Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 23 Ocak 2017  Gösterim: 45.979  Cevap: 7

Osmanlı Padişahları - Sultan Abdülaziz

Kısaca
Avrupa seyahatine çıkan sultan şöyle der; "Atalarımız batıya at sırtında futuhat için giderlerdi. Bizler ise, şimdi tren ve vapurla, ancak diplomatik seyahat için gidebiliyoruz!"
23 Ocak 2007 10:34       Mesaj #1
kompetankedi - avatarı
SMD Bir Dünyalı
Ad:  abdülaziz han.jpg
Gösterim: 282
Boyut:  39.3 KB

Abdülaziz (

d. 8 Şubat 1830, İstanbul - ö. 4 Haziran 1876, İstanbul),
Osmanlı padişahı (1861-76). II. Mahmud’un oğludur. Annesi Pertevniyal Sultan’dı. Ağabeyi Abdülmecid, devlet işleriyle ilgilenmesine izin vermedi. Veliahtlığını, av, güreş, cirit sporlarıyla geçirdi. 25 Haziran 1861’de tahta geçti. Bir fermanla Tanzimat yeniliklerinin sürdürüleceğini vurguladı. Harcamaların kısılmasını istemesine karşın, dış borçlanmaya dayalı ekonomik politikayı değiştiremedi. Döneminde Avrupa’ya bağımlılık artmış, ayrılıkçı ayaklanmalar yoğunlaşmıştır.

Sponsorlu Bağlantılar
1862’de bastırılan Karadağ ayaklanmasını, Sırbistan, Memleketeyn (Romanya) ve Girit’teki ayaklanmalar izledi. Romanya’nın bağımsızlığını ilan etmesi, Sırpların 1867’de Belgrad’ı işgal etmeleri karşısında sessiz kalan Abdülaziz, Girit’in Yunanistan’a ilhakını özerklik vererek önlemeye çalıştı. Bu bunalımlar sırasında devlete yardımda bulunan Mısır valisi İsmail Paşa’ya, 1865’te yeni bir veraset fermanı, 1867’de de hıdiv unvanı verdi. 1870’te Bulgarlar, panislavist çizgide bir adım daha ilerleyerek bağımsız bir kilise (Eksarhlık) kurdular.

Ülke yönetiminde ve dış ilişkilerde etkili olan Âli Paşa’nın 1871’de ölümünden sonra saltanatını daha keyfi bir biçimde sürdürme fırsatını elde eden Abdülaziz, Panslavizm hareketine, Hersek ve Bosna ayaklanmalarına herhangi bir çözüm getiremedi. Buna karşılık, İslam dünyasına yönelik siyasete ağırlık vererek Hicaz, Irak, Basra ve Yemen’e, deneyimli valiler, komutanlar göndererek bu eyaletlerin imparatorluktan kopmamasını, Rumeli’de ise Midhat Paşa gibi yetkin devlet adamlarının, Tuna vilayeti örneğinde olduğu gibi, reformcu girişimlerle kalan son toprakları elde tutmalarını öngördü.

Dış politikada ise, Fransa ve İngiltere’nin suyunda gitmek geleneğinden uzaklaşmayı, Osmanlı toprakları üzerindeki emellerini açıklamaktan çekinmeyen Rusya’ya yakınlaşmayı tercih etti. 1875 Bosna ayaklanmasında, Sırp ve Karadağ olaylarında, 1876’da başkaldıran Bulgarların eylemlerinde Rusya’nın parmağı olmasına karşın bu siyasetini değiştirmedi. Gelişmeler, Avrupa devletlerinin, Abdülaziz’e ağır tehditler ve önerilerle dolu bir memorandum vermelerine neden oldu.

Bu arada dış borçların 250.000.000 altına çıkması, Balkan ayaklanmaları ve Selanik Olayı, Yeni Osmanlıların Avrupa’daki eylemleri, Talebe-i Ulum hareketleri bunalımı ağırlaştırınca, Önde gelen vezir, nazır ve komutanların düzenlediği bir darbeyle 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi. Dört gün sonra da tam aydınlanmamış bir biçimde öldü.

Sorunları, sadrazam değiştirerek geçiştirmeyi yeğleyen Abdülaziz, 1867’de Avrupa gezisine çıkan ilk Osmanlı padişahı oldu. Paris, Londra ve Viyana’yı kapsayan yaklaşık üç aylık uzun gezinin etkileri ve izlenimleri ile ülkede birtakım yenilikler yapılmasına yanaştı. Saltanatının ilk on yılında sadrazamlık yapan Fuad Paşa ve Âli Paşa, etkili yönetimleri ile bir dizi reforma öncülük ettiler.
Donanmanın modernleştirilmesi, yeni vilayet örgütlenmesi, sultani düzeyinde okullar açılması, Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin yayımlanması, Darülfünun’un kurulması, denizyolları, tramvay, demiryolu ve tünel işletmelerinin açılması, bankacılık hizmetlerinin, tiyatro, sergi, yayım etkinliklerinin başlaması, Şûra-yı Devlet ve Divan-ı Muhasebat’ın kurulması Abdülaziz döneminin olgularıdır. Spora olduğu kadar müziğe, resme ve heykele de düşkün, güzel sanatları teşvik eden, buna karşılık meşrutiyet isteklerine şiddetle karşı çıkan bir padişah olarak tanınır.

Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen perlina; 23 Ocak 2017 11:25


Misafir
17 Şubat 2007 23:27       Mesaj #2
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  Abdülaziz Han.jpg
Gösterim: 211
Boyut:  43.9 KB

Sultan Abdulaziz


Otuz ikinci Osmanli padisahidir. Babasi Sultan II. Mahmud, annesi buyuk hayir ve hasenatlar sahibi Pertevniyal Sultan’dir.
1861 yilinda tahta geçti. Saltanat muddeti 14 senedir. Zeki ve hamleli bir padisahdi. Kendisine kuçuk yastan itibaren gayet itinali bir tahsil yaptirilmisti.

O’nun saltanatina tekaddum eden gunlerde "Tanzimat Fermani" ile bati taklidçiligi yolu açilmis ve bu istikamette atilan adimlar, halkin ruhunda devlete karsi ilk kuskunluk tohumlarini filizlendirmeye baslamisti. Sultan II. Mahmud ve halefi Sultan Abdulmecid, bu yolda yurumus, an’anevi ordu seklimiz olan yeniçeriligin ilgasindan cenazelerin bando-mizikayla kaldirilmasina kadar çesitli inkilab hareketleriyle devletin teb’asina yabancilasmasi ve ahkam-i ser’iyye den uzaklasmaya baslamasi çigirini açmislardi.
Halk kuskun; rical, bati aleminin kaydettigi terakki karsisinda saskin ve mutereddiddi. Islam’in dusmanlari ise, bati ile aramizda husule gelen mesafenin vebalini, muazzez Islam’a yuklemek için sinsi bir propaganda faaliyetine girismis bulunuyordu. O derecede ki, daha sonra sair Ziya Pasa bu keyfiyeti, su beyti ile en guzel bir surette ifade edecekti:

"Islam imis devlete pabend-i terakki,
Evvel yog idi isbu rivayet yeni çikti!.."

Halbuki Avrupa’daki terakki, hiristiyanligin veya ona dayanan usul, erkan ve kulturun mahsulu degildi. Bu keyfiyet, Amerika’nin kesfi ve buradan buyuk bir bakir servet elde edilmesi, buharli geminin icadiyla Afrika’nin guneyindeki Umidburnu’ndan dolasilmasi ve bu suretle baharat, ipekli kumaslar gibi uzak sark mallarinin batiya intikaliyle ticaret yollarinin degismis bulunmasi ve bunun neticesinde Avrupa’da bir "sanayi inkilab"i vucuda gelmesi gibi busbutun baska ve sirf iktisadi olan sebeplerin eseriydi.

Hal boyleyken, dusmanlarimiz iki alem arasindaki farki, yanlis bir te’vil, tefsir ve telkin ile bizi kendi orijinal (nev’i sahsina munhasir) dunya gorusumuzden, ictimai nizamimizdan ve pur-islami olan hayat uslubumuzdan uzaklastirmaya basladilar. Bu yanlis yolu, bize kasden dogru gosterip terakki için yegane çare imis gibi telkin ettiler. Bu telkin, basta devrin pasalari olmak uzere padisahlari bile te’siri altina alacak bir sumul kazandi.

Diger taraftan 1826 yilinda yeniçeriligin ilgasiyla an’anevi ordu nizami bozuldugundan iki yil sonra Ruslar’in onbes bin kisi gibi cuz’i bir kuvvetle Edirne’ye sarkabilmeleri, 1829 yilinda Yunanistan’in kurulusu emr-i vakisi ile karsilasilmasi, 1832’de bir Osmanli valisi Kavalali Mehmed Ali Pasa’nin ordusunun Kutahya’ya kadar gelebilmesi ve asirlardan beri maglubiyet gormemis bir devletin bu durum karsisinda Rusya’dan yardim istemek mecburiyetinde kalmasi, milli gururu rencide etmis, vicdanlar rahatsiz olmustu.

II. Mahmud, devrinin gailelerinden teessure kapilmis, verem olmustu. Ciliz, hastalikli ve bati kasisinda aciz bir padisahdi. Halefi Sultan Abdulmecid de ayni bati taklidçiligi yolunda yurumustu. Bunlarin arkasindan gelen Sultan Abdulaziz ise, cesur, hamleli, fikren ve ruhen saglam bir padisah olarak halkin ruhunda birikmis olan melali (huznu), kisa zamanda surura çevirmis, eski futuhat devirlerinin avdet edecegi umidlerinin belirmesine sebep olmustu. Pehlivan yapili vucudu da bu hissi takviye ediyordu. Gerçekten guresi tesvik eden, dusmanlarina karsi harbi goze almaktan çekinmeyen, bu maksadla ordu ve donanmayi dunyanin en ileri seviyesine çikarmaya çalisan Sultan Abdulaziz’in devri, Tanzimat’la baslayan yilginliktan milletçe silkinip dogrulma temayullerinin bir baslangici olmustu.

O’nun faaliyetlerinin ana hedefi Tanzimat’la açilmis bulunan batililasma hareketlerini akamete ugratarak, kendi milli ve dini huviyetine sadik kalmak ve bu yolda ilerlemekti. Lakin kendisine tekaddum eden yillarda bu kendinden kaçis, o hadde vasil olmustu ki, Napolyon Code-civili (Kod Sivil) denilen Fransiz medeni kanunu aynen tercume edilip alinarak, musluman teb’aya tatbik edilmesi gibi temayuller belirmisti. Sultan Abdulaziz, bu cinayet derecesinde vahim olan hareketi, devrinin buyuk alimi olan Ahmed Cevdet Pasa ile elele vererek Islam hukukundan yapilmis bir medeni kanun demek olan Mecelle-yi Ahkam-i Adliyye’yi kisaca "Mecelle" denilen buyuk kanun metnini ortaya çikararak onlemistir.Zamaninin butun silahlarini en iyi bir sekilde kullanmayi ogrenmis olan Sultan Abdulaziz, dedesi Yavuz Sultan Selim Han gibi olmaya çalisiyordu.

Sultan Abdulmecid Han’in olumu uzerine 1861’de tahta çikmisti. Osmanli Devleti’nin durumu son derece karisik idi. Mali sikinti son haddindeydi. Karadag’da çikan isyan, Sirplar’la savasa yol açabilecek durumda idi. Avrupa devletleri bu hali firsat bilerek, aracilik tekliflerini arttiriyorlardi. Zira Sultan’in Tanzimat’tan vazgeçmesinden endise duyuyorlardi.

Bu durumu fark eden Sultan, hemen bir hatt-i humayun çikardi. Fermanda soyle deniyordu:
"Devletin maddi gucunun artirilmasi ve halkin hayat seviyesinin yukseltilmesinden baska maksadimiz yoktur. Devlet malinin telef edilmemesi ve israfdan korunmasi sarttir. Muslim ve gayr-i muslim ayird etmeksizin memleketimizde yasayan herkes, dinimizin emirleri çerçevesinde adaletle yonetilecek ve hepsi adalet onunde esit muamele gorecektir.
Yuce devletimizin istiklalinin devam etmesi ve halkin refah içinde yasamasi, en buyuk gayemizdir. Cenab-i Hakk, Peygamber -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- hurmetine cumlemizi muvaffak eylesin!"
Bu fermanla birlikte mevcud hukumetin de yerinde birakilmasi, batili devletlerin Tanzimat’la alakali endiselerini nisbeten ortadan kaldirdi.

Sultan, israfa karsi, kendinden ve saraydan baslayarak tedbirler aldi. Devletin mali durumunu duzeltmeye basladi.
Sultan Abdulaziz, butun dunyanin alakasini celbetmis bulunuyordu. Bundan dolayi, Fransa ve Ingiltere’ye davet edildi. 1867’de Dolmabahçe onunden Sultaniye yatina binerek yola çikti. Boylece Osmanli tarihinde yabanci ulkelere seyahat eden ilk padisah oldu.
Koca Sultan, Paris’te buyuk bir torenle III. Napolyon tarafindan karsilandi. Serefine verilen yemekte yanina oturan III. Napolyon’un:
"–Ekselans Hazretleri! Girit için en guzel çozum yolu olarak, adanin Yunanistan’a terkini dusunseniz!.." demesi uzerine Sultan celallendi. O diplomatik munasebetlerde zaaf gosterecek bir padisah degildi. Bundan dolayi, bu kendisini yoklama mahiyetindeki suale su cevabi verdi: "–Ekselans! Osmanli Devleti, yirmiyedi sene Girit için kan doktu. Her karis topragini sehid kanlari ile suladi. Ordumda tek bir asker, donanmamda tek bir sandal kalana kadar ecdad mirasini korumak mecburiyetindeyim..."

Beklenmiyen bu siddet karsisinda III. Napolyon, ozur dilemek zorunda kaldi.
Sultan, Ingiltere ve Fransa seyahatinden Istanbul’a muhtesem ve gayet basarili diplomatik zaferlerle donmustu.
Istanbul’da da halkin coskun tezahurati ile karsilandi. Zira millet, O’nda yukselis devri padisahlarinin temayul ve dirayetini goruyor ve yeni zaferlerle devletin, bir kere daha silkinip sahlanacagini umuyordu.
Sultan Abdulaziz, ecdadin devri ile kendi devri arasindaki kudret ve ihtisam farkini su sozleri ile ne guzel ifade etmistir:
"Atalarimiz batiya at sirtinda futuhat için giderlerdi. Bizler ise, simdi tren ve vapurla, ancak diplomatik seyahat için gidebiliyoruz!"

Abdulaziz Han, gayet dindarane ve intizamli bir hayat suren durust bir insandi. Hayati boyunca su yerine zemzem içecek kadar takva sahibi idi. Hatta Avrupa’ya seyahate gittigi zaman, abdest suyunu beraberinde goturdugu rivayet edilir. Muntazaman namaz kilar ve çok çok Kur’an-i Kerim okurdu. Caniyane bir surette katledildigi zaman odasindaki kuçuk masanin uzerinde "Sure-i Yusuf" açik oldugu halde bir Kur’an-i Kerim bulunmustu. O’nun mubarek kanlarinin bulastigi bu Kur’an-i Kerim, el’an Topkapi Sarayi’nda muhafaza edilmektedir.
Birgun hasta yataginda baygin ve sararmis bir vaziyette yatarken Sultan Abdulaziz’e:
"Medine-i Munevvere mucavirlerinden bir dilekçe var!" denildiginde yaverlerine:
"–Derhal beni ayaga kaldiriniz! Harameyn’den gelen talebleri ayakta dinleyeyim! Allah Rasulu’ne komsu olanlarin talebleri, boyle ayak uzatilarak edebe mugayir bir sekilde dinlenmez!.."
diyerek Medine’ye ve Hazret-i Peygamber’e olan muhabbetini guzel bir surette izhar etmistir.

Her Medine-i Munevvere postasi geldiginde abdest tazeler, mektuplari
«Bunlarda Medine-i Munevvere’nin tozu var!»
diye opup alnina goturur, ondan sonra baskatibe uzatir ve «Aç, oku!» derdi.

Yukarida arzedildigi gibi Abdulaziz Han tahta çiktigi zaman, batililarca adeta buyulenmis ve onlarin siyasi emellerine tabi bir hale gelmis bulunan ve kendilerine Jon Turk (Genç Turk) denilen insanlar elinde devletin içten çokertilme faaliyetinin had safhaya ulasdigi bir devredir. Bunlar -ekseriyetle- Fransa’da tahsil gormus ve orada hususi bir sekilde misyonerler tarafindan sinsice yetistirilmis, Istanbul’a kalbleri Fransiz, uniformalari Osmanli olarak donmus kimselerdi. Sanki devletin içinde garbin yeniçerileri olmuslardi. Memleket, disdan maddi istilaya ugrarken, içten de manevi bir tahribata maruzdu. Tanzimat Fermani ile misyonerlik faaliyetleri artmis, basta Ermeniler olmak uzere hiristiyan azinliklar ustundeki tahrikler çogalmisti. Mesela Harput bolgesinde altmisiki misyoner merkezi açilmis, yirmibir kilise yapilmisti. Kadin misyoner Maria A. West, "Romance of Mission"adli kitabinda:
"Ermenilerin ruhuna girdik.. Hayatlarinda ihtilal yaptik!.." demektedir.
Lisan ogretmek gayesi ile Anadolu’nun her tarafinda, aslinda birer misyonerlik karargahi olan birçok mektebler açilmisti. Bu faaliyetlerin en yogun goruldugu yabanci okullar arasinda Gaziantep’deki Antep, Merzifon’daki Anadolu ve Istanbul’daki Robert Koleji basta gelir. Bazilarina ise, hiç Turk talebe alinmamistir. Okul muduriyetlerine papazlar tayin edilmistir.
Memleket bir kultur erozyonu ile karsi karsiya gelmisti. Abdulmecid Han devrinden kalan bu çokuntu, Abdulaziz Han’in direnmeleri ile asgariye inmis, neticede bu mukavemet, O’nun sehadet kanlarina burunmesine vesile olmustur.

Sultan Abdulaziz Han, gayet ileri goruslu bir padisahdi. Belgrad, Istanbul, Bagdad ve Kahire’yi elimizde bulundurmadikça cihan siyasetinde buyuk bir rol oynayamayacagimizi soylerdi. Bu gorus, bilahare Almanlar’in emperyalist temayullerinin uyandigi sirada getirdikleri "yedi B" formulune benzemektedir. Almanlar, buyuk devlet olabilmek için Berlin’den Bomba’ya kadar "B" harfi ile baslayan yedi buyuk merkezin ele geçirilmesi luzumundan bahsetmislerdir.
Sultan Abdulaziz Han’in siyasi emelleri içinde Turkistan bile vardi. Oraya el atmis, Iran ve Turkistan’da Turk unsurlar için Turkçe egitim yapan mekteblerin açilmasina amil olmustur.
Donanmasinin Kizildeniz’deki bolumu, Endonezya’yi tenkile (ezmeye) giden Ingiliz donanmasinin onunu kesmis, O’nu geri donmeye mecbur birakmisti. Gerçekten de denizcilige o kadar ehemmiyet vermisti ki, O’nun zamaninda Fransiz gemilerinin Haliç tersanesinde muvaffakiyetle tamirinden dolayi III. Napolyon bir tesekkur mektubu gondermisti.
Bu durum, Osmanli’nin hasta adam diye ifadelendirildigi bir devirde bile gosterdigi kudret ve muvaffakiyetin sahane bir misalidir. O boylece hala "devlet-i ebed-muddet" diye yad olunmaya layik bir devlet oldugunu gostermisti.

Sultan Abdulaziz’in saltanat yillarinda, otuz sene muddetle Ruslar’a karsi sanli bir mucadele vermis ve nihayet teslim olmak zorunda kalmis bulunan Seyh Samil Hazretleri, hacc için Çar’dan izin almis ve Istanbul’u ziyarete gelmisti. Sultan, sarayda birçok hazirliklar yaptirmis, butun Istanbul’u buyuk bir sevinç kaplamisti. Herkes sahile toplanmisti. Rus vapuru Dolmabahçe onunde demirlediginde, Sultan Abdulaziz’in saltanat kayiklari, Imam Samil’i ve aile efradini saraya getirdiler. Abdulaziz Han, O’nu sarayin kapisinda karsiladi ve buyuk bir hurmetle:
"–Babam kabrinden kalksaydi, ancak bu kadar sevinebilirdim!" diyerek bir çok iltifatlarda bulundu.

HAINANE BIR SUIKAST
Çesitli vesilelerle su-i halleri gorulmus, once azledilmis, sonra tekrar kendilerine mevki verilmis olan dort kisi; Huseyin Avni Pasa, Mithat Pasa, Mutercim Rusdu Pasa ile Hayrullah Efendi, padisaha ihtilal hazirligi yapiyorlardi.
Huseyin Avni Pasa, 1871’de gorevinden azledilip rutbeleri sokulerek Isparta’ya gonderilmisti. Daha sonra da Mahmud Nedim Pasa tarafindan seraskerlikten de azledilmisti. Yapmak istediklerini «Kinim dinimdir!» diyerek ifade eden Huseyin Avni Pasa, Sultan’in hal’ edilmesi yaninda O’nu oldurmegi de dusunuyordu.
Mithat Pasa ise, siyasi ve din kulturunden mahrum olarak yetismisti. Yanlis kararlarindan ve yolsuzluklarindan oturu sadrazamliktan azledilmisti. Hayalperest olan Mithat Pasa’nin, birgun içki masasinda Osmanli hanedanini ortadan kaldirip sultan olacagini iddia ederek:
"–Bunda ne var ki?! Al-i Osman olacagina biraz da Al-i Mithat olsun!.." dedigi rivayet olunmaktadir.
Mutercim Rusdu Pasa, iki sefer sadarete, uç defa da seraskerlige getirilmesine ragmen su-i halinden dolayi azledilmisti. O da menfaatinin kesilmesi sebebi ile padisaha kin baglamisti.
Hayrullah Efendi’ye gelince, Rusdu Pasa’nin himayesi ile getirildigi Seyhulislam’lik makamindan bir ay gibi kisa bir zamanda azledilmesi, onun da padisaha karsi kin baglamasina sebeb olmustu.

Bu dortlu çete grubu, talebeleri kiskirtarak numayis yaptilar. Padisah, kan dokulmemesi için yine bunlari is basina geçirdi. Boylece ihtilalciler, istedikleri yere ulastilar. Is padisahi hal’ etmege kaldi.
Ihtilal sabahi, Daru’s-seade Agasi Cevher Aga, padisahi uyandirmaga cesaret edemedi. Pertevniyal Valide Sultan’i uyandirdi. O da Sultan Abdulaziz Han’i uyandirdi. Yeni padisahin culus toplari atiliyordu. Abdulaziz Han annesine:
"–Bunlar beni III. Selim’e mi dondurecekler? Ben bunu kimlerin yaptigini biliyorum..." diyerek ihtilalcileri saydi. Sonra dilinden:
"Ben bu felaketi, otuz-kirk defa ru’yamda gordum.. Takdir-i ilahi boyle imis!" ifadeleri dokuldu.
Sultan Abdulaziz Han, sagnak yagmuru altinda kayiklarla Topkapi Sarayi’na goturuldu. Sahsi serveti, hanimlarin kulaklarindaki kupelere kadar ihtilalciler tarafindan yagmalandi. III. Selim’in odasina goturuldu. Abdulaziz Han:
"–Beni amcam gibi burada bitirmek istiyorlar!" dedi.
Uç gun kuru tahta uzerinde aç ve susuz olarak birakildi. Islak elbiselerinin degistirilmesine dahi izin verilmedi.
Daha sonra kendisi için ayrilan odaya geçirildi. Fakat Sultan Abdulaziz, V. Murad’a mektup yazarak Besiktas’taki Fer’iyye Sarayi’na naklini istedi. Arzusu yerine getirilerek Fer’iyye Sarayi’na nakledildi.
Huseyin Avni Pasa, pehlivanlardan uç kisiyi Feriyye Sarayi’nda mahsus bahçivanlikla vazifelendirdi. 4 Haziran 1876 sabah sularinda odasina girdiler. Abdulaziz Han, bir muddet onlara karsi koydu. Cinayete intihar susu vermek için O’nun bileklerinin damarlarini kesen zorbalar, hiçbir sey yokmus gibi gizlice islerinin basina donduler.

Valide Sultan, oglunun kanlar içinde yerde yattigini gorunce aglamaya basladi. Tertipledigi katlin neticesini almak için Huseyin Avni Pasa, saraya geldi. Yarali Sultan’i saray karakolunun kahve ocagina goturulmesini emretti. Henuz can çekisen Sultan’a doktor mudahelesini geciktirdi. Mazlum Sultan, caniler çetesi Huseyin Avni, Mithat ve Rusdu Pasalar’in gozleri onunde sehiden vefat etti.. Rahmetullahi Aleyh!..
Sultan Abdulaziz Han’in hunharca katli uzerine kizkardesi Adile Sultan’in yureginden su izdirapli misralar dokulmustur:
Cihan matem tutup kan aglasin Abdulaziz Han’a
Meded Allah, mubarek cismi boyandi kizil kana!..
Nasil hemsiresi bu Adile yanmaz o hakana,
Ki kiydi bunca zalimler karindas-i cihan-bana...

Hazret-i Peygamber -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz:
"Halis insan, buyuk bir tehlike uzerindedir!" buyurmuslardir.
Sultan Abdulaziz’in feci bir surette ortadan kaldirilmasi da, bu hadis-i serifte isaret edilen tehlike sebebiyle olmustur. Ancak bu olus, O’nun sahsindan ziyade milletin kaderiyle alakali bir ilahi takdirden baska turlu izah olunamaz. Zira Sultan Abdulaziz’in feci katli, milli tarihimizin en onemli bir donum noktasi olmustur.
Gerçekten O’ndan sonra felaketlerin onu alinamamis, çokus, Sultan Abdulhamid’in dirayetli siyasetiyle bir muddet geciktirilmisse de, nihayet bu azametli devletin yikilmasi ve ulkemizde Islam’in gariblik doneminin baslamasi onlenememistir.
Muhammed Ali ESMELI

MILLETIN DUASI
Etmek için gonlu rahmetten cuda
Ummana uzanan eller kirilsin!
Vermisiz veririz binlerce feda, Reyhana uzanan eller kirilsin!
Garibdir bu dinin gulleri ya Rab,
Kahreyle su kara yelleri ya Rab,
Sanki Ebu Leheb’in elleri ya Rab, Imana uzanan eller kirilsin!
Nura nefret kusan Ebu Cehiller,
Zulumde Nemrud’dan daha ehiller,
Ya Rab, bunlar hiç insafli degiller; Kur’an’a uzanan eller kirilsin!
Gonul kabemizi yikmaya gelen,
Mel’un Ebrehe’nin ustune gokten,
Sal Ebabil kuslarini yeniden Burhana uzanan eller kirilsin!
Bizi haramiye kervan eyleme,
Su yerde ismini kurban eyleme,
Yedi kat gokleri zindan eyleme,
Ezana uzanan eller kirilsin!
Tuzaklar bulbulu bogmadan daha,
Gulu kurban için egmeden daha,
Kirli parmaklari degmeden daha, Vicdana uzanan eller kirilsin!
Onune serilmis onca ibreti,

Gormez helak olan bunca milleti.

Su kor baslar haketmistir zilleti
Yaran’a uzanan eller kirilsin!
Koru Kur’an’ini, yasasin Islam,
Safasi, sifasi eylesin devam,
Hasta can çikmadan yalvarir Mevlam
Dermana uzanan eller kirilsin!..
Hazret-i Nuh gibi avaz eyleriz,
Ve "enni maglubun fentasir" deriz.

Ver nusrat elini tutsun elimiz
Subhana uzanan eller kirilsin!
Sukuti der, budur bir tek silahim,
Duamizi kabul eyle Allah’im.
Bir mujdeyle dogsun artik sabahim Irfana uzanan eller kirilsin!
Nankorlere hurmet için seytanca Furkan’a uzanan eller kirilsin!

Osman Topbas

Kaynak: Altinoluk dergisi, Ekim 1997
Son düzenleyen perlina; 23 Ocak 2017 21:25
13 Eylül 2008 11:22       Mesaj #3
KisukE UraharA - avatarı
VIP !..............!

Abdülaziz

, (1830-1876). 32. Osmanlı hü­kümdarı olan Abdülaziz, Padişah II. Mahmud'un oğluydu. Ağabeyi Abdülmecid'in dö­neminde, şehzade olarak devlet işleriyle ilgi­lenmesine izin verilmediği için av, güreş, cirit gibi sporlarla uğraştı.

Abdülmecid'in ölümü üzerine 1861'de tah­ta çıkan Abdülaziz'in önündeki en önemli sorunlardan biri, dış borçlardan kaynaklanan mali bunalımın aşılmasıydı. Ama onun hükümdarlığı döneminde de bu sorun çözüleme­di; üstelik dış borçlar Abdülmecid dönemindekinin üç katını aştı. İkinci önemli sorun, Osmanlı ülkesinde yaşayan değişik halkların bağımsızlık hareketleriydi. Bu konuda da etkili bir politika güdülemediği için Sırplar Belgrad'ı işgal ettiler, Romanya bağimsızlğını ilan etti ve Girit'e özerklik tanındı.

Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri Abdülaziz döneminde de sürdü­rüldü. Bu dönemde yeni bir vilayet örgütlen­mesine geçildi, kadılık örgütü daha sıkı dene­tim altına alındı. Bugünkü Danıştay ve Sayış­tay'ın öncüleri olan Şurayı Devlet ve Divan-ı Muhasebat kuruldu; donanmanın modernleş­mesi için çalışıldı. Eğitim alanında da bazı yenilikler yapıldı. Galatasaray Lisesi (Mekteb-i Sultani), gelecekte İstanbul Üniversitesi'ne dönüşecek olan Darülfünun, çeşitli mes­lek okulları, ilk kız öğretmen okulu ve Darüşşafaka bu dönemde öğrenime açıldı.

Resimle de ilgilenen Abdülaziz, resim eğitimi için Avrupa'ya öğrenciler gönderdi. Denizyolları (Şirket-i Hayriye, İdare-i Aziziye), İstanbul Tramvay ve Tünel İşletmesi ve bankacılık kuruluşları Abdülaziz döneminde çalışmaya başladı.

Abdülaziz de, ağabeyi Abdülmecid gibi, iç ve dış sorunlar karşısında sık sık sadrazam değiştirdi; 15 yıllık saltanatında 16 sadrazamla çalıştı. Bunlar arasında en önemlileri Ali, Fuad ve Midhat paşalardır. Sadrazam Âli Paşa'nın 1871'de ölmesinden sonra Abdülaziz dış politikada Çarlık Rusyası'yla yakınlaştı. Bu yakınlaşmaya tepki duyan Avrupa devlet­leri Osmanlı Devleti'nin içişlerine karışmaya başladılar. Balkan toplumlarının ayaklanması bu bunalımı daha da artırdı. Bu koşullar altında, önde gelen devlet adamları ile komu­tanların düzenlediği bir darbeyle Abdülaziz 30 Mayıs 1876'da tahttan indirildi. 4 Haziran' da da öldü. Bazı tarihçiler Abdülaziz'in intihar ettiğini, bazıları ise öldürüldüğünü ileri sürerler.

Abdülaziz, Osmanlı geleneklerini kırarak ülke dışına çıkan ve Avrupa başkentlerini ziyaret eden ilk padişahtır. III. Napolyon'un davetlisi olarak 1867'de, 2. Paris Uluslararası Fuarı'nı gezmek amacıyla Fransa'ya giden Abdülaziz bu ülkede bir süre kaldı. Sonra Kraliçe Victoria'nın çağrısı üzerine Londra'ya geçti, dönüşünde de Avusturya'ya uğradı. Üç ay süren ve Avrupa'da yankı uyandıran bu gezisinden sonra, Fransa İmparatoriçesi Eugenie ve Avusturya İmparatoru Franz Joseph İstanbul'a geldiler. Abdülaziz, Avrupa'da gördüğü yaşamı örnek alarak Çırağan ve Beylerbeyi sarayları ile Kâğıthane, Çekmece ve İzmit kasırlarını yaptırdı.

Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica
Son düzenleyen perlina; 23 Ocak 2017 11:06
15 Nisan 2010 15:18       Mesaj #4
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Abdülaziz Garpçılıkta Ağabeyinden Geri Kalmıyor


Yönetim alanında

; Abdülaziz döneminde idari alandaki ıslahatın devam ettirildiğini ve geliştirildiğini görüyoruz. Bu dönemde idarede merkeziyetçiliğin hafifletilerek, yerel halka (aslında uygulamada ayan ve eşrafa ) idarede sınırlı da olsa bir söz hakkı veriliyordu. Burada Avrupa'nın Osmanlı idaresini modernleştirme baskısı etkili olsa da Osmanlı toplumuna getirdiği demokratikleşme görmezlikten gelinemez. Bunu sağlayan 1864 Vilayet Nizamnamesi olmuştu. Böylece yerel meclisler idarede daha fazla sözü geçer duruma gelmişlerdir. Bugünküne benzer bir idari bölümlemeyi Türkler bu nizamname ile gerçekleştirdiler. Bu nizamname doğrultusunda Mithat Paşanın Tuna Valiliğinde harikalar yaratması ülkeye ve yönetimine örnek oldu.

Ad:  abdülaziz.jpg
Gösterim: 217
Boyut:  66.2 KB

Eğitim alanında


Rüştiyelerin sayısı artar. 1869'da çıkarılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi öğretim düzeylerini şöyle saptar: Sıbyan(bugünkü ilkokulların ilk yılları düzeyinde), Rüştiye (ilkokulun sonraki yılları), İdadi (ortaokul), Sultani (lise), Darülfünun (üniversite) Fransızların ısrarı ile 1868'de Fransızca öğretim yapan Galatasaray Sultaniyesi açılmıştır. 1872'de Müslüman yetimler için Darüşşafaka Lisesi açıldı. 1875'de ilk askeri rüştiyeler açıldı. 1870'te eğitime başlayan Darülfünun yobazların hışmına uğrayarak ertesi yıl kapattırıldı. 1870'de kız okullarına öğretmen yetiştirecek olan Darülmuallimat kuruldu.

Hukuk alanında


Toprak hukukunda veraset hakkı tanınırken, yabancılara Hicaz dışındaki kent ve köylerden gayrimenkul edinme hakkı tanındı.
1867'de Avrupalıların ve Yeni Osmanlıların baskısı, Abdülaziz'in Avrupa seyahati sonunda oluşan batılılaşma etkisi neticesinde Şurayı Devlet (Danıştay) ve Divan-ı Ahkam-ı Adliye (Temyiz Mahkemesi) ortaya çıktı.
1869'da Ahmet Cevdet Paşa şeriat ve ticaret mahkemelerinin konuları dışında kalan hukuk ve ceza davalarına bakacak Nizamiye Mahkemeleri sistemini kurdu. Belediyecilik alanında 1855'te İstanbul Şehir Eminliği kuruldu.

Abdülaziz Dönemi Siyasal Olayları Bunalımlar Devri Mali Bunalım


Hükümet gerek içerde, gerek dışarıda borç içindeydi ve bu borçları ödeyecek güçten yoksundu. En kolayı dışarıdan borçlanmak ya da 1840'da çıkarılan kaimeleri (kağıt para) arttırmaktı. Bu da enflasyonu körüklüyor ve fakirliği daha da büyütüyordu. Buna karşın başta padişah ve devlet adamları lüks ve israftan vazgeçmiyorlar ve devlet hızla mali iflasa doğru sürükleniyordu. Beklenen iflas 1875'te gerçekleşmiş ve Osmanlılar için daha felaketli bir yolun başlangıcı olmuştur.

Balkan Bunalımı


Karadağ, Hersek, Romen Ulusçuluğu (Eflak ve Boğdan), Sırbistan (Türklerle son bağlarını koparmaya çalışıyor) gibi meselelerle uğraşırken bir yandan da Düvel-i Muazzamayı burada yapacağı hareketler konusunda ikna etmek durumundaydı.

Girit İsyanı (1866)


İsyan bastırılarak Girit'in Yunanistan'a katılması engellendi, bu durum Avrupa'ya da onaylatıldı. Ancak Yunanistan'ın özellikle İngiliz desteğine bağlı girişimleri yeni bunalımlar yaratmaya devam edecektir

Süveyş Kanalının Açılması (1869)


Süveyş Kanalının açılması ile birlikte İngiltere ve Fransa arasında Mısır'ı kontrol etme mücadelesi başlayacak, bu da Osmanlı iç politikasına yeni müdahaleleri getirecektir.

Yeni Osmanlılar Hareketi ve Abdülaziz'in Tahttan İndirilişi


Osmanlı'da sivil muhalefet hareketi başlıyor
Yeni Osmanlılar Hareketi Osmanlı tarihindeki ilk batılı anlamdaki özgürlük hareketidir.
Hareketin ikinci özelliği ise gazetecilerden oluşması ve mücadelesini basın yoluyla yapmasıdır Yeni Osmanlıların amaçları meşrutiyetçi bir yönetim tarzını Osmanlıya getirmektir. Abdülaziz'in müsrifliğine ve idaresine, Bab-ı Ali paşalarının(Ali Paşanın) diktatörce tutumlarına karşıdırlar. Yeni Osmanlılar hareketi doğrudan iktidara yönelik olmaktan çok, bir düşünce ve propaganda hareketi olarak önemlidir. Onlar meşrutiyeti birçok derde deva olarak görmüşlerdir. Abdülaziz ve ona bağlı devlet adamlarının bozuk yönetimleri ve bildiklerini okumaları muhalefeti onlara karşı birleştirmiş devreye ordunun girmesi ile de muhalefet yaptırım gücü kazanmıştır. Abdülaziz tahttan indirilerek yerine meşrutiyeti ilan etmesi beklenen V. Murat padişah yapılmıştır

MsXLabs.org & OT
Son düzenleyen perlina; 27 Ocak 2017 10:39
Mohikan
11 Mayıs 2010 18:16       Mesaj #5
Mohikan - avatarı
Ziyaretçi

Abdülaziz

(Osmanlı Türkçesi: عبد العزيز)(d. 8 Şubat 1830 – ö. 4 Haziran 1876). 32. Osmanlı padişahıdır. II. Mahmut ve Pertevniyal Sultan'ın çocuğu, Abdülmecid'in kardeşidir. Abdülaziz 25 Haziran 1861 tarihinde kardeşinin ölümü üzerine, 31 yaşında iken tahta geçmiştir.

Güreş, cirit ve av sporlarına meraklı olan padişahın tahtta kaldığı sürece en çok üzerinde çalıştığı konu Osmanlı Donanması'nın modernizasyonu idi. Bu nedenle o dönemlerde Avrupa devletlerinden alınan kredilerin çoğu bu konuda harcandı. Sayısı gün geçtikçe artan Osmanlı Ordusu'nun askerlerine yetecek dönemin son model top ve tüfeklerin de sağlanması Abdülaziz döneminde gerçekleşmiştir.
Sultan Abdülâziz hükümdarlığı süresince sık sık ülke içi ve ülke dışı temaslarda bulunmuş geziler düzenlemiştir. Yavuz Sultan Selim'den sonra Mısır'ı ziyaret eden ilk ve tek Osmanlı Padişahı Abdülaziz'dir.
Eyâletlerin yanı sıra Abdülaziz Batı Avrupa'da ziyaretler yapan ilk ve tek padişahtır. 1867 yılında Paris'te açılan büyük bir sanat sergisine III. Napolyon'un daveti üzerine katılan Abdülaziz, sergiden sonra imparator ile temaslarda bulunmuş İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya-Macaristan gezilerinden sonra da geri dönmüştür. Ayrıca Richard Wagner'in Bayreuth operasına maddi yardımda bulunmuş ve davet edilmiştir. Seyahatlerinde İngiltere kraliçesi Victoria, Belçika kralı II. Leopold, Prusya kralı I. Wilhelm, Avusturya-Macaristan imparatoru François-Josef ve Romanya Prensi I. Karol ile görüşmüştür.

Osmanlı'da Abdülaziz döneminde batıyla iyi ilişkiler kurulmasına özellikle dikkat edildi. Tanzimat Fermanı ile Osmanlı'nın girdiği batılılaşma süreci bu dönemde de devam etti. Ülke genelinde yeni vilâyetler ilân edildi ve İstanbul Üniversitesi Fransız Eğitim sistemi örnek alınarak tekrar düzenlendi. Doğu Ekspres'in bir durağıı olan Sirkeci Garı'nın temelleri Abdülaziz döneminde atılmıştır.

Abdülaziz'in 15 senelik hükümdarlığı boyunca yaptığı bazı yenilikler şunlardır;


  • Yeni asker üniformaları hazırlandı.
  • İlk kez posta pulu kullanıldı.
  • Sahillere deniz fenerleri inşâ edildi.
  • Osmanlı Bankası açıldı.
  • Bugünkü Sayıştay ve Danıştay seviyesinde kurumlar oluşturuldu.
  • Lise ve sanayi okulları açıldı.
  • Orman madencilik ve tıp okulları açıldı.
  • İtfaiye teşkilâtı kuruldu.
  • Fransa, Avusturya ve İran yöneticileri İstanbul'a ziyaretlerde bulundu.

Abdülaziz'in Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatak odası


Döneminde yaşanan önemli olaylardan bir kısmı ise Rusya ve Avrupa devletleri'nin kışkırttığı Balkan isyanlarıdır. 1861-64 yılları arasındaki Karadağ İsyanı İkinci Karadağ Harekatı ile bastırılmasına rağmen, Karadağ sorunu büyümeye devam etti. 1861-66 yılları arasındaki Eflak-Boğdan olayları Birleşik Romanya'nın doğuşunu ve bağımsızlık mücadelesini hızlandırdı. 1862-67 yılları arasındaki Sırbistan olayları ise Türk askerlerinin Sırbistan'daki kalelerden çekilmesiyle sonuçlandı. 1866-68 arasındaki Girit Ayaklanması Girit Nizamnamesi ile çözümlenmeye çalışıldıysa da Girit'in kaybına giden olaylar dizisi başlamış oldu. Hıdivlikle yönetilen Mısır'ın özerklik haklarının genişletilmesi bu eyaletin 1882'de kesinkes kaybına yolaçan Mısır'ın borç sorununun ortaya çıkmasına başlangıç teşkil etti. Abdülaziz'in hükümdarlığının son yılları ise 1875-76 yılındaki Hersek İsyanı ile 1867'de başlayan ve 1876'da iyice yayılan Bulgar İsyanları ile müzadele ederek geçti.
Osmanlı Devleti buhranlı günler yaşamaktayken, Abdülaziz 30 Mayıs 1876'da bilekleri kesilerek öldürülmüş, bu olay batı medyası tarafından intihar olarak gösterilmiştir. Fakat Topkapı sarayı müzesinde öldüğü an giydiği kıyafetler günyüzüne çıkmıştır. Bu durum onun intihar etmediğini bir suikaste kurban gittiğini ortaya çıkarmıştır. Divanyolu'nda II. Mahmut Türbesine babasının hemen yanına defnedildi.

Eşleri ve Çocukları:


Dürrinev Başkadınefendi'den : Veliaht Yusuf İzzeddin Efendi, Saliha Sultan IV
Edadil Kadınefendi'den : Şehzade Mahmud Celaleddin Efendi
Hayranıdil Kadınefendi'den : Nazime Sultan , II. Abdülmecit
Nesteren Kadınefendi'den : Şehzade Mehmed Şevket Efendi , Emine Sultan
Son düzenleyen perlina; 23 Ocak 2017 11:11
Daisy-BT
29 Mart 2011 21:38       Mesaj #6
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Abdülaziz

Doğumu: 1830, İstanbul
Ölümü: 1876 İstanbul
Osmanlı padişahı.
II. Mahmut'un oğludur. 1861 yılında padişah oldu. 1867'de III. Napoléon'un çağrısı üzerine Paris'e, oradan Londra'ya gitti. Prusya ve Avusturya yoluyla İstanbul'a döndü. Avrupa'da gördüğü sarayların benzerini İstanbul'da da yaptırmak ve büyük bir donanmaya sahip olma isteğine kapıldı. Avrupa'dan yüksek faizlerle alınan paralarla Boğaziçi'nde saraylar yapıldı, savaş gemileri satın alındı.

1874 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti'nin dış borçları 5.297.676.500 franga, bu boçların yıllık faiz ve itfa bedelleri de 299.068.487 franga yükselmiş bulunuyordu. 6 Ekim 1875'te yayınlanan bir kararnameyle bu borç taksitlerinin ancak yarısının nakit ödeneceği, geri kalan yarısı için de %5 faizli senet verileceği ilân edildi. Bu durum, büyük bir malî bunalımın çıkmasına ve o zamana kadar Osmanlı Devleti'ne borç vererek büyük kazançlar elde etmiş olan Avrupa sermayesinin ve Avrupa kamuoyunun Osmanlı Devleti aleyhine dönmesine sebep oldu.

Bu malî bunalım bir süre sonra siyasal bunalıma dönüştü. Abdülaziz tahttan indirildi (29/30 Mayıs 1876). Bu olaydan kısa bir süre sonra da bileklerini keserek intihar etti.

Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Osmanlı Padişahları - Sultan Abdülaziz


Son düzenleyen perlina; 23 Ocak 2017 11:14
23 Ocak 2017 11:00       Mesaj #7
perlina - avatarı
MOD Selket

Sultan Abdülaziz

Ad:  abdulaziz.jpg
Gösterim: 222
Boyut:  68.8 KB

Babasi . Ikinci Mahmud
Annesi . Pertevniyal Valide Sultan
Dogumu : 8 şubat 1830
Vefati . 4 Haziran 1876
Saitanati : 1861 - 1876 (15) sene

Hayatı:

Sultan Abdülaziz Istanbul'da doğdu. Çok kuvvetli bir tahsil gören padişahın edebi kültürü de gayet genişti. Uzun boylu, değirmi yüzlü, kumral sakallı ve geniş omuzluydu. Vücudu pek iri ve heybetli idi. Cihan pehlivanları ile güreşebilecek kuvvete sahipti. Aynı zamanda bestekâr, şâir ve ressamdı. Memleketin imarı için bir çok çalışmalar yapmıştır. Yaptırmış oldugu savaş gemilerinin planlarını coğu zaman kendisi çizmiştir.

Devrinde olan önemli olaylardan bazıları :
1863'de Mısır ve 1867'de Avrupa seyahatlerine çıktı.
1868 'de Şurayı Devlet kuruldu.
1869'da Süveyş Kanalı açıldı.
1871'de Mithat Paşa sadrazam oldu. Fakat iki ay sonra, bütçede açık oldugu halde açık olmadığını söyleyip yalanı meydana çıkınca, sadrazamlıktan azledildi.1874'de Hüseyin Avni Paşa sadrazam oldu. Bir yıl sonra azledilince, bu kindar adamın kini padişaha karşı son haddine vardı. Abdülaziz çok büyük bir adam kıtlığı ile karşı karşıya bulunuyordu. Kime vazife vereceğini bilemiyordu.Hiç bir işe yaramadıkları alenen ortaya çıkmış olan Mithat Paşa, Mahmud Nedim ve Hüseyin Avni Paşaların teşvikleriyle başlayan bir nümayiş ihtilâle döndü. Abdülaziz'i tahttan indirdiler. Tahttan indirilmekle de kalmayarak intihar süsü verip zorla öldürdüler.Halbuki bu büyük padişah, zamanında Osmanlı Devletini, askeri bakımdan Dünyada ikinci veya üçüncü duruma getirmişti. Çok çalışkan, gayretli, dindar ve ilerisi için büyük ümitler taşıyan bu büyük Hakan, şahsiyetleri çok düşük olan bazı siyasiler tarafından, tahttan indirilmesi devletin bu kritik günlerinde felâket oldu. Bütün mal varlığı çapulcular tarafından yağma edildi.
5 Haziran 1876 senesinde şehid edildiği zaman 46 yaşında bulunuyordu.

Cenazesi Divanyolu'ndaki Sultan Mahmud Türbesine defnedildi. (Allah rahmet eyiesin)
Erkek çocukları
: Selim Mehmed, Mahmud Celaleddin, Mehmed Şevket, Seyfeddin, Sehzade Yusuf İzzeddin, Salahaddin, Abdülmecid.
Kız çocukları : Saliha Sultan, Emine .Sultan,Nazime Sultan, Esma Sultan, Emine Sultan, Fatma Sultan, Münire Sultan.

SİYASİ GELİŞMELER

Abdülaziz tahta çıktığında Osmanlı Devleti'nde önemli dış borç sorunu vardı. Hazine boşalmış ve Osmanlı Devleti'nin eski görkemli dönemleri geride kalmıştı.
Osmanlı içinde yaşayan özellikle gayri müslim milletler Fransız İhtilalinin getirdiği özgürlükçü ve milliyetçi duygulardan ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucunda yeniden ayaklanmaya başlamışlardı.

KARADAĞ İSYANI

Balkanlarda Rusya'nın ve Avusturya'nın teşvikiyle Karadağ'da ayaklanma başladı. Ancak Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasındaki birlikler ayaklanmayı bastırdı.
Rusya'nın ve Fransa'nın baskıları sonucu 8 Eylül 1862 tarihinde imzalanan İstanbul Protokolü ile Belgrad kalesinin iç kesimleri Osmanlılara kalacak, dış bölgeleri ise Sırplara bırakılacaktı.

MISIR SEYAHATİ
Sultan Birinci Abdülaziz Mısır seyahatine çıkmaya karar vermişti. 3 Nisan 1863 günü Feyz-i Cihad Vapuru ile İstanbul'dan ayrıldı. Yanında yeğenleri Şehzade Murat, Şehzade Abdülhamid ve Şehzade Mehmed Reşad da bulunuyordu. Mısır'da halk padişaha çılgın sevgi gösterilerinde bulundu. Yavuz Sultan Selim'den bu yana hiçbir Osmanoğlu Mısır'a ayak basmamıştı.
Mısır'a önem veren Abdülaziz sonraki yıllarda da Mısırla ilgili yeni düzenlemelerde bulundu. Mısır Valileri 2 Haziran 1866 gününden itibaren "Hıdiv" ünvanıyla anılmaya başlandı.

ROMANYA SORUNU

İmzalanan Paris Antlaşması'nda belirtilen maddeye göre Eflak ve Boğdan Beyliği iç işlerinde bağımsızdılar. 1862'de Bükreş'te toplanan Eflak ve Boğdan ortak Meclisi Romanya'nın birliğini sağladılar. Romanya prensinin güvesizlik oyu alamamasından sonra olaylar büyüdü ve Romanya'daki kargaşa bitmedi. 1866 yılında Romanya birliği ve Romanya Prensi Charles'ın prensliği kabul edildi.

GİRİT SORUNU
18. yüzyıl sonlarında başlayan Girit sorunu 19. Yüzyıl boyunca devam etmiş, Girit'te yaşayan Rumlar her fırsatta ayaklanmışlardı. Sultan Abdülaziz döneminde de adada isyan çıktı. Osmanlı Devleti sorunu hem askeri, hem de idari açıdan çözmek için girişimlerde bulundu. Ancak Yunanistan'a ilhaktan (Enosis) başka bir düşünceleri olmayan Giritli Rumlara karşı başarı sağlanamadı (2 Eylül 1866).

Girit'e gönderilen Sadrazam Mehmed Emin Ali Paşa, 6 Ekim 1867'de adanın yeni statüsünü belirlemek için bir ferman yayınlattı. Bu fermanla Girit'e yeni bir idare şekli getiriliyordu. Sivil yönetim padişahça atanan yeni valiye, Askeri idare ise komutana veriliyor, atanan valinin biri müslüman diğeri hıristiyan iki yardımcısı olacaktı. Gümrük vergisi hariç diğer vergilerden ada muaf olacak, iki resmi dili olacaktı. Karma meclis tarım, bayındırlık, ticaret ve endüstri işlerini planlayacaktı.

AVRUPA SEYAHATİ
Sultan Abdülaziz ülke dışına çıkıp, Avrupa Başkentlerini ziyaret eden ilk padişahtır. Zira o tarihe kadar bir Osmanlı hükümdarının yabancı bir ülkeyi resmi veya gayri resmi şekilde ziyaret etmesi asla görülmemişti.
Sultan Abdülaziz'in 21 Haziran 1867 günü İstanbul'dan hareketinden, 7 Ağustos 1867 günü İstanbul'a dönüşüne kadar bir ay on altı gün süren bu Avrupa seyahati, bilhassa Rusya ile müttefik şekilde hareket eden Fransa'ya, Balkanlardaki Türk siyasetini açıklamak ve yeni bir Rus savaşını önlemek amacıyla düzenlendi.

BOSNA HERSEK VE BULGAR İSYANI

1875 Yılında Bosna-Hersek'te de ayaklanma çıktı. Bu bölgedeki ayaklanmaya müdahale eden Avrupalı devletler bazı reformlar yapılmasını istediler. Hazırlanan reform paketi Bulgaristan'da ayaklanma başladığı için uygulanamadan rafa kaldırıldı. Bulgaristan'ın amacı tam bağımsız bir devlet olabilmekti. Ayaklanan Bulgar çetelerine destek veren Avrupalılar kendi çıkarlarına uygun bir nokta bulamadıkları için Bulgaristan sorunu da askıda kaldı.

ISLAHATLARI
Abdülaziz döneminde, Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim, ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı.

Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Bu görüntüsüyle İngiltere ve Fransa'dan sonra dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti.

Sultan Abdülaziz 14 sene 11 ay beş gün tahtta kalmıştır. Bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır.Dönemin aydınlarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da Namık Kemal'i Vatan Yahut Silistre piyesinden sonra Kıbrıs'a sürgün edecek kadar sertleşmiştir. Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa'nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Sultan Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir.

Sultan Abdülaziz'in tahtan indirildikten dört gün sonra, hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayında sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği söylense de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar da vardır (4 Haziran 1876).

MİMARİ ESERLER

Hemen hemen tüm Osmanlı padişahları gibi Sultan Abdülaziz'de, mimari konuda çalışmalar yapılmasını destekledi.
Mısır seyahatinden önce yaptırdığı Harbiye binası,
Aksaray Valide Camii,
Sadabad Camii,
Maçka sırtlarında Aziziye Camii,
Yine Konya'da Aziziye Camii,
Beylerbeyi Sarayı ve Çırağan Sarayı onun döneminde inşa edildi.

Son düzenleyen perlina; 27 Ocak 2017 10:41 Sebep: Resim Link Yenilendi
23 Ocak 2017 21:30       Mesaj #8
perlina - avatarı
MOD Selket

Abdülaziz Han'ın Sırlı Ölümü





Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç