Üye Ol
Ana SayfaForumlarGünlüklerToplulukVideolarSohbetBize Ulaşın
Forumda Ara
Cevap

Hatay (Antakya)

Eski 17-09-2006 #1 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı

Hatay (Antakya)

Hatay

Dünyanın en eski yerleşim birimlerinden olan Antakya, bütün dinleri, kültürleri bir arada barındıran bir şehirdir.
Birçok çağa, savaşa, olaya karşı dimdik ayakta kalarak direnen Antakya, bu kültür mozaiği içinde bugünlere kadar gelerek kendini kanıtlamıştır. Eski çağlarda dünyanın ikinci büyük şehri unvanına sahip olan Antakya, şu anda da kendi çapında gelişmiş bir şehir konumundadır. Eski tarihlerden günümüze kadar gelen tarihi eserler, Asi Nehri, sokaklar ve caddeler dile gelse, o eski Antakya'yı harika bir şekilde dillendirirdi. Müslümanların, Hıristiyanların, Yahudilerin ve başka dinlere, mezheplere mensup insanların bir arada yaşayarak, hiçbir prokovasyona yenik düşmeden bugünlere kadar barış, kardeşlik ve huzur içinde gelmesi, dünyada verilecek en güzel örneklerden birisidir. Çağlar içinde korunan bu çizgiyle Antakya, tarihteki en güzel yerini almıştır.

Kaynak: Prof.Dr.Sn. Ataman DEMİR
AKBANK / Çağlar içinde Antakya



2. Eski Çağlardan Osmanlılara kadar Antakya
2.a. Seleucoslardan önceki çağ
2.b. Büyük İskender ve Antakyanın Kuruluşu
2.c. Şehircilik ilkeleri ve Seleucos dönemindeki gelişmeler
2.d. Roma Dönemi
2.e. İkbal Çağlarının sonları
2.f. Arap istilası ve yeni bir dönem
2.g. Yeniden Bizans dönemi
2.h. Selçuklular dönemi (1084-1098)
2.i. Haçlılar dönemi (1098-1268)
2.j. Memluklar dönemi (1268-1516)
4. Hatay meselesi, Anavatan'a katılma
5. Seyahatnamelerde Antakya

Kaynak: antakyarehberi.com

Son Düzenleyen Blue Blood; 17-09-2006 @ 19:58.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 17-09-2006 #2 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Genel Bilgiler

Anadolu'nun güneyinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin sınır vilayetlerinden biri olan Hatay ilinin yönetim merkezi Antakya, 36 10' kuzey enlemi ve 36 06' doğu boylamı ile yurdumuzun en güneyinde yer alan kent niteliğindeki yerleşme merkezidir.
Akdeniz iklim bölgesinin doğu ucunda, kıyıdan 22 km. kadar içerde olar kentin denizden yüksekliği yaklaşık 80 m.dir. Kuzeyde Amanos Dağları (Nur Dağları) ile güneyde Kel Dağ (Cebel-i Akra) arasında kalan Aşağı Asi Vadisi'nin başlangıcında, Kel Dağı'nın kuzeydoğusunda, 440 m. rakımlı Habib-i Neccar Dağı'nın eteklerindedir. Kentin kuzeydoğusuna doğru gelişen ve Hatay çöküntü alanının ortasında yer alan Amik Ovası, zirai potansiyeli çok yüksek kalın bir alüvoyal toprak tabakası ile kaplı olup, aynı zamanda ilin en büyük toprak düzlüğünü oluşturur. Başta Asi Nehri olmak üzere, Karasu ve Afrin Çayı ile beslenen Amik Ovası'nda, yakın zamanlara kadar Amik Gölü adı ile bilinen bir göl vardı. Ancak uzunluğu 16 km., genişliği 10 km. olan gölün ve göl çevresindeki bataklıklarla beraber 310 km2'yi bulan arazinin bir bölümünün kurutulması ile göl kayboldu. DSİ tarafından yürütülen ve 1955 yılında başlayıp 1980 yılında tamamlanmış olan kurutma işlemi sonucunda elde edilen zirai verimi yüksek topraklar çiftçilere dağıtılarak tarıma açılmıştır.
Antakya'nın ortasından geçen ve ovanın kurutulması çalışmaları sırasında nehir yatağının kentin içinden geçen kısmı ıslah edilerek düzgün bir kanal haline getirilmiş, Antik Çağ'ın Orontes'i olan günümüzün Asi Nehri'nin kaynağı, Lübnan Dağları'dır. Amanoslar ile Keldağ arasında bir yatak oluşturan Asi Nehri'nin toplam uzunluğu 380 km. olup, nehrin büyük bölümü Suriye toprakları içinde bulunmaktadır. Kuzey yönünde yaklaşık 30 km. boyunca Türkiye-Suriye sınırını oluşturacak şekilde akan Asi Nehri, topraklarımıza girdikten sonra batıya döner ve bugün hemen hemen tümü kurutulmuş olan Amik Gölü'nün ayağı Küçük Asi ile birleştikten sonra güneydoğu doğrultusuna yönelir ve yaklaşık 40 km. sonra Samandağ'ın güneyinde bir delta oluşturarak Akdeniz'e kavuşur. Antik çağda küçük tonajlı nehir gemilerinin seyrüseferine imkan veren ve Antakya'yı asırlar boyu Akdeniz'e bir su yolu ile bağlanmış olan Asi Nehri'nin bugün akıttığı ortalama su miktarı, kentin içinde 5.04 m3/sn.dir. Asi'nin Antakya içinden geçen ve bir kanal haline getirilmiş olan yatağı, yaklaşık 2 km. uzunluğunda ve 30-35 m. genişliğindedir. Kentin kuzeydoğusunda, üzerinde Demir Kapı'nın yer aldığı, St. Piyer Kilisesi yakınından geçen ve bir sel yatağı niteliğinde olan Hacı Kürüş Deresi ile güneybatıdaki Hamşen Deresi (Memekli Köprü'nün altından ve kışlanın yanından geçen) Habib Neccar Dağı'ndan doğarak Asi'ye doğru akan iki önemli su yatağıdır.
XIX. yüzyıldan beri nehrin karşı tarafında, kuzeybatıdaki düzlüklerde kurulan yeni mahallelerle büyüyerek kendi mimari karakteri içinde gelişen Yeni Antakya'yı nehir ile Habib Neccar Dağı arasında kalan Eski Antakya'ya bağlayan dört köprüden üçü, bulundukları yer ve malzemeleri itibariyle tamamiyle yeni köprülerdir. İçlerinde en eskisi olan dördüncü köprü ise asırlarca yaya ve araç trafiğine hizmet etmiş olan eski köprünün bulunduğu yerde, modern malzeme kullanılarak inşa edilmiş, yeni bir köprüdür. Amik Gölü'nün Asi Nehri aracılığı ile kurutulması projesi çerçevesinde, Asi'nin genişletilmesi ve yatağının taranması çalışmaları sırasında kentin Roma Çağı'ndan beri ayakta duran bu ünlü taş köprüsü (ki Diocletian zamanında yapıldığı tahmin edilir), 1972 yılında acımasızca yıkılarak yerine bugünkü betonarme köprü inşa edilmiştir.
Tepelerin zirvelerine tırmanarak kenti çepeçevre saran sur kalıntıları ve kalesiyle kentin adeta simgesi olan ve eteklerinde Antakya'nın kurulu olduğu Habib Neccar Dağı, kenti güneybatı-kuzeydoğu istikametinde sınırlayan bir dizi tepelerin oluşturduğu doğal bir engeldir.
Antik Çağdaki ismi Silpius olan Habib Neccar Dağı'nı da içine alan Keldağ sırası, altyapı serpantin ve gabro gibi yeşil renkli kütlelerin oluşturduğu, üst kısımlarda ise bazalt ve kalkerin hakim olduğu jeolojik bir yapıya sahiptir. Habib Neccar'ın kuzeybatı yamaçları, genç fayların dik basamaklar oluşturduğu parçalanmış, arızalı yüzeyler halindedir.
Antakya ve civarında Akdeniz iklim tipi egemendir. Bu nedenle kentte yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Ancak, kıyı şeridi ile dağların arka kısımları ve yükseltisi fazla olan yerler arasında iklim koşullarındaki bölgesel farklar nedeniyle Antakya'daki iklim koşulları kıyı şeridine kıyasla biraz farklılık gösterir. Bu nedenle sıcaklık, kıyılarda yüksek değerlerde kalır. Yazların, kıyı şeridine kıyasla daha serin geçmesinin bir nedeni de en sıcak ortalamaların kaydedildiği ayların aynı zamanda, Antakya'da rüzgarın en hızlı estiği ve en çok esme sayısına ulaştığı aylar oluşudur. Antakya'da yıllık sıcaklık ortalaması 18.2 derecedir. En yüksek sıcaklık 26 Ağustos 1962'de 43.9 derece, en düşük sıcaklık ise 15 Ocak 1950'de -14.6 derece olarak kaydedilmiştir. Yılın 148.2 günü açık, 156.2 günü bulutlu, 60.5 günü kapalı geçmektedir. Antakya'da yaz günleri ortalaması yılda 172 gündür. Kış günü genellikle görülmez. Donlu günler yıllık ortalaması 7 gün, karlı günler yıllık ortalaması ise 0.9 gündür. Antakya'da yıllık ortalama nem oranı %69'dur. Antakya'da kış aylarında en yüksek değerlere ulaşır. Sonbahar ve ilkbahar daha az yağış alan aylardır. Temmuz ve Ağustos aylarında hiç yağış almayan Antakya'da yıllık yağış ortalaması 1173.4 mm.dir. Özellikle bahar aylarındaki sağanaklar meşhur olup kısa bir süre içinde kentin sokaklarını dereler haline getirir.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 19-09-2006 #3 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
İLÇELER:



Hatay ilinin ilçeleri; Altınözü, Belen Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu , Reyhanlı, Samandağ ve Yayladağı'dır.



Belen: Amanos Dağları üzerinde Akdeniz'i Amik Ovası'na bağlayan en önemli geçitte kurulmuştur. 1550'li yıllarda Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan kervansaray, cami ve hamam etrafında gelişmiş bir ilçedir. Soğukoluk (Güzelyayla) ve Atik yaz aylarında büyük ilgi gören yaylalardır.



Dörtyol: İskenderun Körfezi ile Nur Dağları arasında kurulmuştur. Dörtyol narenciye üretimi, plajları ve Botaş Boru Hattı Tesisleri ile tanınır. Kuzuculu'da bir orman içi dinlenme parkı vardır.



Erzin: Adana, Osmaniye, Dörtyol ve İskenderun Körfezi ile çevrilidir. Erzin'de narenciye üretimi ve plajları ile tanınır. İlçe yakınında bir orman içi parkı ve Başlamış Köyü'nde bir kaplıca ile madensuyu kaynağı ve bu kaynağın bulunduğu yerde sağlık turizmine yönelik tesisler bulunmaktadır.



Kırıkhan: Amik Ovası'nda Nur Dağları ile Suriye sınırı ve Hassa ile Kumlu İlçeleri arasında yer alır. Karasu, ilçe sınırları içinden geçer. Hatay'ın tek doğal gölü olan Gölbaşı Gölü (Balık gölü), Kırıkhan sınırları içindedir.



NASIL GİDİLİR?



E-5 karayolu ile İstanbul ve Ankara'dan Hatay'a ulaşılmaktadır. İskenderun'da bulunan gar ve limanla demiryolu ve deniz yolu ulaşımı da vardır.



Otogar Tel : (+90-326) 214 91 97



Demiryolu



İstasyon Tel : (+90-326) 614 00 44 - 614 00 45 - 614 00 46



GEZİLECEK YERLER



İskenderun



Hatay iline bağlı İskenderun, kendi adıyla anılan körfezin kıyısındaki modern bir kenttir. Kıyının hemen gerisinde bir duvar gibi yükselen Nur Dağlarına sırtını vermiş, yeşil ve dört mevsim sıcak bir turizm merkezi, bunun yanı sıra da işlek bir ticaret limanıdır.



Cami ve Kiliseler



Önemli bir inanç turizmi merkezi olan Hatay'da, dünyanın ilk Katolik Kilisesi olan Saint Pierre Kilisesi bulunmaktadır. Hıristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahip olan Hatay, aynı zamanda dört büyük patriklik merkezinden biridir.



St. Simon Stylite Manastırı , Yayladağı Barleam Manastırı ve Keldağı Barleam Manastırı önemli manastırlarıdır.



Habib Neccar Cami, Şeyh Ahmet Kuseyri Cami ve Türbesi, Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Payas Sokullu Külliyesi ve Ulu Cami görülmeye değerdir.



Santa Kiliseler Grubu (Dumanlı-Merkez)



Geçmişte önemli bir yerleşme yeri olan Santa (bugünkü adıyla Dumanlı) yerleşimi Gümüşhane'ye 45-50 km mesafede bulunmaktadır. Buradaki mahallelerden; Terzil'de St. Theodor Kilisesi, Binatlı'da İlyas Peygamber Kilisesi, İşhan'da St. Kiryaki Kilisesi ve İşhan Piştoflu'da St. Christopher Kilisesi, Çakallı'da Çakallı Kilisesi, Çinganlı'da St. Konstantinos ve St. Petros Kiliseleri önemli olanlarıdır.



Bu kiliselerin 1860-1870'lerde yapıldığı tahmin edilmektedir. Özgün kapı, pencere çerçeveleri, kabartma haçları ve çan kuleleri ile ilgi çekici yapılardır.


Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 28-08-2008 #4 (mesaj-linki)
GÜLGECELER - avatarı
Camiler - Kiliseler HATAY



Ulu Cami (Sultan Selim Cami-Merkez): Şehirde en eski yapı olarak bilinen Ulu Cami, XVI. yy. da yapılmış olup, İslamiyet'in ilk dönemlerinin mimarisini yansıtmaktadır. 1987 yılında yıkılarak, aynı tarzda yeniden yapılmıştır.



Habib-Ün Neccar Cami (Merkez):
Habibi Neccar Cami, şehirde yapılan ilk cami olarak bilinir. Baybars zamanında eski bir Roma tapınağının yerine yapılan cami, IX. yüzyılda depremden zarar gördüğü için 17. yy.da Osmanlı döneminde yeniden yapılmış, fakat minare eski şeklini korumuştur. Osmanlı mimarisini yansıtan yapının altında halkın ziyaret ettiği 3 adet mezar bulunmaktadır.Bu yer Kur'an'da Habib-ün Neccar ile ilgili olayın geçtiği yer olması bakımından kutsal sayılmaktadır.

Kanuni Sultan Süleyman Cami (Belen Cami-Belen): 1553 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Antakya'nın ilçesi Belen'de yaptırılmıştır. Cami, kervansarayın batısında tek kubbeli kübik bir yapıdır.
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi (Payas): Kervansaray başta olmak üzere çarşı, hamam, cami, medrese ve kalesi ile her biri ihtişamlı yapılardan oluşan bir külliyedir. Kervansarayın kapısının üzerindeki kitabede Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in veziri Sokullu Mehmet Paşa tarafından "Fani dünyada kalıcı bir eser olması için" 1574 de yapıldığı yazılıdır. Cami avlusu, medrese olarak düzenlenmiştir.
St. Pierre Kilisesi (Merkez):
Antakya-Reyhanlı yolu üzerinde, Habib-ün Neccar Dağı eteklerindedir. Doğal bir mağara iken eklemelerle kiliseye dönüştürülen St. Pierre'nin, dünyanın ilk kilisesi olduğuna inanılır. Ayrıca tarihte ilk defa bu kilisede Hz. İsa'nın dinini tanıyanlara "Hıristiyan" denmiştir. Kilise, Hz. İsa'nın 12 havarisinden biri olan St. Pierre'nin Hz. İsa'nın ölümünden sonra Hıristiyanlığı yaymaya çalıştığı yer olarak önemli bir dini merkezdir. 1963 yılında Papa VI. Paul tarafından hac yeri olarak ilan edilmiştir. Her sene 29 Haziran günü burada tören düzenlenir. Kilisenin zemininde mozaik kalıntıları, duvarlarda ise freskler bulunmaktadır.
St. Simon Manastırı (Samandağ): Terki Dünya Tarikatı'nın merkezi olarak bilinen St. Simon Manastırında kilise, vaftizhane, sarnıç ve diğer mimari kalıntılar görülebilir.
M.S. VI. yy.da St. Simon adına yaptırılmıştır. Burada inzivaya çekilen St. Simon'un 20 m yüksekliğindeki taş sütun üzerinde 45 gün yaşadığı rivayet olunur. Bu durum Guinness Rekorlar Kitabına bir rekor olarak kaydedilmiştir. Bu sütunun kaidesini bugün de görmek mümkündür.
Aziz Hanna Kilisesi (İskenderun): Hıristiyanlığın ilk yıllarında pek çok rahip ve keşiş Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Arsuz çevresine yerleşmişlerdir. Bunlardan biri Arsuz'a kilise yaptıran Aziz Hanna'dır. Bu kilise halen kullanılmaktadır. 1514 yılında yeniden yapılan kilisede çok sayıda ikona ve bez üzerine yapılmış çok değerli 2 baskı resim bulunmktadır.
Markirkos Ortodoks Kilisesi (İskenderun): 1585 yılında kurulan kilise, Denizciler Caddesi üzerindedir. Halen yöre halkı tarafından gerek ibadet gerekse adak için kullanılmaktadır. Kilise her yıl 5-6

Mayıs'ta kutlanan Hıdır İlyas şenliklerine sahnedir.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 25-10-2008 #5 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Akdeniz Bölgesi'nin en doğusunda yer alır. Doğu ve güneyde Suriye'ye komşu olan il topraklan batıda Akdeniz ve İskende­run Körfezi kıyılarına kadar uzanır. Hatay ilinin kuzeyinde Gaziantep ve Adana illeri vardır.
Türkiye'nin oldukça gelişmiş illerinden biri olan Hatay eskiçağlardan beri önemli bir yerleşme yeridir. Samandağı yöresindeki bazı mağaralarda yapılan kazılarda Taş Devri'n-den kaldığı sanılan insan ve memeli hayvan fosillerine rastlanması da bunu gösterir. Ayrı­ca ilin 46 değişik yöresinde Tunç Çağı'nda kurulduğu anlaşılan yerleşme kalıntıları sap­tanmıştır. Kuruluşu İÖ 4. yüzyıl sonlarına dayanan Antakya kentinin eskiden 30 km uzunluğunda olduğu bilinen surları, İstanbul surlarından sonra Türkiye'nin en uzun suru­dur. Romalılar'ın sayfiye yeri olarak kullan­dıkları Harbiye'de (Daphne) yapılan kazılar­da ortaya çıkarılan villalarda kullanılmış olan mozaikler, Paris'te ve ABD'deki çeşitli müze­ler ile Hatay Arkeoloji Müzesi'nde sergilen­mektedir. Hatay Arkeoloji Müzesi dünyanın ikinci büyük mozaik koleksiyonuna sahiptir.
Hatay adının, İÖ 13. yüzyıl ile 7. yüzyıl arasında, merkezi bugün Çatalhöyük olan Kanula olmak üzere il topraklarında kurulan Hattena Krallığı'nın adından kaynaklandığı sanılmaktadır.

Doğal Yapı

Hatay ili topraklarını, batıdaki kıyı kesiminde yer alan dar ova şeridi ile doğu kesiminde­ki geniş ovalar arasında kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan Amanos Dağları ve güneydeki Ziyaret Dağı engebelendiriı. Amanoslar kuzeyde yükselen ve Daz Dağı da denen Bozdağ'daki Mığırtepe'de 2.240 metre­ye. Ziyaret Dağı ise Akra Dağı'nda 1.730 metreye ulaşır. Mığırtepe Hatay ilinin en yüksek noktasıdır.
Afrika'nın doğu kesiminden başlayıp kuze­ye doğru uzanarak Kahramanmaraş'a kadar varan büyük bir çöküntü oluğu Hatay ilinin doğal yapısını büyük ölçüde belirler. Bu çöküntü alanının Türkiye sınırları içinde ka­lan bölümüne Kahramanmaraş-Hatay Çö­küntü Oluğu denir. Bu çöküntü oluğundan geçen çeşitli akarsuların getirip yığdığı alüv­yonlarla oluşan Amik Ovası Hatay ilinin başlıca tarım alanıdır. İlin batıdaki kıyı kesi­minde yer alan öteki düzlükler ise Erzin, Dörtyol ve Arsuz ovalarıdır. Hatay ilinin yüksek kesimlerindeki Belen ve Soğukoluk gibi yaylalar yazın serinlemek için gelenlerle dolar. Dağların yüksek düzlüklerindeki bazı yaylalar da hayvancılık açısından önem taşır.
İl topraklarından kaynaklanan sular çeşitli akarsular aracılığıyla Akdeniz'e ulaşır. Bu akarsuların en önemlisi, Lübnan'daki dağlar­dan kaynaklanan suların Bikaa Vadisi'nde birleşmesiyle oluşup bir süre Suriye'de aktık­tan sonra Türkiye topraklarına giren Asi Irmağı'dır. Türkiye ile Suriye arasında doğal sınır da oluşturan bu akarsudan ilin tarım yapılan topraklarının sulanmasında yararlanı­lır. Afrin ve Karasu çaylarının katıldığı Asi Irmağı, Harbiye yakınlarında çağlayanlar oluşturduktan sonra Samandağı'nın güneyin­de Akdeniz'e dökülür. Amanos Dağlan'nın batıya bakan yamaçlarından kaynaklanan kü­çük akarsular da dar kıyı ovalarından geçerek denize ulaşır.
Eskiden Amik Ovası'nın en alçak kesimin­de bulunan Amik Gölü kurutularak bu kesim­deki büyük bir alan ovadaki tarım yapılan topraklara katılmıştır. Hatay ilinde turizm açısından önem taşıyan birkaç küçük göl vardır.
Hatay ili Akdeniz ikliminin etkisindedir; yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Dağların Akdeniz'e bakan alçak ya­maçlarında makiliklere, iç kesimlerde meşe ve kayından oluşan ağaç topluluklarına, yük­seklere çıkıldıkça da kızıl çam ve kara çam ormanlarına rastlanır.

Tarih

Çok eski bir yerleşme alanı olan Hatay ili topraklarında, yaklaşık 50 bin yıl önce burada yaşayan insanlardan kaldığı sanılan çeşitli buluntular ele geçirilmiştir. Yöredeki başlıca yerleşim yerlerinden biri olan ve Tel Açana olarak da bilinen Alalah önce Akad, Yam-had, Hitit, Hurri-Mitanni, Mısır ve gene Hitit yönetiminde kaldıktan sonra İÖ 1200'lerde denirden gelen halklar tarafından yıkıldı. Daha sonra Geç Hitit devletlerinden Hattena Krallığı'nın egemenliğinin ardından Asur, Pers, Makedonya, Selevkos, Roma, Sasani, Arap, Selçuklu, Haçlı ve Memlûk yönetimle­rini yaşayan yöre 1517'de Osmanlı toprakları­na katıldı. Hatay'ın 19. yüzyıl sonlarında kuzey kesimleri Adana vilayetine, güney ke­simleri de Halep vilayetine bağlı sancakların sınırları içinde yer aldı. I. Dünya Savaşı sonunda Fransızlar tarafından işgal edildi. İskenderun'a 10 Kasım 1918'de asker çıkartan Fransızlar aralık sonuna kadar Hatay'daki tüm kasabaları ele geçirdi. İşgale karşı başla­yan direniş sırasında 20 Ekim 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Fransa arasında Ankara Antlaşması imzalandı.

Hatay Sorunu

Ankara Antlaşması uyarınca Payas ile Mey-danıekbez arasında uzanan sınırın güneyinde, Fransız mandası altındaki Suriye hükümetine bağlı İskenderun sancağı kuruldu. Sancak yönetiminin Araplar ile Rum ve Ermeniler' den yana tutum takınması Türk nüfusun Türkiye'ye katılmak için mücadeleye başla­masına neden oldu. Bölgede huzursuzluğun giderek artması ve Milletler Cemiyeti'ne baş­vuruların etkili olması üzerine Fransızlar 1926'da sancak sınırları içinde, merkezi İsken­derun olan bir hükümet kurmaya yöneldiler. Yapılan seçimler sonunda Araplar'ın çoğun­lukta olduğu bir millet meclisi oluşturularak anayasa yapıldı ve "Bağımsız İskenderun Hükümeti"nin kurulduğu ilan edildi. Ne var ki, bu yeni duruma Suriye'nin karşı çıkması üzerine hükümetin adı "Kuzey Suriye Hükü­meti" olarak değiştirildi.
1936'da Suriye'deki Fransız manda yöneti­mi sona erdiğinde Suriye'nin İskenderun
sancağını topraklarına katmaya kalkışması üze­rine sorun Türkiye'de yeniden gündeme geldi. Yöreye Hatay adı verilerek çalışmalara baş­landı. Ama Hatay sorununun devletlerarası ikili görüşmelerle çözülememesi üzerine konu Milletler Cemiyeti gündemine getirildi. Mil­letler Cemiyeti Hatay'ın geleceğini belirle­mek üzere bir halkoylamasına gidilmesini kararlaştırdı. Halkoylaması da, Milletler Ce­miyeti gözlemcilerinin taraflı davranma olası­lığı konusunda Türkiye'nin itiraz etmesi üze­rine sonuçlandırılmadı.
1937'de Milletler Cemiyeti sancakta yarı bağımsız bir yönetim kurulması için karar aldı. Buna göre toprak bütünlüğü Türkiye ile Fransa tarafından korunacak olan sancak içişlerinde bağımsız, dışişlerindeyse Suriye'ye bağlı olacaktı. Yapılan seçmen sayımı sonu­cunda meclise 22 Türk, 9 Alevi Arap, 5 Ermeni, 2 Sünni Arap ve 2 Ortodoks Rum milletvekilinin girmesi kararlaştırıldı. 2 Eylül 1938'de toplanan meclis Hatay Cumhuriyeti' nin kuruluşunu tüm dünyaya duyurdu. Cum­hurbaşkanlığına Tayfur Sökmen'in seçildiği Hatay Cumhuriyeti'nin para birimi Suriye Lirası'ydı ve dış dünyada Suriye'nin devlet başkanı tarafından temsil ediliyordu.
Hatay Cumhuriyeti'nin bakanlar kurulu önce Fransız ve Suriye uyruklu görevlilerin işine son verdi. Yapılan öteki değişiklikler ise Türkiye ile olan gümrük engellerinin kaldırıl­ması, Türk posta sistemine bağlanılması ve para birimi olarak Türk Lirası'nın benimsen-mesiydi. II. Dünya Savaşı öncesinde Türkiye ile Fransa arasında 23 Haziran 1939 günü Ankara'da yapılan antlaşma sonrasında topla­nan Hatay Millet Meclisi, 29 Haziran 1939'da Türkiye'ye katılma konusunda tarihsel bir karar verdi. 30 Haziran 1939'da bu kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onay­lanması üzerine Hatay Türkiye sınırları içine alındı ve yeni Türkiye-Suriye sınırı iki ülke görevlileri tarafından saptandı. Son Fransız birliğinin de çekilmesinden sonra 7 Temmuz 1939'da Hatay il oldu.

Ekonomi

Ekonomik açıdan oldukça gelişmiş olan Ha­tay, Türkiye'de nüfus yoğunluğu bakımından dördüncü ildir. Nüfusun yaklaşık yarısı 10 binden çok nüfuslu ilçe merkezlerinde yaşa­maktadır.
Bir yandan gelişmiş ulaşım bağlantılarıyla pazarlama olanaklarının kolaylığı, öte yandan tarımsal ürünlerin işlenmesine dayalı birçok sanayi tesisinin kurulması tarımın çeşitlenme­sine yol açmıştır. Hatay ilinde yetiştirilen başlıca ürünler buğday, soğan, çiğit, pamuk, arpa, baklagiller ve patates; bağ ve bahçe ürünleri ise portakal, mandalina, greyfurt, zeytin, üzüm, incir, kavun ile başta domates olmak üzere çeşitli sebzelerdir. Hatay ilininTürkiye turunçgil üretiminde önemli bir yeri vardır. Hayvancılık, tarım alanlarının genişle­tilmesine bağlı olarak eskiye oranla gerilemiş­tir. Reyhanlı ilçesindeki Hatay Tarım İşlet­mesi il tarımının gelişmesine katkıda bulun­maktadır.
Kara ve deniz ulaşımında hizmetlerin çok gelişkin olduğu ilde ticaretin önemli bir yeri vardır. İskenderun Türkiye'nin Akdeniz'deki iki büyük limanından biridir. Ortadoğu buna­lımı nedeniyle Beyrut'un eski önemini yitir­mesi İskenderun'a bölgede önemli bir yer kazandırmıştır. Ortadoğu ülkelerinin temel gereksinimlerinin büyük bölümü bu liman aracılığıyla sağlanır.
Eskiden Hatay ilindeki sanayi tümüyle tarıma dayalıydı. Bunlar ipekli ve pamuklu dokuma, pamukyağı, zeytinyağı ve sabun fabrikaları ile tabakhanelerdi. 1950'lerden sonra gübre, tarım ilaçları, makine, oto yedek parçaları, tuğla ve kiremit, çeşitli dokuma ve hazır giyim fabrikalarının kurulmasıyla il sa­nayisi çeşitlilik kazandı. 1975'te İskenderun Demir-Çelik Tesisleri'nin (İSDEMİR) üreti­me geçmesiyle il sanayisinde büyük bir geliş­me oldu.
İskenderun Körfezi kıyısındaki Arsuz plaj­larında kurulan tesisler, ilin çeşitli kesimleri ile komşu illerden gelenlerin ve Ortadoğu ülkelerinden gelen Arap turistlerin bu yöreye ilgisini artırmıştır. Arsuz'da bulunan karaca­lar için koruma ve üretme alanı kurulmuştur. İl topraklarında demir, fosfat ve boksit yatak­ları vardır.

Toplum ve Kültür

Hatay ilinin çok eski bir yerleşim alanı oldu­ğunu gösteren birçok kalıntıya rastlanmıştır. İlde farklı etnik kökenden gelme topluluklar yaşar. Geçmişte dinsel ve ulusal ayrılıklar topluluklar arasındaki ilişkileri olumsuz yön­de etkilemekle birlikte kültürel etkileşime de yol açmıştır.
İşgal ve manda yönetimi yıllarında Fransız­lar kendi dil ve kültürlerini yaygınlaştırmak için çeşitli etkinliklerde bulundular. Hatay Arkeoloji Müzesi'nin kurulmasıyla sonuçla­nan tarihsel yapı kalıntılarının araştırılması çalışmaları da bu dönemde hız kazandı. Tür­kiye sınırları içine girmesinden sonra Suriye uyruğunu seçenlerin gitmesiyle ilin etnik yapı­sındaki çeşitlilik azaldı. Yaşayış bakımından geleneksel yapı 1950'lerden sonra değişti ve 1970'lerde sanayileşmenin gelişmesiyle kent­lere göç başladı.Geleneksel el sanatları arasında başta ge­lenler dokumacılık ve ağaç işçiliğidir. Ama her iki el sanatı da sanayileşme ve kentleş­meyle birlikte önemini yitirmektedir.Antakya tarım, ticaret ve hizmet merkezi, İskenderun da ticaret ve sanayi merkezi olarak gelişmiştir.

İlde dilden dile dolanan birçok söylence vardır. Bunlardan Hıdır İlyas söylencesi Asi Irmağı'nın oluşumunu da anlatır. Söylenceye göre binlerce yıl önce Samandağı'nın Hıdır-bey köyünde şifalı bir su vardı. Bu suyu bir ejderha beklemekte ve her yıl kurban edilen bir kıza karşılık sudan bir yudum vermekteydi. Kurban edilme sırası kralın kızına gelir. Kızın elleri bağlanarak ejderha­nın önüne atılacağı sırada bir çoban yetişerek mızrağını ejderhanın yüreğine saplar. Öldü­rücü yara alıp acılar içinde kıvranan ejderha çobandan kendisini öldürmesini isterse de çoban arkasını döner gider. Bunun üzerine ejderha çevresini pençeleriyle parçalayarak kaçar ve Lübnan'daki kayalara çarparak ölür. Buradan bir ırmak doğarak ejderhanın açtığı yoldan Hatay'a doğru akar. Bu Asi Irmağı' dır. Halk bu yiğit çobana Hıdır Bey adını takar, kral da kızıyla evlendirir.

İskenderun

Akdeniz'deki başlıca limanlardan birinin bu­lunduğu İskenderun kenti çevresinde ilk yer­leşim yerlerinin İÖ 16. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Bugünkü kent, İÖ 4. yüzyılda yöreyi egemenliği altına alan Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından kendi adı verilerek kurduruldu. Aleksandreia adıyla anılan kente, başta İskenderiye olmak üzere Büyük İskender'in kurdurduğu öteki Alek-sandreia'lardan ayırt etmek için Aleksandreia ad İssum ve Aleksandreia Scabiosa dendi. İS 4. yüzyıldan sonra "Küçük İskenderiye" anla­mında Aleksandretta biçiminde anılan kentin adı sonraki yüzyıllarda İskenderun oldu. Ge­çirdiği depremler nedeniyle bu eski kentten günümüze ancak kale ile bazı mozaik ve mermer kalıntılar ulaşabilmiştir.
Tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi olan İskenderun, Anadolu'nun doğu kesimi ile Kuzey Suriye ve Halep'in limanı olarak işlev görmüştür. Kent 20. yüzyılın başlarında önce demiryolu, sonra da gelişmiş karayolu ulaşım olanağına kavuştu. Arap-İsrail Savaş­ları ve Beyrut limanının kullanılamaz duruma gelmesinden sonra İskenderun limanının öne­mi daha da arttı. Türkiye'nin en büyük demir-çelik tesisi olan İSDEMİR'in ve öteki fabrikaların kurulmasından sonra ülkenin önemli bir sanayi merkezi haline gelen İsken­derun'un 1950'de ancak 22 bin kadar olan nüfusu 1960"ta 50 bini, 1975'te 100 bini, 1985'te de 150 bini aştı.İskenderun kentinin doğal simgesi sayılan doğudaki Yarıkkaya'da esen şiddetli rüzgârla­rın uğultusu bazan uzaklardan bile duyulur. Çukurova Üniversitesi'ne bağlı İskenderun Meslek Yüksekokulu kentteki sanayi tesisle­rine teknik eleman yetiştirme amacıyla kurul­muştur.
Kentin nüfusu 152.096'dır (1985). İl Merkezi:

Antakya

Hatay ilinin iç kesiminde yer alan Antakya kenti İÖ 4. yüzyıl sonunda kurulmuştur. Büyük İskender'in ölümünden sonra Hatay topraklarını da içine alan Selevkos Krallığını kuran I. Selevkos Nikator, Asi Irmağı'nın kıyısında bir kent kurdurdu. Kente, daha sonra I. Antiokhos Soter adıyla kral olan I. Selevkos Nikator'un oğlunun adı verilerek Antiokheia dendi. Sonraki yıllarda kurulan öteki Antiokheia'larla karışmaması için kıyı­sında bulunduğu Asi Irmağı'nın o zamanki adıyla Antiokheia Orontes biçiminde anıldı. Daha sonra Selevkos Krallığı'nın merkezi olan kent dört ayrı yerleşim yerinden oluştu­ğundan, "dört kent" anlamında Tetrapolis adıyla da anıldı. Roma döneminde dünyanın üç büyük kentinden biri olan Antiokheia önemli bir ticaret, kültür ve siyaset merkeziy­di. Kentin surları eskiden Silpius Dağı denen Habib Neccar Dağf ndan Orontes (Asi) Irma­ğı kenarına kadar uzanıyordu. Hz. İsa'nın ölümünden sonra buraya gelen Aziz Petrus zamanında ilk kilisenin kurulduğu ve ilk vaftiz töreninin yapıldığı Antiokheia, Hıristiyanlar için uzun yıllar önemli bir dinsel merkez işlevi gördü.
Adı daha sonra Antakya'ya dönüşen kent, Hatay ilinin yönetsel merkezi ve ildeki tarım­sal çalışmalara hizmet veren bir ticaret mer­kezidir. Ortasından Asi Irmağı'nın geçtiği kent sırtını Habib Neccar Dağı'na dayamıştır. Kentte, zengin tarihsel geçmişi yansıtan deği­şik dönemlerin kalıntıları ile Osmanlı mimar­lığının birçok güzel örneği vardır. Hıristiyan­lar için bir hac yeri olan Aziz Petrus Grotto-su'ndan başka Hatay Arkeoloji Müzesi de kentin en çok ilgi gören turistik yerlerinden-dir. Kentteki başlıca eğitim ve kültür kurum­ları Çukurova Üniversitesi'ne bağlı Hatay Eğitim Yüksekokulu ile Antakya Meslek Yüksekokulu'dur.
Kentin nüfusu 107.821'dir (1985).



Msxlabs & TemelBritannica

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 30-11-2008 #6 (mesaj-linki)
Pollyanna - avatarı
Medeniyetler Beşiği
Antakya...
Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biri.
Yüzyıllarca birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış; zamanında dünyanın en büyük 2. kenti diye anılmış; savaşlara-kuşatmalara direnmiş ve günümüze tüm bu tarih mirasını getirerek ayakta kalmayı başarmış güçlü şehir...

Antakya - Eskişehir
Nasıl ki Antakya, tarihi itibarı ile kozmopolit bir yapıya sahipse, günümüzde de ev sahipliği yaptığı misafirleri itibarı ile aynı kozmopolitliği seriyor gözler önüne.
Antakya’nın Hristiyan misafirleri vardır. Hac yapmaya gelirler oraya. Çünkü Antakya, İncil’de geçen pek çok olayın mekanıdır aslında.
Antakya’nın Müslüman misafirleri vardır. Habib-i Neccar’da dua ederler. Çünkü Kuran’da geçen olayların da bazılarının mekanıdır orası.
Antakya’nın tarih aşığı misafirleri vardır. Çünkü milattan öncesinden günümüze kadar pek çok çağa ait izler taşır, o günleri anlatır misafirlerine.
Antakya’nın doğa aşığı misafirleri vardır. Denizi, ormanı, dağları, şelaleleri ile doğanın her imkanını cömertçe sunar çünkü bu şehir.
Antakya’nın gurme misafirleri vardır. Mezelere aşık olursunuz, künefenin ne demek olduğunu bu şehirde anlarsınız.
Kısacası Antakya herkes için mutlaka ziyaret edilmesi gereken, Anadolu’nun nadide cennetlerinden biridir.
Antakya, Akdeniz’in doğu ucunda yer alır. Suriye ile sınır komşusudur. Lübnan’dan doğup Suriye’den geçen Asi nehri, Türkiye’ye Antakya üzerinden girmektedir. Doğal bitki örtüsünü makilerin ve ormanların oluşturduğu Antakya, Güney Torosların da başladığı şehirdir.

Samandağ Hatay ilinin yönetim merkezi olan Antakya’da yıllık ortalama sıcaklık 18.2 derecedir.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 12-02-2009 #7 (mesaj-linki)
Daisy-BT - avatarı
Eski Hatay



Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 01-01-2010 #8 (mesaj-linki)
volture - avatarı
Hatay ili Akdeniz Bölgesi'nin en doğusunda bulunan bir ildir. Türkiye'nin Suriye ile sınırının bir bölümünü oluşturmaktadır. Ülkedeki en gelişmiş şehirlerden birisi olan hatay şehri eskiçağlardan beri yaşam alanı olan bir şehirdir. Taş Devri'nden kalan kalıntılarda bunu göstermektedir. Hatay iline gezi amaçlı gelecek olan turistler için geilecek yerler Çatalhöyük, Harbiye, İssos, Antakya Surları, Taraanus Sukemeri, Cin Kulesi, Kızlar Sarayı, Heronion, Pieria Kenti ve Hatay Arkeoloji Müzesi sayılabilir.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Cevap
Hızlı Cevap
Mesaj:
Seçenekler

Etiketler
antakya, hatay | antakya el sanatlari, antakya guzel sanatlar lisesi, antakya nasil bir yerdir, asi nehrinin kaynagi, hatay antakya el sanatlari, hatay nasil bir yer, hatay nasil bir yerdir, hatayda farkli kulturlere ait izler,
Hatay (Antakya) Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hatay - Erzin - İmam Hatip Lisesi GÜLGECELER Okullarımız 0 12-09-2008 20:40
Hatay - Antakya - İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İ.H.L. GÜLGECELER Okullarımız 0 12-09-2008 20:20
Hatay - Merkez - Bedii Sabuncu Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Bia Okullarımız 0 11-09-2008 12:08
Hatay Sorunu virtuecat Siyasal Bilimler 1 01-08-2008 22:30
Hatay/Antakya (Video) BARIŞ Resimlerle/Fotoğraflarla Türkiye 1 07-02-2008 16:16