Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Türk kadınının durumu nasıldır?

Bu konu Soru-Cevap forumunda Ziyaretçi tarafından 20 Kasım 2008 (22:13) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
49435 kez görüntülenmiş, 33 cevap yazılmış ve son mesaj 9 Ocak 2014 (21:21) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 1.50  |  Oy Veren: 2      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 20 Kasım 2008, 22:13

Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Türk kadınının durumu nasıldır?

#1 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
cumhuriyetten öncejki ve sonraki kadının hali nasıldı?
Rapor Et
Reklam
Eski 20 Kasım 2008, 22:36

Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Türk kadınının durumu nasıldır?

#2 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
3.İslamiyet ve İslamiyet’ten Sonra Türk Kadını:(Cumhuriyet öncesi)
İslamiyet öyle bir toplumun içinde öylesine kötü bir ortamda doğmuştur ki,
her manevi anlayışın düştüğü ve ahlak kurallarının sıfıra indiği bir dönemdir.
Kuran-ı Kerim ve diğer dini kitaplar, bu kapkara devre “cahiliye devri” adını
verirler.
İslamiyet Arap ülkelerinde doğmuştur. Arabistan’da İslamiyet doğduğu
zaman kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor ve öldürülüyorlardı. Kız çocuğu
doğuran kadınlar cezalandırılıyorlardı. Kadın bir sürüden farksızdı. Bir erkek
istediği kadar kadınla evlenebiliyordu, kocası ölen kadın başka birine miras olarak

devredilebiliyordu ve erkeğin mutlak egemenliğindeki Arap kadınının hukuki
yönden durumu erkeğin çok aşağısında idi. (Tozduman, 1984:28)
İslamiyet doğduğu ortamın etkisiyle, önce o yöre için kurallar getiriyordu.
Kızların öldürülmesi yasaklanıyor, evlenme ve boşanma yasal kurallara
bağlanıyordu. İslamiyet ile birlikte ilk kez miras hakkı ve mal edinme hakkı kadına
tanınmış, kadına kocasına itaat zorunluluğu konurken, kocada karısına iyi
davranma yükümlülüğüne bağlanmıştır. Kadın ve erkek Kur’an da eşittir.Ana ve
baba saygı açısından denktir. (Doğramacı, 1989:133)
Bu açıklama gösteriyor ki, İslamiyet evlilik, eş sayısı, boşanma, miras hakkı,
mal-mülk edinme, insanca muamele görme, cinsiyet ayrımı gözetmeme gibi
konularda kadın ve erkeği aynı düzeyde görmektedir.
Türkler İslamiyet’e girişleriyle birlikte, bir taraftan kendi örf ve adetlerini
muhafaza etmeye çalışırken, Arap ve istila ettikleri yerlerdeki Fars, Bizans ve
Avrupa ülkelerinin kültürünün de etkisi altında kalmışlardır. Bu kültür karışımı
içerisinde elbette ki Türk kadınının statüsünde de değişmeler olmuştur. Daha sonra
Anadolu’ da doğan tarikatlar da Türk kadınının durumunu etkiler olmuştur. Bunlar
arasında özellikle Mevlevilik ve Bektaşilik sayılabilir. Orta Asya’ da ki Türk
kadınının üyesi olduğu ailenin durumu hiçbir zaman babaerkil (Pederşahi –
patriarkal) olmamıştır. (İnan,1969:19)
Selçuklular’ ın X. Yüzyılda Anadolu’ya gelişlerine kadar, İslamiyet’in
tesirlerine rağmen, Türk kadını aktiftir. Günlük yaşamda erkekle beraberdir. Eve
kapatılmamıştır. “Harem” henüz bilinmemektedir. Selçuklu egemenliği 300 yıl
kadar sürer. Bu dönemde kadının sosyal durumu hayli değişikliğe uğrar. Bununla
beraber erkekten yine kopmamıştır. Sanat ve kültür hareketleriyle ilgilidir.
Kadınlar adına Medrese, Hastane ve Kütüphaneler yapılmaktadır. İran’ın Kirman
şehrinde Kutlu Türkan Hastanesi (1271), Kayseri’de bugün adına Tıp Fakültesi
kurulan Gevher Nesibe Şifahanesi (1206), Divrik’te Turan Melek Hatun
Kütüphanesi (XIV.yy) gibi. (Göksel, 1993:129)
Osmanlı toplumunda, özellikle İmparatorluğun ilk dönemlerinde
medreselerin, tarikatların etkisiyle, kısmen kadına da dini inanışlarına göre sosyal
hayatta bir yer tanınmış ise de bu durum gitgide kaybolmuştur. Osmanlı
toplumunda kadının “harem”e kapatılarak toplum yaşantısının dışına itilmesinin
İstanbul’un alınışından sonra Osmanlılar’ ın köleci Bizans devlet yapısından
etkilenmesiyle başladığı sanılmaktadır. (Çağlar, 1992:49)
Osmanlı toplumunda, kadının önceleri sahip olduğu yerini kaybetmesinin
nedeni, İslamiyet’in kabul edilmesiyle birlikte, Arap geleneklerinin ve kültürünün
etkisi altında kalmasının bir sonucu olduğu öne sürülmektedir.
İslam dininin kabul edilmesiyle kadın toplumdaki yerini kaybetmiş, eve
kapanmıştır. Diğer bir görüşe göre Türk kadınının toplumdaki yerini kaybetmesine

neden olan temel etken, Osmanlı Devleti’ nin kuruluş aşamasından başlayarak
Bizans kurumlarının etkisinde kalması ve kadının hareme kapanmasıdır. Bu
açıklamaların ikisi de kadının Osmanlı toplumunda ki yeri konusunu çözümlemede
geçerli olduğu açıktır. (Doğramacı,1989:2) Özellikle Osmanlıların ilk
dönemlerinde büyük şehirlerde medreselerin ve tarikatların tesiriyle, nispeten
kadına da dini inançlarına göre sosyal hayatta bir yer tanınmış ise de, bu durum
gitgide kaybolmuştur. Osmanlı haremli kadınların kendi aralarında ve yalnızca
ailelerinde erkeklerle temas halinde yaşadıkları ve kadının temel toplumsal işlevini
çocuk doğurmak yetiştirmek ve erkeklere hizmet ve cariyelik olarak belirleyen bir
kurumdur. Yani bir anlamda haremde yaşayan kadınlar hukuken olmasa da
toplumsal ilişkiler bakımından köle durumunda idiler. Bir kurum olarak “harem”
Engels’in kadının “evcil köleliği” olarak tanımladığı durumun tipik bir örneğidir.
Ancak Osmanlı toplumunda kent kadınları tümüyle eve kapalı
bir biçimde kurumsallaşmış kadınlık uğraşını sürdürürken kırsal kesim kadınının
üretimde yer aldığı bilinmektedir. Ayrıca bu dönemde yönetici sınıf kadınlarının
dışında kalan halk sınıfı kadınlarının kimi uğraşlara girdikleri padişah
fermanlarından anlaşılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman ve Üçüncü Selim
dönemlerinde halk sınıfından kimi kadınların çalışma yaşamına girdikleri
bilinmektedir. Örneğin, bu dönemlerde kadınların pratik hekimlik yaptıklarına
ilişkin belgeler bulunmuştur. Kanuni döneminde evden eve dolaşan bohçacı
kadınlar, çalışan kadınlar sayılmaktaydı. (Çiftçi, 1982:81) Kentlerdeki her türlü
mesleksel etkinliklerin kadına yasak oluşu onu, kocasına ya da çocuklarına
tümüyle bağımlı kılmıştır. Onları terketmesi, yoksulluğa düşmesi ya da ölümü
halinde sefaletin kucağına iter. Giyim konusunda da bu
dönemde kadınlara bir takım kısıtlamalar getirilmiştir. Kadınların giysileri
feracelerin boylarına kadar belirlenmiş olup, bayramlarda bile dışarı çıkmaları, gezi
yerlerine gitmeleri konusunda, çok az sayıda kadının ev dışına çıkmayı
başarabilmesine karşılık bu sınırlı uğraşlar bile fermanlarla yasak edilmiştir.
Gerek Selçuklular gerekse Osmanlı kadınını “Saraylı kadın” ve “kırsal
alandaki emekçi kadın” olmak üzere ikiye ayırarak değerlendirmek gerekir. Her
ikisi de temelde erkeğe bağımlıdırlar. Saraylı kadın tam bir tüketici olduğu halde,
kırsal alandaki kadın üreticidir. Saraylı kadın örneğinde özellikle Valide
Sultanların padişah nezdindeki etkilerini anımsamak gerekir. Sarayda özel bir yeri
olan Valide sultanları özellikle yükselme devrinden sonra politik bir nitelik
kazanmıştır. Tanzimat dönemine kadar Türk kadını ile ilgili
kısıtlamalar birbirini takiben fermanlarla devam etmiştir. Fakat bu yaşamın ilginç
bir yönü de vardır. Türk kadınının bu baskıya tam anlamıyla boyun eğdiği
söylenemez. Özellikle giyim – kuşamda padişah fermanlarının yerine “moda”
cereyanları kadınları etkilemiştir. Kıyafetlerde değişme hareketleri kendini
göstermeye başlar.
Osmanlı Devleti’nde kapsamlı bir toplumsal değişmeye yol açan ilk önemli
gelişme, Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla başlayan yeni tarihi dönemdir. Batı

dünyasında tanık olunan pek çok gelişmenin sonuçta Osmanlı bürokrasisini de
etkilemesinin yanısıra batılı devletlerin Osmanlı devletini yönlendirmeye dönük
politikalarının da etkisiyle ilan edilen bu ferman, Osmanlı Devleti’nin sosyal
yapısında ciddi değişmelere neden olmuştur. Bu değişmelerin niteliği ve boyutu,
yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti’nin tarihsel gelişimi ile karşılaştırıldığında daha
iyi anlaşılacağı gibi, etkileri açısından o denli derin ve şiddetli olmuştur ki, bunun
sonucunda yaşanan kurum, kavram ve kurumsal değişmeler, sonraki önemli
değişmelerin de nedeni haline gelmiştir. Bu önemli tarihsel evreyi, önce kazanılan
özgürlüklerin geriye doğru gidişi demek olan istibdat rejimi, ardından da daha ciddi
bir toplumsal dönüşüm olan II. Meşrutiyet hareketi izlemiştir. (Kırkpınar,1998:13)
Bu döneme gelinceye kadar her türlü haktan yoksun olan kadın statüsünün durağan
hali Tanzimat hareketiyle hızla değişmeye başlamıştır.
Tanzimat hareketiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nda Avrupa’dan
esinlenen bir dizi reformun gerçekleştirildiği görülmektedir. Batı uygarlığına
gerçek yöneliş ve alıştırmaları da bu dönemde başlamıştır. Avrupa’ da ortaya çıkan
her ideolojik hareket, er yada geç, kısmen birbiri üzerine binerek kısmen de eski
İslam görüşünün yerini alarak, yeni bir etik görüşün oluştuğu Osmanlı
İmparatorluğu’nda yankılanmasını buluyordu.
Tanzimat’la başlayan çağdaşlaşma hareketi çerçevesinde Türk kadını gerek
düşünce alanında, gerekse doğrudan doğruya siyasi ve toplumsal haklar yönünde
ciddi adımlar atabilmiştir. Bu gelişmeler ancak, söz konusu dönemlerin düşünce
yapılarının ve ideolojik kalıplarının kendine özgü kalıpları içinde anlam
kazanabilmektedir.
Batıya yönelme hareketlerinin en önemlisi kuşkusuz eğitim ve öğretim
alanında başlamıştır. Askeri okullarımızda Türk ordusu Tanzimat’tan önce
başlayan batılılaşma hareketi ile eğitim sistemimize öncülük yapar. Askeri
okullarımız arasında Rüştiye (Ortaokul), İdadi (Lise) ve 1773’te Mühendishane-i
Bahri-i Hümayun (Deniz Harp Okulu), 1793’te Mühendishane-i Berr-i Hümayun
(Kara Harp Okulu), 1826’ da Tıphane-i Amire (Askeri Tıbbiye), 1836’da Mızıkayı
Hümayun (Saray Bandosu ve Askeri Mızıka Okulu) gibi modern eğitim
müesseseleri açılmış ve mezunlarını vermeye başlamıştır. (Göksel, 1993:133-134)
Öte yandan toplumsal gerilemenin nedeni olarak kadınların cehaletini ve geriliğini
gören “batıcı” aydınlar, kadınların eğitilmesi gereğini kabul ederler. Kızlarımız için
ilkokul ve ortaokulların eğitimine 1858’ de başlanır. Meslek okulu olarak ilk önce,
1842’ de Askeri Tıbbiye’ye bağlı olarak ilk “Ebe Okulu”, 1869’ da İnan Sanayi
Mektebi (Kız Sanat Okulu), 1870’de Darülmuallimat” (Kız Öğretmen Okulu)
açılır. (Böylece Türk kadınının ev dışında, okulda yetiştirilmiş
olarak ilk mesleği olan Ebelik ve Öğretmenlik meslekleri için okullar açılmış oldu.
Kuşkusuz bu modern kurumlardan yararlanabilen üst tabakalara mensup ve
büyük kentlerde yaşayan kadın sayısı çok azdı. Bu okur-yazar kadınlar, yine de 19
yüzyıl sonlarında gazetelerde kadın sayfalarının yer almasına ve hatta kadınlar için,

yazarları da kadın olan gazete ve dergilerin yayınlanmasına zemin oluştururlar.
(Mukadderat, Şukufezar, Hanımlara Mahsus Gazete) gibi. II. Meşrutiyet
Dönemi’nde aydın kadınlar, kadın statüsünün değerlendirilmesi amacıyla Teali-i
Nisvan, Müdafaa-i Hukuku Nisvan, Asri Kadınlar Cemiyeti gibi dernekler
kurulmuştur. Bu dönemde kadınları ilgilendirip de gündeme gelen tek konu evlilik
statüsüdür. 1917 kararnamesi, evliliği yasal bir çerçeveye bağlarken, kadınlara ilk
defa boşanma hakkını verir.... Çok karılı evliliği karının rızasına bağlayarak
sınırlandırır.
Tanzimat döneminin reformcu havası içinde Namık Kemal, Şemseddin
Sami, Abdülhak Hamit Tarhan gibi düşünürler, dönemin gazete ve dergilerinde
kadın konusu üzerinde durmuşlardır. Batıdaki feminist hareketlerin etkisiyle Türk
kadınının çeşitli mesleklere girmesini teklif etmişler, görücü usulüyle evlenmenin
zararlarını belirtmişler ve Türk kadınının geçirdiği sarsıntıya işaret etmişlerdir.
(Taşkıran, 1982:24)
Birinci Dünya Savaşı Osmanlıların yenilmesi ve ardından başlayan Kurtuluş
Savaşı, kadınların gerçek yaşamlarında hukuki statülerini zorlamasına imkan veren
değişikliklere yol açar. Çok sayıda kadın cepheye giderek, erkeklerin yerine işçi ve
memur olarak çalışma hayatına girmiş, ilk işçi hakları kadın işçilerle ilgili olarak
tanınmıştır.
Sonuç olarak teokratik bir yapıya sahip olan Osmanlı İmparatorluğunda
Tanzimat’tan birinci dünya savaşı sonuna kadar geçen dönemde kadın sorununa
ilişkin gelişmelerin temel niteliği, bu gelişmelerin temel niteliği Oya Çiftçi’nin
belirttiği gibi (Çiftçi, 1982:29) kapsayıcı değil, büyük kent kadınlarının çok sınırlı
bir kesimine yönelik olmasıdır. Bu dönemde kadınların büyük bir bölümü tarımda
çalışırken, büyük kentlerde çok az sayıda bir kadın grubu öğrenim olanaklarından
yararlanabilmekte, işçi kadınlarda fabrikalarda çok düşük ücret karşılığı
çalışmaktaydı. Evlenme ve boşanma konularında şeriat hükümleri yürürlükteydi.
Kentli seçkin bir kadın kesiminin örgütlenme çabasında olmasına karşın, Batılı
kadınların yürürlükteki eşit haklar mücadelesine benzer bir mücadeleyi
sürdürememiş ve sorunların çözümünü yöneticilerden beklemişlerdir. Görüldüğü
gibi İslam dininin etkisi altında kalan Osmanlılarda, hiçbir hak ve yetkisi olmayan
Türk kadınlarının bu hak ve yetkilerine kavuşmalarının ilk adımı Tanzimat
döneminde atılmıştır. Özellikle edebiyatçıların ve aydınların kadının toplumsal
statüsünü eleştirmeleri ve kınamaları kadınlar için beklenen olumlu sonuçların ilk
adımları olmuştur.
Rapor Et
Eski 20 Kasım 2008, 22:38

Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Türk kadınının durumu nasıldır?

#3 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
4.Kurtuluş Savaşı ve Sonrasında Türk Kadını ve Atatürk(cumhuriyet sonrasında Türk kadını)
Tanzimat’tan sonra düşünce dünyasında ve siyasal yaşamda kimi geriye
dönüşler olmakla birlikte , imparatorluk sosyal yaşantısında, dünyada gelişen yeni
siyasal akımlarında etkisiyle özellikle II. Meşrutiyet döneminde radikal kırılmalar
görülmüştür. Kadın sorunları açısından ilk ciddi gelişmeler bu dönemde

yaşanmıştır. Kadının toplum içindeki etkinliği arttıkça, kadınla ilgili olarak
toplumda oluşturulan rol de önem kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nde siyasal
teoriler açısından tepeden inme ve devlet merkezli bir zorlama olarak görülse de,
kadının radikal nitelikli hak kazanımlarına bu dönem adeta bir zemin hazırlamıştır.
Söz konusu dönemde yaşanan deneyimler ve bu deneyimlerle ortaya konulabilen
birikim, Cumhuriyet Türkiyesi’ne aktarılan önemli bir mirastır. (Kırkpınar, 1998
:14)
Cumhuriyet döneminde Atatürk devrimleri ile kadınların toplumsal
durumları önemli bir değişimin ve gelişimin içine girmiştir. Yasalarda kadın-erkek
eşitliği büyük ölçüde gerçekleştirilmiştir. Kadın, boşanma hakkında, seçmeseçilme,
eğitim, meslek seçimi, kamu görevleri yapma haklarına kavuşmuştur.
Gerçek anlamda modern bir toplumu oluşturan bütün sektörlerde en ciddi atılımlar
bu dönemde gerçekleştirilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk gibi karizmatik bir
önderin bunda belirleyici bir rol oynadığını söylemek gerekir. Gerçekte Atatürk’ün
düşünce dünyasının oluşumunda Tanzimat’la birlikte yaşanan batılılaşma çabaları
etkili olmakla birlikte, Atatürk’ün yalnızca yakın çevresinden gelen etkileyici
faktörlerin yanısıra, dünya klasiklerine olan yakın ilgisi ve yoğun okuma
tutkusunun çok daha fazla yönlendirici olduğu söylenebilir. Bu nedenle, Türkiye’
de ki kadın konusundaki fiili gelişmeleri yakından görüp anlayabilmek için O’nun
düşünce dünyasında yer alan kadın konusu ve bu konu ile ilgili öngörüleri
önemlidir.
Bu anlatılan ve açıklananların yanı sıra, Cumhuriyetin kuruluşundan bu
yana, gerek toplumsal yaşantı içinde kadının yeri gerekse hızla gerçekleştirilen
sanayileşme, kentleşme sürecinde kadının aldığı yeni statü ve hukuksal kazanımlar,
adeta yakın Türkiye tarihinin canlı bir panoraması niteliğindedir.
(Kırkpınar,1998:14) Toplumun yaşantısını belirleyen temel faktörler gittikçe içiçe
girip karmaşık ve girift bir durum alırken, kadının statüsü de aynı süreci yaşamıştır.
Böylelikle 1950’li yıllardan bu yana, Türkiye’ de gerek ekonomik sektörlere, gerek
kültürel yapılara, gerek dini kalıplara, gerekse sosyal yaşantı biçimlerine göre
kadın grupları arasında ilişkiler yönünden bir yakınlaşma değil, adeta bir
uzaklaşma ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda ise başta fırsat eşitliği olmak üzere
her alanda olumsuz göstergeler ortaya çıkmaya başlamıştır. Çalışan kadınlar
arasında şaşılacak kadar derin farklılıklar söz konusu olmuştur. Çalışmayan
kadınlar arasında da, gerek sosyal statü, gerek dinsel taassubun dayatmaları ve
gerekse diğer normlar açısından benzer farklılıkları görmek mümkündür. Toplumu
oluşturan katmanlar arasında olduğu gibi her bir katmanda yer alan guruplar
arasında da ciddi farklılaşmalar söz konusudur. Bu farklılık ve anlam derinliği,
bütünüyle Cumhuriyet döneminin benimsediği yeni felsefeden ve uygulamadaki
yöntem farklılığından kaynaklanmaktadır. Kadının gerçek toplumsal statüsünde,
gerekse bizzat kendisinin, kendi bedensel ve ruhsal yapısının algılayışında ve
tanımlayışında geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak farklılıklar ortaya çıkmıştır.
Bu farklılığı yaratan başta kültürel ve eğitimsel alanlarda olmak üzere, teknolojide,

sanayileşmede, tarımda ve bürokraside yaşanan gelişmeler... Toplumun her
kesiminde olduğu gibi kadın konusunda da yeni algılamalara ve statü edinme
süreçlerine yol açmıştır. Kısaca Cumhuriyet kadını, bölgeler ve kültürler arasındaki
farklılıklara ve yaşanan yoğun çelişkilere rağmen önceki dönemlerden
kıyaslanamayacak ölçüde farklıdır. Bu farklılık yalnızca kadının dış görünüşünde
değil, toplumsal statüsünde, kültürel yapısında, kişilik tanımlamasında tanık olunan
çok yönlü bir farklılıktır. Bu değişmeler, hiç kuşku yok ki, ülkede yaşanmış olan
ekonomik, toplumsal, kültürel alandaki yoğun değişmelerle paralellik
göstermektedir.
Kadının başta eğitim olmak üzere, hukuk, çalışma, siyasal katılım, toplumsal
yaşamda ve aile yaşamında eşit haklara sahip olarak yerini alması için gereken tüm
atılımlar yapılmış ve mümkün olan kısa zaman içinde gerçekleştirilmiştir.
Daha Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç yıllarında gerek hazırlık aşamasında
gerekse savaş sırasında Türk kadınının yapmış olduğu hizmetlerin önemi tartışma
götürmez ölçüde büyüktür.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı verirken güç aldığı, yardımını gördüğü Türk
kadınını hiç unutmamıştır. Vefa duygusunu her fırsatta belirtmiştir. Cumhuriyet
dönemi boyunca kadın haklarına öncelik tanınması veya çok önem verilmesinde bu
duygunun etkisi vardır.
Atatürk, Türk kadınına kendine özgü bir anlayışla gereken önemi vermiş ve
bunu çeşitli nedenlerle yapmış olduğu yurt gezilerinde açık bir dille ifade etmiştir.
Daha 23 Mart 1923’ te kadınlara Konya’da söylediği şu sözler önemlidir.
“Son senelerin inkılap hayatında hummalı fedakârlıklarla mahmul mücadele
hayatında, milleti ölümden kurtararak hulâsa ve istiklale götüren, azm-ü faaliyet
hayatında her ferdi milletin mesaisi, gayreti, himmeti, fedakarlığı sebkeylemiştir.
Bu meyanda en ziyade tebcil ile yâd ve daima şükran ile tekrar edilmek lazım gelen
bir himmet vardır ki, o da Anadolu kadınının ibraz etmiş olduğu çok ulvi, çok
yüksek, çok kıymetli fedakarlıktır.... Kimse inkar edemez ki, bu harpte ve ondan
evvelki harplerde milletin kabiliyeti hapyatiyetisini tutan hep kadınlarımızdır. Çift
süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, mahsullâtı pazara götürerek
paraya kalbeden, aile ocaklarının dumanının tüttüren, bütün bunlarla beraber,
sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak
demeyip, cephenin mühümmatını taşıyan hep onlar, hep o ulvi, o fedakâr, o ilâhi
Anadolu kadınları olmuştur.”
Yine bir yurt gezisi sırasında daha açık ve seçik sözcüklerle Mustafa Kemal
şöyle demektedir.
“Türk kadını savaş sırasında ülkeye çok büyük yardımda bulundu; herkes
gibi o da acı çekti. Bugün o özgür olmalıdır, eğitim görmeli, okullar kurmalı,

ülkede erkeklere eşit bir konuma sahip olmalıdır. Buna hakkı vardır.”

Atatürk, Ocak 1923’te İzmir’de yaptığı bir konuşmada özellikle kadın ve
erkeğin kalkınmada birlikte yer almaları gerektiği konusundaki düşüncelerini şöyle
dile getirmektedir:
“Şuna inanmak gerekir ki, yeryüzünde herşey kadınlar tarafından
yapılmıştır. Bir toplum onu oluşturanlardan yalnız birinin ihtiyaçlarının
kazanılması ile yetinirse, o toplum yarıdan çok güçsüzlük içinde kalır... Bir millet
ilerlemek ve uygarlaşmak isterse, özellikle bu noktayı temel alarak benimsemek
zorundadır. Kadınlarımız da bilgili olacak ve erkeklerin geçtiği tüm öğretim
derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar, toplumsal hayatta erkeklerle birlikte
yürüyerek birbirlerinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır. Memleketimizde
cahillik varsa bu yaygındır.Yalnız kadınlarımızı eğil, erkeklerimizi de
kapsamaktadır... Son olarak diyorum ki, bizi analarımızın adam etmesi gerekirdi.
Onlar edebilecekleri kadar etmişlerdir. Ancak bu günkü seviyemiz, bu günün
gerektirdiği zorunluluk ve ihtiyaçlara yeter değildir. Başka zihniyette, başka
olgunlukta adamlara ihtiyacımız var. Bunları yetiştirecek olanlarda bundan sonraki
annelerdir.”
Bu konuşmalar açıkça, Atatürk’ün kadınlar yararına açtığı aktif mücadelenin
başlangıcını ifade eder. Artık kadınlar hakkında halkın kafasında bulunan olumsuz
fikirleri yok etmek için hiçbir fırsatı kaçırmadı. 1924 yılında yaptığı konuşmada
şöyle diyordu:
“Uygarlıktan söz ederken kesinlikle açıklamalıyım ki, aile hayatı gelişmenin
temeli ve güç kaynağıdır. Kusurlu bir aile yaşamı, sosyal, ekonomik ve siyasal
zayıflıklara yol açar. Aileyi oluşturan erkek ve kadın unsurların doğal haklarından
yararlanmaları ve ailede ki ödevlerini yerine getirecek şartlar içinde bulunmaları
çok gereklidir.”
Görüldüğü gibi Atatürk, daha Cumhuriyet edilmeden önce kadın hak ve
statülerinden her fırsatta söz etmiştir. Bu anlamda İnebolu’da yaptığı konuşmada
ciddi bir muhakemeye dayanmadan kadınlara yüklenen bütün adetleri bırakmak
gerektiğini açıkça ifade etmiştir.
Türkiye’de kadın hakları ile ilgili ciddi gelişmeler Cumhuriyet ile birlikte
başlamıştır. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet’ in ilanı ile birlikte Türkiye yeni
devrim ve reformlara sahne olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk Türk
kadının toplumsal statüsünü değiştirmek için çok sayıda reformlara girişmiş ve
hepsinde başarılı olmuştur. Özellikle 1925- 1926 yılları kadın haklarının sık sık
konuşulduğu yıllar olmuştur. Atatürk 28 Ağustos 1925’te İnebolu konuşmasında,
giyim, şapka ve Türk kadınından söz etmiştir. Ülkenin esenliği ve çağdaşlığını
kadınların dünyaya açılmasında gördüğünü ifade etmiştir. 30 Ağustos 1925 günü
Kastamonu konuşmasında yine kadın hakları üzerinde duran Atatürk;

“Bazı yerlerde görüyorum ki kadınlar, yüzünü gözünü gizliyor ve yanından
geçen erkeklere karşı ya arkasını çeviriyor veya yere oturarak kapanıyor. Bu tavrın
anlamı nedir? Efendiler medeni bir milletin anası, millet kızı bu garip şekle son
vermelidir.... Şüphe yok ki ilerleme adımları, iki cins tarafından beraber, arkadaşça
atılmak ve ilerleme yeniliklerle birlikte, merhaleler aşmak lazımdır. Böyle olursa,
inkılap başarılı olur. Herhalde daha cesur olmak lüzumu açıktır.” (Gül,1998:80)
demiştir.
Atatürk, kadın hakları konusunu, öteki gelişmelerin bir parçası olarak
görmüş, birbirinin tamamlayıcısı ve destekleyicisi yaklaşımıyla hareket etmiştir.
Genel olarak, devrimlerin başarıya ulaşabilmesi için Türk kadınının çağdaş
dünyadaki yerini almasının gerektiğini kesin ve kararlı ifadelerle vurgulamıştır.
Atatürk, kadının kıyafeti ile ilgili konuya eğilirken, kuşkusuz kadının, erkeğin
yanında toplumsal yaşantı ile bütünleşmesinin tek engelinin yalnızca kıyafet ile
ilgili olmadığını biliyordu. Bunun yanında bir çok kuralların da aynı şekilde
değiştirilmesini istemiştir.
Kadın hak ve statüleri konusunda en önemli gelişmelerden biri de 17 Şubat
1926 günü kabul edilen “Türk Medeni Kanunu” dur. Bu kanunla Türk vatandaşları
ayrım yapılmaksızın diğer uygar ülkelerin vatandaşları gibi eşit haklara
kavuşmuşlardır.
Bu yasa ile kadın, öncelikle anne ve eş olarak değerlendirilmektedir.
Atatürk’ten güç alan Türk kadını, her sahada kendini yenilemiştir... Poligami
önlenmiş, evlilikte tek eşlilik gündeme gelmiştir. Kadına kocasından ayrılma hakkı
tanınmış, tanıklıkta cinsiyet farkı ortadan kaldırılmıştır.(Gündüz, 2000:238)
Atatürk bu gelişmelerin ardından, kadınlarımızın ekonomik hayattan sonra
eğitimde ve siyaset alanında da gerekli yerini almalarının önemi üzerinde
durmuştur. Atatürk çok iyi biliyordu ki, kadının toplumda yerini alabilmesi
eğitimle mümkündür. 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu
(Öğretim Birliği Yasası) ile kadın ve erkeklerin eşit öğretim imkanlarından
yararlanması sağlanmıştır.
Atatürk, hareketinin başından beri kadının eğitimine ve eşitliğine büyük
önem vermiştir. Atatürkçü eğitim sistemi, laik bir niteliğe sahip olarak gelişip
yaygınlaşırken, çağdaş uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Bu arada kadınlarımızın
eğitim, sağlık, ekonomik faaliyetler vb. de yer ve görev almaları ile ülke
kalkınmasına da katkıları artmaktadır. Ülke kalkınmasını kadın-erkek eşitliği ile
bilimsellikte gören Atatürk, gelişmelere bu anlayış ile yön vermiştir.(Gül, 1998:83)
Türk kadını çok kısa bir zaman içinde çalışma alanlarının her dalında başarı
ile görev yapabilme durumuna gelmiş ve pek çok Avrupa ülkesinde bile yasal ve
yasa dışı olarak uygulanan ücret farklılıklarından uzak olarak emeğinin karşılığını
alabilmiştir.Kadının toplumsal konumunun değişmesinde en önemli haklardan biri de 3
Nisan 1930’da tanınan Belediye Meclislerine seçme ve seçilme hakkıdır.
Türk kadınları bu haklarını 1933’te kullandılar. 5 Aralık 1934’te de
milletvekili seçme ve seçilme hakkıyla birlikte Türk kadınlarına eşit yurttaşlık
hakları tanınmış oluyor... Atatürk bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getiriyor:
“Bu kararla Türk kadınları siyasal ve sosyal alandı pek çok batı ülkesindeki
kadınlardan daha üstün bir durum kazanmışlardır. Bundan sonra peçe altında, kafes
altında kadın kalmayacaktır. Türk kadınları bugün en önemli haklarını
kazanmışlardır. Bundan ötürü ben bu kararı en önemli reformlarımızdan biri sayıyorum
Rapor Et
Eski 17 Aralık 2008, 18:11

Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Türk kadınının durumu nasıldır?

#4 (link)
MUSTAFA126
Ziyaretçi
MUSTAFA126 - avatarı
CUMHURİYET İLAN EDİLİNCE ÇIKAN DEĞİŞİKLİKLER
Rapor Et
Eski 2 Şubat 2010, 14:39

Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Türk kadınının durumu nasıldır?

#5 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
1900'le 2000 arasında çalısan kadın sayısı
Rapor Et
Eski 20 Şubat 2010, 20:40

Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Türk kadınının durumu nasıldır?

#6 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
[QUOTE]cumhuriyet oncesi kadin haklari ve özgürlükleri hakkında yazı
bulabilir misiniz
lüüüüüüüüüüütfen
Rapor Et
Eski 2 Mart 2010, 11:02

Cumhuriyet öncesi ve sonrasında Türk kadınının durumu nasıldır?

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
aciL yaRdım Lazım Lütfen yaRdım éDin ... ! CUMHURİYET'TEN SONRA TÜRK KADINININ SAHİP OLDUĞU HAKLAR ?SosyaL biLgiLer peRforManS ödeVim LütFen yaRdım edin .........tesLim etMem Lazımm .. !!!
Rapor Et
Eski 13 Nisan 2010, 20:53

yardım ediininn!!!

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
yaa ltf yazın cumhuriyet döneminde türk kadının sahip olduğu hak ve özgürlüklerr ltfff!!!!!!
Rapor Et
Eski 19 Kasım 2010, 12:59

Cumhuriyet döneminde kadınlara tanılan haklar

#9 (link)
Almedora
Ziyaretçi
Almedora - avatarı
Arkadaşlar bu konu ile ilgili bir poster hazırlayacağım ne olur yardım edin en geç : 23 kasım'a kadar yapabilirim ödevi noluurr !!
Rapor Et
Eski 27 Kasım 2010, 16:57

cumhuriyet sonrası türk kadını

#10 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
bulamıyorum
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.318 saniyede (84.37% PHP - 15.63% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 11:45
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi