Arama

Hatay

Güncelleme: 22 Haziran 2016 Gösterim: 21.270 Cevap: 6
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
17 Eylül 2006       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

HATAY

Ad:  hatay1.jpg
Gösterim: 941
Boyut:  30.5 KB

Akdeniz Bölgesi'nin en doğusunda yer alır. Doğu ve güneyde Suriye'ye komşu olan il topraklan batıda Akdeniz ve İskende­run Körfezi kıyılarına kadar uzanır. Hatay ilinin kuzeyinde Gaziantep ve Adana illeri vardır.
Sponsorlu Bağlantılar
Türkiye'nin oldukça gelişmiş illerinden biri olan Hatay eskiçağlardan beri önemli bir yerleşme yeridir. Samandağı yöresindeki bazı mağaralarda yapılan kazılarda Taş Devri'nden kaldığı sanılan insan ve memeli hayvan fosillerine rastlanması da bunu gösterir. Ayrı­ca ilin 46 değişik yöresinde Tunç Çağı'nda kurulduğu anlaşılan yerleşme kalıntıları sap­tanmıştır. Kuruluşu İÖ 4. yüzyıl sonlarına dayanan Antakya kentinin eskiden 30 km uzunluğunda olduğu bilinen surları, İstanbul surlarından sonra Türkiye'nin en uzun suru­dur. Romalılar'ın sayfiye yeri olarak kullan­dıkları Harbiye'de (Daphne) yapılan kazılar­da ortaya çıkarılan villalarda kullanılmış olan mozaikler, Paris'te ve ABD'deki çeşitli müze­ler ile Hatay Arkeoloji Müzesi'nde sergilen­mektedir. Hatay Arkeoloji Müzesi dünyanın ikinci büyük mozaik koleksiyonuna sahiptir.
Hatay adının, İÖ 13. yüzyıl ile 7. yüzyıl arasında, merkezi bugün Çatalhöyük olan Kanula olmak üzere il topraklarında kurulan Hattena Krallığı'nın adından kaynaklandığı sanılmaktadır.

Doğal Yapı


Hatay ili topraklarını, batıdaki kıyı kesiminde yer alan dar ova şeridi ile doğu kesiminde­ki geniş ovalar arasında kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan Amanos Dağları ve güneydeki Ziyaret Dağı engebelendiriı. Amanoslar kuzeyde yükselen ve Daz Dağı da denen Bozdağ'daki Mığırtepe'de 2.240 metre­ye. Ziyaret Dağı ise Akra Dağı'nda 1.730 metreye ulaşır. Mığırtepe Hatay ilinin en yüksek noktasıdır.

Afrika'nın doğu kesiminden başlayıp kuze­ye doğru uzanarak Kahramanmaraş'a kadar varan büyük bir çöküntü oluğu Hatay ilinin doğal yapısını büyük ölçüde belirler. Bu çöküntü alanının Türkiye sınırları içinde ka­lan bölümüne Kahramanmaraş-Hatay Çö­küntü Oluğu denir. Bu çöküntü oluğundan geçen çeşitli akarsuların getirip yığdığı alüv­yonlarla oluşan Amik Ovası Hatay ilinin başlıca tarım alanıdır. İlin batıdaki kıyı kesi­minde yer alan öteki düzlükler ise Erzin, Dörtyol ve Arsuz ovalarıdır. Hatay ilinin yüksek kesimlerindeki Belen ve Soğukoluk gibi yaylalar yazın serinlemek için gelenlerle dolar. Dağların yüksek düzlüklerindeki bazı yaylalar da hayvancılık açısından önem taşır.
Ad:  hatay3.jpg
Gösterim: 597
Boyut:  19.8 KB

İl topraklarından kaynaklanan sular çeşitli akarsular aracılığıyla Akdeniz'e ulaşır. Bu akarsuların en önemlisi, Lübnan'daki dağlar­dan kaynaklanan suların Bikaa Vadisi'nde birleşmesiyle oluşup bir süre Suriye'de aktık­tan sonra Türkiye topraklarına giren Asi Irmağı'dır. Türkiye ile Suriye arasında doğal sınır da oluşturan bu akarsudan ilin tarım yapılan topraklarının sulanmasında yararlanı­lır. Afrin ve Karasu çaylarının katıldığı Asi Irmağı, Harbiye yakınlarında çağlayanlar oluşturduktan sonra Samandağı'nın güneyin­de Akdeniz'e dökülür. Amanos Dağlan'nın batıya bakan yamaçlarından kaynaklanan kü­çük akarsular da dar kıyı ovalarından geçerek denize ulaşır.
Eskiden Amik Ovası'nın en alçak kesimin­de bulunan Amik Gölü kurutularak bu kesim­deki büyük bir alan ovadaki tarım yapılan topraklara katılmıştır. Hatay ilinde turizm açısından önem taşıyan birkaç küçük göl vardır.
Hatay ili Akdeniz ikliminin etkisindedir; yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Dağların Akdeniz'e bakan alçak ya­maçlarında makiliklere, iç kesimlerde meşe ve kayından oluşan ağaç topluluklarına, yük­seklere çıkıldıkça da kızıl çam ve kara çam ormanlarına rastlanır.

Tarih


Çok eski bir yerleşme alanı olan Hatay ili topraklarında, yaklaşık 50 bin yıl önce burada yaşayan insanlardan kaldığı sanılan çeşitli buluntular ele geçirilmiştir. Yöredeki başlıca yerleşim yerlerinden biri olan ve Tel Açana olarak da bilinen Alalah önce Akad, Yam-had, Hitit, Hurri-Mitanni, Mısır ve gene Hitit yönetiminde kaldıktan sonra İÖ 1200'lerde denirden gelen halklar tarafından yıkıldı. Daha sonra Geç Hitit devletlerinden Hattena Krallığı'nın egemenliğinin ardından Asur, Pers, Makedonya, Selevkos, Roma, Sasani, Arap, Selçuklu, Haçlı ve Memlûk yönetimle­rini yaşayan yöre 1517'de Osmanlı toprakları­na katıldı. Hatay'ın 19. yüzyıl sonlarında kuzey kesimleri Adana vilayetine, güney ke­simleri de Halep vilayetine bağlı sancakların sınırları içinde yer aldı. I. Dünya Savaşı sonunda Fransızlar tarafından işgal edildi. İskenderun'a 10 Kasım 1918'de asker çıkartan Fransızlar aralık sonuna kadar Hatay'daki tüm kasabaları ele geçirdi. İşgale karşı başla­yan direniş sırasında 20 Ekim 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Fransa arasında Ankara Antlaşması imzalandı.

Hatay Sorunu


Ankara Antlaşması uyarınca Payas ile Mey-danıekbez arasında uzanan sınırın güneyinde, Fransız mandası altındaki Suriye hükümetine bağlı İskenderun sancağı kuruldu. Sancak yönetiminin Araplar ile Rum ve Ermeniler' den yana tutum takınması Türk nüfusun Türkiye'ye katılmak için mücadeleye başla­masına neden oldu. Bölgede huzursuzluğun giderek artması ve Milletler Cemiyeti'ne baş­vuruların etkili olması üzerine Fransızlar 1926'da sancak sınırları içinde, merkezi İsken­derun olan bir hükümet kurmaya yöneldiler. Yapılan seçimler sonunda Araplar'ın çoğun­lukta olduğu bir millet meclisi oluşturularak anayasa yapıldı ve "Bağımsız İskenderun Hükümeti"nin kurulduğu ilan edildi. Ne var ki, bu yeni duruma Suriye'nin karşı çıkması üzerine hükümetin adı "Kuzey Suriye Hükü­meti" olarak değiştirildi.

1936'da Suriye'deki Fransız manda yöneti­mi sona erdiğinde Suriye'nin İskenderun sancağını topraklarına katmaya kalkışması üze­rine sorun Türkiye'de yeniden gündeme geldi. Yöreye Hatay adı verilerek çalışmalara baş­landı. Ama Hatay sorununun devletlerarası ikili görüşmelerle çözülememesi üzerine konu Milletler Cemiyeti gündemine getirildi. Mil­letler Cemiyeti Hatay'ın geleceğini belirle­mek üzere bir halkoylamasına gidilmesini kararlaştırdı. Halkoylaması da, Milletler Ce­miyeti gözlemcilerinin taraflı davranma olası­lığı konusunda Türkiye'nin itiraz etmesi üze­rine sonuçlandırılmadı.

1937'de Milletler Cemiyeti sancakta yarı bağımsız bir yönetim kurulması için karar aldı. Buna göre toprak bütünlüğü Türkiye ile Fransa tarafından korunacak olan sancak içişlerinde bağımsız, dışişlerindeyse Suriye'ye bağlı olacaktı. Yapılan seçmen sayımı sonu­cunda meclise 22 Türk, 9 Alevi Arap, 5 Ermeni, 2 Sünni Arap ve 2 Ortodoks Rum milletvekilinin girmesi kararlaştırıldı. 2 Eylül 1938'de toplanan meclis Hatay Cumhuriyeti' nin kuruluşunu tüm dünyaya duyurdu. Cum­hurbaşkanlığına Tayfur Sökmen'in seçildiği Hatay Cumhuriyeti'nin para birimi Suriye Lirası'ydı ve dış dünyada Suriye'nin devlet başkanı tarafından temsil ediliyordu.

Hatay Cumhuriyeti'nin bakanlar kurulu önce Fransız ve Suriye uyruklu görevlilerin işine son verdi. Yapılan öteki değişiklikler ise Türkiye ile olan gümrük engellerinin kaldırıl­ması, Türk posta sistemine bağlanılması ve para birimi olarak Türk Lirası'nın benimsen-mesiydi. II. Dünya Savaşı öncesinde Türkiye ile Fransa arasında 23 Haziran 1939 günü Ankara'da yapılan antlaşma sonrasında topla­nan Hatay Millet Meclisi, 29 Haziran 1939'da Türkiye'ye katılma konusunda tarihsel bir karar verdi. 30 Haziran 1939'da bu kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onay­lanması üzerine Hatay Türkiye sınırları içine alındı ve yeni Türkiye-Suriye sınırı iki ülke görevlileri tarafından saptandı. Son Fransız birliğinin de çekilmesinden sonra 7 Temmuz 1939'da Hatay il oldu.

BAKINIZ Hatay Sorunu

Ekonomi


Ekonomik açıdan oldukça gelişmiş olan Ha­tay, Türkiye'de nüfus yoğunluğu bakımından dördüncü ildir. Nüfusun yaklaşık yarısı 10 binden çok nüfuslu ilçe merkezlerinde yaşa­maktadır.
Bir yandan gelişmiş ulaşım bağlantılarıyla pazarlama olanaklarının kolaylığı, öte yandan tarımsal ürünlerin işlenmesine dayalı birçok sanayi tesisinin kurulması tarımın çeşitlenme­sine yol açmıştır. Hatay ilinde yetiştirilen başlıca ürünler buğday, soğan, çiğit, pamuk, arpa, baklagiller ve patates; bağ ve bahçe ürünleri ise portakal, mandalina, greyfurt, zeytin, üzüm, incir, kavun ile başta domates olmak üzere çeşitli sebzelerdir. Hatay ilininTürkiye turunçgil üretiminde önemli bir yeri vardır. Hayvancılık, tarım alanlarının genişle­tilmesine bağlı olarak eskiye oranla gerilemiş­tir. Reyhanlı ilçesindeki Hatay Tarım İşlet­mesi il tarımının gelişmesine katkıda bulun­maktadır.

Kara ve deniz ulaşımında hizmetlerin çok gelişkin olduğu ilde ticaretin önemli bir yeri vardır. İskenderun Türkiye'nin Akdeniz'deki iki büyük limanından biridir. Ortadoğu buna­lımı nedeniyle Beyrut'un eski önemini yitir­mesi İskenderun'a bölgede önemli bir yer kazandırmıştır. Ortadoğu ülkelerinin temel gereksinimlerinin büyük bölümü bu liman aracılığıyla sağlanır.
Eskiden Hatay ilindeki sanayi tümüyle tarıma dayalıydı. Bunlar ipekli ve pamuklu dokuma, pamukyağı, zeytinyağı ve sabun fabrikaları ile tabakhanelerdi. 1950'lerden sonra gübre, tarım ilaçları, makine, oto yedek parçaları, tuğla ve kiremit, çeşitli dokuma ve hazır giyim fabrikalarının kurulmasıyla il sa­nayisi çeşitlilik kazandı. 1975'te İskenderun Demir-Çelik Tesisleri'nin (İSDEMİR) üreti­me geçmesiyle il sanayisinde büyük bir geliş­me oldu.
Ad:  hatay4.jpg
Gösterim: 551
Boyut:  21.6 KB

İskenderun Körfezi kıyısındaki Arsuz plaj­larında kurulan tesisler, ilin çeşitli kesimleri ile komşu illerden gelenlerin ve Ortadoğu ülkelerinden gelen Arap turistlerin bu yöreye ilgisini artırmıştır. Arsuz'da bulunan karaca­lar için koruma ve üretme alanı kurulmuştur. İl topraklarında demir, fosfat ve boksit yatak­ları vardır.

Toplum ve Kültür


Hatay ilinin çok eski bir yerleşim alanı oldu­ğunu gösteren birçok kalıntıya rastlanmıştır. İlde farklı etnik kökenden gelme topluluklar yaşar. Geçmişte dinsel ve ulusal ayrılıklar topluluklar arasındaki ilişkileri olumsuz yön­de etkilemekle birlikte kültürel etkileşime de yol açmıştır.
İşgal ve manda yönetimi yıllarında Fransız­lar kendi dil ve kültürlerini yaygınlaştırmak için çeşitli etkinliklerde bulundular. Hatay Arkeoloji Müzesi'nin kurulmasıyla sonuçla­nan tarihsel yapı kalıntılarının araştırılması çalışmaları da bu dönemde hız kazandı. Tür­kiye sınırları içine girmesinden sonra Suriye uyruğunu seçenlerin gitmesiyle ilin etnik yapı­sındaki çeşitlilik azaldı. Yaşayış bakımından geleneksel yapı 1950'lerden sonra değişti ve 1970'lerde sanayileşmenin gelişmesiyle kent­lere göç başladı. Geleneksel el sanatları arasında başta ge­lenler dokumacılık ve ağaç işçiliğidir. Ama her iki el sanatı da sanayileşme ve kentleş­meyle birlikte önemini yitirmektedir.Antakya tarım, ticaret ve hizmet merkezi, İskenderun da ticaret ve sanayi merkezi olarak gelişmiştir.

İlde dilden dile dolanan birçok söylence vardır. Bunlardan Hıdır İlyas söylencesi Asi Irmağı'nın oluşumunu da anlatır. Söylenceye göre binlerce yıl önce Samandağı'nın Hıdır-bey köyünde şifalı bir su vardı. Bu suyu bir ejderha beklemekte ve her yıl kurban edilen bir kıza karşılık sudan bir yudum vermekteydi. Kurban edilme sırası kralın kızına gelir. Kızın elleri bağlanarak ejderha­nın önüne atılacağı sırada bir çoban yetişerek mızrağını ejderhanın yüreğine saplar. Öldü­rücü yara alıp acılar içinde kıvranan ejderha çobandan kendisini öldürmesini isterse de çoban arkasını döner gider. Bunun üzerine ejderha çevresini pençeleriyle parçalayarak kaçar ve Lübnan'daki kayalara çarparak ölür. Buradan bir ırmak doğarak ejderhanın açtığı yoldan Hatay'a doğru akar. Bu Asi Irmağı' dır. Halk bu yiğit çobana Hıdır Bey adını takar, kral da kızıyla evlendirir.

İskenderun


Akdeniz'deki başlıca limanlardan birinin bu­lunduğu İskenderun kenti çevresinde ilk yer­leşim yerlerinin İÖ 16. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Bugünkü kent, İÖ 4. yüzyılda yöreyi egemenliği altına alan Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından kendi adı verilerek kurduruldu. Aleksandreia adıyla anılan kente, başta İskenderiye olmak üzere Büyük İskender'in kurdurduğu öteki Alek-sandreia'lardan ayırt etmek için Aleksandreia ad İssum ve Aleksandreia Scabiosa dendi. İS 4. yüzyıldan sonra "Küçük İskenderiye" anla­mında Aleksandretta biçiminde anılan kentin adı sonraki yüzyıllarda İskenderun oldu. Ge­çirdiği depremler nedeniyle bu eski kentten günümüze ancak kale ile bazı mozaik ve mermer kalıntılar ulaşabilmiştir.

Tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi olan İskenderun, Anadolu'nun doğu kesimi ile Kuzey Suriye ve Halep'in limanı olarak işlev görmüştür. Kent 20. yüzyılın başlarında önce demiryolu, sonra da gelişmiş karayolu ulaşım olanağına kavuştu. Arap-İsrail Savaş­ları ve Beyrut limanının kullanılamaz duruma gelmesinden sonra İskenderun limanının öne­mi daha da arttı. Türkiye'nin en büyük demir-çelik tesisi olan İSDEMİR'in ve öteki fabrikaların kurulmasından sonra ülkenin önemli bir sanayi merkezi haline gelen İsken­derun'un 1950'de ancak 22 bin kadar olan nüfusu 1960"ta 50 bini, 1975'te 100 bini, 1985'te de 150 bini aştı.İskenderun kentinin doğal simgesi sayılan doğudaki Yarıkkaya'da esen şiddetli rüzgârla­rın uğultusu bazan uzaklardan bile duyulur. Çukurova Üniversitesi'ne bağlı İskenderun Meslek Yüksekokulu kentteki sanayi tesisle­rine teknik eleman yetiştirme amacıyla kurul­muştur.

Kentin nüfusu 152.096'dır (1985).
İl Merkezi:

Antakya


Hatay ilinin iç kesiminde yer alan Antakya kenti İÖ 4. yüzyıl sonunda kurulmuştur. Büyük İskender'in ölümünden sonra Hatay topraklarını da içine alan Selevkos Krallığını kuran I. Selevkos Nikator, Asi Irmağı'nın kıyısında bir kent kurdurdu. Kente, daha sonra I. Antiokhos Soter adıyla kral olan I. Selevkos Nikator'un oğlunun adı verilerek Antiokheia dendi. Sonraki yıllarda kurulan öteki Antiokheia'larla karışmaması için kıyı­sında bulunduğu Asi Irmağı'nın o zamanki adıyla Antiokheia Orontes biçiminde anıldı. Daha sonra Selevkos Krallığı'nın merkezi olan kent dört ayrı yerleşim yerinden oluştu­ğundan, "dört kent" anlamında Tetrapolis adıyla da anıldı. Roma döneminde dünyanın üç büyük kentinden biri olan Antiokheia önemli bir ticaret, kültür ve siyaset merkeziy­di. Kentin surları eskiden Silpius Dağı denen Habib Neccar Dağf ndan Orontes (Asi) Irma­ğı kenarına kadar uzanıyordu. Hz. İsa'nın ölümünden sonra buraya gelen Aziz Petrus zamanında ilk kilisenin kurulduğu ve ilk vaftiz töreninin yapıldığı Antiokheia, Hıristiyanlar için uzun yıllar önemli bir dinsel merkez işlevi gördü.

Adı daha sonra Antakya'ya dönüşen kent, Hatay ilinin yönetsel merkezi ve ildeki tarım­sal çalışmalara hizmet veren bir ticaret mer­kezidir. Ortasından Asi Irmağı'nın geçtiği kent sırtını Habib Neccar Dağı'na dayamıştır. Kentte, zengin tarihsel geçmişi yansıtan deği­şik dönemlerin kalıntıları ile Osmanlı mimar­lığının birçok güzel örneği vardır. Hıristiyan­lar için bir hac yeri olan Aziz Petrus Grotto-su'ndan başka Hatay Arkeoloji Müzesi de kentin en çok ilgi gören turistik yerlerinden-dir. Kentteki başlıca eğitim ve kültür kurum­ları Çukurova Üniversitesi'ne bağlı Hatay Eğitim Yüksekokulu ile Antakya Meslek Yüksekokulu'dur.
Kentin nüfusu 107.821'dir (1985).

Msxlabs & Temel Britannica

Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 06:16
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
17 Eylül 2006       Mesaj #2
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Hatay


Akdeniz Bölgesi’nin doğu kesiminde il. Yüzölçümü 5.403 km2 olan Hatay ili doğu ve güneyde Suriye, batıda Akdeniz, kuzeyde Adana, kuzeydoğuda da Gaziantep illeriyle çevrilidir.
Sponsorlu Bağlantılar

Doğal yapı.


Hatay, Afrika’nın doğu kesiminde, göllerin bulunduğu bölgeden başlayan ve Akabe Körfezinden kuzeye uzanan
büyük çöküntü oluğunun kuzey kesiminde yer alır. Yüzey şekillerini dar kıyı ovaları, bunların gerisinde kıyıya koşut olarak uzanan dağlar ve doğu kesimini kaplayan Kahramanmaraş-Hatay Çöküntü Oluğu belirler. İl topraklarını Amanos (Nur) Dağlan enge- belendirir. Güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda boydan boya düzenli bir sıra oluşturarak uzanan Amanos Dağlarının en yüksek noktası, Daz Dağındaki Mığırtepe’ dir (2.240 m). Öteki önemli dorukların yüksekliği 2.000 m’den azdır. Yüksek, dik ve kolay geçit vermeyen bir yapı gösteren Amanoslar, doğal bitki örtüsü açısından da zengindir. İl sınırları içindeki öteki önemli yükseltiler Akça Dağı (1.795 m) ve güney kesimindeki Akra Dağıdır (1.730 m). Akdeniz’e bakan yamaçlarda mersin, defne ve kekikten oluşan makilikler vardır.
Ad:  hatay5.jpg
Gösterim: 711
Boyut:  57.3 KB

Amanos Dağlarının 800 - 1.000 m yükseklik kuşağında düz basamaklar biçiminde platolar yer alır. Amanoslar ile Akra Dağındaki platolar hayvancılık açısından önem taşır. Bu platolar üzerindeki Belen, Atik ve Soğukoluk yaylaları, yazın serinlemek için çıkılan önemli yerleşmelerdir. Hatay’ın en önemli akarsuyu Asi Irmağıdır. Lübnan Dağları ve Cebelü’ş-Şarki (Anti- Lübnan Dağları) arasındaki Bikaa Vadisinde, bu dağlardan inen suların birleşmesiyle oluşan ırmak, Suriye topraklarını geçtikten sonra, güneydoğudan il sınırlan içine girer. Karaçay (Karasu), Afrin Çayı ve Balıklı Gölü Kanalı kollarının birleşmesiyle oluşan Küçük Asi Çayını aldıktan sonra, Samandağı yakınlarında bir delta oluşturarak Akdeniz’e dökülür. Asi Irmağını besleyen öteki akarsular arasında Hüseyinli, Kavaslı ve Defne dereleri sayılabilir. Ayrıca Amanos Dağlarının batı yamaçlarından çıkarak Akdeniz’e dökülen küçük ve kısa akışlı Deliçay, Mersin Çayı, Arsuz Çayı, Gülcihan Çayı ve Çoklu Deresi gibi akarsular da vardır. 1950’lerde başlayan çalışmalar sonucunda tümüyle kurutulmuş olan Amik Gölü, önceleri ilin tek büyük gölüydü. İl sınırları içinde yer alan Bağlama, Gölbaşı ve Yenişehir gibi küçük göller daha çok turizm açısından önem taşır.

Asi, Afrin ve Karaçay vadi tabanlarının, ırmakların taşıdığı alüvyonlarla dolması sonucunda oluşan Amik, ilin en geniş ve en önemli ovasıdır. Orta kesimindeki Amik Gölünün kurutulması ve su altındaki toprakların da tarıma açılmasıyla, Amik Ovası-
nın alanı 900 km2’yi aşmıştır. Ancak Asi ve kollarının çok su getirdiği yıllarda, ovanın çukur kesimleri göl görünümlü bataklıklara dönüşür. Kıyı şeridinde sıralanan öteki önemli düzlükler Deliçay Vadisinin genişlediği kesimde yer alan Dörtyol Ovası ile Arsuz, Payas, İskenderun ve Erzin ovalandır.

Ekonomi.


Özellikle kuzeybatı kesimi Çukurova’nın bir uzantısı durumunda olan Hatay’da ekonomik etkinliklerden başlıcası tanındır. Elverişli doğal koşulların yanı sıra, ilin daha 19. yüzyılda dünya pazarlarına açılması, tarım kesiminin canlı bir gelişme göstermesini sağlamıştır. 19. yüzyılda önemli bir liman ve ticaret merkezi durumuna gelen İskenderun, 1914’te Toprakkale’den ayrılan bir hatla Bağdat Demiryolu’na bağlandı. Demiryolu bağlantısı ve Fransız işgali sırasında ulaşım olanaklarının geliştirilmesi, yörede yetiştirilen sebze, meyve, ipek kozası, zeytin gibi ürünlerin dış pazarlara satılmasını kolaylaştırdı. II. Dünya Savaşı sırasında İskenderun, Türkiye’nin en önemli dış ticaret limanı durumuna geldi. Gelişkin altyapı ve canlı ticaret etkinlikleri de, pazara yönelik tarımın gelişmesini sağladı. Bu gelişmede rol oynayan önemli etkenlerden biri de özellikle ovalık kesimlerdeki büyük toprak sahipleriyle ticaret kesiminin iç içe olmasıydı. 1930’lardan sonra giderek gelişen pamuk üretimi, 1950’lerde traktör kullanımının yaygınlaşmaya başlamasıyla ipekböcekçiliği- nin yerini aldı. Dokuma sanayisinin gelişmesi sonucunda pamuk üretimi daha da arttı; böylece, 1970’lere gelindiğinde pamuk, ilin en önemli ürünü olmuştu. Beyrut limanının kapanmasıyla Ortadoğu ticaretinde İskenderun limanının önem kazanması ve tarım ürünleri ihracatının artması gibi etkenlerle, tarım daha da gelişti ve bitkisel üretim çeşitlendi.

İlde yetiştirilen başlıca ürünler domates, buğday, turunçgiller, pamuk, soğan, zeytin, üzüm başta olmak üzere meyve ve çeşitli sebzelerdir. Amik Ovasının büyük bölümünde pamuk yetiştirilir. Sebze ve meyve üretimi dar kıyı ovalarında, tahıl ve baklagiller ise iç kesimlerde yoğunlaşmıştır. Zeytincilik kıraç ve eğimli kesimlerde, özellikle Altınözü, Antakya ve ReyhanlI’da yapılır. Tütün üretiminde en önemli merkez Yayladağı’dır.

Bitkisel üretim geliştikçe hayvancılık gerilemiştir. Özellikle 1950’lerden sonra ekim alanlarının genişletilmesi sırasında otlakların hızla tarlaya çevrilmesi, hayvancılığın sağladığı gelirin pamuk gibi bitkisel ürünlerden sağlanan kazancın yanında son derece düşük kalması, hayvancılığın gerilemesine neden oldu. İlde en çok kıl keçisi, koyun ve sığır yetiştirilir. Besleme güçlükleri nedeniyle koyun besiciliğinin önemi giderek azalırken, özellikle dağlık kesimlerde kıl keçisi yetiştiriciliği yaygınlaşmaktadır. Reyhanlı ilçesinde yer alan Hatay Tarım İşletmesi, 1942’de Hatay Devlet Üretme Çiftliği adıyla kurulmuştur. Amik Ovasmda, 24.700 dekarlık bir alanda kurulmuş olan işletme, tarla tarımı, hayvancılık ve bahçe kültürleri şubeleriyle üretim çalışması yapmaktadır. 1939’a değin, Hatay’da sanayinin en gelişmiş dallan, ipekli ve pamuklu dokuma ile sabunculuktu. Ayrıca deri ve madeni eşya ile taşa ve toprağa dayalı sanayi dallarında ilkel tekniklerle çalışan imalathaneler vardı. 1940’larda imalat sanayisi içinde gıda sektörü ağırlık kazanmaya başladı. Bu dalda çalışan kuruluşların çoğunda zeytinyağı ve pamukyağı üretiliyordu. 1953’te Harbiye’de yapılan Defne Hidroelektrik Santrah’mn hizmete girmesi, il sanayisinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Enerji sorunun çözülmesiyle önce çırçır, ardından iplik ve dokuma fabrikaları kuruldu; bitkisel yağ üretimi arttı. Bu yıllarda gerçekleştirilen önemli bir yatırım da 1954’te açılan İskenderun Sarıseki Gübre Fabrikası’ydı. 1960’larda ilin başlıca imalat ürünleri, tarım araç ve gerçeleri, yağ, mazot ve hava filtreleri, fren balataları, dokuma sanayisinde kullanılan makineler, teneke kutu ve otobüs karoseriydi. 1970’lerde Hatay sanayisindeki en önemli gelişme, İskenderun’da Türkiye’nin üçüncü ve en büyük demir-çelik fabrikasının kurulmasıdır. 1975’te ilk, 1979’da ikinci, 1985’te üçüncü yüksek fırını üretime geçen fabrika, İskenderun’a ticaret merkezi ve liman olmanın anı sıra sanayi merkezi olma işlevini de azandırmış ve ilgili yan sanayilerin gelişmesini sağlamıştır.

Tümüyle İskenderun’da yoğunlaşan, en çok işçinin çalıştırıldığı ve en yüksek değerin yaratıldığı metal-metalurji sanayisinden sonra en önemli sanayi kolu dokumacılıktır. Dokuma sanayisi Antakya, İskenderun ve ReyhanlI’da yoğunlaşmıştır. İl imalat sanayisinin başka önemli kollan kimya, gıda, makine, metal eşya ile taşa toprağa dayalı sanayilerdir.
İskenderun Demir-Çelik Tesisleri (İSDEMİR) dışında, Hatay’da gerçekleştirilen sanayi yatırımlarının hemen hemen tümü özel kesime aittir. Hatay’ın sanayisi, tarım ve ticaretten birikim sağlayan yerli sermayenin yatırımlarından oluşur.
Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü sınır kapısı, eskiden E-5 denen karayolunun ülke sınırlarından ayrıldığı noktadır. Hatay ilindeki öteki sınır kapısı da Yayladağı’ndadır. Yoğun bir trafiğe sahne olan bu sınır kapılarından giriş yapan, özellikle de yazın Arap ülkelerinden gelen turistler, son yıllarda gelişme gösteren İskenderun Körfezi kıyılarındaki tesislerde konaklar. İskenderun yakınlarında, Soğukoluk’ta ve Yayladağı’na 5 km uzaklıkta, orman içi dinlenme yerleri vardır. Antakya yöresinde dolomit ve mermer, İskenderun yöresinde demir ve asbest, Yayladağı yöresinde fosfat, Dörtyol’da boksit, Kırıkhan ilçesinde de demir yatakları ilin yeraltı zenginliklerini oluşturur.

Tarih.


Orta Paleolitik Çağdan (y. 100-45 bin yıl önce) bu yana Hatay topraklarında çeşitli uygarlıklar kurulmuştur. İlde 1950’lerde başlayan yüzey araştırmaları sonucunda Orta Paleolitik Çağa ait insan dişleriyle memeli hayvan fosilleri bulunmuştur. Samandağı yöresinde Merdivenli, Tıkalı, Kanal ve İncili mağaralarında yapılan kazılarda da Orta Paleolitik Çağa ait çeşitli buluntular ve yerleşim katları ortaya çıkarılmıştır. En önemli buluntu, İncili Mağarada ele geçen ve Üst Paleolitik Çağa (y. 45-15 bin yıl önce) ait olduğu sanılan Homo sapiens çevlikiyensis fosil kemikleridir. Fosil kemiklerinin adı, İncili Mağaranın bulunduğu Çevlik Koyundan gelir. Kazılarda bulunan Selevkos çanak çömleği, İncili Mağarada yerleşimin İsa’dan sonraki yüzyıllarda da sürdüğünü ortaya koymaktadır.
Ad:  hatay6.jpg
Gösterim: 594
Boyut:  29.6 KB


Amik Ovasmda ve Reyhanlı yakınlarında, Neolitik Çağa (İÖ 8000-5500) ait yerleşme kalıntılarına rastlanmıştır. Buralarda yapılan kazılarda ileri köy topluluklarının varlığını gösteren buluntular ele geçmiştir. Hatay toprakları Kalkolitik Çağda da (İÖ 5500-3500) çok sayıda yerleşmeye sahne olmuştur. Bu çağa ait en önemli buluntulara Kanula’da (Çatalhöyük) ve Tel el-Cudeyde’de rastlanmıştır. Amik Ovası ile çevresi, Tunç Çağında da (İÖ 3500-1000) yaygın bir yerleşim alanıydı. İlde, büyük bölümü Amik Ovasında kümelenen 46 ayrı Tunç Çağı yerleşmesi belirlenmiştir. Tunç Çağının en önemli yerleşmeleri Tel Açana adıyla da bilinen Alalah, Tel Tayinat ve Çatalhöyük’tür. Bu üç yerleşmenin en önemlisi birkaç kentin merkezi konumundaki Alalah’tı. Kent, kısa süren Akad egemenliğinden sonra İÖ 1800- 1600 arasında merkezi Halpa (Halep) olan, Babil yönetimindeki Yamhad Krallığı’na bağlandı.

Daha sonra Hitit, Hurri-Mitanni, Mısır ve ardından gene Hitit egemenliğine giren Alalah, İÖ 1200’de denizden gelen halkların akmlanyla yıkıldı. Geç Hitit Devletleri döneminde (IÖ 1200-700) yörede kurulan Hattena Krallığı’nın merkezi Kanula’ydı. Hatay sözcüğünün bu krallığın adından geldiği sanılmaktadır. Yöre daha sonra sırasıyla Asurlann, Perslerin ve İskender’in yönetiminde yaşadı. İskender’in ölümü ve imparatorluk topraklarının onun dört komutanı arasında paylaşılması sırasında bu komutanlardan I. Selevkos Nikator tarafından kurulan Selevkos Devleti’nin sınırları içinde kaldı. I. Selevkos Nikator, daha sonra I. Antiokhos Soter adıyla kral olacak oğlu adına, İÖ 305-300 arasında Antiokheia (Antakya) kentini kurdurdu. Kısa sürede büyüyerek Selevkosların merkezi olan Antiok- heia’yı aynı adla kurulan başka kentlerden ayırt etmek için, Orontes (bugün Asi) Irmağı kıyısında kurulduğundan Antiokheia Orontes ve aynca dört mahalleden oluştuğu için Tetrapolis (Dört Kent) adları da kullanılmıştır. Kent, Selevkoslarla Mısır ve Roma arasında yapılan uzun savaşlardan sonra İÖ 64’te Pompeius tarafından Roma topraklarına katıldı. Antiokheia, Roma döneminde önemli bir ekonomik, siyasal ve kültürel merkez oldu, görkemli yapılarla süslendi.

Kent, Hıristiyanlık açısından ayrı bir önem taşır. Hz. İsa’nın ölümünden sonra havarilerinden Aziz Petrus, Antiokheia’ya gelerek dini yaymak için çalışmalara girişti. Burada ilk kilise kuruldu ve ilk vaftiz töreni yapıldı. Antakya Patrikliğinin merkezi olan kent, İS 3. yüzyılda Sasanilerin güçlenmesi ve Nasturi Kilisesi’nin Bizans Kilisesinden ayrılması üzerine Hıristiyanlık açısından eski önemini yitirmeye başladı. 395’ten sonra BizanslIlarla Araplar arasında sık sık el değiştiren Antiokheia, sırasıyla Selçuklu, Antakya Prensliği ve Memlûk yönetimlerine girdi. 1517’de I. Selim (Yavuz) tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. 19. yüzyıl sonlarında Halep vilayetinin Merkez sancağına bağlı bir kaza merkeziydi.

Antakya, I. Dünya Savaşı sonrasında Fransız işgali, Fransız mandasındaki Suriye’ ye bağlı yönetimler ve Hatay Cumhuriyeti dönemlerini yaşadı. Türkiye’ye katıldıktan sonra Adana’nm Dörtyol ve Hassa ilçelerinin de bağlanmasıyla 1939’da Hatay ili oluşturuldu.

Antakya.


Hatay ilinde yerleşme düzeni bakımından iki merkezli bir yapı ortaya çıkmıştır. İl merkezi Antakya’nın yanı sıra, son yıllarda büyük sanayi yatırımları yapılan ve öteden beri hem Hatay ili, hem de Güneydoğu Anadolu Bölgesi için Akdeniz’e açılan bir kapı niteliğinde olan İskenderun, önemli bir kentsel merkez olarak gelişmiştir. Doğal yapı da iki merkezliliği destekler niteliktedir. İlin Amanos Dağlarıyla bölünen doğu kesiminin sosyoekonomik ve kentsel merkezi Antakya, batı kesiminin merkezi ise İskenderun’dur. İlin en hızlı büyüyen kentsel merkezlerinden biri olan İskenderun’un nüfusu, 1955’te Antakya kentininkini aşmıştır.

İl merkezi Antakya kenti, ilkçağda Silpius Dağı adıyla anılan Habib Neccar Dağının eteklerinde yer alır. İçinden Âsi Irmağı geçer. Antik Çağda 500 bine yakın nüfusuyla, dünyanın en büyük kentlerinden biri olan Antiokheia’nm kalıntıları üstüne kurulmuştur. Bereketli Hilal’in kuzeybatısında bulunan Antiokheia, doğudan gelip Akdeniz kıyılarına uzanan yollar için önemli bir merkezdi.
Antakya geniş ve zengin bir tarımsal bölgenin toplama, ticaret ve hizmet merkezidir. Avrupa ülkeleri ve Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle bağlantısını sağlayan işlek karayolu kentten geçer. Antakya bu yolla Ankara’ya 679 km uzaklıktadır. Kentteki yükseköğretim kurumlan, Çukurova Üniversitesi’ne bağlı Antakya Meslek Yüksekokulu ile Hatay Eğitim Yüksekokulu’dur.
Tarihsel yapılar. Eski kaynaklara göre iki Yunan kolonisinin bulunduğu yerde kurulmuş olan Antiokheia’da Antik Çağda saray, villa, tapmak, kilise, hamam, anıt, sukemeri, heykel, agora, tiyatro, köprü, hipodrom ve hastane gibi çok sayıda yapı inşa edilmiştir. Ama geçirdiği su baskınları, depremler ve yangınlar nedeniyle, kentteki tarihsel yapılardan çok azı günümüze ulaşabilmiştir. İstanbul surlanndan sonra Türkiye’deki en uzun surlar Antakya’dadır. Antik kenti çevreleyen surlar Helenistik dönem ile Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Silpius Dağından Orontes Irmağına kadar yaklaşık 30 km uzunluğunda olduğu bilinen surların, bugün yalnızca Habib Neccar Dağının yamaçlarındaki bölümü ayaktadır. Dağın tepesindeki büyük ölçüde yıkılmış içkale, Bizans yapısıdır. Antakya-Reyhanh karayolunun 2. kilometresinde Habib Neccar Dağı yamacındaki kilise ve manastır, Aziz Petrus Grottosu adıyla bilinir. Aziz Petrus’ un Antiokheia’ya geldiğinde ilk konuşmasını burada yaptığına inanıldığından, 1963’te papa tarafından Hıristiyanlar için hac yeri ilan edilmiştir. Kilisenin tabanında 5. yüzyıla ait mozaik kalıntıları vardır.

Bugünkü yapı 12/13. yüzyıla aittir. Kilise yakınlarındaki Heronion, IV. Antiokhos Epiphanes tarafından yaptırılmıştır. Günahkârlar Hamamı olarak da adlandırılan Heronion, kayalara oyulmuş Cehennem Kayıkçısı Hero kabartmasıyla ilgi çeker. Önce bir Roma tapmağı biçiminde yapılan, sonradan kiliseye ve ardından da camiye dönüştürülen Habib Neccar Camisi, ortaçağ kilise mimarisinin özelliklerini taşır. Minaresi 17. yüzyıla aittir. 2. yüzyılda, Roma imparatoru Traianus’un Daphne’den (Harbiye) Antakya’ya su getirmek amacıyla yaptırdığı Traia- nus Sukemeri’nin (Memekli Köprü) yalnızca 9 m’lik bir bölümü günümüze ulaşmıştır. Âsi Irmağı üzerindeki Diocletianus Köprüsü 1970’ten sonra, yeni bir köprü yapmak amacıyla yıktırılmıştır. Kent surlarındaki dört kapıdan sağlam olanı Demir Kapı (Halep Kapısı), 6. yüzyılda İustinianos döneminde yapılmıştır. Kent yakınlarındaki Daphne, Roma döneminde bir sayfiye yerleşmesiydi. Burada yapılan kazılarda mozaik döşemeli Roma villaları ortaya çıkarılmıştır. Bu mozaikler Hatay Arkeoloji Müzesi ile Paris ve ABD’deki çeşitli müzelerde sergilenmektedir.

Hatay Arkeoloji Müzesi


Antakya kentinde, dünyanın ikinci büyük mozaik koleksiyonuyla ünlü müze. İÖ 4. yüzyılın sonunda I. Selevkos Nikator’un kurduğu Antiokheia (Antakya) kenti, İS 1. yüzyılda dünyanın üç büyük kentinden biri durumuna gelmişti. Helenistik dönemde İskenderiye’ den sonra ikinci büyük kültür merkezi olan kentin önemi, Roma ve Bizans dönemlerinde de sürdü. Erken Hıristiyanlık döneminde bir din merkezi olarak ün kazandı. Özellikle Antakya’da ve yakınındaki antik Daphne (Harbiye) yerleşmesinde Princeton Üniversitesi tarafından 1930’larda yapılan kazılarda ortaya çıkarılan yer mozaikleri, kentin sanatta ne kadar ileri olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Ad:  hatay7.jpg
Gösterim: 776
Boyut:  32.4 KB


Hatay Arkeoloji Müzesi’ndeki mozaikler, 2. yüzyıldan 5. yüzyıla değin yapılmış Roma ve Bizans yapıtlarıdır. Mozaik sanatının klasik dönemi olarak bilinen 2. ve 3. yüzyıllar Antoninus ve Severus dönemleri olarak da adlandırılır. Antoninus dönemi figürlü mozaiklerinde geniş bir yer kaplayan kompozisyonu dar bir bordür çevreler. Severus döneminde ise bordürler iki, üç, bazen de dört sıradan oluşur. Bu dönemlerde dinsel yapılardaki yalın mozaiklerde basit desenler yeğlenirken, kamu yapılarında toplumsal yaşama ilişkin sahnelere yer verilmiştir. Özel yapılarda ise Psykhe, Eros, Satyros, Venüs, Bacchus gibi çeşitli mitolojik figürler betimlenmiştir. Daha sonra 4. yüzyılda Hıristiyanlığın resmen tanınıp yaygınlaşmasıyla birlikte, mozaiklerde de mitolojik konular azalmıştır. Sarhoş Dionysos, Örpheus, Dansçılar, Ariadne, Yakto, Kemgöz ve Mevsimler gibi konuların canlandırıldığı mozaikler, müzenin en ünlü yapıtlarıdır. İlkçağa ait çeşitli mezar stelleri, idoller, sütun kaideleri, freskler, kabartmalar, yazıt ve heykellerle İÖ 5. yüzyıldan Osmanlı dönemine değin uzanan zengin bir sikke koleksiyonu, sergilenen başka önemli yapıtları oluşturur.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 06:38
GusinapsE - avatarı
GusinapsE
Ziyaretçi
19 Eylül 2006       Mesaj #3
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi

HATAY


Akdeniz bölgesinin Adana bölümünde, B.'da İskenderun körfezi, D.'da Suriye toprakları arasında il; 1 109 754 nüf. (1990); 5 403 km2; merkez ilçe dışında 11 ilçe; 13 bucak, 385 köy. Merkezi Antakya, 284 195 nüf. (1990).
Ad:  hatay2.jpg
Gösterim: 758
Boyut:  36.1 KB

Yüzey şekilleri bakımından il toprakları G.-B. - K.-D. doğrultusunda uzanan farklı birimlerden oluşur. K.-B. kesiminde İskenderun körfezinin K.-D.'sunda Misis dağları ile Amanoslar'ın arasında, üzerinde yer yer genç bazalt konilerinin de yükseldiği bir birikim alanı olan Dörtyol ovası yer alır, ikinci morfolojik ve jeolojik birimi G.-D. Toroslar yayının B. ucunu oluşturan Amanoslar meydana getirir.

Orta kesiminde Belen geçidi ile aşılan bu sürekli ve dağlık kütlenin B. yamaçları nispeten tatlı bir eğimle dar bir kıyı ovasına iner. Çok daha dik olan D. yamaçları D. Afrika’dan başlayarak Suriye üzerinden bu bölgeye kadar sokulan bir çöküntü alanı ile sınırlanmıştır. Asi nehri ve kolları Burç (esk. Afrin) ve Karasu ırmaklarının yöneldiği bu çukurun daha geniş olan G. kesimine Amik ovası ya da Hatay ovası denir. Çöküntü ovasını D.'dan ve G.’den platolar çevirir. İl kışları ılık (Antakya ocak ort. sıc. 8 °C) ve yağışlı, yazları kurak ve sıcak (Antakya temmuz ort. sıc. 26,9 °C) tipik akdeniz ikliminin etkisindedir. Yıllık yağış tutarı konuma ve bakıya göre değişir; B.’da 1 000 mm’yi aşar. D.’ya gidildikçe azalarak 600-700 mm’ye iner. Bitki örtüsü akdeniz iklimi özelliklerine uymuştur. Kıyıda makiler, Amanos dağları üzerinde geniş kızılçam, karaçam, meşe toplulukları yaygındır; yükseldikçe ve K.’e gidildikçe bunlara köknarlar da karışır.

Hatay, Türkiye’nin en yoğun nüfuslanmış yörelerini kapsayan illerimizden biridir. Ortalama yoğunluk km2'ye 205 kişi ile Türkiye ortalamasının 3 katına yakındır. Nüfusun % 48’i kentlerde yaşar. Bunun da % 52 kadarı il merkezi ile ondan daha kalabalık bir nüfus barındıran İskenderun’da toplanmıştır. Nüfus artış oranı (%<, 20,38) Türkiye ortalamasının biraz altındadır. Hatay Türkiye’nin en önemli tarım bölgeleri arasındadır; topraklarının yaklaşık % 31’i tarıma ayrılmıştır. Bu oran ovalarda daha yüksektir ve % 70'i aşar. En geniş yeri sanayi bitkileri; özellikle pamuk (Türkiye genel üretiminin % 8'i). zeytin ve yağlı tohumlar (susam, yerfıstığı, soya) kaplar. Tahıllar başta buğday olmak üzere ikinci derecede gelir. Hatay aynı zamanda özellikle turunçgiller üretimi bakımından başta gelen illerimizdendir. Ayrıca, çok sayıda koyun ve keçi beslenir. Maden yatakları Amanoslar’da toplanmıştır. Bunların başlıcaları krom, demir, bakır amyant ve kurşundur Son yıllardaki gelişmeler sayesinde Hatay Türkiye imalat sanayisinde önemli sayılabilecek bir yere ulaşmıştır. Başlıca sanayi dalları pamuk, çırçır, iplik, besin, çeltik fabrikaları gibi eski kollar ile yeni bir kuruluş olan ye türk ekonomisinde önemli bir yer tutan İskenderun demir-çelik tesisleridir, il bütün tarih boyunca olduğu gibi bugün de iç Anadolu ve Akdeniz kıyılarımızı Suriye ve Lübnan'a bağlayan önemli yollar üzerindedir. İskenderun Türkiye’nin en işlek limanlarından biridir ve yurdun büyük bir kısmına hizmet verir.

—Arkeol. Hatay yöresi, özellikle Amik ovası, konumu nedeniyle, Tarihöncesi'nden başlayarak önemli yerleşim alanlarından biri olduğundan, arkeologların ilgisini çekmiştir.

Hatay Arkeoloji müzesi


Antakya kentindeki dünyanın en ünlü mozaik müzelerinden. Müze yapısı transız işgali sırasında tamamlandı (1933-1938). Hatay Türkiye’ye katıldıktan sonra (1939), yeni bir düzenlemeyle ziyarete açıldı (1948). Ek yapının bitiminden sonra, çağdaş müzecilik anlayışına uygun biçimde yeniden düzenlendi (1975). Buluntu yerlerine göre sergilenen yapıtlar Antakya ve çevresindeki kazı ve araştırma alanlarından gelir (Tel Teynet, Tel Açana, El Mina, Daphne [Harbiye], vb.). Yedi oda, iki salonda sergilenen yapıtlar Yontmataş, Yenitaş, Bakırtaş, Sümer, Aşur, Hitit, Yunan, Roma, Bizans, Anadolu-islam ve OsmanlI dönemlerini kapsar. Bunlar arasında II.-V. yy.’lar arasına tarihlenen heykeller ve mozaikler (Sarhoş Dionysos, Orpheus, Dans edenler, Ariadne, Yakto, Mevsimler) en ünlüleridir Müzenin ayrıca bir konferans salonu ve laboratuvarı bulunmaktadır.


kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 06:39
GÜLGECELER - avatarı
GÜLGECELER
Ziyaretçi
28 Ağustos 2008       Mesaj #4
GÜLGECELER - avatarı
Ziyaretçi

Hatay Genel Bilgiler


Anadolu'nun güneyinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin sınır vilayetlerinden biri olan Hatay ilinin yönetim merkezi Antakya, 36 10' kuzey enlemi ve 36 06' doğu boylamı ile yurdumuzun en güneyinde yer alan kent niteliğindeki yerleşme merkezidir.
Akdeniz iklim bölgesinin doğu ucunda, kıyıdan 22 km. kadar içerde olar kentin denizden yüksekliği yaklaşık 80 m.dir. Kuzeyde Amanos Dağları (Nur Dağları) ile güneyde Kel Dağ (Cebeli Akra) arasında kalan Aşağı Asi Vadisi'nin başlangıcında, Kel Dağı'nın kuzeydoğusunda, 440 m. rakımlı Habibi Neccar Dağı'nın eteklerindedir. Kentin kuzeydoğusuna doğru gelişen ve Hatay çöküntü alanının ortasında yer alan Amik Ovası, zirai potansiyeli çok yüksek kalın bir alüvoyal toprak tabakası ile kaplı olup, aynı zamanda ilin en büyük toprak düzlüğünü oluşturur. Başta Asi Nehri olmak üzere, Karasu ve Afrin Çayı ile beslenen Amik Ovası'nda, yakın zamanlara kadar Amik Gölü adı ile bilinen bir göl vardı. Ancak uzunluğu 16 km., genişliği 10 km. olan gölün ve göl çevresindeki bataklıklarla beraber 310 km2'yi bulan arazinin bir bölümünün kurutulması ile göl kayboldu. DSİ tarafından yürütülen ve 1955 yılında başlayıp 1980 yılında tamamlanmış olan kurutma işlemi sonucunda elde edilen zirai verimi yüksek topraklar çiftçilere dağıtılarak tarıma açılmıştır.
Ad:  hatay8.jpg
Gösterim: 833
Boyut:  59.9 KB
Antakya'nın ortasından geçen ve ovanın kurutulması çalışmaları sırasında nehir yatağının kentin içinden geçen kısmı ıslah edilerek düzgün bir kanal haline getirilmiş, Antik Çağ'ın Orontes'i olan günümüzün Asi Nehri'nin kaynağı, Lübnan Dağları'dır. Amanoslar ile Keldağ arasında bir yatak oluşturan Asi Nehri'nin toplam uzunluğu 380 km. olup, nehrin büyük bölümü Suriye toprakları içinde bulunmaktadır. Kuzey yönünde yaklaşık 30 km. boyunca Türkiye-Suriye sınırını oluşturacak şekilde akan Asi Nehri, topraklarımıza girdikten sonra batıya döner ve bugün hemen hemen tümü kurutulmuş olan Amik Gölü'nün ayağı Küçük Asi ile birleştikten sonra güneydoğu doğrultusuna yönelir ve yaklaşık 40 km. sonra Samandağ'ın güneyinde bir delta oluşturarak Akdeniz'e kavuşur. Antik çağda küçük tonajlı nehir gemilerinin seyrüseferine imkan veren ve Antakya'yı asırlar boyu Akdeniz'e bir su yolu ile bağlanmış olan Asi Nehri'nin bugün akıttığı ortalama su miktarı, kentin içinde 5.04 m3/sn.dir. Asi'nin Antakya içinden geçen ve bir kanal haline getirilmiş olan yatağı, yaklaşık 2 km. uzunluğunda ve 30-35 m. genişliğindedir. Kentin kuzeydoğusunda, üzerinde Demir Kapı'nın yer aldığı, St. Piyer Kilisesi yakınından geçen ve bir sel yatağı niteliğinde olan Hacı Kürüş Deresi ile güneybatıdaki Hamşen Deresi (Memekli Köprü'nün altından ve kışlanın yanından geçen) Habib Neccar Dağı'ndan doğarak Asi'ye doğru akan iki önemli su yatağıdır.

XIX. yüzyıldan beri nehrin karşı tarafında, kuzeybatıdaki düzlüklerde kurulan yeni mahallelerle büyüyerek kendi mimari karakteri içinde gelişen Yeni Antakya'yı nehir ile Habib Neccar Dağı arasında kalan Eski Antakya'ya bağlayan dört köprüden üçü, bulundukları yer ve malzemeleri itibariyle tamamiyle yeni köprülerdir. İçlerinde en eskisi olan dördüncü köprü ise asırlarca yaya ve araç trafiğine hizmet etmiş olan eski köprünün bulunduğu yerde, modern malzeme kullanılarak inşa edilmiş, yeni bir köprüdür. Amik Gölü'nün Asi Nehri aracılığı ile kurutulması projesi çerçevesinde, Asi'nin genişletilmesi ve yatağının taranması çalışmaları sırasında kentin Roma Çağı'ndan beri ayakta duran bu ünlü taş köprüsü (ki Diocletian zamanında yapıldığı tahmin edilir), 1972 yılında acımasızca yıkılarak yerine bugünkü betonarme köprü inşa edilmiştir.
Tepelerin zirvelerine tırmanarak kenti çepeçevre saran sur kalıntıları ve kalesiyle kentin adeta simgesi olan ve eteklerinde Antakya'nın kurulu olduğu Habib Neccar Dağı, kenti güneybatı-kuzeydoğu istikametinde sınırlayan bir dizi tepelerin oluşturduğu doğal bir engeldir.

Antik Çağdaki ismi Silpius olan Habib Neccar Dağı'nı da içine alan Keldağ sırası, altyapı serpantin ve gabro gibi yeşil renkli kütlelerin oluşturduğu, üst kısımlarda ise bazalt ve kalkerin hakim olduğu jeolojik bir yapıya sahiptir. Habib Neccar'ın kuzeybatı yamaçları, genç fayların dik basamaklar oluşturduğu parçalanmış, arızalı yüzeyler halindedir.
Antakya ve civarında Akdeniz iklim tipi egemendir. Bu nedenle kentte yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Ancak, kıyı şeridi ile dağların arka kısımları ve yükseltisi fazla olan yerler arasında iklim koşullarındaki bölgesel farklar nedeniyle Antakya'daki iklim koşulları kıyı şeridine kıyasla biraz farklılık gösterir. Bu nedenle sıcaklık, kıyılarda yüksek değerlerde kalır. Yazların, kıyı şeridine kıyasla daha serin geçmesinin bir nedeni de en sıcak ortalamaların kaydedildiği ayların aynı zamanda, Antakya'da rüzgarın en hızlı estiği ve en çok esme sayısına ulaştığı aylar oluşudur. Antakya'da yıllık sıcaklık ortalaması 18.2 derecedir. En yüksek sıcaklık 26 Ağustos 1962'de 43.9 derece, en düşük sıcaklık ise 15 Ocak 1950'de -14.6 derece olarak kaydedilmiştir. Yılın 148.2 günü açık, 156.2 günü bulutlu, 60.5 günü kapalı geçmektedir. Antakya'da yaz günleri ortalaması yılda 172 gündür. Kış günü genellikle görülmez. Donlu günler yıllık ortalaması 7 gün, karlı günler yıllık ortalaması ise 0.9 gündür. Antakya'da yıllık ortalama nem oranı %69'dur. Antakya'da kış aylarında en yüksek değerlere ulaşır. Sonbahar ve ilkbahar daha az yağış alan aylardır. Temmuz ve Ağustos aylarında hiç yağış almayan Antakya'da yıllık yağış ortalaması 1173.4 mm.dir. Özellikle bahar aylarındaki sağanaklar meşhur olup kısa bir süre içinde kentin sokaklarını dereler haline getirir.

Hatay


Akdeniz Bölgesi'nin doğusunda yer alan il. Kuzeyde Adana ve Gaziantep, doğu ve güneyde Suriye, batıda Akdeniz arasında kalan bir sınır ilidir. Yer şekilleri oldukça sade ve düzenli bir dağılış gösterir. Batıda, dar kıyı ovalarının hemen ardında başlayan ve güneybatıdan kuzeydoğuya uzanan orta yükseklikte, dar, fakat iki yanına da dik yamaçlarla inen ve az geçit veren Amanos Dağları uzanır. Toros sisteminin ayrı bir kolu olan bu dağlara Gâvur, Nur adları da verilir. Üzerindeki başlıca geçit, İskenderun'u Antakya'ya bağlayan şosenin geçtiği Belen'dir. Güney'de Akra ya da Kaş Dağı kitlesi (en yüksek yeri 1.739 m.) ve doğusunda yayılan Kuseyr Platosu ile ilin kuzeydoğusunda, büyük bölümü Suriye'de kalan Kurt Dağı ve platosu yer alır. Bu dağlar ve platolar arasında kalan çöküntü alanları, ilin en geniş bölümünü oluşturur. Bu çöküntü alanları şu bölümlerden oluşur: a) Ortada, ortalama 80 m. yükseklikte geniş Amik Ovası ve Gölü; b) Amik Ovası'ndan Hassa-İslahiye üzerinden Kahramanmaraş'a doğru uzanan oluk biçimli çukurluk; c) Lübnan ve Suriye'den gelerek Amik Ovası'na giren ve geniş bir dirsek çizerek Amanoslar'ın güney ucu ile Akra kitlesi arasındaki dar ve derin vadisiyle denize açılan Asi Oluğu. Doğu Akdeniz kıyılarının başlıca körfezi olan İskenderun Körfezi'nin kuzey ve doğu kıyıları Hatay ilinde kalır. Körfez doğuda, Amanoslar'ın meydana getirdiği bir çıkıntının ucundaki Domuz ya da Hınzır Burnu'nda son bulur. Bu burundan Suriye sınırında Güvercinkaya'ya kadar kıyı daha dik ve falezlidir. Hatay ilinde (iç kısımlar dahil) tipik Akdeniz iklimi egemendir, İskenderun'da yılın en sıcak ayı 28,7°, en soğuk ayı ise 11,8°'dir. Aynı sayılar Antakya'da sırasıyla 27,7° ve 8,1° olduğuna göre, Amanoslar'ın meydana getirdiği sürekli paravanaya karşın, görüldüğü gibi, sıcaklık rejimi pek bozulmaz. Hemen her yerde 500 mm.nin üstünde olan yıllık yağış tutarları, Amanoslar'ın eteklerinde 1 m.yi aşar. Öte yandan yağışların mevsimlere dağılışı Akdeniz koşullarına uygundur. Yine Akdeniz'in öteki kesimlerinde de olduğu gibi 600-800 m.ye kadar makiler, daha yükseklerde ise orman örtüsü yayılır. Amanoslar'dan doğarak doğrudan doğruya Akdeniz'e karışan bazı küçük dereler dışında, ilin bütün sularını toplayan ana akarsu Asi'dir. Yüzölçümü 90 km2'yi bulan Amik Gölü, eskiden kuzey ve doğusunda geniş bataklıklarla kuşatılıyordu. Bu göle kuzeyden inen Karasu ile doğudan inen Afşin ırmaklarının aşağı çığırlarında yapılan iyileştirmelerle bu bataklıklar kurutulmuş ve tarım alanları hâline getirilmiştir. Göl, fazla sularını Küçük Asi ile Asi Irmağı'na boşaltır. Ana ırmak Asi, il merkezi Antakya'dan geçtikten sonra Samandağ'ın hemen güneyinde Akdeniz'e dökülür. Hatay, Lozan Barışı'nda sınırlarımız dışında kalmış, nüfusunun tamamına yakını Türk olduğu hâlde, bağımsız sancak statüsüyle Fransız mandası altında bırakılmıştı. Suriye'de Fransız manda yönetimini sona erdirme çalışmaları sırasında, bir yandan Hatay Türkleri, öte yandan da Türkiye bölgenin anavatanla birleştirilmesi için çabalara girişti. Özellikle Atatürk, 1936'dan itibaren hayatının son yıllarında Hatay'ın kurtarılmasına büyük önem vermişti. Fransızlar ve Milletler Cemiyeti yetkilileri ile yapılan diplomatik girişimler olumlu sonuca ulaşmış, Hatay'da yapılan seçimlerle önce 1938'de bağımsız bir Hatay Devleti kurulmuş, bu devlet 1939'da Türkiye ile birleşme kararı vermiştir. Gaziantep (Hassa) ve Adana (Dörtyol) illerinden alınan bazı toprakların da eklenmesiyle kurulan Hatay ili, 1940'ta 216.000 kadar nüfusa sahipti. Türk topraklarına katılmasından beri ülkemizin en hızlı gelişen ve kalabalıklaşan köşelerinden biri olmuştur. Tarımda koşullar büyük ölçüde değişmiş, özellikle Amik Ovası ve Asi Vadisi, Türkiye'nin en verimli tarım toprakları hâline getirilmiştir. Pamuk, tahıl, başta turunçgiller olmak üzere meyve ve turfanda sebze tarımı; hayvancılık ve ormancılık yapılır. Endüstri gelişmiştir. Birçok küçük sanayi kuruluşu dışında İskenderun banliyösünde kurulan demir-çelik tesisleri Türkiye'nin en büyük endüstri kuruluşlarından biridir. Krom, demir ve bakır cevheri üretimi yapılmaktadır. Yine, Batman-Siirt petrol bölgesini Akdeniz'e bağlayan petrol boru hattı, kıyıya bu ilde ulaşır. Bu ekonomik gelişme, ulaştırma ağının yoğunlaşması ve iyileşmesiyle paralel gitmiştir. Kalite bakımından Türkiye'nin en iyi karayollarına sahiptir. Toprakkale'de ana şoselerden ayrılan karayolu, İskenderun ve Belen Geçidi üzerinden Amik Ovası'na iner, ovayı her yanından çevirerek bir yandan Antakya'ya, öte yandan da Kırıkhan üzerinden Kahramanmaraş, Kilis ve Gaziantep'e bağlanır. Bu yollar aynı zamanda Yayladağ ve Reyhanlı-Cilvegözü sınır kapılarından Suriye topraklarına geçer. Ilık kışları, plaj ve dağ istasyonları, özellikle çok eski bir kent olan Antakya'daki tarihsel kalıntılar ve mozaikleriyle ünlü müzesi ile turizm bakımından canlı bir bölgedir. İl merkezi Antakya (eski adı Antiochia) Asi Irmağı'nın sol kıyısında, Habib Neccar Dağı eteklerinde kurulmuştur. Son yıllarda hızla gelişen kent, ırmağın sağ kıyısında da yayılmaya başlamıştır (kentin modern mahalleleri buradadır). İ. Ö. 4. yüzyıla kadar inen bir geçmişe sahiptir. Roma İmparatorluğu döneminde ilkçağların en büyük bilim ve ticaret merkezlerinden biriydi. Osmanlı İmparatorluğu yönetimine 1515'te geçmiştir.

Antakya


Hatay ilinin merkezi olan tarihsel kent.
Nüfusu 311.746 (1997). Asi Irmağı'nın sol kıyısında, Akdeniz'e 25 km. uzaklıktadır. Günümüzde modern bir görünümü olan kent, İ.Ö. 4. yüzyıla kadar giden tarihî bir geçmişe sahiptir. Sırasıyla Hitit, Mısır, Yunan, Roma, Arap ve Türk egemenliğinde kalan Antakya, 1535'te Osmanlıların eline geçti. I. Dünya Savaşı'ndan sonra 1938'e kadar Fransızların yönetiminde önce özerk, daha sonra bağımsız bir devlet oldu. 1938'deki halkoylamasıyla Türkiye'ye katılarak Hatay ili adını aldı. Kentin zengin bir arkeoloji müzesi vardır.

İskenderun


Hatay iline bağlı ilçe ve bu ilçenin merkezi olan kent. Amanos Dağları'nın batı eteğinde, kendi adını taşıyan körfez kıyısında kurulmuştur. İskenderun Limanı, önemli bir ulaştırma ve endüstri merkezidir. Toprakkale'de ayrılan demiryolu İskenderun'a bağlandığı gibi, yine aynı yerden, Adana-Kahramanmaraş şosesinden ayrılan bir şose İskenderun'a ulaşır, Belen Geçidi ile Amanoslar'ı aşarak Amik Ovası'na iner. Burada, bir yandan Antakya, öte yandan da Kırıkhan-Reyhanlı üzerinden iki yerde Suriye sınırına (Yayladağı ve Cilvegözü kapıları), diğer iki şoseyle Kahramanmaraş ve Gaziantep'e bağlanır. Yine Batman bölgesinden gelen bir petrol boru hattı 20 km. kadar kuzeyinde Yakacık'ta denize ulaşır. Limanın hemen kuzeyinde Sarıseki'de Türkiye'nin en büyük endüstri kuruluşlarından biri olan demir-çelik fabrikaları yer alır. İskenderun, Güneydoğu Anadolu'nun Akdeniz'de başlıca ihraç iskelesidir. Büyük İskender tarafından kurulmuş olan tarihî kent, bugünkü İskenderun'un yakınında yer alıyordu ve buraya Küçük İskenderiye anlamına gelen Alexandretta deniliyordu. İlçenin yüzölçümü 956 km2, nüfusu 278.321, giderek gelişip kalabalıklaşan İskenderun liman kentinin nüfusu 166.288 (1997).

Reyhanlı


Hatay iline bağlı ilçe ve bu ilçenin merkezi olan kent. Amik Ovası'nın güneydoğu kenarında, Cilvegözü sınır kapısı (Suriye) yakınında yer alır. Başta pamuk olmak üzere, çeşitli tarım ürünleri yetiştiren bir yörenin tarım pazarıdır. Yakınında turizm bakımından dikkati çeken küçük Yenişehir Gölü bulunur. Yüzölçümü 592 km2, ilçe nüfusu 66.165, merkez nüfusu 44.165 (1997).

Samandağ


Hatay iline bağlı ilçe ve bu ilçenin merkezi olan kent. İl merkezi Antakya'nın güneybatısında, Akdeniz kıyısı yakınındadır. Önemli bir tarım ürünleri pazarıdır. Seracılık çok gelişmiştir. Yüzölçümü 382 km2, ilçe nüfusu 98.288, merkez nüfusu 33.519 (1997).

Samandağ, Antakya şehir merkezine 25 km uzaklıkta, Türkiye’nin Suriye sınırı yakınlarında ve Asi nehrinin Akdeniz’e döküldüğü yerde Hatay iline bağlı bir ilçedir. Samandağ, Samanda, Yukarı Alevışık, Levşiye ve Süveydiye olarak da bilinmesine rağmen 1948 yılında resmi olarak Samandağ olarak isimlendirilmiştir. Samandağ, Antakya sehir merkezine yakın 45000 nüfuslu küçük bir ilçedir. Bölge ekonomisinde balıkçılık ve ziraat özellikle narinciye çok önemli yer tutmaktadir. Hz. Hızır türbesi çevresinde 14 km uzunluğunda muhteşem doğa harikası bir kumsal mevcuttur ve denizin zaman zaman dalgalı olmasına rağmen Antakya ve diğer bölgelerden sürekli ziyaretçiler gelmektedir. Bunun yanında nesli kritik olarak yok olma noktasında olan Caretta caretta ve Chelonia mydas türü deniz kaplumbağalarının önemli bir yuvalama kumsalıdır. Türkçenin yanı sıra toplumun büyük çoğunluğu Arapça konuşabilmektedir. Türkiye’nin tek ermeni köyü olan Vakıflı köyünde ve ilçe merkezinde Arap Hiristiyan topluluklari da bulunmaktadır.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 06:41
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
30 Kasım 2008       Mesaj #5
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi

HATAY


Yüzölçümü: 5.403 km²
Nüfus: 1.109.754 (1990)
İlçe sayısı: Hatay (merkez), Altınözü, Belen, Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Samandağı, Yayladağı. ​
Hatay ili Akdeniz Bölgesi'nin en doğusunda bulunan bir ildir. Türkiye'nin Suriye ile sınırının bir bölümünü oluşturmaktadır. Ülkedeki en gelişmiş şehirlerden birisi olan hatay şehri eskiçağlardan beri yaşam alanı olan bir şehirdir. Taş Devri'nden kalan kalıntılarda bunu göstermektedir. Hatay iline gezi amaçlı gelecek olan turistler için geilecek yerler Çatalhöyük, Harbiye, İssos, Antakya Surları, Taraanus Sukemeri, Cin Kulesi, Kızlar Sarayı, Heronion, Pieria Kenti ve Hatay Arkeoloji Müzesi sayılabilir.

Uygarlıklar beşiği olan Hatay, Batı ile Doğu Kültürünün kesiştiği, toplumların kültür alışverişinde bulunduğu bir coğrafyada yer almaktadır. Coğrafi konumu itibariyle önemli bir ticaret ve transit merkezi olan Hatay, geçmişte ve günümüzde, bir çok dinden ve inançtan insanın bir arada yaşadığı bir kültür merkezi konumundadır.

COĞRAFİ DURUM
Akdeniz Bölgesinde yer alan Hatay İlinin yüzölçümü 5403 km2dir ve il arazisi 350 52’ ile 370 04’ kuzey enlemleri, 350 40’ ile 360 35’ doğu boylamları arasında yer alır. Hatay ili doğusunda ve güneyinde Suriye, kuzeydoğusunda Gaziantep, kuzey ve kuzey batısında Osmaniye ve Adana, batısında ise Akdeniz ile çevrilmiştir.

BAŞLICA AKARSULAR

Hatay İli Asi Nehri, Karasu ve Afrin Çayı olmak üzere belli başlı 3 önemli akarsuya sahiptir. Asi Nehri Lübnan’dan doğar, Suriye’yi geçtikten sonra bir süre Türkiye-Suriye sınırını oluşturur. daha sonra bir yön değiştirerek Türkiye’ye girer. Antakya'dan geçtikten sonra Samandağ' da delta yaparak Akdeniz' e dökülür. Nehrin toplam uzunluğu 380 km, il sınırı içerisindeki uzunluğu 94 km. civarındadır. Karasu, Kahramanmaraş İli’nden doğar ve Afrin Çayı ile bugün kurutulmuş olan Amik Gölü yatağında birleşir ve bir kanalla Asi Nehri' ne dökülür. Karasu nehrinin uzunluğu 116 km.’dir. ​ Afrin Çayı, Gaziantep’ten doğar Karasu ile eski Amik Gölü yatağında birleşir. 160 km. uzunluğundadır. Asi Nehri'nden Bir Görünüm İKLİM Akdeniz iklim kuşağında bulunan Hatay ilinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Antakya Merkez, Dörtyol, İskenderun, Samandağ ilçelerinde kışlar ılık ve bol yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer. Yayladağı' nda ve iç kesimlerde iklim kıyı bölgelerine oranla daha serttir. Ortalama yıllık sıcaklık 16-21 0C. arasındadır. Ortalama yıllık yağış miktarı 570-1160 mm. arasında değişmektedir. ​

TARİHİ YERLER İLE KÜLTÜR VE TABİAT ZENGİNLİĞİ BULUNAN MEKANLAR
Ad:  hatay.jpg
Gösterim: 750
Boyut:  32.5 KB
Antakya Kalesi ve Surları:
M.Ö. 300 yıllarında İskender’in generallerinden Seleucos I. Nikator tarafından kurulan Antakya Kalesi dünyanın önemli yapıları arasında yer alır. Sırasıyla Seleucoslar, Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından kullanılarak zamanımıza kadar gelebilmiştir. Sayısız depremler ve savaşlar sonucunda çok harap olmuştur. Bugün ayakta kalan duvarların büyük bir kısmı M.S. 6 yy’da Bizans İmparatoru Justinianus tarafından yapılmıştır.

Kale duvarları ;
Asi Nehri'nin kenarından başlayarak Silpius Dağları arasında dolanıp, Küçükdalyan’da tekrar nehre kavuşmaktaydı. Şimdi ancak Silpius Dağı üzerindeki kısımlar bulunmaktadır.

Ad:  Antakya St.Pierre Kilisesi.jpg
Gösterim: 689
Boyut:  21.9 KB
St.Pierre Kilisesi:
Antakya-Reyhanlı yolu üzerinde kente 2 Km uzaklıkta Habib Neccar Dağ'ı yakınındadır. Doğal bir mağara olup, eklemelerle Kiliseye dönüştürülmüştür. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St.Pierre (Aziz Petros) Antakya’ya M.S. 29-40 tarihleri arasında gelmiş ve Hristiyanlığı yaymaya çalışmış. İlk dini toplantının yapıldığı bu kilisede cemaat ilk kez Hristiyan adını almış. Hristiyanlığın ilk kilisesi olarak bilinir. Bu yüzden St.Pierre Kilisesi Bu mağara M.S. XII-XIII. yy.’larda Haçlılar tarafından ön cephesine yapılan ilave inşaat ile gotik tarzda bir kilise şekline çevrilmiş mağaranın tabanında tahrip olmuş bir şekilde M.S. 4 ve 5. Yüzyıllara ait mozaik kalıntısı vardır. Ayrıca bir altar, niş içinde mermer küçük St.Pierre’nin heykeli, kutsal sayılan su, saldırı esnasında cemaatın gizlice kaçmasına yarayan tünel bulunmaktadır. Kilise, 1963 yılında Papa VI. Paul tarafından Hristiyanlar için Hac yeri ilan edilmiştir. Her yıl 29 Haziran'da Katolik Kilisesince burada bir ayin düzenlenmektedir.

Haron (Charonion) Kabartması ; St. Pierre Kilisesinin 200 m. kuzeyinde bulunan kabartmalar, kayalara oyulmuş dev bir büstle dikkat çeker. Büst başında örtü bulunan tamamlanmayan bir kadın portresini andırmaktadır. Kabartmalar I. Yüzyılda Antiochus zamanında bir veba salgını sırasında yapılmıştır.

Demirkapı : St Pierre Kilisesi yakınından geçen Hacıkürüş Deresinden akan şiddetli selleri kontrol altına alabilmek için Habib Neccar Dağı ile Haçdağı’nı birbirinden ayıran derin ve dar vadi üzerinde yüksek ve sağlam bir duvar yapılmıştır. Şehir kapılarından biri de (Demirkapı) aynı zamanda sur görevi yapan bu duvar üzerindedir. St. Pierre Kilisesi yanından Demirkapı’ya gidilebilmektedir.

Ortodoks Kilisesi (Aziz Piyer ve Aziz Paul Kilisesi) : Antakya’da Hürriyet Caddesi'nde bulunan Kilisenin yapımına 1860’lı yıllarda başlanmış, ancak 1872 depreminde büyük hasar görmüş, tekrar başlayan yapım çalışmaları 1900 yılında tamamlanmıştır.

CAMİLER
Ad:  HABİB NECCAR CAMİ.jpg
Gösterim: 495
Boyut:  31.4 KB
HABİB NECCAR CAMİ:
Kurtuluş Caddesi ile Kemalpaşa Caddesi kavşağında bulunan camii, Hz. İsa’nın havarilarine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalı’nın adını taşımaktadır. Caminin Kuzeydoğu köşesinde 4 metre derinde Habib Neccar türbesi vardır. Bu günkü cami Osmanlı dönemi eseridir. Etrafı medrese odaları ile çevrili cami avlusundaki şadırvan 19. yüzyıl eseridir.

ULUCAMİ: Köprü yakınında bulunan ve yapıldığı dönem itibariyle Antakya’nın en eski camisi olan Ulu Cami’nin Memlük dönemi eseri olduğu sanılmaktadır. Kitabesinde Hicri 1117 tarihi bulunmaktadır. Kitabesinden caminin ve minaresinin çeşitli dönemlerde tamir edildiği anlaşılmaktadır.

ŞEYH AHMET KUSEYRİ CAMİİ VE TÜRBESİ :
Antakya-Yayladağı güzergahında, Antakya’ya 25 km. uzaklıkta bulunan Şenköy’dedir. Osmanlı döneminde yaşamış bir veli olan Şeyh Ahmet Kuseyri’nin türbesi ve aynı avluda bulunan cami 16. yüzyıl eseridir.

SOKULLU MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ
Ad:  SOKULLU MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ.jpg
Gösterim: 507
Boyut:  26.7 KB
:
Payas’tadır. Külliyenin tamamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a 1574 yılında yaptırılmıştır. Külliyede bulunan bölümler : Mutfak, Külliyeye ait iki çeşme, Kervansaray, Bedesten, Hamam, Sıbyan Mektebi. Ayrıca külliye dışında köprü, Cin Kulesi gibi yapılar ve Kubbe Dede Türbesi vardır.

KANUNİ SÜLEYMAN HANI : Belen’dedir. 1549 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Günümüze camii ve hamam faaldir. Han'ın ise kalıntıları kalmış, kısmen restore edilmiştir.

SU KANALLARI : Seleukos ve Roma dönemlerinde Harbiye çağlayanlarından Antakya’ya su getirmek için yapılan 10 km. uzunluğundaki kanalların ve köprülerin kalıntılarını bugün de görmek mümkündür. Bunların en belirgin bölümleri Harbiye-Antakya arasındaki kalıntılar ile Antakya’da Devlet Hastanesi yakınlarında bulunan “Memekli Köprü”dür.

ÇEŞMELER : Antakya içinde yer yer bazı binaların bitişiğinde ya da duvarlarına yapışık olarak yapılmış eski taş çeşmelere rastlanır. Bunlardan bir kısmı 19. yüzyıldan kalmıştır. Büyük bir kısmı ise 20. yüzyıl başlarında yapılmıştır ve “Zugaybe Çeşmesi” adıyla anılırlar. Suyu 1. Dünya Savaşı yıllarında Dursunlu Köyü yakınlarından imece usulü ile getirilen bu çeşmeler şahıslar tarafından yaptırılmıştır.

HANLAR VE HAMAMLAR : Antakya içinde en eski ve sayıca çok olan yapılar hanlar ve hamamlardır. Bunların hemen hepsi Vakıf eserleridir. Cindi Hamamı (Memluk dönemi), Saka Hamamı, Meydan Hamamı, Yeni Hamam (Osmanlı dönemi) halen çalışan tarihi hamamlar ve Kurşunlu Han, Sokullu Hanı (Saka hamamı yanındadır ve 18. yüzyıldan itibaren Sabunhane olarak kullanılmıştır.) dönemlerinin nadide birer eseri olan hanlardır. Sokullu Bedesteni de kısmen ayaktadır (Ulucami yanında)
Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 06:58
volture - avatarı
volture
VIP "Ipıslak Balık"
1 Ocak 2010       Mesaj #6
volture - avatarı
VIP "Ipıslak Balık"

HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİ


Hatay’da ilk bilimsel kazı çalışmaları 1932 yılında başlamıştır. Çalışmaların ilk yıllarında çeşitli ve kıymeti büyük olan tarihi eserlere rastlanması bir müze kurulması fikrini doğurmuştur. O yıllarda Fransız idaresinde bulunan Hatay’da M.Mişel Booşer tarafından hazırlanan bir proje ile çıkan eserlere göre bir müze hazırlanmıştır. 1939 yılında tamamlanan müzede 3 ayrı bilim heyetinin yaptığı hafriyatlar sonucunda çıkan eserler toplanmıştır. Bunlar ; 1- Chicago Oriental Institute 1933-1938 yılları arasında Amik Ovası'nda Cüdeyde,Dehep, Çatalhöyük ve Tainat’ta çalışmıştır. 2- British Museum adına Sir Leonard Wolley 1936’da Samandağ El Mina mevkiinde 1937’den 1948 senesine kadar aralıklarla Atçana höyüğünde hafriyat yapmışlardır. 3- Princeton Üniversitesi de Antakya civarında araştırma kazıları yapmışlardır. Müzenin esas zenginliği temin eden mozaikleri çıkaran bu heyettir. Müze 23 Temmuz 1948’de Hatay’ın kurtuluş bayramında ziyarete açılmıştır. 1974 yılında Müzeye yeni salonlar eklenmiştir. Müze yöredeki kazılardan elde edilen çeşitli tarihi eserlerin yanında Dünyanın 2. Büyük Mozaik Müzesidir. Müzede ; 18.100 parça Arkeolojik eser, 1.050 etnografik eser, 13.820 sikke, 1.347 mühür olmak üzere toplam 34.317 eser bulunmaktadır. Müzedeki Mozaikler 2. ve 5.yy'lar arası Roma ve Bizans dönemlerini kapsayıp, mitolojik olaylar ve kişiler sembolize edilmektedir.

Ad:  Antakya Lahiti.jpg
Gösterim: 539
Boyut:  22.8 KB
Antakya Lahiti :
Antakya Lahiti, arkeoloji literatüründe “Sidemara Tipi” olarak adlandırılan lahit grubuna girer. “Sidemara”, Konya Ereğlisi sınırlarındaki Ambararası Köyü’nün antik dönemdeki adıdır. İlk kez buradan çıkarılan bir lahit, bu gruba adını vermiştir. Lahidin yapıldığı mermerin Afyon yöresinden Synnada (Şuhut) ve Dokimeion (İscehisar) mermer yataklarından çıkarılmış olduğu saptanmıştır. Bu nedenle lahidin Afyon yöresindeki mermer atölyelerinden birinde yapıldığı düşünülmektedir. Sidemara Tipi lahitler, Roma Dönemi’nde moda olmuş, Anadolu’nun birçok yöresinde kullanılmıştır. Bu tip lahit örnekleri İstanbul, Konya ve Ankara Müzelerinde bulunmaktadır. Sanduka ve kapaktan oluşan lahit, Antakya Merkez, Harbiye Caddesi, Kışlasaray Mahallesi, 487 parseldeki sit sahası içinde bir temel hafriyatı sırasında bulunmuştur. Sandukanın uzunluğu 247 cm., genişliği 122 cm., yüksekliği 120 cm.’dir. Lahit içinde Alpin ırkından olduğu anlaşılan biri erkek, ikisi kadın olmak üzere 3 erişkin iskeleti ile bazı küçük buluntular ele geçirilmiştir. Atölyelerde heykeltraşlar lahitleri kendi istekleri doğrultusunda ve belli şablonlar kullanarak mitolojik motiflerle süslemişlerdir. Sanduka iki dar, iki geniş cephesi ile kapak, heykeltraşlık eserleri ile bezenmiştir. Lahitteki tüm figürlerin arka formunu oluşturan ve kompozisyonun simetrisini sağlayan aedicula’lar, mimari süslemeler, burmalı sütunlar bu tür lahitlerin tarihlendirilmesinde önemli bir ipucu verir. Lahit, stil özellikleri ve lahit içerisindeki sikkeler yoluyla İ.S. III. yüzyılın ortalarına tarihlendirilmiştir.

Barlaam Manastırı :Yayladağı ilçesi Keldağ üzerindedir. Keldağ hem Seleukos döneminde, hem de Roma döneminde kutsal yerlerden biriydi. O dönemlerde burada bir Dorik tapınak vardı. (M.Ö. 3. yüzyıl). M. S. 4. yüzyılda St. Barlaam buraya gelerek Zeus Heykelini yıkmış ve bir keşişler topluluğu oluşturmuştur. 6. Yüzyıl başlarında Manastırın güneydoğu köşesinde bir kilise yapılmış, 526 depreminde bu kilise yıkılmıştır. 960-1050 arasında yeniden yapılan Manastır 1268 yılına kadar faaliyetini sürdürmüş, daha sonra terk edilmiştir.

Ad:  St. Simeon Stilit Manastırı.jpg
Gösterim: 442
Boyut:  18.7 KB
St. Simeon Stilit Manastırı :
Milattan sonra 6. yüzyılda yapılan bu Manastır Antakya’lı St. Simeon’un bir sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer olarak ün yapmıştır. Antakya-Samandağ yolu ile Asi Irmağı üzerinde bulunan manastır kalıntılarına, Değirmenbaşı Beldesi'nden ayrılan bir yoldan gidilir. Yol Manastır kalıntılarına kadar ulaşır. Bu kalıntılar, Aknehir Beldesi sınırları içinde 479 m. yüksekliğindeki bir tepe üzerindedir. St. Simeon Manastırı, kısmen sağlam oyulmuş kayalardan dik açılı duvarlarla kuşatılmıştır. Manastırın sekizgen merkezi etrafında 3 kilise ile bazı yapılar ve St. Simeon sütunu bulunmaktadır. 3 giriş kapısı vardır. Doğu batı ekseni bir haç şeklindedir. St. Simeon Stilite ömrünün 45 yılını bir sütunun tepesinde yaptırdığı örtülü ve korunaklı bölümde geçirmiş ve bu süre Guinnes Rekorlar Kitabı'nda yer almıştır.

Ad:  Kızlar Sarayı.jpg
Gösterim: 565
Boyut:  24.3 KB
Kızlar Sarayı (Kasr El Banet)
Reyhanlı-Halep asfaltı üzerinde (tampon bölgede) bulunmaktadır. Bu sarayın bölgeyi kontrol altında tutan bir merkez olduğu ve Bizans devrine ait olduğu sanılmaktadır. Saray girişine iki taraflı kesme iri blok taşlardan oluşan bir geçitten girilmektedir. Giriş kısmı yıkılmıştır. Orta kısmında yüksek kare planlı bir kule bulunmaktadır. Kule yıkılmaya yüz tutmuştur. Kulenin kuzey tarafında çeşitli oda kalıntılarına rastlanılmıştır. Bu odalarının sarayı koruyan askerler tarafından kullanıldığı düşünülmektedir. Kulenin doğu tarafında nişler içerisine yerleştirilmiş 8 adet sonradan tahrip edilmiş mezar kısımları ile su deposu alanı mevcuttur. Bu kısmın örtü sisteminin düz dam olduğu taşlar üzerindeki ahşap atıl deliklerinden anlaşılmaktadır. Kulenin güney tarafında kilise kalıntısına rastlanmıştır. Kızlar Sarayının bütününde malzeme olarak kesme büyük blok taşlar kullanılmıştır. Ayrıca mezarlık kapısı girişinde bir Latin haçı ile rozet motifi yer almaktadır. Kilisenin güney cephesindeki kapı üzerinde alçak kabartma halinde akanthos yaprağı motifi vardır.

Harbiye (Daphne) Tarihçesi Hatay’ın çağlayanlar bölgesi olan Harbiye, 6 km.’lik bir yolla Antakya’ya bağlanır. Şelaleleri ile çok serin olduğundan yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği bir mesire yeridir. Platonun güneyinden fışkıran kaynaklar, çeşitli şelaleleri meydana getirdikten sonra Asi Nehrine karışırlar. Bu şelalelerin Antik çağdaki isimleri Kastalia, Pallas ve Saramanna’dır. Harbiye’de yapılan arkeolojik araştırmalardan anlaşılacağı üzere, kazı neticesinde elde edilen buluntulardan M.Ö. 4500-3000 tarihinden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. Hellenistik ve Roma devrinde zengin halk kesimi, Antik çağda da bir mesire yeri olarak kullanılabilmesi için büyük malikaneler ve villalar yaptırmışlardır. Makedonya Kralı büyük İskender’in generallerinden I. Seleucus Nikator Antakya’yı kurarken burayı da imar etmeyi ihmal etmemiştir. Asıl gelişme Helenistik devri krallarından Antiochus Epiphanos zamanında olmuştur. Bu devirde Apollon mabedi inşaa edilmiştir. Roma çağında ilk önce İmparator Pompeus imara başlamış daha sonra diğer imparatorlar tarafından hamamlar, büyük villalar inşaa edilmiştir. Antik çağda bütün Yakındoğu’da Apollo adına düzenlenen yarışlar ve oyunlarla ün kazanan bu yer 1268’de Memlukluların eline geçtikten sonra bir daha eski parlak dönemine erişememiştir.

Çevlik (Seleukeia Pieria)’nin tarihçesi : Antakya’nın 35 km batısında, Musa Dağı'nın güneyinde kurulmuş antik şehirdir. Bu bölgede ilk iskan M.Ö. 4500 yıllarına kadar iner. Bütün dünyaca bilinen tarihi Seleukoslarla başlar. Büyük İskender'in ölümünden sonra generalleri arasında paylaşılan ve burayı da içine alan topraklar generallerinden Seleucus’a kalır.

Çevlik'ten Bir Görünüm Seleukoslar merkezleri Babil olmasına rağmen buradan Akdeniz’e hükmetmek istiyorlardı. Bunun güçlüğünü anlayan İmparator önce burayı devletinin başkenti yapmayı düşündü. Ancak her an denizden saldırıya uğraması mümkün ve savunması güç olan bu şehri başkent yapmaktan vazgeçerek Antakya’ya yöneldi. Roma egemenliğine geçtiğinde de önemi daha da artmıştır. Daha sonra Bizans hakimiyetine geçmiştir. Bu dönemde liman eski önemini kaybetmiştir. Seleukeia Pieria şehri aşağı ve yukarı şehir olmak üzere iki kısımdan kurulmuştur. Yukarı şehir deniz seviyesinden 300 metredir. Burada büyük malikaneler, mabetler ve resmi binalar bulunmaktadır. Aşağı şehir liman ve çevresinde kurulmuştur. Aynı zamanda burada büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro bulunmaktadır. Şehrin ÇARŞI’ı ve EL-MİNA ismini taşıyan iki kapısı bulunmaktadır. Şehrin tamamı bir surla çevrilidir.

Titus Vespasianus Tüneli
Ad:  Titus Vespasianus Tüneli.jpg
Gösterim: 502
Boyut:  26.5 KB
Seleukeia Pieria antik kentininin aşağı şehir kısmında bulanan tünel İ.Ö. I. yüzyılda yapılmıştır. Samandağ en canlı günlerinde dağlardan inerek yaşamı tehdit eden sel ve taşkınlarla baş etmek durumundaydı. Nitekim akıntıların sürüklediği toprak limanı kullanılmaz duruma getirmişti. Bunun üzerine Roma imparatoru Vespasianus şehrin etrafını dolanacak, böylece akıntıların yönünü değiştirecek bir tünelin yapımını emretti. İnşaat İ.S. 69 da başladı, İ.S. 81 yılında halefi ve oğlu Titus tarafından bitirildi. Tümüyle dağ içine oyulan tünel 1380 m. uzunluğunda, 7 m. yüksekliğinde, 6 m. genişliğindedir. Tünelin her iki ucunda Vespasianus’a ait kitabe bulunmaktadır.

Beşikli Mağara:
Ad:  Beşikli Mağara.jpg
Gösterim: 590
Boyut:  27.4 KB

Titus tünelininin yakınındadır. Yolu tünelin girişinden ayrılır. Geniş alana yayılan mezarlık, kayalık yamaçlara oyularak yapılmıştır. Mezarlarda Romalılara ait 12 adet Kral mezarı bulunmuştur. Kral ailesine ait mezarların yanı sıra halka ait olanlarda vardır. Nekrepolun hemen yukarısında o dönemde resmi daire olarak kullanılan çalışma odalarının kalıntıları mevcuttur.

Dor Mabedi : Tümüyle beyaz mermerden yapılan mabedin kalıtları Kapısuyu Köyü’ne giden yolun 2. km.’sinde bulunur. Bir zamanlar Seleukeia kentinin merkezinde yer almış, kral mabedi olarak tüm şehri görecek şekilde inşaa edilmiştir. Tapınaktan geriye sütun parçaları, başlıklar mermer altlıklar, büyük temel taşları kalmıştır.

Aççana (Alalah) Hitit Saray Harebesi :
Antakya - Reyhanlı Karayolunun 22. Km.’sinde yolun sağında yer almaktadır. M.Ö. 19 ve 15. yüzyıllara ait iki saray kalıntısı mevcuttur. Aççana Höyüğü Antik (Alalah) şehrinin kalıntısıdır. İlk iskan M.Ö. 3400 yılında başlamıştır. Mısırlılar, Mitaniler, Mezopatomya devletleri ve Etiler gibi kavimlerinin de yerleşim alanı olarak kullandığı 17 yerleşme tabakası mevcuttur. 4. 7. tabakalarında büyük saraylar vardır. En eski saray 7. Tabakalarda Babil Kralı Hammurabi ile çağdaş Yamhat ve Hitit Prensi Yarım-Lim tarafından inşaa edilmiş olanıdır. Bu saray M.Ö. 18. Yüzyıla aittir. M.Ö. 15. yüzyıla ait 4. tabaka sarayı bu sarayın hemen bitişiğindedir. Kral Nigme- Pa’ya Aittir. Saraylar taş temeller üzerine kerpiçle inşaa edilmiş olup daireler bir iç avlunun etrafında sıralanan mekanlar dizini halindedir.

İssos Harabeleri : Erzin ilçesi sınırları içinde Adana yolu ile deniz arasında Seleukos döneminden Epiphania kentine ait olan ve “İssos Harabeleri” olarak bilinen su kemerlerinin kalıntılarıdır. Danaahmetli Köprüsü : Kırıkhan Ovasında, Karasu Nehri üzerinde 6 gözlü bir taş köprüdür. Köprünün 16. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.

Demirköprü: Antakya-Reyhanlı yolunun 20. Kilometresinde aynı adla anılan köyde, Asi Nehri üzerinde bulunan bu taş köprü yıkılan Antakya köprüsünün bir benzeridir. Ortaçağda bu köprü bölgenin en önemli geçitlerinden ve Antakya’nın savunmasında büyük rol oynayan yerlerden biriydi. Köprünün iki ucunda da kuleler ve kapılar vardı. Osmanlı döneminde burada derbent teşkilatı vardı ve geçiş ücretliydi. Kuleler 1837 yılında depremde yıkılmıştır. Köprü halen sağlamdır.
Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 07:24
Daisy-BT - avatarı
Daisy-BT
Ziyaretçi
11 Mayıs 2011       Mesaj #7
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

KALELER


Ad:  Koz Kalesi (Kürşat Kalesi).jpg
Gösterim: 437
Boyut:  19.4 KB
Koz Kalesi (Kürşat Kalesi) :
Aynı adla anılan köyün yakınındadır. Eski çağlarda kullanılan ve Altınözü tarafından gelip Harbiye’den geçerek Antakya’ya giren Kuseyr yolu üzerindedir. Bu kalenin Antakya’nın güney bölgesini emniyet altına almak amcıyla Antakya Prensliği döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Antakya Latin Patriğinin de ikamet ettiği yer olan kale, 1268 yılında Baybars tarafından kuşatma sonucunda teslim alındı. Bir tepeyi içine alacak şekilde yapılan kalenin sadece büyük blok taşlarla inşa edilmiş olan yarım daire şeklindeki iki burcu ayakta olup, diğer kısımları harap ve belirsiz durumdadır.

Ad:  hatay bakras kalesi.jpg
Gösterim: 565
Boyut:  20.6 KB
Bakras Kalesi :
Aynı adla anılan köyün hemen üst tarafındadır. Köyün yolu Antakya-İskenderun yolunun 27. Km.’sinden ayrılır. Yolun batısında, dağların arasında sarp bir tepe üzerine yapılmıştır. Strabon’un bu kaleden bahsettiğine bakılırsa, tarihi çok eski olmalıdır. Kale önceleri Belen geçidinin girişini, Antakya kurulduktan sonra ise Seleukos başkentini koruma gayesine hizmet etti. Haçlılar döneminde de, Antakya Prensliği’nin kuzeyde en önemli savunma noktasıydı. Birkaç defa el değiştirdikten sonra Templier Şövalyeleri’nin eline geçen kale 1268 yılında Baybars tarafından kuşatılarak zaptedildi. Birkaç katlı ve bir alay askeri barındıracak büyüklükte olan kale genel olarak harap olmaya yüz tutmuş olmakla birlikte, birçok mekanları sağlam durmaktadır.

Karamurt Hanı : Antakya-İskenderun yolunu Bakras’a bağlayan yolun ortasına rastlar. Osmanlı döneminde kullanılan anayol üzerindedir. Kanuni Sultan Süleyman Belen’le birlikte burada da bir han yaptırmıştı. Zamanla bu han harap oldu. 1704 yılında enişte Hasan Paşa aynı yerde büyük bir han yaptırdı, derbent teşkilatı kurdurdu. Hanın yaşaması için kendi adına bir de vakıf oluşturdu. Bu handan günümüze sadece birkaç duvar kalmıştır. Han yakınındaki tek gözlü köprü ise halen kullanılmaktadır.

Payas Kalesi Payas’ta Sokullu Külliyesi'nin batısındadır. Burada eskiden harap bir kale vardı. Sahilde inşa edilen Payas Limanı ile tersanenin güvenliği için 1567 yılında kale ve hendeği tamamen sökülerek yeniden yapıldı, yapımı 1571 yılında tamamlandı. Son yüzyıl içinde hapishane olarak kullanıldı.

Cin Kulesi Kale ile liman arasında, hemen aşağıdaki limanı korumak için 1577 yılında inşa edilmiştir. Eskiden “İskele Kalesi” adıyla anılan bu yapı 360 derecelik görüş alanına sahip bir karakol kulesidir.

Sarıseki Kalesi : İskenderun - Payas arasında eski anayol güzergahı üzerindedir. Hellenistik dönemde veya Haçlılar döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Harap haldeki kalenin Yavuz Sultan Selim döneminde yeniden yapımına başlandı, ancak Kanuni Sultan Süleyman döneminde tamamlanabildi. Kısmen ayakta olan kale halen askeri bölge içindedir.

Ad:  Şalan Kale.jpg
Gösterim: 1148
Boyut:  21.8 KB
Şalan Kale
: Nur (Amanos) Dağları üzerinden aşarak İskenderun Körfezi ile Kırıkhan Ovasını birbirine bağlayan eski dağ yolu üzerinde, Değirmendere yakınlarında sarp bir tepe üzerindedir. Harap halde ve sadece birkaç duvarı ayakta olan kalenin Haçlılar dönemine ait olduğu ve yolun güvenliği için yapıldığı sanılmaktadır. Kaalee Şuğlan, Çivlan, Şıvlan gibi adlarla da anılır.

Darbısak Kalesi ve Bayezid Bestami Makamı : Kırıkhan’ın kuzeyinde Alaybeyli Köyü’nün hemen önünde bir tepe üzerindedir. Bu kale Antakya Haçlı Prensliği döneminde yörenin önemli kalelerinden biri idi. Hem İskenderun Körfezinden gelen dağ yolunun doğu girişinin, hem de Belen geçidini kuzey girişinden güvenliğini sağlıyordu. 1268’de Baybars tarafından alındıktan sonra önemini yitiren Kale uzun süre terk edilmiş halde kalmış, 19. yüzyıl sonlarında burada Karamürselzade Mustafa Şevki Paşa tarafından İslam evliyalarından Bayezid Bestami adına bir cami ve ziyaret yeri yaptırılmıştır. Kalenin bazı bölümleri kısmen ayaktadır. Cami ve Bayezid Bestami’nin makamı her yıl binlerce ziyaretçi tarafından ziyaret edilir. ​

GELENEK VE GÖRENEKLER EVLENME GELENEĞİ


Evlenmelerde, toplumsal konum, geçim düzeyi ve etnik ayrılıklar belirleyici etkenler arasındadır. Antakya, İskenderun gibi merkezlerde bu anlayış büyük ölçüde değişmekle birlikte, öbür ilçeler ve kırsal kesimde etkisini sürdürmektedir. Genelde görücü yöntemi yaygındır. Görücü gidilen kızın yanında, ailesinin de özellikleri soruşturulur. Olumlu sonuç alınırsa, babası, birkaç kişi ile kızı istemeye “Dünürlüğe” gider. Bu “Söz Kesimi” anlamındadır, nişan-düğün tarihleri çeyiz, başlık kararlaştırılır. Başlık, Antakya’da “Hak”, Reyhanlı’da “Kan Parası”, Samandağ’da “Besleme Hakkı” diye adlandırılır. Nişan salonda değil ise kız evinde yapılır. Kadın-erkek eğlenilir. Kimi yerlerde ise mevlit okutulur. Düğün genellikle pazar ya da perşembe günü yapılır. Kentlerde nikah çağrısı, kasabalarda ise “Okuntu” gönderilir. İskenderun’da “Maşta” denen kadın, kapı kapı gezerek düğüne davet eder. Düğünden bir gece önce kına gecesi yapılır. Aynı gün gündüz gelin hamamı yapılır. Düğün günü kız evinde yüksek bir ağaca bayrak çekilir. Düğünler genellikle yemekli olur. Bir hafta öncesinden ekmek açılır, etli yemekler ağır basar, konuklara yörede “Tini” denen incir rakısı sunulur. Kına gecesi, kız evine getirilen çeyiz, kız evininkiyle birlikte oğlan evine gönderilir. Gelin odasında sergilenir. Ertesi gün düğün alayı gelin almaya gelir. İkindiye doğru, gelin arabaya bindirilir. Anası ve kız kardeşi de yanında oturur. Alay, gelin arabasının arkasından gelir. Gelinin kapısına eve bağlı olsun diye bir topak hamur yapıştırılır. Ertesi gün, İskenderun ve Yayladağı'nda “Süpha Günü” diye adlandırılır. Kadınlar çeşitli armağanlarla gelin görmeye gider. Birkaç gün sonra kız evine gidilir, akrabalar yemeğe çağrılır.

DOĞUM VE ÇOCUKLA İLGİLİ GELENEKLER
Yakın yıllara değin, bağ, bahçe ve tarla tarımı Hatay’ın başlıca geçim kaynağıydı. Çocuk ailenin işgücünü oluşturuyordu. Geçmişte 6’dan az çocuğu olanların kınandığına rastlanmıştır. Erkek çocuğa daha çok önem verilir. Çocuğu olmayanlar yatıra gider, mum diker ve adak adar. Doğumda çocuğun göbeğini kimi yerlerde gelinin kaynanası ya da eltisi keser. Çocuk doğar doğmaz yıkanır, terlememesi, ter kokmaması için tuzlanır. Çocuğun yaşaması dileğiyle, erkek çocukların saçları kesilir, tepede bir tutam bırakılır. Uzadıkça çevresi kesilir. Bu yedi yaşına kadar sürer sonra adağın yapıldığı yatıra gidilir, saç törenle kesilir. Yörede, diş hediği geleneği yaygındır. Bir kalbura Kur’an, ayna, makas, kitap ve altın konur. Çocuk da bunların üstüne oturtulur. Cuma selası verilirken, kaynatılan hedik, çocuğun başından dökülür. Dişleri sağlam olsun diye, sağlam dişli birinin ağzına aldığı hedik ipliğe dizilir, çocuğun omuzuna iğnelenir.

YÖRESEL EL SANATLARI
Sanayileşme ve Kentleşmeyle birlikte Hatay'da dokumacılık ve İşlemeciliğe dayalı el sanatları yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Günümüzde küçük çapta sürdürülen el sanatları ipek dokumacılığı, ağaç oymacılığı, hasır örmeciliği, taş işlemeciliği ve defne yağı kullanılarak yapılan defne (gar) sabunu yapımıdır. İpek dokumacılığı Samandağ ve Harbiye yöresinde aile işletmelerinde sürdürülmekte olup, büyük ilgi çekmektedir. Harbiye'de eski uygarlıklara ait tarihi eserlerin taklitleri taş üzerine işlenerek üretilmekte ve pazarlanmaktadır. Altınözü'nün Paslıkaya ve Antakya'nın Sofular Köyünde üretilen sap ve hasır örme işleri turistler tarafından çok ilgi çekmektedir. Özellikle hasır tabak ve tepsiler Hatay'ın simgesi haline gelmiştir. Ağaç işlemeciliği ildeki köklü zanaatlardandır. Mobilyacılığa bağlı olarak gelişmiştir.

HALK MÜZİĞİ VE HALK OYUNLARI
Hatay Türküleri : Çukurova bozlaklarının etkilerini taşıyan Hatay türküleri genel olarak Gâvur Dağı yöresi özelliklerini yansıtır. Yörede söylenen uzun havalar ya Gâvur Dağı ve Barak ağzı uzun havaları, ya da bunların etkilerini taşıyan özgün ezgilerdir. Yaygın olarak söylenen uzun havalar genel olarak Hüseyni makamı ile bu makama akraba makamlardır. Halk müziği yönünden Antakya türkülerinin diğer ilçelerden farklı bir yapısı vardır. Türk Sanat Müziği karakteri taşıyan ve bu müziğin makam sisteminden büyük ölçüde etkilenen Antakya türküleri özellikle kupleler arasındaki uzun, birkaç ölçü devam eden “aaah” ya da “amaan” gibi sözcüklerle dikkati çeker (Örnek: Altın Tasta Gül Kuruttum). Antakya’da eskiden bahar aylarında halk doğaya açılır (sahraya çıkar), yeşillik, ağaçlık yerlerde salıncaklar kurarak eğlenir, türküler söylenirdi. Bu sırada salıncakların salınımına uygun olarak (2/4’lük, 4/4’lük ritimde) söylenen türkülere “sallangaç türküleri” adı verilirdi. Ayrıca düğünlerde, kadınlar dışarıda oynamadıkları için kapalı yerlerde kendi aralarında eğlenir, oynarlardı. Bu eğlence sırasında darbuka veya bakır leğen çalarak çoğunluğu doğaçlama olan oyun türküleri söylerler, türkülerden sonra “ha ha” lar söyleyip bunun ardından zılgıt çekerlerdi.
Türkülerin Adları :
  • Gül Kuruttum
  • İki geyik bir derede
  • Hanım arabaya binmiş
  • Derelerde biter haşiş
  • Tütüncüden tütün aldım
  • Yüksek minarede
  • Aman aman Bağdatlı
  • Ninam
  • Gemi gelir aka aka
  • Elmas dolu çekmece
  • Hekim başı
  • Samancılar saman çeker
  • Lofçanın altında kuyu
  • Altın tasta gül kuruttum
  • Pınara vurdum kazmayı
  • Berber
  • Meryem
  • Cemal
  • Kına havası
  • Atladım indim eşiği
  • Yaprak gazellendi
  • Bağdadın hamamları
  • Hasan dağı
  • Eli elime değdi
Hatay Halk Oyunları : Hatay’da oynanan oyunlar halay grubuna girer. Yöremizde davul, zurna, def, zil, argun ve dümbelek ile çalınıp oynanan bu oyunlarda daha çok karakter olarak aşk, sevinç, taklit ve ağıt (dertlenme) konuları işlenir. Hatay oyunları Adana, Gaziantep yöreleri ile benzerlik gösterir. Ayrıca yörede çerkez oyunları {Çeçen, Aspura, Kafe, Rig (Viğ) gibi} da oynanmaktadır.
İlimizde halen oynanmakta olan başlıca halk oyunları şunlardır :
  • Halebi
  • Deliarap
  • Kaba
  • Kırıkhan
  • Küllük
  • Hizmeli
  • Koyser
  • Zennube
  • Garibin ayağı
  • Arci
  • Şerci
  • Yağlık kenarı
  • Rişko
  • Eli elime değdi
  • Havuş
  • Bağdat’ın hamamları
HATAY'IN ANAVATANA KATILIŞI VE SONRASI
23 Haziran 1939 günü Türkiye ile, sembolik te olsa Milletler Cemiyeti yasasına göre mandaterlik sıfatı devam etmekte olan Fransa arasında, Fransa’nın bölge üzerindeki yetkilerinin Türkiye’ye devrini sağlayan “TÜRKİYE İLE SURİYE ARASINDA TOPRAK MESELESİNİN KESİNLİKLE ÇÖZÜMÜNE İLİŞKİN ANLAŞMA” imzalandı. Hiç bir gizli maddesi olmayan ve geleceğe yönelik hiç bir hüküm içermeyen bu anlaşmaya göre Fransa, işgalle ele geçirdiği ve Milletler Cemiyeti kararıyla mandater tayin edildiği bölge üzerinde kendisine tanınmış olan tüm hak ve yetkileri hukuki yoldan ve kayıtsız şartsız Türkiye’ye devrediyor, Türk hükümeti Fransız uyruklulara ait olan Suriye ve Lübnan Bankası, Reji idaresi, Elektrik Şirketi, İskenderun Liman Şirketi, telefon şebekesi gibi kuruluşları, bedelini nakten ödeyerek satın aldı. Bundan sonra Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının önünde hiç bir engel kalmamıştı. Anlaşmanın imzalandığı haberi Hatay’a ulaşınca resmi dairelerden Hatay Devleti bayrakları indirildi, yerine Türk Bayrakları çekildi. Şehir Türk Bayrakları ile süslendi. 28 Haziran 1939 günü Hatay Hükümetinin bakanlıkları lağvedildi. Bakanların görevi sona erdi. Türkiye Başkonsolosluğu da faaliyetine son verdi. Bütün yetkiler Cevat Açıkalın’da toplandı. Hatay Devleti’nin sona ermesi ve Türkiye’ye Katılış : Bu gelişmelerden sonra Hatay Millet Meclisi başkanlığı Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdı. 29 Haziran 1939 günü günü saat 16:00’da toplanan Mecliste “Türk camiasının ayrılmaz bir parçası olan Hatay’ın anavatana kavuştuğunu bir kararla tespitini” isteyen 39 imzalı önerge üzerinde konuşmalar yapıldı. Sonuçta, önerge ve Abdulgani Türkmen’in “Hatay Millet Meclisinin dağılmasına” dair teklifi oybirliği ve alkışlarla kabul edildi. Böylece Hatay Devleti kendi arzu ve iradesiyle kendi varlığına son vererek Türkiye’ye katılmış oluyordu. Devlet Reisi Tayfur Sökmen ve Başvekil Dr.Abdurrahman Melek 2 Temmuz 1939 günü Hatay’dan ayrıldılar. Bundan sonra, imzalanan anlaşma esaslarına göre, Antakya Kışlası’nda sembolik olarak bulunan Fransız birlikleri Hatay’dan taşınmaya başladı. Taşınma işlemi 23 Temmuz 1939’a kadar tamamlanacaktı. Hatay anlaşmasında Hatay Devleti uyruklu olanlara Türkiye veya Suriye uyruklarından birini seçmeleri için süre tanındığından, Suriye uyruğunu geçenler göç ettiler. Bu arada Suriye ve Türkiye temsilcilerinden oluşan ortak sınır komisyonu bugünkü sınırı belirledi. 7 Temmuz 1939 tarih ve 3711 sayılı Kanunla Hatay Vilayeti kuruldu ve Seyhan’dan Dörtyol kazası, G.Antep’ten Islahiye’ye bağlı Hassa nahiyesi (kaza olarak) alınarak Hatay’a bağlandı. [​IMG] Emniyet Genel Müdürü iken Hatay Valiliğine atanan Şükrü Sökmensüer 18 Temmuz 1939 günü Hatay’a geldi. 19 Temmuz günü Fevkalade Murahhas Ortaelçi Cevat Açıkalın Hatay’dan ayrıldı. Kışlada yapılacak tören için gerekli hazırlıklar tamamlandı.

23 Temmuz 1939 sabahı Hatay’da kalan son Fransız kıtası kışladan saat 07:30’da çıktı. Türk ve Fransız birliklerinin birlikte katıldıkları törende 07:45’de Kışladaki Fransız bayrağı indirildi ve hemen yerine İstiklal Marşı eşliğinde Türk Bayrağı çekildi. Bu sonuç, töreni izleyen mahşeri kalabalık tarafından coşkunca alkışlandı. Hatay’ın anayurda katılma işlemleri tamamlanmıştı. Bu mutlu olay şehirde ve tüm Hatay’da şenliklerle kutlandı. BAYRAK TÖRENİ İkinci Dünya Savaşı yılları Hatay’da sıkıntılar içinde geçti. 1940 yılında yapılmaya başlanan ve Türk- İngiliz işbirliği ile yapılan İskenderun iskelesi 8 Ocak 1945 günü törenle hizmete açıldı. Ağustos 1945’te Fatikli köyü merkez olmak üzere,”Altınözü” adıyla yeni bir ilçe kuruldu. Aynı yılın Kasım ayında Asi nehrinin yatağında tarama, derinleştirme çalışmalarına başlandı. İskenderun hava meydanı Nisan 1946’da uçak seferlerine açıldı. Yolcu taşıyan ilk uçak 1 Mayıs 1946 günü kalktı. Her gün Adana ve İstanbul’a karşılıklı uçak seferleri vardı. 2 Ocak 1948 tarihinde Süveydiye bucağı “Samandağ” adını alarak ilçe oldu. 1960 yılı ortalarında İskenderun’da Hatay’ın ilk radyo istasyonu kuruldu ve iki yıl yayın yaptıktan sonra Kasım 1962’de kapandı. İskenderun-Batman petrol boru hattı 4 Ocak 1967’de hizmete açıldı. Antakya’da Asi nehri üzerinde bulunan ve şehrin iki yakasını birbirine bağlayan tarihi köprünün yıkım çalışmaları Nisan 1970’te başladı. Yeni köprünün yapımına da birlikte başlanmıştı. Yeni köprü (Ata Köprüsü) Aralık 1970 sonunda tamamlandı ve 13 Ocak 1971 günü törensiz hizmete açıldı. Yapımına 1969 yılında başlanan İskenderun Demir Çelik Fabrikası 28 Aralık 1975 günü hizmete açıldı. Erzin 1988 yılında Dörtyol’dan ayrılarak ilçe oldu. Belen 1990 yılında İskenderun’dan, Kumlu aynı yıl Reyhanlı’dan ayrılarak ilçe oldu. 1992 yılında Mustafa Kemal Üniversitesi kuruldu. TRT tarafından kurulan Hatay İl Radyosu 20 Nisan 1995 günü hizmete açıldı. Hatay Havaalanının yapımına Mart 2002’de başlandı.
Son düzenleyen Safi; 22 Haziran 2016 07:35

Benzer Konular

5 Temmuz 2009 / ThinkerBeLL Türkiye Cumhuriyeti