bir çok iltifatlarda bulundu.
HAINANE BIR SUIKAST
Çesitli vesilelerle su-i halleri gorulmus, once azledilmis, sonra tekrar kendilerine mevki verilmis olan dort kisi; Huseyin Avni Pasa, Mithat Pasa, Mutercim Rusdu Pasa ile Hayrullah Efendi, padisaha ihtilal hazirligi yapiyorlardi.
Huseyin Avni Pasa, 1871’de gorevinden azledilip rutbeleri sokulerek Isparta’ya gonderilmisti. Daha sonra da Mahmud Nedim Pasa tarafindan seraskerlikten de azledilmisti. Yapmak istediklerini «Kinim dinimdir!» diyerek ifade eden Huseyin Avni Pasa, Sultan’in hal’ edilmesi yaninda O’nu oldurmegi de dusunuyordu.
Mithat Pasa ise, siyasi ve din kulturunden mahrum olarak yetismisti. Yanlis kararlarindan ve yolsuzluklarindan oturu sadrazamliktan azledilmisti. Hayal-perest olan Mithat Pasa’nin, birgun içki masasinda Osmanli hanedanini ortadan kaldirip sultan olacagini iddia ederek:
"–Bunda ne var ki?! Al-i Osman olacagina biraz da Al-i Mithat olsun!.." dedigi rivayet olunmaktadir.
Mutercim Rusdu Pasa, iki sefer sadarete, uç defa da seraskerlige getirilmesine ragmen su-i halinden dolayi azledilmisti. O da menfaatinin kesilmesi sebebi ile padisaha kin baglamisti.
Hayrullah Efendi’ye gelince, Rusdu Pasa’nin himayesi ile getirildigi Seyhulislam’lik makamindan bir ay gibi kisa bir zamanda azledilmesi, onun da padisaha karsi kin baglamasina sebeb olmustu.
Bu dortlu çete grubu, talebeleri kiskirtarak numayis yaptilar. Padisah, kan dokulmemesi için yine bunlari is basina geçirdi. Boylece ihtilalciler, istedikleri yere ulastilar. Is padisahi hal’ etmege kaldi.
Ihtilal sabahi, Daru’s-seade Agasi Cevher Aga, padisahi uyandirmaga cesaret edemedi. Pertevniyal Valide Sultan’i uyandirdi. O da Sultan Abdulaziz Han’i uyandirdi. Yeni padisahin culus toplari atiliyordu. Abdulaziz Han annesine:
"–Bunlar beni III. Selim’e mi dondurecekler? Ben bunu kimlerin yaptigini biliyorum..." diyerek ihtilalcileri saydi. Sonra dilinden:
"Ben bu felaketi, otuz-kirk defa ru’yamda gordum.. Takdir-i ilahi boyle imis!" ifadeleri dokuldu.
Sultan Abdulaziz Han, sagnak yagmuru altinda kayiklarla Topkapi Sarayi’na goturuldu. Sahsi serveti, hanimlarin kulaklarindaki kupelere kadar ihtilalciler tarafindan yagmalandi. III. Selim’in odasina goturuldu. Abdulaziz Han:
"–Beni amcam gibi burada bitirmek istiyorlar!" dedi.
Uç gun kuru tahta uzerinde aç ve susuz olarak birakildi. Islak elbiselerinin degistirilmesine dahi izin verilmedi.
Daha sonra kendisi için ayrilan odaya geçirildi. Fakat Sultan Abdulaziz, V. Murad’a mektup yazarak Besiktas’taki Fer’iyye Sarayi’na naklini istedi. Arzusu yerine getirilerek Fer’iyye Sarayi’na nakledildi.
Huseyin Avni Pasa, pehlivanlardan uç kisiyi Fer’iyye Sarayi’nda mahsus bahçivanlikla vazifelendirdi. 4 Haziran 1876 sabah sularinda odasina girdiler. Abdulaziz Han, bir muddet onlara karsi koydu. Cinayete intihar susu vermek için O’nun bileklerinin damarlarini kesen zorbalar, hiçbir sey yokmus gibi gizlice islerinin basina donduler.
Valide Sultan, oglunun kanlar içinde yerde yattigini gorunce aglamaya basladi. Tertipledigi katlin neticesini almak için Huseyin Avni Pasa, saraya geldi. Yarali Sultan’i saray karakolunun kahve ocagina goturulmesini emretti. Henuz can çekisen Sultan’a doktor mudahelesini geciktirdi. Mazlum Sultan, caniler çetesi Huseyin Avni, Mithat ve Rusdu Pasalar’in gozleri onunde sehiden vefat etti.. Rahmetullahi Aleyh!..
Sultan Abdulaziz Han’in hunharca katli uzerine kizkardesi Adile Sultan’in yureginden su izdirapli misralar dokulmustur:
Cihan matem tutup kan aglasin Abdulaziz Han’a
Meded Allah, mubarek cismi boyandi kizil kana!..
Nasil hemsiresi bu Adile yanmaz o hakana,
Ki kiydi bunca zalimler karindas-i cihan-bana...
Hazret-i Peygamber -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz:
"Halis insan, buyuk bir tehlike uzerindedir!" buyurmuslardir.
Sultan Abdulaziz’in feci bir surette ortadan kaldirilmasi da, bu hadis-i serifte isaret edilen tehlike sebebiyle olmustur. Ancak bu olus, O’nun sahsindan ziyade milletin kaderiyle alakali bir ilahi takdirden baska turlu izah olunamaz. Zira Sultan Abdulaziz’in feci katli, milli tarihimizin en onemli bir donum noktasi olmustur.
Gerçekten O’ndan sonra felaketlerin onu alinamamis, çokus, Sultan Abdulhamid’in dirayetli siyasetiyle bir muddet geciktirilmisse de, nihayet bu azametli devletin yikilmasi ve ulkemizde Islam’in gariblik doneminin baslamasi onlenememistir.
Muhammed Ali ESMELI
MILLETIN DUASI Etmek için gonlu rahmetten cuda Ummana uzanan eller kirilsin! Vermisiz veririz binlerce feda, Reyhana uzanan eller kirilsin! Garibdir bu dinin gulleri ya Rab, Kahreyle su kara yelleri ya Rab, Sanki Ebu Leheb’in elleri ya Rab, Imana uzanan eller kirilsin! Nura nefret kusan Ebu Cehiller, Zulumde Nemrud’dan daha ehiller, Ya Rab, bunlar hiç insafli degiller; Kur’an’a uzanan eller kirilsin! Gonul kabemizi yikmaya gelen, Mel’un Ebrehe’nin ustune gokten, Sal Ebabil kuslarini yeniden Burhana uzanan eller kirilsin! Bizi haramiye kervan eyleme, Su yerde ismini kurban eyleme, Yedi kat gokleri zindan eyleme, Ezana uzanan eller kirilsin! Tuzaklar bulbulu bogmadan daha, Gulu kurban için egmeden daha, Kirli parmaklari degmeden daha, Vicdana uzanan eller kirilsin! Onune serilmis onca ibreti, Gormez helak olan bunca milleti. Su kor baslar haketmistir zilleti Yaran’a uzanan eller kirilsin! Koru Kur’an’ini, yasasin Islam, Safasi, sifasi eylesin devam, Hasta can çikmadan yalvarir Mevlam Dermana uzanan eller kirilsin!.. Hazret-i Nuh gibi avaz eyleriz, Ve "enni maglubun fentasir" deriz. Ver nusrat elini tutsun elimiz Subhana uzanan eller kirilsin! Sukuti der, budur bir tek silahim, Duamizi kabul eyle Allah’im. Bir mujdeyle dogsun artik sabahim Irfana uzanan eller kirilsin! Nankorlere hurmet için seytanca Furkan’a uzanan eller kirilsin! Osman Topbas
Kaynak: Altinoluk dergisi, Ekim 1997
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 13-09-2008   #3 (mesaj-linki)
KisukE UraharA - avatarı
Abdülaziz (Abdülaziz Kimdir? - Abdülaziz Hakkında)

Abdülaziz
Ek 15231
Osmanlı Padişahı Abdülaziz (1830-1876)
Abdülaziz, (1830-1876). 32. Osmanlı hü­kümdarı olan Abdülaziz, Padişah II. Mah-mud'un oğluydu. Ağabeyi Abdülmecid'in dö­neminde, şehzade olarak devlet işleriyle ilgi­lenmesine izin verilmediği için av, güreş, cirit gibi sporlarla uğraştı.

Abdülmecid'in ölümü üzerine 1861'de tah­ta çıkan Abdülaziz'in önündeki en önemli sorunlardan biri, dış borçlardan kaynaklanan mali bunalımın aşılmasıydı. Ama onun hü­kümdarlığı döneminde de bu sorun çözüleme­di; üstelik dış borçlar Abdülmecid dönemin­dekinin üç katını aştı. İkinci önemli sorun, Osmanlı ülkesinde yaşayan değişik halkların bağımsızlık hareketleriydi. Bu konuda da etkili bir politika güdülemediği için Sırplar Belgrad'ı işgal ettiler, Romanya bağimsızlğını ilan etti ve Girit'e özerklik tanındı.

Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri Abdülaziz döneminde de sürdü­rüldü. Bu dönemde yeni bir vilayet örgütlen­mesine geçildi, kadılık örgütü daha sıkı dene­tim altına alındı. Bugünkü Danıştay ve Sayış­tay'ın öncüleri olan Şura-yı Devlet ve Divan-ı Muhasebat kuruldu; donanmanın modernleş­mesi için çalışıldı. Eğitim alanında da bazı yenilikler yapıldı. Galatasaray Lisesi (Mek-teb-i Sultani), gelecekte İstanbul Üniversite-si'ne dönüşecek olan Darülfünun, çeşitli mes­lek okulları, ilk kız öğretmen okulu ve Darüş-şafaka bu dönemde öğrenime açıldı. Resimle de ilgilenen Abdülaziz, resim eğitimi için Avrupa'ya öğrenciler gönderdi. Denizyolları (Şirket-i Hayriye, İdare-i Aziziye), İstanbul Tramvay ve Tünel İşletmesi ve bankacılık kuruluşları Abdülaziz döneminde çalışmaya başladı.

Abdülaziz de, ağabeyi Abdülmecid gibi, iç ve dış sorunlar karşısında sık sık sadrazam değiştirdi; 15 yıllık saltanatında 16 sadrazamla çalıştı. Bunlar arasında en önemlileri Ali, Fuad ve Midhat paşalardır. Sadrazam Âli Paşa'nın 1871'de ölmesinden sonra Abdülaziz dış politikada Çarlık Rusyası'yla yakınlaştı. Bu yakınlaşmaya tepki duyan Avrupa devlet­leri Osmanlı Devleti'nin içişlerine karışmaya başladılar. Balkan toplumlarının ayaklanması bu bunalımı daha da artırdı. Bu koşullar altında, önde gelen devlet adamları ile komu­tanların düzenlediği bir darbeyle Abdülaziz 30 Mayıs 1876'da tahttan indirildi. 4 Haziran' da da öldü. Bazı tarihçiler Abdülaziz'in intihar ettiğini, bazıları ise öldürüldüğünü ileri sürerler.

Abdülaziz, Osmanlı geleneklerini kırarak ülke dışına çıkan ve Avrupa başkentlerini ziyaret eden ilk padişahtır. III. Napolyon'un çağrılısı olarak 1867'de, 2. Paris Uluslararası Fuan'nı gezmek amacıyla Fransa'ya giden Abdülaziz bu ülkede bir süre kaldı. Sonra Kraliçe Victoria'nın çağrısı üzerine Londra'ya geçti, dönüşünde de Avusturya'ya uğradı. Üç ay süren ve Avrupa'da yankı uyandıran bu gezisinden sonra, Fransa İmparatoriçesi Eu-genie ve Avusturya İmparatoru Franz Joseph İstanbul'a geldiler. Abdülaziz, Avrupa'da gördüğü yaşamı örnek alarak Çırağan ve Beylerbeyi sarayları ile Kâğıthane, Çekmece ve İzmit kasırlarını yaptırdı.

Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 17-11-2008   #4 (mesaj-linki)
peaceful - avatarı
Cvp: Osmanlı Padişahları - Sultan Abdülaziz

HÂİNÂNE BİR SUİKAST

Çeşitli vesîlelerle sû-i halleri görülmüş, önce azledilmiş, sonra tekrar kendilerine mevkî verilmiş olan dört kişi; Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa, Mütercim Rüşdü Paşa ile Hayrullah Efendi, pâdişâha ihtilâl hazırlığı yapıyorlardı.

Hüseyin Avni Paşa, 1871'de görevinden azledilip rütbeleri sökülerek Isparta'ya gönderilmişti. Daha sonra da Mahmûd Nedim Paşa tarafından seraskerlikten de azledilmişti. Yapmak istediklerini «Kinim dînimdir!» diyerek ifâde eden Hüseyin Avni Paşa, Sultan'ın hal' edilmesi yanında O'nu öldürmeği de düşünüyordu.

Mithat Paşa ise, siyâsî ve dîn kültüründen mahrûm olarak yetişmişti. Yanlış kararlarından ve yolsuzluklarından ötürü sadrazamlıktan azledilmişti. Hayal-perest olan Mithat Paşa'nın, birgün içki masasında Osmanlı hânedânını ortadan kaldırıp sultân olacağını iddiâ ederek:

"-Bunda ne var ki?! Âl-i Osman olacağına biraz da Âl-i Mithat olsun!.." dediği rivâyet olunmaktadır.

Mütercim Rüşdü Paşa, iki sefer sadârete, üç defâ da seraskerliğe getirilmesine rağmen sû-i hâlinden dolayı azledilmişti. O da menfaatinin kesilmesi sebebi ile pâdişâha kin bağlamıştı.

Hayrullah Efendi'ye gelince, Rüşdü Paşa'nın himâyesi ile getirildiği Şeyhulislâm'lık makamından bir ay gibi kısa bir zamanda azledilmesi, onun da pâdişâha karşı kin bağlamasına sebeb olmuştu.

Bu dörtlü çete grubu, talebeleri kışkırtarak nümâyiş yaptılar. Pâdişâh, kan dökülmemesi için yine bunları iş başına geçirdi. Böylece ihtilalciler, istedikleri yere ulaştılar. İş pâdişâhı hal' etmeğe kaldı.

İhtilâl sabahı, Dâru's-seâde Ağası Cevher Ağa, pâdişâhı uyandırmağa cesâret edemedi. Pertevniyal Vâlide Sultân'ı uyandırdı. O da Sultân Abdülazîz Han'ı uyandırdı. Yeni pâdişâhın cülûs topları atılıyordu. Abdülazîz Han annesine:

"-Bunlar beni III. Selîm'e mi döndürecekler? Ben bunu kimlerin yaptığını biliyorum..." diyerek ihtilâlcileri saydı. Sonra dilinden:

"Ben bu felâketi, otuz-kırk defâ rü'yâmda gördüm.. Takdîr-i ilâhî böyle imiş!" ifâdeleri döküldü.

Sultan Abdülazîz Han, sağnak yağmuru altında kayıklarla Topkapı Sarayı'na götürüldü. Şahsî serveti, hanımların kulaklarındaki küpelere kadar ihtilâlciler tarafından yağmalandı. III. Selîm'in odasına götürüldü. Abdülazîz Han:

"-Beni amcam gibi burada bitirmek istiyorlar!" dedi.

Üç gün kuru tahta üzerinde aç ve susuz olarak bırakıldı. Islak elbiselerinin değiştirilmesine dahi izin verilmedi.

Daha sonra kendisi için ayrılan odaya geçirildi. Fakat Sultân Abdülazîz, V. Murad'a mektup yazarak Beşiktaş'taki Fer'iyye Sarayı'na naklini istedi. Arzusu yerine getirilerek Fer'iyye Sarayı'na nakledildi.

Hüseyin Avni Paşa, pehlivanlardan üç kişiyi Fer'iyye Sarayı'nda mahsus bahçıvanlıkla vazîfelendirdi. 4 Haziran 1876 sabah sularında odasına girdiler. Abdülazîz Han, bir müddet onlara karşı koydu. Cinâyete intihar süsü vermek için O'nun bileklerinin damarlarını kesen zorbalar, hiçbir şey yokmuş gibi gizlice işlerinin başına döndüler.

Vâlide Sultân, oğlunun kanlar içinde yerde yattığını görünce ağlamaya başladı. Tertiplediği katlin neticesini almak için Hüseyin Avni Paşa, saraya geldi. Yaralı Sultân'ı saray karakolunun kahve ocağına götürülmesini emretti. Henüz can çekişen Sultan'a doktor müdâhelesini geciktirdi. Mazlûm Sultân, cânîler çetesi Hüseyin Avni, Mithat ve Rüşdü Paşalar'ın gözleri önünde şehîden vefât etti.. Rahmetullâhi Aleyh!..

Sultân Abdülazîz Han'ın hunharca katli üzerine kızkardeşi Âdile Sultân'ın yüreğinden şu ızdıraplı mısrâlar dökülmüştür:

Cihân mâtem tutup kan ağlasın Abdülazîz Hân'a
Meded Allâh, mübârek cismi boyandı kızıl kâna!..
Nasıl hemşîresi bu Âdile yanmaz o hâkâna,
Ki kıydı bunca zâlimler karındaş-ı cihân-bâna...

Hazret-i Peygamber -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem- Efendimiz:

"Hâlis insan, büyük bir tehlike üzerindedir!" buyurmuşlardır.

Sultân Abdülazîz'in fecî bir sûrette ortadan kaldırılması da, bu hadîs-i şerîfte işâret edilen tehlike sebebiyle olmuştur. Ancak bu oluş, O'nun şahsından ziyâde milletin kaderiyle alâkalı bir ilâhî takdîrden başka türlü îzâh olunamaz. Zîrâ Sultân Abdülazîz'in fecî katli, millî târihimizin en önemli bir dönüm noktası olmuştur.


Gerçekten O'ndan sonra felâketlerin önü alınamamış, çöküş, Sultân Abdülhamîd'in dirâyetli siyâsetiyle bir müddet geciktirilmişse de, nihâyet bu azametli devletin yıkılması ve ülkemizde İslâm'ın gariblik döneminin başlaması önlenememiştir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 17-11-2008   #5 (mesaj-linki)
peaceful - avatarı
Cvp: Osmanlı Padişahları - Sultan Abdülaziz

Donanmasının Kızıldeniz'deki bölümü, Endonezya'yı tenkîle (ezmeye) giden İngiliz donanmasının önünü kesmiş, O'nu geri dönmeye mecbûr bırakmıştı. Gerçekten de denizciliğe o kadar ehemmiyet vermişti ki, O'nun zamanında Fransız gemilerinin Haliç tersânesinde muvaffakıyetle tâmirinden dolayı III. Napolyon bir teşekkür mektubu göndermişti.

Bu durum, Osmanlı'nın hasta adam diye ifâdelendirildiği bir devirde bile gösterdiği kudret ve muvaffakıyetin şâhâne bir misâlidir. O böylece hâlâ "devlet-i ebed-müddet" diye yâd olunmaya lâyık bir devlet olduğunu göstermişti.

Sultan Abdülazîz'in saltanat yıllarında, otuz sene müddetle Ruslar'a karşı şanlı bir mücadele vermiş ve nihâyet teslîm olmak zorunda kalmış bulunan Şeyh Şâmil Hazretleri, hacc için Çar'dan izin almış ve İstanbul'u ziyârete gelmişti. Sultân, sarayda birçok hazırlıklar yaptırmış, bütün İstanbul'u büyük bir sevinç kaplamıştı. Herkes sâhile toplanmıştı. Rus vapuru Dolmabahçe önünde demirlediğinde, Sultan Abdülazîz'in saltanat kayıkları, İmam Şâmil'i ve âile efrâdını saraya getirdiler. Abdülazîz Han, O'nu sarayın kapısında karşıladı ve büyük bir hürmetle:

"-Babam kabrinden kalksaydı, ancak bu kadar sevinebilirdim!" diyerek bir çok iltifâtlarda bulundu.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 22-03-2009   #6 (mesaj-linki)
HipHopRocK - avatarı
Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz'in Kanlı Gömleği

Abdülaziz'in Kanlı Gömleği

Zaman, bileklerini keserek intihar ettiği ileri sürülen Sultan Abdülaziz'in kanlı giysilerini ortaya çıkardı. 131 yıldır Topkapı Sarayı'nın depolarında saklanan kıyafetler, cinayet iddiasını güçlendiriyor.



Sultan Abdülaziz'in ölümünden birkaç gün önce çekilmiş son fotoğrafını gündeme taşıyan Zaman, şimdi de padişahın 'şehadeti'nde üzerinde bulunan kanlı giysileri buldu. 131 yıldır saklanan kıyafetler, Topkapı Sarayı'nın depolarında ortaya çıktı. Giysiler pantolon, hırka, dizlik, gömlek, atkı ve iç kıyafetten oluşuyor. Yanlarında, Sultan'ın bileklerini kestiği iddia edilen bir makas da var. Tanıtıcı etikette, "Abdülaziz'in şehadetinde üzerinde bulunan giysiler" kaydı düşülmüş. Olayın üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen elbiseler hâlâ kan kokuyor. Padişahın cenazesini yıkayan imamın, "Hâlâ bileklerinden kanlar süzülüyordu, vücudunda darp izleri vardı." ifadesini doğrularcasına kıyafetler kanlar içinde. Ancak herhangi bir yırtılma yok.
Resmî tarih, Sultan Abdülaziz'in 30 Mayıs 1876'da tahttan indirildikten dört gün sonra iki bileğini keserek intihar ettiğini yazsa da, tarihçilerin büyük bölümü öldürüldüğü konusunda hemfikir. Giysileri sandıkta saklayan Pertevniyal Valide Sultan da, oğlunun intihar ettiğine hiçbir zaman inanmadı. Hatıratında, Abdülaziz'in Feriye Sarayı'na gizlice sokulan üç pehlivan tarafından öldürüldüğünü söyledi.
Pertevniyal Valide Sultan'ın, elbiseleri bugüne ulaşmasını sağlayarak tarihî gerçeklerin ortaya çıkmasını amaçladığı belirtiliyor. Tarihçiler, bir insanın her iki bileğini keserek intihar etmesinin mantıken mümkün olmadığına işaret ediyor.
Abdülaziz dönemiyle ilgili çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Vahdettin Engin, padişahın öldürüldüğü kanaatini yineliyor. Serasker Hüseyin Avni Paşa ile meşrutiyet arayışında olan Yeni Osmanlılar'ın bir olup Sultan'ı katlettiğini düşünen Engin, tarihin bu belgeler ışığında yeniden yazılması gerektiğini söylüyor. "Sultan Abdülaziz neden öldürüldü?" sorusunu ise şöyle cevaplıyor: "Abdülaziz'den sonra başa geçen V. Murad, aklî dengesi yerinde olmayan sağlıksız biriydi. Bunu herkes biliyordu. Onun başarısızlığı halinde başa yeniden geçecek ilk isim Abdülaziz olacaktı. Darbeciler bu ihtimali göz önünde bulundurarak padişahı katletti." Tartışmalı tarihî olaylarla ilgili kitaplarıyla tanınan Dr. Erhan Afyoncu, "Sultan Abdülaziz'in öldürüldüğü şüphe edilmeyecek bir gerçektir. Bir bileğini kesen biri diğer bileğini nasıl keser? Bu bir kere akla mantığa ters. Sultan, gerek hapsedildiği sarayda gerekse bu saraya götürülürken ağır hakaretlere uğradı. Sadece o değil, Harem'de yaşayan annesi, ablası da hakaret gördü. O dönemde kimse tahttan indirilse bile padişah ailesine bunu yapmaya cesaret edemezdi. Öldürüldükten sonra padişahın cesedi günlerce karakolda bekletildi. Bu bile çok ağır ve birçok soruyu içinde barındıran bir durum. Zaten padişahın kayınbiraderi Çerkes Hasan, bir süre sonra Hüseyin Avni Paşa'yı öldürüyor. Bu cinayet de bize padişahın intikamını almak için yapıldığını gösteriyor." diye konuştu. Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketlerini sürdüren Abdülaziz (1830-76), 14 yıl 11 ay 5 gün tahtta kaldı. Mithat Paşa'nın kışkırtmalarıyla üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876'da bir protesto yürüyüşü düzenledi. 30 Mayıs 1876 Salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir. Abdülaziz'in tahttan indirildikten 4 gün sonra, hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayı'nda sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği iddia edilse de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar var.

Kanlar içindeki bu elbiseler ibret verici

Evet gerçekten de Sultan Abdülaziz'in kanlı kıyafetlerinin Topkapı Sarayı Müzesi'nde saklanıyor olması son derece önemli. Bu her şeyden önce Osmanlı'nın tarihe, atalarının mirasına verdiği önemi gösterir. Müzecilik tarihi açısından da fevkalade önemli bir şey. Kanlar içindeki elbise ibret verici. Kanlı bir elbiseyi atmamış, yakmamış, bugüne kadar aynen korumuşuz. Atalarımızdan kalan Kaşıkçı Elması da, bir kumaş parçası da müzeciler için değerlidir. Sultan Abdülaziz'in ölümüne gelince, intihar etti demek mümkün değil, basbayağı öldürülmüştür. Bu kadar net.

Öldürülmeden önceki son fotoğrafını da yayınlamıştık

İki yıl önce yayınladığımız Sultan Abdülaziz'in son fotoğrafı, Osmanlı sultanına reva görülen 'aşağılayıcı' tavrı gözler önüne seriyordu. Saray fotoğrafçılarından Vasilaki Kargopulo tarafından çekilen fotoğrafta, padişahın giydiği kıyafetler ve arkasında lâubali şekilde duran sarayın alt görevlileri dikkat çekiyor. Endişeli gözlerle bir sandalye üzerinde oturan Abdülaziz'in arkasında duran iki görevli, sultanın omuzuna dirsek dayamış şekilde poz veriyor. Fotoğraf, Bahattin Öztuncay'ın hazırladığı "Hatıra-i Uhuvvet: Portre Fotoğraflarının Cazibesi 1846-1950" adlı kitapta yayınlanmıştı.


ZAMAN Gazetesi
Abdullah Kılıç
16 Şubat 2007, Cuma






  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 22-03-2009   #7 (mesaj-linki)
diemurat - avatarı
Cvp: Osmanlı Padişahları - Sultan Abdülaziz

Hepiniz Çok Saolun Valla Ödevimde İyi Bilgiler Oldu
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
abdülaziz, osmanlı, padişahları, sultan
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Osmanlı Padişahları - Sultan Abdülaziz Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Osmanlı Padişahları - Sultan Mehmed Vahdetdin kompetankedi Osmanlı İmparatorluğu 5 25-05-2009 04:02
Osmanlı Padişahları - Sultan Birinci İbrahim kompetankedi Osmanlı İmparatorluğu 2 21-08-2008 15:13
Osmanlı Padişahları - Sultan Birinci Mahmud kompetankedi Osmanlı İmparatorluğu 1 26-11-2007 13:37
Osmanlı Padişahları - Sultan Yıldırım Beyazid kompetankedi Osmanlı İmparatorluğu 0 17-02-2007 14:21
Osmanlı Padişahları - Sultan Murad Hüdavendigar Blue Blood Osmanlı İmparatorluğu 0 24-10-2006 21:08