Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Altı Gün Savaşı (Arap-İsrail Savaşı)

Bu konu Tarih forumunda Blue Blood tarafından 9 Ekim 2006 (14:00) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
19453 kez görüntülenmiş, 5 cevap yazılmış ve son mesaj 1 Ağustos 2012 (03:50) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 9 Ekim 2006, 14:00

Altı Gün Savaşı (Arap-İsrail Savaşı)

#1 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
1960-1980 arası Orta Doğu gelişmelerinde, 1967 Arap-İsrail Savaşı bir dönüm noktası teşkil eder. Çünkü, bu savaşta İsrail'in Araplar karşısında kazandığı kesin zaferler neticesinde, topraklarını savaştan öncekinin dört misli genişletmesi, Arap-İsrail meselesine çok büyük boyutlar kazandırmış ve neticelerini günümüze kadar getirmiştir.

1948 Arap-İsrail Savaşı'nı Araplar tahrik etmiştir. 1956 Arap-İsrail Savaşı ise İngiltere, Fransa ve İsrail'in Mısır'a saldırıları dolayısıyla meydana gelmiştir. Ancak 1967 Arap-İsrail Savaşı ise, İsrail değil, Araplar istediği için çıkmıştır. Şu farkla ki, Savaşı çıkarmak isteyen Araplar, ilk saldırganlığı İsrail'in yapmasını istemişler ve bu da olmuştur.

Ancak Araplar için, daha Savaşın ilk gününde bir hezimet oldu. Arapların 1967 Savaşı'nın çıkmasını istemelerinde ve savaşı kışkırtmalarında üç önemli neden rol oynamış görünmektedir:

* Başkan Nasır'ın gerek 1948, gerek 1956 Savaşı'nın ve her iki savaştaki yenilginin intikamını almaya kararlı olması. Bu, Nasır için bir prestij meselesi idi. Eğer İsrail'i yenecek olursa, intikamını gerçekleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda kazandığı prestijle bütün Orta Doğu'da Mısır'a büyük bir üstünlük sağlamış olacaktı ki, bunun siyasi neticeleri de çok geniş olabilirdi.

* 1956'dan beri Sovyet Rusya, Mısır ve Suriye'yi o kadar silahlandırmıştı ki, İsrail ile yapılacak bir savaşın neticesinden sadece Mısır ve Suriye değil, Sovyetler dahi gayet emin görünüyorlardı. Bu sebeple, 1967 Arap-İsrail Savaşı'nı Sovyetlerin de tahrik ettiklerini söylemek mümkündür.

* Bu sırada Amerika'nın Vietnam bataklığına saplanmış olması ve dolayısıyla İsrail'in arkasında yer alamıyacağı düşüncesi.

Altı gün sürdüğü için Altı Gün Savaşı adını alan 1967 Arap-İsrail Savaşı'nın başlangıç gelişmelerini, 1966 yılının son aylarında oluşmaya başlayan Suriye-İsrail gerginliği teşkil eder. Çoğunluğu Ürdün'de bulunan ve diğer Arap ülkelerine de dağılmış bulunan Filistinlileri teşkilatlandırarak, bunları mücadeleye sevketmek için 1964 Mayısı'nda, Ürdün'ün elinde bulunan Doğu Kudüs'te Birinci Filistin Kongresi toplandı ve burada Filistin Kurtuluş Örgütü kurularak bir de 33 Maddelik Filistin Milli Misakı kabul edildi.

Bu Misak'a göre, İngiliz mandası altındaki Filistin toprakları, Filistinlilerin anavatanı ve 6'ıncı maddeye göre de, "Siyonist istilasından önce", yani 1917 Balfour Deklarasyonunu'ndan önce, Filistin topraklarında devamlı oturan Yahudiler de Filistinli sayılacaktı.

Bunun dışında, 1947 ye kadar Filistin topraklarında yaşayan "Arap vatandaşları" ile, bu tarihten sonra, ister Filistin topraklarında, ister bu toprakların dışında doğmuş olsun, Filistinli babadan olanlar Filistinli sayılacaktı.

9'uncu madde, Filistin topraklarının kurtarılması için silahlı mücadeleyi öngörmekteydi. 15'inci madde, "Büyük Arap Vatanı"ndan siyonist, emperyalist istilanın kovulmasından ve Filistin'deki siyonist varlığının tasfiyesinden söz etmekteydi.

19'uncu madde, Filistin'in 1947'deki taksimini ve İsrail Devleti'nin kurulmasını geçersiz sayıyordu. 21'inci madde, Filistin topraklarının tamamen kurtuluşu yerine geçecek her türlü çözümü reddediyordu.

Kudüs Kongresi'nde, 9'uncu maddenin öngördüğü silahlı mücadeleyi yürütmek üzere fedayin denen gerillalardan meydana gelen bir askeri teşkilat olan El-Fetih (Al-Fatah) teşkilatı kurulmaktaydı.

1966 Şubatı'nda Suriye'de iktidarda bulunan Baas Partisi'nin sol kanadı bir darbe yaparak, iktidarı ele geçirdi. Bu sol iktidar ile birlikte, Suriye-İsrail sınırında olayler çıkmaya başladığı gibi, bu yeni Baascılar, Başkan Nasır'ı İsrail'e karşı yumuşak davranmak ve Birleşmiş Milletler'in kanadının altına sığınmakla suçluyordu.

1966 Ekimi'nden itibaren de Suriye topraklarından hareket eden El-Fetih fedayini, İsrail topraklarına saldırılara başladılar. İsrail, bu saldırıları Güvenlik Konseyi'ne şikayet ettiğinde, oradan Suriye aleyhine bir karar çıkarmak mümkün olmadı. Zira her kararı Sovyet Rusya veto etmekteydi. Bu ise Suriye'yi daha da tahrik etti.

Suriye Başbakanı Ekim ayında "Biz İsrail'in güvenliğinin bekçisi değiliz" diyordu. Kasım ayında ise, Suriye ile Mısır (Birleşik Arap Cumhuriyeti) arasında bir savunma antlaşması imzalandı. Bu gelişmeler üzerine İsrail, fedayin saldırı ve akınlarına karşı, Kasım ayının ortalarından itibaren, "mislile mukabele" taktiğini tatbike başladı. Yani, yapılan en küçük bir saldırıya karşı, en ağır bir şekilde ve ağır silahlarla karşılık verilmeye başlandı. Bu suretle, bir yandan Suriye-İsrail, bir yandan da Ürdün-İsrail sınırlarında gerginlik her geçen gün biraz daha artmaya başladı.

Ocak-Nisan 1967 döneminde Suriye-İsrail sınırlarında küçük çatışmalardan, tank, topçu ve hava çatışmalarına kadar her türlü faaliyet ortaya çıktı. 7 Nisan 1967 günü Suriye ile İsrail arasındaki hava muharebesinde İsrail uçakları Şam üzerinde uçtuğu gibi, altı tane de Suriye uçağını düşürdüler.

7 Nisan olaysi, Suriye ve Araplar için haysiyet kırıcı olmuştu. Bilhassa düşürülen uçakların Sovyet yapısı olması, Sovyetler için de olaynin prestij kırıcı olmasına sebep oldu. Bundan dolayı Sovyetler, Suriye'yi daha silahlandırdıklarından başka, Suriye üzerindeki kontrollarını da arttırdılar. Öyle görünür ki, 7 Nisan'dan sonra meydana gelen en küçük bir olay, İsrail'e komşu Arap ülkelerinin İsrail ile münasebetlerinin gerginleşmesine, kendi çapından daha büyük katkıda bulunmuştur.

Mayıs ayından itibaren Suriye'den İsrail topraklarına fedayin akınları daha da yoğunlaşmaya başladı. İsrail Başbakanı Levi Eshkol, 11 Mayıs'ta radyoda yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: "İsrail hükümeti gayet iyi biliyor ki, teroristlerin merkezi Suriye'dir. Fakat biz prensibimizi tesbit ettik: Saldırgana mukabil darbeyi vurmanın zamanını, yerini ve vasıtasını biz seçeceğiz"

Eshkol'ün bu sözlerinden sanıldı ki, İsrail Suriye'ye karşı harekete geçmeye karar vermişti. Sonradan görüldü ki, İsrail'in seçtiği hedef Mısır'dır. Bu yanılgı dolayısıladır ki, Mısır Genelkurmay Başkanı 14 Mayıs'ta Şam'a giderek görüşmelerde bulundu. Bundan sonra olaylar hızla akmaya başladı.

16 Mayıs'ta Mısır Silahlı Kuvvetleri alarm durumuna geçirildi. Esasen 14 Mayıs'tan itibaren Mısır kuvvetleri, 1956'dan beri Birleşmiş Milletler barış gücünün kontrolünde olan Sina'ya girmeye başlamıştı. Yine 16 Mayıs'ta Mısır, gerek Sina Yarımadası'nda ve Gazze'de bulunan ve gerek Akabe Körfezi'nin Kızıldeniz'e çıkış noktası olan Tiran Boğazı'ndaki Şarm el-Şeyh'deki Birleşmiş Milletler askerlerinin buralardan çekilmesini istedi. B.M. askerleri, 19 Mayıs'tan itibaren buralardan çekilmeye başladı ve yerlerini Mısır askerleri aldı.

Bu olay, Arap-İsrail gerginliğinde önemli bir tırmanma teşkil etmekteydi. Mısır, bu hareketi ile iki cepheden İsrail'e karşı pozisyon alıyordu. Biri, Sina'yı tamamen kontrolü altına almak suretiyle, İsrail'e karşı doğrudan hareket imkânını kazanması ve arada B.M. Kuvvetleri'nin mevcut olmamasıydı. İkincisi ise, Şarm el-Şeyh'e askerini sokmakla, İsrail'in Kızıldeniz'e çıkışı olan Tiran Boğazı'nı kontrol altına alıyordu.

Nasır, bununla da yetinmedi ve 22 Mayıs'ta Tiran Boğazı'nı İsrail gemilerine ve 24 Mayıs'ta da bütün deniz trafiğine kapadı. Bu sonuncu tedbir ile, İsrail'e başka ülke gemilerinin yardım getirmesini önlemiş olmaktaydı.

22 Mayıs'tan itibaren Tiran Boğazı'nın ve arkasından Akaba Körfezi'nin kapatılması, Orta Doğu'daki havayı birdenbire gerginleştirdi. Çünkü, İsrail Mısır'ın bu hareketini, kendisine yöneltilmiş bir saldırı olarak kabul etti. Bu sebeple, 23 Mayıs'tan itibaren Amerika ve Sovyetler harekete geçerek, bir savaşı önleme çabalarına giriştiler.

Vietnam Savaşı'nın Kongre'de uyandırdığı tepkiler dolayısıyla Başkan Johnson, İsrail meselesinde fazla ileri gitmekten korkuyor ve ellerini bağlı hissediyordu. Onun için, Sovyet Rusya'nın da Orta Doğu'da herhangi bir avantaj elde etmesini önlemek için, bu devletle beraber hareket etme kararı aldı. Bu, Sovyetlerin de işine geldi. Çünkü 7 Nisan'daki hava muharebesinde Suriye'nin İsrail karşısında hiç bir şey yapamaması, Sovyetlerin Araplara olan güvenini sarsmıştı.

Fakat Sovyetler, bir yandan da Arapların güvenini kaybetmek istemiyorlardı. Bu sebeple, bir yandan Amerika İsrail'i, öte yandan da Sovyetler Suriye ve Mısır'ı yatıştırmaya çalıştılar. İki büyük devletten gelen bu yatıştırma faaliyetinin hiç bir faydası olmadı. Hava yatışacağı yerde, daha da gerginleşti. Nasır, 26 Mayıs'ta yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: "Eğer savaş gelecek olursa, bu topyekün bir savaş ve hedefimiz de İsrail'i yoketmek olacaktır. Bu savaşı kazanacağımıza inanıyoruz ve şimdi İsrail ile savaş için hazırız. Bu sefer 1956'daki gibi olmayacak. O zaman İsrail ile değil, İngiltere ve Fransa ile savaşmıştık".

Al Ahram Gazetesi'nin başyazarı Muhammed Heykel de, yine aynı gün, "Savaş kaçınılmazdır. Araplar ilk defa olarak iradelerini İsrail'e kabul ettirebileceklerdir" diyordu. Bu arada, Güvenlik Konseyi de 23 Mayıs'tan itibaren toplantılar yaparak ve bir takım kararlar alarak bir krizin patlamasını önlemeye çalıştı. Fakat bunlar da savaşı önlemeye yetmedi.

30 Mayıs'ta Mısır (Birleşik Arap Cumhuriyeti) ile Ürdün arasında bir savunma antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya 4 Haziran'da Irak da katıldı. Mısır Başkanı Nasır, bu katılım dolayısıyla yaptığı konuşmada, "1956 ihanetinin intikamını almak için savaşın başlamasını şiddetle arzuluyoruz. Bu savaş bütün dünyaya Arapların da, İsrail'in de ne olduğunu anlatacaktır" diyordu.

Krizin başlangıcında Sovyetler, İsrail'in ilk önce Suriye cephesinden harekete geçeceğini tahmin etmiştir. Daha sonraları Başkan Nasır, İsrail'in Sina cephesinde harekete geçeceğini, ancak cepheden saldırmayıp, Gazze koridorundan girmesini beklemiştir. Halbuki bunların hiç biri olmadı. Arapların istediği gibi ilk saldırıyı İsrail yaptı. Fakat Araplara ilk ve ağır bir darbe indirmek için 5 Haziran 1967 sabahı 7:30'dan itibaren havalanan İsrail uçakları, Mısır, Suriye ve Ürdün havaalanlarını bombardıman etmeye başladılar.

Mısır'a yapılan baskında, İsrail uçakları, Mısır radarlarına yakalanmamak için Akdeniz üzerinde çok alçaktan uçarak, Mısır'ın Batı sınırlarına ulaşmışlar ve saldırılarını batıdan yapmışlardır. Sina üzerinden değil. O kadar ki, İsrail uçakları Irak'a da ulaşarak Habbaniye Havaalanı'nı bile bombardıman ettiler.

5 Haziran günü akşam olduğu zaman, 16 Mısır havaalanı artık kullanılmaz hale gelmiş ve 280 Mısır uçağı, 52 Suriye uçağı, 20 Ürdün uçağı ve bir çok da Irak uçağı yerde tahrip edilmişti. Sonradan görülmüştür ki, tahrip edilen Arap uçaklarının sayısı o gün 400'ü aşmış bulunuyordu.

Havaların kontrolu artık İsrail'in elindeydi. Araplar, 5 Haziran günü 160 İsrail uçağını düşürdüklerini iddia etmiş iseler de, bu iddianın gerçekle hiç bir alakası olmadığı görülmüştür. Havalardaki üstünlük, İsrail'in kara harekâtını da kolaylaştırmıştır. Bilhassa Sina Yarımadası'ndaki muharebelerde Mısır'ın zırhlı kuvvetleri, İsrail zırhlı kuvvetlerinden ziyade, havadan İsrail uçaklarından ağır darbeler yemiş ve perişan olmuşlardır. Bundan dolayı, İsrail kuvvetleri üç gün içinde bütün Sina'yı ele geçirip, 7 Haziran akşamı Süveyş Kanalı'nın sağ kıyısındaki, kuzeyde Kantaro, ortada İsmailiye ve güneyde de Port Tevfik'e ulaşmışlardır.

Bu durumda Mısır'ın yapabileceği bir şey kalmamıştı. 8 Haziran'da İsrail ile ateşkesi kabul ederek, İsrail kuvvetlerinin Kanal'ın diğer yakasına geçmesini önlemiştir.

İsrail için 1967 Savaşı'nın en çetin cephesi Ürdün cephesi ve Batı Şeria cephesi olmuştur. Ürdün kuvvetleri, gerçekten İsrail'i uğraştırmış ve ciddi kayıplar verdirmişlerdir. Fakat onlar da Mısır'dan daha fazla dayanamadı. 7 Haziran günü Nablus muharebesini kaybedip, şehir, İsrail kuvvetlerinin eline geçince, İsrail bütün Batı Şeria'yı işgal etmiş oluyordu. Bu sebeple 7 Haziran akşamı Ürdün de İsrail ile ateşkesi kabul etti.

8 Haziran'dan itibaren Suriye cephesinde Golan Tepelerinde muharebeler şiddetlendi. Suriye, Golan Tepelerinden aşağıdaki İsrail yerleşim merkezlerini 1956'dan beri 11 yıl süre ile bombalamıştı. Yani bu tepelerin, İsrail'in Suriye'ye karşı savunması bakımından stratejik bir önemi vardı. Suriyeliler de İsrail karşısında fazla dayanamadılar. İsrail kuvvetleri, Golan Tepelerini aldıktan sonra, Suriye topraklarında ilerlemeye başladılar. İsrail kuvvetlerinin ilerleme istikameti Şam'dı.

İşte tam bu sırada, 10 Haziran günü Sovyetler, Amerika'ya başvurarak, İsrail ilerlemesi durdurulmadığı takdirde, "askeri harekât" da dahil gerekli tedbirleri alacaklarını bildirdiler. Bu sırada İsrail kuvvetleri, Şam'a 40 mil mesafedeki Kuneitra'ya girmiş bulunuyordu. Dolayısısıyla İsrail, Kuneitra'da durdu ve o gün saat 16:30'da da İsrail ile Suriye arasında ateşkes başladı. Altı Gün Savaşı böylece sona ermiş oluyordu.

Savaşın sonu Araplar için tam bir hezimetti. Savaştan sonra bir Arap askeri gücü kalmamıştı. Mısır, Sina'ya 80-100 bin kişilik bir kuvvet sürmesine rağmen bir şey yapamamıştı. Mısır, 600-800 tank kaybetmişti. 100'den fazla kullanılabilir Sovyet yapısı tank İsrail'in eline geçmişti. Yine Mısır'ın 400 topu ile 10.000 askeri aracı Sina'da tahrip edilmişti. Tahrip edilen Arap uçaklarının sayısı 441 olarak tesbit edilmiştir ki, bunun içinde Sovyet yapısı 280 Mig ve 60 Ilyuşin uçağı da bulunmaktaydı. Başka bir deyimle, 1967 Arap yenilgisi, aynı zamanda Sovyet silahlarının da yenilgisi idi.

Arapların bu silah kaybı, Sovyetlerin bu ülkeleri tekrar silahlandırmak için daha sıkı kontrolü altına alması ve Orta Doğu'da daha fazla söz sahibi olmak için de bir fırsat olmaktaydı.

1967 zaferi ile İsrail, topraklarını dört misli daha genişletmiştir. Gazze ve bütün Sina Yarımadası İsrail'in eline geçtiği için İsrail, Süveyş Kanalı'na dayanmış ve güneyde de Şarm-el-Şeyh'i alarak Tiran Boğazı'nın kontrolüne sahip olmuştur. Yine Sina'nın kuzeydoğusundaki Gazze Bölgesi de İsrail'in eline geçmiştir.

İsrail, Ürdün'den Şeria Nehri'nin batısındaki bütün toprakları alarak, Şeria Nehri, Ürdün ile İsrail arasında sınır olmuştur. Keza, Ürdün'ün elindeki Doğu Kudüs de İsrail'in eline geçmiştir ki, bu suretle 2000 yıldan beri ilk defa olarak Yahudiler Kudüs'e tekrar sahip oluyorlardı. Osmanlı Devleti'nin 400 yıl elinde tuttuğu kutsal Kudüs'ü, Araplar, 50 yıl ellerinde tutamamışlardı.

İsrail, Golan Tepeleri denen ve Kuneitra'ya kadar uzayan Suriye topraklarını da işgal etmişlerdi. İsrail, bu toprakları elde etmekle, kendisi için gerekli güvenlikli sınırlara sahip olmaktaydı. Fakat, İsrail'in bu güvenliğine karşı da, Sovyetler bilhassa Mısır ve Suriye üzerindeki nüfuzunu daha da arttırarak, bir bakıma bu güvenliği belirli ölçüde zayıflatmış olmaktaydılar. Zira, 1967 Savaşı'ndan sonra Sovyetler, Arap ülkelerini yeniden silahlandırmaya başlayarak İsrail karşısında bir silah dengesi kurmaya çalıştıkları gibi, bundan da daha önemlimi, Akdeniz'deki varlıklarını arttırdı.

Bu savaştan sonra Sovyet donanması hemen 50-60 parçaya çıkarıldığı gibi, Sovyetler, Suriye'nin Lazkiye ve Mısır'ın da İskenderiye Limanı'nda deniz üssü elde ettiler. Bu ise, bu iki ülkenin daha fazla Sovyet nüfuzu altına girmesi idi.

Sovyetlerin Araplar üzerindeki koruyuculuğu, daha savaşın son günlerinde başlamıştı. 10 Haziran günü Sovyetler Amerika'ya başvurup ateşkesi sağlamamış olsalardı İsrail kuvvetlerinin Şam'a girmesi belki işten bile olmayacaktı. Sovyetlerin koruyuculuğu bu kadarla da kalmadı. Güvenlik Konseyi'nde Amerika'nın vetosu ihtimali dolayısıyla, Genel Kurul'dan Araplar lehine bir karar çıkarmak amacı ile, B.M. Genel Kurulu'nun 19 Haziran'da olağanüstü toplantıya çağrılmasını sağladı. Ancak, Genel Kurul'da 21 Temmuz'a kadar yapılan toplantılarda, Arap-İsrail barışı için ortaya atılan hiç bir formül, gerekli üçte iki çoğunluğu sağlayamadı. Bunun üzerine mesele Güvenlik Konseyine havale edildi.

Genel Kurul, 4 Temmuz2da, Pakistan tarafından teklif edilen ve Türkiye, İran, Gine, Mali ve Nijer tarafından desteklenen karar tasarısını kabul etti. 20 çekimsere karşı 88 oyla kabul edilen bu karar, İsrail'i, Kudüs'ün statüsünü değiştirebilecek her türlü tedbirden kaçınmaya davet ediyor ve bu gibi tedbirlerin hukuken geçersiz olacağını hatırlatıyordu. Güvenlik Konseyi ise İsrail'i destekleyen Amerikan ve Arapları destekleyen Sovyet görüşlerini uzlaştırmak için uzun süren görüşme ve tartışmalardan sonra, nihayet, 22 Kasım 1967'de 242 sayılı kararı kabul etti.

Karar, İsrail'in bu son savaşta işgal ettiği topraklardan çekilmesini öngörmekteydi. Kararın bundan sonraki kısmında da, bölgedeki her devletin egemenlik, toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığının tanınması ve buna saygı gösterilmesi isteniyor ve yine her devletin barış içinde, tehdit ve kuvvet kullanılmasından uzak olarak, güvenlikli ve tanınmış sınırları içinde yaşaması hakkı kabul edilmekteydi.

Kararın üçüncü maddesine göre de, bu kararın yukarıdaki prensipleri çerçevesinde barışcı ve taraflarca kabul edilmiş bir anlaşmanın gerçekleştirilmesi amacı ile, Genel Sekreteri, taraflar arasında temas sağlamak için bir özel temsilci tayin edecekti.

242 sayılı Güvenlik Konseyi kararının 3'üncü maddesi gereğince, B.M. Genel Sekreteri, İsveçli diplomat Gunnar Jarring'i taraflar arasında temas ve anlaşma sağlamakla görevli özel temsilci seçti. Ancak Jarring'in temasları ve faaliyeti hiç bir netice vermedi. Fakat bu arada Amerika, barışı sağlama çabalarına aktif bir şekilde girdi. Çünkü, 1968 seçimlerinde başkanlığa gelen Richard Nixon, nasıl Vietnam meselesini bir an önce sona erdirmeye karar vermiş ise, Orta Doğu'da da barışı gerçekleştirerek Amerika'nın prestijini tamir etmeye kararlı idi. Çünkü, İsrail'in 1967 Savaşı'ndaki tartışmasız zaferi, Araplar tarafından, Amerika'nın İsrail'e yardım ettiği propagandası ile, bir Amerikan aleyhtarlığına dönüştürülmüştü.

Nixon, bilhassa bu aleyhte propagandayı önlemek ve Amerika'nın Orta Doğu'daki itibarını tekrar tesis etmek istiyordu. Bu sebeple Nixon'ın Dışişleri Bakanı William Rogers, Araplarla İsrail'i bir barış çözümü etrafında birleştirmek için çeşitli planlar ortaya attı. Fakat Rogers'ın bu teşebbüslerinden hiç bir netice çıkmadı. Çünkü, Araplar bir barış için önce İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerektiğini söylüyordu.

Arapların 242 sayılı Güvenlik Konseyi kararını yorumlaması bu şekildeydi ve bu yorum, bugüne kadar devam etmiştir. Buna karşılık, İsrail ise, 242 sayılı kararın 3'üncü maddesine dayanarak, önce bir müzakere masasına oturulmasını ve "güvenlikli ve tanınmış" sınırların tesbitini ve ondan sonra da, İsrail'in, hangi topraklardan çekilecekse, oradan çekilmesi görüşünü savundu. İsrail'in bu görüşü de bugüne kadar devam eden bir görüştür.
Son Düzenleyen Blue Blood; 20 Kasım 2006 @ 16:34.
Rapor Et
Reklam
Eski 7 Ocak 2007, 23:10

Altı Gün Savaşı (Arap-İsrail Savaşı)

#2 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Altı Gün Savaşı’nda Suriye

Altı Gün Savaşı (1967 Arap-İsrail Savaşı)
Şubat 1966 darbesinden sonra rejimi Parti vasıtasıyla kontrol etmeyi tercih eden Salah Cedid, ordu üzerindeki nüfuzunu Baas askeri organizasyonundaki taraftarları aracılığı ile devam ettirmeye çalışıyordu. Esad ise, Savunma Bakanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı mevkilerini aynı anda işgal etmesinin avantajlarını kullandı. Çabalarını ise sistemli bir şekilde ordudaki ve özellikle de rejimin gücünün odağı olarak gördüğü savaş birimleri üzerindeki kontrolünü genişletmeye yoğunlaştırdı. Yani Cedid, daha sivil bir nüfuz yöntemi benimserken, Esad ordudaki yandaşlarını arttırıyordu.
1967 yılı Haziran ayı başlarında İsrail’le yapılan savaşta alınan yenilgi ve Suriye’nin en stratejik bölgelerinden biri olan Golan Tepeleri’nin kaybedilmesi, Suriye ve Mısır’daki radikal sosyalist rejimlere duyulan güveni tamamen yok etti. Bunun Suriye iç politikasına yansıması ılımlılara ve sağcı grupların eline önemli bir koz verme şeklinde olurken, bir diğer sonucu da Esad’ın otoritesini arttıran dönüm noktası haline gelmesidir. 1967 yenilgisinden beceriksiz sivilleri sorumlu tutan Esad, ordu içinde rakibi bulunmadığı için bir yandan kendi etnik grubuna bağlı kişileri etkin mevkilere getirirken, hükümete yönelik eleştirilerini de sıklaştırmaya başladı.
Esad ile Cedid arasındaki tek ihtilaf savaşta alınan yenilgi değildi kuşkusuz. Cedid, İsrail karşısında çok sert ve militan politikalara başvurarak Filistin silahlı gruplarının (Saika, el-Fetih vb.) Suriye topraklarından Yahudilere yönelik saldırı yapmasına imkan verirken, Esad, bu tür davranışları İsrail gibi güçlü askeri yapıya sahip bir ülke karşısında Suriye’nin geleceğini tehlikeye atan macera olarak değerlendiriyordu. Bunun yanı sıra, Arap ülkeleri ile ilişkilerde Esad, Cedid’in dış politikasını fazla sert bularak, biraz daha pragmatist ve ılımlı bir tutum sergilenmesi gerektiğini düşünüyordu.
1970 yılı Eylül ayında Ürdün ordusunun, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) bağlı gerillaların kaldığı kamplara yönelik başlattığı saldırı sırasında, Filistinlilere yardım için yaklaşık 200 Suriye tankı Ürdün’e gönderilmişti. Kara Eylül olayları olarak bilinen çatışmalarda Irak’ın da Ürdün Kralına yardım amacıyla gönderdiği 12 bin kişilik askeri güç, Suriye birlikleri ile çatışınca Rakip iki Baas yönetimi, kozlarını paylaşma imkanı buldu. Cedid’in Ürdün kralının devrilmesine yönelik politikasını ve Irak’la karşı karşıya gelmesini benimsemeyen Genelkurmay Başkanı Esad, çatışmalara müdahale edilmesine karşı çıkarak uçak göndermeyi reddetmiş ve Cedid’le ipleri iyice germişti.
Ordunun tamamında gücü eline alan Hafız Esad’ın iki rakibi Başbakan Yusuf Zu’ayyin ile İbrahim Makhus tutuklanmış ve kendisine yakın adamları hükümette önemli görevlere getirilmişlerdi. Birkaç ay sonra Cedid’e direk meydana okuyacak hale gelen Hafız Esad, Baas Partisi’nin ordudaki faaliyetlerini askıya alarak, kendisine bağlı tankları Şam’da kilit noktalara yerleştirdi. 28 Eylül 1970 tarihinde Cemal Abdünnasır’ın ölümü, Esad’a göre Suriye’yi herhangi bir İsrail saldırısına karşı daha güç ortamlara sürükleyebilirdi. Kısa bir süre sonra, yeni Mısır Başkanı Enver Sedat, Libya ve Sudan ile birlikte bir Arap Federal Birliği kurma kararı aldı. Cedid’e karşın Esad, bu birliğe katılmaya oldukça hevesliydi. Böyle bir zeminde Esad, Cedid’in taraftarlarının bir kısmını evde göz hapsine alırken bir kısmını da görevlerinden uzaklaştırdı. Cedid’in askeri yandaşlarını da pasifize edip Baas’ın askeri kuruluşu olan Saika üzerinedeki kontrolü eline aldı.
1970 yılı 12 Kasım tarihinde toplanan Baas kongresi, Esad’ı ikilik çıkarmakla suçlayıp, Cedid hükümetinin iç ve dış politikasının desteklenmesi kararını aldı. Toplantı ardından harekete geçen Cedid, onu ve yardımcısı Mustafa Talas’ı görevinden almaya kalkıştı. Bunun üzerine Esad son hamle için harekete geçerek, Cedid hükümeti ve Baas’ın tüm yöneticilerini tutuklatarak, yönetime el koydu.
Rapor Et
Eski 14 Eylül 2008, 16:08

Arap-İsrail Savaşları

#3 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI


arapcarz4
1948den bu yana Arap ülkeleri ile İsrail arasında çıkan savaşların en önemlileri bu adla anılır.
Birinci Arap-İsrail Savaşı (1948-49)
Birleşmiş Milletler (BM) 1947'de, Filistin topraklarının İsrail Devleti ile Filistin Arap Devleti olarak ikiye bölünmesini öngören bir karar aldı. Ama Arap ülkeleri 1948'de kuru­lan İsrail Devleti'ni tanımadı. Mısır, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistin'deki Arap­lar İsrail'e savaş açtı. İsrail, "10 gün saldırısı" adı verilen bir saldırıyla Arap ordularını geri püskürttü. Mısır ordusunu El-Ariş'e kadar geriletip Necef ve Celile kentlerini ele geçirdi. İsrail, BM kararıyla kendisine ayrılan Filistin topraklarını yüzde 40 daha genişletti. Mısır'ın anlaşma isteğini, Irak dışında kalan öbür ülkeler de benimseyince savaş sona erdi. 500 bin Filistinli Arap, Ürdün, Suriye ve Lüb­nan'a göç etmek zorunda kaldı. Böylece, top­raklan işgal edilen Filistinliler ile İsrail arasın­da süregelen savaşlar da başlamış oldu.

İkinci Arap-İsrail Savaşı (1956)

isralsm8

1956'da Mısır'ın devlet başkanı Cemal Ab-dünnasır, bir özel şirketin elinde bulunan Süveyş Kanah'nı millileştirdi. Bu kararla çı-karlan zedelenen Fransa ile İngiltere, İsrail'i de yanlanna alarak Mısır'a bir saldın planla­dılar. 29 Ekim 1956'da İsrail ordusu, Sina Yanmadası üzerinden Mısır'a saldırdı. İlk saldında bozguna uğrayan Mısır ordusu, Fransız ve İngiliz ordusunun da havadan ve denizden başlattığı saldınyla yenildi. BM Acil

Üçüncü Arap-İsrail Savaşı ya da Altı Gün Savaşı (Haziran 1967)


Mısır Devlet Başkanı Abdünnasır'ın SSCB ile yakınlık kurarak askeri ve siyasi alanda işbir­liği yapması batı ülkelerini kaygılandırıyordu. Bu arada Mısır, BM Acil Kuvveti'nin görevini Mısır ordusuna bırakmasını önerdi. BM bu öneriyi kabul edince Mısır ordusu Sina'ya yerleşti. Suriye de kendi sınırlanna asker yığdı. Bu gelişmeler olurken, İsrail de saldın-ya hazırlanmıştı. 5 Haziran 1967'de İsrail'in saldırısıyla başlayan ve altı gün süren savaş sırasında Mısır, Suriye, Ürdün ve Irak savaş uçaklan, daha havalanmadan İsrail tarafın­dan yok edildi. İsrail büyük bir hızla kazandı­ğı savaşta Gazze, Sina, Şarm el-Şeyh ve Batı Şeria'yı işgal ettiği gibi, Suriye'nin Golan Tepeleri'ni de ele geçirdi. İsrail ordusu Suri­ye'nin başkenti Şam'a doğru harekete geçer­ken BM duruma müdahale etti ve BM'nin girişimiyle ateşkes ilan edildi. BM, 22 Kasım 1967'de aldığı 242 sayılı kararla İsrail'in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesini, buna karşılık İsrail'in Arap devletlerince tanınma­sını ve Filistinli göçmenler sorununun uygun bir biçimde çözülmesini istedi.

Dördüncü Arap-İsrail Savaşı ya da Yom Kippur Savaşı (Ekim 1973)

BM'nin 242 sayılı kararı savaşan taraflarca uygulanmadı. İsrail aldığı topraklan işgal etmeyi sürdürdü, Arap ülkeleri de İsrail'i tanımadılar. 1970'te Mısır Devlet Başkanı Abdünnasır ölmüş, yerine Enver Sedat geç­mişti. Enver Sedat, ülke sınırlarını Altı Gün Savaşı öncesindeki durumuna getirmeyi ve İsrail'i tanıyarak barışı sağlamayı amaçlıyor­du. Bunun için de 242 sayılı BM karannın uygulanmasını sağlayacak bir girişimi gerekli görüyordu. Enver Sedat'a göre, sonuç ne olursa olsun, bu girişim İsrail ile savaştan geçiyordu. Mısır ve Suriye savaşa hazırlandı. 6 Ekim 1973'te, İsrailliler'in kutsal günü Yom Kippur'da Mısır ve Suriye'nin başlattığı saldı­rıyı Irak, Ürdün, Fas ve Cezayir de destekle­di. İsrail'i ise ABD destekliyordu. 24 Ekim' deki ateşkes kararına kadar süren savaşta, İsrail üstünlüğü ele geçirerek Arap ordulanna büyük kayıplar verdirdi.

Savaş daha da uzayabilirdi. Ama, 7 Ekim' de petrol üreten Arap ülkelerinin Avrupa ülkelerine ve ABD'ye verdikleri petrolü azal-tacaklannı açıklamalan BM'nin ateşkes kara­rı almasında etkirTöldû. 25 Ekim'de BM Barış Gücü savaş bölgesine yerleştirildi.
18 Ocak 1974 ve 4 Eylül 1975'te İsrail ile Mısır arasında iki barış andaşması imzalan­dı. Antlaşma gereğince İsrail, "Sina'nın batısı­na çekilecek, buna karşılık Mısır Süveyş Kanalı'nın doğu yakasındaki güçlerini azalta­caktı. İsrail 1975'te Suriye ile de anlaştı. Her iki ülke, ordularını BM Barış Gücü'nün oluş­turduğu tampon bölge dışına çıkarmayı ve sa­vaş tutsaklarını değiştirmeyi kabul etti.

Bu antlaşmalara karşın, İsrail ile Filistinli­ler arasındaki savaş sona ermedi. 5 Haziran 1982'de İsrail Beyrut'u ve Filistin Kurtuluş Örgütü kamplarının bulunduğu Güney Lüb­nan'ı bombaladı. 14 Haziran'da İsrail kuvvet­leri Beyrut'u kuşatmıştı. Filistinliler uzun süre direndiler. Ama sürekli İsrail bombardımanı karşısında, çokuluslu kuvvetlerin denetimin­de Beyrut'u terk ettiler. 14 Eylül'de İsrail birlikleri yeniden Beyrut'a girdi. Hıristiyan milislerin 16 Eylül'de iki Filistin mülteci kampında gerçekleştirdiği katliam bütün dünyada kınandı.

Rapor Et
Eski 10 Ocak 2010, 14:03

Altı Gün Savaşı (Arap-İsrail Savaşı)

#4 (link)
MeLiSSiA
Ziyaretçi
MeLiSSiA - avatarı
1967_Six_Day_War_-_conquest_of_Sinai_7-8_June

Altı Gün Savaşı (Arapça:حرب الأيام الستة, Ḥarb al‑Ayyam as‑Sitta veya Arapçaحرب 1967, Ḥarb 1967; İbranice מלחמת ששת הימים, Milhemet Sheshet Ha‑Yamim), diğer adlarıyla "1967 Arap-İsrail Savaşı", "Üçüncü Arap-İsrail Savaşı", "Altı Günün Savaşı" veya "Haziran Savaşı", 5 Haziran 1967'de İsrail ile Arap komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye arasında başlayan ve 6 gün süren savaşa verilen addır. Arap İttifakı'na Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir de asker ve silah yardımıyla katılmışlardır.[4]
İsrail'in kesin üstünlüğü ile bitmiştir. Bu savaştaki önemli olaylardan biri de savaşı gözlemlemek üzere gönderilen USS Liberty adlı bir Amerikan gemisinin İsrail tarafından saldırıya uğramasıdır. Şimdiki birçok sorunun temelini oluşturur. Savaşın sonunda Mısır'dan Sina Yarımadası'nı, Suriye'den Golan Tepeleri'ni ve Filistin'in Gazze Şeridi ile Batı Şeria topraklarını alan İsrail topraklarını dört katına çıkarmıştır. Savaş sonrasında Sina Yarımadası'ndan Mısır lehine çekilen İsrail ilerleyen dönemlerde diğer toprakları ilhak ettiğini açıklamıştır. Bu kararları tananmadığı gibi, İsrail'in BM Kararlarını da uygulamaması sonraki dönemde bölgede birçok sorunun kaynağını oluşturmuştur.
Rapor Et
Eski 7 Eylül 2010, 08:06

Altı Gün Savaşı (Arap-İsrail Savaşı)

#5 (link)
Führer
Ziyaretçi
Führer - avatarı
israil arabların uçakları daha kalkmadan onları vurmuştur. arablar saçma hatalar yapmamış olsaydı ve cesaretle savaşmış olsaydılar bu gün israil yoktu. tabi savaşta abd nin israile olan yardımlarını unutmamak lazım
Rapor Et
Eski 1 Ağustos 2012, 03:50

Cvp: Altı Gün Savaşı (Arap-İsrail Savaşı)

#6 (link)
Bölüm Yetkilisi
Mavi Peri - avatarı
Arap-İsrail Savaşı

İsrail Devleti ve komşu Arap devletleri arasında 1948-1949, 1956, 1967, 1973 ve 1982'de meydana gelen çatışmalar. İsrailliler tarafından "Bağımsızlık Savaşı" olarak adlandırılan 1948-1949 savaşı, 29 Kasım 1947'de Birleşmiş Milletler'in Filistin'i bir Arap ve bir Yahudi devleti olmak üzere ikiye bölmesinden az sonra çıktı. 3.000 kadar Filistinli Arap'tan oluşan "Kurtuluş Ordusu" ve Arap gönüllüler bu karara karşı çıkarak ve onu uygulatmamak için çeşitli saldırılar düzenlediler. Bir yandan da Yahudi yeraltı gücü Haganah da silâhlı bir mücadeleye hazırlanıyordu. Haganah 14 Mayıs'ta harekete geçerek Yahudi nüfusun ağırlıkta olduğu 5 kentten dördünü ve 100 Arap köyünü ele geçirdi. Bunun üzerine Mısır, Ürdün, Irak, Suriye ve Lübnan orduları İsrail bölgesine girmeye başladılar. Bu arada İsrail kuvvetleri 90.000'e çıkmış, hafif 30 tank, 8 topçu bataryası ve bir uçak filosuyla gücünü artırmıştı, 18 Haziran'da kuzeyde Nazareth, Tel-Aviv, ve Hayfa arasındaki sahil yolu ve Kudüs'ün batısı İsrail kuvvetlerinin eline geçti; Lübnan ve Ürdün savunmaya çekilmeye zorlandı. Bu İsrail başarılarından sonra 20 Haziran'da ateşkes antlaşması imzalandı. İsrail, bağımsız egemen bir devlet olarak ortaya çıktı. Bundan sonraki 1956 savaşına kadar geçen 7 sene içinde Araplar koydukları ekonomik ambargoyla İsrail'i zayıflatmaya ve ordularını güçlendirmeye çalıştılar. 1956 savaşı da Araplar için kısa sürede yenilgiyle bitti. Öldürülen 40.000 Mısır askerine karşı 181 İsrail askeri ölmüştü. 1967'de Mısır ordusunun Şarm-el Şeyh'de, çekilen Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin yerini almasıyla, üçüncü savaş başladı. Özellikle İsrail hava kuvvetlerinin baskınlarla hemen bütün Arap uçaklarını henüz yerdeyken imha etmesi ve ardından gelen İsrail tank saldırısı, 6 gün gibi kısa bir sürede savaşın İsrail lehine sonuçlanmasını sağladı. Böylece İsrail, Sina ve Gazze bölgesi, Ürdün Nehri'nin batı yakası ve Suriye'deki Golon Tepeleri'ni kaplayan geniş bir alanı ele geçirmiş oldu. 1973'teki (Kippur Savaşı) çatışmada, önce silâhlı kuvvetlerini iyice toparlamış olan Arap orduları, Mısırlı general Ahmed İsmail Ali komutasında saldırıya geçtiler. Amaçları, bir baskınla durumlarını güçlendirmek ve İsrail'i görüşmeler yapmaya zorlamaktı. İsrail ordusu kendisini çabuk toparladı, Dayan ve Elazar komutasında savaşı lehine çevirebildi. Bu savaşta İsrail 2.000 ölü ve 500 kayıp verdi. İsrail genelkurmayı arasında bu savaştan sonra bunalım patlak verdi. Genelkurmay Başkanı General Elazar ve Golda Meir hükümeti istifa etti. Son büyük İsrail-Arap Savaşı 1982'de oldu. Lübnan topraklarına giren İsrail, Beyrut'u kuşattı ve FKÖ gerillalarının kenti terk etmesini istedi. Günlerce süren çatışmalardan sonra FKÖ kenti terk etti. Buna karşın İsrail, Lübnan'ı askerî işgal altında tutmayı sürdürdü. Bütün dünyada tepkiyle karşılanan olayların ardından, 1983'te imzalanan barış antlaşmasıyla İsrail-Lübnan sınırı yeniden çizildiyse de, İsrail birliklerinin Lübnan'dan bütünüyle çekilmeleri Haziran 1985'e kadar sürdü.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.334 saniyede (86.92% PHP - 13.08% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 04:35
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi