Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 17.003|Cevap: 6|Güncelleme: 22 Haziran 2016

Hatay Sorunu

Mesaja atla
virtuecat
2 Aralık 2006 04:44   |   Mesaj #1   |   
virtuecat - avatarı
Ziyaretçi

Hatay Sorunu

Ad:  Hatay Sorunu1.jpg
Gösterim: 920
Boyut:  36.9 KB

I. Dünya Savaşı’nın sonunda, Fransızların bugünkü Hatay topraklarını işgal etmesiyle başlayan ve yörenin 1939’da Türkiye’ye katılmasıyla sonuçlanan uluslararası siyasal ve diplomatik sorun.

Sponsorlu Bağlantılar
Musul petrol bölgesinin Akdeniz’e açılan kapısı olarak değerlendirilen İskenderun ve Antakya, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında İngiltere ile Fransa arasında yoğun bir paylaşım mücadelesine konu oldu. Fransa, 1912’de İngiltere ile yaptığı bir antlaşma sonucunda, bu yöreyi de kapsayan tüm Suriye topraklan üzerinde söz sahibi olduysa da, İngiltere daha sonra bu çözümü kabullenmeyerek başka çözüm arayışlanna yöneldi. Ocak ve Mayıs 1916’da yapılan Sykes-Picot görüşmelerinde, Fransa’nın söz konusu bölgedeki nüfuz hakkını onaylamakla birlikte, Mekke şerifi Şeyh Hüseyin’ in oğlu Faysal’ın Ekim 1918’de Halep’te, Aralık 1918’de de Antakya’da yönetimi ele geçirmesine ön ayak oldu. Ama I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri’yle OsmanlI Devleti arasında Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) imzalanınca, Franşızlar bu mütareke hükümlerine dayanarak İskenderun’a asker çıkardılar ve Aralık 1918 sonuna değin, Antakya da içinde olmak üzere tüm Hatay yöresini işgal ettiler. Fransız kuvvetleri, sonraki iki yıl içinde bütün çabalarına karşın bölgede tam bir denetim sağlayamadı. 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşmasıyla Türkiye ve Fransa arasındaki savaş durumuna son verildi.

İskenderun sancağı. Ankara Antlaşması, Hatay yöresinin siyasal statüsüne ve geleceğine ilişkin önemli hükümler içeriyordu. Antlaşmaya göre Türkiye’nin güneydoğu sının, Payas’ın (bugün Yakacık) hemen güneyinden başlayarak Meydanı Ekbez’e uzanıyor, oradan güneydoğuya yönelerek Kilis’i de içine alıyor ve Çobanbey’de sona eriyordu. Daha güneyde kalan ve günümüzde Hatay il sınırlan içinde yer alan Antakya, İskenderun, Kırıkhan, Reyhanlı, Altınözü ve Samandağı ise “İskenderun sancağı” adıyla, özerk bir yönetsel yapı içinde birleştirilerek, Fransız mandası altındaki Suriye’ ye bağlanıyordu. Sancakta resmî dil olarak Arapçanm yanı sıra Türkçe kullanılacaktı. Suriye’deki Fransız mandası, Milletler Cemiyeti sınıflamasına göre “A” tipi bir mandaydı. Buna göre mandater devlet olan Fransa’ya verilen görev, “siyasal bakımdan yeterince olgunlaşmadığı” kabul edilen yöre halkını “bağımsızlığa hazırlamak”tı. İskenderun sancağı, Ankara Antlaşmasının imzalandığı dönemde doğrudan, Franız mandası altındaki Suriye hükümetine bağlıydı.

1922’de Suriye Devletleri Federasyonu kurulunca, federasyona bağlı Halep Devleti içinde yer aldı. Sancakta yönetsel yetki mutasarrıftaydı, ama yüksek komiserler kurulunun görevlendirdiği Fransız delegesi de yönetimde söz sahibiydi. Halep Devleti’nce atanan mutasarrıfın kaza kaymakamları ile nahiye müdürlerini atamak, yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasını sağlamak, vergi toplamak, sancak bütçesini hazırlamak gibi yetkileri vardı. Fransız manda yönetimi sancak yönetiminin belirlenmesinde, eğitim ve sağlık hizmetlerinin sağlanmasında Arapları ve Hıristiyanları kayıran ayrımcı bir çizgi izledi. Bu tutum Türk nüfus arasında yoğun bir huzursuzluğa neden oldu. Fransızlar farklı etnik kökenlerdeki halkı kaynaştırmak ve denetim altında tutmak için Türk, Arap ve Ermeni nüfusun yer aldığı örgütler oluşturmaya yöneldi. İskenderun sancağındaki Türk eşraf ise buna karşılık, Antakya-İskenderun Yurdu derneğini kurdu. Örgüt, çalışmalarına uygulanacak olası baskılara karşı önlem olarak Adana’yı merkez seçti. Başkanlığa Tayfur Bey (Sökmen) getirildi ve dernek, Türkiye ile birleşme doğrultusunda propaganda yapmak amacıyla Altınözü gazetesini yayımlamaya başladı. Bir süre sonra Antakya Halk Fırkası adıyla bir de parti kuruldu, ama ömrü kısa oldu. Antakya-İskenderun Yurdu yöneticileri sürekli Milletler Cemiyeti’ne başvuruyor, İskenderun sorununun Türkiye ile birleşmek dışında bir çözümünün olmadığını savunuyorlardı.

İskenderun hükümeti. Yöredeki huzursuzluğun giderek büyümesi ve Antakya-İskenderun Yurdu derneğinin sürdürdüğü propagandanın Milletler Cemiyeti’nde yankı uyandırmaya başlaması üzerine, Suriye’deki Fransız yüksek komiseri De Jouvenel 1926’da bir kararname yayımlayarak İskenderun sancağı sınırları içinde, merkezi İskenderun olan bir hükümet kurulacağını ve bu hükümetin doğrudan, Beyrut’taki yüksek komiserliğe bağlı olacağını duyurdu. Bu hükümetin kendi anayasası, meclisi ve seçilmiş bir hükümet başkanı olacaktı. Kararname uyarınca seçimler yapıldı. Arapların çoğunlukta bulunduğu bir meclis oluşturuldu ve anayasanın hazırlanmasından sonra, Fransız mandası altında bir “Bağımsız İskenderun Hükümeti”nin kurulduğu ilan edildi. Hükümet başkanlığına da İskenderun’daki Fransız delegesi Derieux getirildi. Ama bu sınırlı değişiklik bile Şam’daki Suriye yönetimince tepkiyle karşılandı; böylece, kurulduğu ilan edilen hükümetin adı, iki gün sonra “Kuzey Suriye Hükümeti” olarak değiştirildi. Milletvekillerinin büyük çoğunluğu da birkaç gün sonra, hükümetin Şam’daki merkezî Suriye hükümetine bağlanmasını kararlaştırdı.

Manda döneminin sona ermesi. 9 Eylül 1936’da Fransa ile Suriye arasında yapılan antlaşma \ıyarınca, Fransa’nın bu ülke üzerindeki pandası sona erdi. Bu durum, İskenderun sancağının statüsünü yeniden gündeme getirdi. Türkiye, sancağın sorumluluğunu tümüyle Suriye’ye bırakan antlaşmaya tepki gösterdi ve Fransa’daki Leon Blum hükümetine bir nota vererek İskenderun sancağına ilişkin antlaşma hükümlerini tanımayacağını bildirdi. Aynı günlerde Atatürk’ün buyruğu üzerine Antakya-İskenderun Yurdu derneği yöneticileriyle yapılan bir görüşme sonunda, Antakya-İskenderun yöresine “Hatay” adının verilmesi kararlaştırıldı. Derneğin adı da Hatay Egemenlik Cemiyeti oldu. Merkezi İstanbul’a taşman örgütün başkanlığına İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, genel sekreterliğine de Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer getirildi. Örgütün çalışmalarının yoğunlaşacağı Dörtyol şubesi başkanlığını ise önce Abdurrahman Melek, daha sonra da Tayfur Sökmen üstlendi. Örgüt, Suriye hükümetinin 14-15 Kasım 1936’da yapılmasını kararlaştırdığı genel seçimleri boykot etti. Bunun sonucunda, İskenderun sancağında seçimlere katılma oranı çok düşük oldu. Böylece yörede yeni bir gerginlik dönemi başladı; gerek Suriye yöneticileriyle, gerekse henüz Suriye’ de bulunan Fransızlarla çatışma boyutlarına varan huzursuzluklar yaşandı. Sorun Ocak 1937’de Milletler Cemiyeti gündemine geldi ve yörede bir halkoylaması yapılması kararlaştırıldı. Ama Türkiye, halkoylamasını denetlemek üzere gönderilen Milletler Cemiyeti gözlemci kurulunun tarafsız davranmadığını öne sürerek oylamanın durdurulmasını istedi. Kurul üyeleri de bir süre sonra oylamayı yanda bırakarak Cenevre’ye döndüler.

Bu dönemde uluslararası plandaki bazı gelişmeler sonucunda, Fransa’nın tutumunda Türkiye’yle uzlaşmaya yönelik köklü değişiklikler gerçekleşti. Hitler Almanyası, Avrupa üzerinde gittikçe daha güçlü bir tehdit oluşturuyor, bu durum öteki Avrupa ülkelerini birleşerek Nazi tehdidine karşı ortak tavır almaya zorluyordu. Ayrıca Balkanlar ve Ortadoğu’daki konumundan ötürü, Türkiye’yle gerginliği sürdürmek hem Fransa’ya, hem de İngiltere’ye zarar getirecekti. Sonuçta Fransa, İskenderun sancağının ayrı bir yönetime kavuşturulmasını kabul etti.

Hatay Cumhuriyeti. 1937’de Milletler Cemiyeti gündemine artık iyice yerleşen Hatay Sorunu’nun çözümü için bir uzmanlar komitesi oluşturuldu ve komite bir anayasa taslağı hazırlamakla görevlendirildi. Taslak, Milletler Cemiyeti’nde 29 Mayıs 1937’de kabul edildi. Kabul edilen anayasa metniyle sancağın içişlerinde bağımsız; dışişleri, mali ilişkiler ve gümrük açısında Suriye’ye bağlı olması öngörülüyordu. Suriye ile sancak arasında sınır bulunmayacak, sancağın toprak bütünlüğü Türkiye ve Fransa’nın ortak güvencesi altında olacaktı. Ama bu, seçimlerde halkın kendi parlamentosunu kuracağı güne değin geçerli olacak geçici bir statüydü. Türkiye bu yeni statünün ardından Hatay yöresiyle ekonomik ilişkilerini geliştirdi. Ekim 1937’de Antakya ve İskenderun’ da Türk konsoloslukları açıldı, Türk bankaları açtıkları şubeler aracılığıyla tüccar ve köylüye çok uygun koşullarda kredi vermeye başladı. Türk nüfus arasındaki bu çalışma ve örgütlenme üzerine Suriye de etkinliklerini artırdı. Bu arada Milletler Cemiyeti gözlemcilerinin seçmen yazımlarında Arap nüfusu kollayan bir tutum takındığı iddiaları nedeniyle yeniden çatışmalar başladı. Bunun üzerine Fransa bir dizi önlem aldı: İçişleri müdürlüğü statüsündeki sancak valiliğine getirilen Abdurrahman Melek görevden alındı, bütün sivil yöneticilerin yerine askerler getirildi ve sancakta sıkıyönetim ilan edildi.

Bu arada Ankara’da, Türk ve Fransız askeri yetkilileri arasında görüşmeler sürüyordu. Haziran 1938’de Antakya’da sonuçlanan görüşmelerin ardından, 4 Temmuz’da, sancağın toprak bütünlüğünü sağlamak amacıyla 2.500 Türk ve 2.500 Fransız askerinin gönderilmesine ilişkin bir antlaşma imzalandı. 5 Temmuz’da ilk Türk birliklerinin yöreye gelmesiyle birlikte Fransızların ilan ettiği sıkıyönetim kaldırıldı ve ilişkileri normalleştirme yönünde çabalar başladı. Milletler Cemiyeti’nin gözlemci kurulunun yerini Türk ve Fransızlardan oluşan yeni bir kurul aldı. Sekreterliğini Abdurrahman Melek’in yaptığı kurul, seçmen yazımı çalışmalarını yeniden başlattı. 1 Ağustos 1938’de sonuçlanan yazımın ortaya koyduğu oranlara göre Hatay Millet Meclisi’ne 22 Türk, dokuz Alevi Arap, beş Ermeni, iki Sünni Arap ve iki Ortodoks Rum milletvekili girecekti. Türk tarafı, Ankara’nın da onayını alarak milletvekili adaylarını belirledi. Adayların sayısı seçilecek milletvekili sayısına eşit olduğundan ayrıca seçim yapılmadı ve Türk adayların tümü seçilmiş milletvekili kabul edildi.

Öteki etnik ve dinsel toplulukların da seçimini tamamlamasından sonra, Hatay Millet Meclisi 2 Eylül 1938’de toplanarak Hatay Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti. Meclis, cumhurbaşkanlığına Tayfur Sökmen’i seçti. Meclis başkanlığına da Ab- dülgani Türkmen getirildi. Abdurrahman Melek başkanlığındaki Bakanlar Kurulu beş kişiden oluşuyordu. Hatay Cumhuriyeti’nin bayrağı biçim olarak Türk bayrağı ile hemen hemen aynıydı; tek farklılık, yıldızın içinin kırmızı olmasıydı. Devlet, yönetsel olarak önce Antakya, İskenderun ve Kırıkhan ilçelerine bölündü; daha sonra Reyhanlı ve Ordu (Yayladağı) adında iki ilçe daha oluşturuldu. Ayrıca 1.500 kişilik bir jandarma gücü olacak, gümrükler Suriye ile ortaklaşa yönetilecek, para birimi olarak Suriye lirası kullanılacak, devleti dışta Suriye devlet başkanı temsil edecekti.

Hatay’ın Türkiye’ye katılması. Hatay Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, devletin anayasası ile bu anayasaya göre oluşan yapı arasında uyumsuzluk ortaya çıktı. Bütün karar ve yürütme organlarının Türk nüfusun denetiminde olmasına karşın Hatay Cumhuriyeti, statü gereği Suriye ile iç içe bir konumdaydı. Bu durum uzun sürmedi. Bakanlar Kurulu öncelikle, manda döneminden beri işbaşında bulunan Fransız ve Suriyelilerin tümünü görevden uzaklaştırdı. Ardından Suriye hükümetinin Hatay’a pul vermekte zorluk çıkarması üzerine, Türk posta sistemine bağlanmayı kararlaştırdı. Bunu Hatay gümrük yönetiminin kurulması ve Türkiye ile Hatay arasındaki gümrük duvarının kaldırılması izledi. Hatay Cumhuriyeti’nin para birimi de değiştirildi; Türk Lirası geçerli para birimi kabul edilerek Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın İskenderun’da şube açmasına izin verildi. Ocak 1939’da artık, sürecin son aşaması olan Türkiye’ye katılma konusunda engel kalmamış gibiydi. Nazi tehdidinin iyice artması, genel bir savaşın eşiğine gelinmesi nedeniyle Fransa’nın bu konuda Türkiye’ye karşı çıkması söz konusu değildi. Böylece, 23 Haziran 1939’da Fransa ile Türkiye arasında Ankara’da imzalanan bir antlaşmayla Hatay’ın Türkiye’ye katılması kesinleşti. Hatay Millet Meclisi de 29 Haziran’da toplanarak Türkiye’ye katılma kararı aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 30 Haziran’da bu karan onaylamasıyla, Hatay Bakanlar Kurulu, yönetimle ilgili yetkilerini Türkiye’nin Hatay Olağanüstü Temsilcisi Cevat Açıkalın’a devrederek varlığını sona erdirdi.

Son Fransız askerleri de antlaşma gereğince, 7 Temmuz günü Antakya kışlasında yapılan törenden sonra Hatay’ dan aynldılar. Türkiye hükümeti Fransızlara bağlı Suriye ve Lübnan Bankası, Tütün İdaresi, Elektrik Şirketi, İskenderun Liman Şirketi gibi kuruluşları, bütün mal varlıklarıyla satın aldı. Hatay Cumhuriyeti yurttaşlarına, Türkiye ya da Suriye uyrukluklarından birini seçmeleri için süre tanındı. Suriye uyruğuna geçmek isteyenler bu ülkeye göç ettiler. Suriye ve Türkiye temsilcilerinden oluşan bir komisyon da bugünkü Suriye-Türkiye sınırım belirledi.
7 Temmuz 1939 tarihli ve 3711 sayılı yasayla Hatay ili oluşturuldu. Emniyet Genel Müdürü ve Hatay Egemenlik Cemiyeti Genel Sekreteri Şükrü Sökmensüer, ilin ilk valisi oldu.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 04:15 Sebep: Bilgi Eklendi
LaDymm
1 Ağustos 2008 22:30   |   Mesaj #2   |   
LaDymm - avatarı
Ziyaretçi

HATAY SORUNU

  • (2 Ekim 1938 - 30 Haziran 1939)
  • 2 Ekim 1938'deHatay bağımsızdevlet oldu.(İlk ve son Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen'di).
  • Atatürk'ün dışsiyasetteki son başarısıdır.
  • Mustafa Kemal'in ölümünden sonra 30 Haziran 1939'da yapılan oylama sonucunda Hatay Türkiye Cumhuriyet'ine katıldı.
1936 yazından itibaren patlak veren Sancak (Hatay) Anlaşmazlığı, esasen bir türlü bir düzene girememiş olan Türk-Fransız ilişkilerinde yeni bir buhran doğurdu. Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Antlaşması ile, Suriye sınırları içinde bırakılan İskenderun Sancağı'na özel bir idare şekli tanınmıştı. Türk parası resmi para birimi olacak ve Sancak halkı milli kültürlerinin korunmasında her türlü kolaylıktan yararlanacaktı.
Ad:  Hatay Sorunu2.jpg
Gösterim: 195
Boyut:  40.3 KB

Fransa'nın mandater devlet olarak Suriye'ye yerleşmesi kolay olmadı ve bir hayli uğraştı. Avrupa buhranlarının gidişatı karşısında Fransa, Suriye ve Lübnan ile ilişkilerini yeni bir düzene sokarak 1936 Eylülünde Suriye'ye ve 1936 Kasımında da Lübnan'a bağımsızlık verdi. Ancak Suriye'ye bağımsızlık veren ve Suriye ile Fransa arasında ittifak kuran 1936 Eylül Antlaşması'nda İskenderun Sancağı hakkında hiçbir hüküm yoktu. Yani Fransa Suriye'den çekilirken, Sancak üzerindeki yetkilerini Suriye'ye terketmekteydi.
Sponsorlu Bağlantılar

Türk Hükümeti bu durumu kabul etmedi ve Milletler Cemiyeti Konseyi'nin toplantısı sırasında, Eylül ayında, Cenevre'de Fransa ile yapılan görüşmeler gelişme göstermeyince 9 Ekim 1936'da Fransa'ya verdiği resmi bir notada, Suriye'ye yapıldığı gibi, İskenderun Sancağı'na da bağımsızlık verilmesini istedi.

Atatürk de 1 Kasım günü Büyük Millet Meclisi'ni açış konuşmasında, "Bu sırada milletimizi gece-gündüz meşgul eden başlıca büyük mesele, hakiki sahibi öz Türk olan İskenderun, Antakya ve havalisinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde, ciddiyet ve katiyetle durmaya mecburuz" diyordu.

Fransız Hükümeti 10 Kasımda verdiği cevapta, Sancak'a bağımsızlık vermenin Suriye'yi parçalamak demek olacağını ve mandater devlet olarak da buna yetkisi bulunmadığını bildirdi. Bundan sonra iki hükümet birbirilerine birer nota daha verdi ancak görüşlerde herhangi bir değişme olmadı.

Bu arada Fransa, meselenin Milletler Cemiyeti'ne havalesini teklif etti ve Türkiye de bu teklifi kabul etti. Türkiye ile Fransa arasında bu tartışmalar olurken, bir yandan Türk kamuoyu, öte yandan da İskenderun'daki halk heyecanlanmış ve İskenderun'da halk ile polis arasında çatışmalar olmuştu.

Atatürk, Ocak 1937'de Konya'ya ve oradan da Ulukışla'ya kadar bir seyahat yaptı. Ankara'ya döndüğü zaman kabinenin toplantısına başkanlık etti. Türk-Fransız ilişkileri gergin bir safhaya girmişti. Milletler Cemiyeti meseleye 14 Aralık 1936'dan itibaren el koydu ve yapılan tartışmalardan sonra ve özellikle İngiltere'nin de arabuluculuğu ile Konsey, 27 Ocak 1937'de Sancak için bir statü kabul etti. Bu statüye göre İskenderun Sancağı, içişlerinde tamamen bağımsız, dışişlerinde Suriye'ye bağlı, kendine özgü bir anayasa ile idare edilen "ayrı bir varlık" (entité distincte) olacaktı. Burası Milletler Cemiyeti'nin gözetimi altına konacak ve bu gözetim bir Fransız vasıtasıyla yürütülecekti. Fransa ile Türkiye bir anlaşma yaparak, Sancak'ın toprak bütünlüğünü birlikte garanti altına alacaklardı. Bundan sonra Sancak, Hatay adını alacaktır.

Milletler Cemiyeti, Hatay için bir anayasa hazırlamak üzere bir de komisyon kurmuştu. Bu komisyonun, Türkiye ile Fransa'nın da görüşlerini alarak hazırladığı anayasa, Milletler Cemiyeti Konseyi tarafından 29 Mayıs 1937'de kabul edildi. Aynı gün, Türkiye ile Fransa arasında da, Hatay'ın toprak bütünlüğünü ortak garanti altına alan anlaşma imzalandı.

Ancak bu anayasa ve anlaşmaları bağımsız Hatay'da uygulamak kolay olmadı. Hatay'daki Fransız temsilcisi, bunların uygulanmasını köstekleyici tedbirler alma yoluna gitti. Bağımsızlık dolayısıyla halk, gösterilerde bulunmak isteyince Fransa'nın sömürge memurları bunu da önlemek istediler ve polisle halk arasında yeniden çartışmalar oldu.

Öte yandan Fransızlar, Hatay'daki diğer azınlıkları Türklere karşı da kışkırtma yoluna gittiler. Türk kamuoyu yine galeyana geldi. Türkiye'de Fransa aleyhine kuvvetli bir eğilim belirdi ve Türk-Fransız ilişkileri yine bozuldu. Suriye halkı da Hatay'a bağımsızlık verilmesinden ötürü hükümeti eleştirdi ve Suriye'nin bazı şehirlerinde hükümet aleyhine gösteriler yapıldı.

Hatay Anayasası, 29 Kasım 1937'de yürürlüğe girecekti ve ilk iş olarak seçimlerin yapılması gerekiyordu. Ancak bu şartlar içinde seçimler yapılamadı. Diğer yandan seçim sistemi meselesinde Türkiye ile Fransa arasında görüş ayrılığı çıktı. Bunun üzerine Milletler Cemiyeti'nin kurduğu bir komite, Türkiye'nin de itirazlarını göz önünde tutarak bir seçim tüzüğü hazırladı ve seçimlerin 15 Temmuz 1938'e kadar tamamlanmasına karar verdi.

1938 Mayısı başından itibaren seçmen listelerinin hazırlanmasına başlandı. Ancak Fransız memurlarının davranışı, Hatay'da olayların yeniden şiddetlenmesine sebep oldu. Türkiye, Hatay sınırlarına 30,000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Gerek bu durum karşısında, gerek Avrupa olaylarının gittikçe buhranlı bir hal alması dolayısıyla, Fransa, Hatay meselesinde Türkiye'ye karşı daha yumuşak bir tutum almayı tercih etti ve Hatay'ın Fransız valisini geri çekip yerine bir Türk vali tayin etti. Bunun üzerine durum biraz sakinleşti.

Almanya'nın 1938 Martında Avusturya'yı ilhakı, Fransa'nın Hatay meselesindeki politikasını da etkilemiştir. Berlin-Roma Mihverinin ağırlığını gittikçe artırmaya başladığı bir sırada, Fransa'nın Doğu Akdeniz'de stratejik önemi olan ve Boğazların kuvvetli bir bekçisi durumunda olan Türkiye'ye olan ihtiyacı da artmıştı. Bu sebeplerdir ki, 1938 yazından itibaren Hatay meselesindeki tutumunu da değiştirmiş ve gelişmeler Türkiye lehine bir yön göstermiştir.

13 Haziranda Antakya'da Türk ve Fransız askeri heyetleri arasında yapılan görüşmeler sonunda 3 Temmuz 1938'de imzalanan bir anlaşma ile, Hatay'ın toprak bütünlüğü ile siyasal statüsünün iki devlet tarafından korunması ve bu amaçla da her iki devletin de Hatay'a 2,500'er kişilik askeri kuvvet göndermesi esası kabul edilmiştir. Türk askeri 4 Temmuzdan itibaren Hatay'daki görevine başlamıştır.

Önce Paris'te başlayıp Ankara'da devam eden görüşmeler sonunda da, 4 Temmuz 1937'de Türkiye ile Fransa arasında bir dostluk anlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre taraflar, birbirleri aleyhine olan hiçbir politik veya ekonomik anlaşmaya ve birbirlerine yönelen herhangi bir harekete katılmayacaklar ve taraflardan biri, bir veya birkaç devlet tarafından saldırıya uğrarsa, diğeri, saldırganlara hiçbir şekilde yardım etmeyecekti.

Bu Türk-Fransız yakınlaşmasından sonra Ağustos ayında yapılan meclis seçimlerinde Türkler, 40 milletvekilliğinden 22'sini ka-zandılar. Meclis, 2 Eylül 1938'de ilk toplantısını yaptı ve bağımsız devlet için Hatay Cumhuriyeti adını kabul etti. Yeni devletin resmi dili Türkçe ve Arapça olduğu halde, bütün milletvekilleri Türkçe yemin etmişlerdir.

Hatay Devleti'yle Türkiye arasında gayet yakın temas ve bağlar kuruldu. Hatay Meclisi, 1939 Ocak ayında Türk Medeni Kanunu ile Türk Ceza Kanunu'nu kabul etti. Türkiye'den mali müşavirler getirtti.

Bunun yanında, Hatay idarecileri, devamlı olarak Türkiye'ye katılmak arzusunda bulundular. Türkiye de bu isteği sempati ile karşıladı. Fakat, 29 Mayıs 1937 Antlaşması ile Hatay, Türkiye ile Fransa'nın ortak garantisi altında bulunuyordu. Bu sebeple, Hataylıların anavatana katılma istekleri iki devlet arasında yeniden mesele oldu. Fakat 1939 Martından itibaren Avrupa'da yaşanan olayların savaşa doğru bir yön olması, Türk-İngiliz ittifakının ilk adımlarının atılması ve Batılıların Barış Cephesi çabaları dolayısıyla, Fransa, Türkiye'nin ve Hataylıların isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.

23 Haziran 1939'da iki devlet arasında yapılan bir anlaşma ile Fransa, Hatay'ın Türkiye'ye katılmasını kabul etti. Buna karşılık Türkiye de Suriye'nin bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı gösterecekti. Temmuz ayında da Hatay, Türkiye sınırları içine katıldı.
Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 04:15
Misafir
2 Ocak 2012 21:18   |   Mesaj #3   |   
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Hatay Sorunu


Misakı Milli sınırları içerisinde bulunan Hatay ( İskenderun Sancağı ) Fransa ile yapılan 1921 Ankara Antlaşmasıyla Türkiye sınırları dışında kalmıştı. Bölge Suriye ile birlikte Fransız mandası altına girmişti. Ancak Türkiye Hatay’daki Türklerin haklarının korunması ve bölgeye özerklik verilmesi ile ilgili bazı maddeleri antlaşmaya eklemişti. Ankara Antlaşmasına göre bölgede özerk bir yönetim kurulacaktı. Türk kültürünün gelişmesi için her türlü imkan oluşturulacak ve Türkçe resmi bir niteliğe sahip olacaktı.

1920’li yıllarda Hatay ve çevresinin yönetimini idari olarak Suriye’den ayırmaya başlayan Fransa’ya Suriye’den ciddi tepkiler geldi. Buna rağmen Fransa, Hatay ve çevresini Kuzey Suriye Hükümeti olarak Milletler Cemiyetinde tescil ettirdi. Böylece İskenderun Sancağının özerkliği uluslararası alanda kabul edilmiş oldu.

Fransa 1935 yılında Suriye ve Lübnan üzerindeki mandasını kaldırdı. 9 Kasım 1936’da Suriye ile bir antlaşma yapan Fransa İskenderun dahil bölgedeki tüm haklarını Suriye hükümetine devretti. Türkiye bu durumu tepkiyle karşılayarak, Ankara antlaşmasının ihlal edildiğini ifade etti ve bu devir antlaşmasını tanımadığını ilan etti. Fransa’ya diplomatik yoldan konunun çözülmesini önerdi. Fransa bu teklifi reddetti. Ancak kısa bir süre sonra görüşmeye açık olduğunu ifade ederek diplomatik kanalları açtı. Fransa’nın tavır değiştirmesinde Almanya ve İtalya’daki totaliter yönetimlerin Avrupa’yı tehdit etmesi önemli rol oynamıştır. Fransa Türkiye’nin dostluğunun İskenderun’dan önemli olduğunu anlamaya başlamıştır. Bu gelişmeler üzerine 9 Ekim 1936 tarihinde Türkiye Fransa’ya bir nota vererek İskenderun’un da Suriye ve Lübnan gibi bağımsız bir devlet olması gerektiğini bildirdi. Bu durum üzerine konu Milletler Cemiyetine götürüldü. Milletler cemiyetinde İskenderun ve Antakya iç işlerinde tam bağımsız, dış işlerinde Suriye’ye bağlı özerk bir devlet olduğu kabul edildi.

Fransa Milletler Cemiyetinin bu kararının uygulamasını ağırdan alınca Türkiye Hatay sınırına asker yığarak kararlılığını gösterdi. Bu durum üzerine Fransa Hatay ile ilgili tavrını yumuşatarak Hatay’daki valisini çekerek yerine bir Türk vali atadı. Daha sonra iki ülke arasında anlaşma yapılarak Hatay’ın toprak bütünlüğü ve siyasi statüsünün ortaklaşa korunması kararlaştırıldı ve bu çerçevede 5 Temmuz 1938de Türk askeri Hataya girdi.

Ağustos 1938’de Türkiye ile Fransa’nın gözetimi altında Hatay Meclisi seçimleri yapıldı. 1938 Eylül’ünde ise Sancak Meclisi ilk toplantısını yaparak Hatay Cumhuriyetini ilan etti. Bu sırada Avrupa’da Nazi tehdidi artmaktaydı. Fransa Hatay’daki askerlerini çekerek bölgeyi Türkiye’ye bıraktı. Bu durum üzerine 23 Haziran 1939 tarihinde Hatay Meclisi oy birliği ile aldığı bir karar ile Türkiye’ye katıldı. Aynı gün Fransa ile bir antlaşma yapıldı. Fransa Hatay’ın Türkiye’ye bağlı olduğunu kabul etti.
Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 04:34
Mavi Peri
10 Haziran 2012 22:44   |   Mesaj #4   |   
Mavi Peri - avatarı
Ziyaretçi

Hatay sorunu ve antlaşması


Hatay’ın Türkiye ya da Suriye sınırları içine alınmasına ilişkin olarak ortaya çıkan sorun ve Türkiye'nin Suriye'nin mandateri olan Fransa ile yaptığı antlaşma (23 haziran 1939). TBMM, Fransa ile imzaladığı Ankara itilafnamesi’nde ulusal sınırlar içinde olmasına karşın Hatay'ı sınırların dışında bırakmayı politik koşullar nedeniyle uygun buldu. Antlaşmada yöre halkının çoğunluğunun türk olduğu ve kültürel gelişmelerinin engellenmemesi gerekliliği açıkça belirtildi ve türkçenin Hatay’ da resmi dil olması sağlandı. Bu arada Hatay, San Remo antlaşması uyarınca transız mandası altına alındı (25 nisan 1920). Böylece Fransa, Hatay'da muhtar bir yönetim kurdu. 9 eylül 1936'daki antlaşma ile Fransa'nın Suriye’deki mandasının sona ermesi, Hatay sorununu tekrar gündeme getirdi. Antlaşmanın Fransa'nın tüm hak ve görevlerini Suriye'ye devretmesini belirten 3. maddesi, Hatay'ın Suriye sınırları içinde kalmasına ve türk halkın durumunun tehlikeye düşmesine neden oluyordu. Bunun üzerine Türkiye, sorunun Milletler cemiyeti'nde görüşülmesini istedi. Konuyu gündemine alan Milletler cemiyeti konseyi, Fransa’nın izniyle İtalyan, norveç ve isviçreli 3 gözlemciyi Hatay’a gönderdi. Sorunun raportörlüğünü ise İsveç temsilcisi Sandler yaptı.
Ad:  Hatay Sorunu3.jpg
Gösterim: 220
Boyut:  48.6 KB


Hazırlanan raporda, İskenderun ve Antakya’nın içişlerinde bağımsız olması, dışişlerinin ise bazı koşullara bağlı olarak Suriye tarafından yürütülmesi, bölgenin ayrı bir statü ve anayasayla yönetilmesi, Suriye ile gümrük birliğinin kurulması, türkçenin resmi dil olarak kullanılması, zorunlu askerlik kuralının uygulanmaması, bölgenin silahlandırılmaması, toprak bütünlüğünün Fransa ve Türkiye tarafından garanti edilmesi ilkeleri yer alıyordu.

Milletler cemiyeti bu raporun ardından Hatay'a özel bir yönetim tanıdı (27 ocak 1937). Ancak raporda yer almadığı halde türkçenin yanı sıra arapça da resmi dil olarak kabul edildi. Ardından, Türkiye ile Fransa arasında Cenevre'de Hatay’a ulusal bütünlük kazandıran antlaşma imzalandı (29 mayıs 1937). Aynı gün Milletler cemiyeti Hatay'ın anayasasını onayladı. Buna göre, Hatay'a ilişkin statünün 55, anayasanın 37 maddesi vardı. Statüye göre, anayasa hükümleriyle statü hükümleri arasında aykırılık olması durumunda statü hükümleri uygulanacaktı. Türkiye uygulamaya hemen geçilmesini istediği halde, Fransa'nın kışkırttığı Araplar uygulamalara karşı çıktılar. Bu nedenle statüde ve anayasada öngörülen seçimler gecikti. Ayrıca, Milletler cemiyeti’nce görevlendirilen komisyonun önerisi, seçim sistemini saptırdığı gerekçesiyle Türkiye tarafından kabul edilmedi. Seçim sistemi Milletler cemiyeti'nce değiştirildi. Seçimlerin güvenliğinin sağlanması konusunda Türkiye ile Fransa arasında çıkan uyuşmazlık 3 temmuz 1938'de askeri bir antlaşma ile sona erdi. Antlaşma uyarınca görevlendirilen 6 000 kişilik güvenlik kuvvetinden 1 000'i Hatay'dan, geriye kalanı da, eşit güçte türk ve transız kuvvetlerinden sağlanacaktı. Ayrıca taraflar 29 mayıs 1937 antlaşmasında belirtilen görevleri yerine getirmeyi kabul ettiler.

Yapılan seçimlerde meclisin 40 üyeliğinden 22’sini Türkler kazandı (22 ağustos 1938). Meclis, 2 eylül 1938'deki ilk toplantısında, "Hatay devleti"nin kuruluşunu ilan etti ve Tayfur Sökmen devlet başkanı oldu. Hatay sorunu, Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve bağımsızlığının Türkiye tarafından kabul edilmesi üzerine son buldu (23 haziran 1939). Antlaşma görüşmelerini Türkiye adına dışişleri bakanı Şükrü Saraçoğlu ile Fransa’nın Ankara büyükelçisi Rene Massigli yönetti. Antlaşma 30 haziran 1939 tarihli ve 3658 sayılı kanunla kabul edildi. Bu arada Hatay meclisi olağanüstü bir toplantı ile Türkiye’ye bağlanma kararı aldı (29 haziran 1939). Böylece, Türkiye ile Hatay arasındaki sınır kalkacak, fransız kuvvetleri bölgeden çıkacak, Hatay vatandaşları türk vatandaşlarının haklarını kazanacaktı. Ayrıca, Türkiye kendi sınırları içinde, Fransa Suriye sınırları içinde komşu devletlerin güvenlik ve rejimlerine yönelmiş hareketleri önlemeyi kabul ediyordu. TBMM 30 haziran 1939’da yaptığı toplantısında Hatay’ın Türkiye’ye katılışını kabul etti.

kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 04:16
22 Haziran 2016 02:19   |   Mesaj #5   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Hatay sorunu


20 Ekim 1921 tarihinden 23 Haziran 1939 tarihine kadar geçen süre içinde Hatay ilinin Türkiye topraklarına katılması konusunda yapılan diplomatik girişimler ve bu girişimler çerçevesinde gelişen olaylar. 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara'da TBMM ile Fransa arasında imzalanan antlaşmanın İskenderun Bölgesi ile ilgili yedinci maddesi, İskenderun Bölgesi için özel bir idare usulünün kurulmasını, adı geçen bölgenin Türk ırkından olan sakinlerinin, kültürlerinin gelişmesi için her türlü kolaylıktan yararlanmalarını, Türkçenin bölgede resmî bir dil olmasını öngörüyordu. 23 Eylül 1923'te Fransız mandası altına girince İskenderun Bölgesi'nde özerk bir yönetim kuruldu. Ancak Fransa ile Suriye arasında Suriye'nin bağımsızlığı konusunda bir antlaşma imzalanınca, İskenderun Bölgesi'nin durumu ve geleceği sorunu yeniden ortaya çıktı. Türkiye ile Fransa arasında 1939 yılına kadar sürecek bir anlaşmazlık belirdi. Türk Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Milletler Cemiyeti'nin 26 Eylül 1936 tarihli toplantısında iki devlet arasında bu konuda görüşmeler yapılmasını önerdi.

Sponsorlu Bağlantılar
1 Kasım 1936'da Mustafa Kemal Atatürk, Meclis'i açış konuşmasında aynı konuya değindi. Sorun 14-16 Aralık 1936'da Milletler Cemiyeti'nde görüşüldü. Cemiyet, 14 Aralık'ta İsveç temsilcisi Sandler'i İskenderun meselesiyle ilgili bir rapor hazırlamakla görevlendirdi. 22 Aralık'ta Hollanda, Norveç ve İsviçre uyruklu üç kişilik bir gözlemci kurulu, İskenderun Bölgesi'ne gönderildi 2 Ocak 1937'de İngiltere Dışişleri Bakanı Eden, arabulucu olarak temaslar yaptı ve Türkiye ile Fransa arasında İskenderun konusunda bir ilke antlaşmasına varıldı. Bu ilke antlaşmasına göre, İskenderun ve Antakya iç işlerinde tam bağımsız olacak, fakat Suriye ile gümrük birliği hâlinde bir statü ve bir anayasayla idare edilen ayrı bir varlık oluşturacaktı. Bölgenin dışişleri Suriye tarafından idare edilecekti ve Türkçe, resmî dil olacaktı. Milletler Cemiyeti, İskenderun ve Antakya bölgesi için bir statü ve anayasa hazırlamakla görevli bir komite oluşturdu. Komite, çalışmalarını sürdürürken Türkiye ile Fransa arasında bu konuda görüşmeler yapılıyordu. 29 Mayıs 1937'de İskenderun-Antakya bölgesinin bütünlüğünü güvence altına alan bir antlaşma imzalandı. Ancak sorun gene de kesin bir çözüme bağlanamadı.

1938 yılı haziran ayında Türkiye ile Fransa arasında görüşmeler Paris'te yeniden başladı. 3 Temmuz'da İskenderun-Antakya bölgesiyle ilgili bir antlaşma yapıldı. Buna göre bölgede 6.000 kişilik bir askerî kuvvet bulunacak, bunun 1.000'i bölge halkından, geri kalanı yarı yarıya Türkiye ile Fransa tarafından sağlanacaktı. Bu arada bölgede seçimler yapıldı, 40 milletvekilliğinden 22'sini Türkler kazandı. Meclis ilk toplantısında bölgenin Hatay Cumhuriyeti adıyla bağımsız bir devlet, Türkçenin resmî dil olmasına karar verdi (2 Eylül 1938). Ayrıca meclis bu ilk toplantısında Türkiye'ye katılma isteğini de belirtti. Soruna kesin bir çözüm getirmek için Türkiye ile Fransa arasında 23 Haziran 1939'da görüşmeler başladı. Bu görüşmeler sonunda Ankara'da Türkiye Dışişleri Bakanı Şükrü Saracoğlu ile Fransa Büyükelçisi Rene Massigli arasında Hatay'ın Türkiye'ye katılmasının Fransa tarafından kabulüyle ilgili bir antlaşma imzalandı. 11 madde, 1 protokol, 2 ek ve 1 tutanaktan oluşan bu antlaşmayla Fransa, Hatay'ın Türkiye'ye katılmasını kabul etmekte, buna karşılık da Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını garanti etmekteydi. Bu antlaşmanın imzalanmasından sonra Hatay Cumhuriyeti Meclisi 29 Haziran 1939'da son toplantısını yaptı ve Türkiye'ye katılma kararı aldı.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

22 Haziran 2016 03:53   |   Mesaj #6   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara İtilafnamesi, Suriye sınırları içinde bırakılan İskenderun Sancağı'na özel bir yönetim şekli tanımıştı. Fransa, "manda" yönetimi altında bulunan Suriye'ye 1936 yılında bağımsızlık vermeyi kararlaştırınca İskenderun Sancağı'nın statüsünün ne olacağı konusu ortaya çıktı. Fransa, Sancak'ı Suriye'ye bırakmak isteyince, Türkiye buna karşı çıktı. Türkiye, Sancak'a bağımsızlık verilmesini 9 Ekim 1936'da Fransa'dan istedi. Fransa ise, 10 Kasım'da bunu kabule yetkisi olmadığını bildirdi ve konuyu Milletler Cemiyeti'ne havale etmeyi önerdi. Türkiye de bu teklifi kabul etti.

İskenderun Sancağı'nda olayların da çıktığı bir dönemde, Milletler Cemiyeti, 18 Aralık 1936'dan itibaren meseleyi ele aldı. Bu sırada Türkiye ile yakınlık içinde olan İngiltere'nin de gayretleriyle, Milletler Cemiyeti, İskenderun Sancağı'nın içişlerinde bağımsız, dışişlerinde Suriye'ye bağlı "ayrı bir varlık" olmasını kabul etti. Sancak, Milletler Cemiyeti'nin gözetimi altına konulacaktı. Türkiye ile Fransa, bir anlaşma yaparak Sancak'ın toprak bütünlüğünü ortak güvence altına alacaklardı. Bundan sonra Sancak, Hatay adını alacaktır. Fakat Hatay'daki anayasa çalışmaları sırasında Fransız yetkilileri bazı güçlükler çıkartıp tahrikler yapınca olaylar patlak verdi. Türk-Fransız ilişkileri yine bozuldu. Suriye'de de Hatay'ın ayrılmasına karşı gösteriler yapıldı.

Avrupa'da bunalımların yoğunlaşması ve özellikle Almanya'nın 1938 Mart'ında Avusturya'yı ilhakı, Fransa'nın Türkiye'ye ihtiyacını arttırıp tutumunu yumuşatmasını sağladı. 4 Temmuz 1938'de Türkiye ile Fransa arasında Dostluk Antlaşması imzalandıktan sonra Hatay sorununun çözümü kolaylaştı.
2 Eylül1938'de Cumhuriyet olan Hatay'ın, 1939 Mart'ından sonra Avrupa'da savaşa giden olayların hızlandığı bir dönemde, 23 Haziran1939'da Türkiye ile Fransa arasında yapılan anlaşmayla Türkiye'ye katılması kabul edildi ve Hatay Cumhuriyeti, Temmuz 1939'da Türkiye sınırları içine katıldı.

Dünya'nın, gittikçe artan sorun ve bunalımlarla yeniden ve hızla bir genel savaşa sürüklendiği bu günlerde, Türkiye'nin silah kullanmadan Hatay'ı tekrar Anavatan'a bağlaması örnek bir diplomasi başarısıdır. Bu başarı da en büyük pay ise her zaman olduğu gibi yine Mustafa Kemal Atatürk'e aittir.
22 Haziran 2016 04:18   |   Mesaj #7   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Hatay Sorunu


Ankara Antlaşması uyarınca Payas ile Mey-danıekbez arasında uzanan sınırın güneyinde, Fransız mandası altındaki Suriye hükümetine bağlı İskenderun sancağı kuruldu. Sancak yönetiminin Araplar ile Rum ve Ermeniler' den yana tutum takınması Türk nüfusun Türkiye'ye katılmak için mücadeleye başla­masına neden oldu. Bölgede huzursuzluğun giderek artması ve Milletler Cemiyeti'ne baş­vuruların etkili olması üzerine Fransızlar 1926'da sancak sınırları içinde, merkezi İsken­derun olan bir hükümet kurmaya yöneldiler. Yapılan seçimler sonunda Araplar'ın çoğun­lukta olduğu bir millet meclisi oluşturularak anayasa yapıldı ve "Bağımsız İskenderun Hükümeti"nin kurulduğu ilan edildi. Ne var ki, bu yeni duruma Suriye'nin karşı çıkması üzerine hükümetin adı "Kuzey Suriye Hükü­meti" olarak değiştirildi.

Sponsorlu Bağlantılar
1936'da Suriye'deki Fransız manda yöneti­mi sona erdiğinde Suriye'nin İskenderun sancağını topraklarına katmaya kalkışması üze­rine sorun Türkiye'de yeniden gündeme geldi. Yöreye Hatay adı verilerek çalışmalara baş­landı. Ama Hatay sorununun devletlerarası ikili görüşmelerle çözülememesi üzerine konu Milletler Cemiyeti gündemine getirildi. Mil­letler Cemiyeti Hatay'ın geleceğini belirle­mek üzere bir halkoylamasına gidilmesini kararlaştırdı. Halkoylaması da, Milletler Ce­miyeti gözlemcilerinin taraflı davranma olası­lığı konusunda Türkiye'nin itiraz etmesi üze­rine sonuçlandırılmadı.

1937'de Milletler Cemiyeti sancakta yarı bağımsız bir yönetim kurulması için karar aldı. Buna göre toprak bütünlüğü Türkiye ile Fransa tarafından korunacak olan sancak içişlerinde bağımsız, dışişlerindeyse Suriye'ye bağlı olacaktı. Yapılan seçmen sayımı sonu­cunda meclise 22 Türk, 9 Alevi Arap, 5 Ermeni, 2 Sünni Arap ve 2 Ortodoks Rum milletvekilinin girmesi kararlaştırıldı. 2 Eylül 1938'de toplanan meclis Hatay Cumhuriyeti' nin kuruluşunu tüm dünyaya duyurdu. Cum­hurbaşkanlığına Tayfur Sökmen'in seçildiği Hatay Cumhuriyeti'nin para birimi Suriye Lirası'ydı ve dış dünyada Suriye'nin devlet başkanı tarafından temsil ediliyordu.

DEVAMI Hatay

Daha fazla sonuç:
Hatay Sorunu

Hızlı Cevap
Mesaj:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç