Arama

Albert Einstein

Güncelleme: 18 Temmuz 2018 Gösterim: 64.713 Cevap: 15
virtuecat - avatarı
virtuecat
Ziyaretçi
2 Ekim 2006       Mesaj #1
virtuecat - avatarı
Ziyaretçi

Einstein, Albert

Ad:  Albert Einstein1.jpg
Gösterim: 2922
Boyut:  49.6 KB

(d. 14 Mart 1879, Ulm, Württemberg, Almanya - ö. 18 Nisan 1955, Princeton, New Jersey, ABD),
Sponsorlu Bağlantılar
insanlık tarihinin en yaratıcı zekâlarından olduğu daha sağlığında kabul edilen Alman asıllı ABD’li fizikçi.

20. yüzyılın başlarında geliştirdiği kuramlarıyla ilk kez kütle ile enerjinin eşdeğerliğini kanıtlamış, ayrıca uzay, zaman ve kütleçekimi üzerine tümüyle yeni düşünme yolları önermiştir. Özellikle görelilik ve kütleçekimi kuramları, Newton’dan sonra fizik alanında yeni bir çığır açmış, bilimsel ve felsefi araştırmaları baştan aşağı değiştirmiştir. 1921’de Nobel Fizik Ödülü’ nü almıştır.

Yaşamı.


Yahudi kökenli, ama pek de dindar olmayan bir aile olan Einstein’lar, Albert’in doğumundan bir yıl sonra Münih’e taşındı. Başarısız bir işadamı olan baba Hermann Einstein ile Albert’in amcalarından Jakob Einstein, burada bir elektrik atölyesi çalıştırmaya başladılar.

Einstein, içedönük, oyundan hoşlanmayan, geç konuşmuş bir çocuktu. Bu yalnızlık döneminin izlerini tüm yaşamında koruyacaktı. Annesi Pauline’in isteği üzerine altı yaşında almaya başladığı keman derslerinin sayesinde edindiği klasik müzik kültürü, Albert’e yaşamı boyunca koruyacağı dinlendirici bir uğraş kazandırdı. Albert henüz küçük bir çocukken, amcalarının etkisiyle bilime ve matematiğe karşı derin bir ilgi duymaya başladı. Çok sonraları kaleme alacağı anılarında, dört-beş yaşlarındayken eline geçen bir pusulanın iğnesinin hep aynı yönde dönmesi olayının ve 12 yaşma geldiğinde tanıştığı Eukleidesçi geometrideki Pythagoras teoreminin kendisinde, alışılmadık olayların açıklanmasına yönelik bir eğilim yarattığını ve görünürdeki karmaşıklığın altında mantıksal bir çözümün yattığına ilişkin bir düşünceye yol açtığını yazacaktı.

Münih’teki bir Katolik okulunun tek Yahudi öğrencisi olarak ilköğrenimini tamamlayan Einstein, o dönemde okullara egemen olan aşırı disiplinli ve skolastik eğitim sistemine pek uyum sağlayamadı. Okuduğu popüler bilim kitapları ile zorunlu din derslerinin öğretileri arasındaki çelişkiler, giderek dogmatik düşünceye ve herhangi bir otoritenin zorlamalarına karşı kuşkucu bir tutum benimsemesine yol açtı. Daha sonra Luitpol Gymnasium’una (lise) yazıldı. 1894’te babasının işi bozulunca ailesi İtalya’nın Milano kentine göç etti. Bu gelişme üzerine Einstein, esasen benimsemediği okulunu terk etmek ve öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Ertesi yıl yükseköğrenim için İsviçre’deki ünlü Zürich Teknik Üniversitesi’ne (ETH) başvurdu. Lise diploması olmadığından giriş sınavlarına katıldı, ama matematik dışındaki konularda geçerli not alamadı. Bunun üzerine, Aarau’ daki bir lisede bir yıl okuyarak diplomasını alıp 1896’da ETH’nin fizik ve matematik öğretmeni yetiştiren bölümüne girdi.
1900’de bu okuldan mezun olduktan sonra kısa bir süre öğretmenlik yaptı. 1902’de ise Bern’deki patent bürosuna “üçüncü sınıf teknik uzman” olarak girdi. Yirmi bir yaşını doldurduğunda İsviçre vatandaşlığına geçti ve iki yıl sonra da okul arkadaşlarından Mileva Maric ile evlendi.

1905’te Einstein, Almanların ünlü fizik dergisi Annalen der Physik’de Moleküler Boyutların Yeni Bir Belirlenişi başlıklı bir tez yayımladı. Aynı yıl, Annalen’de art arda yayımladığı dört ayrı çalışması olağanüstü yankılar uyandırdı ve insanlığın evrene bakışını kökten değiştirdi. 1908’de, molekül boyutlarının hesaplanmasına ilişkin ilk çalışmasıyla, Zürich Üniversitesi’nden doktor unvanı aldı.

Einstein’ın, Brown hareketi ve fotoelektrik etkiye ilişkin çalışmaları da son derece önemli olmakla birlikte, fizik dünyasını sarsan asıl çalışması özel görelilik kuramı oldu. Bu yeni kuramın geniş kitlelerce anlaşılıp kabul görmesi uzun bir zaman almışsa da, bilim dünyası kuramın değerini hemen kabul etmiş ve Einstein’ı seçkin bir fizikçi olarak kabullenmiştir.
Einstein bir yandan kuramını geliştirirken bir yandan da patent bürosundaki görevini bırakıp üniversitede öğretim üyeliğine başladı. 1909’da Zürich’te ve 1910’da Prag Alman Üniversitesi’nde profesörlük yaptı. 1912’de yeniden İsviçre’ye döndü ve Zürich’te dersler verdi. Bu dönemdeki çalışmalarıyla çağdaşları arasında önde gelen bir deha sayılmaya başlayan Einstein, 1913’te Berlin’e yerleşti. Aynı yıl Prusya Bilimler Akademisi’nin üyeliğine seçildi ve Berlin Üniversitesi’ne profesör olarak atandı; ayrıca Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nün (sonradan Max Planck Enstitüsü) fizik bölümünün yöneticiliğini üstlendi. Bu yıllarda Avrupa’ da uluslararası gerginlik son derece artmıştı. İsviçre’ye tatile giden eşi ve iki oğlu, birden patlayan savaş yüzünden Berlin’e dönemediler. Bu zorunlu ayrılık birkaç yıl sonra Einsteinlar’ın boşanmasıyla sonuçlandı.

Einstein’m savaşa karşı pasifist tutumu ve Alman militarizmine yönelttiği eleştiriler, genellikle bu konularda duyarsız davranan akademik çevrelerde olduğu kadar kamuoyunda da geniş yankılar uyandırdı. Einstein, bu hümanist ve barışçı tutumunu, yaşamının sonuna değin dirençle sürdürecekti.

Einstein’m 1916’da yayımlanan ve genel görelilik kuramı olarak bilinen çalışması, bilim dünyasını yeniden sarsan görüşler içeriyordu. Kuramın öngörülerinin deneysel kanıtları, ancak savaştan sonra, Mayıs 1919’da Gine Körfezindeki Principe Adasında ve Brezilya’daki Sobral’de gerçekleştirilen Güneş tutulması gözlemleri sonucunda elde edildi. Kuram, büyük kütlelerin yakınından geçen ışık ışınlarının kütleçekini alanının etkisiyle eğileceğini, bu nedenle de uzak bir yıldızın ışığının Güneş’in kenarından geçerken yapacağı sapmanın hesaplanabileceğini öngörüyordu. Gözlemler sonucunda elde edilen bulgular, hata payları içinde, kuramın temel savıyla uyuşuyordu. Kuram daha sonraları da çeşitli deney ve gözlemlerle sınanmış ve bir bütün olarak doğruluğu ve yapısal uyumu tartışılmaz olarak kabul edilmiştir.

1919 yazında akrabalarından biriyle evlenen Einstein, Almanya’da giderek güçlenen gerici siyasal eğilimlere karşın, ırkçılığa karşı saldırılarını ve barışçı ideallerini savunmayı sürdürdü. Dindar olmadığı halde Siyonist harekete sempati ve destek göstermesi Nazi eğilimli çevrelerin kızgınlığını öylesine yoğunlaştırmıştı ki, “fizikte Bolşeviklik” yaptığı öne sürülerek cezalandırılması bile istendi. Öte yandan, görelilik kuramını tanıtması ve açıklaması için Avrupa, Güney Amerika, Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinden sürekli olarak konferans davetleri alıyordu. Bu gezilerinden birisi sırasında, 1921’de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik alanındaki çalışmaları nedeniyle” Nobel Fizik Ödülü’nü kazandığını öğrendi. Ününü büyük oranda borçlu olduğu görelilik kuramı üzerine çalışmaları, ödül gerekçesinde yer almamıştı.

Einstein bundan sonraki çalışmalarını, elektromagnetizma ile kütleçekimi arasındaki ilişkilerin araştırılması üzerinde yoğunlaştırdı. Ne var ki, birleşik alan kuramına ilişkin bu çabaları başarısızlıkla sonuçlandı.

1931’de konuk profesör olarak bulunduğu Oxford Üniversitesi’nde, bilimsel çalışmalarının yanı sıra pasifist görüşlerinin yayılması için de etkinlik gösterdi. 1932’de oluşturduğu Einstein Savaş Karşıtları Uluslararası Fonu kuruluşuyla, Cenova’da toplanan Dünya Silahsızlanma Konferansı’na (1932) kitlesel bir baskı yapmaya girişti, ama konferansın boş ve gülünç bir toplantıya dönüşmesi üzerine büyük düş kırıklığına uğradı. Bu dönemde, AvusturyalI psikiyatrist Sigmund Freud ile insan doğasındaki yıkıcılık; Hintli gizemci ozan Rabindranath Tagore ile de gerçeğin doğası üzerine sık sık mektuplaştı. 1930’da ABD’deki California Teknoloji Enstitüsü’nde konuk profesör olarak bir yıl ders veren Einstein, 1932’de yeniden ABD’ye gitti. 1933’te Hitler’in iktidara gelmesi üzerine Almanya’ya dönmemeye karar verdi. Aynı yıl, New Jersey’ deki Princeton Üniversitesi’nde kurulan Yüksek Araştırma Enstitüsü’nde görev aldı ve yaşamının sonuna değin burada çalıştı.

1939’da Alman araştırmacıların uranyum atomunu parçalamayı başardıklarını öğrenen Einstein, denetimli zincirleme tepkimenin gelecekte dev bir bomba yapımına yol açabileceğini sezerek, ABD başkanı Roosevelt’e bir uyarı mektubu yazdı. Ama, bu mektubun etkisiyle bombayı geliştirmek için kurulan projenin ve yapılan çalışmaların hiçbir aşamasında görev almadı. Üstelik 1945’te Hiroşima’ya atom bombasının atılmasından sonra, bu yeni silahın kullanılmasını önlemek için tüm gücüyle mücadele etti. Son yıllarında, bir yandan birleşik alan kuramı üzerindeki çalışmalarını, bir yandan da uluslararası barışa yönelik girişimlerini sürdürdü.

Bilime katkıları


Einstein’m 1905’te Annalen der Physik’te yayımladığı “Über die von der molekularkinetichen Theorie der Wâr- me geforderte Bewegung von in ruhenden Flüssigkeiten suspendierten Teilchen” (Durağan Bir Sıvı İçindeki Asıltı Parçacıklarının Moleküler Kinetik Kuramı Çerçevesindeki Hareketleri Üzerine) başlıklı makalesi Brown hareketi üzerineydi. 1827’de İskoç- yalı Robert Brown, su içinde asılı haldeki çiçektozlarını mikroskop altında incelemiş ve sıvının durgun olmasına karşın çiçektozlarının sürekli ve rasgele biçimde devindiğini gözlemişti. 1879’da ise İngiliz kimyacı Sir William Ramsay, bu hareketlerin, sıvı moleküllerinin bombardımanından kaynaklandığını öne sürmüştü. Einstein, istatistiksel yöntemle gerçekleştirdiği çalışmalarının sonucunda, Brown hareketi yapan bir parçacığın katedeceği uzaklığın, bu aradaki zamanın kareköküyle ters orantılı olduğunu belirledi ve birim hacimdeki sıvı moleküllerinin sayısının hesaplanabileceğini gösterdi.

Einstein’m kuvantum fiziği alanındaki ilk önemli çalışması ise, fotoelektrik etkiyi incelediği ve 1905’te Annalen der Physik’te yayımladığı “Über einen die Erzeugung und Verwandlung des Lichtes betreffenden heuristischen Gesichtspunkt” (Işığın Oluşumu ve Dönüşümü Üzerine Bir Görüş) başlıklı makalesidir. Kara cisim aşınması üzerine çalışan Alman fizikçi Max Planck, enerjinin süreksiz olduğu varsayımını ortaya atmış ve atomlar arasındaki enerji alışverişinin, ışımanın frekansıyla doğru orantılı olarak ve kuvantum adını verdiği enerji paketleri biçiminde gerçekleştiğini öne sürmüştü. Einstein ise, ışığın dalga ve parçacık özelliğindeki ikili yapısını vurgulayarak, bu kesikli enerji alışverişinin, ışığın maddeyle etkileşime girdiği her durumda geçerli olduğunu savundu. Fotoelektrik olayında, üzerine ışık düşen bazı cisimlerin elektron salması olgusunu da, daha sonraları foton olarak adlandırılan bu ışık enerjisi kuvantumlarıyla açıkladı.

Einstein’m gene 1905’te yayımladığı özel görelilik kuramına ilişkin “Zur Elektrodynamik bewegter Körper” (Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği) adlı makalesi, elektromagnetik olguları açıklayan Maxwell yasalarına yeni bir bakış açısı getiriyordu. 19. yüzyılın sonlarında ışığın elektromagnetik bir dalga özelliği taşıdığı ve uzaydaki hızının da saniyede yaklaşık 300.000 km olduğu görüşü ağırlık kazanmıştı. Bu dalgaların boşlukta ilerleyebilmesini sağlayan ve madde dışındaki tüm boşluğu dolduran “esir” ya da “eter” adlı ağırlıksız, esnek bir ortamın var olduğu da kabul ediliyordu. Ama, esirin varlığını kanıtlamak için yapılan tüm deneyler ve yeni varsayımlara dayalı olarak gerçekleştirilen tüm çalışmalar olumsuz sonuç veriyordu. Einstein, fizikte devrim yapan makalesinde, iki nokta arasında yol alan ışığın hızının nasıl belirleneceği sorunundan yola çıktı. Bu amaca yönelik olarak, postula niteliğinde iki temel ilke geliştirdi. Bunlardan birincisine göre, mekanik denklemlerinin geçerli olduğu her başvuru sisteminde, elektrodinamik ve optik için de aynı yasalar geçerliydi; öteki ilke ise, ışığın, kendisini yayan cismin hareketinden bağımsız olarak, boşlukta her zaman aynı hızla yol aldığı biçimindeydi. Bu ilkelerden de, birbirine göre hareket halinde olan iki gözlemcinin, hızları sabitse, iki ayrı yerde gerçekleşen iki olay arasında geçen süreyi aynı biçimde değerlendiremeyecekle- ri sonucunu çıkardı. Gözlemcilerden biri, bu iki olayı aynı anda yani eşzamanlı olarak gördüğünde, ötekinin olayları belirli bir zaman aralığıyla gözlemesi gerekiyordu. Eşzamanların göreliliği denilen bu olgunun nedeni, olayların gerçekleştiğine ilişkin en hızlı belirti olan ışığın hızının, her iki gözlemci için de aynı ve sonlu olmasıydı.

Einstein’m gene 1905’te Annalen der Physic’te yayımlanan “İst die Trâgheit eines Körpers von seinem Energieinhalt abhân- gig?” (Bir Cismin Eylemsizliği Enerji İçeriğine Bağlı mıdır?) başlıklı makalesi, özel Einstein, Alfred 124 görelilik kuramına düştüğü matematiksel bir dipnot özelliği taşıyordu. Bu yazısında, bir cismin kütlesi ile enerjisinin eşdeğerli olduğunu ve bu enerjinin (£) cismin kütlesi (ra) ile ışık hızının (c) karesinin çarpımına (E = mc2) eşit olduğunu belirtiyordu. Buna göre bir cismin hızı arttıkça
kütlesinin artmasının nedeni, o cismin kazandığı kinetik enerjiydi. Her enerjinin bir kütlesi vardı ve kütle ya da madde bir enerji biçimiydi. Bu nedenle de kütle ve enerji, aynı şeyin iki değişik biçimde ortaya çıkışını simgeleyen eşdeğerli iki kavramdı.
Einstein’ın özel görelilik kuramı, deneyle ve gözlemle saptanmamış ve yalnızca amaca uygun olarak geliştirilen, mutlak uzay, mutlak zaman, esir ve eşzamanlılık gibi kavramların fizikten çıkartılmasına yol açmıştı. Özel görelilik kuramıyla varılan uzunluk kısalması, saat yavaşlaması ve kütle artması gibi sonuçlar, önce sağduyuya aykırı bulunduysa da, daha sonraki araştırmalar bu kuramın geçerliliğini kanıtladı.

Einstein 1907 ve 1911’de özgül ısılar üzerine gerçekleştirdiği çalışmalarla, bir katidaki tüm moleküllerin özdeş frekansla titreşim yaptığını ve bu titreşimlerin kuvantumlu olduğunu varsayarak, düşük sıcaklıklarda özgül ısının sıcaklıkla nasıl değiştiğini açıkladı. 1912’de ise, ışık indüklenen bir kimyasal tepkimede yer alan her molekülün, tepkimeye yol açan ışınımdan bir kuvantum' soğurduğunu belirledi.

Einstein, çalışmalarının asıl ağırlığını, görelilik kuramını daha genel bir çerçeveye yerleştirme çabası üzerinde yoğunlaştırmıştı. Bu amaca yönelik olarak, gözlemcilerin birbirlerine göre sabit değil, değişen hızlarda yani ivmeli olarak hareket ettikleri durumda ortaya çıkan olayları araştırmaya girişti ve elde ettiği kuramsal bulguları 1916’da, Annalen der Physik' te “Die Grundlagen der allgemeinen Relativitâts theorie” (Genel Görelilik Kuramının Temelleri) başlıklı makalesinde yayımladı. Bu kurama göre, uzaydaki herhangi bir noktada, kütleçekimi ile hızlanma hareketinin etkileri eşdeğerdir ve birbirinden ayırt edilmez. Bu postula, kütleçekiminin bir kuvvet değil, uzay-zaman süreyinde, bir kütlenin etkisiyle oluşan eğrilmiş bir alan olduğunu öngörür. Bu nedenle, büyük kütlelerin yakınından geçen kuvantumlu ışık ışınlarının doğrultusunda bir sapma ortaya çıkar. Genel görelilik kuramı yalnız Newton fiziğinden değil Eukleidesçi geometriden de kopuşu simgeliyordu ve dört boyutlu uzay- zaman yerine “eğri” bir uzay-zaman tanımını getiriyordu. Einstein’m yeni denklemleriyle, Merkür gezegeninin günberi noktasında ortaya çıkan şaşırtıcı düzensizlikleri ve daha güçlü kütleçekimi alanlarında bulunan yıldızların, tayfın kırmızı ucuna daha yakın ışık yaymalarının nedenini açıklamak olanaklı duruma geldi.

Einstein, genel görelilik kuramını evrenin bütününe uygulayarak sonlu ve sınırsız bir evren modeli kurdu ve bunun matematiksel yapısını geliştirdi. Ama 1929’da ABD’li astronom Edwin Powell Hubble, gerçekleştirdiği gözlemlerle, uzak gökadaların ışığının kırmızıya kaydığını, buradan kalkarak da bunların Yer’den uzaklaştığını ortaya koydu. Böylece, genişleyen evren modeli, Einstein’m durağan modelini geçersiz kıldı.

Einstein, yaşamının sonuna değin, elektro- magnetik alan ile kütleçekimi alanını bir tek denklemler kümesinde birleştirerek bir birleşik alan kuramı geliştirmeye çalıştıysa da, bunda başarılı olamadı.

Einstein, gençlik yıllarında AvusturyalI fizikçi ve filozof Ernst Mach’ın etkisinde kalmıştı. Fiziğin metafizikten arındırılması gerektiğine, doğanın anlaşılabilir olduğuna, rastlantısal olguların daha derin ve kapsayıcı kuramlar çerçevesinde belirlenimci (determinist) yorumlarla açıklanabileceğine inanıyordu. 1925’e değin kuvantum mekaniğinin en yaratıcı sonuçlarını ortaya çıkaran kendisi olduğu halde, özellikle Heisenberg’ in belirsizlik ilkesini öne sürmesinden sonra bu alandaki gelişmelere karşıt bir tutum içine girdi. Schrödinger’in dalga denkleminin neyi temsil ettiği üzerine Bohr, Heisenberg, Born gibi bilginlerle yaptığı tartışmalar bir uzlaşmayla sonuçlanmadı ve Einstein yeni akımın dışında yalnız kalarak kendi çalışmalarını yürüttü. Bu tartışmalarından birinde şöyle yazmıştı: “Bilimden beklediklerimiz açısından birbirimize karşıt kutuplarda toplandık. Siz (Bohr), zar atan bir tanrıya, bense gerçek nesneler olarak var olan şeyler dünyasındaki yetkin yasalara inanıyorum”...

Einstein’m 1905’te Annalen der Physik’te yayımladığı beş makalesinin dışındaki başlıca yapıtları, gene aynı dergide yayımlanan “Zur Theorie der Brovvnischen Bevvegung” (1906; Brown Hareketi Kuramı Üzerine),
“Zur Theorie der Lichterzeugung und Licht absorption” (1906; Işık Salımı ve Soğurumu Kuramı Üzerine),
“Plancksche Theorie der Strahlung und die Theorie der spezifischen Wârme” (1907; Işınımın Planck Kuramı ve Özgül Isı Kuramı),
“Grundlagen der allgemeinen Relativitâtstheorie” (1916; Genel Görelilik Kuramının Temelleri) ile Zeit-schriftfür Mathematik und Physik’te (Matematik ve Fizik Kuramı) yayımlanan “Ent- wurf einer verallegemeinerten Relativitats- theorie und einer Theorie der Gravitation” (1913 ; Bir Kütleçekimi Kuramı ve Genelleştirilmiş Görelilik Kuramına Bir Gönderme),
Physikalische Zeitschrifftc “Quantentheorie der Strahlung” (1917; Işınımın Kuvantum Kuramı),
Sitzungsberichte der Preussischen Akademie der Wissenschaft- en’de (Prusya Bilimler Akademisi Oturum Tutanakları) “Quantentheorie des einato-migen idealen Gases”tir (1924; Tek Atomlu İdeal Gazların Kuvantum Kuramı).
Ayrıca Relativity, the Special and the General Theory: A Popular Exposition (1920; İzafiyet teorisi, 1976) ve L. Infield ile birlikte The Evolution of Physics (1938; Fiziğin Evrimi, 1972) adlı yapıtlarını yayımlamıştır.

BAKINIZ
İzafiyet Teorisi (E=mc2)
Einstein Kuramları
Kuantum Fiziği

Genel Görelilik Kuramı
Özel Görelilik Kuramı

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 16 Ocak 2017 18:52
Biyografi Konusu: Albert Einstein nereli hayatı kimdir.
NihLe - avatarı
NihLe
Ziyaretçi
27 Şubat 2007       Mesaj #2
NihLe - avatarı
Ziyaretçi

EİNSTEİN (Albert),


alman asıllı amerikalı fizikçi
Sponsorlu Bağlantılar
(Ulm 1879 - Princeton 1955).
Ad:  Albert Einstein2.jpg
Gösterim: 1636
Boyut:  36.7 KB

Münih lisesi'nde pek parlak olmayan bir ortaöğrenimden sonra 1896’da Zürich politeknik enstitüsü'ne girdi. Burada da devamsız bir öğrenci oldu, akademik bir başarı kazanamadı; ne var ki, 18 yaşında, en büyük bilginlerin (Helmholtz, Maxwell...) yazılarını ve Ernst Mach'ın yapıtlarını okudu. İsviçre vatandaşlığına geçti ve 1902'de Bern federal patent dairesinde bir iş buldu. Bu basit görevin sağladığı boş zamanlarda düzenli olarak bilimsel gazeteleri okudu ve çağdaş fizikte baş gösteren büyük sorunlar üzerine düşündü. 1905'te alman bilim dergisi Annalen der Physik'te 5 inceleme yayımladı;
  • Über die von der molekularkinetisehen Theorie der Wârme geforderte Bewegung von in ruhenden Flüssigkeiten Suspendierten Teilchen (Molekül boyutlarının yeni bir belirlemesi);
  • Über einen die Erzeugung und Verwandlung des Lichtes betreffenden heuristischen Gesichtspunkt (Işığın dönüşüm ve üretimini içeren bulgulayıcı bir bakış açısı üzerine);
  • Zur Theorie der Brownsehen Bevvegung (Brovvn devinimi üzerine);
  • Zur Elektrodynamik bevvegter Körper (Devinen cisimlerin elektrodinamiği üzerine);
  • İst die Trâgheit eınes Körpers von seinem Energieinhalt abhângig? (Bir cismin eylemsizliği, içerdiği enerjiye bağlı mıdır?)
Bunlardan birincisini, 1905’te Zürich Üniversitesi'ne tez olarak sundu. Einstein'ın bile "çok devrimci” olarak nitelendirdiği ikinci yazıda ışılelektrik etkinin incelenmesinden ve Max Planck'ın enerji kuvantumları üzerine çalışmalarından yola çıkarak, daha sonra “foton” adı verilen maddenin varlığı açıklanıyordu. Bu yazı kuvantum kuramının da kökenini oluşturur. Üçüncü inceleme olasılık hesabını Brovvn devinimine uygulayıp bunun kuramını açıkladı. Bu incelemelerin en ünlüsü olan dördüncü yazıdaysa, Einstein şaşkınlık verici özlü bir anlatımla, yüzyıl başı fiziğinin en önemli buluşlarından birini açıkladı: sınırlı görelilik, Einstein burada Maxwell elektrodinamiğiyle Galilei’nin açıkladığı görelilik ilkesi arasındaki görünür bağdaşmazlığına, bu kuramlardan birini ya da diğerini değiştirerek değil, tersine bunları "sıkıca ve sistemli olarak koruyup” fiziksel uzay ve zaman kavramlarını yeniden gözden geçirerek bir çözüm bulunabileceğini ortaya koydu. Beşinci inceleme bir öncekinin doğal sonucudur. Burada da, Einstein kütle ve enerci arasındaki eşdeğerlik konusunda yeni bir görüş geliştirdi ve ünlü E = mc2 formülüne yer verdi.

Bu bildiriler basıldıkları yıl dikkati çekmedilerse de, büyük bir hızla dönemin en önemli fizikçilerinin, özellikle de Planck, Lorentz ve Minkovvski'nin ilgisini uyandırdı. Einstein yine büyük bir hızla bilimsel çevrenin ve ister genel görelilik kuramı, ister kuvantum kuramı olsun, klasiksonrası fizikle ilgili düşüncelerin tartışıldığı değişik kongrelerin (örneğin Solvay kongresi) göze çarpan kişilerinden biri durumuna geldi. Ama sınırlı görelilik kuramını bilim çevresine kabul ettirmekte çok zorluk çekti. Uzun süre, uzay ve zaman kavramlarını sözkonusu etmeyen Lorentz kuramı tercih edildi. Genel görelilik kuramıysa (1916’da yayımlandı), sınırlı sayıda uzmanlarca hemen benimsendiyse de, uzun süre bulanık, hatta gizemli bir kuram olarak karşılandı.

De Broglie ve Heinsenberg in çalışmalarının temelinde, Einstein'in 1917'de yayımlanan bir yazısının yatmasına ve kendisi de kuvantum kuramını "zamanımızın en başarılı kuramı” olarak kabul etmesine rağmen, kuvantum kuramının tarihi onun bu konudaki çizgi dışı tutumuyla belirlenir. Gerçekten de, Einstein Kopenhag okulunun, belirlenimciliği bırakmakla suçladığı olasılıkçı yorumunu hiçbir zaman tümüyle benimsemedi. Born ile fizikte "gerçeklik" kavramı üzerine tartışması ünlüdür. Buna karşın, uzun süre kuvantum kavramı üzerinde düşünmeye devam etti. Genç bir hintli fizikçi olan S. N. Bose' nin bir yazısı, onun sayesinde yayımlanıp tartışıldı. Einstein'in ısrarı olmasa unutulup gidecek bu yazıdan Bose-Einstein adlı istatistik kuramı doğdu. Einstein ışılelektrik etkinin incelenmesine katkılarından ötürü (halen tartışılan görelilik kuramı nedeniyle değil) 1921 Nobel fizik ödülü'nü aldı.

Einstein "yalnız bir gezgin" gibi yaşadı. 1909’da biraz zorlukla Zürich Üniversitesi’ne atandıysa da, bu görevi iki yıl sürdürdü. Prag Üniversitesi'nde bir süre kalıp (1911-1912) aniden Zürich'e döndü ve iyice düşünüp taşındıktan sonra Berlin Kaiser-Wİlhelm enstitüsü'nde profesörlük görevini kabul etti. Hitler'in iktidara gelmesine kadar burada kaldı; bu arada yabancı üniversitelere birçok kez gidip geldiğinden buraya da tamamen bağlanmadı. 1933’te Almanya'yı terk etmek zorunda kaldı; önce Paris'e, sonra Belçika’ya yerleşti; daha sonra, Princeton’daki, Institute for Advanced Study'de ilk profesörlük kürsüsünü kabul etti ve burada elektro-mıknatıslıkla çekimin bireşimi olan birlik kuramını hazırlamaya çalıştı ama hiçbir zaman başaramadı.

Einstein hiçbir zaman bilimsel araştırmacıların oluşturduğu toplumsal grubun gerçek bir üyesi olmadı ve hiçbir zaman da bir fildişi kuleye çekilmedi: İsrail devletinin varlığı, Sovyetler Birliği, nazizme karşı savaş ya da nükleer silah yapımı gibi, çağının büyük sorunlarına ilişkin olarak kamuoyu karşısında tutum almayı ödev bildi. 1939'da Roosevelt'e yollanan ve zincirleme tepkimeler üzerine bir araştırma programı hazırlanmasını isteyen mektubu imzalamasına rağmen, Los Alamos’ta bombanın hazırlanmasına katılmadı. 1945'te nükleer silahın gerçekleştirilebileceği belli olduğunda, bunu kullanmaması için Roosevelt'e yeniden bir mektup bile yazdı. Mayıs 1946'da "atom bilginleri uyanıklık komitesi" başkanı oldu. 1955'te ölünceye dek, nükleer silahların yapılmasına etkin biçimde karşı çıktı.

Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 29 Haziran 2016 17:28
_PaPiLLoN_ - avatarı
_PaPiLLoN_
Ziyaretçi
1 Ağustos 2007       Mesaj #3
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi

Albert Einstein

Ad:  Albert Einstein3.jpg
Gösterim: 1434
Boyut:  39.5 KB

(1879-1955)

Alman asıllı ABD'li fizikçi Albert Einstein bütün insanlık tarihinin en büyük bilim adamlarından biri­dir. Çağdaş fiziğin temellerini atan çalışmaları bugün bile evreni ve evrende gözlediğimiz bütün olayları nasıl yorumlamamız gerektiği­ne yol gösterir. Yahudi bir ailenin oğlu olan Einstein, bugün Almanya Federal Cumhuriyeti'nin sınırları içinde bulunan Ulm'da doğ­du ve Münih'te öğrenime başladı. Okul yıllarında matematiğe özel bir ilgi duvarak bu alandaki yeteneğiyle sivrildi. 15 yaşındayken ailesi İtalya'nın Milano kentine taşınınca Al­bert de İsviçre'ye geçerek Zürich Teknik Üniversitesi'ne girdi. I900'de bu üniversite­nin kuramsal fizik ve matematik bölümünü bitirdi. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Bern'deki patent bürosunda çalışmaya başla­dı. Bu görevden arta kalan zamanlarında li/.ik çalışmalarını sürdürdü ve 1905'te fiziğin geliş­mesi açısından büyük önem taşıyan bir dizi inceleme yayımladı.

Molekül boyutlarının hesaplanmasına iliş­kin yeni bir yöntem önerdiği ilk incelemesiyle Zürich Teknik Üniversitesi'nden fizik dokto­ru unvanını aldı. İkinci çalışması, ilk kez İskoçyalı botanikçi Robert Brovvn'ın (1773-1858) çiçektozlannda gözlemlediği Brovvn ha­reketine ilişkindi. Brovvn'ın gözlemlerine gö­re, çiçektozları gibi çok küçük parçacıklar durağan bir sıvının içinde bile hiç durmaksızın rasgele hareket ediyorlardı. Daha önceleri bu olayın, rasgele hareket eden sıvı molekülleri­nin küçük parçacıklara çarpmasından ileri geldiği düşünülmüştü. Einstein bu inceleme­sinde Brovvn hareketini tümüyle matematik­sel olarak açıkladı.

Einstein'ın üçüncü makalesi de gene yıllar önce gözlemlenmiş çok ilginç ve şaşırtıcı bir olaya açıklık getiriyordu. Üzerine ışık gönde­rilen bazı maddelerin elektron yaydığı, ama ışığın şiddeti arttığında yayılan elektronların enerjisinde (hızında) değil, yalnızca sayısında artış olduğu biliniyordu. Einstein, fotoelek­trik etki adıyla bilinen bu olayın açıklamasını yaparken ışığın hem dalgalar halinde, hem de enerji yüklü küçük parçacıklar biçiminde yayıldığını öne sürdü. Bu parçacıklar, yani bugünkü adıyla fotonlar maddeye çarptığında atomlardan elektronları koparıyor, ama ser­best kalan elektronlar maddeden kurtulmaya çalışırken atomların çekim kuvvetiyle enerji kaybediyordu (bak. IŞIK). Einstein özellikle bu çalışmasıyla 1921 Nobel Fizik Ödülü'ne değer görüldü.

Einstein'ın aynı yıl yayımlanan dördüncü incelemesi bütün öbür çalışmaları arasında kuşkusuz en önemlisidir. Bu makalesinde açıkladığı "özel görelilik kuramf'nı 1916'da daha da genelleştirerek "genel görelilik kuramı'na ulaşmıştır. Görelilik kuramı, ışık hızına yakın hızlarda hareket eden bir cismi durağan ya da aynı hızla hareket etmeyen bir gözlem­cinin nasıl algılayacağına ilişkindir. Einstein' ın kuramına göre cismin kütlesi, uzunluğu, hatta olay süresince zamanın akış hızı cismin hızına bağlı olarak değişir. Bunlar, insana inanılmaz gibi gelen devrimci düşüncelerdi ve benimsenmesi oldukça uzun bir zaman aldı.

Einstein'ın görelilik kuramlarıyla varılan en önemli sonuçlardan biri de kütle ile enerjinin eşdeğerliliğidir. Demek ki, kütle bir enerji biçimi olduğuna göre, kütleçekimini de bir kuvvet olarak değil, uzayda kütlenin varlığın­dan kaynaklanan bir enerji bandı olarak düşünmek gerekir. Bu nedenle, uzaydaki büyük kütleli gökcisimlerinin yakınından ge­çen ışık ışınlarının doğrultusunda bir sapma olur, bu da uzayın "eğrilmesine" yol açar. Einstein, enerji ile kütle arasındaki eşdeğerliliği ünlü E=mc2 bağıntısıyla gösterdi. Bu anlatıma göre enerji Msn Mail, ışık hızının (c) karesi ile kütlenin (m) çarpımına eşittir. Işık hızının karesi çok yüksek bir sayı olduğun­dan, çok küçük bir kütle çok büyük bir enerjiye eşit olur. Einstein'ın özel ve genel görelilik kuramlarına ilişkin makaleleri 1976'da dilimize çevrilerek İzafiyet Teorisi adıyla tek bir kitapta toplanmıştır.

Dünyaca ünlü bir bilim adamı olan Ein­stein, 1914'te Berlin'de yeni kurulan bir araştırma enstitüsünde fizik bölümünün yöne­ticiliğine getirildi. I. Dünya Savaşı boyunca Almanya'da yaşadı ve kararlı bir barışsever olarak savaş karşıtı eylemleri destekledi. 1918'de de barışı büyük bir sevinçle karşıladı. Ama 1933'te Nazi Partisi'nin iktidara gelmesi ve Yahudiler'e karşı yürüttükleri eylemler yüzünden artık Almanya'da yaşaması olanaksızdı. Amerika'ya yerleşerek yaşamının sonuna kadar uğraşacağı "birleşik alan kuramı" üstünde çalışmaya başladı. Ne var ki, kuvvetlere ilişkin bütün fizik kuramlarını tek bir kuramda birleştirmeyi amaçlayan bu çalışmasını sonuçlandıramadı.

Einstein bütün yaşamı boyunca dünya sorunlarıyla çok yakından ilgilendi. Gerçek bir barışsever olmasına karşın, Hitler Almanya' sında atom bombası yapmak üzere çalışmalara başlanıldığını öğrenince, Almanya ve Japonya'nın böyle bir bombayı kullanmalarını engeller düşüncesiyle atom bombasının ilk kez ABD'de yapılmasına ön ayak oldu. Ama II. Dünya Savaşı'nda bu bombaların Japonya' daki Hiroşima ve Nagasaki kentlerine atılmasından sonra, atom silahlarının denetlenmesini ve dünya barışının kurulmasını içtenlikle destekledi. Alçakgönüllü ve sevecen bir insan olan Einstein aynı zamanda bir müziksever ve yetenekli bir kemancıydı.

Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 0 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 29 Haziran 2016 17:28
_PaPiLLoN_ - avatarı
_PaPiLLoN_
Ziyaretçi
2 Ağustos 2007       Mesaj #4
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  Albert Einstein4.jpg
Gösterim: 1414
Boyut:  38.7 KB

Albert Einstein


(1879 Ulm/Almanya-1955 Princeton),
Yahudi asıllı Alman fizikçi; bilim tarihindeki en büyük dehalardan biri.

Uzay, zaman, enerji ve madde konusundaki kavrayışları yepyeni bir biçimde yoğurarak görelilik kuramını geliştirdi. Fotoelektrik olayın anlaşılmasına, istatistik mekaniği, manyetizma ve kuvantum kuramına önemli katkılarda bulundu. Kuramsal fiziğe katkılarından, özellikle fotoelektrik etki yasasını buluşundan ötürü, 1921 Nobel Fizik Ödülü'nü aldı. Çocukluğu Münih'te geçti. Ailesiyle birlikte Milano'ya göç ettikten sonra öğrenimini İsviçre'de sürdürdü ve 1896'da Zürih Politeknik Enstitüsü'ne girdi. İsviçre uyruğuna geçtikten sonra evlendi ve Bern Patent Dairesi'nde çalışmaya başladı. Bu görevine devam ederken atomun yapısı ve ve Planck'ın kuvanta kuramıyla ilgilendi. Brown hareketini, ihtimaller hesabıyla buldu ve Avogadro sayısının değerini daha doğru olarak hesapladı. Kuvanta kuramının önemini kavrayarak bunu ışınım enerjisine uyguladı ve "foton" denilen ışık tanecikleri hipotezini ortaya attı. Bundan yararlanarak fotoelektrik olayı açıkladı.

1905 yılında yayımlanan iki makalesinde bu buluşlarını anlattı ve üçüncü makalesinde görelilik (izafiyet) kuramının ilkelerini ortaya koydu. Böylece enerji ile kütle arasında, E= mc2 eşitliğini kurarak, atom bombasının kuramsal temelini hazırlamış oldu ve Güneş gibi yıldızlardaki muazzam enerjiyi açıkladı. 1909'da Zürih Üniversitesi'ne öğretim görevlisi oldu; 1911-1912 yıllarında Prag'da bulunduktan sonra Zürih Politeknik Enstitüsü'ne profesör oldu. 1913'te Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsü'nde ders vermeye başladı ve Prusya Bilimler Akademisi'ne üye seçildi.

1916'da "Görelilik Kuramı"nın ikinci bölümünü yayımladı. Yaşamının bundan sonraki bölümü birleşik bir alan kuramı oluşturma çabasıyla geçti. 1933'e kadar kaldığı Berlin'den Nasyonal Sosyalist Parti'nin iktidara gelmesiyle ayrıldı. ABD'ye giderek Princeton Üniversitesi'nde profesör oldu.

1940'ta Amerikan uyruğuna geçti. II. Dünya Savaşı öncesinde ABD Başkanı Roosevelt'e bir mektup yazarak nükleer bombaların kuramsal olabilirliğine ve Almanya'nın bunu gerçekleştirmesi hâlinde doğacak tehlikeye işaret etti. Atom bombasının yapımıyla sonuçlanacak olan ünlü Manhattan Projesi bunun üzerine başlatıldı.Princeton'daki enstitüden 1945'te emekliye ayrıldı. Ancak yaşamının sonuna dek çalışmaya devam etti.

Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs.org
Son düzenleyen Safi; 29 Haziran 2016 17:29
H€L€N - avatarı
H€L€N
Ziyaretçi
25 Kasım 2007       Mesaj #5
H€L€N - avatarı
Ziyaretçi

Albert Einstein


1879: Almanya'nın Ulm kentinde doğdu.
Ad:  Albert Einstein5.jpg
Gösterim: 1431
Boyut:  36.7 KB

1894: Aile, Albert'i Münih'te bırakarak İtalya'ya taşındı.
1895: İsviçre'ye taşındı.
1900: Zurich Polytechnic'ten mezun oldu. İsviçre vatandaşlığına geçti.
1903: Mileva Malich ile evlendi.
1905: Özel Görecelik Teorisi de dahil olmak üzere, bilim dünyasında deprem etkisi yapan üç makalesi yayımlandı.
1909: Bern'deki patent bürosundan istifa etti.
1913: Berlin'deki Kiser Wilhelm Enstitüsü'nde Fizik Direktörü oldu.
1916: Genel Görecelik Teorisi ile ilgili yazısı yayımlandı.
1919: Mileva'yla boşanıp kuzeni Elsa Löventhal ile evlendi.
1919: Görecelik Teorisi'nin doğrulanmasıyla tüm dünyada tanındı.
1929: Birleşik Alan Teorisi'nin ilk versiyonu yayımlandı.
1933: Nazilerin ölüm tehditlerinden sonra, ABD'ye göç etti. Princeton'daki İleri Çalışma Enstitüsü'nde sürekli bir görevi kabul etti.
1939: Atomun parçalanması haberini alıp ABD Cumhurbaşkanı Roosevelt'i uyardı.
1940: Amerikan vatandaşlığına geçti.
1946: Nükleer silahlara karşı tutumu yüzünden komünist yandaşı olmakla suçlandı.
1950: Mc Carthy tarafından suçlandı.
1955: 76 yaşında Princeton'da öldü.

Küçük Albert ve pusulası


Küçük bir çocukken, akranları konuşmaya başlamış, ama Albert daha bir kelime bile telaffuz edememişti. Ailesi çok üzülüyor, anormal olmasından endişe ediyorlardı. Albert konuşmaya başladıktan sonra, aile daha da endişelenmeye başladı, çünkü onun beyni diğer çocuklar gibi çalışmıyordu. Geri zekalı gibiydi, beyni yavaş ve güçlükle işliyordu. Okula gittiğinde öğretmenleri, onun derslerde geri kaldığını bildirdiler. Düşünmek için uzun zamana gereksinimi vardı, yanıtları diğer öğrenciler gibi çabuk veremiyordu. Bir gün öğretmeni, sınıfta şöyle dedi:

- Bak Albert, kalın kafalı çocuk! En basit şeyleri öğrenebilmek için, seni daha ne kadar bekleyeceğiz? Albert, dört yaşındayken, belleğinden hiç silinmeyecek bir küçük mucizeyle karşılaştı. Hasta olduğu için, babası ona oyalanacağı bir oyuncak getirmişti: Küçük bir gemici pusulası. Bu pusulayı görünce, küçük çocuğun beynini ihtiraslı bir merak sarmıştı. Saatlerce hareket etmeden, pusulanın gizemli ibresini seyretmişti. Pusulayı hangi yöne çevirirse çevirsin, ibre şaşmaz bir biçimde aynı yöne dönüyordu. Bu olayın esrarı neydi? Bu küçük çelik parçası, niçin hep aynı yönü gösteriyordu? Niçin? Bu soruya hiç kimse yanıt veremiyordu. Çocuğun pusulayla oynadıkça daha sinirli ve huzursuz bir hale geldiğini görünce, babasının canı iyice sıkıldı. Bir keresinde Einstein şunu demişti: 'O günlerden belleğimde kalan, pusula ve sadece pusuladır.'

'Sovyetler'de hayat kadını olmaması, ne büyük bir insanlık başarısı'


Sovyetler Birliği'ni ziyaret eden kızı Margot, Einstein'a gördüklerinden söz ediyordu: 'Asla inanamayacağın bir şey gördüm Albert. Bunu kimse hayal bile edemezdi. Özel evlerde yerleştirilen hayat kadınlarına, yeteneklerine göre bir meslek öğretiyorlar. Bir süre sonra, zanaatlarını öğrenip, güvenilir bir duruma gelince, onları normal hayata döndürüyorlar. Bu evlerden birini ziyaret ettik. Orada bulunan kadınların hiçbiri hüzünlü ve melankolik değildi. Yüzleri aydınlıktı. Anlayabiliyor musun Albert, onlara kendilerine güven duygusunu tekrar kazandırmışlardı.'

Bu konuşma Einstein'ı çok etkiledi ve bir kez daha sordu: 'Rusya'da artık hayat kadını yok mu?' 'Hayır, artık yok.' Margot'un yanıtı çok basitti. Einstein tekrar etti: 'Demek yok'. Sonra tatlı bir sesle ekledi: 'Ne büyük bir insanlık başarısı. Muhteşem bir şey.' Sohbet bir ara Sovyet Devriminin lideri Lenin'e gelmişti. Einstein şunları söyledi: 'Sosyal adaleti yerleştirebilmek için, bütün enerjisini ve yaşamını vakfeden Lenin'i takdir ediyorum. Onun yöntemlerini pek pratik bulmamakla birlikte, gerçek olan bir şey var: Onun çapındaki insanlar, insanlık bilincinin bekçileridirler.'

Yaşamının son dönemi


Einstein Birleşik Alan teorisi üzerinde çalışmaya devam ediyordu. Bozulan sağlığına karşın sınırlarını zorluyordu. Sevdiği şeylerden teker teker mahrum kalmaya başlamıştı. Gençliğinde tek yönlü beslenmesinin de etkisiyle kronikleşen mide ağrıları yüzünden, çok sevdiği piposundan vazgeçmek zorunda kaldı. Hatta en sonunda, yine çok sevdiği kemanını bile çalamaz oldu. Fakat bunlar çok büyük sorunlar değildi, çünkü bu mahrumiyet, onun son emeline konsantre olabilmesi için daha fazla zamanının olması demekti. 1950'de Einstein, Birleşik Alan Teorisi'nin yeni bir versiyonunu yayımladı. Bu eser, meslek arkadaşları tarafından sıkıntı verici bir sessizlikle karşılandı. 71 yaşındaydı, ama olduğundan daha yaşlı görünüyordu. Kendini genellikle bu dünyaya yabancı gibi hissettiğini kabul ediyordu, ama yine de derin bir hayal kırıklığı yaşayacak kadar buralıydı. FBI'ın ona karşı hala devam eden mücadelesi ve Birleşik Alan Teorisini açıklamaktaki başarısızlığı onu kötü şekilde yıpratmıştı. Kendini giderek daha yorgun hissediyordu. 1955 yılının baharında artık bitkin düşmüştü. 18 Nisan 1955'te (76 yaşına geldiğinde) Princeton Hastanesi'nde, uykusunda öldü. Yatağının yanıbaşında, üzerinde Birleşik Alan Teorisiyle ilgili yarım kalmış hesapların bulunduğu bir kağıt vardı. (Paul Strathern, Einstein ve Görecelik Kuramı, Gendaş Yayınları)

Einstein, Nazizm'in geçici olduğunu düşünüyor, ama...


Caputh'a, Albert'i görmeye gelen herkes, kaygılı ve belirsiz bir korku ile doluydu. Çoğu arkadaşımızdı. Profesörler, yazarlar, politikacılar, neler olduğunu gelip anlatıyorlardı. Ailelerinden birisi veya diğeri tutuklanıyor ve üzüntüler içinde kalan akrabalar, kayıp hakkında bilgi almak istedikleri zaman, aşılamayan bir duvarla karşılaşıyorlardı. Bu bedbaht insanlar hakkında, hiçbir bilgi elde etmek olanağı yoktu. Bütün bu olayların sebebi, Hitler'in, her geçen gün artan gücüydü. Fakat Albert, kendini, tamamen semavi araştırmalarının mekanizmasına kaptırmıştı. Bu mekanizmanın çarklar düzeni beynini dolduruyor ve dünya meseleleriyle uğraşmasına meydan vermiyordu. Arkadaşlarının endişesini paylaşmakla birlikte, Einstein, bu huzursuzlukların fazla büyütüldüğünü söylüyordu. Yazar, Heinrich Mann'ın bir arkadaşı, bu durumu şu şairane sözlerle özetlemişti: 'Ah, bunlar, bir ulusun kendi iradesi dışında ve sadece geçici bir takım deneyimlerden ibarettir... Bu olaylar kalıcı bir karakter taşımıyor; onlar, bir çağdan diğer bir çağa atlarken, yer yer görülen ve aynı cümlelerin tekrar edildiği bir kitabın sayfaları gibidirler. Telaş etmeyiniz. Yakında herşey bitecek.'

Einstein'ın birçok arkadaşının düşüncesi buydu. Fakat ben, şahsen, gittikçe çoğalan Nazilerin bu gücünden, derin bir huzursuzluk ve korku duyuyordum. Yahudiler için endişeleniyordum. Çünkü biliyordum ki, antisemitizm, Nazi programının temelini teşkil ediyordu. Albert'e, Berlin'deki Yahudilerin durumunu anlattım. Ona, bir gün önce karşılaştığım ve şahidi olduğum bir olayı anlattım. Almanya'nın en etkin ve zengin yayınevinin idarecisi olan bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Arkadaşım bana; yeni aldığı ve Nazi partisince Yahudi olmayan bütün önemli sanayicilere gönderilen bir sirküler gösterdi. Sirkülerde, işletme müdürlerinin bundan sonra, nasıl haraket edecekleri yazıyordu. Paragraflardan birinde, bundan sonra, kurumda, hiçbir Yahudi'nin çalıştırılamayacağı yazılıydı. Arkadaşıma sordum:
- Ne yapmayı düşünüyorsun? - Boyun eğmekten başka ne yapabilirim?
Einstein, beni sessizce dinledi. Ne diyebilirdi ki. Konuşmak için hangi kelimeleri kullanacaktı. Albert, her gün öğleden sonra, ormanda yürüyüşe çıkıyor ve biz de, sıkıntı ile onun gelişini gözlüyorduk. Bir gün, dönüşü gecikince Elsa'ya dedim ki:
- Bu çılgınlık! Bunun doğru bir hareket olduğuna inanmıyorum. Fanatik bazı Naziler, ona kötülük yapabilirler. Döndüğü zaman Elsa ona bu tehlikeden bahsetti, fakat o, tebessüm ederek, protesto eder gibi başını salladı. Einstein, her bakımdan iyi bir insan olup, kalbinde korkuya yer yoktu. Korku hissi, ona yabancıdır. Adeti olduğu üzere, atmosferin daha emin olduğu Berlin'e dönünceye kadar, yürüyüşlerini tek başına yapmaya devam etti.

Fritz Haber'in intiharı Albert'in en samimi arkadaşlarından birisi, Berlin'deki Kaiser Wilhelm Enstitüsü'nün direktörü olan, Alman kimyacı, meşhur ve talihsiz profesör Haber'di. Almanya'nın parlayan ışıklarından biriydi. Nobel Ödülü almış, zamanının en büyük kimyacısı. Bütün patlayıcı endüstrisi, Haber'in buluşu olan, nitrojeni havadan ayırma metodu ile değişikliğe uğramıştı. Birinci Dünya Savaşı sıralarında, Almanya'ya dünya çapındaki gücünü temin eden öldürücü gazları geliştiren odur. Haber, aynı zamanda, ölümcül gaz dumanlarından korunmak için, maskelerde kullanılan kimyevi maddelerin de babasıdır. Haber de, Nazi hareketinin, yakın bir tehlike teşkil etmediğini sananlardan birisiydi. Diğer bazı arkadaşlarımızla birlikte, başlangıçta Nazi programının, ideolojik bir vasıf taşıdığını ve hiçbir şekilde uygulanamayacağını sanıyorlardı. Ne var ki, Antisemitizmin Nazi idaresinin programlarından birisi olduğunu keşfettikten sonra, ayaklarının altındaki toprağın kaydığını hissetti. O zaman, Almanya'da Yahudi olmanın, ne menem birşey olduğunu anladı. Bu tarihten önce, o, önce bir Alman, sonra Yahudiydi. Ve de, Alman olmadan önce de bir bilim insanıydı. Yahudi haraketine karşı pek az bir ilgi duymuştu. Onun Yahudi olduğunu pek az kimse biliyordu. 1933'de Yahudilere karşı kampanya başlayınca, Almanya'ya yaptığı hizmetlerden ötürü, yeni hükümetin onu eski mevkiinde bırakacağına kesinlikle emindi. Söylendiğine göre, dünyanın en namlı üniversitelerinden biri olan Kaiser Wilhelm Enstitüsü direktörlüğünden atıldığı kendisine tebliğ edilince, üç gün dili tutulmuş, hiç konuşamamış. Sonunda istese de istemese de, zorla da olsa, dünyanın en eski ırklarından birine mensup olduğunun bilincine vardı. O zaman, Yahudilerin son sığınacakları yere, Filistin'e doğru döndü. Siyonist hareketin lideri olan ve sonradan Londra'da tanıştığım Chaim Weizmann bana, gizli olarak Haber'den, Kudüs Üniversitesi'nde kendisi için bir kürsü temin edilip edilemeyeceğine dair bir mektup almış olduğunu söyledi. Fakat, Weizmann'ın cevabı çok geç kalmıştı. Fritz Haber, kendi dünyasını kaybetmişti ve uyum sağlayabileceği bir yenisi için de, kendisini hazırlamamıştı. Onu, çevresinden uzaklaştıran ve bu değişikliğe dayanabilecek ruhi hazırlıklardan yoksun olması, geçmişte, günlük hayatını riske ederek çalıştığı laboratuvarında gösterdiği büyük cesareti, bu perspektif yok etmişti.
24 Ocak 1934'de, Lucern'deki otel odasında, intihar etti. O. Adolf Hitler'in ilk kurbanlarından biri olmuştu.

'Barışseverim ama, hayatı savunma zamanı geldiğinde, savunmak gerekir'



Nazi Hükümeti, Einstein'ın bankadaki 500 markına ve Almanya'da bulundurduğu 6000 dolarlık hesaplarına, 'memlekete ihanetine engel olmak için' el koydu. Kararnamede kullandıkları terimler bunlardı. Caputh'daki evine de el kondu ve Haberlandstrasse'deki apartman kapısı mühürlendi. Vatandaşlık hakkı da otomatik olarak kaldırıldı. Az sonra da Üçüncü Reich'ın bir numaralı düşmanı ilan edildi. Alman Hükümeti, Einstein'ın Belçika'da, M. Nahon'a yazmış olduğu bir mektubunu yayımladı. Einstein bu mektubunda, Belçika Almanlarla savaştığı takdirde, barışçı fikirlerine karşın, Belçika'ya hizmetlerini esirgemeyeceğine yazıyordu. Nasyonalizm onun düşüncelerine aykırıydı.Barışseverlik, onun yaradılışına ve ruhuna uygundu. Bu tutumu bütün dünya tarafından bilindiği için, yayımlanan bu mektup birçok samimi arkadaşını bile şaşırttı. Fakat, bunu açıklamak kolaydır. Einstein görüşlerinde asla değişmez bir tutum benimsememiştir. Eğer yaşam şartları ona bugün, dünkünden daha iyi bir bakış açısı sağlıyorsa, onu kabul etmekten asla çekinmez. Onun hakkında yapılan tanımların belki de en önemlisi Dr. Millikan'a aittir: 'Einstein'ın olağanüstü büyüklüğünü ortaya koyan vasıflarından en başta geleni alçakgönüllülüğü ve dün söylediklerini, gerekirse, bugün düzeltmek konusunda gösterdiği iyi niyettir.' Cal. Tech'teki profesörlerden biri, izafiyet teorisini nasıl keşfettiğini sorduğunda, Einstein ona şu kesin yanıtı vermişti: 'Bir aksiyomu kabul etmeyip, reddederek.' Einstein bu yanıttan da anlaşılacağı gibi, kendi prensiplerini değiştirmeden, şartlara göre, yeni bir yöne dönmekten çekinmemiştir.

Hiç kimse Einstein'ın, askeri üniforma giyip, eline bir silah alabileceğini beklemiyordu tabii. Fakat onun bu mektubu, beklendiği gibi, bir sembol, bir protesto duyurusu gibi algılandı. Siyasi görüşlerinin esas temeli barışseverlik olduğuna göre bu mesele hakkındaki düşüncesini öğrenmek istedim ve kendisine sordum. Şunları söyledi: 'Zaman, barışseverlik fikirlerini savunmak için uygun değildir. Bu tutum, ancak saldırgana karşı yapılan mücadeleyi zayıflatır. Hayatı savunma zamanı geldiğinde, onu savunmak gerekir.'

'Bugün Almanya lehine konuşmak, Alman ulusuna da ihanettir'


Einstein o günlere kadar, sadece şahsi görüşlerini yansıtmıştı. Fakat Nazi trajedisi, halkları yutmaya başlayınca, bir zamanlar sadece sözlerle söylediklerini, fiilen kanıtlamaya karar verdi. Almanya ile olan bütün bağlantılarını kesti. Alman vatandaşlığını geri çevirdi. Prusya Akademisi'nden istifa etti, diğer mevkilerinden de vazgeçerek, basın kanalıyla ve diğer yollardan korkmadan ve açık bir şekilde, yeni Alman düzeni hakkındaki düşünce ve duygularını bütün dünyaya ilan etti. Einstein'in hayatına malolabilecek bu sakin ve özsaygı ile dolu hareket tarzı, bütün dünyada Naziler aleyhine yayınlanan yazılardan, tenkitlerden ve beyannamelerden daha tesirli oldu. Einstein'in bu tutumu Almanya'ya vurulmuş bir şamar gibiydi. Naziler, bunun ne kadar mühim olduğunu anlıyorlardı. Prusya Akademisi'nin, Albert'in istifasından sonra, ona yazdığı mektuptan da bu anlaşılıyor. Yazılış tonu gayet soğuktu. Mektup, Einstein'in 'Alman karakterini ve düşünce şeklini ona tanıtan ve Almanlarla birlikte çalıştığı uzun yılları unuttuğundan' söz ediyor ve üzüntülerini ifade ettikten sonra, şu cümlelerle son buluyordu: 'Biz, uzun yıllar akademimize mensup olup, siyasi görüşü ne olursa olsun, bize atfedilen bazen aşağılık bazan gülünç yalanlar karşısında, bizim saflarımızda yer almanızı ve ulusumuzun savunucuları arasında bulunmanızı beklerdik. Alman ulusu lehinde özellikle sizin tarafınızdan söylenecek iyi bir söz, özellikle memleket dışında çok büyük bir tesir yapabilir.' Albert, bu mektuba, Belçika'da Le Coq'taki deniz kenarında bulunan beyaz küçük villasından yanıt verdi. Onun yanıtı, birlikte çalıştığı arkadaşlarına sakin bir ayrılık selamıydı. Üçlerinden bazıları, ırkçı fikirlerle kör olmuşlar, onun gidişini bir jübile ile kutlamışlardı. Diğerleri ise, onun dünya çapındaki ününü kıskananlar, onun lehine hiç bir protestoda bulunmamışlar ve seslerini duyurmak isteyen diğer arkadaşlarının sesi de kaybolup gitmişti. Einstein onlara şöyle yazdı:

'Sizin, bu ayın yedisinde yazmış olduğunuz mektubunuzu aldım. Siz Alman ulusu lehinde söyleyeceğim birkaç iyi sözün, memleket dışında çok büyük bir tesir yapacağını hatırlatıyorsunuz. Size şunu söylemek isterim ki, istediğiniz böyle bir şey, bütün hayatım boyunca uğraştığım özgürlük ve hakkaniyet duygu ve düşüncelerime ihanet olacaktır. Benim tarafımdan yapılacak olan böyle bir girişim, sizin dediğiniz gibi Alman ulusu lehine olmayacak, bilakis uygar alemde Almanya'nın kazanmış olduğu fikir ve prensipleri baltalamak için uğraşanların hayrına olacaktır. Bugünkü şartlarda Almanya'daki durumu kabul etmek ve onaylamak, var olan bütün kültürel değerleri yok ederek barbarlığa dönüşten başka bir şey olamaz. Bu nedenle, Prusya Akademisi'nden istifa etmek zorunda kaldım ve sizin mektubunuz da ne kadar haklı olduğumu gösteriyor.' Bu, Almanya ile olan kesin ve son kopmaydı.

Bilim ve Ütopya
Son düzenleyen Safi; 29 Haziran 2016 17:29
sedat sencan - avatarı
sedat sencan
VIP VIP Üye
13 Aralık 2007       Mesaj #6
sedat sencan - avatarı
VIP VIP Üye
Ad:  Albert Einstein6.jpg
Gösterim: 1465
Boyut:  53.8 KB

EİNSTEİN VE GÖRECELİK ÜZERİNE NOTLAR


  • 1905 yılında Almanya’da çıkan ‘Annalen der Physic’ adlı bir fizik dergisinde beş tane bilimsel bildiri yayınlandı.Bunlardan bir tanesi, Max Planck tarafından ifade edilen kuvantum kuramının yardımıyla fotoelektrik etkiyi inceliyordu.Bu bildiri ile ışığın doğası açıklanıyordu ve yazarına 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü kazandıracaktı.İkinci bildiride Brown hareketi olarak bilinen asıltı durumundaki küçük parçacıkların davranışı anlatılıyordu.Böylece atomların var olduğunu hala kabul etmeyen kişilerin son çırpınışlarını bitiriyordu.Üçüncü bildiri ise özel bir görelilik kuramını ana hatları ile açıklıyordu. Böylece bilim tarihinde yepyeni bir görüşün kapısı aralanıyordu. Bu bildirileri Albert Einstein kaleme almıştı.O sıralar hiçbir üniversite ile bağlantısı yoktu.Deney yapmak için herhangi bir laboratuvarda çalışma olanağı olmadığı gibi büyükçe bir kütüphaneye bile gidememişti.İsviçre’nin Bern kentinde bulunan ulusal patent bürosunda üçüncü sınıf teknik uzman olarak çalışan dar gelirli bir kişiydi.Henüz 26 yaşındaydı.
  • Aslında parasal sıkıntı,1879 yılında Almanya’nın güneyindeki Ulm’da doğduğu yılda zaten mevcuttu.Aynı sıkıntı Münih’te de sürdü.Babasının iş konusundaki ekonomik darlığı bir türlü sona ermiyordu.Bütün bu yılların olumsuz koşulları Albert’i de etkiliyordu.Üstelik 3 yaşına kadar konuşmayı öğrenememişti.Onun her türlü davranışını gözleyen birisi,bu durumda olan bir çocuğun ileride bilim dünyasını sarsacak olacağını düşünemezdi bile. İçedönük ve oyundan hoşlanmıyan bir karakteri vardı.Annesinin isteği üzerine 6 yaşındayken keman dersleri aldı.Bu dersler sayesinde edindiği klasik müzik kültürü yaşamı boyunca dinlenme zamanlarında kendisine yararlı olmuştur.Daha o yaşlarda amcalarının etkisiyle bilim ve matematikle ilgilenmeye başlamıştı. Yaşantısının ileriki dönemlerinde kaleme aldığı anılarında,daha 4-5 yaşlarında iken eline geçen bir pusula iğnesinin hep aynı yöne dönme olayını merak ettiğini yazmıştı.Gene bu anılarında 12 yaşına geldiğinde tanıştığı Eukledies geometrisi ve Pythagoras teoreminin kendisinde temel düşünceler uyandırdığını belirtmişti.Bunlar,alışılmadık olayların açıklanmasına yönelik bir eğilimi olduğunu göstermektedir.Herşeyde,görünürdeki karmaşıklığın altında mantıksal bir çözümün yattığını o zamanlar anlamış olmalıydı.
  • Münih’te bir katolik okulunda ilk öğrenimini tamamladı.Okulun tek yahudi öğrencisiydi.Aslında katı disiplin ve skolastik eğitim sistemine uyum sağlayamamıştı.Okuduğu popüler bilim kitapları ile zorunlu din derslerinin öğretileri arasında çelişki olduğunu görüyordu.Daha gençliğinin ilk aşamasında dogmatik düşünceye ve otoriter zorlamaya karşı kuşkucu bir tutum benimsemeye başlamıştı.İlköğretimden sonra liseye yazıldı.Ancak 1894 yılında babasının işlettiği elektrik atölyesi iflas etti.Aile Milano’ya göç etti.Bu durumda Einstein liseyi terk etmek zorunda kaldı.Zaten bu okulu da kesinlikle hiç benimseyememişti. Einstein,kör-topal süren eğitimine devam etmek için İsviçre’ye gitti.Ama almış olduğu öğrenim çok zayıf olduğu için ilk üniversite giriş sınavı başarısız oldu.O yıllarda askerlik her Alman vatandaşı için mecburi bir hizmetti.Hem kişisel yapısı hem de eğitime olan isteği nedeniyle 1896 yılında Alman vatandaşlığından çıktı. Üniversiteye girişini sağlayacak bilgi seviyesine ulaşması gerekiyordu.Diğer taraftan geçinmesini sağlayacak bir mesleğe de ihtiyacı vardı.Kısa bir araştırma sonucunda liselere fen öğretmeni yetiştiren Zürih Politeknik Enstitüsü’nü buldu.Burasının 4 yıl eğitim veren bölümüne girdi.Bu süre içinde parlak bir öğrenci görünümü vermedi.
  • Einstein,1900 yılında Zürih Politeknik Enstitüsü’nden mezun oldu.Hem burada öğrendikleri hem de bulabildiği dergi ve kitaplardan edindiği bilgilerle bilim dünyasını takip etmeye çalışıyordu.Bir taraftan da kendi düşüncelerini yazıyordu.Bu yazıların bir kısmını mezun oluşundan birkaç ay sonra Annalen der Physic dergisine yollamaya başladı.İlk bildirisinin bile konusu ilginçti,içme kamışlarındaki akışkanların fiziği üzerine düşüncelerini açıklıyordu.1902 ile 1904 yılları arasında istatistiksel mekanik alanında düşünceler geliştirdi ve bunları bildirilerine yansıttı.İçinde bulunduğu maddi şartlar bilim dünyasını takip etmede yeterli olmadığı için yazdığı yazıların ve düşündüğü fikirlerin dünyadaki gelişmelerini bilemezdi.O da tıpkı Max Planck’ın entropi konusundaki doktora tezini 1891 yılında bitirdiğinde düştüğü durumda kaldı. İstatistiksel mekanik konusu yıllar önce ABD’de Yale Üniversitesi’nden J.Willard Gibbs tarafından incelenmiş ve yayınlanmıştı.
  • Bu arada okul arkadaşlarından biri olan Macar vatandaşı Mileva Maric ile flört ediyordu.1901 yılında bir kız çocukları oldu.Çocuk evlilik dışı olduğu için onu evlatlık olarak verdiler.Gerçi iki sene sonra evlenmişlerdi,ama Einstein çocuğunu hiç göremedi.İsviçre patent bürosundaki işine 1902 yılında girdi ve orada 7 yıl çalıştı. 1905 yılında Almanya’da çıkan ‘Annalen der Physic’ adlı bir fizik dergisinde yer alan bildirilerini kaleme alırken bu durumdaydı.Bilim dünyasının fizikçileri patent bürosunda çalışan bu genç adamın söylediklerine pek önem vermediler.Bildirileri çok az ilgi çekti.Evrenin en derin sırlarından birkaç tanesini çözmüş olmasına rağmen,öğretim üyeliği için başvurduğu üniversite kendisini kabul etmedi.Öğretmenlik için başvurduğu lise bile teklifini reddetti.Bunun üzerine üçüncü sınıf uzman olarak patent bürosundaki işine devam etti. Nihayet,1908 yılında molekül boyutlarının hesaplanmasına ilişkin çalışması sonucunda Zürih Üniversitesi’nden doktor ünvanı aldı.Böylece öğretim üyeliği görev dönemi başlamış oldu.1909 yılında Zürih’te,1910 yılında Prag Alman Üniversitesi’nde,1912 yılında yine Zürih’te dersler verdi.1913 yılında Berlin’e yerleşti. Bilimsel başarıları Almanya’da devam ediyordu.Prusya Bilimler Akademisi’nin üyeliğine seçildi. Berlin Üniversitesi’ne profesör olarak atandı. Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nün fizik bölümü yöneticiliğini de üstlenmişti.
  • 1905 yılında Almanya’da çıkan ‘Annalen der Physic’ adlı bir fizik dergisinde ‘Durağan Bir Sıvı İçindeki Asıltı Parçacıklarının Moleküler Kinetik Kuramı Çerçevesindeki Hareketleri Üzerine’ başlıklı makalesi,Brown hareketi üzerineydi.1827 yılında İskoçyalı bilim adamı Robert Brown,su içinde asılı haldeki çiçektozlarını mikroskopla incelemiş ve sıvının durgun olmasına karşın çiçektozlarının sürekli ve rastgele hareket ettiğini gözlemişti.1879 yılında İngiliz kimyacı Sir William Ramsay,bu hareketlerin,sıvı moleküllerinin bombardımanından kaynaklandığını öne sürmüştü. Einstein,istatistiksel yöntemle gerçekleştirdiği çalışmalarının sonucunda, Brown hareketli bir parçacığın katedeceği uzaklığın,bu aradaki zamanın karekökü ile ters orantılı olduğunu belirledi.Böylece birim hacimdeki sıvı molekül sayısının hesaplanabileceğini göstermiş oldu. Aynı yıl aynı dergide yayımladığı kuvantum fiziği alanındaki ilk önemli çalışması ise,fotoelektrik etkiyi incelediği ve ‘Işığın Oluşumu ve Dönüşümü Üzerine Bir Görüş’ başlıklı makalesiydi.Alman fizikçi Max Planck,kara cisim üzerinde çalışmış ve enerjinin süreksiz olduğu varsayımını ileri sürmüştü.Ona göre atomlar arasındaki enerji alış verişi,ışımanın frekansıyla doğru orantılı olarak ve kuvantum adını verdiği enerji paketleri biçiminde gerçekleşiyordu. Einstein,ışığın dalga ve parçacık özelliğindeki ikili yapısını vurguladı,bu kesikli enerji alış verişinin,ışığın maddeyle etkileşime girdiği her durumda geçerli olduğunu savundu. Fotoelektrik olayında,üzerine ışık düşen bazı cisimlerin elektron salması olgusunu da,daha sonraları foton olarak adlandırılan bu ışık enerjisi kuvantumlarıyla açıkladı. Gene aynı yıl aynı dergide yayımladığı özel görelilik kuramına ilişkin ‘Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği’ adlı makalesi,elektromagnetik olguları açıklayan Maxwell yasalarına yeni bir bakış açısı getiriyordu.
  • 19 yüzyılın sonlarında ışığın elektromagnetik bir dalga özelliği taşıdığı ve uzaydaki hızının da saniyede yaklaşık 300.000 km.olduğu görüşü ağırlık kazanmıştı.Bu dalgaların boşlukta ilerleyebilmesini sağlayan ve madde dışındaki tüm boşluğu dolduran esir veya eter adlı ağırlıksız,esnek bir ortamın var olduğu kabul ediliyordu.Ama esirin varlığını kanıtlamak için yapılan tüm deneyler olumsuz sonuç veriyordu. Einstein,iki nokta arasında yol alan ışığın hızının nasıl belirleneceği sorunundan yola çıktı.Bu amaçla iki temel ilke geliştirdi.Bunlardan birincisine göre,mekanik denklemlerinin geçerli olduğu her başvuru sisteminde,elektrodinamik ve optik için de aynı yasalar geçerliydi.Öteki ilke ise,ışığın,kendisini yayan cismin hareketinden bağımsız olarak, boşlukta her zaman aynı hızla yol aldığı biçimindeydi.Böylece,birbirine göre hareket halinde olan iki gözlemcinin hızları sabitse,iki ayrı yerde gerçekleşen iki olay arasında geçen süreyi aynı biçimde değerlendirmek mümkün değildir.Gözlemcilerden biri,bu iki olayı aynı anda,yani eşzamanlı olarak gördüğünde,ötekinin olayları belirli bir zaman aralığıyla gözlemesi gerekir.Eşzamanların göreliliği denilen bu olgunun nedeni,olayların gerçekleştiğine ilişkin en hızlı belirti olan ışığın hızının,her iki gözlemci için de aynı ve sonlu olmasıydı. Einstein’ın ‘Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği’ adlı makalesi,içeriği ile olduğu kadar sunum tarzıyla da gelmiş geçmiş en olağanüstü bilimsel bildirilerden biri kabul edilir.Dipnot ya da alıntı yoktur.Hemen hemen hiç matematik içermez.Ortaya koyduğu sonuçlara sadece düşünerek varmıştı.
  • Görelilik asıl olarak,uzay ve zamanın mutlak olmadığını söyler,hem gözlemciye hem de gözlemlenen olguya göre değişir.Kişi ne kadar hızlı hareket ederse etsin,bu etkiler o kadar belirgin olur.Hareketimiz hiçbir zaman ışık hızına ulaşamaz.Ne kadar hızlı gidersek,dışarıdan bakan bir gözlemciye göre, giderek o kadar distorsiyona uğrarız,yani onun gözüyle bozulmuş,değişmiş,çarpılmış veya biçim değiştirmiş gibi oluruz.Bilimi halka sevdirmek isteyen kişiler böyle fikir ve kavramları anlaşılır kılmak için birtakım yöntemler aradılar.Bertrand Russel,’Rölativitenin Alfabesi’ adlı kitabında bir benzetmeye yer vermişti. Okuyucudan,ışık hızının %60’ına denk hızla yol alan,100 m. uzunluğunda bir tren düşünmesini istiyordu.Peronda durup trenin geçişini izleyen birine,tren sadece 80 m. uzunluğundaymış gibi görünür.Ayrıca trendeki herşey aynı oranda kısalıp sıkışmış gibi olurdu.Yolcuların konuşmalarını işitmesi mümkün olsaydı,sesler kulağına kalın ve çok yavaş çalınan bir plak gibi ağır gelirdi.Trendeki yolcuların hareketleri de ağır gözükürdü,hatta saatler bile normal hızlarının beşte dördü hızla işler gibi olurdu. Ama trendeki yolcular bu distorsiyonları hiç hissetmezdi.Onlara göre trendeki her şey çok normal gözükürdü.İşin ilginç yanı sıkıştırılmış ve yavaşlamış görünen olay,peron ve peronda duran kişi olurdu.Şu halde her şey,hareket eden cisme göre hangi konumda bulunduğumuzla ilgilidir.Bu tip etkiler her hareket eden insan için geçerlidir.Uçakla uzun mesafe yolculuk yapan birisi uçaktan indiğinde,geride bıraktığı insanlardan saniyenin çok ufak bir kısmı kadar genç kalmış olur.Bütün mesele,bu değişimlerin bize göre çok küçük olmasıdır.Görelilik kavramlarının yadırganması,normal yaşantımızda bu tür etkileşimler yaşamıyor olmamızdandır.Ama bize hiç yabancı gelmeyen görelilikler de vardır.Bir parkta iken hemen yanıbaşınızda yüksek sesle çalınan bir müzik duyduğunuzu düşünün.Oradan uzaklaştığınızda müzik sesinin kısılmış gibi geldiğini duyarsınız.Elbette ses kısılmış değildir.Asıl neden,müziğin kaynağına göre sizin yerinizi değiştirmiş olmanızdır.Çok yüksek sesle çalınan müzik sesinin iki farklı gözlemci tarafından iki farklı yükseklikte algılanabileceği fikri,çok küçük olan bir canlı veya kaplumbağaya anlamsız gelir.
  • 1905 yılında Almanya’da çıkan ‘Annalen der Physic’ adlı bir fizik dergisinde Einstein’in ‘Bir Cismin Eylemsizliği Enerji İçeriğine Bağlı mıdır?’ başlıklı makalesi,özel görelilik kuramına düştüğü matematiksel bir dip not özelliği taşıyordu.Bu yazısında,bir cismin kütlesi ile enerjisinin eşdeğerli olduğunu ve bu enerjinin,cismin kütlesi ile ışık hızının karesinin çarpımına eşit olduğunu belirtiyordu.Buna göre,bir cismin hızı arttıkça kütlesinin artmasının nedeni,o cismin kazandığı kinetik enerjiydi.Her enerjinin bir kütlesi vardır.Kütle ya da madde,bir enerji biçimidir. Enerji,serbest bırakılmış maddedir.Madde ise meydana çıkmayı bekleyen enerjidir. E=mc2 formulündeki ’c’nin karesi,yani ışık hızının kendisiyle çarpımı, son derece muazzam bir sayı içerdiği için,bu denklem bize,her maddi varlıkta çok büyük miktarda enerji bulunduğunu söyler.Öyle ki orta boylu yetişkin bir insan bedeni içinde barınan enerji,7x10 üzeri 18 jul potansiyel enerjiden az değildir.Böyle bir enerji 30 tane çok büyük hidrojen bombası kadardır. Madde içinde depolanmış olan enerji için en büyük sorun,bu enerjiyi açığa çıkarmakta henüz tam anlamıyla bilgi sahibi olmayışımızdır.Bu güne dek üretilen en enerjik olay olan uranyum bombası,maddenin serbest bırakabileceği tüm enerjinin sadece %1’i kadardır. Einstein’in kuramı radyasyonun nasıl işlediğine de açıklama getirdi.Birazcık uranyum,durmadan yüksek düzeyde enerji akımları gönderiyor ve bunu yaparken bir buz parçası gibi erimiyordu.Bunun nedeni, E=mc2 sayesinde kütlesini enerjiye çevirmesidir.Böylece yıldızların yakıtlarını tüketmeden milyarlarca yıl yandıkları da açıklanmış oluyordu.
  • O yıllarda Avrupa ulusları arasındaki ilişkiler son derecede gergindi.Birinci dünya Savaşı patladığında eşi ve 2 oğlu İsviçre’de idiler.Ama Berlin’e dönemediler.Savaş yıllarının getirdiği zorunlu ayrılık boşanmayla sonuçlandı. Einstein,savaşa karşı pasifist bir tutum takınmış ve militarizmi eleştirmeye başlamıştı.Ancak bu hümanist ve barışçı tutumu hem akademik çevrelerde hem de kamuoyunda tepkiyle karşılanıyordu.1916 yılında yayınladığı genel görelilik kuramı bilim dünyasını yeniden sarstı.Üstelik kuramının öngördüğü deneysel kanıtlar da elde ediliyordu.Nitekim savaş bitince 1919 yılının Mayıs ayında olan Güneş tutulmasında bu kanıtlardan biri doğrulandı.Büyük kütlelerin yakınından geçen ışık ışınlarının kütleçekimi alanının etkisiyle eğileceğini söylemişti.Bu nedenle uzak bir yıldız ışığının Güneş’in kenarından geçerken yapacağı sapmanın hesapları çok az hata ile doğru çıkmıştı.
  • Einstein,çalışmalarının asıl ağırlığını,görelilik kuramını daha genel bir çerçeveye yerleştirme çabası üzerinde yoğunlaştırmıştır.Bunun için gözlemcilerin birbirlerine göre sabit değil,değişen hızlarda,yani ivmeli olarak hareket ettikleri durumda ortaya çıkan olayları araştırmaya girişmişti.Özel kuramda eksik kalan şeylerden birinin kütleçekimi olduğunun başından beri farkındaydı.Esas olarak hiç engellenmeden hareket eden maddeleri ele almıştı.Ama hareketli bir şey,örneğin ışık, kütleçekimi gibi bir engelle karşılaştığında neler olurdu?Elde ettiği kuramsal bulguları 1916 yılında ‘Genel Görelilik Kuramının Temelleri’ başlığı ile yayınladı.Bu kurama göre,uzaydaki herhangi bir noktada,kütleçekimi ile hızlanma hareketinin etkileri eşdeğerdir ve birbirinden ayırt edilemez.Bu görüş,kütleçekiminin bir kuvvet değil,uzay-zaman sürecinde bir kütlenin etkisiyle oluşan eğrilmiş bir alan olduğunu öngörür.Bu nedenle ,büyük kütlelerin yakınından geçen kuvantumlu ışık ışınlarının doğrultusunda bir sapma oluşur. Genel Görelilik Kuramı,yalnız Newton fiziğinden değil,Eukleidesçi geometriden de kopuşu simgeliyordu.Artık eğri bir uzay-zaman tanımı ortaya çıkmıştı. Einstein’in yeni denklemleri ile Merkür’ün günberi noktasında ortaya çıkan düzensizlikleri açıklanabilecekti. Einstein, genel görelilik kuramını evrenin bütününe uygulayarak sonlu ve sınırsız bir evren modeli kurmuştu.Denklemlerine kozmolojik sabit diye bir unsur koydu.Ama Hubble’nin genişleyen evren modeli,onun durağan modelini geçersiz kıldı.
  • Uzay-zaman için yapılan açıklama bir benzetme ile yapılır.Üzerine demir bir top konulmuş gerili bir lastik çarşaf düşünelim.Demir topun ağırlığı,üstünde durduğu maddeyi esnetir ve hafifçe çökertip çukurlaştırır.Bu durum,demir topun yerine düşüneceğimiz Güneş gibi büyük kütleli cismin,esnek çarşaf yerine düşüneceğimiz uzay-zaman üzerindeki etkisine benzer. Güneş, uzay-zamanı esnetir veya büker.Lastik çarşafın üzerine daha küçük bir top yuvarlarsak,bu top,Newton’un hareket yasalarına uygun olarak düz bir çizgi boyunca ilerlemeye çalışır.Ama büyük kütleli cismin çöküp çukurlaştırdığı bölgeye yaklaşınca,kendisinden daha kütleli olan cisme doğru çekilip aşağıya yuvarlanır.Bu olay,kütleçekimdir.Ama,fizikçi M.Kaku’nun dediği gibi, kütleçekim diye bir şey yoktur.Gezegenleri ve yıldızları hareket ettiren etken,uzayın ve zamanın distorsiyona uğramasıdır.
  • Vardığı sonuçlara düşünerek ulaşan Einstein,herkes tarafından merak edilen bir kişiydi.Bir gün şair Paul Valery,fikirlerini kaydetmek için bir defter tutup tutmadığını sorunca biraz şaşırmış.’Hiç lüzum yok ki’ diye cevap vermiş.’Aklıma nadiren bir fikir gelir’Göreliliğin anlaşılması çok zor bir konu olduğu her zaman ileri sürülmüştür.Bu konuyu anlayabilen insan sayısının çok az olduğu kanısı çok yaygındı. Gazetecinin biri,İngiliz astronom Sir Arthur Eddington’a şöyle bir soru sormuş:--‘Dünyada Einstein’ın görelilik kuramlarını anlayabilen 3 kişi varmış.Bu 3 kişiden birisi siz oluyormuşunuz.Bu doğru mu?’ Sir Arthur Eddington uzun uzun düşünmüş.Sonra yanıtını söylemiş: --‘Üçüncü kişinin kim olduğunu bulmaya çalışıyorum’
  • 1919 yılında akrabalarından birisi ile evlendi.Almanya’da güçlenmekte olan ırkçılığa karşı mücadelesini sürdürürken,dünyanın her yerinden konferans davetleri alıyordu.1921 yılında,fotoelektrik etki ve kuramsal fizik alanındaki çalışmaları nedeniyle Nobel Fizik Ödülü aldığını öğrendi.Ancak ödülün gerekçesinde görecelik kuramı ile ilgili çabaları yer almamıştı.Bundan sonraki çalışmalarını elektromagnetizma ile kütleçekimi arasındaki ilişkiler üzerinde yoğunlaştırdı.Birleşik alan kuramına ait bu çabaları sonuç vermeyecektir.Irkçılığa ve savaşa karşı olan mücadelesini uluslar arası toplantılarda sürdürürken 1930 yılında ABD’de konuk profesör olarak bir yıl ders verdi.1932 yılında tekrar ABD’ye gitti,ertesi yıl Hitler iktidara gelince Almanya’ya dönmedi.Aynı yıl,New Jersey’deki Princeton Üniversitesi’nde kurulan Yüksek Araştırma Enstitüsü’nde görev aldı ve ölümüne kadar burada çalıştı. 1939 yılında Alman araştırıcılarının uranyum atomunu parçalamayı başardıklarını öğrenince,başkan Roosevelt’e bir uyarı mektubu yazdı ve atom bombası yapım çalışmalarına katılmadı.1945 yılında Japonya’ya atılan atom bombasından sonra bu yeni silahın kullanılmasını önlemek için tüm gücüyle mücadele etti.Son günlerine kadar bilimsel çalışmalarını ve uluslar arası barış eylemlerini sürdürdü.1955 yılında öldü.
Son düzenleyen Safi; 29 Haziran 2016 17:30
Bia - avatarı
Bia
Ziyaretçi
24 Eylül 2008       Mesaj #7
Bia - avatarı
Ziyaretçi

Albert Einstein


EINSTEIN VE ATOM BOMBASI

Ad:  Einstein-Szilard.jpg
Gösterim: 1583
Boyut:  60.5 KB

Çok az buluşun insanlık üzerindeki etkisi, Einstein'in özel izafiyet teorisindeki kadar büyük olmuşturBu teoriyle barışçıl nükleer enerjinin kapıları açıldığı gibi, atom ve hidrojen bombalarının yapımında gerçekleşmiştirBu teorinin bir çok yönü vardır, fakat bizi burada ilgilendiren, maddenin; güneşin çekirdeğinde bulunabilecek kadar yüksek ısılarda ısı enerjisine dönüşebileceğini gösteren ünlü E = MC2 denklemidir Bu denklemde geçen C, saniyede 300000 km gibi inanılmaz bir hız olan ışık hızını göstermektedir Dolayışıyla,çok küçük miktarda bir maddenin dev miktarda bir enerji açıga çıkaracağı görülecekti
1905'te Einstein'in kendisi bile bunu patlatabileceğine hiç inanmıyorduİnsanın atomdan,dizgin altına alamayacağı bir güç üretebilecegi konusundaki kuşkuları uzun sürmedi1920'ler ile1930'larda Atomla ilgili buluşlarda muazzam bir gelişme olduMaddenin içine hapsolmuş enerjinin açığa çıkması için çok büyük sıcaklıklara gerek olmadığı hemen keşfedildiBu,Atomları başka Atomlarla bombardıman ederek de yapılabilirdi Lord Rutherford, Atomların merkezindeki aşırı bir nüvenin yani çekirdeğin etrafını kuşatan elektronlardan oluşan gevşek bir yapısının olduğunu ortaya koyarak, Atom kuramlarının temellerini atmıştı.
1919'da hidrojen Atomonu ayırmayı başarıp insan ürünü ilk nükleer tepkimeyi elde eden kişi oldu1932'de Sir James Chadwick Atomları nötron parçacıklarıyla bombardıman ederek bu gelişmeyi daha da ileri götürdü1938'e gelene dek Otto Hahn ile Lise Meitner nükleer parçalanmanın bütün ilkelerini bulmuştuFakat ilk sürekli parçalanma tepkimesini 1942'de Chicago'da italyan bilim adami Enrico Fermi gerçekleştirdiFakat bütün bu gelişmeler olurken Hitler'in gücü de giderek artan bir tehdit oluşturmaya başlamıştı

9 Ocak 1931… Dünyanın bir numaralı fizikçisi Albert Einstein ve en önde gelen astronomu Edwin Hubble, güney Kaliforniya’daki Mount Wilson Gözlemevi’nin yolunu tutarlar. Şoför onları zikzaklar çizen çamurlu bir dağ yolundan, Pasadena’nın 1.5 km üzerindeki zirveye kurulmuş gözlemevi kompleksine götürüyordu.
Hubble, çığır açan astronomik gözlemlerini dönemin en büyük teleskopuna sahip Mount Wilson gözlemevinde yapmıştı. Hubble 1924’te, teleskopun o günün standartlarıyla devasa boyutlardaki yaklaşık 2.5 metre çapındaki aynasıyla Samanyolu galaksisinin, uzayın uçsuz bucaksızlığındaki sayısız ‘ada evrenden’ yalnızca biri olduğunu saptamıştı. Hubble ve yardımcısı Milton Humason, spiral şeklinde dönen bu galaktik disklerin hareketlerini izlemiş ve daha da şaşırtıcı bir sonuca ulaşmıştı: Uzay, galaksileri birbirlerinden uzaklaştıracak şekilde genişliyordu.

EVRENİ KAĞIT ÜSTÜNDE ÇÖZMÜŞTÜ


Mount Wilson Tepesi’nde baharı anımsatan güneşli bu ocak gününde, 51 yaşındaki Einstein, büyük bir zevkle dünyanın en büyük teleskobunu kurcalıyordu. Oyun oynayan bir çocuk gibi, ev sahiplerinin dehşet dolu bakışları altında teleskopun iskelesine tırmandı. Einstein’ın yanında eşi Elsa da vardı. Kendisine, dev teleskopun evrenin yapısını belirlemek amacıyla kullanıldığı söylendiğinde Elsa şu yanıtı verdi: “Öyle mi, eşim Albert aynı işi bir kağıt parçası üzerinde yapıyor.”
Einstein, Hubble’ın kozmik genişlemeyi teleskop gözlemleriyle saptamasından henüz yıllar önce, evrenin genişlemesini kuramsal olarak Genel Görecelik Kuramı’nda tasarlamıştı. Gözlemlerde uzaya atılan her bakışın ucu dönüp dolaşıp Einstein’ın teorisine varıyor.
Makalenin tamamını National Geographic dergisinin Mayıs sayısının sayfalarında bulabilirsiniz.

EİNSTEİN BUZDOLABI DA İCAT ETMİŞTİ


Olağanüstü bir teorisyen olduğu kadar tamirciliğe de meraklı olan Einstein, dönemin yeni mekanik buzdolaplarının gürültüsünden hiç hazzetmiyordu. Berlin’deki bir ailenin hatalı contalardan sızan toksik soğutucu yüzünden can verdiğini öğrenince, hemen kolları sıvadı. Budapeşteli genç bir fizikçi olan Leo Szilard ile bir beyin fırtınası yaptı. İkili 1930’da oynak parçaları olmayan, elektrik gerektirmeyen ve soğutucuyu sabit, güvenli bir basınçta dolaştıran bir buzdolabı için patent aldı.

EİNSTEİN’IN BUZDOLABI ÜRETİLEMEDİ


yarattıkları tasarım standart buzdolaplarının sızıntıya yatkın ve gürültülü mekanik kompresörünü devre dışı bıraktı. Einstein ve Szilard bunun yerine marifetli bir pompa koydu. Einstein’ın sözleriyle aktarmak gerekirse, bu pompanın işleyişini sağlayan “Sıvı sodyum ve potasyum karışımını hareket ettiren bir manyetik kılavuz alanının yaratıldığı değişken elektrik akımıdır. Bu karışım bir kasa içinde değişken yönlerde hareket eder ve pompanın pistonu işlevini görür. Böylece soğutucu madde mekanik yoldan sıvılaşır ve yeniden buharlaşmasıyla soğuk yaratılır.”
Bu tasarım elektrikle çalışmaktaydı, ama iki fizikçi sadece ısının ya da su basıncının çalıştırdığı varyantları da ortaya koydu.
Sessiz çalışan bu buzdolabı hiç bakım da gerektirmeyecekti. Ne var ki, asla üretilmedi. Araya 1929’da tüm dünya ekonomilerini sarsan Büyük Bunalım’ın finansal zorlukları girdi ve daha az tehlikeli soğutuculara dayanan yeni teknolojilerin bulunması Einstein-Szilard modelini geçersiz kıldı
Son düzenleyen Safi; 29 Haziran 2016 17:36
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
22 Mart 2012       Mesaj #8
Avatarı yok
Yasaklı

Einstein'in Arşivi Dijital Ortama Aktarıldı


Nobel ödüllü Fizikçi Albert Einstein'ın mektupları ile bilim dünyasında devrim oluşturan keşiflerine dair not aldığı defterlerini içeren kişisel arşivi, ilk kez dijital ortama aktarıldı.
Ad:  Albert Einstein8.jpg
Gösterim: 3611
Boyut:  36.5 KB

Kudüs İbrani Üniversitesi, nem ve sıcaklığın belirli seviyelerde tutulduğu depolarda sakladığı ve daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış parçaların da bulunduğu arşivin yüksek çözünürlüklü fotoğraflarının çekildiğini ve bu fotoğrafların internette yayımlandığını açıkladı.

Einstein'ın arşivinde yer alan 80 bin parça, İsrail Ulusal Kütüphanesi'nin Isaac Newton'un teolojik metinlerini dijital ortama aktarmasına yardım eden Polonsky Vakfı'nın katkılarıyla kataloglandı.Site, 7 bin sayfadan oluşan 2 bin belgeye erişim sağlıyor.

Projeye ABD'deki Princeton Üniversitesi ile Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü de destek verdi.İbrani Üniversitesi'nin koleksiyonunda, Einstein'in elyazısı ile araştırmalarına dair not düştüğü 14 defter, ünlü fizikçinin meslektaşlarına ve sevenlerine yazdığı mektuplar, görecelik kuramına dair elyazısı ile yazılmış bir açıklama, E=mc2 formülü ile ilgili bir özet ve Einstein'in hasta annesine gönderdiği bir posta kartı da yer alıyor.

Koleksiyon, bilim adamının hayranlarından aldığı mektupları da içeriyor. Bu mektuplardan birinde 6 yaşındaki bir kız çocuğu, ünlü bilim adamına "Gazetede bir resminizi gördüm. Sanırım saçınızı kestirirseniz daha iyi olacak" yazmış.Einstein, koleksiyondaki mektuplarında nükleer silahsızlanmadan, İsrail-Filistin çatışmasına kadar birçok farklı konuda düşüncelerini açıklamış.

İsrail devletinin kurulmasından önce bir Arap gazetesine gönderdiği mektupta Einstein, Ortadoğu'da barışın ancak Arap ve Yahudi doktorlar, yargıçlar, din adamları ve işçi temsilcilerinden kurulacak 8 üyeli bir "gizli konsey" tarafından sağlanabileceğini ileri sürmüş.

Genel görecelik kuramını geliştirerek bilim dünyasında devrim yapan ve 1921 yılında fotoelektrik etki üzerine çalışmalarıyla Nobel Fizik Ödülü'ne layık görülen Einstein, İbrani Üniversitesi'nin kurucularından biriydi. 1955 yılında yaşamını yitiren Einstein, arşivini ve fotoğraflarını kullanma hakkını İbrani Üniversitesi'ne bağışlamıştı.Einstein'ın internet ortamındaki arşivine,"http://alberteinstein.info/" adresinden ulaşılabilinecek.

Kaynak : Gençbilim / Dünya Bülteni
Son düzenleyen Safi; 29 Haziran 2016 17:31
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
26 Eylül 2012       Mesaj #9
Avatarı yok
Yasaklı

Albert Einstein Hakkında / Albert Einstein'ın Beyni iPad Uygulaması Oldu

Ad:  Albert Einstein7.jpg
Gösterim: 1490
Boyut:  41.4 KB

Uygulama geliştiricileri gecelerini gündüzlerine katarak bir ilke imza attı ve Einsteın’ın beynini mobil ortama taşıdı. Uygulama Öfkeli Kuşlar oyununda rekorlar kırmanızı sağlamayacak olsa da, uygulama alanında kullanıcılara çok yeni bir tecrübe kazandıracak. AppStore’da bugünden itibaren indirilmeye başlanan ‘NMHMC Harvey’ adlı uygulama, dünyanın en büyük dahilerinden biri olan Albert Einstein’ın zekasını içermiyor. Tersine, bugüne kadar çok az bilim insanının inceleme şansı bulduğu Einstein’ın beynine ait fotoğraflar en detaylı halleriyle iPad’lerde görüntülenebilecek.

Dünyanın dört bir yanındaki öğretmenler ve öğrenciler için eşsiz bir fırsat sunan NMHMC Harvey, 1955’te ölen Einstein’ın yaklaşık 350 parçaya bölünen beyninin fotoğraflarını kapsıyor. ABD’nin Chicago kentindeki bir müzenin finansmanını sağladığı proje kapsamında, Einstein’ın beynine ait parçalar ilk önce tarandı, ardından dijital ortama aktarıldı. Böylece, Einstein’ın beynini mikroskobik boyutta inceleyebilmenin imkanı doğdu.

Mobil dünyada bir ilk olan projenin gerçekleştirilmesinde büyük rol oynayan Chicago Ulusal İlaç ve Sağlık Müzesi yetkilisi Steve Landers, “Araştırmacıların bu fotoğraflara bakarak nasıl yeni keşifler yapabileceğini düşünmek beni heyecanlandırıyor... Bana sorarsanız Einstein bile bu durumdan heyecan duyardı” dedi.

Beynini Çıkarıp Kavanozlarda Sakladı


Öldüğü gün, dahi fizikçiye otopsi uygulayan patalog Thomas Harvey, Einstein’ın beynini çıkararak ilk başta 240 parçaya bölmüş ve on yıllarca içinde özel sıvı bulunan kavanozlarda saklamıştı. Bilim dünyası, Harvey’in ikna olmasının ardından 1999 yılında Einstein’ın beyin parçaları üzerinde inceleme yapma şansı bulmuş ve ünlü fizikçinin zekasının sahip olduğu farklı beyinden geldiğini anlamıştı. Analizlerde, her iki kulak hizasında yer alan ‘matematiksel mantık bölümü’, Einstein'ın beyninde normal insanlara kıyasla yüzde 15 daha büyük çıktı.

Bilim insanları, yeni iPad uygulamasının araştırmacılara yeni keşifler yapmalarında bugüne kadar hiç elde edilmemiş bir fırsat sunduğunu düşünüyor. Chicago’lu sinir bilimci Dr. Phillip Epstein, son derece detaylı fotoğraflarda sinirlerin en yoğun olduğu bölgelerin incelenebileceğine dikkat çekti. Epstein, buna rağmen uygulamada bazı eksiklikler olduğunu da belirterek, fotoğraflarda yer alan kısımların Einstein’ın beyninin anotomoik modeliyle sunulmadığını söyledi.

California Üniversitesi’nde araştırmacı olan Jacopo Annese ise “Bu fotoğraflar çekildiğinde MRI (manyetik rezonans görüntüleme) yoktu. Einstein’ın beynine ait 3D bir model bulunmuyor, bu yüzden fotoğraflardaki kısımların beynin hangi bölgesinden alındığı konusunda kesinlik yok” dedi. Dahası,uygulamada yer alan 2.5x7.5 santim ölçülerindeki kesitler, Einstein’ın beyninin sadece küçük bir kısmını oluşturuyor” ifadesini kullandı.

Dijital Beyinler Artacak


Annese, 2008 yılında hayatını kaybeden ve sinir bilim dünyasında en önemli araştırma konularından birini oluşturan Henry Molaison’un da beynini dijital ortama aktran kişi. Molaison, 1953 yılında epilepsi hastalığından kurtulmak amacıyla beyin ameliyatı geçirmiş ve beyninin hipokampus, amigdala ve hipokampusu saran gri zar yapısı alınmıştı. On yıllar boyu hafıza yeteneğinden yoksun yaşayan Molaison, “H.M” kod adıyla sinir bilimcilerin sayısız araştırmasına konu olmuştu.

Annese, Molaison’un beynine ait 2.400 fotoğrafın dijital ortamda Aralık ayından itibaren erişilebilir olacağını söyledi. ABD’li araştırmacı, “Einstein gibi ikinci bir uygulama olacak ve adı H.M olarak geçecek” dedi ve Einstein’ın bugüne kadar bozulmadan ulaşan beyin fotoğraflarıyla bilim alanında yeni bir alana adım atılabileceğini söyledi.

Einstein Bunu İster miydi?


Chicago’daki müzenin yöneticilerinden Jim Paglia, “Einstein’ın hayata geçirilen uygulamaya hayatta olsaydı nasıl bir tepki vereceği konusunda büyük tartışmalar yaşandı... Onun, geride kalan kalıntılarından bir sirk oluşturulmasını istemediğini biliyoruz. Ancak o beynine yönelik araştırmaların değerini anlayan bir insandı ve biz bunu, ona saygısızlık etmeden yaptığımızı düşünüyoruz” dedi. Paglia’nın, “yeni nesil sinir bilimcilere ilham vereceğini” söylediği uygulamadan elde edilen gelirler, Ulusal İlaç ve Sağlık Müzesi’yle, 2015’te açılacak Chicago Uydu Müzesi’ne aktarılacak.

Kaynak : Ntvmsnbc / BBC
Son düzenleyen Safi; 29 Haziran 2016 17:30
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
20 Kasım 2012       Mesaj #10
Avatarı yok
Yasaklı

Einstein'ın Beyninin Bazı Bölümlerinin Özellikleri

Ad:  Albert Einstein9.jpg
Gösterim: 1753
Boyut:  51.7 KB

Nobel ödüllü fizikçi Albert Einstein'ın beyninin bazı bölümlerinin olağanüstü özellikler gösterdiği belirlendi.Albert Einstein'ın, normal insanların beyninden çok daha farklı bir beyne sahip olduğu ortaya çıkarıldı.Florida Eyalet Üniversitesi'nden antropolog Dean Falk, Einstein'ın beyninin büyüklük ve şekil açısından normal olduğunu, ancak beynin bazı kısımlarındaki anatomik özelliklerin son derece farklı olduğunu söyledi.Falk, Einstein'in beyninin prefrontal, somatosensoriyel, motor, paryetal, temporal ve oksipital kortekslerinin değişik özellikler gösterdiğini belirtti.

Bu özelliklerin Einstein'in mekansal ilişkilerin görsel algısı ve matematik yeteneklerine nörolojik destek sağladığına dikkati çeken Falk, "Einstein'in beyninin ön lobu aşırı derecede kıvrımlı, paryetal loplar da olağanüstü bir biçimde asimetrik. Somatosensoriyel ve motor korteksler ise sol yarımküreye doğru büyük bir genişleme gösteriyor" dedi.1955 yılında hayata veda eden Albert Einstein'in beyni, kafatasından çıkarılmış ve çeşitli açılardan fotoğraflanmıştı. Bu fotoğrafların çoğu, 1955 yılından bu yana kayıptı.Bu fotoğraflardan 14'ü, kısa bir süre önce fotoğrafları çeken patolog Thomas Harvey tarafından New Jersey'deki Ulusal Sağlık ve Tıp Müzesi'ne bağışlanan belgeler arasında bulundu.

Einstein'in beyni fotoğraflandıktan sonra incelenmek üzere 240 parçaya bölünmüştü. Bu parçaların büyük bir kısmı, hala Princeton Üniversite'si bünyesindeki Ulusal Sağlık ve Tıp Müzesi'nde saklanıyor. Diğer parçaların nerede olduğu ise bilinmiyor.Einstein, genel görecelik kuramını geliştirerek bilim dünyasında devrim yapan ve 1921 yılında fotoelektrik etki üzerine çalışmalarıyla Nobel Fizik Ödülü'ne layık görülmüştü.Falk'ın "Albert Einstein'ın Serebral Korteksi: Yayımlanmamış Fotoğrafların Ön Analizi" adlı çalışması, "Brain" dergisinde yayımlandı.


Kaynak : AA / BBC (19 Kasım 2012,15:13)
Son düzenleyen Safi; 29 Haziran 2016 17:32

Benzer Konular

2 Kasım 2016 / Ziyaretçi Cevaplanmış
30 Mayıs 2020 / Ziyaretçi Cevaplanmış
10 Ağustos 2016 / KARAşovalye Cevaplanmış
7 Şubat 2007 / virtuecat Fizik
15 Aralık 2008 / Ziyaretçi Cevaplanmış
Etiketler: Albert Einstein