| | #11 (mesaj-linki) |
Cvp: PKK Hakkında Türkiye’de Terör: PKK 970’li yıllarda dünyada özellikle üniversitelerde gençlik hareketleri başladı. Bu hareketlerin Türkiye’de yayılması başlaması Kürt sorununu gündeme çıkardı. Özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde baskıların sona erdirilmesi düşüncesiyle üniversitedeki Kürtler örgütlenmeye başladılar. İlk başlarda bu örgütlenme Türkiye solu içinde cereyan ediyordu. 1970’lerden itibaren Doğu Bölgelerimizin geri kalmışlığından faydalanarak ayrı bir örgütlenme oluşturdular. 1974 yılında Anlara Yüksek Öğrenim Derneği (AYÖD) isimli gençlik organizasyonu içersinde faaliyet gösteren Abdullah Öcalan, Kesire Yıldırım (Öcalan), Haki Karaer , Cemil Bayık, Kemal Pir isimli şahıslar Ankara’nın Tuzluçayır semtinde yaptıkları bir toplantıyla örgütün ilk temellerini atmışlardır. Örgüt ilk faaliyetlerini Güneydoğu illerinde başlatmıştır. Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ilk faaliyet alanı olarak bu şehirlerin belirlenmesinin altında yatan nedenler vardır. Gaziantep’te sanayinin gelişmesiyle birlikte bu şehre yoksul işçi sınıfının yoğun göçü, Diyarbakır’da geçmişte yaşanmış olan bir isyan hareketleri, Şanlıurfa’da ise feodal yapının devam ediyor olması örgütü bu şehirlere yöneltmiştir. 27 Kasım 1978 tarihinde örgüt üyeleri tarafından Diyarbakır’da yapılan toplantıyla KADEK( Kürdistan İşçi Partisi, Partiya Karkaren Kürdistan) ilan edilmiştir. 1980 askeri darbesi sonucu yapılan tutuklamalarla dolan Diyarbakır Cezaevi PKK ‘nın kadro genişletme çalışmalarına zemin hazırladı. PKK merkez komitesi üyesi Kemal Pir’in -Kürdistan özgürlük mücadelesinin kalbi Diyarbakır’da Diyarbakır’ın kalbi de zindanda atmaktadır.- ifadesi PKK’lıların yoğun olarak bulunduğu cezaevlerinin birer eğitim merkezi haline getirilmiş olduğunu göstermektedir. Yapısı PKK terör örgütünü; genel başkanlık, genel başkanlık, konseyi merkez komitesi, merkez disiplin kurulu, bölge komiteleri, yerel komiteler adı altında toplanmıştır. PKK terör örgütünün Genel Başkanı Abdullah Öcalan’dı. Örgüt hareketleri tamamen genel başkan tarafından yürütülmektedir. Öcalan’ın tutuklanmasıyla birlikte yeni bir genel başkan belirlenmemiştir. Bu Öcalan’ın örgüt üzerindeki egemenliğini göstermektedir. Örgüt o zamandan beri genel başkanlık konseyi tarafından idare edilmektedir. 3.Amaçları İlk amaçları Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini içine alacak şekilde bağımsız bir Kürdistan Devleti kurmaktır. Bunun için Birleşmiş Milletlerin self determination hakkından yararlanmak istemektedirler. Self determination azınlıklara tanınmış bir hak değil, sömürgelere verilmiş bir haktır. Bu nedenle Kürtler Türklerden farklı olduklarını azınlık olmadıklarını ispatlamaya çalışmaktadırlar. Bütün dünyaya kendilerini bağımsız bir devleti idare edebilecek güçte olduklarını göstermeye çalıştılar. Fakat bu amaçla hareket ederken şiddete çok fazla baş vurdular ve insan haklarını ihlal ettiler. 4.Faaliyetler a.Şiddet Dönemine Geçiş II. Kongreden sonra PKK’nın kendi içinde tüm hazırlıklarının bittiği tespit edilmiş ve hareket zamanının geldiği kararlaştırılmıştır. Başlangıç olarak silahlı propaganda ünitelerinin oluşturulması ve bölgedeki yerel nüfusla ilişkiye geçilerek gerilla savaşının başlatılması kararlaştırıldı. Terör eylemlerinin başlatılmasındaki amaçlar ülke içindeki otoriteyi sarsmak, ekonomiyi zedelemek ve kendi görüşleri doğrultusunda hükümetten bazı tavizler alabilmektir. Bunun dışında yapılan hareketlerin çok fazla şiddet içermesinin bir diğer nedeni de tüm dünyanın dikkatini Kürt sorununa çekmektir. b.Örgütlenmedeki Başarının Nedenleri Doğu Bölgelerinde yaşanan yoksulluk, işsizlik, hükümetin yanlış tutumları PKK’nın her geçen gün büyümesine sebep olmuştur. “ Gazeteci Mehmet Ali Birand’a göre Güneydoğu’da ki güvenlikten sorumlu kuruluşların baskıcı uygulamaları sıradan insanları bile potansiyel PKK sempatizanı yapmıştır. PKK yaşanın ekonomik yoksulluktan yararlanmayı bilmiş ve Kürt kimliği üzerinde çeşitli şekillerde propagandalar yaparak Kürt gençlerini bünyesinde toplamayı başarmıştır. Bu gençleri yaşadıkları yoksulluktan, siyasi sorunlardan var olan baskılardan kurtulabilmek için şiddet kullanmaları gerektiği ancak şiddet kullanarak başarıya ulaşabileceklerini kolayca inandırmıştır. Bu da PKK ‘nın insan kaynağı sağlamada herhangi bir zorluk yaşamamasına ve kolaylıkla bu konuda başarı sağlamasına yol açmıştır. 5. Kongreler 2. Kongre: 1982 yılında yapıldı.Bu kongrede şiddet eylemlerinin başlatılmasına karar verildi.Böylece 2.kongreyle birlikte PKK’nın şiddet dönemi başlatılmış oldu.Bu kongreye kadar gerilla eğitimleri tamamlanmış olan örgüt elemanları batıya yönlendirildi. Verilen eğitimlerin uygulanması batı bölgelerinde yapılmaya başladı. 3. Kongre: Bu kongrede örgüte maddi gelir sağlanması konusunda görüşmeler yapıldı. Vergilenme kanunu çıkartıldı. Zengin Kürt iş adamlarından çeşitli şekillerde bağış alınarak örgüte katkı sağlandı. Ülke içinde yapılacak eylemlerin bölgelere bölünerek yapılması kararlaştırıldı. 4. Kongre: 1990 yılında toplanmıştır. Bu toplantıda yapılan eylemlerin bundan sonra daha genişletilmiş olarak yapılmasına karar verilmiştir. Bağımsız bir Kürdistan devletinin kurulması kararı alınmıştır. İnsan toplama faaliyetleri arttırıldı. Bunun için Kürt vatandaşlarının sempatisi kazanılmaya çalışıldı. 5.Kongre 1995 yılında Kuzey Irak’ta yapılmıştır. Bu kongrede de artık Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinin dışına çıkarak Karadeniz Bölgesine açılım kararı alınmıştır. Ayrıca 5. kongreyle birlikte Akdeniz Bölgesinde de faaliyetler başlıyor. 6.Kongre: Bu kongreyle birlikte PKK’nın silahlı eylemlerinde artış kararı alındı. Terör tüm ülke çapında boy göstermeye başladı. Bu kongreden sonra ülke ekonomisine zarar verme eylemleri yapıldı. Özellikle turistik bölgelerde turizmi etkilemek açısından eylemler arttırıldı. 7.Kongre: Abdullah Öcalan yakalanıp, idam kararı verildikten sonra hazırlanmış bir kongredir. Bu kongreye kadar örgüt militanları ve malzemeleri Kuzey Irak’a gönderilmişti. Bu kongre PKK açısından çok önemlidir. İlk kongreleri gibi yeniden yapılanma söz konusudur. Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla PKK’nın parçalanamayacağı gösterilmiştir. Örgüt ,i.içinde moral kaybına sebebiyet vermemek amacıyla bütünleri ispatlanmıştır. 8.Kongre: Terörist başı Abdullah Öcalan’ın yakalanıp tutuklanmasından sonra yapılan son kongredir. PKK isim değiştirme kararı alıyor, bundan sonra Halkların Özgürlük Partisi adının kullanılmasında oy birliğine varıyor. Teröristlere genel af halinde silahların bırakılacağı belirtiliyor. Ayrıca Abdullah Öcalan’ın cezaevi şartlarının daha iyi olması ve başka bir cezaevine nakledilmesi isteniyor. 6. Kuruluşları a-ARGK ve ERNK’nin Kurulması Kadek 15 Ağustos 1984’te gerçekleştirdiği Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla HRK(Hezen Rızgariya Kürdistan, Kürdistan Kurtuluş Birliği) isimli askeri aperatının kuruluşunu ilan etmiştir. Daha sonra bu kuruluşun adı 3. kongrede ARGK ( Kürdistan Ulusal Kurtuluş Ordusu- Arteşe Rızgariya Gele Kürdistan) olarak değiştirilmiştir. ARGK birlikleri bölgesel ve yerel düzeylerde örgütlenen çeşitli birliklerden oluşur. Sayıları 7-11 ile arasında değişmektedir.KADEK terör örgütü 21 Mart 1985 tarihinde çeşitli toplum kesimlerinde cephe örgütlenmesini gerçekleştirmek üzere ERNK’yi (Kürdistan Halk Kurtuluş Cephesi- Eniya Rızgariya Netewa Kürdistan) ilan etmiştir. ERNK PKK’nın siyası kanadını, ARGK ise askeri kanadını oluşturmaktadır. Bu kuruluşların kurulmasından sonra PKK dağda başarılı olamayan militanlarını şehirlere indirerek bu faaliyetler aracılığıyla dağdaki militanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere görevlendirmiştir. b.KUM ( Kürdistan Ulusal Meclisi) PKK terör örgütü 4. Kongrede aldığı eylemlerini yoğunlaştırma kararını devam ettirmek ve diğer etnik grupları da yanına çekmek amacıyla KUM (Kürdistan Ulusal Meclisi)’ni gerçekleştirmiştir. Toplantıda eylemlerini yoğunlaştırmak çabasıyla bünyesini genişletmek için islami yönü ağır basan örgütleri de yayına çekmeyi hedeflemişti. c.KUK (Sözde Kürdistan Ulusal Meclisi) 12 Nisan 1995 tarihinde Hollanda’nın Lahey şehrinde sözde SKP açılmıştır. Bu parlamento o günden günümüze kadar halen toplantılarını devam ettirmektedir. 24 Mayıs 1999 tarihinde Hollanda Amsterdam’da kurulmuş olan sözde Kürdistan Ulusal Kongresi (KUK)’ne katılmıştır. Bu kongrenin oluşturulmasından sonra bütün Kürtçü dernekler bir çatı altında toplanmıştır. Kürtlerle ilgili konuların görüşülmesi, kararların alınması, Avrupa ülkeleriyle olan görüşmeler KUK tarafından yapılmaktadır. B. MED TV KADEK terör örgütü tarafından örgütün propagandasını aktif olarak yapmak amacıyla MED TV 30 Mart 1995 tarihinde KADEK tarafından faaliyete geçirilmiştir. MED TV ‘ye ait bugüne kadar ki buluna bilgiler bu kuruluşun PKK’nın bazı kirli işlerini kapattığını göstermektedir. MED TV yayınları tamamen örgütün propagandasına yönelik yayınlardır. Örgütün üst düzey yöneticilerini bu kanalda sık sık konuşmalar yaptığı bilinmektedir. Hatta Abdullah Öcalanın’da bu kanaldaki konuşmalarına rastlanmıştır. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanıp ülkemize getirilmesinden sonra MED TV kapatılmıştır. İngiltere’den yayına başlamış olan MED TV’nin kapatılmasında sonra, bu kanal MEDYA TV adı altında Fransa’da tekrar kurulmuştur. C. TÜRKİYE’DE PKK VE DİĞER DEVLETLERLE İLİŞKİSİ 1.Türkiye ve Kuzey Irak Irak sınırında da, Türkiye sınırında da Kürt aşiretler eskiden beri yaşamaktadır. Kuveyt’in işgalinden önce bu aşiretlerin görüşmesi biraz daha kolaydı. İşgalden sonra Kürtler arası bağlantı kurma olasılığı tamamen azaldı. Hem Türkiye’de hem de Irak’ta yaşayan Kürtler arasındaki çatışmalardan dolayı her iki devletinde yapılmacı bir politika izlemesi imkansız durumdadır. Kuzey Irak’ta PKK’nın genişlemesine Celal Talabani’nin yönettiği Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Mesut Barzani’nin yönettiği Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) taraftarları engel olmaktaydı. Eski Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın ölümümden sonra KYB ile Türkiye arasındaki ilişkiler bozulmuş ve parti Kuzey Irak’taki PKK faaliyetlerine ılımlı yaklaşmaya başlamıştır. 1994’ten beri de PKK Kuzey Irak’ta iyice genişlemiştir. Bu dönemden sonra Kuzey Iraklı Kürtler ve PKK arasında yakın ilişkiler başladı. Hatta Barzani ve Talabani Türk Hükümetini PKK ile yaptığı mücadelelerde Kürtlerin yaşadığı köylere zarar vermekle suçladılar. 1991 yılında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın attığı adımla Kuzey Iraklı Kürtlerle iyi ilişkiler kurulmaya başlandı. İlişkilerin olumlu yönde gelişmesiyle beraber Kuzey Iraklı Kürtler PKK’nın Türkiye’ye yönelik saldırılarını engellemeye çalıştılar. Ayrıca PKK’nın Kuzey Irak’ta kurmuş olduğu üsleri Türkiye’nin yok etme çalışmalarında büyük destek oldular. 1992 operasyonundan sonra Türkiye ile Kürt liderlerin arası açılmaya başladı. Irak hükümetinin Kuzey Irak’ta yaptığı değişikliklere Türk hükümeti müdahale edemedi ırak sınır boylarındaki birçok köy yerleşime açıldı. Bu da Talabani’nin kendi yerleşim bölgesi dışındaki bölgelerle ilgilenmemesine neden oldu. Bu boşluktan yararlanan PKK tekrar 1994 yılında ise KDP ile KYP arasında bir çatışma patlak verdi. Türk yetkililer ise bu çatışmanın PKK’yı Kuzey Irak’ta rahatlatabileceği düşüncesiyle çatışmaya duyarlı davrandı. Nevar ki yapılan çabalar boşuna çıktı ve Türk hükümeti kaygılanmaya başladı. 1995 yılında PKK’nın Kuzey Irak’a iyice yerleşmesi korkusuyla Türkiye 1992’den daha yoğun biçimde Kuzey Irak’taki PKK’ya müdahaleye başladı. 1993’te Turgut Özal’ın ölümünden sonra durumlar değişti. Turgut Özal’ın ılımlı yaklaşımı daha sonraki hükümette görülmedi. Özal Saddam Hüseyin’in iktidardan uzaklaştırılması düşüncesindeydi ve bunun için yoğun çalışmalarda bulunmuştu. Fakat daha sonraki hükümet Saddam Hüseyin’in iktidarlar uzaklaştırılamayacağı, Irak’ı Saddam’la bir bütün olarak ele almak gerektiği düşüncesiyle hareket etti. Türk Hükümeti ve kamuoyu Kuzey Irak’ta yaşanan bu olaylardan son derece rahatsız olduklarını açık bir dille ifade etmiştir. PKK’nın :Kuzey Irak’ta kendine yerleşim alanı bulması Türkiye’yi korku içine sokmuştur. Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtler de Türkiye’ye sığınmaya çalışmaktadır. Kuzey Irak Kürtlerinin Türkiye’ye yerleşmesi PKK’yı daha fazla azdıracak onlara yol gösterecektir. Kuzey Irak’ta yerleşmiş bulunan PKK’lıların bu bölgede bağımsız bir Kürt Devleti kurması ise Türkiye’de yaşayan Kürtlerin ayaklanmasına sebep olacaktır. Türk Hükümeti Kuzey Irak’ta örgütlenen PKK’nın bu bölgeyi Türkiye’ye karşı bir üst olarak kullanmasını engellenmeye çalışmaktadır. Diğer bir yandan da İran ve Suriye ile ilişkilerini düzgün tutmaya çalışmaktadır. Kuzey Irak’lı Kürtlerle iyi ilişkiler kurmak Türkiye’nin PKK ile mücadelesini kolaylaştırır. Bu nedenle Türk hükümeti Kuzey Iraklı Kürtlerin bu bölgede geniş bir toprak bağımsızlığına sahip olmalarına taraftardır. 2-Türkiye ve Ortadoğu ile İlişkiler Kuzey Irak’ta Kürt yarı devletinin kurulması Türkiye’nin gündeminde de sorun yarattı. Irak Devletinin bölünüp Kürt Devletinin kurulması Türkiye topraklarının da bütünlüğünü tehlikeye düşürmekte aynı zamanda da bir çekişmeye neden olacaktır. Bunun önlenebilmesi için Türkiye İran ve Suriye arasında sürekli görüşmeler başladı. Bu görüşmelerde Türkiye devletler arasında arabulucu rolünü üstlerdi. Yapılan görüşmelerde Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesi pek hoş karşılanmıyordu. Türkiye’nin amacı bu bölgede kalıcı olmak değildi. Oluşan PKK sorununu daha ileri boyutlara ulaşmadan kökünden temizleyebilmekti. İran hükümetinde ise Türkiye’nin Irak’a yerleşme kuşkusu vardı. 1983’te GAP’ın başlamasından sonra Fırat’ın sularının paylaşımı konusunda Türkiye’ye baskı yapmak için Suriye’nin PKK’yı nasıl desteklediğine ilişkin düzenli haberler çıkmaya başladı. 1992 yılında yapılan bir toplantıyla Suriye’de bulunan bir PKK eğitim kampı kapatıldı. Fakat Türkiye tamamen Suriye’de PKK sorununun bittiğine inanmıyordu. Öcalan’ın Suriye’de serbest bir şekilde yaşabiliyor olması Türkiye’nin Suriye’ye karşı sert tepkilerini haklı çıkartıyordu. Bu olaydan sonra da Türkiye ve Suriye arasındaki tatsızlık artıyordu. Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler ise her zaman gergin olmuştur. Türkiye İran hükümetini İran’da PKK’ya ait bir üs kurulmasına izin vermekle suçlamakta İran ise Türkiye’yi islami terörü desteklemekle suçlamaktadır. 1995 yılından sonra Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler yumuşamaya başladı, iki devlet arasındaki görüşmeler arttırıldı. Yaşanmış tüm olumsuzluklara rağmen iki devlet dost olabilmeyi başarmıştır. 1995’te Kuzey Irak’a yapılan Türk müdahalesine İran başta karşı çıkmıştır. Ancak kendi güvenliklerin hiçbir şekilde tehlikede olmadığına dahil güvence aldıktan sonra Türkiye’ye destek vermiştir. Çünkü Türkiye gibi İran’da Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devletinden kuşku duymaktadır. Irak devletinin parçalanması İran’da ve Türkiye’de bulunan Kürtleri de ayaklandıracağından bu devletlerinde toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürecektir. Kürt sorunu Türkiye’nin Ortadoğu’daki komşularıyla ilişkilerini tümüyle etkilemiştir. Kürtlerin bölünmüş halde bulunmasından tüm devletler etkilenmiş, endişe duymuşlardır. 3.Türkiye’nin Batı İle İlişkileri Batı toplumu Kuzey Irak topraklarının bütünlüğünü savunsa da Türkiye’nin çekiç güç müdahalesine olumsuz tepkiyle yaklaşmışlardır. Avrupalı Devletler Kürt sorununa farklı bir bakış açısından bakmaktaydı. Bir çok Avrupalı Devlete göre Türkiye’nin Kürtlere karşı tutumu Kürt sorunun doğmasına neden oldu. Türkiye’de Kürtlere ısrarla azınlık statüsün verilmesini istediler. PKK’nın özellikle Almanya ve Fransa’da yoğun çalışmaları bulunmaktaydı ve 1993 yılına kadar Türkiye’nin verdiği bütün tepkilere rağmen bu devletlerde PKK’ya karşı bir önlem alınmadı. Özellikle Almanya PKK için önemli mali kaynaktı. Türk Devletinin 1992’den sonra yaptığı diplomatik çıkışlar durumu biraz değiştirdi. PKK’nın bir terör örgütü olduğu Avrupalı devletlerce kabul edildi ve bu terör örgütüne karşı Türkiye’nin kendini savunması haklı görünmeye başlandı. 1993 sonlarına doğru PKK’nın Almanya’nın güvenliğini tehlikeye sokmasıyla Almanya’nın PKK üzerindeki desteği azalmaya başladı. Kürtlerin ve Türklerin Almanya’da aynı bölgelerde yaşıyor olmaları ve Kürtler tarafından Türklere yapılan saldırılar Almanya’nın iç güvenliğini tehdit etmeye başladı. Aynı zamanda bu örgütün bölgede yapmaya başladığı uyuşturucu ticareti de destek kesilmesi için başka bir sebepti. Ne var ki tüm bu olaylara rağmen İngiltere ve Hollanda’dan PKK’ya destek sürüyordu. PKK tarafından yayınlanan MED TV İngiltere’den yayın yapmaya devam etmekteydi. Öcalan’ın yakalanmasından sonra ise yayınlarını Fransa’dan sürdürdüler. Hollanda’dan ise PKK’ya Lahey’de toplantı yapma izni çıkmıştı. Avrupalı devletler tarafından verilen bu destekler Türkiye’nin tepkisine sebep oldu. Türk Parlamentosu bu desteklerin amacının Türkiye’yi parçalama amaçlı yapıldığı düşüncesindeydi. 1994 yılında Kürt milletvekillerinin tutuklanmasıyla şartlar daha da ağırlaştı. Avrupa Birliği Türkiye ile gümrük birliği anlaşmasının ertelenmesine karar verdi. Avrupa konseyi ise Türkiye’nin anayasasında Kürt sorunu ile ilgili bir düzenleme yapılmadığı takdirde Türkiye’nin üyeliğe kabul edilemeyeceğini bildirdi. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde sivil Kürtlere karşı bomba kullandığı iddiasının ortaya atılmasıyla bu silahların Türkiye’ye ulaşmasını engelleme çabası başladı. Avrupalı devletlere göre Türkiye politikasını değiştirmeliydi. Kürtleri anlamaya çalışmalı ve onlara karşı bazı ayrıcalıklar vermeliydi. Türkiye’nin Kürtlere karşı insan haklarına uygun davrandığı düşünülmüyordu ve daha insancıl yöntemlerle yaklaşılması için Türkiye’ye sürekli uyarılarda bulunuluyordu. Soğuk savaş sırasında ve sonrasındaki tutumuyla Türkiye batılı devletler için aranılan bir müttefik olmuştu. Özellikle soğuk savaştan sonra Türkiye’nin bazı etnik sorunları çözmesi Türkiye’yi örnek bir ülke haline getirmişti. Malesef daha sonra Kürt sorunun ortaya çıkması ve Türkiye’nin bu konuda çok fazla başarı gösterememesi çizdiği imajı sıfırlamıştır. 1995 yılında TC. anayasasında terörle mücadele konusunda yapılan değişiklikle daha önce askıya alınmış olan Gümrük Birliği Antlaşması imzalanmıştır. Fakat yine de Türkiye Kürt sorunu hakkında beklenen başarıyı gösterememiştir. Avrupalı devletlerin Kürt sorununu siyasi yollardan çözülmesi konusundaki baskısı altındadır 4.Türkiye ve ABD ABD yönetimi Avrupalı devletlerin aksine Türkiye’nin kendini savunma hakkına bir çok destek olduğunu açıklamıştır. ABD PKK’yı önemli bir terör örgütü olarak görmekteydi. Fakat ABD’de diğer Avrupalı devletler gibi teröre karşı yapılan mücadelenin insan haklarına uygun olmadığı konusundaydı ve Türk hükümetine açık bir dille bunu bir çok kez ifade etmiştir. ABD’nin PKK’yı terörü örgütü olarak görmesinin ve Türkiye’ye bu konuda destek vermesinin altında kendi çıkarları yatmaktaydı. PKK tarafından yapılan uyuşturucu ticareti ABD tarafından bir tehdit olarak algılanmaktaydı ve bu tehdidi yalnız Türkiye’ye karşı değil kendilerine karşı vermekteydiler. Ayrıca Türkiye ABD için stratejik önemi olan bir ülkedir. Bu nedenle Türkiye’de bir çok ekonomik girişimi bulunmaktadır. Yani daha açıkçası Türkiye’nin bir terör örgütü tarafından zarar görmesi ABD ‘nin de çok fazla çıkarlarına uygun düşmez. Bunun da doğal bir sonucu olarak tepkisi Avrupalı Devletlere göre daha yumuşak olmuştur. D. PKK’NIN UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞIYLA BAĞLANTISI Uyuşturucu ticareti hem maddi hem manevi zararlar vermekte hem de insanlığa bir tehdit unsuru olmaktadır. Terör eylemlerini sürdürebilmek için PKK’da finans kaynağı olarak uyuşturucuyu seçmiştir. Terör örgütü KADEK en çok zararı ülkemizde vermiştir. Faaliyetleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde gerçekleştiren örgüt bu eylemlere devam edebilmek için kendisine çeşitli finans kaynakları bulmuştur. Ama bu finans kaynaklarının içinde geliri en yüksek olan uyuşturucu kaçakçılığında yoğunlaşmıştır. Ülkemiz üzerindeki uyuşturucu madde kaçakçılığı güzergahlarına ana hatlarıyla değinecek olursak; uyuşturucu maddelerinin genellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizdeki yasa dışı sınır geçişleri veya hudut kapılarından geçiş yapan araçlarla ülkemize sokulduğu, bu bölgelerimizde ve komşu bölgelerde yer alan Van, Diyarbakır, Gaziantep, Adana, Hatay, İçel gibi uyuşturucu madde kaçakçılığında bir merkez olarak ortaya çıkan illerimizde toplandığı, daha sonra başka İstanbul olmak üzere batı bölgelerimizde yer alan bazı illerimize Avrupa ülkelerine sevk edilmek üzere gönderildiği anlaşılmaktadır. PKK’nın teşkilatlanmasına bakıldığında teşkilatın Ortadoğu’da Batı Avrupa ülkelerine kadar uzandığı görülmektedir. Kıbrıs’ın güney kesimi terörün beslenmesi için çok önemli bir bölgeydi. PKK da Güney Kıbrıs’tan faydalanmayı bilmiştir. Güney Kıbrıs’ın gergin ortama sahip olması ve bu adanın PKK’ya üst kurmak için izin vermesi PKK’nın bu bölgede rahatlıkla uyuşturucu kaçakçılığı yapabilmesi imkan sağlamıştır. PKK’nın elde ettiği uyuşturucular Güney Kıbrıs ve Ege Denizindeki Yunan adalarında depolanmaktadır. Buradan da terör örgütünün Yunanistan’a irtica ettiği militanları tarafından Avrupa ülkelerine geçirilmektedir. PKK’nın kurmuş olduğu uyuşturucu ağlarıyla da piyasaya sürülmektedir. Örgütün bu işten sağladığı kazanç miktarı çok yüklüdür. Örgüt silah malzemelerinin alımına, militanlarının bakımını uyuşturucu kaçakçılığından temin etmektedir. “ PKK’nın uyuşturucu ticaretinden 1990 yılındaki payı 300-400 milyon dolar kadardır.” Türkiye’de ele geçirilen eroin maddelerinin nerdeyse tamamı denebilecek kadar büyük bir miktarı Irak ve Suriye’den ülkemize getirilmiştir. Avrupa’ya ülkemizden Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan tarafından gönderilmiştir. Örgütün uyuşturucu ticaretini tercih etmesinin nedeni; uyuşturucu kaçakçılığı geliri yüksek, nakliyesi kolay, alıcısı bol, üretimi çok ve denetimsiz, pazarlama ağı kolay kurulabilen ve kolay satılabilen en cazip gelir kaynağıdır. Ayrıca uyuşturucu ticaretinde kar oranı çok yüksektir. Alımı ve satımı arasında önemli miktarlar bulunmaktadır. E. KÜRT SORUNUN OLASI ÇÖZÜM YÖNTEMLERİ PKK terör örgütünün bugüne kadar yapmış olduğu örgütlenmeler karşı Türk Hükümeti askeri yöntemlerle karşılık vermiştir. Sadece askeri hareketler bu terör örgütünü tamamen yok etmek için yeterli değildir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde buluna dağlık alanlar ve PKK’ya yataklık yapan sınır komşularımız örgütün her zaman kurtuluş noktası olacaktır. Etnik gruplara karşı yapılan mücadeleler geçici olmamalıdır. Yatıştırma politikası her zaman için geçici sonuçlar vermiştir. Sorunlar kökeninden ele alınıp karşılıklı olarak çözümleme yönetimine gidilmelidir. PKK sorunu da böyle olmalıdır. Kürt kimliğini asimile etmek yerine Türk hükümetinin Kürt kimliğini tanıması daha uygun düşer. Doğu illerimizin Batıya göre daha az gelişmesi Kürt sorununu ortaya çıkaran sebeplerden biridir. Doğu bölgelerimizdeki ekonomik sorunlarını, yoksulluğun, işsizliğin gözden geçirilip bu bölgede yatırım yapılması daha elverişli bir ortamın oluşmasına yardımcı olacaktır. Türkiye ve Kürt sorunlarında olası çözüm yöntemleri neler olabilir? 1. Ayrılma Sömürge ülkelere ve halklara bağımsızlık verilmesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Aralık 1960 bildirgesinde, bir devletin yetkilerini bir halkın tam bağımsızlık hakkıyla bağlantılı kendi kaderini tayinini önlemek için güç kullanmaması gerektiğini belirtmişti. Fakat daha önce o halkın bağımsızlığa hakkı olan bir halk olduğunu uluslar arası topluluğa göstermesi gerekecekti. Ayrılmanın başarıyla gerçekleştirilmesi sonucunda yeni devlet kurulmuş olur. Türkiye ve Kürtler açısından ayrılma konusu ele alındığında pek mümkün gibi gözükmüyor. Her ne kadar Kürtler ayrılma taraftarı olsa bile hiçbir Türk hükümeti Türk topraklarının bölünmesini veya toprak ayrılmasına izin vermez. 2.Ortak Toplumluluk Ortak toplumlulukta amaç çoğunluğun gereksinimleri karşılamaktır. Çoğunluğun isteklerine ek olarak azınlıklarında istek ve arzuları göz önünde bulundurularak eşitliğin vurgulanmasıdır. Bu şekilde azınlıkların istekleri göz önünde bulundurulduğu zaman ülke içinde çok fazla sorun yaratmayacaklardır. Ortak toplumluluk ülke içinde birden fazla azınlık sorunu yaşayan küçük ülkelerde rahat uygulanabilir. Yani Türkiye’de uygulanması söz konusu olamaz. Şu an için Türkiye’nin yaşadığı tek azınlık sorunu Kürt sorunudur. 3. Özel Hakların Sağlanması Türkiye’de Kürtlerle ilgili özel haklar okullarda ve televizyonlarda Kürkçe yayın yapılmasıdır. Kürtlerin Türkiye’de kendi dillerinde yayın yapan bir kuruluş ve kendi dillerinde eğitim yapan okullar bulunmamaktadır. Türkiye’de bir çok dilde eğitim yapan özel okulların bululmasına karşın Kürtçe eğitim yapan bir özel okula izin verilmemektedir. Aynı şekilde televizyon ve radyo yayınlarına da izin verilmemektedir. Bazı Kürtler uydu anteniyle Türkiye dışından yayın yapan MED TV’yi seyredebilmektedir. Türkiye’de Kürt sorunuyla ilgili başka bir azınlık hakkı da sınır ötesinde bulunan akrabalık bağlarının sürdürülmesi . Kürtçe eğitim ve yayın yapmak Türk hükümetini çıkarları açısından aslında yararlı olabilir. Avrupa ülkelerinin gözündeki yanlış imajı düzeltebilir ve bu tavizlerden Türkiye hiçbir zaman zarar görmez aksine yarar sağlar. Oluşan gergin ortam muhtemelen yerine yumuşamaya bırakacaktır. 4. Daha Fazla Demokratikleşme Türkiye’nin orta doğuda demokratik rejimi sürdüren birkaç ender devletten biri olduğu bilinmektedir.Yinede Türkiye dışında Avrupalı ülkeler Türkiye’nin daha fazla demokratikleşmesi gerektiği görüşündeydi. 1995’te yapılan anayasa değişikliği ile etnik temelli siyasi partiler yasallaştırıldı. Şubat 1996’da anayasa mahkemesi demokrasi ve değişim partisi kapatmaya hazırlandı ve 1991 ile 1995 yılları arasında dokuz parti anayasa mahkemesi kararı ile kapatıldı. Türk yetkililer gerginleşen ortamı yumuşatmak niyetiyle Kuzey Irak’ta bulunan Kürt gruplarla ılıman görüşmeler yapmaya başlamalıdır. Fakat DEP milletvekilin tutuklanması böyle diyaloğun başlamasına engel oldu. Çeşitli Kürt gruplar ve yandaşları Türk hükümeti ile böyle bir diyalog başlaması taraftarıdır. Siyasi partiler de ise Kürt üyelerinin faaliyetleri üzerinde belli kısıtlamamaların halen var olduğu gözlenmektedir. Türk hükümeti PKK’nın şiddete başvurmaktan vazgeçmesi şartıyla Türkiye’deki Kürt partileri ilerde yasallaştırabilirler. F. PKK ‘DA SON DURUM 15 yılı aşkın bir süre Suriye’de yaşamış bulunan Abdullah Öcalan Türkiye’nin terörle mücadele baskılarının artması ve Suriye’ye yaptığı baskı sonucu Suriye’yi terk etmek zorunda kalmıştı. Bir süre İtalya’da eylemleri sürdüren Öcalan İtalyan polisi tarafından yakalandı. İtalya terörist başını Türkiye’ye iade etmedi fakat Öcalan’ın beklentilerini de tamamı ile karşılamadı. Aradığı desteği bulamayan Öcalan İtalya’dan da ayrılmak zorunda kalmıştır. 16 Şubat 1999 tarihinde Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmiştir. Terörist başının 26 Mayıs 1999 günü İmralı’da verilen idam kararı 25 Aralık 1999 günü onaylanmıştır. İdam cezasının çıkmasıyla birlikte örgüt militanları eylemlerini daha da arttırmış, yurt çapında yoğunlaştırmıştır. Bu hareketlerle örgüt yeniden canlandırmayı amaçlamıştır. Öcalan’ın yakalanmasından hemen sonra protesto amacıyla militanlar eylemlerini artırdırlar. İntihar saldırıları sık olarak düzenlenmeye başlandı. Amaçları Öcalan olmadan da eylemlerin devam ettiğini gösterip Öcalan’ı aklamaktı. Cezaevinde tutuklu bulunan Abdullah Öcalan avukatları aracılığıyla hala örgütü idare edebiliyor. İdam kararının verildiği sıralarda Öcalan’ın çaresizliğe düşmesi yapılan eylemlerin kendisini olumsuz etkilediğini düşündürmüş olmalı ki avukatları aracılıyla eylemlerin sona erdirilmesinin örgüt mensuplarının ülke dışına çıkartılması belirten bir mektup gönderdi. Bunun karşılığında örgütün genel başkanlık konseyinden gelen açıklamayla örgütün yoğunlaşan intihar saldırılarına ara vereceği açıklaması geldi. Son dönemde PKK eylemlerine siyasi bir boyut kazandırmaya çalışmıştır. Son dönemde siyasi mücadeleye yönelerek zaman kazanmaya çalışmış. Böylelikle asıl amaçlara ulaşmayı hedeflemiştir. Öcalan yine avukatları aracılığıyla 1999 tarihinde örgüte yeni bir mektup göndererek militanların ve örgüt malzemelerinin yurtdışına çıkarılmasını istedi. Öcalan’ın yakalanmasıyla yeni bir döneme giren PKK örgütün dağılmasını engellemek ve militanlarının moral gücünü yüksek tutmak amacıyla bir takım propagandalar da bulunmaktadır. Çekilme esnasında militanlar Kuzey Irak ve İran topraklarında yoğunlaşmıştır. Bu bölgelerde toplanan militanlara özel fedailik ve komando eğitimleri verilmektedir. Burada gözlemlenen örgütün daha profesyonel olarak çalışma göstermek istediğidir. Ayrıca örgütün silah ve malzemeleri de Kuzey Irak ve İran topraklarında toplanmaktadır. G. SONUÇ Ülkemizden yaşanan Kürt sorunu karmaşık ve oldukça sorunludur. Kürtlerin asimilasyonu Türkiye’deki diğer etnik gruplara göre çok daha güç olmuştur. Kürtlerin çokluğu ve Kürt olduklarının bilincinde olmaları aynı zamanda da Kürtlerin aşiretçi bir yapıya sahip olmaları bu güçlüğün nedenidir. PKK’nın terörist faaliyetleri ve Türk hükümetinin de sorunları askeri yöntemlerle çözme isteğindeki ısrarları, Kürt sorunun da çözüme ulaştırmayı oldukça zorlaştırmıştır. Turgut Özal döneminden sonra bir daha siyasi çözümlemeye başvurulmamıştır. Mayıs 1995’te Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Kürtlere ek haklar verilmesi durumunda bunların diğer Türk vatandaşlarını ikinci sınıf vatandaşlar yapacak ayrıcalıklar anlamına geleceğini açıkladı. Türkiye’de kimliklerin farkında olan bir çok Kürt yaşamaktadır. Türk hükümeti onlara bazı hakları azınlık hakları diye değil bazı anayasal değişikliklerle vermelidir. Kürt sorununun sadece Türkiye ile sınırlı olmadığı devletler arası etnik çatışma olduğu kabul edilmelidir. Bazı Kürt aşiretleri Türkiye Irak sınırında karşılıklı oturmalarına rağmen etnik yakınlıkları olmaması gerginliği arttırmaktadır. Kişisel çekişmeler de Kürt sorunundaki gerginliği arttıran başka bir nedendir. Türkiye, İran, Suriye Kürtlerin konumlarını ve Türkiye’nin Kürtlere karşı tutumlarını incelediğimizde Türkiye’nin Kürt sorununa yakın gelecekte de çözüm bulunamayacağı gözlemlenmektedir. EKLER KADEK terör örgütünün yayın faaliyetleri Yurtiçi Özgür Halk (Aylık Dergi) KADEK'nın legal yayın organıdır. Aylık Siyasi-Kültürel Dergi, Türkçe olarak İstanbul'da yayımlanmaktadır. Özgür Yaşam Dergisi 13 Ekim 1995 tarihinden itibaren haftalık ve Türkçe olarak yayımlanmaya başlamıştır. Derginin ilk sayılarında örgüte müzahir izlenimi verilmeyerek, kanuni takibata maruz kalması önlenmiştir. Jiyan Revşen Yukarı Mezopotamya Araştırma ve Kültür Merkezi tarafından aylık olarak yayımlanmaktadır. Sosyalist Alternatif Dergisi (Türk soluna yönelik yayını) Dergi önceden yayımlanan Devrimci Alternatif Dergisinin devamı olarak Ağustos 1994 tarihinden itibaren Türkçe ve aylık Sosyalist Dergi şeklinde yayımlanmaya başlanmıştır. Özgür Bakış Terör örgütü KADEK propagandası doğrultusunda legal alanda günlük olarak yayımlanmaktayken 22.10.1998 tarihinde İstanbul DGM tarafından bir ay süre ile kapatılan ve sonraki tarihlerde yayımına kendiliğinden son verilen Ülkede Gündem (Yeni Ülke, Özgür Gündem, Özgür Ülke, Yeni Politika) Gazetesinin yerine Özgür Bakış gazetesi Şubat ayı ilk haftası itibarıyla deneme basımına başlamış ve 15 Şubat 1999 tarihinden itibaren de düzenli yayıma geçmiştir. 7'nci Gündem Gazetesi (Haftalık olarak yayınlanmaktadır) Yurtdışı Özgür Politika(Günlük Gazete-Almanya) Terör örgütü KADEK doğrultusunda illegal olarak 1995 tarihinde Almanya'da yayın hayatına başlamıştır. Berxwedan (Direniş) ERNK'nın temel yayın organıdır. Terörist başı Abdullah ÖCALAN'ın teorik düzeydeki çarpıtma ve saptırmalarını ajitasyon düzeyinde takviye etmeyi amaçlayan gazete, 1985'te ALMANYA'da yayımlanmaya başlanmıştır. Axina Welat (Vatanın Ahı) KADEK'nın illegal yayın organı olarak Ocak 1995 tarihinden itibaren Rusya'nın başkenti Moskova'da (15) günde bir Latin ve Kiril alfabesiyle yayımlanmaktadır. Botan Dergisi Mart 1992'den itibaren ERMENİSTAN'da Ermenice olarak çıkarılmaya başlanmıştır. Denge Kurt (Kürdistanın sesi) KADEK terör örgütü doğrultusunda Azerbaycan'da çıkarılmaktadır. Wosea Mezopotamya ( Mezopotamyanın sesi) KADEK terör örgütü doğrultusunda Romanya'da illegal olarak yayımlanmaktadır. Serxwebun Dergisi (Bağımsızlık) Terör örgütü KADEK'nın, doğrudan Parti-Merkez yayın organı olarak, 1979 tarihinde Almanya'da İllegal olarak yayıma başlamıştır. Sterka Ciwan (Gençlik Yıldızı) KADEK terör örgütünün ERNK'ya bağlı olarak oluşturduğu YCWK (Kürdistan Yurtsever Gençler Birliği)'nin illegal olarak, Haziran-Temmuz 1994 yılından itibaren aylık-iki aylık periyodlarla Almanya'da çıkardığı yayın organıdır. Kürdistanın Sesi KADEK tarafından illegal olarak 1990-1991 tarihinde itibaren Güney Kıbrıs Rum kesiminde aylık Rumca olarak yayımlanmaktadır. Rakamlarla KADEK Faaliyetleri ve Karşı Mücadele KADEK terör örgütünün 15.08.1984 - 20.02.2000 tarihleri arasında gerçekleştirmiş olduğu eylemlere baktığımız zaman; 21.866 terör olayına sebebiyet vermiş olduğu görülmektedir. OLAYLAR Silahlı saldırı : 6.751 Güvenlik kuvvetleriyle çatışma : 8.581 Mayın döşeme ve bombalama suretiyle patlama 3.519 Gasp : 411 Yol kesme ve adam kaçırma : 1.076 Bildiri dağıtma : 676 Kanunsuz toplantı : 852 Bu olaylarda 5.546 güvenlik görevlisi vatanları uğruna şehit olmuşlardır. ŞEHİTLERİMİZ Asker : 4.027 Geçici Köy Koruyucusu : 1.265 Polis : 254 TOPLAM 5.546 bu olaylarda 11.387 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. YARALILARIMIZ Asker : 8.676 Geçici Köy Koruyucusu : 1.725 Polis : 986 Vatandaş : 4.561 TOPLAM : 11.387 Güvenlik güçlerince yurtiçinde yapılan operasyonlarda; bu kanlı olaylara neden olan; . TERÖRİSTLER Ölü ele geçirilenler. 18.958 Yaralı olarak yakalananlar. 706 Yardım-yataklık yapanlar dahil olmak üzere TOPLAM : 58.165 terörist yakalanmıştır. Teslim olanlar : 2.192 Güvenlik güçlerinin gerçekleştirmiş olduğu başarılı operasyonlar neticesinde örgüte ait; Uzun namlulu silah : 24.183 Tabanca : 5.614 Bomba : 21.625 çok miktarda mühimmat ve örgütsel malzeme ele geçirilmiştir. KADEK terör örgütü en büyük zararı doğu ve güneydoğu anadolu halkına vermiştir; Emellerini gerçekleştirebilmek için zora dayalı olarak bölge halkını sindirmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla kendisine yardım etmeyen ve destek vermeyen yerleşim yerlerine yönelik içlerinde kundaktaki bebelerden, kadınlardan yaşlı insanlara kadar bir çok vatandaşımızın bulunduğu insanların öldürülmesi ile neticelenen çok kanlı katliamlar gerçekleştirmiştir. Haber alma hürriyetinin en önemli unsuru olan basın mensupları da maalesef yasadışı terör örgütünün hedefi olmaktan kurtulamamışlardır. . BASIN MENSUPLARI Basın mensuplarına yönelik 35 olayda Hayatını kaybeden basın mensubu sayısı 21 Yaralanan basın mensubu sayısı: 6 Bölgeye yerel anlamda hizmet götürmek için bölge halkının hür iradesiyle seçtiği Belediye Başkanları ve Muhtarlar da acımasızca terörün hedefleri arasında yer almıştır. . BELEDİYE BAŞKANLARI Belediye Başkanlarına yönelik 23 olayda Hayatını kaybeden Belediye Başkanı sayısı 23 Yaralanan Belediye Başkanı sayısı: . 8 MUHTARLAR Muhtarlara yönelik 105 olayda Hayatını kaybeden Muhtarların sayısı 60 Yaralanan Muhtarların sayısı : 8 Kaçırılan Muhtarların sayısı : 30 Kaçırıldıktan sonra geri dönebilen Muhtarların sayısı : 7 Dünyanın hiç bir yerinde öğretmenler terörün hedefi olmamışlardır. Görevleri çocukları eğitmek, insanları aydınlatmak olan Öğretmenler bu kutsal görevlerine rağmen terör örgütü KADEK'nın acımasız şiddet eylemleriyle yıldırılmak istenmiştir. Eğitim müesseslerini işlemez hale getirebilmek ve bölge halkını cahil bırakabilmek için öğretmenlerin yan ısıra eğitim kurumlarına karşı da terör örgütü KADEK tarafından bir çok eylem gerçekleştirilmiştir. . ÖĞRETMENLER Öğretmenlere yönelik 128 olayda Hayatını kaybeden Öğretmenlerin sayısı 116 Yaralanan Öğretmenlerin sayısı : 48 Kaçırılan Öğretmenlerin sayısı : 37 Kaçırıldıktan sonra geri dönebilen Öğretmenlerin sayısı : 21 Ayrıca, bölge insanlarına dini hizmetleri götürmekle görevli İmamlara dahi saldırılar yapılmıştır. . İMAMLAR İmamlara yönelik 40 olayda Hayatını kaybeden İmamların sayısı 27 Yaralanan İmamların sayısı : 8 Kaçırılan İmamların sayısı : 5 Bölgenin alt yapısını geliştirmek, bölge halkına daha iyi hizmetler götürmek için gerçekleştirilen devlet yatırımlarının önlenmesine yönelik olarak tesislere, araç ve gereçlere de sabotajlar yapılmıştır KADEK'nın Katliamları ve Kronolojisi • 22.02.1987 günü Şırnak-Uludere-Taşdelen köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 14 vatandaşımız katledilmiş, 6 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 20.06.1987 günü Mardin-Ömerli-Pınarcık köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 245 vatandaşımız katledilmiş, 4 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 08.07.1987 Şırnak-İdil-Pençenek köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 16 vatandaşımız katledilmiş, 6 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 18.08.1987 Siirt-Eruh-Kılıçkaya köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 23 vatandaşımız katledilmiş, 1 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 10.10.1987 günü Şırnak-Meşeiçi köyü Çobandere mezrasına yapılan silahlı saldırıda (13) vatandaşımızı katletmiştir. • 29.03.1988 Siirt-Eruh-Yağızoymak köyü civarında koyun otlatan çobanlardan (9)'u teröristler tarafından boğularak katledilmiştir. • 07.05.1988 günü Şırnak-Merkez-Dereler köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 16 vatandaşımız katledilmiş, 1 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 02.05.1988 günü Hakkari-Uludere-Ortabağ köyüne yapılan silahlı saldırıda vatandaşımız katledilmiştir. • 08.05.1988 günü Mardin, Nusaybin, Taşköy Balminin mezrasına saldıran teröristlerce (7)'si çocuk olmak üzere toplam (10) vatandaşımız katledilmiş, (3) vatandaşımızda yaralanmıştır. • 24.11.1989 günü Hakkari-Yüksekova İkiyaka köyü Aşağımolla Yasin Mahallesine yapılan silahlı saldırıda (28) vatandaşımız katledilmiş, (2) vatandaşımız da yaralanmıştır. • 10.06.1990 günü Şırnak-Güçlükonak-Çevrimli köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 23 vatandaşımız katledilmiş, 6 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 22.07.1991 günü Mardin-Midyat bölgesinde teröristlerce sivil araçlara yapılan saldırı sonucunda 19 vatandaşımız katledilmiş, 5 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 25.12.1991 günü İstanbul-Bakırköy İstanbul Caddesi üzerinde terör örgütü KADEK lehine sloganlar atarak kanunsuz gösteri yürüyüşü yapan (40-50) kişilik bir grup Egebank, Kit, Arçelik, Emlak Bankası, Çetinkaya Mağazalarına molotof kokteyl atmış, Çetinkaya Mağazası'nda çıkan yangın sonucu (3) erkek, (1) çocuk, (7) kadın toplam (11) vatandaşımız hayatını kaybetmiş, (14) vatandaşımız yaralanmış, olayla ilgili olarak (47) kişi yakalanmıştır. • 21.03.1992 günü Şırnak-Cizre ilçe merkezinde toplanan bir grup, KADEK lehinde slogan atarak yürüyüşe geçtiği sırada Cizre'nin Güneydoğusundaki Saklan deresi istikametinden 1000-1500 kişilik KADEK bayraklı bir grupta Cizre ilçesine doğru yürüyüşe geçmiş, ilçe merkezinde topluluk içerisinden Güvenlik Kuvvetlerine ateş açılmış, çıkan olayda (13) vatandaşımız katledilmiş, (26) sivil de yaralanmıştır. • 20.10.1992 günü Bingöl-Solhan bölgesinde teröristlerce sivil araçlara yapılan saldırı sonucunda 19 vatandaşımız katledilmiş, 6 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 22.10.1992 günü Tunceli-Malazgirt-Dedebağ köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 12 vatandaşımız katledilmiş, 4 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 05.07.1993 günü Erzincan-Kemaliye-Başbağlar köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 33 vatandaşımız katledilmiş, 3 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 18.07.1993 günü Van-Bahçesaray-Sündüzlü yaylasına yapılan silahlı saldırı sonucunda 24 vatandaşımız katledilmiş, 1 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 04.08.1993 günü Bitlis-Mutki bölgesinde sivil araca yapılan saldırı sonucunda 15 vatandaşımız katledilmiş, 13 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 04.10.1993 günü Mardin-Midyat bölgesinde sivil araca yapılan silahlı saldırı sonucunda 26 vatandaşımız katledilmiş, 3 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 04.10.1993 günü Siirt-Şirvan-Deltepe köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 33 vatandaşımız katledilmiş, 10 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 21.10.1993 günü Sirit-Baykan-Derince köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 24 vatandaşımız katledilmiş, 7 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 25.10.1993 günü Erzurum-Çat bölgesinde sivil araca yapılan silahlı saldırı sonucunda 32 vatandaşımız katledilmiş, 8 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 21.01.1994 günü Mardin-Savur-Ormancık köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 16 vatandaşımız katledilmiş, 4 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 12.02.1994 günü İstanbul-Tuzla istasyonunda tren beklerken çöp bidonuna KADEK terör örgütü mensuplarınca yerleştirilen bombanın patlaması sonucu (5) askeri öğrenci hayatını kaybetmiş, (16) askeri öğrenci ve (11) er yaralanmıştır. • 01.01.1995 günü Diyarbakır-Kulp-Hamzalı köyüne yapılan silahlı saldırı sonucunda 18 vatandaşımız katledilmiş, 9 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 04.05.1995 günü İstanbul, Küçükçekmece Cennet Mahallesi, Hürriyet Caddesi üzerinde bulunan Nazlı Giyim Mağazasına kimliği teröristlerce molotof kokteyl atılmış, çıkan yangında (3) vatandaşımız ölmüş, (1) kişi de yaralanmıştır. • 22.06.1996 günü Diyarbakır-Elazığ karayolu üzerinde bulunan Altındağ dinlenme tesislerine teröristler tarafından yapılan silahlı saldırı sonucu, (1) Uzman Çavuş, (1) Polis Memuru şehit olmuş, vatandaşımız hayatını kaybetmiş, (1) Polis Memuru ile (11) vatandaşımız yaralanmıştır. • 08.11.1996 günü Hakkari-Çukurca bölgesinde sivil araca yapılan silahlı saldırı sonucunda 17 vatandaşımız katledilmiş, 11 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 15.12.1997 günü Mardin-Dargeçit bölgesinde sivil araca yapılan silahlı saldırı sonucunda 12 vatandaşımız katledilmiş, 13 vatandaşımız ise yaralanmıştır. • 09.07.1998 günü İstanbul-Eminönü-tarihi Mısır Çarsında bulunan ÜNLÜOĞLU büfesine teröristlerce konulan bombanın infilak etmesi sonucu (7) vatandaşımız hayatını kaybetmiş, (3) Alman, (3) Fransız, (2) Norveç ve (2) de Irak olmak üzere toplam (10) yabancı uyruklu ile (111) vatandaşımız yaralanmıştır. • 13.03.1999 günü 16.30 sıralarında İstanbul-Kadıköy-Fahrettin Kerim Gökay Caddesinde bulunan İbrahim TAŞLI’ya ait 5 katlı Mavi Çarşı işhanına bir grup terörist tarafından molotof kokteyli atılması sonucu çıkan yangından ve duman zehirlenmelerinden dolayı (10)'u Kadın, (2)'si Erkek, (1) hastanede olmak üzere toplam (13) vatandaşımız hayatını kaybetmiş, (2)’si kadın (5) vatandaşımız da yaralanmıştır. Olayın failleri güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonlar sonucunda yakalanmıştır. • 01.07.1999 günü saat 21.40 sıralarında Elazığ-Merkez-Yenimahalle-Muharrem Çorbacıoğlu Sokakta bulunan Poyraz Kıraathanesine, KADEK terör örgütü mensuplarınca yapılan silahlı saldırı sonucu (4) vatandaşımız ölmüş, (5) vatandaşımız yaralanmış, olayda yaralanan (1) Polis Memuru daha sonra 07.07.1999 günü şehit olmuştur. Olayda (1)’i kadın (2) terörist ise ölü olarak ele geçirilmiştir. Teröristlere ait (2) uzun namlulu silah ve (1) bomba (4) şarjör, (58) mermi ele geçirilmiştir. | |
|
| | #12 (mesaj-linki) |
Bölücülüğü Destekleyen Ülkeler Emperyalizmin öncüsü durumundaki ülkelerin ülkemiz üzerinde oynadıkları tarihi düşmanlığı ayrı ayrı incelemekte fayda vardır. İngiltere’nin Rolü Kürtçülük hareketi içinde İngiltere çok defa Çarlık Rusya’sı ile işbirliği yapmış olmakla beraber meseleyi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye en çok muvaffak olan devlettir. Çıkar çatışması sebebi ile zaman zaman Rusya’ya karşı da tavır almaktan çekinmemiştir. Öyle ki İngiltere’nin bölgedeki etkinliği II. Dünya savaşı sonrasında yerini ABD’ye terk edinceye kadar devam etmiştir. İngiltere 1800 yıllarından itibaren bölgeye gönderdiği misyonerler ve siyasi şarkiyatçılar vasıtası ile “ Kürtçülük “ meselesine eğilmeye başlamıştır. İlk olarak “ Doğu Hindistan Şirketi” nin Bağdat’ta bir şubesinin açılması ile 1806 yılında İngiltere bölgede faaliyete başlamıştır. Bu şubenin başına getirilen Rich ve Heine adlı iki İngiliz ile Basra’da görevli İngiliz İstihbarat görevlisi Kolkhan ve Hindistan’da Midran şehrinde görevli İngiliz subayı Mc. Donald bölgedeki “Kürtler “ ve “ Ermeniler” ile ilgilenmeye başlamışlardır. İngiltere’nin amacı, Ortadoğu’ya hakim olmak, Hint Okyanusuna ulaşım imkanı veren kara ve deniz yollarını elinde bulundurmaktır. Bu sebeple Rusya’nın güneye sarkmasını engellemek istemiştir. Arap ayırıcılığı yanında Kürtçülük gayretlerine girişmesinin sebebi de budur. 1896’da Süveyş Kanalının açılması ile Akdeniz ve Ortadoğu’nun önemi daha da artmıştır. 1875’te Süveyş su yollarının hisselerinin büyük bölümünü satın alan İngiltere, 1878 Berlin antlaşması ile Kıbrıs’a da yerleşmiştir. 1882 yılında Mısır’ın işgali ile Akdeniz’e tamamen hakim olmuş sıra Ege’ye gelmiştir. Başlangıçta Yunan isyanına karşı olan İngiltere, Ege politikası sebebi ile Yunanlıları desteklemiştir. Bu maksatla isyancılara maddi yardım ve gönüllü desteği yapılmış, Osmanlı toprağı üzerinde İngiliz güdümünde ve Türk’e düşman bir Yunanistan kurulmuştur. Batı Anadolu’nun işgali, Adalar ve Kıbrıs meseleleri İngilizlerin politikalarının birer ürünüdür. İngiltere’nin Türkiye’ye karşı kullandığı bir başka Hıristiyan unsur Ermenilerdir. Ruslarla rekabetin bu politikada da etkisi vardır. Aşiretlerimizle ilgilerini devam ettirirlerken, onları kuşkulandırmadan uygulamaya çalıştıkları Ermeni meselesinde değişik görüşler vardır. Bunlardan biri de Kürt nüfusu azaltma konusudur. İngilizlerin güdümünde bir Ermenistan kurulması için, Doğu Anadolu’ya Ermeni nüfus getirilecek, Türk nüfus gittikçe azaltılacak, geriye Kürtlerle Süryaniler kalacaktır. Doğu Anadolu’da ve İstanbul’da çıkan bütün Ermeni olaylarında , Rusya kadar İngilizlerinde etkisi vardır. Hemen her büyük Ermeni hareketinin peşinden Bab-ı Ali’ye Ermenilerle ilgili ıslahat muhtıraları veren Batılıların başında yine İngilizlerin yer alması, bu topluluğu kendi çıkarları için kullanma amacıyladır. Ankara hükümetine Sevr’i kabul ettirmek için Batıda Yunanlıları, Doğuda Ermenileri harekete geçiren yine İngiltere’dir. İngiliz menfaatlerini koruyacak kukla bir Kürdistan Kurma fikri ise gittikçe ağırlık kazanmıştır. Bu sebeple, Kürt milliyetçiliği propagandasında çoğu zaman Ruslarla yarışmışlardır. 1917’deki Komünist ihtilali Rusya’yı devreden çıkarınca bölgedeki Kürtçülük politikası İngilizlerin eline geçmiştir. Osmanlı Devleti 1. Dünya savaşından yenik çıkınca Mondoros Mütarekesinin ağır baskısı başlamıştır. Paris’te yapılan Konferansa Ermeniler adına Bogos NUBAR Paşa sözde Kürtlerin adına ise İngilizlerin desteği ile kurulmuş olan Kürt Teali Cemiyeti taraftarı Kürt Şerif Paşa Osmanlı heyetinin içine girmelerini başarmışlardır. Bogos NUBAR ile anlaşan Şerif Paşa, Galip devletlerin temsilcilerine Kürt istekleri ile ilgili tekliflerde bulunmuşlardır. Kürt istekleri adı altında ileri sürülen mesele, aslında İngiliz planıdır. Osmanlı toprağını resmen parçalamak için toplanmış bulunan Paris konferansının metni önceden hazırlanmıştır. Kürdistan kelimesi eklenmesi ile oluşturulan maddeler şöyle olmuştur: ”Ermenistan, Suriye, Mezopotamya ve Kürdistan ve Filistin ile Arabistan Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmalıdır.”.Bu teşebbüs 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr anlaşmasının 62, 63 ve 64 . maddeleri ile daha da belirginleştirilmiştir. Paris Konferansı öncesinde İngilizlerin başını çektiği yoğun bir Kürtçülük faaliyeti sürdürülmüştür. Ülkedeki Kürtçü çevrelerle sürekli temaslar kurulmuştur. Doğudaki aşiretlere mensup bazı zengin ailelerin, Devletinde yardımı ile İstanbul’da ve Avrupa’da okuyan çocuklarına bölücü fikirler aşılanmıştır. Aşiretlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde ajanlar vasıtası ile bir çok gizli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Mondoros Mütarekesi imzalanınca aşiretleri Osmanlı Devletine karşı isyana teşvik eden İngilizler, Musul ve havalisini işgal etmişlerdir. İngilizlere karşı yurdun değişik yörelerindeki bazı aşiretler tavır koymuşlar ve silahlanmaya başlamışlardır. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliğinden Amiral CALTHORPE, Kürt meselesinin Barış Konferansında kendilerini sıkıntıya sokacağını belirterek Kürt Teali Cemiyeti başkanı Seyit Abdülkadir’in “Kendi taraflarına çekilebildiği” takdirde güçlüklerin halledilebil ineceğini belirtmiştir. Aşiretleri kendi yanlarına çekmek ve Ermenilerle çıkabilecek muhtemel uyuşmazlıkları konferanstan önce gidermek amacıyla bölgeye ajanlar sokulmuştur. Bunların en önemlisi Hindistan İngiliz Hükümeti siyasi şubesinde görevli Binbaşı Neol’dir. Binbaşı Neol, bölgede geniş bir araştırmaya girişmiştir. Araştırmaları neticesinde çektiği raporlarda Noel, genel olarak bölgedeki İngiliz düşmanlığını, devlet yanlılığını, İslami anlayışın gücünü ve Paris’te bulunan Şerif Paşanın ayrılıkçı tutumuna karşı beliren tepkileri ayrıntılı olarak belirtmiş ve çözüm önerilerinde bulunmuştur. Türkiye’yi Ermeni, Kürt gibi isimler altında parçalara ayırma gayretlerinin konferans metninde yer alması ve Kürt Şerif Paşa gibi bir kişinin Aşiretleri temsil ettiği iddiasında bulunması, Anadolu’da ve İstanbul’da büyük tepkilere sebep olmuştur. İngilizlerin karıştırıcı ve bölücü girişimleri Kurtuluş Savaşı süresince ve Cumhuriyetin ilanından sonra da devam etmiştir. 1924'deki Nasturi isyanı, Türkiye'nin Musul meselesinde ısrarı üzerine çıkarılmıştır. Cumhuriyet döneminin en büyük ayaklanması olan Şeyh Sait isyanına ve ertesi yıl başlayan Ağrı olaylarına Kürtçü bir mahiyet vermek isteyen dış güçlerin başında da yine İngilizler vardır. "Kürtlerin ayrı bir millet olduğu" iddiaları büyük ölçüde İngiliz yayılmacılığının ürünüdür. Ortadoğu'nun zenginliği ve petrolün cazibesi devam ettiği sürece, başta bölücülük olmak üzere, Türkiye aleyhine gelişmeler devam edecektir. Bölgedeki nüfuz üstünlüğü ABD'ye geçmiş gibi görünse bile, İngiliz çıkarları yine ön plandadır. Fransa’nın Rolü Fransa, her dönemde "Büyük Devlet" olduğu iddiasını elden bırakmamıştır. Bu sebeple Şark Meselesi'nde de İngiltere'den geri kalmamaya özen göstermiştir. Bölgedeki çıkarları sebebiyle Osmanlı İmparatorluğu'na karşı sürdürdüğü düşmanlığı, Cumhuriyetten sonra da aralıksız sürdürmüştür Günümüz Avrupa'sında Türkiye'ye karşı oluşturulan bölücülük merkezlerinin en önemlileri yine Fransa'dadır. Fransa'nın bölgedeki çıkarları. İngiltere ve Rusya ile çatışıyordu. Bu sebeple Fransa, Osmanlı Devleti'ne karşı, her zaman, iki yüzlü bir politika yürütmüştür; ticari ve siyasi yollarla dostça yaklaşımlarını devam ettirirken, Türkiye'yi içeriden yıkıp parçalamak, Akdeniz üzerinden de Ortadoğu'ya ve Osmanlı toprağına yayılmak için elinden geleni yapmıştır. İngiltere, Hindistan yollarına ve Ortadoğu'ya hakim olmak amacıyla Süveyş Kanalı'na el atınca Fransa da Lübnan'ı karıştırmaya girişmiştir. İki devlet arasındaki tarihi rekabet, bu gelişmelerden sonra iyice tırmanmaya başlamıştır. Akdeniz'de hakimiyet sağlamak ve Osmanlı imparatorluğu "nun Arap unsurlarını kendi sömürgelerine katmak için Türkiye aleyhine gelişmeler hızlanmıştır. Esasen Fransa, 1830'dan itibaren Cezayir'i ve daha sonra da Tunus'u işgal için girişimlerde bulunmuştur. Nihayet 1877-1878 Türk-Rus savaşından sonra buralarda hakimiyetini kurmaya başlamıştır. Fransa'nın bölgeye yayılma politikası, l. Napolyon zamanında açığa çıkmıştır. Mısır seferi; Suriye üzerinden 19 Mart 1799'da Akka'ya ulaşan istila hareketi bu maksatladır. Osmanlı komutanlarından Cezzar Ahmet Paşa karşısında başarılı olamayan Fransızlar, bölgedeki Osmanlı harekatını yıkmak için ırkçılığı, mezhep ayrılıklarını kışkırtma yolunu tutmuşlardır. Lübnan'da bulunan Katolik Maruniler'e, Haçlı seferlerini yeniden başlatacağı vaadiyle yaklaşan Napolyon, onları kendi yanına çekmeye çalışmıştır. Peşinden, Dürzilere istiklal sağlayacağını ileri sürerek isyan girişimlerinde bulunmuştur. Filistin'de "Yahudi Devleti" kurduracağına söz verdiği Musevileri tahrik etmiştir. Mekke Şerifi ve Vahhabiler'in lideri Abdülvahab'ı, Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanmaya teşvik etmiştir. Akka'da başarılı olamayıp Mısır'a dönünce, "Mısır, Mısırlılarındır" sloganıyla ayrılıkçılık çıkarmaya çalışmıştır. Fransa, 1789 Fransız ihtilaline kadar, bölücü propagandayı din esasına göre yürütmüştür. İhtilalden sonra ırk temeline dayanan milliyetçi görüşü de kullanmıştır. Bu görüşü zamanla ön plana geçirmiştir. İsyana zorladığı Sırpları, Karadağlıları, Ege adalarındaki Rumları, Yunanlıları hep bu yolla kışkırtmıştır. 1821'de Yunan isyanı başlayınca Fransız kamuoyu, isyana arka çıkmıştır. Şair, yazar ve bürokratlardan oluşan bir "Yunansever" grup, "Paris Greek Commite" adıyla yardım komitesi kurmuştur. Maddi desteğin yanında gönüllü savaşçılar da Yunan istiklali uğrunda isyancılara katılmıştır. 1878 Berlin Kongresinden sonra Anadolu’dan pay alma konusu gündeme gelince, Rusların başlatmış olduğu Ermeni kışkırtıcılığına Avrupa devletleri de ortak olmuştur. Bu konuda Fransa, himayesinde bir Ermeni Cemaati oluşturarak onları kendi menfaatine kullanmayı planlamıştır. Türkiye’deki inanç hürriyetinden yararlanılarak Ermeniler üzerinde yoğunlaşan bu din koruyuculuğuna İngiltere ve ABD'de katılmıştır. Böylece bir de protestan Ermeni grubu oluşmuştur. Gregoryan kilisesi, Rus propagandası merkezi haline sokulup, kendi cemaatini Rusların çıkarı için harcarken, Fransız güdümündeki Katolik Ermeni kilisesi de Fransa'nın hizmetindedir. Bir yandan da ortaya salınan misyonerler, kendi kiliselerine Ermeni cemaat toplama propagandasına girişmişlerdir. Ermenilerin mezhep yoluyla bölünüp üç ayrı cemaat haline getirilmesi, onlara yapılan kötülüklerden biridir. Bu sebeple kendi aralarında önemli mücadeleler vermişlerdir. Eğer, Ermeniler arasındaki dini kavgalar daha büyük boyutlara ulaşmamış ve bazı uzlaştırıcı tedbirler getirilmiş ise, bu, Osmanlı idaresi sayesindedir. Rusya, Doğu Anadolu'da Ermenistan kurulacağı vaadiyle Ermenileri kullanırken, Fransa da "Kilikya Ermenistanı" fikrini beslemiştir. Ermenilere prenslik vaadiyle çıkarılan Zeytun isyanından sonra, sadece Katolik Ermenilerin değil, diğer mezheplerden olan Ermenilerin isyanlarına da Fransa'nın katkısı olmuştur. Ancak, Ermenilerin en fazla kullandıkları bölge Adana ve civarıdır. Ermeni toplumunu Anadolu'ya yayılma aracı olarak gören Fransızlar bir yandan da "bilimsel çalışma" adı altında "Kürt ayırıcılığı" konusunu işlemişlerdir. Bu gayretlerden biri, "Kürt-Ermeni akrabalığı" iddiasıdır. Türkiye'ye karşı birleşik bir tehdit oluşturmak amacındadırlar. 1893-1897 yılları arasında yayınladıkları "Sarı Kitap" adlı bir ilmi eserde aşiretlerimizin Ari ırka mensup olduklarını ve Ermenilerle aynı soydan geldiklerini ileri sürmüşlerdir. l. Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'nin kaderini tayin etmek için toplanan Paris Konferansı'nda yine bu akrabalığı dile getirmişlerdir. Mütarekeden sonra işgalciler, Anadolu'ya asker çıkarırken, Fransızlar da İskenderun Limanından Adana ve havalisine yayıldılar. Mısır'da "Şark Lejyonu" adı altında teşkil ettikleri Ermeni alayını işgal bölgesine getirdiler. 1919 yılının 15 Eylül'ünde Antep, 20 Ekim'de Maraş ve 30 Ekim'de Urfa İngiliz işgal gücünden Fransızlara devredilmiştir. Bölgedeki Ermeni çetecileri bir araya getirilmiştir. Fransız askeri kıyafeti giydirilerek Lejyon birliği takviye edilmiştir. 1924 yılında Paris'te "Kürt Enstitüsü" kurmuşlardır. Burasını, zamanla Avrupa'da Kürtçülük propagandası yapan bir merkez haline getirmişlerdir. Enstitüde, Suriye, İran, Irak ve Türkiye'den gelen öğrencilere eğitim verilmektedir. Kuruluşun, "Studia Kurdia" adıyla 6 ayda bir Arapça, Türkçe ve Kürtçe yayınlanan dergisi vardır. Ayrıca Türkçe, Fransızca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca ve Kürtçe olarak "irtibat ve Haber Bülteni" isimli bir yayın organı da bulunmaktadır. "Hevi" isimli Kürtçe dergi de bu Enstitüce çıkarılmaktadır. Kürt Enstitüsünden başka, 1948 yılında kurulan "Kürt Etütler Merkezi" ve ayrıca "Kürt Delegasyonu", "Kürt Talebe Cemiyeti Paris Şubesi" gibi kuruluşlar da Fransa'nın himayesinde ve desteğinde faaliyet gösteren Kürtçülük propagandası üsleridir. Talebe Cemiyeti'nin yayın organı olan "Kürdistan" bağımsız bir Kürt Devleti kurulması yönünde yayın yapmaktadır. Halen "Comite de Solidarite a la Revolution Kürd" (Devrimci Kürt Dayanışma Cemiyeti) adlı başka bir kuruluşu da barındıran Fransa, PKK denilen bölücü örgütün yayınlarının basılmasına da izin vermektedir. Hatay'ın Anavatana katılmasını engellemek isteyen Fransa, bazı Ermeni çetelerini aleyhimize kullanmıştır. Aşiretleri de karıştırmaya yeltenmiştir. Cumhuriyet Hükümeti, Dersim'de bir seri iyileştirici harekete girişmiştir. 1934'de çıkarılan iskan Kanunu; 25 Aralık 1935 tarihli "Tunceli Vilayeti'nin İdaresi Hakkında kanun ve halkta bulunan silahların toplanması ile ilgili faaliyetlerle bölgede asayişin ve kalkınmanın sağlanması hedef alınırken, başta Seyyid Rıza olmak üzere bir kısım çıkarcı ağalar rahatsız olmuştur. Onların etkisiyle, iç bölgelerde yer yer hoşnutsuzluklar görülmüştür. Bu fırsatı değerlendiren Fransızlar, ajanları vasıtasıyla bölge halkını devlete karşı kışkırtıcı girişimlerde bulunmuşlardır. Bir yandan Dersim karıştırılırken Suriye hududu boyunca da Arap eşkiyalarıyla takviyeli Ermeni çetelerini bize karşı kullanmışlardır. 1936 yılı sonlarında başlatılan ve 1937 yılında iyice şiddetlenen bu sınır olaylarında Ağrı isyanı sonunda Suriye'ye sığınan "Hoybun Cemiyeti"ni kullanan Fransa, yine aynı örgütün Dersim'e kaçan militanları aracılığıyla irtibat kurduğu Seyyid Rıza'ya vaatlerde bulunmuş, yardım etmiş ve Dersim havalisini karıştırmıştır. Hiçbir dönemde sömürgeciliği ve bölücülüğü elden bırakmayan Fransa, 200 yıl Korsika'yı işgal altında tutup kan döken; Cezayir ve Tunus'da halkı devlete karşı tahrik eden, çıkarı için binlerce Ermeni'yi harcayan; Kürtçülüğü koruyup destekleyen ve kan dökücü PKK terör örgütüne destek veren, Ermeni terör örgütlerine yataklık eden Fransa, insan hak ve özgürlüklerini sadece kendi çıkarı için bir maske olarak kullanmaktadır. Almanya'nın Rolü Almanlar kendilerini Batı Roma İmparatorluğunun varisi saymaktadır. "Avrupa Kıtası'nın En Büyük imparatorluğu" hayali, her Alman'ın kafasında yer etmiştir. Almanya'nın Avrupa'dan Asya ortalarına, Akdeniz ve Mezopotamya'ya uzanan siyasi kontrol arzusu, Fransa, İngiltere ve Rusya'nın rekabetiyle karşılaşmıştır. Almanya'nın yayılma politikası, her dönemde Türk-İslam varlığını tehlikeye sokmuştur. Bu tehdidin, Haçlı Seferlerine kadar uzanan bir geçmişi vardır. Bu seferlerden dördünü Alman imparatorları düzenlemiş, ikisine bizzat komuta etmişlerdir. Osmanlı Devletiyle de birçok defa savaşmış olan Almanya'nın en büyük emeli, Türklerin Avrupa'dan çıkarılması ve Osmanlı mirasının kendi ellerine geçmesidir. Almanya, 1871'de federal bir devlet halinde yeniden kurulmuştur. "İkinci Reich" denilen yeni Almanya, kısa sürede her alanda Fransa'yı geçmiş ve İngiltere'den sonra Avrupa'nın en güçlü ülkesi olmuştur. Sanayide, denizcilikte, askeri alanda önemli hamleler başlatmıştır. Hammadde ve pazar arama, gıda ihtiyacını temin etme gibi meseleler arttıkça öteden beri yayılmak istediği Osmanlı toprağına süratle ulaşmanın yollarını aramıştır. Bu sebeple diğer büyük devletlerle olan rekabeti de artmıştır. Batılı anlayışa göre, rekabetin esası yayılmacılığın hızlandırılmasıdır. Bu konuda kendilerinden başkasının hayat hakkı yoktur. Doğudaki zengin kaynaklara ulaşmak; sömürgeleri çoğaltmak için her yol meşrudur. Sömürülen kaynakların, çıkar bölgelerinin ve ulaşım yollarının korunması için himaye altında güdümlü idarelerin, nüfuz alanlarının kurulması gerekir. Bütün bu menfaatler, Türkiye üzerinde kilitlenmiştir. Bu sebeple Osmanlı Devleti'nin yıkılması için her çareye başvurulmuş, gizli taksim projeleri yapılmıştır. Fakat, çıkarların çatışması sebebiyle tam bir sonuca ulaşılamamıştır. Bu meselede Almanya'nın tutumu farklıdır. Osmanlı devletine barışçı yollarla sızmayı tercih etmiştir. Ekonomik bakımdan, Alman desteğine ihtiyaç duyarak ayakta kalabilecek ve Almanya'nın rakiplerine karşı askeri açıdan yeterli olabilecek bir Türkiye arzu etmektedir. Alman emellerinin geleceği açısından Pazar ve hammadde, tarım ürünlerinin temini ve diğer kaynaklara olan ihtiyaç bakımından da Osmanlı dostluğu devam etmelidir. Bölgedeki gelişmeler, Almanya'yı telaşlandırmıştır. Rusya, Balkanları karıştırıp Ermenileri kışkırtırken, bir yandan da aşiretlere el atmaktadır. Fransa, Tunus ve Lübnan üzerinden Suriye'ye yayılmış, Ortadoğu'da etkili olmaya başlamıştır. Rakip tanımayan İngiltere ise Mısır ve Süveyş üzerinde askeri hakimiyet sağlamıştır. Mezopotamya'yı imparatorluğuna katma peşindedir. Yayılmasını sürdürmek için Arapları tahrik etmekte, aşiretlerle ilgilenmektedir. Bütün bu siyasi ve askeri gelişmeler yanında, kültürel ve dini etkiler de sürdürülmektedir. Ortadoğu ve Anadolu çeşitli ülkelerin misyonerinin faaliyet alanı haline gelmiştir. İslam ahali ve Müslüman sömürgeler, Türklük aleyhine kışkırtılmaktadır. O tarihlerde Fransa'nın Müslüman sömürge nüfusu 15, İngiltere'nin 85 milyondur. Çarlık idaresinde de milyonlarca Müslüman vardır. Almanya'nın ise hiç yoktur. Yeteri kadar askeri deniz gücüne sahip olamayan Almanya, rakiplerine karadan vurup, yayılma yollarını kesmeyi hesaplamaktadır. Balkanlar ve Anadolu üzerinden Mısır, Suriye ve Bağdat kontrol edilebilirse ileride Mezopotamya ve Anadolu'ya sahip olabilirlerdi. Ne var ki bölgedeki ulaşım imkanı yeterli değildir. Uygun bir demiryolu hattı inşa edildiği taktirde Almanya'nın bölgeye askeri müdahalesi kolaylaşacak, Osmanlı Devleti'yle ticari ve siyasi bağ güçlenecektir. İstanbul-Bağdat demiryolu projesi üzerinde büyük devletlerin amansız çekişmelerinin sebebi budur. Bu hattın yapılma hakkı Almanya'ya verilmiştir. XIX. yy.'ın sonlarına doğru 1000 km.'ye ulaşan bu demiryolunun yapılmasına paralel olarak Alman prestiji de süratle artmaktadır. l. Dünya Savaşı başındaki ilk başarılar Alman nüfuzunu arttırmıştır. Balkan ülkelerinin çoğu Alman asıllı prenslerin idaresine girmiştir. Sırbistan Alman kontrolündedir. Bulgaristan da idaresini Almanlara teslim etmiştir. Günümüzde Orta Avrupa'da, Balkanlar'ın kuzey kapısı sayılan bölgelerde, Sırbistan ve Bosna Hersek'te olup bitenlere bakılırsa, Almanların kafasında şekillenmiş bulunan "Pax Germenia" Alman zihniyetinin değişmemiş olduğu anlaşılır. Türkiye aleyhine faaliyet gösteren yıkıcı ve bölücülere Almanya'dan gösterilen kolaylık televizyon ve basında Kürtçü örgütlere verilen destek, PKK'ya verilen taviz, Almanların Türkiye'ye karşı besledikleri niyetin göstergesidir. Rusya'nın Rolü Rus yayılmasının ana hedefi, Akdeniz ve Ortadoğu'ya ulaşmaktır. I. Petro'dan, 11. Nikola'ya kadar, 200 yıl içinde Rus tahtına oturan 12 çar veya imparatoriçe, bu siyasetin takipçisi olmuşlardır. Birinin bıraktığı yerden diğeri devam etmiştir. Amaca ulaşmak için vazgeçilmez iki ara hedef ise, doğuda Kafkasya, batıda Balkanlardır. Bu iki yarımada elde bulundurulmakla Osmanlı devleti iki yönden tehdit edilecek, Karadeniz ve Boğazlara hakimiyet sağlanacak, daha sonra da Doğu Anadolu üzerinden güneye inilecektir. Rusya bu uğurda Şark Meselesi'nin takipçisi olan devletlerden birini veya birkaçını daima yanına alarak Türkiye'ye ardı ardına saldırılar düzenlemiştir. Ülkeyi içeriden karıştırmak, bölücü faaliyetlerde bulunmak için de elinden geleni yapmıştır. Kırım'dan Kafkasya'ya kadar bütün Türk ve Müslüman topluluklarını nifak yoluyla bölüp parçalayan Rus siyaseti, Balkanları da aleyhimize kışkırtmıştır. Osmanlı imparatorluğunun toprakları üzerinde Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan gibi ufak devletlerin kurulmasında baş faktör, Rus yayılmacılığıdır. Çarlığa, Balkanlar ve Kafkasya yollarını açan önemli olay, 21 Temmuz 1774'te imzalanan Kaynarca anlaşmasıdır. İstanbul'da Ortodoks Kilisesi kurma, Osmanlı imparatorluğu dahilinde istediği yerde konsolos bulundurma hakkı ile fesat yuvalarının temeli atılmıştır. Ruslar, Balkan ülkelerini, başlangıçta Ortodoks Mezhebi'ne dayalı dini koruyuculuk görünümü altında kışkırtmışlardır. 19. yy. başlarından itibaren bu gayretler, etnik ayırıcılıkla takviye edilmiştir. Asrın ilk çeyreğinden sonra gittikçe netleşip Pan-İslavist çizgide bütünleşen bağımsızlık tahrikleri, Berlin anlaşması ile arzu edilen siyasi sonuca ulaştırılmıştır. Balkanlardaki ilk karıştırıcılık, Eflak ve Boğdan'da görülmüştür. 2. adım "Büyük Helen Devleti" hayaliyle Rumların isyana teşviki olmuştur. 1804'te başlatılan Sırp ayaklanması sürerken 1821'de Rum isyanları yeniden alevlendirilmiştir. Tanzimat'ın ilanıyla gayrimüslim tebaa üzerinde tahrikler yoğunlaştırılmıştır. Kırım Savaşı sırasında en koyu döneme giren Pan-İslavizm, Çarlıktan sonra da Sovyetler Birliği'nin yıkılışına kadar, Türk düşmanı bir siyasi hareket olarak devam etmiştir. Pan-İslavizmin Balkanlar'a yayılmasında Rusların Bab-ı Ali nezdindeki elçisi İGNATİYEV'in rolü büyüktür. Elçilik, Balkanlar ve Boğazlar ile ilgili bir merkez haline getirilmiştir. İstanbul Ortodoks Kilisesi de bölgede İslavist bir ittifakın kurulmasına ve Türkiye'ye karşı Balkan birliği oluşturulmasına öncülük etmiştir. 1870'te Bulgaristan'da açılmış olan kilise dini bir hüviyetten çıkıp Rus aristokrasisinin Balkanlardaki temsilcisi olan siyasi bir kuruluşa dönüştürülmüştür. İlk aşamada Balkanlar'ın muhtelif yerlerinde isyanlar çıkarılacak, sonra da Türkiye'ye yönelinecektir. Devrin bazı ünlü Rus yazarları da Balkan Birliği lehinde propaganda yapmışlarıdır. Bunlardan biri olan DANİLEVSKİ, daha da ileri giderek İstanbul'un Balkan Birliği'nin başkenti olmasını istemiştir. Tabii burada esas olan, Boğazların Rus idaresine sokulmasıdır. Türklerin Balkanlar'dan atılması ve Anadolu'da boğulması, diğer Batılı devletlerden, özellikle Fransa ve İngiltere'nin de arzusudur. Rusların Balkan siyasetini desteklemişlerdir. Böylece, Bulgaristan'da karışıklıklar sürerken 1875'te Hersek isyanı başlamıştır. 1876'da Sırplar ve Karadağlılar Osmanlı Devleti'ne savaş açmışlardır. Bu sırada Rusya'da kurulmuş olan "Islavlara Yardım Cemiyeti" para, silah ve gönüllü yardımıyla bütün Balkan Yarımadasında Türk katliamı başlatmıştır. Batıda Balkan Hıristiyanları doğuda Ermeniler kışkırtılırken 1877-1878 Türk Rus Savaşı başlamıştır. Bulgaristan'a vaat edilen Makedonya'nın, Berlin anlaşması ile bizde kalması sadece Rus idealine değil, diğer emperyalistlere de ters gelmiştir. Makedonya tamamen elden çıkmadıkça Balkan Türklüğü çökertilemeyecektir. 1902'de bu bölge yeniden karıştırılırken 5 Ekim 1908'de Bulgar Krallığı ilan edilmiştir. 1909'da çıkan 31 Mart Olayı, 1911 Yemen ve Arnavutluk ayaklanmaları,İtalyanların Trablusgarb'a asker çıkarmaları, Türkiye'yi meşgul ederken, çeşitli vaatler alan Yunanistan, Islav devletleri safına geçip Bulgaristan'la anlaşmıştır (29 Mayıs 1912). Aynı yılda Bulgar-Karadağ Anlaşması yapılmıştır. Anlaşmaların öncüsü Bulgaristan, onu yöneten ise Çarlık'tır. Artık bu tarihten itibaren, Rus ideali için doğuda Ermeniler ne idiyse, batıda da Bulgarlar aynıdır. Balkan felaketi, Türkiye için önemli bir darbe olmuştur. Bu savaşlar sırasında doğudan getirtilen bir çok Ermeni çetesi, ordumuzu arkadan vurmuştur. Siyasi alanda da Kürtçü-Ermeni yakınlaşması için gayret gösterilmiştir. Ruslar, Balkan kargaşası içinde Doğu Anadolu'yu istila etmenin yollarını aramıştır. Doğuda bulunan konsolosluklar, Kafkas Genel Valiliği, Rus Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa'daki Rus diplomatları, bu işgali çabuklaştırmak için girişimlerde bulunurken, aşiretler ile Ermeniler arasında çatışma çıkarma gayretleri de gittikçe arttırmışlardır. Bütün mesele, Rus müdahalesine zemin hazırlamaktır. Bu teşebbüs, Fransa ve İngiltere'nin çıkarlarına ters düştüğü için engellenmiştir. 21. asra girildiğinde Balkanların yeniden karıştırılması, bölgedeki Türk ve Müslüman varlığının yok edilmeye çalışılması, Ermenilerin Azerbaycan'a saldırmaları, içeride bölücü terör diye tanımlanan müşterek yıkıcılığın kan dökmesi ve Batı dünyasının tutumu, geçen bunca yıl sonunda hiçbir şeyin değişmediğini göstermektedir. Rusların aşiretlerimizle ilgilenmeye başlamaları, Güney Kafkasya'nın işgaliyle birlikte sürdürülmüştür. Tiflis'te üslenen Rus ordusu doğu sınırımızı ilk defa 1806 yılında geçmiştir. Özel olarak yetiştirilmiş ajanlar da Türkiye'ye sızdırılarak aşiretler üzerinde Rus yanlısı propaganda başlatılmıştır. Azerbaycan'ın işgali tamamlanıp Aras güneyi İran'a verildikten sonra General Paskeviç komutasında çok güçlü bir Rus ordusu, Ahıska ve Ahılkelek'i yerle bir etmiştir. Kars-Erzurum platosu istikametine yönelmiştir. Bu harekatın bir amacı da Çarlığın gücünü gösterip bölge halkının moralini bozmak ve aşiret büyüklerini kendi yanlarına çekmektir. Doğuda acımasızca kan döken PASKEVİÇ, bir yandan da aşiret reisleriyle temaslarını sürdürmüştür. Kafkas Genel Valiliği, Rusların Doğu Anadolu politikasının siyasi ve askeri bir merkezi haline getirilmiştir. Propaganda, haber alma, casusluk faaliyetleri, Ermeni tahrikleri, aşiretlerle münasebetler ve askeri harekatın koordinesi hep bu merkezce yürütülmüştür. Rus ajanları Doğu Anadolu'daki konsolosluklar aracılığı ile bütün doğuyu sarmıştır. Bozgunculuk uğruna ilmi çalışmalar da yapılmıştır. 1856 Paris Anlaşmasından sonra Kürtçü gayretler artırılırken Doğu Anadolu'ya da "Armenya" denilmeye başlanmıştır. Bütün bu savaşlarda Aşiretleri devlet aleyhine kışkırtmaya yönelik faaliyetler bütün hızı ile devam etmiştir. Ancak Bedirhaniler'den Osman ve Kenan Paşa adlarındaki iki kardeş ile Hakkari'de Ubeydullah adındaki maceraperestin hareketinden başka Rusların propaganda ve teşviklerinden etkilenen aşiret olmamış hepsi devleti ile birlikte Ruslara karşı mücadele vermiştir. I. Dünya Savaşı'nda yine Ermenilerle birlikte saldıran Ruslar, aşiretler üzerinde son oyunlarım gösterirken Çarlık idaresi devrilmiştir. 1917 ihtilali ile Ruslar Doğu Anadolu’daki faaliyetlerine bir süre ara vermişlerdir. Daha sonra ideolojik bir çizgiye oturtulan Rus yayılmacılığı, eskisini aratmamıştır. Komünizm, bu emperyalizmin silahı olmuştur. II. Dünya Savaşı'ndan sonra bölücülük hareketi artmıştır. 1960'lı yıllardan itibaren Sovyet destekli Marksist-Leninist kuruluşlar, gençlik kesiminde etkili olmaya başlarken Kürtçü cemiyetler kurulmaya başlanmıştır. Bu yeni yıkıcılık ve bölücülükte Sovyetlerin Türkiye'deki öncülüğünü TKP "Türkiye Komünist Partisi" yapmıştır. Bir çok defalar kapatılmış olan bu illegal örgüt, faaliyetlerini zamanla aydın kesim üzerinde yoğunlaştırmıştır. Kurulan bir çok yan örgüt, Marksist-Leninist metotlarla; öğrenci-gençlik eylemleriyle ülke çapında karışıklıklar çıkarmışlardır. Yurt içinde ve dışında planlı ve sistemli Kürt ayrılıkçılığı çalışmaları da bu kargaşada tırmandırılmıştır. Bir çok parti ve dernek kurulmuştur. Devleti yıkmak ve milleti bölmek için atılan tohumlar, zamanımızdaki bölücü örgütleri doğurmuştur. Yetmiş yıllık Sovyetler imparatorluğu da çöküp dağılmıştır. Müstakil devletler kurulmuştur. Fakat, İslav zihniyeti değişmemiştir. Öte yandan İslav milliyetçiliği yeniden canlandırılmakta İslav asıllı üç cumhuriyet olan Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya, aralarında yeni bir ekonomik ve siyasal birlik oluşturmaktadırlar. Hedefleri, Türk Cumhuriyetleri üzerinde baskı yaratmak, Türkiye ile ilişkilerini kesmektir. "Böl ve Parçala" siyasetinin "Milli Devlet" oluşumuna tahammülü yoktur. Azerbaycan'da çıkarılan iç karışıklığın sebebi budur. Amerika Birleşik Devletlerinin Rolü ABD'nin siyasi Kürtçülükle ilgili tutumu da 1810 yılına kadar uzanır. Daha ziyade misyonerlik tarzında yürütülen bu Kürtçü politika, İngiliz ve Rus eylemleri için destek unsuru teşkil etmiştir. Nitekim, 1880 yılında çıkan Şeyh Ubeydullah olayında Ruslara, 1887'de ise İngiliz Lash'ın Musul yöresindeki faaliyetlerine katkıda bulunmuşlardır. Uzmanlara göre, ABD'nin Ortadoğu'daki etkinliği daha çok ikinci Dünya Savaşı'ndan sonradır. Özellikle, İran faktörü ABD'nin Ortadoğu politikasında önemli bir unsur olmuştur. Ortadoğu'daki Kürtçülük meselesinin alevlenmesinde Pehlevi hanedanının Amerikan yanlısı tutumu önemli rol oynamıştır. Asıl adı Savad Küh olan Rıza Şah, İngilizlerin desteğini sağlayarak son Türk hanedanı Kaçar sülalesinin yönetimine (1909-1925) son vermiş ve İran tahtına geçmiştir. Rıza Şah, İngiltere'yi desteklemeye ve Türkiye ile ülkesi arasında bir Kürt devletinin kurulmasına çaba göstermiştir. Neticede, Şah, "İran Nijad Kavimleri Mektebi"nı himayesine alarak Ari ırk politikasını takip etmeye ve Kürtlerin de aynı ırktan oldukları propagandasını yürütmeye başlamıştır. Bununla da yetinmeyerek, İran Şahı, 1925 Raman ve Recko, 1925 Şeyh Sait, 1926 Koçuşağı, 1926-30 Ağrı, 1928 Sason, 1930 Zeylan Deresi ve Şemdinli olaylarında Rusya ve İngiltere'nin yanında bölgede Türkiye aleyhtarı bir politika takip etmiştir." Bilhassa, Ağrı olaylarından sonra Türk kuvvetlerinin önünden kaçan isyan ele başlarına sığınma hakkı tanımaktan da çekinmemiştir. İkinci Dünya Savaşı, ABD ile Rusya'yı bölgede İngiliz yayılma politikasına karşı bir araya getirmiştir. Moskova yanlısı İran Tudeh Partisi, Kürt Kawa örgütü ve ABD desteğindeki Komala Kürt Teşkilatı, Irak ve İran'daki İngiliz Petrol Şirketi ShelI'e karşı ortak bir mücadele yürütmüşlerdir. Irak'ın Erbil'e yakın Barzan kentinde doğan Molla Mustafa Barzani'nin, 1924 yılında gerçekleştirdiği İsyan, Irak ve İngiltere ortak faaliyeti sonucu bastırılmıştır ve Barzani Iran'a sığınma durumunda kalmıştır. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Cafer Bakırofun "Komel" örgütü yerine "Kürdistan Demokrat Partisi" adıyla yeni bir siyasi teşkilat kurulması yolundaki tavsiyesi ki Mahabat'ta gündeme gelmiştir neticede Barzani'yi genel sekreterliğe kadar getirmiştir. Böylece Azeri, Türkmen ve Kürt işbirliği doğmuştur (1946). Ancak, Şah, Mahabat ve Rızaiye üzerine sevk ettiği kuvvetlerle bu kentleri ele geçirmiş, Molla Mustafa Barzani ve Peşmergeleri Rusya'ya sığınmak zorunda bırakmışlardır. Ancak, 1958 Irak umumi affını müteakip, Barzani 12 yıllık sürgünden sonra, Irak'a dönebilmiştir. Rusya'dan dilediği yardımı alamayan Barzani, bu defa ABD politikasına yönelmiştir. Ancak, parti içinde güçlenen Talabani Moskova yanlısı bir eğilimi tercih etmiş, 1964 yılında Barzani Talabani ayrılığı İran istihbaratı Savak'ın girişimleriyle sonuçlanmıştır. Talabani bu defa İran'a sığınmış, 1970-1974 yılları boyunca taraflar arasındaki çatışmalar Irak hükümetinin bağımsızlık önerisiyle son bulmuş, Talabani Suriye'ye sığınmak durumunda kalmıştır. Ancak, ABD'nin aracılığı ile Irak ve İran, Cezayir'de sulh masasına oturmuşlar, görüşmüşler ve 11 Mart 1975'te anlaşmışlardır. Irak, Barzani'ye yaptığı vaatleri bir yana bırakmış, zor durumda bulunan Barzani, ABD'nin aracılığı ile İran'a sığınma durumunda kalmıştır. Ülkelerin PKK Terör Örgütü ile ilgili Yaklaşımları ve Desteği Günümüzde PKK’nın, faaliyetlerini ülkemiz sınırları dışına taşırdığı ve bu çabaları sonucunda çeşitli ülkelerde örgüt amaçları doğrultusunda imkanlar elde edebildiği bilinmektedir. Bu çerçevede ülkeler tasnife tabi tutulduğunda şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır. PKK’yı destekleyen ülkeler arasında İran, Irak, Suriye, GKRY’DE ve Yunanistan, öncelikli konum arz etmektedir. Anılan ülkeler örgüte; barınma, eğitim imkanları, serbest dolaşım hakkı, para ve silah sağlama, illegal geçişlerde yardım, devlet imkanlarından kısmen yararlandırma gibi hususlarda destek sunmaktadır. İran toprakları, bu ülkenin sağladığı destekler ve kolaylıklar çerçevesinde, PKK’nın ülkemize yönelik faaliyetleri açısından önemini korumaktadır. İran, PKKlı unsurlara, Devrim Muhafızları ve istihbarat kuruluşları vasıtasıyla destek sağlamaktadır. Uyguladığı inkar politikasına rağmen PKK terör örgütüne verdiği desteği sürdüren İran, Suriye'nin Ekim 1998 öncesinde oynadığı rolü devralmış gözükmektedir. Bu bağlamda İran’ın, örgütü Türkiye’ye karşı koz olarak kullanma gayreti içinde olduğu gözlenmektedir. Suriye'nin yaklaşımının ise tatmin edici olmaktan uzak olduğu, A. ÖCALAN'ın Suriye'den ayrılmasından sonra 20 Ekim 1998 tarihinde imzalanan "Adana Mutabakatı" sonrasında mutabakatın uygulanması hususunda yeterli ve samimi işbirliğinde bulunmadığı ve Türkiye’nin taleplerini geçiştirir bir tavır sergileyerek PKK'ya olan desteğini gizliliğe azami ölçüde riayet ederek sürdürdüğü görülmektedir. Rusya Federasyonu (RF) ve Ermenistan’ın, örgütsel faaliyetler ile Yezidi Kürtlerden kadro yaratma çalışmalarına müsamaha ettikleri görülmektedir. RF'deki çalışmaların, geçmişte, Moskova'da, açılan ERNK Bağımsız Devletler Topluluğu Temsilciliği ile daha da hareketlendiği, çeşitli konferans ve toplantıların Duma Binası’nda yapılabildiği, 1999 yılında fesh edilmiş olan sözde "Sürgünde Kürt Parlamentosu (SKP)" nun III ncü toplantısının Moskova'da gerçekleştirildiği bilinen hususlardandır. Sovyetlerdeki değişim ardından, silah, uyuşturucu, insan kaçakçılığı ve mafya faaliyetlerinin etkin bir şekilde sergilendiği Bulgaristan, Romanya gibi ülkeler, PKK’nın söz konusu organizasyonlar içerisindeki rolünü bilmekle birlikte, iç sorunları ve yönetim zafiyetleri neticesinde örgütün ülkelerindeki faaliyetlerine gerekli müdahalelerde bulunmamaktadırlar. Avrupa ülkelerinin tamamı, görünüşte PKK’yı "terörist örgüt" olarak nitelendirmekte ise de örgüt sadece Almanya ve Fransa'da yasaklanmıştır. Ayrıca Avrupa ülkeleri, örgütün yan kuruluşları marifetiyle yürüttüğü faaliyetleri kültürel ve sosyal çalışmalar meyanında ele almakta, "İnsan Hakları" temelindeki bakış açıları ile her türlü etkinliğe izin vermekte, PKK yönetimi ile doğrudan veya dolaylı temasta bulunmaktadırlar. Bu ülkeler arasında Almanya'nın yanı sıra, Avusturya, İngiltere, İtalya, Fransa ve Yunanistan’ı saymak mümkündür. Örgüt tarafından yurtdışında işlenen "siyasal çözüm", yurtiçinde dile getirilen ise "Demokratik Cumhuriyet" temaları yurtdışında yaygın bir şekilde kabul görmekte, bu türlü yaklaşımlar da PKKlı militanlar ile yan kuruluşlarının Avrupa'da daha rahat çalışmalarına yol açmaktadır. Bu bağlamda, stratejisinin gereği olarak "Uluslararası Alanda Taraf Statüsü" elde edebilmek konusunu hedeflerinden birisi haline getiren örgüt, bu hedefine ulaşmak maksadıyla yürüteceği siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetleri için; siyasi gelişim sürecini sekteye uğratabilecek riskleri bertaraf etmek üzere "İnsan hakları", "Demokrasi" gibi uluslararası platformda kabul görmüş normların arkasına gizlenme olanağı bulabileceği, değişik ülkelerde bulunan Kürt asıllı şahısların da desteğini alabileceği Avrupa alanını seçmiştir. Bu arada, PKK terör örgütünün siyasal istekleri ile AB'ne giriş süreci içerisinde bulunan Türkiye’ye dikte ettirilmeye çalışılan Kopenhag Kriterleri normlarının çakıştığı bilinmektedir. Örgüt yönetimi tarafından, "İnsan hakları ile azınlıkların korunması ve hakları teminat altına alan kurumların istikrara kavuşturulması" maddesini de içeren Kopenhag Kriterlerinin Türkiye tarafından kabulü halinde; · Değişik kültürlerin ülke içinde kendini ifade etmesine imkan tanımak zorunda kalınacağı, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün gelişeceği, kendilerine tanınacak olan özgürlüklerle Kürt halkının güç haline gelebileceği, bu durumda şiddete başvurulmaya gerek kalmayacağı ifade edilmektedir. · Bu nedenle örgüt üst yönetimi, Türkiye’nin AB'ne girişini desteklemekte ve sözde Kürt sorununun AB'nin sorunu haline getirilmesi halinde Türkiye’nin; idamın kaldırılması, toplumsal barışın sağlanması için genel af ilan edilmesi ve Kürt kimliğinin tanınması yönünde AB'nin baskısına maruz kalacağı değerlendirmesi yapmaktadır. Diğer taraftan, Avrupa ülkelerinin ise; "Kürt sorununun demokratik çözümü" çerçevesine oturtulmuş olan örgütteki değişimi, şiddetten uzak kendi normlarına uygun mücadele şekline dönüştürerek örgütün muhatap olarak kabul edilebileceği şartları yaratma gayreti içerisine girmiştir. Kamuoyunun da desteğini alan Kürtçülük konusunu her dönemde yeni taleplerle gündeme getirerek, Türkiye’ye kendi menfaatleri doğrultusunda baskı aracı olarak kullanmaya devam ettikleri görülmektedir. Buna paralel olarak, AB, Avrupa Parlamentosu, AGİT ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, Türkiye’ye karşı uygulamalarında; sözde Kürt sorununu ve Kürtlerin kültürel haklarının tanınmasını dile getirmekte, Kopenhag Kriterleri, Helsinki Sonuç Belgesi ve AB'nin KOB kurallarının uygulanması yönünde baskı yaparak PKK terör örgütüne destek sağlamaktadırlar. Öte yandan, ABD'nin de, resmi politikasında Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasından yana görünmesi ve PKK'ya uzak ve mesafeli davranmasına rağmen, K.Irak’ta, Washington Mutabakatı kapsamında bir federasyon kurulması yönündeki gayretlerinin yanısıra, Türkiye’nin doğusunda da HADEP’i muhatap alan faaliyetlerde bulunarak gelecekteki politikalar doğrultusunda bölgesel kimliği öne çıkarma gayreti içerisinde olduğu gözlenmektedir. Yurtiçinde faaliyet gösteren yabancı misyon mensupları ile temasları Yabancı misyon mensuplarının yerel seçimlerin akabinde 1999 yılının ikinci yarısından itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaptıkları ziyaretlerde artış olduğu gözlenmiştir. Yabancı misyon mensuplarının, Güneydoğu Anadolu bölgesine yaptığı geziler kapsamında özellikle ABD Adana Konsolosu bayan Grena Holtz'un bölgeye yaptığı ziyaretleri dikkat çekici seviyede seyretmiştir. Son bir yıllık dönemde yabancı misyon mensuplarının, başta iç ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olacak şekilde Türkiye’yi ziyaretleri kapsamında,Ocak 1999 ayından Şubat 2001 tarihine kadar 500 kadar yabancı heyetin ülkemizi ziyaret ederek çeşitli temaslarda bulundukları belirlenmiştir.Bu ziyaretlerde yabancı misyon temsilcilerinin, HADEP'li belediye başkanları ile yaptıkları görüşmelerde genel olarak; Kürtçe radyo, televizyon ve gazetelerinin olup olmadığı, HADEP'li olmalarından dolayı valilerle olan ilişkilerinin ne düzeyde olduğu seklinde sorular sordukları, ayrıca insan hakları, idam cezaları gibi konuları görüşmüşlerdir. Bölgenin başkenti konumunda bulunan Diyarbakır’a büyük bir değer verdiklerini, ilde ekonomik ve sosyal yönden çok büyük gelişmelerin yaşandığını gördüklerini belirtmeleri dikkat çekmiştir. Bununla birlikte; · ABD'li heyetlerin, mülki makamlar ve diğer kuruluşları ziyaret etmelerinin yanısıra HADEP'li belediyelerle de temas kurmuşlardır. · Alman heyetlerinin, HADEP'li belediyelere ait projelere finans sağlamaya çalışmalarının yanısıra "Köye dönüş projesi" ile ilgili olarak Şırnak ve Hakkari'de faaliyetlerde bulunmuşlardır. AB heyetlerinin, AB'ne uyum kapsamında Türkiye’deki gelişmeleri incelemek maskesi altında genelde Doğu ve Güneydoğu illerine ziyaretlerde bulunmuş, bu kapsamda; Hükümet tarafından HADEP'li belediyelere sağlanan desteğin durumu, OHAL'in kaldırılması, İnsan Hakları ve işkence uygulamaları gibi konular üzerinde durduğu görülmüştür. Görüldüğü üzere, HADEP'li Belediyelerin kardeş belediye uygulamaları kapsamında yabancı kurum ve kuruluşlarla temasları ile yabancı misyon mensuplarının ziyaretleri dikkate alındığında; · Sözde Kürt sorununun, Uluslararası platform gündeminde tutulmaya azami gayret gösterilerek Türkiye’ye baskı aracı olarak kullanılmaya çalışılmakta, · Sözde Kürt sorununun siyasal ortam içerisinde çözüme kavuşturulmasını sağlayacak zeminin oluşturulmasına gayret edilmekte, · PKK terör örgütü tarafından sözde Kürdistan olarak tanımlanan Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerine cografi anlamda olmasa da bölgesel bir kimlik, örgüt güdümündeki HADEP'e de bir misyon kazandırılmaya çalışılmaktadır. Örgüt Yanlısı Yerel Yönetimlere Destek Sağlaması Yönündeki Faaliyetleri (1) HADEP'li Belediyelerin kardeş belediye uygulamaları kapsamında yabancı kurum ve kuruluşlarla temasları : Seçimler akabinde, HADEP'li Belediye başkanlarının göreve başlamalarından itibaren ağırlıklı olarak kendilerine yakın şahısları göreve getirme uygulamalarının yanısıra, HADEP Genel Merkezinin de, Belediyeleri kontrol altına alabilecek, koordineli çalışmalarını sağlayarak HADEP'li belediyeleri başarılı kılabilecek bir merkezi yapı oluşturma çabası içinde olduğu gözlenmiştir. Nitekim, 08 Mayıs 1999 tarihinde HADEP Genel Merkezinde Belediye başkanlarının da katılımıyla yapılan bir toplantıda; Ortak tavır geliştirilerek GAP Belediyeler Birliği yönetiminin ele geçirilmesi, HADEP'li belediyeleri başarılı kılmak suretiyle taban genişletilmesine yönelik çalışmalara ağırlık verilmesi, bağlı bulunulan yerlerdeki gerek siyasi, gerekse sivil toplum örgütleri ile ilişkilerin iyi tutulması planlamaları yapılmıştır. Söz konusu planlamalar doğrultusunda ilk olarak, GAP Belediyeler Birliği’nin 12 Temmuz 1999 tarihinde Diyarbakır’da yapılan meclis toplantısında birlik başkanlığına tek aday olan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun ÇELİK seçilmiştir. GAP Belediyeler Birliği’nin merkezi yapısı altında faaliyetlerini yoğunlaştıran HADEP'li belediye başkanları, Dünya Belediyeler Birliğine üye olmak, çeşitli ülkelerde bulunan belediyelerle birbirlerini kardeş belediye ilan etmek, yardım kampanyaları düzenlemek gibi faaliyetlerle, mali ve teknik yardım sağlamaya çalışmışlardır. HADEP'li belediyelerin, "Güneydoğu Projesi" olarak ifade edilebilecek ve bölge halkına hizmeti esas alan bir projenin ortaya konması kapsamındaki çalışmalarına destek olunması maksadıyla, Avrupa alanındaki örgüt sorumlular tarafından da belediye faaliyetleri ile ilgili bazı projeler üretilmeye çalışıldığı ve bunlara yönelik yurtdışı irtibat büroları oluşturulduğu, Avrupa'daki finans kuruluşları, yerel yönetimler ve NGO'larIa ilişki kurmakla görevli bir çalışma grubu oluşturulduğu öğrenilmiştir. Ayrıca, HADEP'li belediyelerin yabancı ülkelerdeki temasları ve söz konusu ülkelerden gelen heyetlerle yaptıkları görüşmelerdeki artış ile söz konusu görüşmelerde sözde Kürt sorunu ve devletin belediyelere yaklaşımının gündeme gelmesi dikkat çekmiştir. Bu çerçevede; · İtalya-Perugia şehrinin Diyarbakır Büyükşehir belediyesini kardeş belediye ilan ettiği, · İtalya/Quartu Sant'Elena belediyesinin Ağrı belediyesi ile kardeş belediye olmak istediği, ayrıca Ş.Urfa/Suruç belediyesi ile bu konuda karşılıklı bir anlaşma imzaladığı, · İsviçre belediye mensuplarından oluşan bir heyetin 26-28 Nisan 2000 tarihleri arasında Batman ve Van illerini kapsayan bir gezi düzenledikleri ve heyet mensuplarının Van belediyesini kardeş belediye ilan ettiklerini, hazırlanacak projelere finansman desteği sağlayacaklarını, önümüzdeki dönemlerde tekrar geleceklerini ifade ettikleri, · HADEP Genel Merkezi tarafından, HADEP'li Belediyelerin durumu ile ilgili olarak dosyaların hazırlandığı ve bu dosyaların, Almanya, Fransa ve Hollanda'ya gönderildiği, teknik malzeme yardımı alabilmek için görüşmeler yapıldığı, · Brüksel Kürt Enstitüsü'nün organizesi ile Örgüt yanlısı bazı oluşumların 28 Nisan 2000 tarihinde Brüksel’de "Kürt Halkı ve Dayanışma ve şehirleri ile İşbirliği" adı altında düzenlenen ve Belçika'dan Flaman belediye başkanlarının ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarından yetkililerinin de davet edildiği toplantıya, HADEP'li Mardin/Derik ve Kızıltepe belediye başkanlarının katıldığı, · Merkezi Fransa'da bulunan Dünya Birleşik Belediyeler Federasyonu'nca Fransız ve İtalyan belediye başkanlarının katılımıyla olusturulan bir heyetin, 1-5 Mart 2000 tarihleri arasında Türkiye’ye gelerek HADEP'li belediye başkanları ile görüşmelerde bulunduğu, söz konusu heyetin Van gölü ve çevresi ile ilgili bir proje kapsamında 30 milyon ABD Dolarlık kredi talebine olumlu yaklaştıkları, · İtalya Kalkınma için İşbirliği Enstitüsü tarafından oluşturulan bir heyetin, Dünya Birleşik Belediyeler Federasyonu'nun girişimleri çerçevesinde, 22 Mart 2000 tarihinde Van ilinde belediye yetkilileri ile görüşmelerde bulunduğu, · İsviçre’nin Zürich kentinde faaliyet gösteren "Belediyelerle Dostluk Grubu" adlı oluşum temsilcilerinin, HADEP İstanbul il Başkanı ile HADEP'li belediyelere yardım konusunda bir görüşme yaptığı, söz konusu kuruluş tarafından HADEP'li belediyelere; resmi, gayri resmi ve hükümet dışı kuruluşlardan gerekli yardımın sağlanabilmesi amacıyla anket formları gönderilmiş, · Avrupa Parlamentosundan İngiliz, Fransız, Alman ve İtalyan milletvekillerinde oluşan bir heyetin, 29 Mayıs-02 Haziran 2000 tarihleri arasında İstanbul, Van, Hakkari, Batman ve Diyarbakır illerini kapsayan bir gezi düzenlenmiş, · Almanya'da bulunan "Rosa Luxenburg Vakfı" tarafından planlanan belediye sorunlar ve çözümleri konulu bir toplantıya HADEP'li Ağrı/Doğubeyazıt, Mardin/Nusaybin ve Diyarbakır/Suriçi belediye başkanları davet edilmiş, · Diyarbakır belediyesi alt yapı projesi yapımı ile ilgili olarak, Alman Kalkınma Kredileri Bankası yetkilileri ile Büyükşehir belediye başkanı arasında 06 Temmuz 2000 tarihinde 35 milyon DM.lık kredi için bir ön protokol imzalanmış, · İtalya-Quartu belediyesi meclis üyelerinden oluşan 4 kişilik bir heyetin 05-11 Temmuz 2000 tarihlerinde Ş.Urfa, Diyarbakır ve Batman illerinde bir gezi düzenledikleri, heyet mensuplarının gezi kapsamında HADEP, iHD ve bazı sendika temsilcileri ile görüşmelerde bulundukları, görüşmelerde Quartu'nun İtalya’da yari otonom şekilde yönetildiği ve Santo dilini kullandığı. Suruç halkının da Kürtçe konuşmasının kardeş belediye olmak için yakınlık doğurduğunu ifade etmiş, · Dünya Belediyeler Birliği Federasyonu tarafından, üyelik için başvuran Akdeniz Belediyeler Birliği ile Marmara Belediyeler Birliği’ne cevap bile verilmezken Güneydoğu Anadolu Belediyeleri ile 2000 Ekim ayı içerisinde Diyarbakır ilinde bir toplantı yapılmasının planlandığı, toplantıya yönelik olarak HADEP'li belediyelerin bazı projeler hazırlayacakları ve özellikle de göç konusunu gündeme getirmeyi planladıkları, ancak söz konusu toplantının Türkiye’de tepki oluşturması üzerine 2001 yılına ertelenmiş, · Avrupa Parlamentosu parlamenteri ve Alman Kalkınma Enstitüsü başkanının 3-12 Ağustos 2000 tarihleri arasında Van, Hakkari, Bitlis, Muş, Ağrı ve Iğdır illerini kapsayan bir gezi yapmışlar, · Avrupa alanında faaliyet gösteren PKK terör örgütü mensuplarının girişimleri sonucu Ağrı/Doğubeyazıt belediyesinin davetlisi olarak İtalya/Ankona belediyesi mensubu bir heyetin 17-21 Eylül 2000 tarihleri arasında Doğubeyazıt’a bir ziyaret gerçekleştirmişler, heyet mensuplarının aşevi, toplu konut ve "Kadın Sağlık ve Sığınma Evi" projeleri hakkında bilgi alışverişinde bulunmuşlar, · Ayrıca, PKK terör örgütü güdümünde faaliyet gösteren Kürt Kızılayı tarafından Diyarbakır Büyükşehir belediyesine ilaç ve finans yardımı yapılmış, muhtelif sağlık malzemelerinin de gönderilmesine çalışıldığı öğrenilmiştir. Söz konusu temasların, ağırlıklı olarak HADEP'li belediyelere finans ve araç-gereç temini amacı taşıdığı gözlenmekle birlikte, Belediye Başkanlarının yurtiçi ve yurtdışında katıldıkları toplantılarda, belediye sorunları yanında insan hakları bağlamında sözde Kürt sorunu üzerinde de durdukları gözlenmiştir. Ancak, son dönemde, HADEP'li belediye başkanlarının bölgede merkezi otoriteyi hiçe sayan söz konusu faaliyetlerinin yanısıra bazı belediyelerde görülen hukuk dışı faaliyetlerinden dolayı haklarında soruşturma açılması ve yargılanmaları neticesinde yurtdışı seyahatlerinde ve yabancı misyon mensupları ile temaslarında geçmişe nazaran azalma olduğu tespit edilmiştir. | |
|
![]() |
| En popüler 10 etiket
Bu Konunun Etiketleri
|
| 3 koz yaylasına terörist saldırısı, ortabağ köy raporları, |
PKK Gerçeği Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Elf Gerçeği - Elf Resimleri | ThinkerBeLL | Fantazi Dünyası | 1064 | 1 Gün Önce 20:07 |
| ABD ikiz kuleler 9/11 gerçeği | NoRanynn | Bunları biliyor musunuz? | 9 | 28-04-2008 17:11 |
| Yıldızların Gerçeği Nedir? | KENCISii | Astroloji/Fallar | 0 | 22-12-2007 06:38 |
| İhanetin Acı Gerçeği | Misafir | YouTube'dan Seçmeler | 0 | 27-11-2006 10:51 |
| Türkiye'nin Deprem Gerçeği | NoRanynn | Çevre Bilimleri | 33 | 14-09-2006 03:38 |
| |||||
| MsXLabs® MK - Copyright ©2005 - 2008 | MsXLabs® ve Mavi Karanlık® tescilli markalardır. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||