Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 117.851|Cevap: 16|Güncelleme: 17 Ekim 2015

Kök Hücre Nedir? Kök Hücre Teknolojileri Hakkında

18 Kasım 2006 22:47   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Kök Hücre Nedir?
Kök hücreler, insan vücudunda bulunan ve her türlü vücut hücresine dönüşebilen ana hücrelerdir. Nerede bir zedelenme veya onarım ihtiyacı varsa, oraya giderek gereken hücre tipine dönüşür ve hasarı onarırlar. Kalp krizi geçirende kalbe, karaciğer harabiyeti olanda karaciğere, kemiği kırılanda kırık hattına giderek gerekli tamiratı yaparlar. Hangi tip hücre ve dokuya ihtiyaç varsa ona dönüşürler. Vücutta en fazla olduğu zaman anne karnındaki bebeklik çağıdır. Daha sonra alınan yaşlarla beraber sayısı azalır. Nitekim, yaşlanmayla beraber doku, organ iyileşmelerinin daha yavaş ve güç olduğu da bilinen bir gerçektir.

Kök Hücre Nerelerde Bulunur?
Sponsorlu Bağlantılar
Kök hücreler, tüm vücut doku ve organlarında, kan dolaşımında bulunur. Fakat özellikle üç yerde daha fazladır. Bebeklerin göbek kordonu, kemik iliği ve damarlarımızda dolasan kan.Tarihte ilk olarak kemik iliğinden ameliyatla alınan kök hücreler lösemi tedavisinde kullanılmıştır. Bu yöntem hala uygulanmakta ve cerrahi koşullar altında ameliyathanede yapılmaktadır. O nedenle bazı özel şartlara ve yetişmiş personele ihtiyaç vardır.

İlerleyen yıllarda vücutta dolaşan kandaki kök hücrelerin kullanilabileceği anlaşılmıştır. Bunun için önce hastaya hormon verilerek kemik iliğindeki kök hücrelerin hızla çoğalıp kana geçmesi sağlanır. Daha sonra, filtre (aferez) yardımıyla kandan toplanır ve kalan kan vücuda geri verilir. Bu yöntem de hala uygulanmaktadır. Fakat bu yolla elde edilen kök hücre sayısı diğer yöntemlere göre daha azdır.


Son olarak, 80'li yılların başında, yeni doğan bebeklerin kordon kanında da kök hücrelerin bol miktarda bulunduğu ve bu hücrelerin tedavide kullanılabileceği fikri ortaya atılmıştır. Elde edilen kordon kanı belirli koşullar altında toplanıp dondurularak saklanabilmekte, daha sonra gerek duyulduğunda çözülerek kullanılmaktadır. İlk olarak Dr. David Harris, 1992 yılında oğlunun kordon kanını kendi laboratuvarında dondurarak sakladı. Daha sonra bu uygulamanın halka açılması ile 1994 yılında dünyadaki ilk Kordon Kanı Bankası Amerika Birleşik Devletleri'nde kuruldu. Takip eden yıllar içinde dünya üzerinde birçok kordon kanı bankası kuruldu ve binlerce bebeğin kordon kanı bu bankalarda koruma altına alındı. Bahsi geçen yöntem kök hücre sağlama ve depolama açısından en kolay ve ucuz yöntemdir.



Son düzenleyen nötrino; 19 Mart 2015 12:16 Sebep: Yazım yanlışı ve kırık bağlantı!
Hi-LaL
19 Kasım 2006 05:03   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Kök hücre nedir?
Kök hücreler hayatın temel taşları ve insan vücudunu oluşturan ana hücrelerdir. Kök hücreler sınırsız bölünme, her türlü vücut hücresine dönüşme ve yeni görevler üstlenme imkanına sahip hücrelerdir.
  • İnsan vücudundaki cilt, kaslar, kemikler, sinirler ve kan hücreleri gibi tüm organlar bu kök hücrelerinden oluşur.
  • İnsan vücudunda hastalıklar ve yaralanmalar nedeniyle oluşan hasarları onarır ve iyileştirirler.
  • Hangi tip dokuya ihtiyaç varsa ona dönüşürler.
  • Genel olarak denilebilir ki, kök hücreler ne kadar gençse o kadar fazla gelişebilir ve farklı hücrelere dönüşebilirler. İnsan yaşlandıkca kök hücrelerinin sayısı azalır.
Kaç tür kök hücresi vardır?
  • İnsan oluşumundaki ilk hücreler oluşmakta olan çocuktaki kök hücrelerdir. Yumurta döllendikten sonraki ilk günlerde oluşurlar. Bu tip kök hücrelerin kullanımı, oluşmakta olan çocuğu korumak için, Almanya’da kesin olarak yasaklanmıştır.
  • Yetişkin vücutta az da olsa kök hücresi bulunur – Bunlar kanda ve kemik iliğinde bulunan yetişkin, kan üreten kök hücrelerdir.
  • Hamileliğin son üç aylık döneminde kök hücreleri bebeğin karaciğerinden ve dalağından kan dolaşım sistemi üzerinden kemik iliğine geçer. Doğum esnasında da göbek kordonunda ve bebeğin eşinde çok miktarda kök hücreleri bulunur. Bu kök hücreleri yetişkin kök hücrelerinde artık bulunmayan çok sayıda özelliğe sahiptir. Bebeğin göbek kordonu kesildikten sonra kök hücreleri bebeğin eşine bağlı kalan kısımdan risksizce alınabilir. Bebeğin hiçbirşeyi eksilmez, aksine çok kıymetli kök hücreleri onun için saklanmış olur.
Nerde ve ne zaman kök hücreler kullanılır?
Organ yapımı
Bioteknolojiyle kordon bağındaki kök hücrelerinden vücut dokusu oluşturmakta ümit verici gelişmeler yaşanmaktadır. Hedef, zarar görmüş dokuları, hücre biyolojisi teknikleri kullanarak, kordon kanında bulunan kök hücrelerle tamir etmektir.
VİTA 34 ve Leipzig Üniversitesi 2003 yılı sonunda, kordon kanı kök hücrelerinin beyin infaktüsünü gözle görülür şekilde iyileştirdiğini gösteren araştırma sonuçlarını yayınladılar. Şu anda zarar görmüş kalp, karaciğer, safrakesesi, sinir, kas ve damar dokularının tamirine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu araştırmaların ilerideki tedavilerde çok çeşitli kullanım imkanları sunması beklenmektedir.
Bunun yanında Morbus Crohn (kronik bağırsak enfeksiyonu) ve Rheumatoide Arthritis (eklem hastalığı) gibi hastalıkların tedavisinde hastanın kendi kök hücrelerinin kullanılmasıyla ilk ümit verici tecrübeler elde edilmiştir.
Kanser tedavisi
Yüksek dozajlı kemoterapide kanser hücrelerinin yanısıra kemik iliğindeki kök hücreler de imha edilmektedir. Vücut böylelikle yeni kan hücresi ve bağışıklık sistemi hücresi oluşturma özelliğini kaybetmektedir. Vücuda yeni kök hücresi nakletmek gerekmektedir.
Şimdiye kadar bu tür nakillerin çoğunda kök hücreler, kemik iliğinden kazanılmaktaydı. Bu tedavi yönetiminde de kordon kanı her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Günümüzde dahi Çin ve Japonya’da kemik iliğindeki kök hücrelerin yerine daha çok kordon kanındaki kök hücrelerini kullanma eğilimi vardır.

Kök hücre nakli ile hangi hastalıklar tedavi edilir?

  • Lenfomalar (Lenf Bezi kanseri)
  • Lösemiler:
    • - Akut Lenfositik Lösemi
    • - Akut Myelositer Lösemi
    • - Akut Non-lenfositik lösemi
    • - Kronik Myelisiter Lösemi
    • - Miyelodisplazi
  • Multipl myeloma
  • Solid tümörler
    • - Göğüs Kanseri
    • - Beyin tümörleri
    • - Ewings sarkoma
    • - Over kanseri
    • - Neuroblastoma
  • Anemiler
    • - Aplastik anemi
    • - Fanconi anemisi
  • İmmün yetersizlikler
    • - Ağır Kombine immün yetersizlik (Severe Combined Immunodeficiency Disease) (SCID)
    • - Kombine değişken immün yetersizlik (Combined Variable Immune Deficiency) (CVID)
    • - Wiscott-Aldrich Sendromu (WAS)
    • - Hemofagositik lenfohistiyositoz
  • Kalıtsal metabolik bozukluklar
    • - Hurler sendromu
    • - Lökodistrofiler
    • - Osteopetrosis
Birçok hastalık üzerinde ise çalışmalar devam etmektedir. Çalışmaların yakın zamanda sonuçlanacağı bazı hastalıklar:
- İnme
- Bazı otoimmün hastalıklar( diyabet, lupus, multipl skleroz)
- Kalp hastalıları
- Musküler distrofi
- Neurolojik bozukluklar (ALS, Parkinson)
- Kemik/kıkırdak hastalıkları
Kök Hücre ve Kordon Kanı Bankacılığı
Y
irmi yılı aşkın bir zamandan beri yapılan kök hücre araştırmaları, bu hücrelerin tedavide kullanılabilirliğini ve başarısını göstermektedir. Kök hücreler vücudumuzda kemik iliği ve kanda da mevcuttur. Ancak kemik iliğinden kök hücrelerin elde edilmesi zahmetli, acı veren, hastanede uzun süre yatmayı gerektiren bir işlem olmasının yanında kök hücre naklinde vazgeçilmez kural olan doku uyumu olasılığı da milyonda birdir. Kanda bulunan kök hücreler ise sayıca çok yetersizdir. Göbek kordon kanı kök hücreleri en kolay ve hızlı elde edilebilen, çoğalma potansiyeli yüksek bir kaynaktır. Bebeğin kendi kanı olduğundan doku uyumu sorunu yoktur, ayrıca aile bireylerine de doku uyumu olasılığı yüksektir. Bilim adamları kordon kanının geleceğin nakilleri için çok kıymetli bir kaynak olacağı konusunda hemfikir. İlerleyen günlerde kök hücre olgusu insan ömrünün uzamasına çok büyük oranda katkıda bulunacaktır. Bu durumu görmek için tıp bilgini olmaya gerek yoktur. Tıbbın dışında olan kişilerin de bu bilgilere ulaşması artık çok kolaydır. Kök hücre tedavisi yıllardır kan kanserleri ve diğer kan hastalıklarının tedavisinde uygulanmakta olan tek gerçek tedavi yoludur. Son yıllarda yapılan klinik çalışmalar kök hücre tedavisinin insanda görülen kanser hastalıklarında, sinir sistemi hastalıklarında (yaralanmalar ve dejenerasyonlar), kalp hastalıklarında ortopedik hastalıklarda, pankreas hastalıklarında (diabet) ve diş hastalıklarında gözle görülür kesin başarılar elde ettiğini göstermektedir. Bu başarılar dışında deneysel olarak başka pekçok hastalık grubuna karşı savaşta da çalışmalar sürmektedir.

Göbek kordonunun kök hücreleri
1988’de ilk defa Paris’te doktorlar kök hücrelerini aldıkları bir bebeğin hasta kardeşini kurtarmak için kullandılar. 1999’da Brezilya’da ilk defa bir çocuğun tedavisinde kendi kordon kanı kullanıldı. 2001’de Almanya ve Avusturya’da yetişkin hastalar kordon kanı yardımıyla başarılı bir şekilde tedavi edildiler. 2003’de VİTA 34 ve Leipzig Üniversitesinin araştırmacıları, beyin infaktüsünün kordon kanındaki kök hücrelerle ilk başarılı tedavi deneylerini gerçekleştirdiler.

Kordon kanındaki kök hücreleri kıymetli kılan nedir?

Kordon kanındaki kök hücrelerin, şimdiye kadar en sık kullanılan kemik iliğindeki kök hücrelere kıyasla çok daha fazla avantajları vardır. Çocuğunuzun kordon kanının en belirgin özelliği, bu hücrelerin çok genç ve her türlü doku hücresine dönüşebilme kabiliyetidir.
Kordon kanındaki kök hücreler:
  • Çok canlıdırlar ve değişik hücre cinslerine, vücut dokularına dönüşebilirler.
  • Gelecekte kullanım alanları için mükemmel bir altyapı oluşturmaktadırlar. Çünkü, kendi kök hücreleriyle büyütülen doku, vücudun bağışıklık sistemi tarafından atılmaz. Bundan dolayı şimdiye kadar tedavi edilemeyen hastalıkların tedavisi için yeni imkanlar sunmaktadır.
  • Kemik iliğindeki kök hücrelere göre çok daha dayanıklı ve uzun ömürlüdürler.
  • Genel olarak tümör hücresi ve virüs barındırmazlar.
  • Anne ve çocuk için basit, ağrısız ve risksiz olarak elde edilirler.
  • Ömür boyu saklanabilirler.
  • Aile içi kullanımlarda, az doku uyuşmazlıklarında dahi kullanılabilirler.
  • Embriyonal kök hücrelere kıyasla çok yönlü, ama etik olarak sakıncasızdırlar.
Ayrıca Bakınız >>> Kordon Kanı ve Kordon Bankacılığı Nedir?
Son düzenleyen Safi; 24 Mayıs 2016 17:19 Sebep: Kırık görsel!
evo
21 Kasım 2006 20:45   |   Mesaj #3   |   
evo - avatarı
VIP kirlenmek güseldir : )
Embriyonik kök hücreler gelecekte doktorlara felçten diyabete pek çok hastalığın tedavisinde yardımcı olacak. Ancak bilimin bu noktaya ulaşmadan önce, toplumda yükselen karşıt görüşler ve ülke yönetimlerinin bu konudaki çekinceleriyle yüzleşmesi gerekiyor.

Başlangıçta bir hücre iki, iki hücre de dört oluyor. Verimli hücreler çoğalıp birçok hücreden oluşan bir yumruya, her biri insan olma potansiyeli taşıyan toplara dönüşüyor. Uzmanlar uzun süredir, taşıdıkları inanılmaz güçten habersiz bu hücreleri genç bir insan embriyosundan alma ve onların, rahimde gerçekleştirdikleri mucizeyi -insan vücudunu oluşturan 200 kadar hücre çeşidine farklılaştırma yetisini- steril koşullarda hayata geçirme düşü kuruyor. Karaciğer hücreleri. Beyin hücreleri. Deri, kemik ve sinirler...

Bu düş, hastalıklı organ ve dokuları -ensülin pompası veya titanyum vida gibi kaba mekanik araçlarla değil de kök hücrelerden üretilmiş, canlı yedek parçalarla- onararak tıpta bir devrim yaratmak. Ve bu, aynı zamanda, rejeneratif tıpta yeni bir çağın başlaması anlamına da geliyor.
Devrimler sırasında, ne yazık ki, neredeyse her zaman kargaşa hakim olur. Wisconsin Üniversitesi'nden (Madison, ABD) bir araştırmacı olan James Thomson, Kasım 1998'de üreme sağlığı kliniklerindeki fazla embriyolardan hücre almayı ve dünyadaki ilk insan embriyosu kök hücresi hattını kurmayı başardığını duyurduğunda gerek kendisi gerekse diğer araştırmacılar umduklarından çok daha fazlasını buldular. Bu, pek çok farklı durumda, devletin fon sağladığı büyük bir araştırmaya dönüşebilecek türden bir buluştu. Ancak bunun yerine hızla, din ve siyasetin girdabına kapıldı.

Yanıt bekleyen sorular vardı: Gerekli embriyolar nereden sağlanacaktı ve yardım bekleyen milyonlarca hastayı tedavi etmek için araştırmacılar kaç embriyoya zarar vereceklerdi?
En çok kaygı duyanlar, embriyoları toplumun tüm bireyleriyle aynı haklara sahip, savunmasız üyeleri olarak gören ve embriyolardan hücre alınmasını yamyamlıkla eşdeğer olarak nitelendirerek şiddetle kınayanlar. Onlar, bu cesur yeni dünyanın insan yedek parçaları üretmek için "embriyo çiftlikleri" ve "klonlama fabrikaları" ile dolu olacağı uyarısında bulunuyorlar. Ve araştırmacıların erişkin kök hücreleri -yetişkin insanların kemik iliği ve diğer organlarının yanı sıra doğumda atılan göbek kordonunda bulunan kök hücreleri- kullanarak da aynı sonuca ulaşabileceklerini iddia ediyorlar.

Kök hücre araştırmasını savunanların ileri sürdüğü karşıt görüş ise erişkin kök hücrelerinin bazı hastalıklar için yararlı olsalar da şu ana kadar embriyonik kök hücrelerin ürettiği hücre türlerinin tümünü üretmekte yetersiz kaldıkları yönünde. Dünya genelinde üreme sağlığı kliniklerindeki derin dondurucuların istenmeyen ve atılmasına karar verilen embriyolarla dolup taştığına işaret ediyorlar. Bu embriyoların her biri bu cümlenin sonundaki noktadan daha küçük. Üstelik bir sinir sisteminin ayırt edici özellik ya da işaretlerine de sahip değil. Kök hücre araştırmasını destekleyenler, "Eğer anne babalar bu embriyoları bağışlamayı kabul ediyorlarsa bu durumda bunları insanları hastalıktan kurtarma amacıyla yapılan araştırmalarda kullanmamanın etik olmayacağı" görüşünde.


Embriyonik kök hücrelerin tıpta vaat ettiklerinden kuşku duyan çok az kişi var. ABD'de ölüm nedenlerinin başında gelen kalp hastalığını ele alalım. Embriyonik kök hücreler biraraya gelip insanı ürküten bir uyum içinde -bir laboratuvar kabında dahi- atan kalp kası hücrelerine farklılaşabiliyor. Ve işte bu kalp hücreleri kalp hastalığı olan fare ve domuzlara enjekte edildiğinde hasarlı veya ölü hücrelerin yerine geçip iyileşmeyi hızlandırdı. Benzer araştırmalar, kök hücrelerin diyabet ve omurilik zedelenmesi gibi durumlarda da olumlu sonuç verebileceğini gösteriyor.


Kök hücre araştırmalarına karşı çıkanlar embriyonik kök hücrelerin hayvanlar üzerinde yapılan ve bazen tümörlere veya istenmeyen doku çeşitlerine farklılaşabileceğini gösteren -örneğin, olasılıkla, iyileştirmeleri beklenen kalplerde tehlikeli kemik parçaları oluşturmaları gibi- endişe verici araştırmalara dikkat çekiyor. Araştırmaları savunanların buna yanıtı ise bu sorunlarla nadiren karşılaşıldığı ve nasıl önleneceklerine ilişkin olarak da yakın dönemde çok şey öğrenildiği yönünde.


Tartışma ve iddialar sürüyor ama kural koyucular ve hükümetler yanıtlar için beklemiyor. Almanya gibi, işin, insanlar üzerinde yapılan ve etik olmayan deneylere kadar gitmesinden endişelenen bazı ülkeler, kök hücre araştırmalarının bazı tiplerine yasaklama getirdi bile. ABD gibi diğerleri ise hükümetin sağladığı mali destek konusunda ciddi sınırlamalar getirirken, özel sektörün istediğini yapmasına izin verdi. İngiltere, Çin, Kore ve Singapur gibi bazı ülkeler de dikkatle çizilmiş sınırlar çerçevesinde maddi desteğin yanı sıra etik açıdan denetleyerek bu alanın desteklenmesini ve kök hücre araştırmalarının merkez üsleri haline gelmeyi amaçlıyor.


Siyasi iklimler böylesine farklılık gösterirken dünya genelindeki araştırmacılar da hangi yöntemlerin en kısa sürede tedaviyle sonuçlanacağını görmek için yarışıyor. Yaklaşımları farklı, ama tümü bir noktada birleşiyor gibi görünüyor: İnsanlığın embriyo gelişiminin gizemleri üzerindeki denetimini nasıl sağladığı, aynı zamanda bize kim olduğumuz ve ne olacağımız konusunda oldukça çok şey söyleyecek.


Yıllar Yılı Süren Tartışma
Berlin Müzesi'nde bulunan, kürtajla alınmış bu cenin, embriyonik kök hücre araştırmalarıyla ilgili etik tartışmalara işaret ediyor. Bu araştırmalara karşı olanlar, kök hücre tedavilerinin geliştirilmesi için embriyoların yok edilmesini kürtajla bir tutuyor. Destekleyenler ise yapay döllenmeden arta kalan binlerce embriyonun kullanılmamasının etik dışı olduğunu belirtiyor.

Mucize Çocuk

Paris'te Francoise Bernaudin'in uyguladığı kemik iliği nakli, orak hücreli anemi hastası olan dokuz yaşındaki Anthony Pululu'nun iyileşmesini sağladı. Bu yöntem aslında yıllardan beri başvurulan bir kök hücre tedavi yöntemi; hastanın bağışıklık ve kan sistemlerinin vücuttan temizlenip atılmasına ve bunların yerine vücutta yeniden çoğalacak sağlıklı ilik kök hücreleri koymaya dayanıyor. Daha tartışmalı embriyonik kök hücrelerin değil, "erişkin" kök hücrelerin kullanıldığı bu tür umut verici tedavi yöntemlerinin sayısı gittikçe artıyor.

Büyüyen Organlar

Bu karaciğer biçimli "yapı iskelesi", hücre büyümesini teşvik etmek için kullanılan ve biyolojik açıdan parçalara ayrılabilen bir temel. Yepyeni bir organın gelişmesi için aşılanacak kök hücrelerinin büyürken izlediği yolları göstermek üzere mavi renge boyanmış. Anthony Atala'nın Wake Forest Üniversitesi laboratuvarında çalışan araştırmacılar, erişkin hücreler kullanarak bu tür vücut parçaları yaratıyorlar; ama embriyonik kök hücrelerin genetik yapısını da inceliyorlar. Denetim altına alınmaları mümkün olursa, bu hücreler daha çok yönlü işlevlere yatkın ve potansiyel olarak umut verici bir tıbbi araç sayılıyor.

Modern Öncü
Kök hücre devriminin dev adları arasında, İtalya'nın Veneto kentindeki Göz Bankası Vakfı'nda çalışan Graziella Pellegrini de yer alıyor. Onun deri hücreleri, özellikle de kornea kök hücreleri üzerine araştırmaları, görme özürlülerin görme yetisi kazanmalarına yardımcı oluyor. Yakın dönemde keşfedilen ve kornea kök hücrelerini kullanarak, kimyasal ya da diğer yanıklar nedeniyle görme yetisi zarar görmüş hastalar için yeni ve temiz kornea dokuları oluşturuyor.

Yazı: Rick Weiss
Son düzenleyen nötrino; 22 Aralık 2015 12:02 Sebep: Mesaj düzeni / Kırık görsel!
Blue Blood
3 Haziran 2008 12:37   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Farklı hücre tiplerine dönüşebilme potansiyeline ve kendisini yenileyebilme gücüne sahip olan hücrelere "kök hücre" denir. Vücudumuzdaki kas, cilt, karaciğer hücreleri gibi hücrelerin belli bir hedefi var ve bölündüklerinde yine kendileri gibi bir hücre oluşturuyorlar. Yani karaciğer hücresi bölününce yeni bir karaciğer hücresi oluşuyor. Bundan Farklı olarak, kök hücrelerin bu şekilde belirlenmiş bir görevleri yoktur. Aldıkları sinyale göre farklı hücre türlerine dönüşüyorlar. Bunu kontrol eden unsurlarsa genlerdir. Bir kök hücresinin hangi hücreye dönüşeceğini hücre çekirdeğindeki genler belirlemektedir. Diğer hücreler ölünce veya hasar görünce, kök hücreler hangi hücre türüne ihtiyaç varsa o hücreye dönüşüyorlar. Bu işlem sırasında bazı genler daha aktif hale gelirken, bazıları da baskılanmaktadır. Kendisini yenileme gücüne sahip olan kök hücreler, bir bakıma diğer hücre türleri için tükenmez bir kaynak görevi üstlenmektedirler.

İlk olarak 1998 yılında insan embriyosundan kök hücre elde edilip kültürlerde çoğaltılmasından sonra kök hücre araştırmaları hız kazandı. Değişik hücre türlerine dönüşebilme potansiyeli olan kök hücreleri, kontrol edilebildikleri taktirde laboratuvar ortamında istenilen hücre türüne dönüştürülebiliyorlar. Böylece vücutta eskiyen, hastalanan veya ölen hücrelerin veya organların yerini doldurmak üzere laboratuvarda kök hücrelerinden yeni hücreler, hatta yeni bir organ elde edilebilir. Ancak bunu başarabilmek için hücrenin genetik şifresini ve kontrol mekanizmalarını çok iyi bilmek gerekiyor.


Kök Hücre nedir?

Erkeğin spermi ile kadının yumurtası birleştiğinde, yani döllenme sonrası oluşan hücre (zigot) tek başına tüm organizmayı meydana getirebilecek genetik bilgiye ve güce sahiptir. Vücuttaki tüm hücrelere dönüşebilecek potansiyele sahip olan bu ilk embriyonel hücreye "totipotent" herşeyi yapabilen anlamında hücre denilmektedir.
Döllenmeyi izleyen ilk dört ile beş gün içerisinde tek hücreden meydana gelen tüm hücreler aynı güce sahiptir, yani döllenme sonrası ilk dört gün içerisinde oluşan hücreler rahim içerisine yerleştirildiğinde her biri tek başına bir organizma, yani insan oluşturabilecek güçtedirler. Anne karnında ilk dört gün içerisinde eğer herhangi bir nedenle bu hücreler birbirinden ayrılırsa, ayrılan her hücre kendi başına büyüyebilir ve ayrı bir insan meydana gelebilir.
Genetik şifreleri aynı olan bu kişiler “tek yumurta ikiz” leridir. Beşinci günden, yani 2-3 hücre bölünmesinden sonra meydana gelen hücreler "blastosit" denilen küresel bir şekil alırlar. Bu kürenin içerisindeki hücreler vücuttaki tüm hücrelere dönüşebilecek potansiyele sahipler; ancak tek başlarına tüm organizmayı oluşturamamaktadırlar. Yani, döllenmeden 6-7 gün sonra meydana gelen hücrelerden herhangi biri alınıp rahime yerleştirilirse bu hücre artık bir insan oluşturamıyor.
Beşinci günden sonra oluşan hücreler her hücre türüne dönüşebilecek güce sahipler. Gerekli ortam sağlandığında bu hücreler bilinen yaklaşık 200 hücre türüne dönüşebiliyorlar. Ancak bu hücreler artık tek başına tüm organizmayı oluşturamıyorlar. Bu nedenle bu hücrelere "pluripotent" hücre deniliyor. Hayvanlardan ilk olarak 1981 yılında elde edilen bu tür kök hücreler yaklaşık 15 yıl sonra insanlardan da elde edildi. Hücrelerin bölünme kapasitesini, yani bir bakıma ömrünü belirleyen faktörlerden biri, kromozomların ucunda bulunan ve "telomer" denilen DNA zincirleridir.
Bu zincirlerin uzun kalmasını sağlayan ise telomeraz enzimidir. Bir hücrede telomeraz ne kadar aktifse telomer uzunluğu da o kadar korunabiliyor demektir. Telomerler ne kadar uzun olursa hücrelerin bölünme kapasitesi de o kadar fazla olur. Kök hücrelerde de çok aktif telomeraz faaliyeti ve buna bağlı uzun telomer zinciri vardır. Bu nedenle kök hücreler çok uzun sürelerle bölünerek kendilerini kopyalayabiliyorlar.
Anne karnındaki organizmanın daha sonraki gelişim aşamalarında hücreler biraz daha özel görevlere sahip oluyor ve erişkin kök hücrelerine dönüşüyorlar. Bu erişkin kök hücreleri de belirli hücre türlerini meydana getiriyor. Örneğin kan kök hücresi kemik iliğinde bulunuyor ve gerektiğinde beyaz kan hücreleri, kırmızı kan hücreleri ve kanın pıhtılaşmasında görev alan trombositlere dönüşüyor. Aynı şekilde deri kök hücreleri de değişik deri hücrelerine dönüşebiliyorlar. Biraz daha özelleşmiş olan bu kök hücrelere "multipotent" (çok yetili) hücre deniliyor.
Tüm organizmayı oluşturma gücüne sahip olan veya tüm hücre türlerine dönüşebilen kök hücreler, insan gelişiminin ilk aşamalarında, yani embriyo aşamasında bulunuyor. Ancak biraz daha özelleşmiş kök hücreleri çocuklarda ve hatta erişkinlerde bulunabiliyor. Buna en iyi örnek kemik iliğindeki kan kök hücreleri. Bu hücreler hem çocuk hem de erişkin kemik iliğinde bulunuyorlar. İnsan vücudunda ancak belirli birkaç hücre türüne dönüşebilen erişkin kök hücreleri, laboratuvar koşullarında gerekli ortam ve sinyaller sağlandığında çok daha fazla hücre türüne dönüşebilmektedirler. Örneğin, normal koşullarda sadece kan hücrelerine dönüşen kan kök hücreleri, istenildiğinde sinir hücresine dönüşebiliyorlar.

Kök Hücre Araştırmaları
Kök hücre araştırmaları biyoloji ve tıp alanında yeni bir gelişme ve çok sayıda tedavisi henüz mümkün olmayan hastalığa cevap verebilme umudunu beraberinde getiriyor. Ancak, bir çok ülkede kök hücreler üzerinde araştırmaların yapılabilmesi için yeni yasal düzenlemeler gerekiyor.
İnsan embriyosundan elde edilen yaklaşık 200 kök hücre, bu aşamada, hangi hücre tipine dönüşeceği doğrultusunda kararsız durumda bulunuyor. Belli bir dokuya ait kök hücrelerinin; bir diğer dokunun kök hücrelerine dönüştürülmesi mümkün. Örneğin sinir kök hücreleri, kan, kalp kasları gibi kök hücrelerine çevrilebiliyor. Bu da şeker, kalp enfarktüsü, felç ya da Parkinson gibi çaresiz hastalıkların tedavi edilebilmesi yönündeki araştırmalar açısından oldukça önemli bir bilimsel gelişme.

Etik sorunlar
Henüz çözümlenmemiş etik sorunlar bilim dünyasının bu gelişme karşısında duyduğu heyecanın hızını kesiyor. Bir çok ülke hükümeti ve parlamentosu bu etik sorunları ciddiye aldıklarını ve yasanın bu etik değerleri göz ardı etmediğini önemle vurguluyor. Çoğu ülkede yasaya göre, araştırma amaçlı olarak embriyonlar üretilmesi ya da klonlanması sert bir şekilde yasaklanmış durumda.
Genellikle ülkeler sadece tüp bebekler için üretilenlerden arta kalan embriyonal kök hücrelerin araştırma amaçlı kullanılabileceğinin altını çiziyor. Arta kalan embriyonların şimdiye kadar geçerli olan yasalar doğrultusunda yaşamlarına son verilmesi gerekmekteydi.

Kök Hücreler Nasıl Elde Ediliyor?
Çocuğu olmayan çiftler için uygulanan yöntemde, sperm ve yumurta tüpte döllenerek çok sayıda embriyon yaratılıyor. Embriyonlardan biri anne adayına nakledildikten sonra bağışlanan fazladan embriyonlar, kök hücre yetiştirilmesinde kullanılıyor.
Kök hücreler, bedenimizdeki tüm hücrelerin kaynağı. Kendilerini bölünme yoluyla yenileyebildikleri gibi herhangi bir başka hücreye dönüşebilme yeteneğine de sahipler. Bunlar, yaşamımızın en başında, sperm hücresiyle yumurtanın birleşmesinden hemen sonra var olabiliyorlar, daha sonra bedenimizin öteki hücrelerini ve dokularını oluşturmak üzere farklılaşmaya başlıyorlar.

Geçtiğimiz yıllarda araştırmacıların bu hücreleri farklılaşmadan üretme yöntemini keşfetmeleri, tıp ve doku mühendisliği alanında neredeyse sınırsız olanaklar yarattı. Kök hücrelerin istenen başka bir hücreye dönüştürülmesi tekniğinin mükemmelleştirilmesiyle, yalnızca hasta ya da eskimiş dokular onarılmakla kalmayacak, eskisinden de daha güçlü belleklere, kaslara, daha sağlam kemiklere kavuşabileceğiz. Kök hücrelerin, 20. yüzyılın en önemli buluşları arasında sayılması boşuna değil.


Kaynak: Türkforum.net
Son düzenleyen nötrino; 22 Aralık 2015 11:58 Sebep: Kırık kaynak bağlantısı!
bilgisayar mühe
12 Nisan 2009 14:09   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Kök Hücre Nedir
Günümüzde ‘kök hücre’ olarak adlandırdığımız hücreler, esas itibarıyle organizmamızda bulunan normal vücut (somatik) hücrelerimizden bazı önemli farklı özelliklere sahiptir. Bu özelliklerden en önemlileri, yüksek çoğalım kapasitelerine ve vücudumuzun diğer birçok hücre çeşidine farklılaşma yeteneğine sahip olmalarıdır. Canlıda (in vivo) ve laboratuvar koşullarında (in-vitro) uzun dönemler boyunca farklılaşma yeteneklerini kaybetmeksizin çoğalabilme (kendini yenileme;self renewal) ve uygun sinyallere (canlıda genellikle hasar sinyalleri, laboratuvarda ise çeşitli kimyasal uyaranlara) yanıt olarak bulundukları yada farklı doku/organların hücrelerine farklılaşabilme yetenekleri nedeniyle günümüzde hücre esaslı tedaviler başta olmak üzere, deneysel amaçlı gelişimsel biyoloji, ilaç toksisite çalışmaları ve hastalıkların patogenezini anlamada kullanılabilecek önemli bir biyolojik materyal haline gelmiştir.
Sponsorlu Bağlantılar
Kök hücreler yüksek çoğalım potansiyellerini, sahip oldukları yüksek telomeraz enzim aktiviteleri sayesinde devam ettiriken, farklılaşmadan bu işlevi devam ettirmelerini ise, bulundukları mikroçevrelerden (niche;yatak) kaynaklanan bazı sinyal yolaklarının (Wnt, Notch ve Jak/Stat3 gibi) aktivasyonuna bağlı olarak kendini-yenilemeden sorumlu olan transkripsiyon faktörlerinin (oct3, nanog gibi) devam eden ekspresyonlarıyla sürdürürler.
Kök hücreleri nereden elde edebiliriz?
Çoğunlukla bulundukları yerler nerelerdir
?
Kök hücreler, elde edildikleri kaynaklar (embriyon, fetüs ve erişkin gibi) ve yukarıda bahsedilen iki önemli özelliklerini (farklılaşma ve çoğalma potensiyellerini) kullanabilmelerinde sahip oldukları güçleri (pluripotent ve multipotent gibi) oranında farklı isimlerle anılırlar. Embriyonik gelişim sürecinin erken dönemlerinde (yaklaşık 5.gün) blastosistin iç hücre kitlesinden elde edilen embriyonik kök hücreler(EKH), embriyonik karsinoma hücreleri ve embriyonik germ hücreleri (EGH; primordiyal germ hücrelerinden elde edilirler) olmak üzere embriyon kökenli kök hücrelerin yanı sıra, fetal kök hücreler (fetal dönem süresince elde edilirler), embriyonik olmayan kaynaklardan elde edilen kök hücreler (embriyonik olmayan kök hücreler; dokuya özgün kök hücreler; doğum sonrası dönemdeki kök hücreler), kanser kök hücreleri ve partenotlar.
Görüldüğü gibi birçok farklı kaynaktan kök hücre elde etmek olası. Ancak, günümüzde tedavi amaçlı hücresel tedavilerde kullanılmakta ve/veya kullanılması düşünülen ve üzerinde en çalışılan kaynaklar embriyonik kök hücreler(EKH) ve hematopoietik kök hücre (HKH) ve mezenkimal kök hücreleri (MKH) içeren kemik iliği kök hücreleridir (KİKH) ki bu hücreleri embriyonik olmayan kök hücreler veya erişkin kök hücreler olarak sınıflandırıyoruz.
Hücrelerin, hücre tedavisindeki tarihçesi
Tedavide canlı hücrelerin kullanılmasının tarihçesi 1960’lı yıllara kadar uzanmaktadır. O yıllarda önceleri kemik iliğimizde bulunan bir grup hücrenin kan sistemini oluşturan hücreleri yaptığının belirlendi, sonraları, kemik iliğindeki bu hücrelerin tüm kan sistemi hücrelerini (kırmızı ve beyaz kan hücreleri gibi) oluşturma yeteneğinden oldukça yararlanıldı. Başta lösemiler olmak üzere birçok genetik kan hastalığının tedavisinde, bu hücrelerin sağlıklı bireylerden hastalara nakliyle (halk arasında “ilik nakli” olarak bilinir) başarılı sonuçlar elde edildi. Kemik iliği nakilleriyle kan yapıcı sistemin yenilenmesi protokolleri uygulanmaya devam ederken, aynı yapıdaki hücrelerin dolaşım sisteminde de varlığı saptandı. Bu kez, araştırmacılar periferik kandaki bu hücreleri daha fazla sayıda ve daha özgün şekilde elde etmenin yollarını aradılar. Sonuçta, “aferez” diye adlandırılan “hücre ayrıştırma” cihazlarıyla bu hücreleri uygun şekilde elde etmek ve nakil tedavilerinde (özellikle otolog) kullanmak mümkün oldu. Bu yöntem, daha az girişimsel teknikleri içermesi ve ekonomik olması gibi nedenlerle tercih edilmektedir.
Sonraki yıllarda gerçekleştirilen in vitro ve in vivo araştırmalar, kemik iliğimizde ve periferik kanımızda yerleşik ve kök hücre olarak tanımlanan bu tip hücrelerin yalnızca bulundukları doku yada organın hücrelerini oluşturmayıp aynı zamanda farklı germ yapraklarından köken alan hücrelere de (sinir, kas, kıkırdak, kemik ve yağ hücresi gibi) farklılaşabildikleri (plastisite yeteneği) gösterildi. Sonraları ise, yine çok eskilerden beri vücudumuzdaki varlığından haberdar olduğumuz fakat sadece bulunduklaru doku yada organların rejenerasyonundan sorumlu hücreler olarak tanımladığımız bazı hücrelerin de benzer yeteneklerde oldukları tespit edildi. Örneğin, derimizin epidermis tabakasının en alt katmanında yerleşik olan ve genç bireylerde her 18 günde derinin yenilenmesini sağlayan bir grup hücrenin, yada gastrointestinal kanalda, özellikle bağırsaklarımızın kripta adını verdiğimiz derin çukurcuklarında yerleşik ve mukozanın yenilenmesini sağlayan hücrelerin de benzer özellikleri tespit edildi. Günümüzde ise, diğer birçok organlarımızın (pankreas, karaciğer, olfaktor mukoza, böbrek vb. gibi) yanında rejenerasyon yetenekleri olmayan yada çok kısıtlı olarak tanımlanan kalp ve merkezi sinir sistemi organlarımızda (beyin ve omurilik gibi) da ‘kök hücre’ veya ‘öncül hücre’ olarak adlandırılan hücreler tespit edilmiştir.
1990’lı yılların başından itibaren de bu kaynaklardan elde edilen kök hücrelerin günümüzde geleneksel tıbbi yöntemlerle tedavisi olası olmayan birçok sağlık sorununun (tip 1 diyabetten parkinson’a, organ yetmezliklerinden ciddi omurilik yaralanmalarına kadar) tedavisinde kullanılabileceği düşüncesi giderek artan oranda kabul gördü. Bu amaçla, otolog kaynaklı KİKH’leri özellikle miyokart infarktüsü sonrası hasarlanmış dokunun yenilenmesi amacıyla ülkemizde olduğu gibi dünyadaki birçok klinikte uygulanmaya başladı. Yapılan çalışmalarda, nakledilen kök hücrelerin yeni damar ve kalp hücrelerinin oluşturabilmelerinin yanı sıra salgıladıkları bazı uyaranların parakrin etki mekanizmalarıyla nakledildikleri organdaki mevcut potansiyeli de harekete geçirdikleri görüldü. Şimdiye kadar, 3000’i aşan sayıda hastada denenen bu yöntem sonucu kazanılan deneyimlerle sanıyorumki kök hücre tabanlı tedavinin ilk rutin uygulaması bu alanda gerçekleşecektir. Bunun yanında, çeşitli kaynaklardan elde edilen kök hücreler, özellikle ciddi omurilik yaralanmaları başta olmak üzere birçok nöro-musküler kas hastalıkları, kemik-kıkırdak doku tamirleri, genetik tabanı olmayan körlük ve sağırlık gibi sağlık sorunları içinde çalışmalar devam etmektedir.
Klinikte Kök Hücre Uygulamalarının mevcut durumu ve geleceği
Kök hücre araştırmalarında son 10-15 yılda gözlenen gelişmeler başta nöro-musküler dejeneratif hastalıklar olmak üzere bu gün için geleneksel medikal yöntemlerle tam olarak tedavisi mümkün olmayan birçok sağlık sorunundan muzdarip insanlar için umut olmuştur. Ancak, bu yaklaşımların klinikte tatbik edilmesinden önce, üstesinden gelinmesi gereken önemli sorunlar vardır. Öncelikle, bir kimya ya da farmakoloji laboratuarında keşfedilen bir kimyasal ilacın klinikte rutin uygulanabilir bir ilaç olabilmesi için yaklaşık 12-15 yıl kadar bir zamana gereksinim vardır. Faz I, II ve III çalışmaları olarak adlandırılan aşamaları geçtikten sonra ancak klinikte rutin uygulanabilir hale gelebilmektedir. Hatta, bazen rutin uygulamalar sırasında ortaya çıkabilecek bir takım olumsuz yan etkilerin gözlenmesiyle, tekrar tekrar incelemeye alınabilmektedir. Kök hücrelerin, tıbbın birçok alanında klinikte rutin uygulanabilir bir medikal unsur olabilmesi için ise, durum biraz daha karışıktır. Öncelikle, insanlara uygulamada kullanılan materyal biyolojik materyaldir, yani canlı hücrelerden oluşmaktadır. Dolayısıyla, bu hücrelerin nakledildikleri insan organizmasından nasıl davranacağının çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Örneğin, yapılan deneysel çalışmalar ve klinik denemelerde EKH’lerinin teratom oluşturma riski vardır. Bunun yanında, en iyi sonucun hangi formdaki hücreyle elde edileceği sorusunun kesin yanıtı verilmelidir. Kök hücre formatında mı? Yoksa farklılaşmış hücreler olarak mı? Bu hücreler hangi yolla verilmelidir? Damar yoluyla mı? Yoksa doğrudan hasarlı organa mı? Şayet, nakledilen hücreler istediğimiz özgün hücreler yerine başka hücreleri oluşturmaya başlarsa hangi işlemlere başvurulacak? İşler yolunda gitmezse uyguladığımız tedavi protokolünü nasıl sonlandıracağız? Şayet, kullanılan hücreler başka bireylerden elde ediliyorsa, bu kez nakledilen hücrelerin bağışık reddini engellemeye yönelik toksik olmayan stratejilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Yine, hastalığın kökeninde genetik bir bozukluk söz konusuysa böyle bir kişinin kök hücrelerinin izole edilerek, aynı kişiye nakledilmesiyle sorun çözülebilecekmidir? Erişkin kök hücrelerinin çoğalabilme yetenekleri embriyonik kök hücrelere oranla daha sınırlıdır. Yaş ilerledikçe çoğalma hızları azalır. Erişkin kök hücreleri güneş ışığına, toksinlere ve yaşam süresi boyunca DNA replikasyonunda meydana gelebilecek hatalar dolayısıyla daha fazla DNA hatası içerebileceklerine ilişkin bulgular mevcuttur. Erişkin kök hücrelerinin elde edilmesinde güçlükler söz konusudur. Örneğin, sinir kök hücresi elde etmek için bir insanın beynine müdahale etmenizin birçok güçlüğü vardır.
Bilim dünyası, tüm bu soru ya da sorunların yanıtlarını aramakla meşgul. Birçok bilim otoritesinin belirttiği gibi biraz daha zamana gereksinim var. Ancak, günümüzde gerek laboratuarlarda gerekse klinikteki başarılı denemeler, teknolojideki gelişmeler ve kök hücre araştırmalarına verilen destekler (örneğin, ABD California eyaleti bu tür araştırmalar için üç milyar dolarlık bir fon ayırmıştır) geleceğe umutla bakmamıza neden olmaktadır.
Kök Hücre Çalışmalarının Etik ve Hukuksal Boyutu

Bilindiği gibi günümüzde kök hücreler birçok farklı kaynaktan elde edilebilmektedir. Bunlar arasında, yüksek çoğalım ve her türlü hücreye dönüşebilme yeteneği kriter olarak alındığında en önemli kaynak Embriyonik Kök Hücrelerdir (EKH). Kök hücrelerin bu çeşidi 5-5,5 günlük blastosist aşamasına gelmiş insan embriyonlarının iç hücre kitlelerinden elde edilmektedir. Bu nedenle de dini ve etik yönden bir hayli tartışma konusu olmuşlardır. ‘Embriyon ne zaman insan olur’ sorusuyla başlayan bu tartışma birçok açıdan geçmişten günümüze gelmiş ve devam etmektedir. Sürecin önemli aşamalarından biri olan 2001 yılındaki ABD Başkanı Bush’un EKH çalışmalarını önemli oranda kısıtlayan genelgesinin etkileri günümüzde ülkemizde de sürmektedir. 2005 yılında Sağlık Bakanlığının yayımlandığı bir genelgeyle ülkemizde insan EKH çalışmaları durdurulmuştur. ABD’deki bu konuda süregelen kısıtlamalar geçtiğimiz dönem başkanlık seçimlerin önemli tartışma konularından birini oluşturmuş ve öyle görünüyorki önümüzdeki dönemdeki başkanlık seçimlerinin ana temalarından birini oluşturacaktır. Ki bunun ilk belirtileri geçtiğimiz günlerde ABD Temsilciler Meclisi ve Senatosunca hem Demokratlar (ki hemen tamamınca) hem de bir kısım Cumhuriyetci’lerin oylarıyla ‘Kök Hücre Çalışmalarındaki Kısıtlamaların Kaldırılması’ yönünde aldığı kararla da ortaya çıkmıştır. Ancak, ABD Başkanı görev yaptığı sürece ilk kez veto hakkını kullanmış ve bu karar hükümsüz kalmıştır. Sonuç olarak, insan EKH araştırmalarının önündeki bu tür engellemelere rağmen bilim insanları kök araştırmalarına devam etmenin çeşitli yollarını aramaktadır. Dişi yumurta hücresi oosit’in partenogenetik induksiyonu ile elde edilen embriyonlardan EKH’lerin üretilmesi, implantasyona uygun olmayan kötü kalitedeki embriyonların bu amaçla kullanılması, sekiz hücreli morula aşamasına gelmiş embriyonlardan günümüzde birçok IVF laboratuarında kullanılan preimplantasyon genetik tanı (PGT) yöntemine benzer olarak bir blastomerin izole edilmesi ve bu hücreden yeni EKH dizisi elde edilmesi ve son olarak ‘değişmiş somatik hücre transferi’ (altered somatic cell nucleus transfer) denilen teknikle klasik anlamda klonlamada kullanılan tekniğe benzer olarak fakat bu kez verici hücrenin genetik yapısını değiştirerek (cdx2 genini silerek ki bu genin yokluğunda embriyonda trofoektoderm oluşmamaktadır ve dolayısıyla gelişecek embriyonun plasenta ve benzeri yapıları gelişemeyecek ve implante olamayacaktır) elde edilen embriyonların kullanılması şimdiye dek denenen yöntemlerdir. Ayrıca, EKH’lere alternatif olarak erişkin kök hücrelerin kullanılması ve var olan somatik hücre yada somatik (erişkin) kök hücrenin yeniden programlanarak (dedifferensiasyon-geri yönde farklılaşma) daha ilkel kök hücreler yani pluripotent karekterli kök hücreler elde edilmesine yönelik çabalar devam etmektedir.




Kordon Kanı Nedir

Son yıllarda, kan kök hücre kaynağı olarak göbek kordonundan elde edilen kan da kullanılmaktadır. 1980'li yılların başlarında bilim adamlarının yeni doğan bebeklerin kordon kanında da kemik iliğindekine benzer kök hücrelerinin bulunduğunu farketmeleri ile birlikte kordon kanından elde edilen bu hücrelerin belirli hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği fikri ortaya çıktı. Göbek kordonu kanının, zengin bir kaynak olduğunun anlaşılması üzere 1988'den beri tedavi amaçlı kullanılmaya başlandı. 1988 yılında Fankoni aplastik anemi hastalığı bulunan bir çocuk ilk kez kordon kanı ile tedavi edildi.
Elde edilen kordon kanının belirli koşullar altında toplanıp dondurularak saklanabileceği ve daha sonra gerek duyulduğunda çözülerek kullanılabileceğini fark eden Dr. David Harris 1992 yılında oğlunun kordon kanını kendi laboratuvarında dondurarak sakladı. Daha sonra bu uygulamayı halka açması ile 1994 yılında dünyadaki ilk göbek kordonu kanı bankası ABD'de kurulmuş oldu. Takip eden yıllar içinde dünya üzerinde pek çok göbek kordonu kanı bankası kuruldu.



Kordon Kanı Nedir

Son yıllarda, kan kök hücre kaynağı olarak göbek kordonundan elde edilen kan da kullanılmaktadır. 1980'li yılların başlarında bilim adamlarının yeni doğan bebeklerin kordon kanında da kemik iliğindekine benzer kök hücrelerinin bulunduğunu farketmeleri ile birlikte kordon kanından elde edilen bu hücrelerin belirli hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği fikri ortaya çıktı. Göbek kordonu kanının, zengin bir kaynak olduğunun anlaşılması üzere 1988'den beri tedavi amaçlı kullanılmaya başlandı. 1988 yılında Fankoni aplastik anemi hastalığı bulunan bir çocuk ilk kez kordon kanı ile tedavi edildi.
Elde edilen kordon kanının belirli koşullar altında toplanıp dondurularak saklanabileceği ve daha sonra gerek duyulduğunda çözülerek kullanılabileceğini fark eden Dr. David Harris 1992 yılında oğlunun kordon kanını kendi laboratuvarında dondurarak sakladı. Daha sonra bu uygulamayı halka açması ile 1994 yılında dünyadaki ilk göbek kordonu kanı bankası ABD'de kurulmuş oldu. Takip eden yıllar içinde dünya üzerinde pek çok göbek kordonu kanı bankası kuruldu.
Kordon Kanının Önemi
Kordon kanındaki kök hücreler, elde edilebilecek en genç kök hücrelerdir. Bu hücreler saklanmak için dondurulduklarında yaşlanma ve yıpranma süreçleri de durdurulmuş olur. Kordon kanı kök hücreleri, kemik iliği kök hücrelerine göre daha genç ve potent olması nedeniyle daha üstün çoğalma ve farklılaşma yeteneğine sahiptir.
Lösemi gibi bazı hastalıklarda kemik iliği nakli kaçınılmaz bir tedavi seçeneği olarak hastaların karşısına çıkabilir. Bu durumda hastanın doku grubu uyumlu olan sağlıklı bir vericiden alınan kök hücreleri hasta kişiye verilerek sağlıklı kan hücrelerinin yeniden üretilmesi amaçlanır. Ancak hastanın kendi kardeşleri arasında doku gurubu 6 da 6 uyumlu bir verici bulma olasılığı %25'ler civarındadır. Oysa kordon kanı için doku uyumunda bu oran 6 da 4’e hatta 6 da 3’ e kadar kabul edilebilir sınırlar içinde olduğundan kardeşlerin birbirine uyma olasılığı %50’lere ulaşabilmektedir . İşte bu özellik kordon kanının, kök hücreye ihtiyaç duyan hastalar için kolay bulunan bir kök hücre kaynağı olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca kişi kendisi için saklanmış kordon kanını ileride gelişebilecek bir hastalığın tedavisinde kök hücre kaynağı olarak kullanabilmektedir.
Saklanan kordon kanındaki kök hücreler, gerekli olduğu durumda hemen kullanılabilecek haldedir. Kordon kanı kök hücrelerini GMP standartlarında laboratuar ortamında çoğaltarak (ex vivo ekspansiyon)) erişkin hastalarda da tedavide kullanmak mümkün hale gelmiştir. Bu durum, hastalıkların ilerlemesini önleyebilmek için kısa sürede tedavinin zorunlu olduğu durumlarda ayrıca önem kazanır.
Son 5 yıldır yapılan araştırmalarda ise kordon kanı içindeki bu kök hücrelerin sadece kan ve kemik iliğini oluşturma yeteneğine sahip olmadığı aynı zamanda diğer doku hücrelerine de dönüşebilme yeteneğinde olduğu saptanmıştır. Bu da insanlık için organ yenilenmesi çalışmalarında yepyeni umutları gündeme getirmiştir.
Tüm bunlar kordon kanının değerli bir kök hücre kaynağı olduğu sonucunu doğurmaktadır.
Kordon kanının alınması nasıl gerçekleştirilir?
Kordon kanı bebek doğar doğmaz ilk 10 dakika içinde, göbek bağının plasenta tarafında kalan bölümünden alınır. Bu kan, plasenta ile birlikte atıldığından, toplanması normal doğum prosedürünü ve bebeği herhangi bir şekilde etkilememektedir. Genelde toplama işlemi doğum esnasında doğumu yaptıran hekim tarafından yapılırsa da, daha doğru olan kordon kanı almakta eğitim görmüş deneyimli personelin kanı toplamasıdır. Böylece hem ürün kaybı en aza indirilebilmekte hem de toplanacak ürünün steril ve sağlıklı izolasyonu garanti edilebilmektedir. Kordon kanı toplanması hem normal yolla hem de sezeryan doğumlarda uygulanabilen bir işlemdir.
Sadece birkaç dakika süren kordon kanının toplanması işlemi; basit, tehlikesiz ve acı vermeyen bir uygulamadır. Bu işlem sırasında yaklaşık 60-120 mililitre kordon kanı pıhtılaşmayı önleyici madde içeren kan torbası içine toplanır. Araştırmalar fazla miktarda kök hücre içeren örneklerin, nakil sonrası daha başarılı sonuç verdiğini kanıtlamıştır.
Toplanan kan, 36 saat içinde kordon kanı bankası laboratuvarına gönderilerek, özel yöntemler ile dondurulur ve sıvı azot içinde saklanır. Dondurulan hücreler gerek duyulduğunda çözülerek tedavide kullanılabilir.
Gen Tedavisi ve Kök Hücreler
Halen ABD’de yapılan hücre programlanması ve gen tedavisi çalışmalarının üçte birinde, kök hücreler kullanılmaktadır. Vücut dışında programlanan kök hücrelerde birçok hastalığı tedavi etmek mümkündür. Kök hücrelerin en büyük avantajı, kendilerini sürekli olarak yenileyebilmeleridir. Böylece, programlanmış olan diğer hücreleri defalarca hastaya verilmesi yerine kök hücrelerinin bir kez verilmesi mümkün olmaktadır. Örneğin Şekil 1’de da görüldüğü gibi, hastanın kan kök hücrelerine virüsler veya mikrokeseciklerle istenen gen yerleştirilir. Genetik yapısı değiştirilen kök hücreler kültürde çoğaltılır ve belli bir sayıya ulaştıktan sonra vücuda geri verilir. Programlanan kan kök hücreleri vücuda verildiğinde başta kemik iliği, karaciğer, dalak ve lenf düğümleri olmak üzere çeşitli organlara yerleşir ve işlevini görür.
Gen tedavisiyle kök hücrelerini maniple etmek her zaman mümkün görünüyor. Bu yöntemin kullanılması yoluyla özgün bir hücre tipine farklılaşmayı yönlendiren veya istenilen bir protein ürününü ekprese eden genler embriyonik kök hücre serilerine verilebilmektedir (Şek.2).
Nisan (2003) ayında Nature Medicine’de yayınlanan bir makaleye göre araştırmacılar, diyabetik farelerin hepatosit kök hücrelerine neuro – d ve betacellulin genlerini vererek, onların insülin salgılayan hücrelere dönüşümünü teşvik ettiler ve normoglisemiyi sağladılar. Şimdi bunu insanlarda denemeyi düşünüyorlar. Eğer bu tür teknikler insan embriyonik kök hücrelerinin kullanılması yoluyla geliştirilebilirse, gen tedavisi için daha iyi yöntemlerin bulunması mümkün olabilecektir.
Yakın zamanda gerçekleştirilen birbaşka çalışmada ise, beta-hücre farklılaşması için önemli bir transkripsiyon faktörü olan Pax4 geni ile transfekte EKH’lerden elde edilen hücrelerin farelere transplantasyonu sonrası kan glikoz düzeylerinin normalleştiği gözlendi.



Son düzenleyen Keten Prenses; 12 Nisan 2009 19:00
25 Eylül 2010 22:36   |   Mesaj #6   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Kök Hücre

Kök hücreler vücudumuzda bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Henüz farklılaşmamış olan bu hücreler sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme, organ ve dokulara dönüşebilme yeteneğine sahiptir. Bu özellikleri bakımından kök hücreler kanser, sinir sistemi hastalıkları (Alzheimer) ve hasarları, metabolik hastalıklar (diyabet), organ yetmezlikleri, romatizmal hastalıklar, kalp hastalıkları, kemik hastalıkları ve daha birçok alanda kullanıma sahiptirler. Günümüzde bu hastalıkların bazılarının tedavisinde organ veya doku nakilleri yapılmaktadır. Ancak, organ veya doku nakli gerektiren hastaların çokluğu, uygun organ ve dokunun her zaman bulunamaması gibi sorunlarla sürekli karşılaşılmaktadır. Bilim ve teknolojideki son gelişmeler doğrultusunda kök hücrelerin bu alanda kullanılması gündeme gelmiştir.
Genel olarak 3 tür kök hücre vardır. Bunlar:
  • Totipoent kök hücreler
  • Multipotent kök hücreler
  • Pluripotent kök hücreler
Bir hücrenin totipotent olması bütün vücudun tüm organ ve dokularına dönüşebilmesi anlamına gelir. Bu hücreler plasenta ve amnios kesesi zarları gibi embriyo dışı dokulara da farklılaşma yeteneğine sahiptirler. Totiptent hücreler gelişmenin ileri evrelerinde pulirpotent hücrelere dönüşebilirler.
Pluripotent hücreler totipotent hücreler gibi vücudun bütün hücrelerine dönüşmezler. Pluriptent bir hücre vücudun birçok hücresine dönüşebilecek yetenektedir.
Multipotent hücreler gelişmenin daha ileri evresine ait hücrelerdir ve özelleşmiş hücre tiplerine farklıklaşabilirler. Örneğin, multipotent bir kan hücresi diğer özelleşmiş kan hücrelerine dönüşebilme kabiliyetine sahiptir.
Bu açıklamaya bir örnek verecek olursak, totipoent hücreler ilkokul öğrencileri gibidir, gelecekte her türlü mesleğe yönlenebilirler. Pluripotent hücreler üniversite öğrencileridir hangi okulda okuyorlarsa o mesleği yapmak üzere hazırlanmaktadırlar. Multipotent hücreler ise üniversiteden mezun olduktan sonra bir meslek gurubunda alt dallara ayrılan uzmanlara benzetilebilir.
Totipotent hücreler embriyonun en erken evresindeki kök hücrelerdir. Pluripotent hücreler embriyonun blastokist evresinden itibaren ve fetusta bulunabilen hücrelerdir. Multipotent hücreler ise kordon kanı ve yetişkin kök hücrelerdir.

Kök Hücre Türleri
Embriyonik, Fetal ve Teratokarsinom Kök Hücre Kaynakları
Ad:  khtek01.jpg
Gösterim: 4168
Boyut:  35.3 KB

1. Embriyonik Kök Hücreler

Embriyonik kök hücreler blastokist evresindeki bir embriyonun iç hücre kitlesinden elde edilirler. Embriyonik kök hücrelerin 1998 yılında Thomson ve arkadaşları tarafından üretilebilmesiyle birlikte embriyonik kök hücre konusunda bir çığır açılmıştır. Günümüzde, insan embriyolarındaki çalışmalar in-vitro fertilizasyon kliniklerinde artan ve bağışlanan embriyolarda yürütülmektedir. Embriyo potansiyel bir canlı olarak kabul edilebildiğinden bu hücrelerin araştırmada veya tedavide kullanımı ile ilgili etik sorunlar ortaya çıkmıştır. Bazı ülkelerde araştırma için kullanılmaları yasaklanmıştır. Embriyonik kök hücreler pluripotent hücrelerdir; vücutta yaklaşık 200 hücre tipine dönüşebilirler.

Çekirdeği çıkartılmış bir yumurtayla kaynaştırılarak elde edilmiş olan (klonlanmış) bir embriyodan elde edilebilirler. Klonlanmış bir embriyodan elde edilen kok hücreler hastanın bağışıklık sistemi ile uyum gösterirler. Embriyonik kök hücreden elde edilen hücre kümeleri embrioid cisimcikler (embrioid bodies) olarak adlandırılmaktadır. Bu kümeler üç ana germ tabakasından kaynaklanan çeşitli hücre tiplerine yönlenmiş hücrelerden, farklılaşmamış olanlara kadar değişen hücreleri içermektedir.
Embrioid Cisimcikler
Ad:  khtek05.jpg
Gösterim: 2632
Boyut:  13.1 KB
Destek kültüründe üreyen embriyonik hücreler
Ad:  khtek06.jpg
Gösterim: 2647
Boyut:  14.1 KB
Günümüzde, kök hücrelerin farklılaşmasının kontrolü üzerinde durulmaktadır. Bu amaçla kültür ortamına çeşitli büyüme faktörleri, sitokinler ve kimyasallar eklenmiş, farklı destek hücreleri kullanılmış ve gen aktarımı ile farklılaşmanın yönlenmesi yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Embriyonik kök hücrelerin farklılaşmadan kendini yenileyebilmesi için birçok faktörün denge içinde olması gerekmektedir. In-vitro olarak farklılaşmayı kontrol etmek için kültür ortamında destek hücreler ve sitokinlerden yararlanılmaktadır. İnsan embriyonik kök hücreleri, fare embriyonik fibroblast hücreleri ve "Leukemia Inhibitory Factor"-LIF varlığında bu özelliklerini korumaktadır. Destek hücreler ve LIF ortamdan uzaklaştırıldığında hücreler arasında kümeleşme ve sonrasında Embriyoid Cisim oluşumu gözlenir.
Embriyonik kök hücrelerin diğer molekül veya başka türlerden elde edilen hücrelerle temas etmeksizin üreyebileceğini gösteren son araştırmalar bu hücrelerin daha sağlıklı ortamlardan elde edilebileceklerini ve klinik kullanımları konusunda güvenilirliğin artabileceğini göstermektedir.
Embriyonik kök hücrelerin tedavide kullanılabilmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. Tedavi amaçlı kullanımda bugün aşılması gereken engel farklılaşmanın istenilen yönde kontrol edilmesidir. Potansiyel klinik amaçlı kullanımı FDA (U.S. Food and Drug Administration) tarafından onaylanan kök hücre soyları NIH'e (U.S. National Institutes of Health) ait internet sitesinde (Redirection from escr.nih.gov to http://stemcells.nih.gov/research/registry/) sürekli olarak yenilenerek duyurulmaktadır.

2. Fetal Kök Hücreler

1998 yılında Gearhart ve arkadaşlarının çalışmaları sonucunda, 5-9 haftalık fetusun gonadal kıvrım ve mezenter bölgesindeki primordial germ hücrelerinin kültürü ile embriyonik germ hücreleri elde edilmiştir. Ancak, immun baskılanmış farelere enjeksiyon sonrasında teratoma oluşumu gösterilememiştir. Fetustan elde edilen kök hücrelerin araştırma veya tedavide kullanımı uygun doku gruplarına ait fetus kaynaklarının oluşturulması gibi etik açıdan ciddi sorunlar doğurabilir. Ancak, kendiliğinden düşük yapmış kişilerde bu hücreler bağışlanarak araştırma ve tedavi amacıyla kullanılabilir. Gerekli fetus kaynağının az olması nedeniyle fetus kaynaklı germ hücreleri araştırmaları eski hızını kaybetmiştir. Günümüzde çeşitli kalıtsal hastalıklar fetal karaciğer kaynaklı kök hücre nakilleri ile tedavi edilmektedir.

3. Embriyonik Korsinoma
(Teratokarsinom) Hücreleri
Embriyonik karsinoma hücreleri teratokarsinom olarak adlandırılan germ hücre tümörlerinde bulunan kök hücrelerdir. Teratokarsinomların öncü germ hücrelerin malign halinden kaynaklandığı düşünülmektedir. İnsanda daha sık olarak testis tümörlerinde rastlanmaktadır. Bu tümörler tek bir tümör hücresi tipinden çok, farklılaşmış hücre tiplerinden oluşmaktadır.

Yetişkin Kök Hücreler

Yetişkin kök hücreler uzun süre kendini yenileyebilme kapasitesine sahip ve yetişkin dokulardaki öncü hücrelere farklılaşma özelliğinde olan hücrelerdir. Yetişkin kök hücrelerin kullanımı etik açıdan sorun oluşturmamaktadır. Bu hücreler kişinin bağışıklık sistemine uyum gösterirler. Günümüzde, tüm hücre tiplerine dönüşemedikleri için yetişkin kök hücrelerin kullanımlarının sınırlı olduğu düşünülmektedir. Bu hücreler, plasenta olarak adlandırdığımız bebeği besleyen organdan, göbek kordon kanından ve yetişkin kişilerin vücutlarından elde edilebilirler.
Göbek kordonu kesilip bebek ayrıldıktan sonra ilk yarım saat içerisinde anne rahminden düşen plasenta ve göbek kordon kanı yetişkin kök hücreler için önemli bir kaynaktır. Bu hücreler yetişkin vücudundaki hücrelere göre daha genç bir dönemde elde edildiklerinden diğer yetişkin hücrelere göre kullanım açısından bazı avantalara sahiptirler.
Kordon kanı kök hücrelerinin avantajları şöyledir:
  • Alıcıya daha kolay uyum sağlarlar.
  • Genç hücrelerdir.
  • Yaşayabilme yetenekleri daha yüksektir.
  • Daha fazla sayıda elde edilebilirler.
Göbek kordon kanı kök hücre kaynağı olarak dünyada, özellikle çocuklarda 1988 yılından beri çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Kordon kanı elde edildikten sonra bir dizi işlemden geçirilir ve kırmızı kan hücreleri elimine edilir. Daha sonra dondurma işlemi için kullanılan özel eriyiklerin içerisinde sıvı nitrojen içerisinde dondurularak saklanır. Bu işlem kordon kanı bankacılığı olarak adlandırılır.
Plasenta
Ad:  khtek09.jpg
Gösterim: 2644
Boyut:  32.1 KB
Yetişkin bir insanın vücudunda da kök hücre kaynakları bulunmaktadır. Bu hücreler vücutta az miktarlarda bulundukları için saflaştırılmaları da ayı bir sorun olarak görülmektedir. Vücut dışında embriyonik kök hücreler kadar çoğalma yetenekleri yoktur. Kemik iliğinde bulunan kok hücreler yetişkin kök hücreler için iyi bir örnek oluşturmaktadır. Örneğin yetişkin bir insanda he gün 200 milyon kadar kırmızı kan hücresi bu ana hücrelerin farklılaşması ile elde edilmektedir. Kemik iliği kök hücreleri yaklaşık 30 yıldan uzun bir süredir kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.
Tanım olarak, yetişkin kök hücreler organizmanın yaşamı boyunca kendini yenileyebilme özelliğini koruyan hücrelerdir. Ancak, vücut dışında embriyonik kök hücreler kadar uzun süre özelliklerini koruyarak üretilememektedir. Yetişkinde bulunan hücreler öncü hücrelere ve daha sonra da özelleşmiş hücrelere faklılaşırlar. Bu açıdan, yetişkin kök hücreleri incelerken, bu hücreleri dokuya özgü öncü hücrelerden ayırt etmek oldukça zor olmaktadır.
Yetişkin kök hücreler insan vücudunda sadece kemik iliğinde değil özellikle yağ dokusu olmak üzere birçok doku ve organda bulunabilirler. Yağ dokusundan elde edilen kök hücrelerin kemik iliğinden elde edilen kök hücreler kadar dönüşüm yeteneğine sahip olduğu bildirilmektedir. Yağ dokusundan kemik iliğine göre daha fazla sayıda hücre elde edilebilmektedir. Bu hücrelerin bulundukları doku ve organlarda küçük hasarların giderilmesinde rol oynadığı düşünülmektedir. Günümüze kadar bu hücrelerin sadece belirli bir gurup hücreye faklılaşabileceği düşünülüyordu. Ancak günümüzde bu hücrelerin başa değişik hücre tiplerine de dönüşebileceği bilinmektedir. Örneğin kemik iliği hücreleri karaciğer, sinir, kas ve böbrek hücrelerine dönüşebilmektedir. Hatta günümüzde bir yetişkin kök hücrenin değişime uğrayarak pluripotent özellik taşıyan bir kök hücreye dönüşebileceği gösterilmiştir. Bu özellik karşılıklı farklılaşma (transdiferensiyasyon) olarak adlandırılır. Bu hücrelerin farklı doku tiplerine dönüşebilmelerini ve vücut dışında daha uzun süre yaşabilmelerini sağlamak amacıyla günümüzde yoğun bir şekilde çalışmalar devam etmektedir.
Burun boşluğunu örten dokudan elde edilen kök hücrelerin embriyonik kök hücreler gibi yüksek bir farklılaşma yetenekleri olduğu gösterilmiştir. Bu hücreler, embriyonik kök hücrelere göre daha kolay elde edilebilmeleri açısından önemli bir kök hücre kaynağı olarak değerlendirilmektedir.


Kaynak: Kökhücre.com

Son düzenleyen nötrino; 22 Aralık 2015 11:56 Sebep: Kırık kaynak bağlantısı!
jaws
1 Ekim 2010 16:11   |   Mesaj #7   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Kök Hücre Nedir?
Kök hücreler vücudumuzda bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Henüz farklılaşmamış olan bu hücreler sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme, organ ve dokulara dönüşebilme yeteneğine sahiptir.
Genel olarak 3 tür kök hücre vardır. Bunlar totipoent, multipotent ve pluripotent kök hücrelerdir. Bir hücrenin totipotent olması bütün vücudun tüm organ ve dokularına dönüşebilmesi anlamına gelir. Bu hücreler plasenta ve amnios kesesi zarları gibi embriyo dışı dokulara da farklılaşma yeteneğine sahiptirler. Totiptent hücreler gelişmenin ileri evrelerinde pulirpotent hücrelere dönüşebilirler. Pluripotent hücreler totipotent hücreler gibi vücudun bütün hücrelerine dönüşmezler. Pluriptent bir hücre vücudun birçok hücresine dönüşebilecek yetenektedir. Multipotent hücreler gelişmenin daha ileri evresine ait hücrelerdir ve özelleşmiş hücre tiplerine farklıklaşabilirler. Örneğin, multipotent bir kan hücresi diğer özelleşmiş kan hücrelerine dönüşebilme kabiliyetine sahiptir.
Bu açıklamaya bir örnek verecek olursak, totipoent hücreler ilkokul öğrencileri gibidir, gelecekte her türlü mesleğe yönlenebilirler. Pluripotent hücreler üniversite öğrencileridir hangi okulda okuyorlarsa o mesleği yapmak üzere hazırlanmaktadırlar. Multipotent hücreler ise üniversiteden mezun olduktan sonra bir meslek gurubunda alt dallara ayrılan uzmanlara benzetilebilir.
Totipotent hücreler embriyonun en erken evresindeki kök hücrelerdir. Pluripotent hücreler embriyonun blastokist evresinden itibaren ve fetusta bulunabilen hücrelerdir. Multipotent hücreler ise kordon kanı ve yetişkin kök hücrelerdir.
Vücudumuzun önemli bir bölümünde beyin, kalp, karaciğer gibi organlara farklılaşmış hücreler ciddi hasarlar gördüklerinde doğal biçimde yenilenemez. Kök hücreler bölünebilme ve farklılaşma yetenekleri sayesinde sağlıklı ve işlev gören hücrelere farklılaşabilirler. Bu nedenle hastalık veya yaralanma nedeniyle hasar göre organ ve dokuların yenilenmesinde kullanılabilirler.

Hücre Tedavisi
Hastalanmış hücrelerin sağlıklı hücrelerle değiştirtmesine yönelik bu tedavi biçimi "hücre tedavisi" olarak adlandırılmaktadır. Bu tedavi organ nakline benzerlik göstermektedir, ancak organ yerine hücreler kullanılmaktadır. Organ nakline göre bir diğer farkı sağlıklı hücreler kişinin kendisinde alınabilir ve bu nedenle de doku uygunluğu gibi sorunlarla karşılaşılmaz. Diğer taraftan, kordon kanı hücreleri de aynı amaçlarla kullanılabilmektedir. Ancak kordon kanı hücreleri de sanıldığının aksine kısıtlı bir kullanıma sahiptirler.
Uygun vericinin sağlanmasıyla yapılan kök hücre tedavileri kan kanseri ve diğer bazı kanser türlerinde yaygın kullanılan ve bilinen tedavi yöntemleridir. Ancak, belirgin yan etkiler ve verici bulunmasındaki zorluklar kullanımı sınırlandırmaktadır. Gelecekte kişinin kendi kök hücrelerinde yapılabilecek genetik değişimlerle birlikte yapılabilecek tedaviler daha yaygın ve etkili bir kullanım sağlayabilir.
Günümüzde araştırmacılar organ naklinin yerini alabilecek ve organ nakli olanağı olmayan hastalar için kullanılabilecek kök hücre tedavisi ile ilgili çalışmalar yapmaktadırlar. Dolayısıyla, kök hücre tedavileri henüz araştırma bazındadır. Ancak, kalp kasının yenilenmesi, diyabet, romatizma grubundaki hastalıklar, sinir sistemi hastalıları ( Parkinson, Alzheimer) sinir sitemi ve omurilik yaralanmaları, karaciğer hasarları gibi birçok konuda umut vaat eden çalışmalar hızla devam etmektedir. Klinik olarak, ortopedik kusurlar, impotans gibi bazı ürolojik rahatsızlıklar ve deri hastalıklarında hücre tedavisi diğer durumlara göre daha fazla yol almıştır. Ancak, kök hücre tedavisi omurilik yaralanmalarını da içermek üzere henüz kuramsal temellidir ve pratiğe yansıyan çok az bilgi ve gelişme vardır.


30 Kasım 2011 14:12   |   Mesaj #8   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
KÖK HÜCRELER HAKKINDA TANIMLAR VE GENEL KONSEPTLER

Kök Hücreler: Bir kök hücre embryodan, fetustan ve erişkinden elde edilebilen, belli şartlar altında uzun süre, erişkinde bir yaşam boyu kendini yenileyebilen (self renew) hücrelerdir. Bu hücreler ayrıca dokuları ve organları oluşturan spesifik hücrelere de dönüşebilme (diferansiyasyon) yeteneğine sahiptirler.

Pluripotent Kök Hücre:Bir pluripotent kök hücre tüm vücut hücrelerinin köken aldığı her üç germ yaprağı (mezoderm, endoderm, ekdoderm) hücrelerine dönüşebilen bir hücredir.

Embriyonik Kök Hücre: Embriyonik kök hücreler blastokist adı verilen erken embriyonun iç hücre kütlesinden elde edilen kök hücrelerdir.

Embriyonik Germ Hücreler: Embriyonik germ hücresi özellikle 5-10 haftalık fetusun primordial germ tabakasından elde edilen hücrelerdir.

Diferansiasyon: Diferansiasyon ayrışmamış bir hücrenin ( örn; bir kök hücrenin ) vücuttaki spesifik bir hücreye dönüşme işlemine verilen addır. Diferansiasyon, bir takım genlerin aktive olduğu bazılarının inaktive olduğu karmaşık bir prosesdir.Bunun sonucunda diferansiye olan bir hücre spesifik bir yapıya bürünür ve belli bir fonksiyonu vardır.Örneğin, olgunlaşmış bir sinir hücresinin diğer sinir hücreleri ile iletişimi sağlamak üzere elektrokimyasal sinyal alıp vermeyi sağlayan ince, fiber dokuya benzeyen çıkıntıları vardır.

Laboratuvar şartlarında bir kök hücre diğer hücrelere (örn; sinir, kalp veya pankreas hücresine) dönüştürülebilir ve buna yönlendirilmiş (directed) diferansiasyon denir.

Erişkin Kök Hücreler: Erişkin kök hücresi,diferansiye olmuş bir dokuda ayrışmamış halde bulunan ve kendini yenileyip köken aldığı organın spesifik hücresine dönüşebilen hücrelerdir.

Plastisite: Plastisite erişkin bir kök hücrenin bir dokudan diğerine dönüşme özelliğine denir.Örneğin kemik iliğinden elde edilmiş kök hücreler deneysel şartlarda nöronlara ve beyinde bulunan diğer hücrelere dönüşebilirler.

Doğru çevresel şartlar sağlandığında erişkin kök hücrelerin genetik olarak yeniden programlanarak diğer dokuların karakteristik özelliğini taşıdığını gösteren kanıtlar mevcuttur.

Klonlanma ve Klonlanarak Elde Edilebilme: Bir hücre tek bir hücrenin bölünmesi ile kendi genetik ikizini üreterek çoğalabiliyorsa bu hücrenin klonlanabilme özelliği taşıdığını söyleyebiliriz.

Araştırmacıların kök hücreleri tamamı ile anlayabilmesi ve hücre ve doku yenilenmesinde kullanabilmesi için bu hücrelerin genetik yeteneklerinin ve fonksiyonel kapasitelerinin iyice bilinmesi gerekir. Embriyodan ve fetustan elde edilen insan pluripotent kök hücreleri yapıları gereği klonlanabilirler fakat erişkin kök hücrelerinin klonlanma özelliği ancak birkaç çalışmada gösterilebilmiştir.

Progenitor ve Öncü Hücreler: Öncü hücreler fetal veya erişkin dokuda bulunurlar ve kısmen ayrışmışlardır; bölünürler ve diferansiye olurlar. Bilim adamları öncü hücrelerle erişkin hücreleri genellikle şu şekilde ayırt ederler: bir kök hücre böiündüğü zaman meydana gelen iki yeni hücre kendilerini yenileme yeteneğine sahiptirler. Aksine öncü hücreler bölündüğü zaman kendilerini yenileme yeteneği olmayan ya iki öncü hücreye veya iki spesifik hücreye dönüşürler.

Öncü hücreler karaciğer ve beyin gibi organlarda , organın bütünlüğünü ve fonksiyonunun devamını sağlamak için ölen hücrelerin yerini alırlar.Öncü hücreler birbirleriyle ilgili hücrelere örn; lenfositlerden T hücrelere, B hücrelere veya NK hücrelere dönüşebilirler fakat başka hücrelere dönüşmezler.


Kaynak:Kök Hücre Derneği


Blue Blood
1 Aralık 2011 17:01   |   Mesaj #9   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Yumurtalıklarda Kök Hücre
Yumurtalıklarda Kök Hücre Var mı, Üreme ve Menopoz için Kullanılabilir mi?


Amerika Birleşik Devletlerinin Tennessee eyaletindeki araştırmacıların yaptıkları bir çalışma, infertilite problemi ile uğraşan hekimlerin büyük ilgisini çekmiştir. Bu çalışmada yumurtalık dokusunda bol miktarda bulunan yüzey hücrelerinden yumurta hücresi geliştirilmiştir. Bildiğimiz üzere kadınlar belirli bir sayıda yumurta hücresi ile doğmakta, yıllar içerisinde yumurta sayısı gittikçe azalmakta ve menopozda artık yumurtalıklarda yumurta hücresi kalmamaktadır. Bu durum, özellikle ileri yaşta çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda büyük zorluklar doğurmaktadır. Yaş ilerledikçe, yumurta sayısının azalmasına bağlı olarak, kendiliğinden veya tedavi ile çocuk sahibi olma imkanı belirgin ölçüde azalmaktadır.


Araştırma ise şunu göstermektedir: yumurtalıklar içerisinde yer alan ve sayı kısıtlılığı bulunmayan yüzeysel hücreler, belirli şartlarda kültüre edildiklerinde yumurta hücresine dönüşebilmektedir. Dolayısıyla bu hücreler kök hücresi görevi üstlenerek yeni bir yumurta hücre kaynağı oluşturmaktadır. Bu çok önemli bir gelişmedir.


Bu sayede şu imkanlar doğacaktır:


1. Yumurtalık rezervi erken yaşta azalan kadınlar, bu teknik ile yumurta geliştirilerek daha kolay çocuk sahibi olabilirler.
2. Prematür menopoz yaşayan kadınlarda gebelik imkanı doğabilir
3. Kanser tedavisi gibi sebeplerle yumurtalıkları bir daha fonksiyon görmeyecek kişiler veya bir ameliyat ile yumurtalıkların alınması gereken kişilerde, kolay bir laparoskopi operasyonu ile elde edilecek yumurtalık dokusu dondurularak, bu dokulardan ileride yumurta hücresi geliştirilebilir.
4. Genç yaşta çeşitli sebeplerle gebelik imkanı bulamayacak kadınlarda yumurtalık dokusu dondurularak, ileri yaşta gebelik imkanı doğduğunda yumurta kaynağı olarak kullanılabilir.

İnfertilite tedavisinde yumurtalık rezervi çok önemli bir kriterdir. Tüp bebek tedavilerinde tedavinin başarısı en derinden etkileyen faktör kadının yumurtalık rezervidir. Eğer rezervin azalmasına bağlı olarak yumurtalıklardan yeterli yanıt alınamıyorsa tedavide başarı şansı belirgin derece düşmektedir. Bu çalışmalar sonucu geliştirilecek teknikler, tüp bebek tedavisine çok önemli katkılar yapabilir.

Bu çalışmaların klinik uygulamaya geçirilebilmesi için daha ileri araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Yumurtalık yüzey hücrelerinden geliştirilen yumurta hücrelerinin (oositler) döllenme ve sağlıklı bir embriyo geliştirme kapasitesi henüz bilinmemektedir.


Doç. Dr. Bülent Urman
Son düzenleyen nötrino; 22 Aralık 2015 11:53 Sebep: Yazım yanlışı / Kırık görsel!
2 Aralık 2011 11:11   |   Mesaj #10   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
Kök Hücre Nedir? Kök Hücre Teknolojisi ve Uygulama Alanları

Organizmadaki her hücrenin ve dolayısıyla her doku ve organın kaynağı kök hücrelerdir. Vücudumuz kök hücrelerinin farklılaşması ile oluşan bir organizmadır. Kök hücrelerin üstün rejenerasyon ve farklılaşabilme yeteneklerinin, çeşitli nedenler ve hastalıklar sonucu ortaya çıkan birçok organ, doku ve hücre kaybında; kaybın giderilmesi, dokunun yeniden oluşturulması ve hastalığın ortadan kaldırılması için kullanılabileceği gerçeği birçok araştırıcının/uygulayıcının ilgisini hızla çekmiş ve özellikle kemik iliği nakilleri ile başlayan, farklı kök hücre kaynaklarını kullanan, artan hızla devam eden yoğun araştırma ve uygulamalar ortaya çıkmış, “rejenaratif tıp” kavramı gelişmiştir. Kök hücrelerin uzun süre yenilenerek ve özelleşmeden nasıl kaldıkları ve kök hücrelerin özelleşmiş hücrelere dönüşmesini sağlayan faktörlerin neler olduğunu kesin olarak belirlemek, kök hücre konusunda yapılan çalışmaların temelini oluşturmaktadır.
Sponsorlu Bağlantılar

Dünyada kemik iliği nakilleri ile başlayıp 20 yılı aşkın süredir devam eden kök hücre araştırmaları ve ikibinli yıllar sonrasında yoğunlaşan kök hücre kullanımına yönelik tedavi çalışmaları ve bulgular bu konuyu tıp dünyasının popüler gündem maddelerinin arasına koymuştur. Yapılan çalışmalarda yetişkin kök hücre kaynağı olarak sadece kemik iliğinin değil aynı zamanda periferik kan, göbek kordonu, amniyon sıvısı, yağ dokularınında kullanılabilirliği gösterilmiştir. Araştırmacılar kök hücreler hakkında daha çok bilgi sahibi oldukça, kök hücre teknolojisini yalnızca hücre temelli tedavilerde değil başka alanlarda da kullanmak mümkün olacaktır; örneğin yeni ilaçların ve toksinlerin incelenmesi ve araştırılması. İnsan “embriyonik kök hücresi” çalışmaları, insan gelişimiyle ilgili pek çok soruya cevap verecektir. Kanserin sebebi, normal olmayan hücre bölünmesi ve değişimidir. Kök hücrelerin çoğalma ve değişim mekanizmalarının genetik ve moleküler kontrol sistemlerinin daha iyi anlaşılması kanser tedavisi için kapılar açacaktır.

Günümüzde hasarlı dokuları ve organları nakil yöntemiyle yenilemek mümkündür. Fakat bu işlemin pek çok dezavantajı vardır; ilk akla gelen alıcıya uyumlu donör bulmak. Kök hücrelerin özel hücrelere farklılaşmalarını sağlamak, bu işlemler için yeni kaynak oluşturacaktır. Bunlara ek olarak Parkinson, Alzheimer, omurilik hasarları, felç, yanıklar, kalp hastalıkları, şeker gibi hastalıkların tedavisine yönelik hücre ve doku kaynağı olacaktır.

Bu çalışmaların klinik düzeye getirilmesi için kök hücrelerin farklılaştırılarak istenilen hücreye dönüştürülebilmesi, hücre ya da dokunun nakilden sonra hayatta kalabilmesi ve diğer dokuya uyum sağlayabilmesi, hücrelerin ya da dokunun hastanın yaşamı boyunca olması gerektiği gibi işlev gösterebilmesi ve alıcı hastaya zarar vermemesi gerekir. Bunun için yoğun çalışmalar sürmektedir.

Özet olarak kök hücre tedavisi, uygulama alanları ve potansiyeli düşünüldüğünde çok heyecan verici bir konudur, fakat teknik güçlüklerin aşılması ve elde edilen sonuçların toplum sağlığı için kullanılabilir duruma getirebilmek için yoğun araştırmaların yapılması gerekmektedir.

Kaynak:Biomedikal Teknoloji

Son düzenleyen nötrino; 19 Mart 2015 11:52
Cevap Yaz
acebook yorumları
paneli aç