Üye Ol
Ana SayfaForumlarGünlüklerToplulukVideolarSohbetBize Ulaşın
Forumda Ara
Cevap

Tiyatro Severlere

Eski 18-03-2006 #41 (mesaj-linki)
pasaklikedi
Dormen Tiyatrosu 50. yılında!

Perdelerini ilk kez 1955 yılında açan ve başarılı bir dönemin ardından 2000 yılından seyircisine veda eden Dormen Tiyatrosu, 13 Mart 2006 Pazartesi günü görkemli bir gece ile 50. sanat yılını kutluyor.
Türker İnanoğlu Maslak Show Center’da gerçekleştirilecek olan gecede, bugüne kadar Dormen Tiyatrosu’nda sahne almış tüm oyuncular bir araya gelerek izleyicileri ile tekrar buluşuyor.
Yılların içinde bir okul, bir efsane haline gelen Dormen Tiyatrosu’nun sanatçı, yönetici ve teknisyen tüm çalışanlarını selamlamak için düzenlenen gece, bir saygı duruşu niteliği taşıyor.
Elli yıl içindeki katkıları ile Dormen Tiyatrosu’nu yaşatan beş yüzün üzerinde emektarından kimi bugün büyük isim oldu, kimi başka işlere yönelip başarılar kazandı, kimi de mütevazi köşesinde işe devam etti. Fakat hepside Dormen ekolünden öğrendikleri ilkeleri sürdürerek tiyatronun adını yaşatmaya devam ediyor.
Dormen ekolünden yetişenlerin arasında akla ilk gelen isimler olan, Erol Günaydın, Nevra Serezli, Altan Erbulak, Metin Serezli, İzzet Günay, Nisa Serezli, Erol Keskin, Fikret Hakan, Asaf Çiğiltepe, Başar Sabuncu, Tülin Oral, Ayfer Feray, Füsun Erbulak, Göksel Kortay ve yenilerden Halit Ergenç, Emre Altuğ, Gürkan Uygun, Şebnem Sönmez, Şebnem Özinal, Ali Altuğ bu ekolün Türkiye’ye kazandırdığı önemli isimlerden sadece birkaçı.
Gerek sahneye koydukları oyunlar gerekse tiyatroya kazandırdığı oyuncuları ile akıllardan hiç bir zaman çıkmayan Dormen Tiyatrosu, 50. yılını kutlayacağı gecede sevenleri ile tekrar buluşmanın keyfini yaşıyor.
Ayrıca bu anlamlı gecede “Kardelenler” projesine destek vermek isteyen davetliler, “Kardelenler CD”’si satın alarak projeye bağışta bulunabilecekler.

"Picasso" için son günler...

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde 26 Mart'ta sona erecek "Picasso İstanbul'da" sergisinin ziyaretçi sayısı 210 bine ulaştı. Bitmesine az bir zaman kala sergiye gösterilen yoğun ilgi nedeniyle müzenin ziyaret saatleri uzatıldı. Sergi, 20-26 Mart tarihleri arasında Salı, Perşembe ve Cuma günleri saat 20.00, Çarşamba ve Cumartesi günleri saat 22.00, Pazar günü ise saat 19.00'a kadar ziyaret edilebilecek.

Geçen yıl 26 Kasım'da ziyarete açılan "Picasso İstanbul'da" sergisi, en çok Cumartesi günleri gezildi.
Sergiye en yoğun ilgiyi 19-25 yaş grubu gösterirken, ziyaretçilerin yüzde 51'ini kadınlar oluşturdu.
Bu arada, Picasso'yu geniş kitlelere tanıtma hedefinden hareketle "Ben Picasso" isimli bir çocuk kitabı ve görme engellilere yönelik özel katalog hazırlandı. Sibel Sonmaz'ın kaleme aldığı, Cem Kızıltuğ'un illüstrasyonlarını hazırladığı kitap, müzeyi ziyaret eden çocuklara Picasso'yu yalın bir dille tanıma imkanı sundu.
Görme engelli ziyaretçiler ise Braille alfabesiyle hazırlanan katalogdaki kabartma metin ve tablo illüstrasyonlarla Picasso'nun tüm sanatsal dönemlerinden bir eseri derinlemesine inceleme fırsatı buldu. İlk kez gerçekleştirilen uygulama, görme engelli okullarında verilen modelaj dersinde de kullanılacak.









"Şu Çılgın Türkler" sahnede!

Harbiyeliler, Ata'yı "Şu Çılgın Türkler"le selamlayacak. Turgut Özakman'ın çok satan kitabından uyarlanan oyun, Atatürk'ün Kara Harp Okulu'na (KHO) girişinin 107. yıldönümü olan 13 Mart'ta, Devlet Tiyatrosu Sanatçıları, konservatuar öğrencileri ve Harbiyeliler tarafından sahnelenecek.

Yazar Turgut Özakman, satış rekorları kıran "Şu Çılgın Türkler" adlı kitabını, Atatürk'ün Harp Okulu'na girişinin yıldönümü dolayısıyla düzenlenecek kutlama etkinlikleri için dramatik anlatıma dönüştürdü.
Kurtuluş Savaşı'nı konu alan 700 sayfalık dev romanın yazarı Özakman tarafından hazırlanan ve yaşananları en iyi özetleyen tiyatral nitelikteki bölümlerinden oluşturulan 50 dakikalık dramatik anlatım, Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Rüştü Asyalı'nın rejisiyle sahneye konulacak.
Harbiyeliler ile aileleri ve personel için 11-12 Mart tarihlerinde Kara Harp Okulu'nda Atatürk amfisinde sahnelenecek eser, Atatürk'ün Harp Okulu'na girişinin 107'inci yıldönümü olan 13 Mart gecesi ise aynı yerde devlet protokolünü selamlayacak.
Devlet Tiyatrosu Sanatçılarından Sinan Pekinton ve Osman Nuri Ercan'ın yönetmen yardımcılığını üstlendikleri çalışma kapsamında, Devlet konservatuvarı ve KHO öğrencilerinin yanı sıra Ankara Devlet Tiyatrosu kadrosundan 3 sanatçı da rol alacak. Harp Okulu'ndan kız öğrencilerin de çeşitli roller üstleneceği oyunda, yaklaşık 40 kişi görev yapacak. Müzik, dans ve efektlerle süslenen oyun, Türk halkının kurtuluş mücadelesini en çarpıcı yönleriyle sahneye aktaracak.

İstanbul'da bir dünya prömiyeri

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), 4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları kapsamında, 5-20 Mayıs tarihleri arasında benzersiz bir özel etkinliğe imza atıyor. 16 dansçı, 36 at ve 15 müzisyenle İstanbul'a gelecek olan dünyaca ünlü Fransız tiyatro topluluğu Zingaro, 2006 yılı için hazırladığı yeni gösterisini dünyada ilk kez İstanbul'da sahneleyecek.

Türkiye'deki Fransız Kültür Enstitülerinin (İstanbul, Ankara, İzmir) ve Fransız Hükümeti'nin desteklediği Zingaro, "Fransız Baharı" programı içinde yer alıyor.
Biletler 4 Mart'ta satışa çıkıyor
Biletler Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), Biletix 10:00-17:00 saatleri arasında İKSV'de (İstiklal Caddesi 146, Beyoğlu) satışa sunuluyor.
Zingaro Tiyatrosu'nun, 5-20 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirecekleri 12 gösteri İstinye'deki S Uluslararası Binicilik Merkezi'nde kurulacak dev bir çadırda sahnelenecek.
Bilet fiyatları, indirimler ve sürpriz hediyeler...
Gösterinin bilet fiyatları tam 65 YTL; çocuk (4-12 yaş) için 35 YTL olarak belirlendi. Öğrenci ve 65 yaş üstü izleyiciler ile 100 bilet ve üzerinde toplu bilet alanlara %15 indirim uygulanacak.
Gösteri çadırının sahneyi en iyi gören blokta ayrılan özel bölüm Altın Halka'daki yerlerin fiyatları ise; tam 125 YTL, çocuk (4-12 yaş) 80 YTL olacak... "Altın Halka" bileti alan izleyicileri gösteri günü sürpriz bir de hediye bekliyor..
İnsanlar ve atlar arasındaki büyüleyici ilişki...
Zingaro Tiyatrosu, 1984 yılında tiyatro sanatçısı ve binici Bartabas tarafından kuruldu. İnsanlar ve atlar arasındaki büyüleyici ilişkiyi, dünya kültürlerinin aracılığı ile ortaya koyan gösteriler yaratan Zingaro Tiyatrosu; İspanyolcada "çingene" anlamına gelen adını, Bartabas'ın çok sevdiği ve ölümüne kadar 20 yıl birlikte çalıştığı attan alıyor.
Özel yetiştirilmiş ve birbirinden yetenekli 36 at ve 16 dansçıyla İstanbul'a gelecek olan topluluğun 1984 yılındaki ilk gösterisi "Cabaret équestre" Fransa'da büyük bir başarı kazandı. Ardından "Chimère", "Eclipse" ve "Triptyk" adlı gösterileriyle dünya çapında ün kazanan Zingaro'nun son gösterisi "Loungta / Rüzgarın Atları" 2003 yılından bu yana Avrupa'da sergileniyor.

Son Düzenleyen pasaklikedi; 18-03-2006 @ 03:22. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 24-03-2006 #42 (mesaj-linki)
arwen - avatarı
TÜRK TİYATROSU'NUN GEÇİŞ KÖPRÜSÜ: "ŞAİR EVLENMESİ"

Lokman Zor

Özellikle 18. yüzyıldan itibaren Avrupa'da görülen teknik ilerleme ve yeni buluşlar, toplumsal hayata süratle girerek Avrupa devletlerinin her alanda güçlenmesini sağladı. Bu güç, yenilikleri takip edemeyen Osmanlı İmparatorluğu aleyhine gelişen bir tehdit unsuru oldu. Siyasi, iktisadi ve askeri alanda hızla zayıflayıp güç kaybeden Osmanlı imparatorluğu, batının etkisi ve baskısı altına girmeye başladı. İmparatorluğun bu baskıya karşı direnişinin ancak, batıya yönelip batı sistem ve yöntemlerini kullanmasıyla mümkün olacağı düşüncesi oluştu.
1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı'yla Osmanlı Devleti tamamen batıya açılmış oldu. Yapılan reformlarla, her alanda bir yenileşme ve gelişme çalışması başlatılıp, batılılaşma gayretine girişildi. Ancak bu gayret; giyim kuşamda değişiklik yapılması, yabancı dil eğitimine önem verilmesi, Avrupa'ya öğrenci gönderilmesi, batıdan teknisyen ve subay getirtilmesi gibi sosyal hayata yönelik uygulamalarla biçimsel ve yüzeysel kaldı.
Siyasi, iktisadi ve endüstriyel alanda çok etkin olmayan bu biçimsel değişim, sosyal hayatın bir parçası olan sanatı da etkisi altına aldı. Bu dönemde öğrenim için batıya gönderilen öğrenciler, yurda döndükten sonra ortaya koydukları çalışmalarla söz konusu yöneliş ve gelişimin sanatsal boyutunu ifade etmiş oldular. Avrupa'da görüp öğrendikleri birçok yeni şeyi Osmanlı'ya taşı***** ilk temsilciliğini yaptılar.
Türk Tiyatro Edebiyatı'nın ortaya çıkışı da bu dönemde olmuştur. Yabancı dil, ekonomi ve maliye öğrenimi görmek üzere Paris'e gönderilen, yurda dönüşünde Agah Efendi ile birlikte "Tercüman-ı Ahval" adlı ilk özel gazeteyi çıkaran İbrahim Şinasi'nin gazetede yayınladığı "Şair Evlenmesi", yazılı ilk Türk oyunu olarak kabul edilir.
Şinasi'den önce çeşitli dönemlerde tiyatro oyunu yazma girişimlerinin olduğu da iddia edilmektedir. III.Selim döneminde İskerleç adında kimliği tam bilinmeyen birinin yazdığı, "Vakayi-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Kefşger Ahmed" adlı oyun, ilk Türk Tiyatro yapıtı olarak ileri sürülmektedir.1 Bunun dışında, Abdülhak Hamit'in babası Hayrullah Efendi'nin Şinasi'den on beş yıl kadar önce "Hikaye-i İbrahim Gülşeni" adında romanla tiyatro arası bir eser meydana getirmiş olmasına rağmen bu eseri yayınlamadığı iddia edilmektedir.2 İskerleç'in Türk olduğu hakkında kesin bilgi bulunmamasının yanı sıra "Hikaye-i İbrahim Gülşeni"nin niteliğinin farklılığı ve yayınlanmamış olması, "Şair Evlenmesi"ni tartışmasız ilk Türk Tiyatro yapıtı kılmaktadır. "Bir Perdelik Komedi" denilen ve öyle bilinen "Şair Evlenmesi", ilk önce iki perde olarak yazılmış, Tercüman-ı Ahval'in 2-3-4 ve 5. sayılarında bir perde olarak yayınlanmıştır. Hicri 1277 (1860) tarihli basılı metinde Şinasi'nin şöyle bir hatırlatması yer alıyor:"Bu oyun iki fasıl olarak 1275 tarihinde tiyatro için tertip olunmuştu. Sonradan birinci faslının kaldırılması lazım geldi."yanı sıra "Hikaye-i İbrahim Gülşeni"nin niteliğinin farklılığı ve yayınlanmamış olması, "Şair Evlenmesi"ni tartışmasız ilk Türk Tiyatro yapıtı kılmaktadır. "Bir Perdelik Komedi" denilen ve öyle bilinen "Şair Evlenmesi", ilk önce iki perde olarak yazılmış, Tercüman-ı Ahval'in 2-3-4 ve 5. sayılarında bir perde olarak yayınlanmıştır. Hicri 1277 (1860) tarihli basılı metinde Şinasi'nin şöyle bir hatırlatması yer alıyor:"Bu oyun iki fasıl olarak 1275 tarihinde tiyatro için tertip olunmuştu. Sonradan birinci faslının kaldırılması lazım geldi." 3
Fransız Tiyatrosu'nu yerinde görüp batı tiyatrosunu yakından tanıyan Şinasi, "Şair Evlenmesi"nden başka tiyatro yapıtı vermemiştir. Batılı anlayıştaki tiyatroyu Türk gelenek ve kişilerine uydurması ve başka eser vermemesi, onun bu alanda bir örnek ortaya koymak istemesine bağlanabilir.4
Bir Töre Komedyası özelliği taşıyan "Şair Evlenmesi", görücü usulüyle evliliğin sakıncalarını konu almaktadır. Batılı tutum ve davranışı, kılık ve kıyafetiyle pek sevilmeyen, eğitimli olmasına rağmen saf bir yapıya sahip Şair Müştak Bey, sevdiği Kumru Hanım'la, kılavuz ve yenge hanımlar aracılığıyla evlenmiştir. Nikah sonrasında kendisiyle evlendirilen kişinin, Kumru Hanım'ın çirkin ve yaşlı ablası Sakine Hanım olduğunu görünce önce bayılır sonra itiraz eder. Mahallelinin de işe karışmasıyla başına gelenleri kabul etme mecburiyetinde kalan Müştak Bey'in imdadına arkadaşı Hikmet Bey yetişir. Hikmet Bey'in mahalle imamına verdiği rüşvetle olay çözülür, yapılan hile sonuçsuz kalır.
Batı tarzında yazılmasına karşın Geleneksel Türk Tiyatrosu'nun da etkisini taşıyan "Şair Evlenmesi", eski ile yeni, doğu ile batı arasında bir köprü olma niteliğine sahiptir.
Oyunun malzemesi, döneme göre oldukça güncel, yerel ve gerçektir. Halktan seçilmiş oyun kişileri, halkın diliyle konuşturularak Türk toplumuna ait töresel bir uygulamanın eleştirisi yapılmıştır. Bu yönüyle dikkat çeken oyun, Şinasi'nin, batı tiyatrosunu sadece teknik anlamda örnek aldığını göstermektedir.
Şinasi, bu yeni tekniği Türk Tiyatrosu'na sokabilmek için, Türk toplumuna ve seyircisine yabancı olmayan bir konuyu alışkın olunan oyun kişileri aracılığıyla ele almıştır.
Dönemin toplumsal hayatını başarılı bir şekilde ortaya koyan "Şair Evlenmesi", bu yönüyle dikkat çekicidir. Oyun kişileri, gerçek hayattan koparılmışçasına ustaca donatılmıştır. Üstelik bu uygulama esnasında, toplumsal yapı ve statünün de göz önünde bulundurulması, ortaya oldukça renkli kişilikler çıkarmıştır.
Oyunun kahramanı Müştak Bey, yüzeysel bir batılılaşma hareketi içerisinde olan Osmanlı Devleti'nin gerçek yüzünü gösterir niteliktedir. Eğitimli olmasına karşın töre halini almış yanlış bir uygulamayı devam ettirmesi ve cahil halk tarafından hile yoluyla kandırılabilecek kadar saf bir yapıya sahip olması, Osmanlı'nın batılılaşma adına giriştiği cılız gayretin başarısızlığını gösterir. Zira, Müştak Bey, gerek kıyafeti, gerek tutumu, gerekse düşünceleri itibariyle tam bir aydındır. Aynı durum Hikmet Bey için de geçerlidir. Müştak Bey'in batılı düşüncelerle yetişmiş eğitimli biri olmasına rağmen sakıncalı bir töreyi devam ettirmek suretiyle yaptığı hatayı, Hikmet Bey de mahalle imamına verdiği rüşvetle tekrarlıyor. Birer aydın olarak içinde bulundukları bozuk düzeni değiştirmek yerine o düzenin bir parçası olmaları, aldıkları eğitimin yetersizliğini gösteriyor.
"Şair Evlenmesi"nin hemen bütün oyun kişileri, Geleneksel Türk Tiyatrosu'nun kalıplaşmış kişilerini hatırlatmaktadır. Yazarın bunu geleneksel tiyatrodan etkilenerek, bu yeni tiyatro tekniğinin benimsenmesi adına bilinçli bir şekilde yaptığı tartışmasızdır. Zira bu uygulama, rastlantı sayılamayacak kadar büyük bir ustalıkla yapılmış her oyun kişisi renklendirilip donatılmıştır. O zamana kadar, Karagöz perdesinde birer hayal olarak yaşayan ve yabancı seslerle konuşan, Ortaoyununda belirli kalıplar içinde kalan insanlar normal ölçü, ses ve davranışlara kavuşturulmuştur.5
Oyun kişilerinin, geleneksel tiyatromuzda olduğu gibi geçmişleri ve gelecekleri verilmemiş, kişilikleri belli bir zamana oturtulmamıştır. Durağan ve değişmez özelliklere sahip bu kişiler, belli durumlar karşısında, o duruma yönelik kendilerinden beklenebilecek en uygun davranışı gösterecek niteliktedirler. Kusur ve zaaflarıyla öne çıkan, kendi istemlerini kullanamayan, toplum içinde anlam taşıyan ya da ilişkilerini belirleyen özellikleri sayesinde seyirci tarafından kolayca tanınabilecek kişilerdir bunlar.*
Oyunun saf ve şaşkın aşığı Müştak Bey'in, duvağı açıp çirkin ve yaşlı Sakine Hanım'ı karşısında görünce bayılması, tam bir din taciri imam Ebullaklakatül-enfi'nin kişisel çıkarı doğrultusunda ağız değiştirmesi, uyanık ve bilgiç Hikmet Bey'in rüşvet verip arkadaşını kurtararak nasihat etmesi, cahil ve kişiliksiz Batak Ese ile Atak Köse'nin, imamın her söylediğini kabul edip onaylamaları, her şeye baş sallayan mahallelinin kitle psikolojisiyle hareket etmesi onların tipik özelliklerinin doğal bir sonucudur.
Bu noktadan hareketle, "Şair Evlenmesi"nin oyun kişileri ile Geleneksel Türk Tiyatrosu'ndaki tipler arasında bir bağ kurmak mümkündür: Birbirini seven Müştak ile Kumru'ya geleneksel tiyatromuzun Çelebi ve Zennesi gözü ile bakılabilir.6 Özellikle Müştak, yaşadığı aşk, şaşkınlık ve çaresizlikle iyi çizilmiş bir Çelebi örneğidir. Aynı zamanda Hikmet'le aralarındaki ilişki faklılıklar taşımasına karşın tipik bir Hacivat- Karagöz ilişkisini andırmaktadır. Hikmet, uyanık tavrıyla durumdan ders çıkarıp nasihat vermeye kalkan Hacivat'ı anımsatırken Müştak, Karagöz'e benzer bir kişilik sergiliyor.
Karagöz ve Ortaoyunu özelliği taşıyan konuşma örgüsünün yaratılmasında büyük paya sahip iki oyun kişisi Batak ese ve Atak Köse'nin konuşmalarındaki diyalekt, Karagöz oyunlarının Kayserili, Kastamonulu, Laz vs. tiplerinden yola çıkıldığını düşündürüyor. Mahalle halkından sayılan bu kişilerin durum ve davranışları da Karagöz oyunlarının mahallelisinden farklı değildir.
Dönemin toplumsal yapısını yansıtacak şekilde seçilen oyun kişileri son derece canlı ve gerçek çizilmiş, oyun kısa olmasına rağmen tüm oyun kişilerinin kimlikleri, nitelikleri ve kişilikleri yeteri derecede verilmiştir. Bu kişiler arasındaki konuşmalar da dikkat çekicidir. Karagöz oyunlarının etkisini taşıyan konuşma örgüsü; kelime oyunları, söz komikleri ve konuşma yanlışlarıyla desteklenmiş, her oyun kişisine kendi tipine uygun bir konuşma dili verilmiştir. Oyunun sade dili ve anlatımın akıcılığı, Şinasi'nin dildeki ustalığını gösterecek kadar güzeldir.
Geleneksel tiyatronun aksine benzetmeci bir yapı sergileyen "Şair Evlenmesi", serim-düğüm-çözüm düzleminde kurulmuş bir olay dizisine sahiptir. "Fıkra" diye isimlendirilmiş dokuz bölüme ayrılan olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi vardır. Yoğun bir çatışmayla çözüme taşınan olayların sonucunda Hikmet Bey'in ağzından verilen mesaj çok açıktır:
HİKMET EFENDİ - İşte, kendi menfaati için aşk ve muhabbet tellallığına kalkışan kılavuz kısmının sözüne itimat edenin hali budur.
...
HİKMET EFENDİ - Sen ve ıyalin birbirinizi her cihetle tanıdığınız halde, evlenirken ne belalara uğradın bakındık.
...
HİKMET EFENDİ - Ya birbirlerinin ahvalini asla bilmeyerek ev bark olanların hali nasıl olur, var bundan kıyas eyle. 7
Toplumun en önemli kuruluşunun tesis edilmesinde töre adıyla yapılan hatayı, eleştirip yenilikçi bir bakış açısıyla baş kaldıran Şinasi, ortaya koyduğu bu kısacık oyunla Türk Tiyatrosu'nun seyrini değiştirmiştir. Macar Türkolog Kunoş, "Türk Halk Edebiyatı" adlı eserinde ".... Yalnız rahmetli Şinasi Efendi, Şair Evlenmesi adlı bir komedisinde ulusal bir oyunun nasıl olacağını, büyük bir bilgi ile gösterdi. Şinasi Efendi'nin piyesinde halkın Türk tipleri meydana çıktı, halkın dili söylendi, halk deyimleri işitildi, halk adetleri görüldü" diyerek "Şair Evlenmesi"nin önemini vurgulamaktadır.
"Şair Evlenmesi", Türk toplumuna ait töresel bir tem'i batı tiyatrosu kurgusu ile işlemesine karşın, kişileri ile yakaladığı geleneksel tavrı olaylara sindirmiş ve böylece geleneksel tiyatromuzdan batı tiyatrosuna atılan başarılı bir köprüyü oluşturmuştur.8

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 17-05-2006 #43 (mesaj-linki)
Queen
istediğm şey çok zor biliyorum ama bnm için çok önmlii ve aynı zaman bu gn içnde bulursm çok ii olurr ben çocuklara yönelik çok fazla kostüm gerekmeyn komik ve aynı zamanda öğretici bir oyun arıyorumm bulabilrsenizz ..... ))

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 31-05-2006 #44 (mesaj-linki)
Hi-LaL - avatarı
15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, 10 Mayıs - 5 Haziran

15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali 10 Mayıs - 5 Haziran tarihleri arasında dünya çapında bir tiyatro buluşmasına ev sahipliği yapıyor: 4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları 11 Mayıs – 6 Haziran tarihleri arasında 15. İstanbul Tiyatro Festivali ile birlikte gerçekleşiyor.

İstanbul'da Büyük Tiyatro Buluşması
Mayıs ayında 15. yılını kutlayacak olan İstanbul Tiyatro Festivali, yine dünya tiyatrosunun ve tiyatromuzun çarpıcı örneklerini sanatseverlerle buluşturacak. Bu zevkli buluşmada yerli oyunlar, ortak yapımlar ve Türk tiyatrosunun genç yorumcuları festivalin genç seyircisine farklı pencereler açacak.

Bu yılın bir özelliği de 4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları'nın Tiyatro Festivali kapsamında yapılacak olması. 10 Mayıs - 5 Haziran 2006 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşecek bu önemli buluşma festivalin 15. yılı için düşünülmüş hoş bir sürpriz.

Dünya tiyatrosunun belli başlı topluluklarını, yorumcularını sanatseverlerle buluşturmayı amaçlayan Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, 1989 yılından bu yana 17 Mayıs-04 Haziran tarihleri arasında yapılmaktadır. Atölye çalışmaları, seminerler, konferans ve sergiler Festivalin ayrılmaz parçalarıdır.

4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları ve 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında 10 ülkeden dünyaca ünlü tiyatro ve dans toplulukları olmak üzere 10 yabancı oyun ve Türkiye'den 15 oyun olmak üzere 60'ın üzerinde gösteri yer alıyor.

1994 yılında, Atina'da, Theodoros Terzopoulos (Yunanistan), Tadashi Suzuki (Japonya), Robert Wilson (Amerika), Heiner Müller (Almanya), Antunes Filho (Brezilya), Yuri Lyubimov (Rusya), Tony Harrison (İngiltere) ve Nuria Espert (İspanya) tarafından kurulan Tiyatro Olimpiyatları bir 'Milenyum'a Geçiş' projesi olarak değerlendiriliyor.

Georges Lavaudant (Fransa), Jürgen Flimm (Almanya), Wole Soyinka (Nijerya) Tiyatro Olimpiyatları Komitesine sonraki yıllarda giren sanatçılar.

Olimpiyatların amacı geçmişi gelecekle beslemek, farklı kültürleri buluşturmak, tartışma alanları açmak ve insanlığın gelişmesinde tiyatro, dans, müzik gibi sanatların işlevini vurgulamak ve bu alanlardaki sonsuz arayışları desteklemek.

Tiyatro Olimpiyatları ilk kez 1995'te Yunanistan'da (Atina-Epidaurus-Delfi) düzenlendi. Tema "Trajedi Sanatı" idi. 1999'da Japonya'da (Shizuoka) gerçekleştirilen ve iki ay süren etkinlik için saptanan tema "Umut Yaratmak" oldu. 2001 yılında Rusya'da (Moskova) yapılan III Tiyatro Olimpiyatları iki ayı aşkın bir döneme yayıldı. Moskova, "Halkın Tiyatrosu" teması üzerine odaklanıyordu. İstanbul Tiyatro Festivali 2006'da IV. Tiyatro Olimpiyatları'nı konuk ederken "Eğitim" konusuna ağırlık vererek temayı bu çizgide geliştirmek üzere çalışmalarını sürdürüyor.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 31-05-2006 #45 (mesaj-linki)
Hi-LaL - avatarı
Uluslararası tiyatro olimpiyatları nedir?


4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları 2006 yılında 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında İstanbul'da 'Sınırların Ötesi' teması ile gerçekleşiyor. Bu temanın amacı da yine farklı kültürler arasında verimli buluşma zeminleri oluşturmak. Farklı kültürleri buluşturmak, tartışma alanları açmak ve toplumlar arasındaki diyalogu güçlendirmek, geliştirmek için tiyatro, dans, müzik gibi sanatların işlevini vurgulamayı amaçlayan Tiyatro Olimpiyatları'nın ilki 1995 yılında Atina'da yapıldı.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 08-06-2006 #46 (mesaj-linki)
descartes - avatarı
Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı yeni binasına kavuşuyor. Sabancının desteğiyle yaptırılan bina Türkiyede tek. İçinde her öğrenciye özel çalışma odalarınında bulunduğu yeni binasında ; 600 kişilik tiyatro salonu ki orkestra çukuru unutulmamış. 4 çalışma sahnesi. 2 dans ve 2 akrobasi salonu. 1 anfi tiyatro (istenildiğinde üstü kapanabilen) Binanın sadece Sahne spotlarının maliyeti yaklaşık 3.000.000YTL.
Sabancı Ailesine Türkiyeye böyle bir konservatuvar kazandırdıkları için tüm okulum adına teşekkür ederim.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 16-07-2006 #47 (mesaj-linki)
Hi-LaL - avatarı

Ankara Şehir Tiyatrosu Yaz Etkinlikleri...

ANKARA ŞEHİR TİYATROSU "YAZ ETKİNLİKLERİ" 15.TEMMUZ.2006'DA BAŞLIYOR!...

Ankara Şehir Tiyatrosu 2004 yılından itibaren, Genel Sanat Yönetmeni Aydan BOL’un girişimleri ile başlattığı WORKSOHP,PERFORMANS,DENEYSEL ve ATÖLYE çalışmalarının yer alacağı yaz etkinliklerine 15.TEMMUZ.2006’ da start veriyor.

PROGRAM :

15.Temmuz.2006
Aslı YAYLA PERFORMANSI
“KIBELE VE KÖKSÜZ ÖKSÜZ AĞAÇ”
Saat:19:00

16.Temmuz.2006
Eylem KARA-Hakan GÜNSER
“ÇOCUK DRAMA ATÖLYESİ”
Saat:18:00

16.Temmuz.2006
Aydan BOL’la SÖYLEŞİ
“TRUVA-BİZANS-ANADOLU”
(ÜÇLEME si ile TİYATRO OYUNCUSU OLABİLME SANATI !)
Saat:21:00

21.Temmuz.2006
Aslı YAYLA-Cüneyt TOZKOPARAN-Erdim ÇAĞAŞAR
Sunumu ile “TİYATRO da EMEK-ÜRETİM-ÇELİŞKİLER”
Saat:20:00

22.Temmuz.2006
Aslı YAYLA PERFORMANSI
“BİR SİVRİSİNEKTİR LORCA”
Saat:19:00

23.Temmuz.2006
Gurbet STAEIN İLSEVEN SÖYLEŞİ-ATÖLYE ÇALIŞMASI (KONUK SANATÇI)
“DENEYSEL TİYATRO”
Saat:18:30

29.Temmuz.2006
Aydan BOL PERFORMANSI
“TAŞTAN HEYKEL İŞÇİLİĞİNDE YARATILMIŞ AŞK”
Saat:20:00
,
30.Temmuz.2006
Aslı YAYLA PERFORMANSI
“KIBELE VE KÖKSÜZ ÖKSÜZ AĞAÇ”
Saat:19:00

NOT: Tüm etkinlikler ücretsizdir.
Ağustos.2006 Programı henüz belli değildir!

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 17-07-2006 #48 (mesaj-linki)
eros_sonya

nedret güvenç ten

NEDRET GÜVENÇ'İN KALEMİNDEN OYUNCULUK SANATI
İlkeler
Ben sana birşey söyleyeyim mi? Neden içim rahat ve huzurlu? İşimi baştan sağlam tutarım da ondan... Mesleğe başladığım günden bu yana şundan eminim ve biliyorum ki, kimse, dost ya da düşman kimse ama hiçkimse, seyircim olsun, oyuncu olsun, yıllar boyunca hiç kimse mesleğime olan inancıma, saygıma, çalışmalarımdaki titizliğe, kulis terbiyeme, seyirci - oyuncu ilişkilerime, teknik arkadaşlarımla saygılı işbirliğime, ayrıca tanınmış bir oyuncu olmamın getirdiği sorumluluklarım hakkında kötü konuşamaz, eleştiri getiremez ve hakkımı teslim eder. Birlikte oynadığım arkadaşlarla sahneyi oyunun gerektirdiği ölçüde, hatta çoğu kez ondan yana, cömertçe paylaşırım. İki sıraya da oynasam, dolu bir salona oynuyormuş gibi eksiksiz ve candan oynarım. Zaten bu marifet değil, görevimizdir. Hele soğuk ve karlı havalarda sıcacık evini terkedip gelen ve çoğu kez ısıtılmamış buz gibi salonda oyunu paltosuyla izleyen o sevgili seyircimi buldum mu içim titrer, daha bir coşkulu oynarım. Oyunun sonunda, o iki sıra seyircinin coşkulu alkışı, altın değerindedir. Hiç unutmam bir keresinde -çok soğuk ve karlı bir kış günüydü- Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun üst katındaki Oda Tiyatrosu'nun salonunda 15 kişi vardı. Aşk Mektupları'nı oynuyorduk. Toron Karacaoğlu ve ben, seyircimizin azlığına hiç aldırmadan, öylesine candan ve güzel bir oyun çıkardık ki... O gün unutulamaz. Salondaki seyirci - oyuncu beraberliği şahaneydi. Oyunun sonunda deli gibi alkışladılar ve gitmediler. Beklediler bizi; elimizi sıkıp teşekkür ettiler. Salon boş diye oyunu kısa kesmek, en güzel sahneleri oynamadan özetleyip adeta kuşa çevirmek, tam bir tiyatro ihtikârıdır. Eksik gramajlı ekmek satmak ya da hileli mal sokuşturmak gibi bir suçtur.

Bazen de bunun tam tersi olur. Salon tıklım tıklım doludur; halk coşkulu ve neşelidir. Ölçüsüz bir oyuncu daha fazla alkış alabilmek uğruna oyuna olmadık ilaveler, sululuklar ve yersiz gevezelikler katarak, sorumsuz ve çirkin oyunculuğun en kötü örneğini verir. Bence bütün tiyatrolarda bunun devamlı kontrolü yapılmalı... Belediye zabıta ekipleri esnafı naslık kontrol ediyorsa, bozuk veya eksik mal satanı cezalandırıyorsa, seyirciye eksik ya da bozuk oyun oynayan oyuncu da elenmeli, cezalandırılmalı...

Şimdi beni iyi dinle ve sakın unutma: Bir tiyatro oyuncusu ağır işçidir. Onun işi lüks değildir. Ve dünyanın her yerinde bu böyledir. Sahne kapısı, sınav kapısı... Girerken azimli ama korkulu, çıkarken huzurlu, rahat ama yine de eleştiriye açık olunmalıdır. Başarılı bir oyunun üstüne yatıp uyumak, gaflettir. Kuşkusuz, oyun sonrası tiyatrodan çıkınca ohh..! ..temiz hava, gökyüzü, yıldızlar, belki sevdiğin bir lokal, bir kadeh içki, iyi bir yemek, oyun konuşmak, iyi kötü tartışmak, içini döküp ******** senin hakkın. O yorgunluktan sonra, fazlasıyla hakettin bunu. Ama gece başını yastığa koyduğun zaman, oynadığın oyunun gerçeğini, en doğrusunu sen bilirsin. Bu konuda en kolay şey, kendini aldatmaktır. Bundan kaçın; kusurlarını ara; aksayan yerlerini düşün, bul ve 'her oyun bir öncekinden daha kusursuz olmalı' ilkesini devamlı kolla. Şimdi dinle: Sabahtan geceyarısına kadar yaklaşık 18 saat tiyatroya kapanan oyuncu, oyundu, provaydı, giysi, aksesuvar, müzik, dans... Yorgunluk, yorgunluk, heyecan, kalp çarpıntısı ve sonsuz bir telaş içinde çırpınır durur. Kendisi, rolü, arkadaşları, o ne dedi..? Bu ne düşünüyor..? Çay, ıhlamur, aspirin... Gırtlağım kurudu... O laf neydi..? O repliği hep unutuyorsun..! Ya ayağım kayarsa..? Tanrım eyvah! Ya bu fermuar açılıverirse... Derken, son zil. Dua et... Sahneyi son kez gözden geçir... Çekil oradan, perde açılıyor... Oh, neyse oyun başlayabildi... Seyirci nasıl? Çok güzel... Sus, yavaş konuş... Ah, bu sahne alkış aldı. Demedim mi sana, bak... Çok iyiydin. Allah kahretsin, sürçtüm! Dilim kopsun! Yarın o cümleyi 150 kez tekrarlayacağım. Ah Murathan, nereden bulursun bu çetrefilli kelimeleri, cümleleri... "Vakta ki Fasla kadının gönlündeki sevdası, yüreğindeki efsununu çözemedi..." Yüreğindeki efsununu... Efsununu çözemedi...Aman aman şimdi düşünme bunu. Sonra, oyundan sonra...

İşte böyle. Sana daha bin çeşit zorluk sayabilirim. Yani, ağır işçidir tiyatrocu dedim ya, gerçekten öyledir. Sinema oyunculuğuna, gazino şarkıcılığına falan pek benzemez. Bir sebepten daha benzemez... Gerçi her iş kutsaldır ve hakkı verilmelidir ama benim için sahne, her açıdan kutsaldır; yani bir din ve inanış kadar kutsaldır. Tiyatroya giderken, tıpkı camiye gider gibi için dışın temiz olmalı. Tertemiz. Bunu bilen, bilir... Ama gene de yıllar yılı sahneye giriş kapısının yanındaki çöp tenekelerini kaldırtamadım (Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu). Kime söyledimse, aldırmadı. Bilmiyorum, şimdilerde o çöp tenekeleri hâlâ orada mı?

Tam da sahneye çıkan yolun üstünde çöp tenekesi, olacak şey değil... Camiye girerken pabuçlarımızı çıkarıyoruz da, insanlık adına tüm güzelliklerin sergilendiği, tüm kötülüklerin, iyi kötü bütün gerçeklerin irdelendiği o mihrabın, sahnenin üzerinde, aynı titizliği neden savunmayalım? Yanılmıyorsam, sene 1954... Dram Tiyatrosu'nda Yavru Kartal'ı oynuyoruz. Oyunun bir yerinde Cahide Sonku'ya gıcık geldi. Perde açıldı, açılacak... Cahide hemen koştu, sahnenin iyice arka taraflarında bir köşeye mecburen tükürdü; gırtlağını temizledi. O sahneyi birlikte oynuyorduk. Yanıma geldi ve "Allah beni affetsin, istemeden sahneye tükürdüm" dedi. İşte bu, sahneye duyulan sonsuz saygının çok güzel bir göstergesidir. Oysa... Sene yanılmıyorsam 1960; gene Dram Tiyatrosu'nda Dövme Gül oynanıyor. Baş rolde Şirin Devrim. Şirin hanım, herhalde oynun perde arasında kulise çıkamıyordu ki, sahneye lazımlık getirtmiş; mecbur kaldığı zaman o lazımlığı sahnenin gerisinde bir yerde kullanırmış... Buna sahne terbiyesi diyemiyorum. Osmanlı terbiyesi desem, asla olmaz. Sosyete terbiyesi mi desem, yoksa Amerikan pratiği mi? Sen ne dersen o olsun.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 17-07-2006 #49 (mesaj-linki)
eros_sonya

mehmet akan

Oyuncu yazar Mehmet Akan Yaşamını Yitirdi...

Oyuncu, yazar, koreograf Mehmet Akan 8 Temmuz gecesi 22.15 de yasamini yitirdi. Gectigimiz hafta ameliyat geciren sanatci o gunden bu yana yogun bakimda tedavi goruyordu.

Mehmet Akan Yazarlık, oyunculuk, koreografi, yönetmenlik çalışmalarına "Genç Oyuncular" topluluğunda başladı. Tiyatrocu kimliği bu toplulukta oluştu. Çalışmalarını "Gülriz Sururi ve Engin Cezzar" ve "Ulvi Uraz" tiyatrolarında sürdürdü. 1969 da beş arkadaşı ile birlikte "Dostlar Tiyatrosu"nu kurdu. Uzun yıllar bu toplulukta çalıştı. Ayrıca Ankara Sanat Tiyatrosu ve İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda konuk oyunculuk ve yönetmenlik yaptı. 80'li yıllardan bu yana oyunculuğunu sinema ve televizyonda sürdürüyordu.

asiye nasıl kurtulur-1986
teyzem-1986
ah belinda-1986
kadının adı yok -1987
bez bebek-1987
gramofon avrat-1987
melodram -1988
yansıma- 1988
bizimkiler-1989
kurt kanunu-1991
duruşma-1999
yıldızların altında-2002
gönderilmemiş mektuplar-2002
film ve senaryo:
pir sultan abdal-1973

bazı oyun kitapları
Hikaye-İ Mahmud Bedreddin-Analık Davası-Midirfillik Oyunu (Ham Hum Şaralop)

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 17-07-2006 #50 (mesaj-linki)
eros_sonya

YILDIZ KENTER



İstanbul’da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. Onbir yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Rockefeller bursu kazanarak, American Theatre Winng, Neighbourhood Play House ve Actor’s Studio’da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı. Ankara Devlet Konservatuarına hoca olarak atandı.

1959'da Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı. Muhsin Ertuğrul ile bir yıl çalıştı. Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları Topluluğunu kurdu. Daha sonraki yıllarda sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de "Değişen Eğitim Metotları" ve "Oyunculuk Metotları" üzerine çalışmalar yaptı.

1962’de Tiyatro hizmetlerinden ötürü “ Yılın Kadını ” seçildi. 1968’de İstanbul’da Kenter Tiyatrosunun binasının inşaatını tamamladı. Sinema oyuncusu olarak üç kez “ Altın Portakal ” ödülüne layık görüldü. Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi.

100’ün üstünde oyun oynadı. 100’e yakın oyun sergiledi. Shakespeare, Cehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi pek çok yazarların yanısıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarının oyunlarını da sahneye koydu, oynadı.

1981’de “ Devlet Sanatçısı ” olarak ödüllendirildi. 1984 de Roma’daki İtalyan Kültür Birliğince “ Adalaide Ristori ” ödülüne layık görüldü. Profesör Yıldız Kenter, 37 yıldır Sahne Hocalığı yapmaktadır.

1989 yılında, Korsika - Bastia Film Festivalinde “ Hanım ” filmindeki rolüyle “ En İyi Kadın Oyuncu ” ödülünü aldı.

1991 yılında Tiyatro Sanatına hizmetlerinden ötürü Uluslararası Lions Kulübünün “ The Melvin Jones ” yla ödüllendirildi. İki kez Ulvi Uraz “ En İyi Kadın Oyuncu ” üç kezde aynı dalda Avni Dilligil ödülüne laik görüldü.

1994’de “ Konken Partisi ” oyunundaki Fonsla rolü ile “ Olağanüstü Yorum ” ödülünü aldı. Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı. 1995’de Kültür Bakanlığı, Tiyatro Sanatına katkılarından ötürü “ Onur ” ödülüne layık gördü. Profesör Kenter’e aynı yıl tiyatro sanatına katkılarından dolayı “ Mevlana Kardeşlik ve Barış ” ödülü verildi.

1996’da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide’deki Jülide rolü için “ En İyi Kadın Oyuncu ” ödülü verildi. 19 Mayıs 1997'de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı verilen onur ödülü Yıldız Kenter’e Dame Diana Rigg tarafından takdim edildi.

1998’de Ankara Sanat Kurumu “ Yılın Kadın Sanatçısı ” ödülü, 1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü, 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, “ MARTI ” adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle 1999 Afife Jale - En İyi Kadın Oyuncu ödülü

Filmleri 1951 Vatan İçin
1964 Ağaçlar Ayakta Ölür
1965 İsyancılar
1966 Pembe Kadın
1967 Yaşlı Gözler
1971 Anneler Ve Kızları
1971 Elmacı Kadın
1972 Fatma Bacı
1973 Ablam
1974 Kartal Yuvası
1974 Kızım Ayşe
1974 Bir Ana Bir Kız
1983 Zulüm
1988 Hanım
1999 Güle Güle
2001 Büyük Adam Küçük Aşk
2005 Sen Ne Dilersen

Diziler
1990 Uğurlugiller
2002 Aşk ve Gurur
2005 Saklambaç

Ödülleri
1964 Antalya Film Şenliği, Ağaçlar Ayakta Ölür filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
1966 Antalya Film Şenliği, İsyancılar filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
1974 Antalya Film Şenliği, Kızım Ayşe filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
1984 Roma’daki İtalyan Kültür Birliğince "Adalaide Ristori" ödülü.
1989 Korsika - Bastia Film Festivalinde "Hanım" filmindeki rolüyle "En İyi Kadın Oyuncu" ödülü.
1991 Uluslararası Lions Kulübü The Melvin Jones Ödülü
İki kez Ulvi Uraz "En İyi Kadın Oyuncu" Ödülü
Üç kez Avni Dilligil "En İyi Kadın Oyuncu" Ödülü
1994’de "Konken Partisi" oyunundaki Fonsla rolü ile "Olağanüstü Yorum" ödülünü aldı.
Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı.
1995’de Kültür Bakanlığı, Tiyatro Sanatına katkılarından ötürü Onur ödülüne layık gördü.
1995 "Mevlana Kardeşlik ve Barış" ödülü verildi.
1996’da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide’deki Jülide rolü için "En İyi Kadın Oyuncu" ödülü 1997'de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı ödülü.
1998’de Ankara Sanat Kurumu "Yılın Kadın Sanatçısı" ödülü
1998 'de Tiyatronline Seyirci Ödüllleri
1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü
1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü,
1999 "Martı" adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle Afife Jale - En İyi Kadın Oyuncu ödülü.


(YAZILAR ALINTIDIR )

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Cevap
Hızlı Cevap
Mesaj:
Seçenekler

Etiketler
severlere, tiyatro | 10 kisilik tiyatro, 10 kisilik tiyatro metinleri, 4 kisilik tiyatro, 4 kisilik tiyatrolar, 6 kisilik tiyatro, agzi cicekli adam tiradi, dort kisilik tiyatro oyunlari, unlu tiyatro oyunlari,
Tiyatro Severlere Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Tiyatro ve Tiyatro Tarihi Blue Blood Tiyatro 3 04-12-2009 04:31
Tiyatro Yapıları Bia Tiyatro 0 08-08-2008 22:03
Uyumsuz Tiyatro (Absürd Tiyatro) Blue Blood Tiyatro 1 22-01-2008 21:51
Tiyatro Oyuncusu KaFeM_DE_KaFeM Meslekler 0 04-10-2006 23:47
Türk Tiyatro Sanatçıları (Türk Tiyatro Sanatçıları Hakkında) descartes Tiyatro tr 5 15-09-2006 01:18