Cevap Yaz Yazdır
En İyi Cevap Var|Gösterim: 26.786|Cevap: 4|Güncelleme: 29 Mart 2016

Uzay gemisi nedir?

26 Haziran 2007 14:40   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Uzay gemisi nedir?
EN İYİ CEVABI Safi verdi
Alıntıdaki Ek 46359
Bilimkurgu filmleri izleyenlerimiz, uzayda bir yerden bir yere yolculuk yapabilmek için çeşitli uzay gemilerini kullanıldığını görmüşlerdir. İçinde insanların yaşadığı gezegen boyutlarında devasa gemilerden tutun da, savaş uçağı boyutuna kadar çeşitli biçim ve büyüklüklerde uzay gemileriyle karşılaşırız bilimkurgu filmlerinde. Peki, bu gemiler yalnızca düş ürününden mi ibaret? Günümüz teknolojisi uzay gemileri yapabiliyor mu? Uzaya ne zaman açılacağız? Bir uzay gemisinin nasıl olması gerekiyor? Bu soruların yanıtları insanlığın geleceğe uzanan uzaya yolculuk planlarında yatıyor.

Dünya insanın uzaydaki evi. Evimizde nüfusumuz hızla artıyor ve kaynaklarımızı da oldukça hızlı bir biçimde tüketiyoruz. Dünyamız henüz üzerinde yaşayan insan sayısını besleyip doyurabilecek kapasitede. Ne var ki bir gün gelecek kaynaklar bize yetmez olacak. İşte o zaman uzaya açılmak insanlık için bir lüks, bir merak unsuru olmak gibi nedenlerden öteye geçecek ve gereklilik olacak. Gelecekte insanlık Dünya’yı, hatta Güneş Sistemimizi terk etmek zorunda kalacak. Bunun için gereksinim duyduğumuz şeylerin başında bizi yıldızlara götürecek gemiler geliyor. Bugün için yalnızca düş dünyasının bir parçası, bilimkurgu filmlerinin bir parçası olsa da, bizi uzaya taşıyacak gemilerin geliştirilmesi bir zorunluluk. Peki, şu anda uzay araçları konusunda neler yapıldı; gelecekte bizi nasıl araçlar bekliyor?
Sponsorlu Bağlantılar

Bilimkurgu filmlerinde sıklıkla gördüğümüz gemiler, tıpkı bir uçak ya da helikopter gibi yerden havalanıp uçuşa geçiyor ve görevlerini tamamlayınca yeniden iniş yapabiliyorlar. Ne var ki gerçek dünyada kullandığımız araçlar henüz bu kadar yetenekli değil. Jules Verne, ilk bilimkurgu romanlarını yazdığında Ay’a gitmek için önerdiği yöntem, uzay gemisinin bir topun içinden mermi gibi fırlatılmasıydı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından roket teknolojisinin gelişmesi, insanoğlunu uzaya çıkaran gelişmelerin başlangıcıydı. Bu yöntem günümüzde de kullanılıyor. Uzaya gönderilecek araçlar, roketler yardımıyla fırlatılıyor.

Ay’a giden araçlar da, Dünya’nın yörüngesinde görev yapan uydular da roketlerle uzaya gönderildi. Sonrasındaysa mekikler dönemi başladı. Uzay mekiklerinin başlangıçta roketle değil de kendi motorlarını kullanarak hareket etmesi öngörülmüştü. Ne var ki bu yöntemle yapılacak araçların maliyetinin çok pahalı olması, ayrıca hem bakım masrafları hem de görev sonrası kontrollerinin karmaşık olması nedeniyle melez tabir edilen mekiklerin yapılmasına karar verilmişti. Mekik roketler yardımıyla uzaya gönderilecek ve görev sonrası kendi olanaklarıyla Dünya’ya dönecekti.
Bu yöntemle üretilen mekikler yıllarca kullanıldı. Amerikan uzay mekiği Columbia, 12 Nisan 1981’de ilk deneme uçuşunu gerçekleştirmek üzere havalandığında, herkes yeni bir uzay çağının başladığına inanıyordu. Aslında uzay mekikleri, gelecekte gerçek yörünge uçakları gerçekleştirilinceye kadar uçakla roket arasında öngörülmüş bir ara çözümden başka bir şey değildi. Yalnızca atmosferde çalışan “Enterprise” isimli prototipten sonra üretilen Amerikan mekikleri de (Columbia, Challanger, Discovery, Atlantis ve Endeavour) arka bölümlerine yerleştirilen ve sıvı oksijen ve hidrojenle çalışan üç güçlü itici motora sahipti. Ancak havalanabilmeleri için uçuşlarının ilk 130 saniyesi boyunca, bu araçlara iki dev yardımcı iticinin eşlik etmesi gerekiyordu. Görevleri biten bittikten sonra mekikten ayrılan bu yardımcı roketler dünyaya düşmeye bırakılıyordu.
Başlangıçta mekiğin uzay çalışmalarının maliyetini on kat azaltacağı düşünülüyordu. Ancak çok kısa bir süre sonra, ticari alandaki başlıca uzay etkinliği olan yer eksenli uyduları yörüngeye yerleştirme işleminin hemen hemen klasik füzelerle yapılan uçuşlar kadar pahalı ve karmaşık olduğu ortaya çıktı. Çünkü en fazla 500 km yüksekliğe çıkabilen mekik, uyduları uzayda serbest bıraktıktan sonra, onları yerden 36.000 km yükseklikte kesin yörüngelerine oturtmaya olanak veren “yeröte motorunun” ateşlenmesine uzaktan kumanda etme gibi birçok işlemin gerçekleştirilmesini zorunlu kılıyordu. İşte bu nedenle mekikle yapılan uçuşlar, insanın katılmasının zorunlu olduğu bilimsel görevlerle ya da roketler için çok ağır olan uyduları yörüngeye oturtma gibi işlerle sınırlı kaldı.

Uzay mekiği uçuşları 2012’de sona erdikten sonra NASA, çeşitli uzay görevlerinde kullanılmak üzere adına “Orio”n denen yeni bir uzay gemisi serisine başlamaya hazırlanıyor. Orion’un şekli bir topaca benziyor. Alışılageldik mekikler gibi roketle fırlatılacak ama kanatları olmadığı için Dünya’ya paraşütle inecek bu yeni gemilerin maliyetlerinin çok daha düşük olması bekleniyor. İlk gemininse 2014’ün Aralık ayında uçuşa hazır olması planlanıyor. Bununla birlikte kendi olanaklarıyla havalanıp sonra Dünya’ya geri dönecek bir araç yapımı üzerinde de çok yol alındı. Maliyetleri düşürmenin bir yolu bulunursa bu projenin gerçekleşmesini beklemek hayalcilik sayılmaz.
Alıntıdaki Ek 46360


Geleceğin uzay gemileri nasıl olacak? Bunu düşünürken, geliştirilecek bir gemide halledilmesi gereken sorunlar olduğunu görebiliriz. Öncelikle, Dünya dışına açılacak gemilerin yakıt sorunlarını halletmeleri gerekiyor. Uzay gemilerinde günümüzde yaşanan en büyük sorunlardan biri yerçekiminden kurtulmak. Uzaya giden araçlarda gördüğümüz devasa yakıt tankları uzaya çıkabilmek için gerekli. Uzayda, gemilerin ilerlemesi sırasında hava bulunmadığı için sürtünme kuvveti engel oluşturmaz. Yerçekiminden kurtulup uzaya çıkan bir gemi, gereksinim duyacağı ivmeyi çok küçük bir kuvvetle kazanabilir. 1977’de uzaya fırlatılan Voyager uzay araçları Güneş Sistemi’ndeki görevlerini bitirdikten sonra yolculuklarını bu biçimde sürdürüyorlar. Uzun mesafelerin kat edilmesi için gereken yakıt, gemiye fazladan yük oluşturmamalı. Bir uzay gemisinin artan ağırlığı, onun uzaya fırlatılırken yerçekiminden kurtulabilmesi için kullanılacak yakıtın artması anlamına geliyor. Bu da çözülmesi gereken bir kısır döngü gibi görünüyor. Uzun yolculuklar insan için birçok çözülmesi gereken sorun getiriyor beraberinde. Sözgelimi sonsuz uzay boşluğunda yolculuk ederken birçok yere gitmek insan ömrü için yeterli olmayabilir.

Geleceğin uzay gemileri nasıl olabilir? Kendimize bu soruyu sorup gelecekteki gemilerin neye benzeyebileceğini tahmin etmeye çalışalım. Varsayalım ki gemilerimizde yakıt, astronotların soluyacağı hava, yiyeceği yemek gibi sorunları çözmüş olalım. Bu durumda evreni araştırıp bulgularını insanlara aktaracak araştırma gemileri, Dünya’ya benzeyen gezegenler bulunduğunda burada yaşayacak insanları taşıyan yolcu gemileri, gereksinim duyulan malzemeleri taşıyacak kargo gemileri, turistleri uzayda dolaştıracak gezi gemileri gibi pek çok gemi çeşidi ortaya çıkacak. Uzay mekikleri uçaklara benziyordu. Geleceğin gemilerinin şeklinin neye benzeyeceğini şimdiden tahmin etmek güç olsa da, uçak biçiminde olmak zorunda kalmayacaklardır. Mekiklerin uçağa benzemesinin en büyük nedeni görevi bitirip Dünya’ya döndüğünde, aerodinamik yapısı yardımıyla Dünya atmosferinde tıpkı bir uçak gibi hareket ederek hava alanlarına iniş yapıyor olmasıydı. Kanatlar mekiğin havada süzülmesini, sivri burnu havayı yarmasını sağlayan biçimsel özelliklerdi. Dünya’ya inmeyecek, yalnızca uzayda görev yapacak gemilerin biçimlerini, aerodinamik özellikler dikkate alınarak tasarlamaya gerek yok. Uzayda sürtünmeye neden olacak hava olmadığı için sivri burunlu gemiler, roket benzeri tasarımlar çok da gerekli değil. Uzayda kullanılacak gemilerin uzayda yapılması, Dünya’dan uzaya fırlatılması zorluğunu aradan çıkararak, gemi tasarımında çok daha yaratıcı biçimleri karşımıza çıkarabilir.
Alıntıdaki Ek 46361

Uzay gemilerinde karşımıza çıkacak sorunlardan biri de haberleşme. Uzay gemisi Dünya’dan uzaklaştıkça iletilen ve alınan mesajların arasındaki zaman gittikçe artacak, bir süre sonra Dünya ve gemi arasında sağlıklı bir diyalog yürütülemez olacaktır. Sözgelimi uzay gemimiz 1 ışık yılı uzağa gitmiş olsun. Ona yolladığımız mesaj ışık hızıyla gidebilse bile en erken 1 yıl sonra elinde olacak. Uzay gemisine “merhaba, nasılsın?” diye sorduğumuzda “iyiyim, ya sen?” karşılığını almak için 2 ışık yılı beklemek gerekecek. Bir gün derin uzay uçuşları başlarsa haberleşme sorununa da bir çözüm bulmak gerekecek.

Uzay gemilerinde uzun süreli görevlerde astronotların sağlığı için yapay kütle çekimi oluşturmak gerekiyor. Yerçekimsiz ortamda görev yapan astronotların çoğunluğunda Dünya’ya döndüklerinde kas ve kemik ağrıları görülüyor. Uzayda kas erimesi uzun süreli görevlerin en korkulan hastalığı. Bu nedenle astronotlar, görev boyunca sürekli kültür-fizik hareketleri ve spor yapıyorlar. Yıllarca sürecek bir uzay görevi astronotların sağlığına ciddi ölçüde zarar verebilir. Bunun bir başka nedeni de Dünya’da bizi Güneş’in ve başka yıldızların zararlı ışınlarından koruyan atmosferimizin bulunması. Uzay gemilerinde Dünya’daki gibi bir koruma düzeneği bulunmazsa, zararlı ışınlar sağlık sorunlarını da birlikte getirecek.

Bütün bunların yanında akla hiç gelmeyen sorunlar da yaşanabilir. Savaş Yıldızı Galactica adlı bilimkurgu filmini izleyenler Cylonlar denen robot uygarlığı hatırlayacaklar. Eğer evrenin bir yerlerinde benzer bir makine uygarlığı varsa, onların uzaya açılırken karşılaşacağı sorunlar insanlarınkinden çok daha az olurdu. Yemeğe, solumak için havaya, uyuyup dinlenmeye gerek duymayan, uzun yolculuklarda yaşlanıp ölmeyen robot astronotlar, uzayı çok daha kolay keşfedebilirdi. Şaka bir yana aslında benzer bir taktiği insanlar da kullanıyor. Sözgelimi Mars’ı keşfetmek için gönderilen uzay araçları Cylonlar kadar becerikli olmasalar da birer robotlar.

Görünen o ki uzaya çıkmak için kullanılan gemilerin yapımında en büyük engellerden biri yüksek maliyetler. Bu maliyetlerin karşılanması için gereken şeylerden biri belki kulanım alanlarını genişletmek olabilir. Uzay turizmi ve sivil gemilerin ilk örneklerini günümüzde görmeye başladık bile. Virgin Glactic adlı şirket ilk sivil uzay araçlarıyla uzun süredir başarılı denemeler yaparak bu alanda geleceğe yönelik umut verici gelişmelere imza atıyor. Bu gelişmeler insana umut veriyor. Yıldızlara giden yol belki de o kadar uzakta değildir artı





Kaynaklar:
NASA Confirms New Moon Vehicle is Orion
http://history.nasa.gov/shuttlehistory.html

Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2016 00:51
Ziyaretçi
16 Aralık 2008 19:09   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  gemi1.jpg
Gösterim: 85
Boyut:  10.3 KB
Uzay gemisi nedir ?

Arkadaşlar Uzay gemilerinin ilerde (hangi tarih olduğu kesin belirlenemez belki yarın belki yarından da yakın) yaşamımıza gireceği kesin bir sonuçtur. İnsanlar bu gün ışık hızı diye isimlendirilen ve Albert Einstein teorik olarak bulmuş olduğu bir limit hıza erişme hayalini güdüyor ve sanırım adım adım da yaklaşıyorlar. Yapmış olduğum araştırmalar sonucu şu bilgileri toparladım ve kendimcede bişeyler ilave ettim.

UZAYDA YOLCULUK HAKKINDA:
Bugün için gerçek anlamda yakın yıldızlar ve galaksiler arasında bir şehirden diğerine yol almak kadar hızlı yolculukları düşlüyorsak ışık hızı bariyerini dolayısıyla bizi ve hız limitlerimizi sınırlayan/belirleyen zaman ve boyut faktörünü aşacak uzay araçlarına ihtiyacımız olacaktır. Bu anlayış içerisinde derin uzay yolculukları konusunda ciddi adımlar atmaktan söz edeceksek bir üstuzay yolculuğunu düşünmüş olmamız gerekir.

''Üst uzay'' yolculuğu derin uzayın keşfini düşünen her uzay uygarlığının eninde sonunda varacağı bir bilimsel anlayış noktasıdır. Ve her gelişmiş uygarlık bu sorunun üstesinden gelmiş olmalıdır . Çünkü bu, evrene açılmak ve insan uygarlığımızın devamını sağlamak açısında kaçınılmaz olarak halledilmesi gereken bir proplemdir.Üst uzay bizim toplumumuz için hala büyük bir sırdır.Ve henüz Albert Einstein üstadın genel görecelik ve yüzyılın kuantum fiziği ufkunda beliren kurt delikleri kuramları çerçevesinde anlaşılmaya çalışılan bu gerçek henüz tam olarak kabül görmüş ve anlaşılmış değildir.
Ad:  gemi3.jpg
Gösterim: 101
Boyut:  10.6 KB


Sözde bazı kişiler dünya dışından geldikleri varsayılan UFO 'ların içlerindeki dış uzaylılarla iletişim kurduklarını iddia etmektedirler.Bu iletişimler sonucu alınan üst uzay yolculuğuna ait sözde bilğiler bilimsel anlayışın ufukları içerisinde ne kadarda asılsız iddialar olarak görülselerde ana fikir olarak bu anlatımların gerçeğin çokta dışında fikirler olmadığını kendi adıma söyleyebilirim. Bu UFO temascılarından biri olan Edvart Billy Meier' ın Semjaseadında bir dünya dışı varlıktan aldığını iddia ettiği bilgiler ve Türkiye'de yaşayan ve kendisiylede bizzat tanışıp görüştüğüm sayın Ömer Sami Ayçiçek beyin Agarta uygarlığı denen bir uzay uygarlıgıyla medyumsal bir ilişki sonucu semiyunisimli varlıktan aldığı bilgiler son derece ilğinç :

Semjase
: ['' Uzay yolculuklarımız sizin düşündüğünüz gibi değil. Örneğin bizler uzay aracında aynen gezegenimizdeki zaman kavramını muhafaza edebiliyoruz. pleiades yıldızını terk ettikten tam yedi saat sonra dünyaya ulaştık. (pleiades takım yıldızı dünyadan 430 milyon ışık yılı uzaklıktadır) Yolculuğumuzun uzun sürmesi ise ,önce normal hızla uçmamız gerektiği içindir. Ancak sistemimizden çıktıktan sonra , süper hızla harekete geçebiliyoruz. Güneş sistemine yaklaşmadan önce yeniden normal hıza geçiyoruz. Bu konuda daha fazla bilği vermem imkansız . Çünkü o zaman sizin bilim adamlarınız ''sıfır zaman propulsyon sistemi '' ni ortaya çıkarabilirler. Ama insanoğlu henüz uzayın derinliklerine gitmek için hazır değil. Herşey zamanında olacaktır. Ama uzaya açılmak istiyorsanız yeni bir yol bulmalısınız. Bügünkü araçlarınızı geliştirmekle bu iş imkansız. Sizler sınırları zorlayıp aya gittiniz. Ancak bugünkü yöntemlerle hiçbir zaman hiçbir şekilde uzayın derinliklerine ulaşmanız mümkün olmayacak. Bunun için çok özel propulsyon sistemleri (sevk- itici güç sistemleri ) olan , uzay araçlarına ihtiyacınız var. En önemliside zaman ve yer kavramlarını yok edecek ve '' sıfır zaman'a ulaşacak '' bir propulsyon sistemi bulmanız gerek. Bu şekilde saniyede trilyonlarca ışık yılı seyahat etmek mümkün olur. ''] Aşağıda bu pleiades' li uzay uygarlığına ait uzay araçlarının şekilleri görülmektedir:

semiyun:[Üst uzay yolculuğu denen bu kavram elde edilmeden, bu yolculuğa olanak tanıyan bu teknolojik seviyeye ulaşılmadan kainatların keşfi konusu ciddi bir konu olmaktan uzaklaşır, yani hayal olarak kalır, pratiğe, gerçeğe hiç bir zaman ( uygarlıklar için söylüyorum) dönüşemez. Kainatların ( derin uzayın) gerçekten keşfi, tanımlaması arzu ediliyorsa uygarlıkların bir üstboyut içinde ilerleyebilecek, çalışabilecek uzay gemileri yapmaya ihtiyaçları vardır. Daha önce de bahsettiğimiz gibi uygarlıkların büyük bölümü fiziki kainat içinde belirli sürate ulaşabilirler ama ondan öteye, daha öteye gitmek, daha yüksek bir sürate ulaşmak (ışık hızının üstünde bir hıza erişmek) gerekirse mutlaka bir üst boyuttan (4. ,5. ve bunu daha da arttırabiliriz ama o çok farklı bir hali ihtiva eder) yararlanmak zorundadırlar ki, burada da büyük bir medeni sıçrama yapmak zarureti vardır.Bizim asıl sürat kavramına karşı yaklaşımımız gemilerimizin vibrasyonel seviyesini yükseltmekle elde edilen bir haldir. Geminin üç boyutlu aleme uygun vibrasyonel seviyesini yükselterek onu bir anda ortadan kaldırıp bir başka boyutun içine sokmak gerekir ki, ona 4. boyut demek nispeten daha uygun olur. Çünkü doğrudan doğruya üç ile dört arasında bir geçiş yoktur. O da nüanslar halinde kendini ortaya koyar. İşte vibrasyonel seviyeyi yükselterek bu nüanslar halindeki gittikçe yükselen boyutlar, alemler içine girerek kainatta mesafe gibi gözüken ya da sonsuz uzaklıkları ihtiva eden halleri çok kısa sürede almak mümkündür.
Ad:  gemi7.jpg
Gösterim: 304
Boyut:  11.7 KB

Eğer uygarlık olarak bir üst boyutun imkanlarından yararlanmak durumunu elde etmiş iseniz, uzay aracınızın vibrasyonel seviyesini yükselterek o boyuta geçer ve o boyut üzerinde çok kısa bir zaman süreci içinde yolculuk yaparak tekrar vibrasyonel seviyenizi düşürdüğünüzde mevcut kainatın içindeki çok uzak bir gezegene çok kısa sürede seyahat etme imkanına sahip olursunuz.Yalnız bu çok ileri bir aşamayı gerektirmektedir. Bizler yolculuklarımızı çok uzun bir zamanda beri bu yöntem ile yapmaktayız.]
Bir başka uzaylı varlık ise şöyle diyor; ''Şunu bilmeniz önemli: Her madde, atomundan molekül bağlarına kadar uzay-zamandan oluşur; yani yoğunlaşmış uzay-zamandır. Uzay/zaman'a uçuş yönüne doğru huni şeklinde biçim veririz. Bunun sonucu oluşan büyük yerçekimi potansiyeli uzay gemilerimizi ışık hızından daha üstün bir hızla emer ve arkasından sürükler. Bu neredeyse, önüne bir sopanın ucunda havuç uzatılan bir eşeğin, onun arkasından koşmasına benzer. Diğer bir anlatışla: uzay-zamanın yapısını yönlendiririz.''

Bilinen en ünlü UFO temasçılarından George Adamski' nin ise uzaylılarla yakın temas sonucu aldığı bilgilerde son derece ilginçtir. Bu temaslardan birinde ''uzaylı varlık'' Adamski 'nin iddiasına göre şöyle demiştir; ''...Bizim gemilerimizden söz etmek gerekirse ki, siz onlara -uçan Tabak- dersiniz, sizin kendi uçaklarınız için kullandığınız terim gereği, onlar da uçmaktadırlar. Fakat, biz sizin anladığınız anlamda uçmayız. Biz atmosferi uçuşun mekanik vasıtası olarak kullanmaktan çoktan vazgeçmiş bulunmaktayız. Siz bu uçuşu-Gravitasyonel Asılma- tarzında ifade edebilirsiniz. Bu yüzden araçlarımız atmosferik sürtünme ve dirençle karşılaşmazlar. Yine aynı sebeblerle bizim araçlarımız, sizin havacılarınız ile bilim adamlarınızın akıllarının alamayacağı seri ve ani yön değiştirmeler yapabilir ve o esrarengiz yüksek hızlarla hareket edebilirler.''

Bu temas iddialarından biride Dr. Daniel Fry 'a aittir. Dr. Fry'a verilen bilgi ; [..Bizim uzay gemilerimizi görenler, hızlarından bahsederlerken, dinleyenler tarafından inanılmayan konulardan biri de budur işte. Sizin en bilgili bilim adamlarınızdan bazılarının, şu kanıda olduklarını duymuş bulunmaktayız : Beden sahibi olarak hiçbir insan, başka bir dünyadan da olsa, bu akselerasyona dayanamaz. Bizi sükutu hayale uğratan dünyasal kanılardan biri de budur. Orta derecede bir bilgi seviyesi olan, herhangi bir kimsenin bile, böyle bir görüşü hemen düzeltmesi gerekirdi. Bunun cevabı basit olarak şöyledir: Gemiye hız veren güç, doğal olarak gravitasyon alanı niteliğinde bir şeydir.Bu güç, sadece aracın atomlarını etkilemekle kalmayıp, içinde bulunan pilot ve yolcuları da aynı decede tesiri altında tutar. Sizin uçaklarınızda ise durum tamamıyla farklıdır. Sizin jet yada pervaneleriniz var, bunlar yardımıyla aracınızın bir tarafında bir itme gücü elde etmektesiniz. Bu lokal itme, aracınıza bir hız sağlamakta, fakat içindeki insanlara değil! İçindeki insanlar, altlarındaki koltuk hareket ettiği için, dolaylı bir yoldan hareket kazanırlar. Dolayısıyla siz, bir hız hissetmektesiniz. Bizim tek akselerasyon(hızlanma) limitimiz, kullandığımız alanın limitidir.] Ve uzaylı varlık uzay gemilerinin çalışma prensibini basitçe şöyle izah eder: [...Araca ait genel alanın merkezi aracın gravitasyon alanınkine benzerdir. Eğer genel alanın merkezi, aracın gravitasyon merkezine(kütleçekimsel merkezine) uyarsa, bundan doğacak tek sonuç, aracın kütlesinin yukarı doğru hareketi olacaktır. Genel gravitasyon merkeziyle, alanın merkezi uyuşmadığı zamanlarda, araç o merkeze doğru bir hız kazanacaktır. Bu alanı oluşturan sistem, aracın bir kısmı olduğundan herhangi bir kesiklik olamadan, genel çekim merkezi aracın gravitasyon alan merkezinin az ilerisinde olan bir alan yaratacaktır. Ve bu alan oluşturulduğu sürece, araçta bir akselarasyon ( o yönde bir hızlanma etkisi) görülecektir. Şöyle bir benzetme, anlayışı kolaylaşatıracaktır : Bir at arabasında oturuyorsunuz. Uzunca bir sopanın ucuna bir tutam taze ot bağlamışsınız. Bu ot demetini atın burnundan az ileride tutuyorsunuz. At otu yemek için uzandığında arkasındaki arabayı da sürükleyecektir. Fakat siz, sopa ve ucundaki ot demeti hep birlikte hareket edeceklerinden, at hiç bir zaman ot demetine yetişemeyecek, bu şekilde devamlı devamlı hareket sağlanmış olacaktır... Aracı yavaşlatmak ya da durdurmak için negatif akselarasyon yaratmak üzere sistemin alanı, genel gravitasyon merkezinin hemen gerisine kaydırılır.] Dikkatimi çeken nokta gerek bilimsel verilere ve kendi entellektüel çalışmalarıma ve gerekse sözde spekülatif UFO teknolojisi konularına dair açıklamalara baktığımda aslında aklın ve bilimin ışığında ışık hızı ve üstü hızlara ulaşacak bir sistemin ön görülen tablosu ortaya çıkmaktadır. Ben isterdimki akademik bilim çevrelerince en azından ülkemizde bu konularda özel bir araştırma fonu oluşturulsun ve konu araştırılsın. Ama görülüyor ki askeriye dahil tüm Türk havacılık kurumları bile henüz F-16 savaş uçaklarının teknolojisini anlayabilmekten ve geliştirmeye çalışmaktan öte bir düşünceye sahip değil. Yıldızlar arası yolculuk ise Türk ulusu için hala bir düş olamaktan öteye geçmiyor.

Uzayda yolculuk konusunda ve özellikle derin uzayın keşfini ciddi anlamda düşünen insanlık uzay-zaman levhasına doğrudan etki ederek kendisini uzay-zamanın kafes çizğileri boyunca kaydırabilecek -elektromanyetik sevk- yöntemlerini geliştirmek zorundadır.Bunun için öncelikle Birleşik Alan Kuramı' nın tam olarak anlaşılması lazım.Albert Einstein bu konuya bir vurgu yaparak şunu der :'' Gravitasyon alanı ile elektromanyetik alanı tek bir yapı halinde birleştirmeyi başardığımız taktirde, bu, muhakkak ki, ileriye doğru atılmış büyük bir adım olacaktır.''Eğer ışıktan hızlı yolculukların arkasındaki fizik ilkeler bilinmek isteniyorsa ''KUANTUM-ELEKTRODİNAMİĞİ'' bu yolculukta anahtar kuramlardan biridir. Işığın yapısı tam olarak anlaşılmadıkça aslında bir 'üstuzay yolculuğu' olan'zaman yolculuğu'nun kendiside hiçbir zaman anlaşılamayacaktır.
Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2016 00:50
Blue Blood
16 Aralık 2008 19:12   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Bir uzay gemisi dünyanın yüzeyi ve atmosferi dışında, dış uzayda çalışmak üzere tasarlanmış bir araçtır. Uzay aracı insanlı ya da insansız olabilir. Bir uzay gemisi haberleşme, dünyanın gözlemlenmesi, meteoroloji, gezegen keşfi, uzay turizmi ya da uzay savaşımı gibi görevler için yapılmış olabilir. "Uzay gemisi" terimi aynı zamanda yapay uyduları tanımlamakta da kullanılır.

Uydular görev profiline göre farklı alt sistemlerlerden oluşurlar. Bir uzay gemisi şu alt sistemleri içerebilir: yükseklik belirleme ve denetimi, yol gösterme, seyir denetimleri, haberleşme, kumanda ve veri idaresi, güç, ısı denetimi, itici güç, yapılar, ve yük. İnsanlı uzay gemileri buna ek olarak mürettabat için yaşam destek sistemlerine de ihtiyaç duyarlar. Küresel bir iniş modülü. Uzay adamı, göstergeler, kurtarma sistemi bu modülde bulunur. 2,3 m çapında ve 2,46 ton ağırlığındadır. Koni şeklinde bir teçhizat modülü. 2,25 m uzunluğunda, 2,43 m genişliğinde, 2,27 ton ağırlığındadır. Motorları ve yakıtı barındırır.
29 Mart 2016 00:47   |   Mesaj #4   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
Ad:  gemi4.jpg
Gösterim: 189
Boyut:  6.8 KB
Bilimkurgu filmleri izleyenlerimiz, uzayda bir yerden bir yere yolculuk yapabilmek için çeşitli uzay gemilerini kullanıldığını görmüşlerdir. İçinde insanların yaşadığı gezegen boyutlarında devasa gemilerden tutun da, savaş uçağı boyutuna kadar çeşitli biçim ve büyüklüklerde uzay gemileriyle karşılaşırız bilimkurgu filmlerinde. Peki, bu gemiler yalnızca düş ürününden mi ibaret? Günümüz teknolojisi uzay gemileri yapabiliyor mu? Uzaya ne zaman açılacağız? Bir uzay gemisinin nasıl olması gerekiyor? Bu soruların yanıtları insanlığın geleceğe uzanan uzaya yolculuk planlarında yatıyor.

Dünya insanın uzaydaki evi. Evimizde nüfusumuz hızla artıyor ve kaynaklarımızı da oldukça hızlı bir biçimde tüketiyoruz. Dünyamız henüz üzerinde yaşayan insan sayısını besleyip doyurabilecek kapasitede. Ne var ki bir gün gelecek kaynaklar bize yetmez olacak. İşte o zaman uzaya açılmak insanlık için bir lüks, bir merak unsuru olmak gibi nedenlerden öteye geçecek ve gereklilik olacak. Gelecekte insanlık Dünya’yı, hatta Güneş Sistemimizi terk etmek zorunda kalacak. Bunun için gereksinim duyduğumuz şeylerin başında bizi yıldızlara götürecek gemiler geliyor. Bugün için yalnızca düş dünyasının bir parçası, bilimkurgu filmlerinin bir parçası olsa da, bizi uzaya taşıyacak gemilerin geliştirilmesi bir zorunluluk. Peki, şu anda uzay araçları konusunda neler yapıldı; gelecekte bizi nasıl araçlar bekliyor?

Bilimkurgu filmlerinde sıklıkla gördüğümüz gemiler, tıpkı bir uçak ya da helikopter gibi yerden havalanıp uçuşa geçiyor ve görevlerini tamamlayınca yeniden iniş yapabiliyorlar. Ne var ki gerçek dünyada kullandığımız araçlar henüz bu kadar yetenekli değil. Jules Verne, ilk bilimkurgu romanlarını yazdığında Ay’a gitmek için önerdiği yöntem, uzay gemisinin bir topun içinden mermi gibi fırlatılmasıydı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından roket teknolojisinin gelişmesi, insanoğlunu uzaya çıkaran gelişmelerin başlangıcıydı. Bu yöntem günümüzde de kullanılıyor. Uzaya gönderilecek araçlar, roketler yardımıyla fırlatılıyor.

Ay’a giden araçlar da, Dünya’nın yörüngesinde görev yapan uydular da roketlerle uzaya gönderildi. Sonrasındaysa mekikler dönemi başladı. Uzay mekiklerinin başlangıçta roketle değil de kendi motorlarını kullanarak hareket etmesi öngörülmüştü. Ne var ki bu yöntemle yapılacak araçların maliyetinin çok pahalı olması, ayrıca hem bakım masrafları hem de görev sonrası kontrollerinin karmaşık olması nedeniyle melez tabir edilen mekiklerin yapılmasına karar verilmişti. Mekik roketler yardımıyla uzaya gönderilecek ve görev sonrası kendi olanaklarıyla Dünya’ya dönecekti.
Bu yöntemle üretilen mekikler yıllarca kullanıldı. Amerikan uzay mekiği Columbia, 12 Nisan 1981’de ilk deneme uçuşunu gerçekleştirmek üzere havalandığında, herkes yeni bir uzay çağının başladığına inanıyordu. Aslında uzay mekikleri, gelecekte gerçek yörünge uçakları gerçekleştirilinceye kadar uçakla roket arasında öngörülmüş bir ara çözümden başka bir şey değildi. Yalnızca atmosferde çalışan “Enterprise” isimli prototipten sonra üretilen Amerikan mekikleri de (Columbia, Challanger, Discovery, Atlantis ve Endeavour) arka bölümlerine yerleştirilen ve sıvı oksijen ve hidrojenle çalışan üç güçlü itici motora sahipti. Ancak havalanabilmeleri için uçuşlarının ilk 130 saniyesi boyunca, bu araçlara iki dev yardımcı iticinin eşlik etmesi gerekiyordu. Görevleri biten bittikten sonra mekikten ayrılan bu yardımcı roketler dünyaya düşmeye bırakılıyordu.
Başlangıçta mekiğin uzay çalışmalarının maliyetini on kat azaltacağı düşünülüyordu. Ancak çok kısa bir süre sonra, ticari alandaki başlıca uzay etkinliği olan yer eksenli uyduları yörüngeye yerleştirme işleminin hemen hemen klasik füzelerle yapılan uçuşlar kadar pahalı ve karmaşık olduğu ortaya çıktı. Çünkü en fazla 500 km yüksekliğe çıkabilen mekik, uyduları uzayda serbest bıraktıktan sonra, onları yerden 36.000 km yükseklikte kesin yörüngelerine oturtmaya olanak veren “yeröte motorunun” ateşlenmesine uzaktan kumanda etme gibi birçok işlemin gerçekleştirilmesini zorunlu kılıyordu. İşte bu nedenle mekikle yapılan uçuşlar, insanın katılmasının zorunlu olduğu bilimsel görevlerle ya da roketler için çok ağır olan uyduları yörüngeye oturtma gibi işlerle sınırlı kaldı.

Uzay mekiği uçuşları 2012’de sona erdikten sonra NASA, çeşitli uzay görevlerinde kullanılmak üzere adına “Orio”n denen yeni bir uzay gemisi serisine başlamaya hazırlanıyor. Orion’un şekli bir topaca benziyor. Alışılageldik mekikler gibi roketle fırlatılacak ama kanatları olmadığı için Dünya’ya paraşütle inecek bu yeni gemilerin maliyetlerinin çok daha düşük olması bekleniyor. İlk gemininse 2014’ün Aralık ayında uçuşa hazır olması planlanıyor. Bununla birlikte kendi olanaklarıyla havalanıp sonra Dünya’ya geri dönecek bir araç yapımı üzerinde de çok yol alındı. Maliyetleri düşürmenin bir yolu bulunursa bu projenin gerçekleşmesini beklemek hayalcilik sayılmaz.
Ad:  gemi2.jpg
Gösterim: 132
Boyut:  23.3 KB


Geleceğin uzay gemileri nasıl olacak? Bunu düşünürken, geliştirilecek bir gemide halledilmesi gereken sorunlar olduğunu görebiliriz. Öncelikle, Dünya dışına açılacak gemilerin yakıt sorunlarını halletmeleri gerekiyor. Uzay gemilerinde günümüzde yaşanan en büyük sorunlardan biri yerçekiminden kurtulmak. Uzaya giden araçlarda gördüğümüz devasa yakıt tankları uzaya çıkabilmek için gerekli. Uzayda, gemilerin ilerlemesi sırasında hava bulunmadığı için sürtünme kuvveti engel oluşturmaz. Yerçekiminden kurtulup uzaya çıkan bir gemi, gereksinim duyacağı ivmeyi çok küçük bir kuvvetle kazanabilir. 1977’de uzaya fırlatılan Voyager uzay araçları Güneş Sistemi’ndeki görevlerini bitirdikten sonra yolculuklarını bu biçimde sürdürüyorlar. Uzun mesafelerin kat edilmesi için gereken yakıt, gemiye fazladan yük oluşturmamalı. Bir uzay gemisinin artan ağırlığı, onun uzaya fırlatılırken yerçekiminden kurtulabilmesi için kullanılacak yakıtın artması anlamına geliyor. Bu da çözülmesi gereken bir kısır döngü gibi görünüyor. Uzun yolculuklar insan için birçok çözülmesi gereken sorun getiriyor beraberinde. Sözgelimi sonsuz uzay boşluğunda yolculuk ederken birçok yere gitmek insan ömrü için yeterli olmayabilir.

Geleceğin uzay gemileri nasıl olabilir? Kendimize bu soruyu sorup gelecekteki gemilerin neye benzeyebileceğini tahmin etmeye çalışalım. Varsayalım ki gemilerimizde yakıt, astronotların soluyacağı hava, yiyeceği yemek gibi sorunları çözmüş olalım. Bu durumda evreni araştırıp bulgularını insanlara aktaracak araştırma gemileri, Dünya’ya benzeyen gezegenler bulunduğunda burada yaşayacak insanları taşıyan yolcu gemileri, gereksinim duyulan malzemeleri taşıyacak kargo gemileri, turistleri uzayda dolaştıracak gezi gemileri gibi pek çok gemi çeşidi ortaya çıkacak. Uzay mekikleri uçaklara benziyordu. Geleceğin gemilerinin şeklinin neye benzeyeceğini şimdiden tahmin etmek güç olsa da, uçak biçiminde olmak zorunda kalmayacaklardır. Mekiklerin uçağa benzemesinin en büyük nedeni görevi bitirip Dünya’ya döndüğünde, aerodinamik yapısı yardımıyla Dünya atmosferinde tıpkı bir uçak gibi hareket ederek hava alanlarına iniş yapıyor olmasıydı. Kanatlar mekiğin havada süzülmesini, sivri burnu havayı yarmasını sağlayan biçimsel özelliklerdi. Dünya’ya inmeyecek, yalnızca uzayda görev yapacak gemilerin biçimlerini, aerodinamik özellikler dikkate alınarak tasarlamaya gerek yok. Uzayda sürtünmeye neden olacak hava olmadığı için sivri burunlu gemiler, roket benzeri tasarımlar çok da gerekli değil. Uzayda kullanılacak gemilerin uzayda yapılması, Dünya’dan uzaya fırlatılması zorluğunu aradan çıkararak, gemi tasarımında çok daha yaratıcı biçimleri karşımıza çıkarabilir.
Ad:  gemi8.jpg
Gösterim: 152
Boyut:  27.3 KB

Uzay gemilerinde karşımıza çıkacak sorunlardan biri de haberleşme. Uzay gemisi Dünya’dan uzaklaştıkça iletilen ve alınan mesajların arasındaki zaman gittikçe artacak, bir süre sonra Dünya ve gemi arasında sağlıklı bir diyalog yürütülemez olacaktır. Sözgelimi uzay gemimiz 1 ışık yılı uzağa gitmiş olsun. Ona yolladığımız mesaj ışık hızıyla gidebilse bile en erken 1 yıl sonra elinde olacak. Uzay gemisine “merhaba, nasılsın?” diye sorduğumuzda “iyiyim, ya sen?” karşılığını almak için 2 ışık yılı beklemek gerekecek. Bir gün derin uzay uçuşları başlarsa haberleşme sorununa da bir çözüm bulmak gerekecek.

Uzay gemilerinde uzun süreli görevlerde astronotların sağlığı için yapay kütle çekimi oluşturmak gerekiyor. Yerçekimsiz ortamda görev yapan astronotların çoğunluğunda Dünya’ya döndüklerinde kas ve kemik ağrıları görülüyor. Uzayda kas erimesi uzun süreli görevlerin en korkulan hastalığı. Bu nedenle astronotlar, görev boyunca sürekli kültür-fizik hareketleri ve spor yapıyorlar. Yıllarca sürecek bir uzay görevi astronotların sağlığına ciddi ölçüde zarar verebilir. Bunun bir başka nedeni de Dünya’da bizi Güneş’in ve başka yıldızların zararlı ışınlarından koruyan atmosferimizin bulunması. Uzay gemilerinde Dünya’daki gibi bir koruma düzeneği bulunmazsa, zararlı ışınlar sağlık sorunlarını da birlikte getirecek.

Bütün bunların yanında akla hiç gelmeyen sorunlar da yaşanabilir. Savaş Yıldızı Galactica adlı bilimkurgu filmini izleyenler Cylonlar denen robot uygarlığı hatırlayacaklar. Eğer evrenin bir yerlerinde benzer bir makine uygarlığı varsa, onların uzaya açılırken karşılaşacağı sorunlar insanlarınkinden çok daha az olurdu. Yemeğe, solumak için havaya, uyuyup dinlenmeye gerek duymayan, uzun yolculuklarda yaşlanıp ölmeyen robot astronotlar, uzayı çok daha kolay keşfedebilirdi. Şaka bir yana aslında benzer bir taktiği insanlar da kullanıyor. Sözgelimi Mars’ı keşfetmek için gönderilen uzay araçları Cylonlar kadar becerikli olmasalar da birer robotlar.

Görünen o ki uzaya çıkmak için kullanılan gemilerin yapımında en büyük engellerden biri yüksek maliyetler. Bu maliyetlerin karşılanması için gereken şeylerden biri belki kulanım alanlarını genişletmek olabilir. Uzay turizmi ve sivil gemilerin ilk örneklerini günümüzde görmeye başladık bile. Virgin Glactic adlı şirket ilk sivil uzay araçlarıyla uzun süredir başarılı denemeler yaparak bu alanda geleceğe yönelik umut verici gelişmelere imza atıyor. Bu gelişmeler insana umut veriyor. Yıldızlara giden yol belki de o kadar uzakta değildir artı





Kaynaklar:
NASA Confirms New Moon Vehicle is Orion
http://history.nasa.gov/shuttlehistory.html
29 Mart 2016 00:57   |   Mesaj #5   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Astronotik Nedir?
Uzaya fırlatılan gemilerin (uzay araçlarının) yapısını, çeşitli gayeler için donatılmasını, fırlatılmasını, uzayda takip edeceği yolu, uçuşun insan ve diğer canlılar üzerindeki tesirini inceleyen bir ilimdir. Uzay araçlarının şekilleri kullanıldıkları gayeye ve zamana göre değişiklikler göstermek üzere küre, koni, silindirik, mermi şeklinde veya örümcek gibi karmaşık olabilir.

Sponsorlu Bağlantılar
Fırlatma üslerinden dev kademeli füzelerin uç kısmında fırlatılan bu araçlar içlerinde çeşitli cihazlar ve uzay adamları için lüzümlu techizatları ihtiva ederler. Dış kısmı ısı geçirmez bir izolasyon malzemesiyle kaplıdır. Dünyaya dönüşte atmosferle olan sürtünme dış cidarları akkor haline getirir. Bu yüksek sıcaklığın araç içindeki insanlara tesir etmemesi için izolasyon lüzumludur.

Araçtan dışarıyla irtibat özel pencere ve periskoplarla sağlanır. Atmosfere geri dönüşte frenlemeyi sağlayan füzeler ve paraşütler, kumanda cihazları, astronotların oturduğu özel koltuklar, astronotun pozisyonunu dünyaya gönderen kameralar, haberleşmeyi sağlayan radyo sistemleri vb. uzay gemilerinin diğer ana parçalarını teşkil eder. Astronotun önündeki bir harita ona yerin neresinde olduğunu gösterir. Yön verme füzelerine kumanda, hem astronot tarafından hem de yerdeki istasyon tarafından yapılabilir.

Uzay gemisini fırlatmak için yapılacak esas iş yerçekimi kuvvetini yenmektir. Bu da roket motorlarıyla çalışan dev füzelerle sağlanır (Bkz. Roket). Uzay gemisi bu motorların uç kısmına yerleştirilir. İlk ateşleme anında hız saatte 100 kilometre civarında olduğu halde, dünya etrafındaki bir yörüngeye oturtulabilmek için hızın saatte 25.000 kilometreyi aşması lazımdır. Yine dünya dışında yıldızlararası boşlukta, bir hedefe doğru yollanacak gemilerin, yerçekiminden kurtulabilmeleri için hızlarının 40.000 kilometreye ulaşması lazımdır. Araç yükseldikçe yerçekiminin tesiri azalır. Yaklaşık 100.000 km civarında yeryüzündeki çekimin yirmide birine düşer. Aracın yükseldikçe hızının artmasını sağlamak için roket motorlarının teşkil ettiği füze birkaç kademe halinde yapılır (daha çok üç kademe). Önce birinci kademe ateşlenir. Yakıt bitince bu kademe atılarak araç hafifleştirilir. Sonra sırayla diğer kademeler devreye girer.

Aracın az yakıt harcaması ve ucuz olması için istenen hıza çok çabuk ulaşması gerekir. Fakat bu hız artışı(ivme) aracın içindeki araçlara ve insanlı araçlarda astronotlara zarar vermemesi için sınırlanır. Mesela insanın dayanabileceği ivme, yerçekimi ivmesinin 5 veya 6 katıdır. Yerçekiminin yedi katı olan bir ivmede kanın özgül ağırlığı yaklaşık demirin özgül ağırlığı kadar olur. Bu da insan organizması için dayanılmaz bir şeydir. Bunun zararından korunmak için astronot koltuğa sırtüstü yerleştirilir ve özel elbiseler giydirilir. Ani ivmeler de insan fizyolojisini etkileyen önemli bir faktördür.

İnsan fizyolojisi bakımından karşılaşılan diğer bir problem beslenme ve solunumdur. Ağırlığın artmaması için götürülecek gıdalar ve ihtiyaç maddeleri hesaplanıp, özel olarak korunurlar. Solunum için lüzumlu oksijen şimdilik tüplerle sağlanmaktadır. Vücuttan atılan karbondioksitin güneş enerjisinden faydalanarak tekrar oksijen olarak kullanılır hale getirilmesi henüz mümkün değildir. Bunların yanında araca çarpabilecek meteorlar, radyasyon da birer problem teşkil ederler. Neticede insan fizyolojisine tesir eden çeşitli uzay şartlarını incelemek üzere geliştirilen uzay tıbbını pekçok problem beklemektedir.

Uzay araçlarının yerden fırlatılması, yer yörüngesinde dolaşması, yerçekiminden kurtulması, gezegenlere doğru gitmesi ve dünyaya geri dönmesi için takip edeceği yollar önceden bilgisayarlarla hesaplanır. Araç uzayda giderken, diğer gezegenler de hareketli olup, durumları değiştiğinden ve araç bunların değişik çekim kuvvetlerine maruz kaldığından, yol alırken sabit birreferans noktası bulamaz. Bunun için hiçbir dış referans noktasına ihtiyaç göstermeyen sadece atalet tesiriyle çalışan jiroskopik yön bulucularından faydalanılır (Bkz. Jiroskop). Jiroskoptan gelen sinyaller bilgisayarda değerlendirilerek küçük roket motorlarına kumanda edilmek suretiyle yönde lüzumlu düzeltmeler yapılır. İnsansız araçlarda yön bulmak diğer haberleşme işlemleri gibi radyo sinyalleriyle olmaktadır. Araç dünyaya dönerken atmosfere yeryüzü ufuk düzlemine göre 5-7° açıyla girmesi lazımdır. Bu açının altına inilirse araç atmosferden çıkıp tekrar uzaya kaçabilir. Bu açıdan büyük açıyla girilirse sürtünme ısısı ve yerçekimi araca ve astronota zarar verebilir. Amerikalılar uzay gemilerini denize, Ruslar ise Sibirya’ya indirirler. Denizden helikopter ve gemilerle kurtarırlar. Bazı araçlar ise havada uçakla yakalanarak indirilir.

İki uzay aracının uzayda bir araya gelerek kenetlenebilmesi uzay çağında elde edilmiş en önemli başarılardan biridir. Uzayda kurulabilecek uzay laboratuarları için kenetlenme şarttır. Şimdiye kadar pekçok kenetlenme yapıldı. Hatta Amerikan uzay araçları ile Rus araçları arasında gerçekleştirilen kenetlenmeler sayesinde Amerikan astronotlarıyla, Rus kozmonotları arasında uzay ziyaretleri yapıldı. 21. yüzyılda içinde binlerce insanın barınacağı uzay şehirleri, Ay’da ve Merih’te uzay kolonileri kurulacak, güneş sisteminin dışına çıkılarak yıldızlararası uzayın araştırılması hayal olmaktan çıkabilecek. Uzay hakkında bugünkü bilgilerimizi hiç derecesine indiren bilgiler elde edilecektir. Bu yazımızda sizlere uzay araçları nasıl hareket eder sorusuna cevap verdik. Diğer yazımızda görüşmek üzere.
Ad:  gemi9.jpg
Gösterim: 101
Boyut:  50.2 KB




Daha fazla sonuç:
uzay gemisi nedir

acebook yorumları
paneli aç