Türk Felsefesi Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Türkiye´den :: > Satırlarla Türkiye
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 26-09-2006   #1 (mesaj-linki)
Mystic@L - avatarı
Türk Felsefesi



Türk Felsefesinin Tarihi:

Türk felsefesinin tarihinin İslam felsefesinin parlak dönemleri olan 12. ve 13. yüzyıllarda başladığını iddia edenler olmasına rağmen çoğunluk Türk felsefesinin başlangıcı olarak Tanzimat fermanını gösterir. Buradan da anlaşıldığı gibi felsefe tarihçilerinin çoğu felsefe lafından batı(Grek) felsefesini anlamaktadır. Türklerin İslam kültür çevresine katıldıkları 8. ve 9. yüzyıllar aynı zamanda İslâm felsefesinin doğuş yıllarıdır. Türkler 12. ve 13. yüzyıllarda tasavvufla karışık olan İslam felsefesinin gelişmesinde önemli roller oynamışlardır. İslam felsefesi, kavramlar yerine imgelere dayanan, amacı doğruyu bulmak değil inandırmak olan, dogmalardan oluşmuş bir felsefedir. Çoğu kişinin gerçek felsefe olarak gördüğü Batı felsefesine ise, Türk toplumu, Tanzimat Fermanı ile girmiştir. Tazminat Fermanından sonra ortaya çıkan Batı özentiliği her ne kadar kültür yozlaşmasına yol açmış olsa da batı felsefesinin Türk felsefesini etkilemesini sağlamıştır. Batıda 2500 yıldır olan felsefe bizde sadece 150 yıldır vardır. Kısacası Türkiye felsefesi daha yeni doğmuştur ve bu yüzden çok önemli adımlar atamamıştır. Türkiye’de düşüncenin önünü kapayan bu kadar engellere rağmen Türk felsefesi ufak bir kitleye hitap ediyor olsa da tek tük çok başarılı felsefecilerin çıktığı söylenebilir ancak hala Türkiye’de felsefenin önünün açık olduğu söylenemez. Ülkemiz maalesef eğitimsizlikten veya eğitim sisteminin kötülüğünden dolayı bir dolu dogmatik insanla dolmuştur. Onlar içinse felsefe yapmak rakı masalarında ülke kurtarmaktan ileri gidememiştir. Eğitim sistemi yüzünden Türkiye her deneni sorgulamadan kabul eden akla hitap edenlerle ilgilenmeyip insanın duygularıyla oynayanların peşinden koşan insanlarla dolmuştur. Böyle bir ortamda felsefenin geniş kitlelere ulaşması ise çok uzak bir ihtimaldir.

Türkiye’de Felsefeye Verilen Önem:

Türkiye’de felsefe geniş kitlelere ulaşmamıştır. Bunun sebeplerinden biri halkın tutumudur. Halk çoğu yerde olduğu gibi ülkemizde de felsefeyi gereksiz bilgiler yığını olarak görmektedir. Felsefe ise filozofların kafalarında yarattığı tuhaf durumlar üzerine yapılan tuhaf yorumlardır. Zaten filozoflar onlara göre deli, boşta gezen insanlardır. Hele darbeler sonucunda bütün düşünce eylemleri anarşistlik ve teröristlik olarak görülmüştür. Bir felsefe olan anarşizm günümüzde çoğu insan için terörizmle aynı anlama gelmektedir. Kısacası felsefeyle ilgili her şey ülkemizde ya saptırılmış ya da yasaklanmıştır. Düşünen toplum istemeyenlerin yozlaştırdığı eğitim sistemi sonucunda felsefenin ne olduğunu bilmeden üniversite mezunu olmuş insanlar yetişmiştir. Eğitimsiz olan halk koşullandırılmış ve felsefeyi gereksiz görmüştür. Bunun sonucunda da düşünme yeteneğinden yoksun kuşaklar yetişmiş ve kendilerine her telkin edeni yapan insanlar türemiştir.

Felsefe yapmak gerçek anlamıyla düşünmek ve gerçeği aramaktır ancak günümüzde halkın felsefe yapmakla kastettiği yabancı ya da eski sözcükler kullanarak, insanları etkilemek ve ikna etmek için yapılan anlamsız ve kafa karıştıran konuşmalar gelmektedir.

Ayrıca ülkemizde liselerde okutulan felsefe dersleri çok yetersizdir. Dağların adlarını ve yerlerini unutulacağını bile bile ezberleten eğitim sistemi düşünmeyi öğretmeye neredeyse hiç yeltenmemiştir bile. Lise müfredatına zorâki koyulan felsefe dersi çoğu okulda felsefe tarihini geçemezken diğer okullarda çocukların kafasında soru işaretleri bırakmaktan başka bir işe yaramamıştır. Felsefeyle bu kadar olumsuz koşullar altında tanışan insanlar da doğal olarak felsefeyi sadece geçmek zorunda oldukları bir ders olarak görmektedir. Bu denli önemsenmeyen bir konuda da ancak birkaç kişi felsefeyle ileri düzeyde ilgilenmeyi düşünmektedir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 18-09-2008   #2 (mesaj-linki)
AeraCura - avatarı
Türkiyede Felsefenin Evrimi



Türkiyede Felsefenin Evrimi

Türkiyede Felsefenin Evrimi Tanzimat Öncesi Türkiyede düşünce hayatı Tanzimata kadar tamamıyla dinsel düşüncenin etkisi altında idi. Medreselerde hukuk, mantık ve felsefe ile ilgili çalışmalar Aristotelesin biçimci düşünce yöntemi uygulanarak yapılıyordu. Ayrıca toplumun çeşitli tabakalarına yansıyan ve daha çok tekkelerden yayılan gizemci bir felsefe vardı. Çeşitli değişiklikler gösteren bu felsefe, İslam düşüncesinin Türk geleneklerine göre yorumlanmasından başka bir şey değildi. Bunların yanında, folklor ürünlerinde somutlaşıp dile getirilen kendiliğinden halk felsefesi de vardı. Yunan filozoflarının adlan ancak Osmanlı bilim adamlarının az sayıdaki eserlerinde görülebilmekte idi. Buna en iyi örnek, Taşköprülüzadenin ansiklopedik bir eser olan Mevzual-ül. Buna karşılık Bacon, Descartes, Spinoza, Kant vb. Rönesans sonrası filozoflarının adları bile duyulmamıştı. Türklerin Farabi, İbni Sina, Bİruni gibi büyük fiyozoflarla 10. ve 11. yüzyıllarda felsefeye katkılarda bulunduklarını elbette unutmamak gerekir. Ne var ki sonradan arada bir kopukluk olmuş; o kültür ile Osmanlı kültürü arasında bağ kurulamamıştır. Ancak 15. yüzyılda yaşayan Şeyh Bedreddinin düşüncelerinde felsefî bir özellik, özgün bir yon, bîr eleştiri tavrı bulunduğu söylenebilir. Tanzimattan önce düşünce alanında beliren pek az ad arasında Yanyalı Esat Efendi ile Kâtip Çelebi dikkati çeker. 17. yüzyılda yaşayan Kâtip Çelebide felsefeye ilgi duyan görüşlere Taşlanmaktadır. Bu bilgin, özellikle Mizan-ül Hak (En Doğruyu Seçen Hak Terazisi) adlı kitabında bağnazlığa ve skolastik davranışlara açıkça cephe almış, bunları eleştirmişti. 18. yüzyılın başlarında yaşayan Yanyalı Esat Efendi ise, daha Önce Farabİ ile İbni Sinanın Aristotelesten yaptıkları çevirileri ve bunların yorumlarını yetersiz, hatta yanlış bularak, -başta Physique olmak üzere-Aristotelesin kitaplarını yeniden ve doğrudan doğruya Yunanca asıllarından çevirme işine girişti. Esat Efendi, İbni Sina ve Sühreverdi gibi İslam filozoflarının kitaplarını da çevirmişti. Böylece Doğunun ve Batının büyük ederlerini karşılaştırma olanağı sağlaması. unun felsefeye yaptığı büyük hizmeti gösterir. Esat Efendinin hiçbir eserinin basılmamış olduğunu, yazmalarının Süleymaniye Kütüphanesinde bulunduğunu söylemeliyim. Felsefe yapmanın başlıca koşulu, özerk bireylerin bulunmasıdır. Osmanlılarda Tanzimattan Önce Özerk birey meydana çıkamamıştı. Felsefe dinsizlikle eşanlamlı sayılıyordu. Bu nedenle düşün alanında filizlenmeler olamadı. Birkaç filizlenme görüldü; fakat onlar da ürün veremedi. Tanzimat Dönemi Tanzimattan sonra Medresenin yerini Darülfünun (üniversite) almaya başladı. Edebiyat alanına Batıdan yeni türler, bu arada tiyatro ve roman girdi. İlk bağımsız gazete Tasvir-i Efkâr yayımlandı. Bu gazetenin önemli yararlarından biri, Batıdan gelmeye.başlayan bilimse] ve felsefi düşünceleri halkın kolaylıkla tanıyabilmesini sağlamasıydı, Ahmet Vefik Paşanın Üniversitede verdiği Hikmet-i Tarih (Tarih Felsefesi) dersinin özeti bu gazetede yayımlandı. Bu dersler sonra kitap halinde de çıktı ve çeviri olmayan ilk felsefe kitabımız oldu. Tanzimat yazar ve düşünürlerinin ilgisi hemen hep Büyük Fransız Devrimini hazırlayan aydınlanma filozoflarına yönelmiş, onlardan çeviriler yapılmaya çalışılmıştır. Bunlardan biri de Ziya Paşanın J.J. Rousseaudan yaptığı; Emile çevirisidir. Bu çevirilerin bir bölümü 1881de Mecmua-i Ebuzziyada yayımlanmıştır. Bu çeviriler başlangıçta kısa ya da eksikti; önemli kitapların tam olarak çevrilmesi sonraya kaldı. Tanzimat dönemindeki kültür hareketinin öncülerinden Münif Paşa, Ansiklo-pedicilerin 18. yüzyılda Fransada yaptığı çalışmalara benzer yayınlar yaptı: Dergi çıkardı, dernek kurdu, Fransızca-yı öğreten bir ekol oluşturdu. Onun Muhaverai-ı Hikemiye (Felsefe Konuşmaları) adlı kitabı (1859) üç Fransızdan, Voltaire, Fontenelle ve Fenelondan çevirdiği diyaloglardan meydana gelir. Bu diyaloglarda, Herakleitos ve Demokritos gibi Yunan filozofları konuşturulur.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 13-12-2008   #3 (mesaj-linki)
HerHangiBiri - avatarı
Cvp: Türk Felsefesi

Türk felsefesinin ilk önemli metni Uygurca yazılmış Kutadgubilig’tir. Yusuf Has Hacib’in 1069’da yazdığı eser bir siyasetname ve ahlak kitabıdır. Yine aynı dönemde 1074’de Kaşgarlı MahmudDivanü lügatı Türk ile ortaya çıkmıştır. Türklerin, Batı felsefesiyle tanışana kadar İslam’a dayanan felsefeleri vardı. Felsefe, İslam dini içindeki bir etkinlikti ve Arapçaile yapılıyordu. İlk akılcı felsefe 9. yüzyılda Mutezile akımıydı. İslam felsefesiFarabi, el-Kindi, İbn Sina, Biruni ile Aristoculuğu tanıdı. 8.-13. yüzyıllar arasında Yunan filozofları tercüme yoluyla İslam felsefesine girdi. İslam felsefesi bu yüzyıllarda Kelamiye akımıyla akılcılığı din temelinde savundu. Bunlar da Eşariye ve Matüridiye olarak iki kola ayrıldılar. Osmanlı felsefesi geleneksel dini felsefeydi. Hukuk, siyaset, ahlak felsefeleri ve mistik felsefe bu okulların medreselerinde ve sufi akımlarda gelişti. Büyük ölçüde hüccetülislam Gazali’ye dayanıyor ve akılcı İbn Rüşd’ü dışarda bırakıyordu. Osmanlı yenileşme düşüncesi Katip Çelebi ile başladı. İctihad kapısının kapatılmış olmasıyla felsefi gelişme de durmuştu. Tanzimat dönemiyle Batılılaşmaya başlayan Türklerde modern felsefe ilk olarak askeri ve teknik alanlarda, medrese dışında kurulan yeni okullarda yerleşti. Yanyalı Esat Efendi yeni Aristocu çeviriler yaptı.
19. yüzyıldaki yenileşme hareketlerinde Münif Paşa’yla başlayan Batı etkisi, Osmanlı aydınlarını üstün Batı siyaset ve bilimini memlekete uyarlamaya sevketmiştir. Yeni Osmanlılar derneğinde toplanan Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Agah Efendi, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Vefik Paşa Fransız düşünürlerinin etkisinde kaldılar, laik felsefenin ilk başlatıcıları oldular, bu aydınlar geç kalmış Osmanlı aydınlanmacıları ve ansiklopedistleriydi.


Batı dillerinden Türkçeye ilk çevrilen eser 1895’te Descartes’ten İbrahim Efendi’nin çevirdiği Ulumda Taharri ve Hakikate Dair Usul Hakkında Nutuk’tur. İlk pozitivist Beşir Fuat 1887’de intihar etmiştir. Abdülhamit döneminde Jön Türkler Batı felsefesini uyarlamaya çalıştılar. Ahmet Rıza ve Abdullah Cevdet, materyalist felsefe üzerine yazdılar. Meşrutiyetle birlikte gelen özgürlük ortamında ortaya çıkan Türkçü, İslamcı ve Batıcı düşünce akımları bu dönemde zengin düşünce ürünleri ortaya koydular. Maddeci, ruhçu, ahlakçı, ateist, Freudçu, enerjetik, Kantçı, sezgici, milliyetçi düşüncelerin temsilcileri Ahmet Şuayp, Suphi Ethem, Rıza Tevfik, Baha Tevfik, Celal Nuri, Filibeli Ahmet, Ziya Gökalp, Mustafa Şekip, Ahmet Naim, Ahmet Hilmi, Salih Zeki, İsmayıl Hakkı, İsmail Fenni, İsmail Hakkı İzmirli, Mehmet İzzet, Mehmet Ali Ayni, Mehmet Emin Erişirgil’di. Adında felsefe geçen dergiler çıktı: Felsefe, Felsefe Mecmuası, Yeni Felsefe Mecmuası, Ceridei Felsefiye, Felsefe Istılahatı Mecmuası, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası. Türk felsefecileri İslam ile Batı düşüncesi arasında kalmışlığın sorunlarını irdelediler. Felsefe sorunları din ve çağdaşlaşma tartışması temelindeydi.

Cumhuriyetten sonra yayımlanan ilk felsefe dergisi Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’dır (1927). Kurucuları Mehmet Servet ile Hilmi Ziya’dır. Kadrocular bir siyaset felsefesi geliştirmeye çalıştılar. Türk felsefesi gelişirken, Anadolu felsefesi olarak Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Cevat Şakir’le ortaya çıktı, hümanizm gelişti. Nazilerden kaçarak Türkiye’ye gelen bilginlerden Ernst Von Aster felsefe tarihi dersleri verdi. Macit Gökberk, Halil Vehbi, Mazhar Şevket, Nusret Hızır, Haydar Rıfat, Ziyaeddin Fahri, Nermi Uygur, Takiyettin Mengüşoğlu, Bedia Akarsu, Hüseyin Batuhan, Önay Sözer, Cemil Meriç, Erol Güngör, Teoman Durali, İsmail Tunalı, Necla Arat, Mazhar Şevket, Ioanna Kuçuradi, Suut Kemal, Afşar Timuçin, Orhan Hançerlioğlu, Selahattin Hilav, Bedrettin Cömert yeni akımları tanıttılar. Demokrasi döneminde Marksist felsefenin bütün klasikleri tercüme edildi, Varoluşçuluk, yeni pozitivizm, yeni Hegelcilik, yeni Kantçılık ve postmodern filozofların eserleri Türkçeye kazandırıldı. Son yıllarda liberal felsefenin temsilcileri de Türkçeye çevrildi. Cumhuriyetin ilk döneminde Felsefe Cemiyeti, Felsefe Yıllığı, Felsefe Derneği kuruldu. 1974’de kurulan Felsefe Kurumu, 1979’da Türkiye Felsefe Kurumu adını almıştır. 1987’de Ankara’da bir dernek daha kurulmuştur: Felsefe Derneği. Adı Türk Felsefe Derneği olmuştur. Başta İstanbul, Marmara, Ankara, Hacettepe ve ODTÜ üniversitelerinde Felsefe Bölümlerinde akademik çalışmalar yapılmıştır.


  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
felsefesi, türk
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Türk Felsefesi Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Bir Türk Felsefesi için Genel Çizgiler HayLaZ61 Satırlarla Türkiye 1 18-09-2009 17:48
Türk Musikisi (Türk Sanat Müziği) Blue Blood Müzik 3 18-05-2009 22:32
Türk Tv /Tv Kartı Olmadan Yüzlerce Kanal ve Radyo, Türk Yapımı (Freeware) ozti Ücretsiz-Beta Yazılımlar 1 18-05-2009 15:25
Türk - Türk Nedir - Türk Hakkında NeutralizeR X-Sözlük 2 30-04-2009 04:12
Yurtdışındaki Türk Çocukları için Türkçe ve Türk Kültürü Öğretim Programı Blue Blood Eğitim Bilimleri 2 14-12-2007 22:30