Arama

Ozon Tabakası ve Ozon Kirliliği

Güncelleme: 2 Temmuz 2016 Gösterim: 32.556 Cevap: 8
The Unique - avatarı
The Unique
Kayıtlı Üye
19 Kasım 2008       Mesaj #1
The Unique - avatarı
Kayıtlı Üye
Ozon Tabakası
Çeşitli amaçlar için üretilen kloroflorokarbonlar (CFC) ozon tabakasını inceltmekte, bunun sonucunda çevre ve insan sağlığı olumsuz etkilenmektedir.
Sponsorlu Bağlantılar
Ozon molekülleri atmosferde bulundukları yere göre farklı karakteristik özellikler gösterirler. Stratosfer tabakasındaki ozon canlılar için yararlı olup, buna karşılık dünya yüzeyine yakın atmosfer tabakasında (troposferde) bulunan %10 oranındaki ozonun yıkıcı etkisi bulunmaktadır.
Atmosferdeki diğer moleküllerle reaksiyona giren ozonun, bitki ve hayvanların canlı dokularına çeşitli zararları bulunmaktadır. Atmosferdeki ozonun yaklaşık %90'ı yeryüzünden itibaren 10-40 km. arası yükseklikte ve stratosfer tabakasında bulunur. Bu bölgedeki ozonun özelliği; tüm canlı varlıkları, doğal kaynakları ve tarımsal ürünleri olumsuz yönde etkileyen ultraviole (UV) ışınlarını absorbe etmesidir. Ozon yoğunluğunun ultraviole ışınlarını tutma görevini yapamayacak kadar azalması, "ozon tabakasının delinmesi" olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi sonucunda; UV-b radyasyonu artmakta ve insanların bağışıklık sistemleri zarar görmekte, görme bozukluğuna ve deri kanserine yol açmaktadır.
Ozon tabakasının incelmesine sebep olan ve kloroflorokarbon ihtiva eden maddelerin başında klor türevleri, plastik köpükler (strafor), spreyler, aerasoller ve yangın söndürücüler gelmektedir.

Ozon (O3) Gazı
Ozon, 3 oksijen atomundan oluşan molekülleriyle zehirli, renksiz bir gazdır ve atmosferin üst katmanlarında yer alır... Gökyüzünün mavi renkte görünmesi bu gaz sayesinde olmaktadır. Sıvı halde lacivert renge dönüşen ozon gazı, dünyayı güneşten gelen morötesi radyasyona karşı korumaktadır. Ancak bu gaz aynı zamanda canlılar için çok tehlikelidir. Maruz kalındığında gözleri, burnu ve boğazı tahriş ederek solunum sistemini tahrip eder. Çok az insan ozonun ne kadar öldürücü olduğunun farkındadır. Bir gramın iki yüzde biri miktarda ozon almak öldürücü olabilir. Bir saç spreyi kutusuna saf ozon konduğu düşünülecek olursa, bu kutunun tam 14.000 kişiyi öldürebileceği söylenmektedir...
Ozon Tabakasındaki Delinmeler
Bilindiği gibi atmosferde az miktarda bulunan ozon gazı; yeryüzündeki tüm canlı varlıkları güneşin öldürücü ultraviole ışınlarına karşı koruyan bir kalkan görevi görmektedir. Çünkü bu gaz güneşten gelen ışınların büyük kısmını yansıtan bir gazdır. Eğer ozon tabakası olmasaydı, güneşin UV-b (yeşil) radyasyonu yeryüzüne ulaşarak canlılar üzerinde genetik zararlara yol açardı. Ayrıca insanlar, güneş yanığı ve cilt kanseri gibi sorunlardan kaçamazlardı.
Atmosferdeki ozon gazı için çok hassas bir denge sözkonusudur. Bu gaz atmosferin üst katmanlarında bir tabaka oluşturur ve bu gaz tabakası güneşten gelen öldürücü ışınları filtre eder. Bu sayede yeryüzüne ulaşabilen ışın miktarı canlı varlıklar için yararlı bir şekle dönüşür. Ancak bu gaz tabakasının incelmesi ya da delinmesi sözkonusu olduğunda kendisinden beklenen işlevleri yerine getiremez ve güneş ışınları canlılar için gerçek bir tehlike haline dönüşür.
Bunun yanısıra, güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzos gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit oluşturmaktadır. Böylece atmosferin yeryüzüne yakın alt kısımlarında da bir Ozon Kirliliği meydana gelmektedir...
Son yıllarda dünyamızdaki en önemli çevre sorunlarının başında yukarıda sözünü ettiğimiz gibi "Ozon kirliliği" ile "Ozon tabakasındaki incelmeler ve delinmeler" gelmektedir...

Ülkemizin Ozon tabakası'nda delinme yok

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan gözlemler sonucu, Türkiye üzerindeki ozon tabakasında incelme olmadığı belirlendi. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün ''Türkiye'de ozon gözlemleri'' başlıklı çalışması çerçevesinde 1994 yılından bu yana Türkiye üzerindeki ozon tabakasıyla ilgili 176 gözlem gerçekleştirildi. Gözlemlerde Türkiye için hesaplanan aylık ortalama en yüksek değer 388.49 DU (Dobson Birimi-ozon ölçüm birimi), en düşük ise 243.09 DU olarak ölçüldü. Ortalama değer de 312.66 DU olarak tespit edildi. Gözlemlerde, Türkiye'nin üzerindeki ozon tabakasında belirgin bir incelme (azalma, artma veya sıçrama) kaydedilmedi. Dünya Meteoroloji Teşkilatı'nca orta enlemler için yapılan değerlendirmeler sonucu Türkiye için toplam ozon kalınlığı 300-320 DU normal değer olarak kabul ediyor.

Ozon nasıl ölçülüyor?
Türkiye'de ozon kalınlığı ozonsonde yöntemi ile ölçüyor. Havadan daha hafif olan hidrojen gazı ile doldurulmuş bir balona bağlanan ozonsendo cihazı atmosferin 30-35 kilometre uzaklığında sıcaklık, nem, basınç, ozona ilişkin veriler elde ediyor. Her ülke ozon kalınlığındaki azalış, kalınlaşma veya sapmayı uzun yıllar ortalamalarını dikkate alarak değerlendiriyor. Ozon tabakasındaki incelme ise en çok kutuplarda görülüyor. Ekvator kuşağı üzerindeki ozon, kutuplara gittikçe yoğunlaşırken, soğuk hava ve güneş radyasyonu ile birlikte reaksiyona geçiyor. Bu durum da ozon tabakasında incelmeye neden oluyor. Dünya ozon ortalaması yaklaşık 300 DU olarak kabul edilirken, coğrafik konuma bağlı olarak 230-500 DU arasında değişiyor. Ozon tabakasındaki azalma, daha fazla UV-b (yeşil) radyasyonunun yeryüzüne ulaşarak canlılar üzerinde genetik zararlara yol açarken, insanlarda güneş yanığı ve cilt kanseri gibi sorunlara neden oluyor.


Alıntıdır

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Bir bildiğim varsa hiç bir şey bilmediğimdir. (:
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
10 Mart 2009       Mesaj #2
Avatarı yok
Yasaklı
Ozon Tabakası Nasıl Oluşmuştur?
Yaşam ortaya çıkmadan önce, karbon dioksit, nitrojen ve diğer ağır gazlar, Dünya’nın manto tabakası ve yer kabuğu tarafından ortama bırakılıyordu. Bu gazlar dünyanın yerçekimi kuvveti sayesinde tutuldu ve zaman içinde bir atmosfer meydana geldi.Yerçekimi, (CH4), karbon dioksit (CO2), amonyak (NH3), hidrojen (H2), azot (N2), ve su buharının (H2O) bu şekilde atmosferde birikmesine neden oldu. Zaman içinde Dünya, su buharının yoğunlaşıp sıvı hale gelmesine olanak sağlayacak kadar soğudu. Bu durum beraberinde yağmurları ve kuvvetli kasırgaları getirdi. Sürekli yağan yağmur denizlerin oluşmasını sağladı. Şiddetli kasırgalar sırasında oluşan elektrik dünyanın yüzeyini etkiledi.
Sponsorlu Bağlantılar

Bu sırada atmosferde serbest halde hiç oksijen yoktu çünkü oksijen hidrojenle birleşip suyu, yer kabuğundaki başka elementlerle de birleşip demir oksitleri, silikatları, karbon dioksiti ve karbon monoksiti oluşturuyordu. Yaklaşık 2 milyar yıldan fazla bir süre boyunca oksijenin tamamı başka elementlere bağlanmış halde bulunuyordu.

İlk canlılar, atmosferde serbest oksijen bulunmadığı için anaerobik yani oksijensiz solunum yapan canlılardı. (Canlıların ortaya çıkışlarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz “Dünya üzerinde yaşam nasıl başladı?” sorusunun cevabına göz atabilirsiniz.) Anaerobik solunumda sonra fotosentez evrimi gerçekleşti, yani fotosentez yapabilen canlılar ortaya çıktı. Bu canlılar su ve karbon dioksiti kullanarak glikoz ve oksijen üretmeye başladılar. Serbest oksijen böylece atmosferin stratosfer adı verilen tabakasında birikmeye başladı. Morötesi ışınlar, bu tabakadaki oksijen moleküllerine (O2) çarparak bu moleküllerin iki oksijen atomuna (O + O) bölünmesi sebep oldu. Bu oksijen atomları da oksijen molekülleriyle birleşerek ozonu oluşturdular. (O + O2 › O3). Ozon tabakası bu şekilde oluştu. Ayrıca bu tepkimeler günümüzde de aynı şekilde oluşmakta. Ozon tabakasının üstünde yeterince oksijen bulunmadığı için tabakanın kalınlığı sınırlıdır. Daha alt tabakalara da morötesi ışınlar ulaşamıyordur.



Kaynak: Bilimnet

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
AnqeLL - avatarı
AnqeLL
Ziyaretçi
24 Aralık 2011       Mesaj #3
AnqeLL - avatarı
Ziyaretçi
Arş. Gör. Deniz ERSOY
İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi, Çevre Bilimleri Anabilim Dalı, İSTANBUL


ÖZET

Ozon, 3 oksijen atomunun kovelent bağ ile
birleşmesinden oluşan bir gazdır. Bu gazın, soluduğumuz havadaki konsantrasyonu çok düşüktür. Zaten yüksek konsantrasyonlarda, canlı organizmalar üzerinde zehirleyici tesir yapar. Fakat yeryüzünden 25-30 km. yükseklikteki stratosfer tabakasından solar radyasyonun etkisiyle ozon oluşumu daha fazladır ve burada dünyayı çepeçevre saran bir ozon tabakası oluşmuştur. Bu tabaka organizmalara zararlı ultraviyole ışınları soğurarak canlı hayatın devamını sağlar.
Antartika'da çalışmalar yapan bilim adamları,
bir rastlantı sonucu buradaki ozon tabakasında önemli bir seyrelme tesbit ettiler. Başlangıçta buna, Antartika'ya özgün doğal atmosferik olayların sebep olduğu zannedildi. Ancak, daha sonra Kuzey Kutbunda da benzer seyrelme olduğu farkedilince, bunun daha başka bir nedeni olması gerektiği düşünüldü. Sonunda ozon tabakasındaki bu delinmeye stratosferde biriken insan yapımı gazların yol açtığı saptandı. Kloroflourokarbon (CFC) denilen ve sprayler, deodorantlar, böcek öldürücüleri, vb. gibi pek çok değişik alanlarda yaygın olarak kullanılan bileşikler, stratosfere değin bozulmadan çıkıyor ve atmosferik olaylar neticesinde kutuplara doğru yayılıyordu. Burada ozonla reaksiyona giriyor ve onun konsantrasyonunu düşürüyordu. Böylece kutuplar üzerindeki ozon tabakasında yırtılmalar meydana geliyordu.
Ozon tabakasında deliklerin oluşması, tüm
dünyada geniş yankılar uyandırdı. Devletler, gelecekteki yaşamı tehdit eden bu olayın önüne geçmek için çeşitli tedbirler düşündüler. Öncelikle CFC'ler yerine kullanılabilecek gazların bulunması yönünde çalışmalar yapıldı. Ancak, bulunan alternatif gazların maliyetinin çok yüksek olması, bunların yaygınlaşmasını engelledi.
Her şeye rağmen bir şeyler yapılmayıldı,
çünkü ozon tabakasındaki yırtılma büyük bir hızla genişliyordu. Bunun için gelişmiş ülkeler aralarında yaptıkları protokolde 2000 yılına kaar CFC üretimini yarıyarıya azaltma kararı aldılar. Bu olayın maddî boyutundan dolayı, üçüncü dünya ülkeleri bu anlaşmayı imzalamaya çekindiler. Daha sonra gelişmiş ülkeler, diğer ülkelere maddî yardım ve kolaylıklar sağlayarak protokolü imzalamalarını sağladılar. Türkiye'de kendisine maddî destek verilmesi halinde bu protokolü imzalamayı kabul etmiştir.
Teknolojinin geliştiği ve gezegenler arası
yolculuğun düşünüldüğü günümüzde bile yaşanabilecek tek yer dünyamız olduğu için, bu konu herkes tarafından ciddiye alınmalıdır.

Ozon

Antik çağlardan beri insanlar fırtınalar sonrası
havada oluşan ve kendine has kokusu olan bir gazın varlığının farkmdalardı. Homeros'un ünlü "İlyade" ve "Odyssea" adlı destanlarında da fırtına sonrası oluşan bu kokudan bahsedilmiştir. Bundan yüzyıllar sonra insanoğlu bu gazın ozon olduğunu öğrenmiştir. Kısaca tarif etmek gerekirse ozon, kimyasal formülü O3, olan, üç adet oksijen atomunun kovalent bağ ile birbirlerine bağlanmasından oluşan, oksitleme gücü yüksek, kokulu, renksiz bir gazdır.

Ozon'un Oluşumu

Ozon atmosferin üst kısımlarında ve alt kısımlarında
farklı şekillerde oluşur. Atmosferin alt tabakalarında (troposferde) atmosferden sağlanan elektriksel enerji ile ozon oluşumu meydan gelir; ancak bu oluşum son derece sınırlıdır ve bir dış müdahale olmaksızın, troposferdeki ozon konsantrasyonu 0,1 ilâ 0,4 ppm. arasındadır.
Yerden yaklaşık 50 km. yukarıdaki stratosfer
tabakasında ise solar radyasyonun etkisiyle moleküler oksijen parçalanır ve oksijen atomu haline dönüşür:
O2 + E -> O+O
Oluşan oksijen atomlarının her biri, moleküler oksijenle kolayca birleşir ve ozonu oluşturur:
O + O2 -H>O3
Bu reaksiyonların neticesinde, stratosferde dünyamızı çepeçevre saran bir ozon tabakası oluşmuştur. Bu tabaka, ekvator bölgesinde yaklaşık 26 km. yükseklikte, kutup bölgelerinde ise yaklaşık 18 km. yüksekliktedir. 15 ile 45. kilometreler arasında solar radyasyon yoluyla ozon oluşumu gerçekleşir, ancak yoğunluk bu mesafelerden aşağı inildikçe ve yukarı çıkıldıkça giderek azalır ve sıfıra yaklaşır.

Ozon Tabakasının Görevleri

Ozon, havadaki konsantrasyonu az olan
gazlardan biri olmasına rağmen varlığı dünya için çok önemlidir. Çünkü stratosferdeki ozon tabakası uzaydan gelen pek çok zararlı ışınlara karşı bir kalkan görevi görmektedir.
Ozon, dalga boyu 2400 Angström'den küçük
ışınlarla reaksiyona girer ve bu ışınların tabakanın altına geçmesini engeller. Dalga boyu 2800 Angström'den küçük mor ötesi ışınların canlı organizmalar üzerinde tahribat yaptığı bilinmektedir.
Stratosferdeki ozon tabakası 2400
Angström ve daha küçük ışınları soğurarak, uzaydan gelen, organizmalara zararlı ışınların büyük bir kısmını dünyamıza geçirmez.
Ozon tabakasının, dünyanın genel iklimi üzerinde de etkileri vardır. Mor ötesi ışınlarının soğurulması sıcaklığı düşürmekte ve ısı dengesinin düzenlenmesine yardımcı olmaktadır.

Troposferdeki Ozon Dengesi

Troposferde ozon, atmosferdeki elektriksel
enerji ile oluşur. Meselâ bir fırtınadan sonra, şimşek ve yıldırımların etkisiyle havadaki ozon konsantrasyonu bir nebze artar. Ancak, "dışarıdan bir müdahale" olmazsa, soluduğumuz havadaki ozon konsantrasyonu 0.1 ile 0.4 ppm. arasındadır. Burada "dışarıdan müdahele" diyerek insanın endüstriyel ve teknolojik gelişiminin çevre üzerindeki etkileri kastedilmektedir.
Güneş ışınlarının motorlu taşıtlardan
ve sanayi ocaklarından atılan gazlarla etkileşmesinden ozon oluşur. Başlangıçta bunun güzel bir olay olduğu düşünülebilir. Öyle ya, stratosferdeki ozon tabakasında incelme varken atmosfere fazladan ozon katılması dünyanın dengelerini olumlu yönde etkilemelidir. Ancak burada bir kez daha doğal dengelerin ne kadar hassas olduğunu görüyoruz. Çünkü solduğumuz havadaki ozon konsantrasyonu 0.4 ppm.'in üstüne çıktığı zaman canlı organizmaların üzerinde zehirleyici etkisi vardır.
Göz yaşarmasına, akciğer rahatsızlıklarına neden
olur. Ayrıca asit yağmurlarının oluşmasını sağlayarak ormanlara ve eşyalara zarar verir.
Kirletici ortamların bulunduğu yerlerde, günün
güneşli saatlerinde, troposferdeki ozonun ortalama olarak % 6 oranında arttığı bulunmuştur. Bu tür kirleticilerin güneş ışınlarının etkisinde kalmamaları, dolayısı ile zehirli ozon oluşmaması için gece çalışıp gündüz uyumamız gerekmektedir. Ancak bu pratik bir çözüm değildir ve troposferdeki ozon kirlenmesinin önüne geçmek için şu anda kesin bir çözüm yoktur.

OZON TABAKASININ YIRTILMASI

Yırtılmanın Sebepleri

1993 yılı Ekim ayında bilim adamları ozon
tabakasını incelerken, bir rastlantı sonucu Antartika üzerinde önemli miktar bir seyrelme tesbit ettiler.
Bilim adamları öncelikle bu olayın Antartika'ya
özgü bir olay olduğu varsayımını ortaya attılar. Çünkü Antartika'da atmosfer büyük bir hızla (yaklaşık 100 km/saat) burgaç biçiminde döner. Buna "kutup burgacı" adı verilir. Bu olay bir kahve fincanının karıştırılması şeklinde düşünüldüğünde daha kolay kavranabilir. Kaşıkla düzgün bir şekilde karıştırılan fincanın tam merkezindeki nokta, kahvenin dönme hareketine uymaz; o nokta hareketten yalıtılmıştır. Antartika'da da burgacın merkezi hava akımlarından yalıtılmıştır ve buradaki hava aylarca sabit kalır. Bu burgaç Antartika'da kış aylarında oluşan bir durumdur. Bu dönemde aşağılardan stratosfere doğru yükselen hava akımları olur ve toprağa yakın katmanlarda (troposferde) ozon konsantrasyonu çok düşük olduğu için, stratosferdeki ozon konsantrasyonunda bir seyrelme meydana gelir. Kış mevsiminin sonuyla birlikte bu burgaç kaybolur ve burgacın kenarlarında toplanan hava merkeze doğru yayılır. Böylece ozon konsantrasyonu eski seviyesine döner.
Eğer bu teori tamamen doğru olsaydı, burgaç
yalnız Antartika'ya özgü meteorolojik bir olay olduğu için, ozon tabakasında belirli mevsimlerdeki seyrelmenin yalnız Antartika'ya özgü bir olay olması gerekirdi. Ancak kuzey kutbu üzerinde yapılan araştırmalarda, bu bölgedeki ozon tabakasında da benzer incelmeler olduğu saptanmıştır.
İkinci bir teori ise güneşin etkinliğidir.

Araştırmacılar, güney kutbunda ozon tabakasının
kalınlığının minimun değerinin, güneşin göründüğü günlerle çakıştığını değerlendirerek şöyle bir varsayım öne sürdüler. Güneşin belirmesi ve ışınımın artmasıyla, 100 km. yüksekliklerdeki azotoksit (NOx) oluşumu hızlanır, bu da, reaksiyona giren maddelerden ozonun, miktarını azaltır. Ancak yerinde yapılan incelemelerde azotoksit miktarının çok yoğun olmadığı ve bu teorinin de geçersiz olduğu anlaşılmıştır.
Sonunda Amerikalı bilim adamlarnın Antartika'da
yaptıkları ozon araştırmasında, bu olayın; stratosferin klor içeren insan icadı birçok bileşikle kirlenmesinden meydana geldiği düşünülmüştür. Daha sonra yapılan geniş çaplı araştırmalar bu varsayımın doğruluğunu ispatlamış ve diğer teorileri geçersiz kılmıştır.
Böylece insanlar kendi ürettikleri teknolojinin
ne denli korkunç sonuçlara varabileceğini bir kez daha görmüş oldular. Ozonun parçalanmasına neden olan kloro flouro karbonlar (CFC) günlük hayatımızda çok sık kullandığımız organik bileşiklerdir. Böcek öldürüceler, traş köpükleri, deodorantlar, evcil hayvanların besin ürünleri, yangın söndürücüler, soğutucular akla ilk gelen CFC içeren maddelerdir. CFC'lerin bu kadar yaygın kullanılmalarının sebepleri zehirleyici etkilerinin olmaması, patlayıcı özellik göstermemeleridir. Yalnız bir özellikleri daha vardır. Herşeye karşı, çok uzun süre dayanırlar. Bir kez salındıktan sonra hiç bozulmadan stratosfere dek yükselirler. Buradaki hava akımlarıyla da kutuplara doğru yayılırlar.
Dünyada CFC içeren ürünler yaklaşık
1.100.000 tondur. Bunların 800.000 ton kadarı ozonun azalmasına neden olur. CFC'lerin bozulma süreleri 65 ile 120 yıl arasındadır. Bunlar mor ötesi ışınlarla yok edilene dek stratosferde toplanırlar. Buradan açığa çıkan klor, ozonun yok olmasının temel nedenidir.
Fluon olarak bilinen CFC'li bileşikler, troposferde
çözülmemelerine karşın, statosferde ultraviyole ışınların etkisiyle ayrışırlar ve böylece, fluora göre daha kolay parçalanan klor serbest kalır. Stratosferdeki ortamda ozon en reaktif maddelerden biridir. Çünkü molekülünde bulundurduğu 3 oksijen atomundan biri ayrılmaya müsaittir. Bu da serbest kalan klorla birleşir ve CIO oluşturur. Oksijen molekülü de serbest kalır.
O3 + C1 -^C1O + O2
O/on tabakasının delinmesi olayında en ilginç noktalardan biri de, bunun kutuplarda başlamasıdır. Çünkü CFC'lu- bileşiklerin yoğun kullanıldığı gelişmiş ülkeler kutuplardan hayli uzaktadır. Bu gazların kutuplara doğru akışı atmosfer hareketleri nedeniyledir.
Dünya atmosferi hareketlidir ve bu güneşten
aldığı enerji ile orantılıdır. Çünkü atmosfer, güneş enerjisinin % 40'ını soğurur ve hareketliliği bundan kaynaklanır.
Hareketliliği açıklamak için dünya atmosferi enlemlerine göre 3 bölgeye ayrılır. 3 büyük ölçekli konvektif hareket vardır. Bu hareketler, yeryüzeyinde stratosfer tabakasına kadar çıkar ve sıcak bölgeden havayı alarak 30-35 km.'lere
kadar çıkartıp orada da dairesel bir çevrimle soğuk havayı yeryüzüne indirirler. Bu çevirimlerden bir tanesi ekvator bölgesinde, bir tanesi 33°-66° enlemleri arasında, bir tanesi de kutup bölgesindedir.
Bu şekilde üretilen yapay maddeler
üst katmanlara ulaşmakta ve güneşten gelen enerjiyle kimyasal olaylar ozonun değişimine neden olmaktadır.

Yırtılmanın Durumu ve Gelişimi

İngiliz Doğal Çevre Araştırmaları Konseyi,
yaptırdığı araştırmalar neticesinde 1979 ile 1985 yılları arasında geçen 6 yıl içinde, güney kutbundaki ozon konsantrasyonundaki azalmanın % 40 gibi ürkütücü bir rakam olduğunu belirlemiş ve tüm dünyanın dikkatini bu yöne çekmiştir. Bunun üzerine Aldrin Kruager ve Richard Stolarski adlı 2 Amerikalı bilim adamı, uzayda bulunan Nimbus 7 uydusundan alınan bilgilerle önce İngilizlerin tesbitini doğruladılar ve bu olayın daha ürkütücü bir boyutunu da gözler önüne serdiler. Yapılan ölçümlere göre 1984 ile 1985 yıllarının Ekim ayları arasında güney kutbundaki ozon konsantrasyonu % 16 düşmüştü. Öyleyse ozon tabakasındaki incelmenin hızı inanılmaz bir şekilde artmaktaydı.
Antartika üzerindeki ozon tabakasında
açıklığın büyüklüğü, A.B.D.'nin yüzeyinin yarısı büyüklüğünde olduğundan (yaklaşık 4.5 milyon km2), buradaki durum şimdiden ciddi bir boyut kazanmıştır. Buna ek olarak Donald Heath adlı bir bilim adamı, kuzey kutbu üzerinde de benzer bir açıklık bulmuştur. Burada en çok zarar gören bölgenin merkezi, İskandinavya ve kutup arasında bulunan Spitbergen'in yukarısıdır.
Ozon tabakasındaki azalma St. Petersburg'a
kadar uzanmaktadır. Kuzey kutbunda ozon tabakasındaki yıllık azalmanın % 1,5-2 arasında olduğu tesbit edilmiştir. Azalma % 2,6 ile Şubat'ta ve % 2,2 ile Ekim'de en fazladır. Yani güney kutbundaki olayın benzeri, kuzey kutbunun da başına gelmektedir.
Uzaydaki Nimbus 7 adlı Amerikan Uydusu
bize ozon tabakasının durumu hakkında en önemli bilgi veren kaynaktır. Buradan elde edilen resimler her 2 kutup üzerindeki açıklığın varlığını ve boyutunu göstermektedir. Bu iki deliğin bilimsel adlan "Antartika Ozon Deliği" ve "Artik Ozon Deliği" şeklindedir.
Ozon tabakasının yoğunluğunu belirten değere
Dobson Unit (DU) adı verilir. Ozon tabakasının güvenlik açısından sahip olması gereken miktar 300 DU'dur. Ancak çoğu yerde bu değer 200 DU'yu bile bulmamaktadır hatta 109 DU gibi çok düşük değerler de saptanmıştır.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
prenses selena - avatarı
prenses selena
Ziyaretçi
11 Şubat 2012       Mesaj #4
prenses selena - avatarı
Ziyaretçi
OZON NEDİR?
Renksiz, keskin kokulu bir gaz olan Ozon aynı zamanda oksijenin kimyasal bir kuzenidir. Oksijen atmosferde; oksijen atomu (O), oksijen molekülü (O2) ve ozon (O3) olarak üç değişik biçimde bulunur ve ozon normal oksijenden daha az kararlıdır.
Yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen moleküllerine (O2) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının (O) diğer oksijen molekülleriyle (O2) birleşmesi sonucunda ozon (O3) meydana gelir.

OZON TABAKASININ DELİNMESİ

Ozon tabakasındaki delikten bahsedildiğini şu veya bu şekilde duymuşsunuzdur. Aslına bakarsanız ozon "deliği" terimi, ozon moleküllerinin tamamen yok olmasını değil onların büyük ölçüde ve hızla azalmasını ifade etmektedir. Sonuçta ozon tabakasında ciddi boyutlarda bir incelme söz konusudur. Bu yüzden dünyanın neresinde olursanız olun gerçek bir delik göremeyeceksinizdir.
1985 yılında İngiliz bilim adamları Antarktik Kıtası üzerindeki ozon tabakasındaki aşırı incelmeyi veya "deliği" keşfettiklerini açıklayarak herkesi şaşırttılar. Aynı grup Eylül ve Kasım ayı ortalarına kadar uzanan bir periyot için Halley Bay (Antarktika) üzerindeki ozon konsantrasyonunun 1980'lerdeki seviyesinden %40 daha az olduğunu buldular. Yine bilim adamlarının yoğun çalışmaları ve dikkatli ölçümleri neticesinde, incelmenin 1970'lerin sonlarında şekillenmeye başladığı sonucuna varıldı. Ozon tabakasındaki incelme giderek daha geniş bir alan üzerine yayılmaktadır, yani Antarktik Kıtası'ndan daha öteye Güney Amerika'nın ucuna dek erişmektedir. İlk keşfedildiğinde Eylül-Ekim olmak üzere iki aylık bir periyotta görülürken günümüzde deliğin (incelmenin) varlığının Eylül-Aralık ayları arasında daha uzun bir periyotta devam ettiği görülmektedir.
Antarktik ozon deliğinin keşfinden sonra bilim adamları Arktik'teki ozon seviyesinde, Güney Kutbu üzerindekinden çok daha az miktarda olmakla beraber, yine de önemli sayılabilecek azalmalara dair ip uçları buldular. Her yıl düzenli olarak beliren ve gittikçe büyüyen Antarktik ozon deliğine benzemeyen Kuzey Kutbu üzerindeki ozon kaybı çok daha değişkendir.
Bölgesel olarak ozon tükenmesi enlem ve yılın mevsimlerine göre değişir. Kuzey yarımkürede ozon incelmesi kışın sonlarında ve baharın başlarında en büyüktür. Bu zamanlarda ozon kaybı uzun süreli ortalamaları hatırı sayılır oranda aşabilmektedir.

Ozondaki ciddi tükenme Güney Kutbu üzerinde görülürken, ılımlı alanlarda daha az miktarlarda ve çok daha az miktarlarda da tropiklerde tükenme gözlemlenmektedir. Bu, ozon tabakasının doğal olarak kutuplarda daha kalın ve tropiklerde daha ince olmasından dolayı bir anlamda şanstır.

OZONUN TABAKASININ DELİNMESİNİN YERYÜZÜNE ETKİLERİ
Ozon tükenmesinin bir sonucu olarak dünyaya erişen ek UV-B radyasyon, en basit tek hücreli bitkilerden böceklere, balıklara, kuşlara ve memeli hayvanlara kadar insanlar da dahil bütün canlılar üzerinde zararlı etkilere sahip olabilir.

İnsanlar Üzerindeki Etkileri

Ultraviyole (UV) radyasyonun cilt kanseri de dahil pekçok insan sağlığı problemleriyle bağıntılı olduğu bilinmektedir. Cilt kanserinin ana sebebi çok fazla güneş ışığıdır. Güneş yanığı bir sağlık belirtisi olmadığı gibi 18 yaşından önceki birkaç ciddi güneş yanığı daha sonraki yaşam sürecinde cilt kanserinin gelişme şanşını önemli ölçüde arttırır. Açık tenli, açık renk saçlı kişiler cilt kanserine yakalanmakta en yüksek riske sahip olmalarına rağmen; tüm cilt tipleri için risk, daha çok UV-B radyasyona maruz kalmakla artar.
Güneşin yakıcı ışınları gözlere de zarar verebilir. Deliller uzun süreli güneş ışınlarına maruz kalmanın görmeyi azaltan ve sürekli körlüğün başlıca nedeni olan, gözbebeklerini örten kataraktı başlattığını göstermektedir. Ozon tabakasındaki %10'luk sürekli azalma sonucunda küresel olarak her yıl yaklaşık iki milyon yeni katarakt vakasının ortaya çıkacağı tahmin edilmektedir. Izdırap veren, fakat genellikle tedrici görüş kaybı olan kar körlüğüne de UV ışınları neden olmaktadır.
Artan UV-B'ye maruz kalmak insanların bağışıklık sistemini zayıflatır ve bu da vücutlarımızı enfeksiyon hastalıklarına karşı çok daha hassas hale getirmektedir.

Bitkiler Üzerindeki Etkileri
Aşırı UV-B, hemen hemen bütün yeşil bitkilerin büyüme süreçlerine mani olur. Küresel ozon kayıplarının bitki türlerindeki zayiatları başlatabileceği endişesi vardır ve bunun sonucu küresel yiyecek stoklarının azalması olacaktır.
Buğday, pirinç, mısır ve soya fasulyesi gibi dünyadaki temel gıda ürünlerinden çoğu da dahil olmak üzere pekçok tarımsal ürün güneşin yakıcı ışınlarına karşı duyarlıdırlar. Deneyler yiyecek üretiminin, dünyaya ulaşan UV-B radyasyondaki her %1'lik artışla %1 oranında azalabileceğini göstermektedir.
Nitrojen kullanan bitkilerin gelişimleri, artan UV-B radyasyon tarafından bozulur. Çok pahalı aşılama yöntemleri bazı kayıpları telafi etmeye yardım ederken, toprağın verimliliği ciddi olarak azalır.
Bitki türlerindeki herhangi önemli bir kayıp, diğer türler ve ekosistemler üzerinde bir etkiye sahip olacaktır. Bitkiler başlıca oksijen üreticisidirler ve karbondioksid için başlıca depo yeridirler. Onlar hem toprak erozyonunu ve hem de su kaybını önlerler.
Ormancılık alanında da artan UV-B radyasyonun özellikle fidelerden bitki yetiştirmeyi olumsuz yönde etkilediğini yapılan araştırmaların sonuçları göstermiştir.

Hayvanlar Üzerindeki Etkileri
Çoğu hayvan türleri UV-B'ye karşı kalın derileri ve deri pigmentasyonu nedeniyle insanlara nazaran çok daha fazla korunmaya sahip olmalarına rağmen bazıları artan UV-B'den etkilenebilirler. UV-B evcil hayvanlarda insanlarda görülenlere benzer kanserlere neden olur. Gözler ve vücudun UV'ye maruz kalan pigmentsiz kısımları çok daha fazla risk altındadırlar. Cilt tümörleri; inekler, keçiler, koyunlar, kediler ve köpeklerde ve göz tümörleri; atlarda, koyunlarda, domuzlarda ve sığırlarda gözlenmektedir.

Endüstriyel Materyaller Üzerindeki Etkileri

UV ışınlara maruz kalmak başta plastik olmak üzere belirli endüstriyel materyallere zarar verebilir. UV'deki en ufak bir artma bu materyallerin dayanıklılığını azaltır ve kullanım ömürlerini kısaltır. Plastik; stadyum koltukları, halatlar, evlerin cepheleri ve seraların üzerindeki şeffaf örtü de dahil pekçok değişik amaç için dış dünyada kullanılmaktadır. Bunlar üzerindeki UV zararları kolaylıkla görülebilir. Örneğin; dış yüzeylerdeki plastik kolaylıkla kırılabilir, sararır ve zamanla çatlaklar oluşur.

Hava Kirliliğinin Artması

Uv ışınların yüksek miktarları; havada bulunan kirleticiler arasındaki kimyasal reaksiyonları hızlandırarak kentsel hava kirliliğinde bir artışa neden olabilir. Birçok kırsal alan, aşağı seviye rüzgarlarıyla şehirler ve endüstriyel alanlardan taşınan kirleticilerden en az kentler kadar etkilenebilmektedirler. Kentsel duman ve yer seviyesindeki ozon, kaynaktan uzak mesafelerdeki ormanlara ve tarlalara da zarar verebilir. Artan hava kirliliği özellikle astım hastaları ve yaşlılara ciddi zararlar verebilir.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
buz perisi - avatarı
buz perisi
VIP Lethe
11 Şubat 2012       Mesaj #5
buz perisi - avatarı
VIP Lethe
"OZON KALKANI" İNCELİRKEN "OZON KİRLİLİĞİ" ARTIYOR
ozonolusumu
O2 2O

O O2 O3
ozon oluşumu

OZON GAZI(O3) VE ÖZELLİKLERİ


Ozon, üç oksijen atomundan oluşan bir gaz molekülüdür. Keskin kokulu bir gazdır. Elektrik kıvılcımlarının geçtiği havada, kokusu fark edilir. Güneşin ültraviyole ışınları ve yıldırımların oluşturduğu elektrik arkıyla ortaya çıkar. Nitekim yağmurla beraber şimşek çakarsa, havada kokusu hissedilir ve havayı temizler. 1781 de ilk defa Van Marum'un dikkatini çekti. Daha sonra, F.Schönbein 1840 da yeniden keşfederek, ozon adını verdi. Arkasından yapısı incelendi ve Soret tarafından formülü bulundu.

OZON GAZININ FAYDALARI


Ozon, renksiz, zehirli bir gazdır. Gökyüzünün mavi görünmesi, bu gaz sayesinde olur. -112º C de sıvılaşarak, indigo mavisi renginde kararsız bir sıvı olur. Suda, oksijenden daha çok çözünür. Ozon düşük sıcaklıklarda kararsızken, yüksek sıcaklıklarda kararlı bir gazdır. 1500º C de oksijenden elde edilirken; soğukta, dengesizdir, bozunarak oksijen verme eğilimindedir.

Ayrıca, toz halindeki kömür, manganez dioksit gibi pek çok cisimle bozunabilir. Bu ozon'un yükseltgen özelliğinden ileri gelmektedir. Pek çok bakımdan oksijene benzemekle beraber, oksijenden çok daha tepkindir ve yükseltgendir. İyodu, hemen hemen tüm metalleri, özellikle de civa ve gümüş'ü yükseltgeyerek, bileşiklerden açığa çıkarır. Ayrıca organik maddeleri; mantar ve kauçuk vb maddeleri, yükseltgeyerek parçalar. Bütün bu tepkimelerde, ozon'un üç oksijen atomundan birisi tepkimeye girer, diğer ikisi oksijen olarak açığa çıkar.

Ozon, yükseltgen ve bakteri öldürücü olarak kullanılır. Özellikle kapalı ortamların havasını ve suları mikroplardan dezenfekte etmekte, istenmeyen tad ve kokuların giderilmesinde kullanılmaktadır. Havanın, sağlığa elverişli olmasını sağlayan güçlü bir bakteri öldürücüdür. Ozon, yüksek oksidasyon gücüyle, diğer dezenfektenlere göre çok üstündür. Kararsız yapısının oksidasyon etkisiyle, bir taraftan, bakteri, virüs, küf ve mantar gibi organikleri yok ederken; diğer taraftan demir, mangan, klor, nitrit vb maddeleri de oksitleyerek ortamdan uzaklaştırır. Ayrıca tekstil ürünlerinin ağartılmasında, şarabın, odunun yaşlandırılmasında ve bazı kimyasalların üretiminde kullanılır.


STRATOSFERİK OZON-KALKAN (İYİ OZON)

atmosphere profile

"İyi ozon" diye nitelendirdiğimiz "ozon kalkanı", atmosferin "stratosferik ozon" dediğimiz 10-50 km arasında bulunan ve ortalama 2-3 mm kalınlığında olan, doğal bir filtredir.25 km'ye doğru, en yüksek yoğunluğa ulaşır. Ozon'un tamamı, adeta burada toplanmıştır. Atmosferdeki tüm ozon'un %90 ı buradadır. Nitekim bu tabakaya aynı zamanda "ozonosfer" de denir. Bu kalkan, yeryüzündeki canlıları, Güneş'in zararlı ültraviyole(UV) ışınlarına karşı koruduğu için, "iyi ozon" olarak nitelendirilir.

Stratosferik ozon, doğal olarak atmosferde oluşur ve yine doğal bir şekilde stratosferde bozulur. Bu bölgede, Güneş'ten gelen morötesi(ültraviyole) ışınım, normal oksijen( O2) molekülünü, iki oksijen atomuna ayrıştırır ve daha sonra, O2 molekülü, O atomuyla birleşerek, ozon(O3) ortaya çıkar. Bu morötesi ışınların dalga boyu, 240 nanometreden daha kısadır. O2'nin O ile birleşmesinde, azot gibi bazı moleküller(M), reaksiyona girerek, fazla enerjiyi uzaklaştırırlar. Reaksiyon sırasında fazla enerji uzaklaştırılmasa, ozon(O3), tekrar oksijene(O2+O) ya dönüşür:

O2 + O + M --> O3 + M

Ozon, bu şekilde UV ışınları vasıtasıyla, katalizör görevi yapan azot gibi moleküllerin katkısıyla, O2 den doğal bir şekilde üretilir. Stratosferde üretilen ozon, yine burada tüketilir ya da bozulur. Doğal olarak, UV ışınları ve nitrojen, hidrojen, klor gibi çeşitli bileşiklerle, kimyasal reaksiyona giren ozon, bozulur. Bu kimyasallar, belirli miktarlarda atmosferde doğal olarak bulunur. Doğal olmayan birtakım kimyasallarla kirletilmemiş Stratosferde, ozon üretimi ile tüketimi dengededir. Böylece, ozonun toplam yoğunluğu, mevsimlere göre kısmen değişse de nispeten sabit kalır.

OZON KALKANI (İYİ OZON) CANLI YAŞAMI KORUR


İyi ozon dediğimiz stratosferik ozon, yeryüzündeki tüm canlı varlıkları, Güneş'in öldürücü UV ışınlarından koruyan, koruyucu bir kalkandır. Şayet bu koruyucu kalkan olmasaydı, UV ışınlarının öldürücü radyasonu, yeryüzüne ulaşarak, canlılar üzerinde genetik zararlara yol açardı. Artan UV-B ye maruz kalmak, insanların bağışıklık sistemlerini zayıflatır ve enfeksiyonlara karşı dirençsiz bırakırdı. İnsanlar, cilt kanseri, katarakt gibi hastalıklara yakalanır, hayvanlar, bitkiler ve tarım ürünleri bundan zarar görürdü.

Aynı şekilde, okyanuslar ve denizlerin üst seviyelerindeki canlılarda bundan zarar görürdü. Nitekim bugün, ozon tabakasının incelmesinden dolayı, besin zincirinde önemli bir yer tutan ve küçük balıklar için temel besin maddesi olan planktolar, zarar görmektedir. Dünya'da tüketilen hayvan proteinin %30 dan fazlası, denizlerden gelir. Denizlerdeki yiyecek zincirinin bozulması halinde, insanlık bundan etkilenecektir.

Dünya'nın etrafındaki koruyucu ozon kalkanının incelmesi veya delinmesi durumunda, yeryüzüne erişen UV-B radyasyonu, en basit tek hücrelilerden, böceklere, balıklara, kuşlara ve memeli hayvanlara ve insanlara kadar tüm canlıları tehdit edecektir.

Aşırı UV-B, bütün yeşil bitkilerin büyüme süreçlerine mani olur. Bitkiler üzerindeki zararlı etkileri, diğer türleri ve ekosistemleri, zincirlemesine etkileyecektir. Bitkiler, başlıca oksijen üreticileri ve karbon dioksit tüketicileridir. Yine bitkiler, toprak erozyonunu ve su kaybını önlemektedirler. Bitkilerin görevlerini yapamaması, Dünya yaşamını olumsuz olarak etkileyecektir.

Buğday, pirinç, mısır, soya fasulyesi gibi temel gıda ürünleri yanında, pek çok tarımsal ürün, Güneş'in UV ışınlarına karşı duyarlıdır. Araştırmalar, Dünya'ya ulaşan UV-B radyasyonundaki her %1 lik artışa karşı, yiyecek üretiminin, %1 oranında azalabileceğini göstermektedir. Nitrojen kullanan bitkilerin gelişimi, UV-B radyasyonu tarafından bozulur.

UV ışınlarının, yeryüzünü daha fazla ziyaret etmesi, sadece canlıları değil, plastik vb endüstriyel ürünlere de zarar verecektir. Bu tip malzemelerin dayanıklılığı azalacaktır.

UV IŞINLARINI OZON KALKANI NASIL ÖNLER?


İyi ozon diye nitelendirdiğimiz, Dünya'nın etrafındaki stratosferik ozon tabakası veya kalkanı, UV-B nin çoğunu ve UV-C nin tamamını yutarak, bu ışınların, Dünya'ya gelmesini engeller ve canlı yaşamı korur.

Güneş'in UV-B ve UV-C ışınları, stratosfere girdiklerinde, ozon ve oksijen molekülleri ile çarpışırlar. UV-B radyasyonu, sadece ozonu parçalamaya, UV-C radyasyonu ise ozon ve oksijeni parçalamaya yetecek enerjiye sahiptir. Ozon molekülleri, UV-B yi yutarak filtre eder. UV ışınlarıyla, atomlarına ayrışan O2, bir taraftan bu radyasyon enerjisini engellerken, diğer taraftan, ozon( O3) oluşumuna katkı da bulunur. Ozon ise hem artar, hem de UV radyasyonunu etkisiz hale getirerek, Dünya'ya ulaşmasını engellerken azalır. Stratosferdeki bu zincirleme reaksiyon esnasında, ozon, hem üretilip, hem de tüketilerek doğal dengeye ulaşır.

STRATOSFERİK OZON(KALKAN) İNCELMEKTE VE DELİNMEKTEDİR

aura ozone series

Yıllara göre ozon deliği( koyu mavi, deliğin büyüklüğünü göstermektedir)
Bugün ozon kalkanı, yoğunluğu(kalınlığı), morötesi(UV) ışınlarını filtre etmeye yetmemektedir. Yer yer incelmiş ve hatta kutuplarda delinmiştir. Antartikadaki deliğin büyüklüğü, neredeyse Avrupa kıtası büyüklüğündedir. Kuzey kutbunda da büyük bir delik oluşmuştur. Bunun Dünya üzerinde oluşturduğu tehdidin boyutları, tüm dünyadaki iklim uzmanlarının araştırmaları ve haykırışlarından anlaşılmaktadır.

Küresel ısınma, sera gazları, atmosferin kirlenmesi her geçen gün artmaktadır. Bilim adamlarının haykırışlarına bakılırsa, küresel ısınmanın da, ozon kaybının da telafisi mümkün gözükmüyor. 'Artık geri döndürülemez bir noktadayız'. Bilim adamlarının ve iklim uzmanlarının görüşü budur.

Sadece iklim uzmanları değil, aklı başında herkes, bu tehdidin farkındadır. Nitekim meşhur fizikçi Hawking bile; "Dünya çölleşiyor, böyle giderse gezegenimizin akıbeti Venüs olmaktır" derken, fark ettiği bir gerçeği haykırmaktan geri durmuyor.

OZON KALKANI NASIL İNCELİR- DELİNİR?


Ozon dengesini en basit şekilde anlayabilmek için, delik bir kova düşünelim. Eğer kovaya, deliğinden sızdığı miktarda su doldurmaya devam edersek, kovadaki su seviyesi aynı kalacaktır. Aynen bunun gibi, eğer yıkıldığı kadar ozon oluşmaya devam ederse, toplamdaki ozon miktarı, aynı kalacaktır.

1970'lerin başında, bilim adamları, insan faaliyetlerinin, ozon dengesini bozduğunun kanıtlarını buldular. İnsan üretimi olan, klorin, kloroflorokarbon (CFC) içerikli kimyasalların, ozonu yıkıma uğrattığı ortaya çıktı. Kloroflorokarbon bileşikleri; klor, flor ve karbonun bağ oluşturduğu maddelerdir. Bunlar, son derece kararlı yapıya sahip moleküller olduklarından dolayı, atmosferin aşağı kesimlerinde diğer kimyasallarla kolayca reaksiyona giremezler. CFC molekülleri içindeki bağları kırabilen ender kuvvetlerden biriside, ultraviyole radyasyonudur. Yere yakın atmosferde, CFC'ler, ozon tabakası sayesinde, ultraviyole radyasyonundan korunurlar.

CFC Moleküllerinin Yolculuğu

CFC molekülleri, hiç bozulmadan, stratosfere kadar yolculuk edecek kabiliyettedirler. Her ne kadar CFC molekülleri, havadan daha ağır olsa bile, hava akımları ve karmaşık atmosfer hareketleri, onları stratosfere taşır. Güneş'in ultraviyole enerjisi tarafından bombardımana tutulan CFC molekülleri, parçalanırlar ve klorin atomlarını salarlar. Serbest klorin atomlarıyla reaksiyona giren ozon molekülleri, bir oksijen atomlarını klorinmonoksit oluşturmak üzere, klorin atomuna verirler ve böylece bir oksijen molekülü açığa çıkar ve ozon molekülü bozunur.

Ozon Yıkım Süreci

Eğer CFC molekülünden salınan her bir klorin atomu, sadece tek bir ozon molekülünü yıkıma uğratacak olsaydı, CFC'ler, ozon tabakası için, hiç de ciddi bir tehdit oluşturmazlardı. Fakat ne zaman bir klorinmonoksit molekülü, serbest bir oksijen atomuyla karşılaşsa, bu oksijen atomu, klorinmonoksiti parçalar. Bir oksijen atomunu da çalarak, klorin atomunu, daha çok ozon molekülünü yıkıma uğratması için stratosferde serbest bırakır. Tek dolaşan bir klorin atomunun katalizör rolü oynamasına izin vererek, ozon molekülünün yıkıma uğratıldığı bu reaksiyon süreci, defalarca tekrarlanır.

Stratosfere Pompalanan Kimyasallar Ve Delikler

Şayet insanlar, stratosfere, CFC ve diğer ozona zarar veren kimyasalları, pompalamayı durdursalar, ozon tabaksı, kendisini onarabilir. Ozon tükenmesi, ozon tabakasının tahribinin, onarımından daha fazla olduğu durumlarda ortaya çıkar. Yeniden, sızdıran kova örneğini düşünelim. Atmosfere CFC'ler gibi, ozonu yıkıma uğratan bileşenler pompalamak, kovadaki delikleri büyütmek ile eşdeğerdir. Daha büyük delikler, ozon tabakasının, yapılanmasından daha hızlı oranda yıkıma uğraması anlamına gelir. Sonuç olarak bizi, ültraviyole radyasyonundan koruyan ozon tabakası incelir ve daha sonra delinir.

TRAPOSFERİK OZON KİRLİLİĞİ (KÖTÜ OZON) VE ZARARLARI

troposferikozonharitasi

Atmosferdeki ozonun, %10 u troposferde bulunmaktadır. Yer atmosferide diyebileceğimiz, bu yeryüzüne yakın alt kısımlarda, ozonun artması ise Dünya'daki canlılara zarar vermektedir. Ozon kirliliği veya kötü ozon dediğimiz bu durumun, İnsan yaşamı üzerinde ciddi etkileri söz konusudur.

Araç egzozları, endüstriyel emisyonların oluşturduğu uçucu organik karışımların ve nitrojen oksitlerin havaya karışmasıyla ortaya çıkan insan aktivitelerinin sebep olduğu hava kirliliği, yer seviyesinde oluşur. Özellikle sıcak günlerde, Güneş ışınlarıyla fotokimyasal tepkimeye giren uçucu organik karışımlar ve nitrojen oksitler, 'endüstriyel duman(pus)' halini alırlar. Özetle yeryüzündeki ozonun artması, bu şekilde oluşan fotokimyasal dumanın anahtar bileşenidir.

Stratosfeik ozon azalırken, yer seviyesinde artan ozon(kötü ozon) miktarı, doğal ekosistemlere, ormanlara ve tarım ürünlerine zarar vermektedir. Ozon kirliliği, bitkiler, hayvanlar ve özellikle insanlar için çok tehlikelidir. Havada oranı, belli bir eşiği aştığı zaman zehir etkisi gösterir.


Troposferik ozonun bitki yapraklarında nekrozlara yolaçan olumsuz etkisi
Bitki yapraklarında nekrozlara yol açar ve fotosentez etkinliğini azaltır. Ozon, fotosentez sürecinde, yaşamsal öneme sahip bir enzim olan "rubisko"yu yıkıma uğratan reaktif moleküller üretir. Ayrıca yaprakların, daha hızlı biçimde yaşlanmasına yol açar. Kükürt dioksit(SO2) gibi hava kirliliğine yol açan diğer gazlarla birleşerek etkili olduğu için, tek başına verdiği zarardan daha çok zarar verir.

İllinois Üniversitesi(ABD) araştırmacılarınca, üç yıl süreyle, soya fasulyesi tarımı üzerinde yürütülen bir deney, tarımsal üretimin, içinde bulunduğumuz yüzyılın ortasında azalmaya başlayacağını göstermektedir. Sebebi ise küresel ısınmanın bir sonucu olarak, ozon düzeylerinin, yeryüzünde artmasıdır. Ozon, fosil yakıtlarının yan ürünüdür ve tahrip edici etkisi yüksek bir gazdır. Atmosferi kirleten şehir salımlarının, yeryüzü ozon düzeylerini, giderek daha çok artıracağı hesaplanıyor.

İnsanlar, ozon kirliliğine maruz kaldığında; gözleri, burnu, boğazı tahriş eder ve solunum sistemini tahrip eder. Mukoza tahrişine ve akciğer alveollerinin esnekliğinin azalmasına yol açar. Ozon, Solunumu tehlikeli, keskin kokulu bir gazdır. Çok az insan, ozon'un nasıl öldürücü olduğunun farkındadır. Bir gramın iki yüzde biri bile, öldürücü niteliktedir. Az bir miktarı bile, on binlerce kişiyi öldürebilir. Çok düşük yoğunluklarda dahi zehirleyici ve patlayıcıdır

ARTAN OZON KİRLİLİĞİ (TROPOSFERİK OZON) İNSANLIĞI TEHDİT EDİYOR

ozon clip image001ozon clip image002ozon clip image003ozon clip image004ozon clip image005
Troposferik ozonun bitki yapraklarında nekrozlara yolaçan olumsuz etkisi


Bilim adamları, hava kirliliğinin, ölüm tehlikesini artıran ciddi bir sağlık sorunu olduğunu elbette uzun zamandan beridir bilmektedirler. Ancak Amerikan Tıp Derneği Dergisi'nde yayınlanan yeni bir araştırma, şok edici niteliktedir. Araştırmacılar, şehirlerde yaşayanların, yüksek düzeyde ozona maruz kaldıktan bir hafta sonra, ölüm riskinin arttığını ortaya koydular.

Araştırmacılar, 14 yıl boyunca, Amerika'nın 95 şehrinde toplanan verileri, incelediler ve ozon seviyesinin artmasından bir hafta sonra, ölüm oranlarında, kayda değer bir artış olduğunu tespit ettiler.

Araştırmayı kaleme alan, Yale Üniversitesi Çevre Bilimleri Fakültesi'nden, Michele Bell, eldeki verileri sayılara çevirerek istatistiksel bir sonuç çıkarmanın zorluğundan söz ediyor ve şöyle diyor:

"Kesin olarak kaç kişinin ozondan öldüğünü, söylemek çok zor. Ancak ozon seviyesindeki artışla, ölüm arasında, doğrudan ilişki olduğunu, ozon seviyesi düştüğünde, ölümlerin azaldığını söyleyebiliriz.

"Bu araştırma, ozon ve ölümle ilgili olarak, şimdiye kadar yapılmış en büyük araştırmalardan biridir. Ozon ve insan sağlığı ile ilgili, daha öncede birçok çalışmalar yapıldı. Ancak bu araştırmalar, ya tek bir şehirle veya az sayıdaki bir grup şehirle sınırlıydı ya da biri birinden bağımsız araştırmalardan sonuç çıkarmaya yönelikti. Bizim araştırmamız ise ozon kaynaklı ölümleri, ulusal temelde araştırmayı mümkün kılan geniş bir veri tabanına dayanmaktaydı."

Profesör Bell ve Johns Hopkins Üniversitesindeki meslektaşlarının yürüttüğü bu araştırma, Amerikan nüfusunun %40 ını kapsayacak bir büyüklüktedir. Amerika Çevre Koruma Dairesi, şimdi çevre kirliliği standartlarını gözden geçirmektedir.

Görünen odur ki hava kirliliğinin ve Yer ozon(troposferik ozon) miktarının kontrolsüz artışı, insanlığı ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Bir taraftan, artması gereken stratosferik ozon (iyi ozon) azalıyor ve giderek ozon kalkanı deliniyor, diğer taraftan azalması gereken troposferik ozon (kötü ozon) artıyor. Hava kirliliğini tetikleyen insan eylemleri, hem artışı zararlı olan yer ozonunu artırıyor ve hem de artışı yararlı olan stratosferik ozonu azaltıyor.

Tersine stratosferik ozon(ozon kalkanı) incelerek ve hatta yer yer delinerek, UV ışınlarının yeryüzüne ulaşmasına sebep olmaktadır. Yeryüzüne ulaşan bu Güneş radyasyonu da, bir taraftan canlı yaşama zarar verirken, diğer yandan O2 yi parçalayarak, kükürt dioksit(SO2) ­den kükürt trioksit(SO3) gibi zehirli gazları oluşturarak, ozon kirliliğinin artmasına sebep olacaktır.

Bu kısır döngü, bugün insanlığın başında sallanan birçok kılıçtan sadece bir tanesidir. Hava kirliliği, Sera etkisi, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, çölleşme ve ozon kirliliğine; volkanik patlamalar, astroid ve kuyruklu yıldız tehditleri eklenecek olursa, 'Dünya'nın akıbeti ne olacaktır?'. Gerçeğe kör ve sağır olanların, bu soruyla ilgileneceklerini sanmıyoruz. Ancak, bilinmelidir ki, yaklaşan saat hükmünü icra edecektir.


Dr.Halil Bayraktar
Kaynaklar:
1)Bilim ve Teknik, Mayıs 2005, Ekim 2005, Ağustos 2005.
2) Amerikan Tıp Derneği Dergisi (Jessica Berman, Washington 20.11.2004)
3) Büyük Larousse, C.17.
4) Ana Britanica, C.24.
5) Ozon - Vikipedi
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
In science we trust.
Mira - avatarı
Mira
VIP VIP Üye
20 Mayıs 2012       Mesaj #6
Mira - avatarı
VIP VIP Üye
Ozonosfer (Ozon Tabakası)
MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

  • Stratosferin üst katlarında yer alan ozon tabakasıdır.
  • Yerden 15 ilâ 40 km yükseklikte, en yoğun olarak da 25 km. yükseklikte bulunur.
  • Morötesi ışınımın oksijen moleküllerine etkimesiyle meydana gelir.
  • Morötesi ışınların daha kısa dalga boylu olan bölümüyse ozon tarafından soğurularak ters bir tepkimeyle kimi ozon molekülleri yeniden oksijene dönüşür.
  • Böylece hem atmosferde sınırsız bir ozon oluşumu gerçekleşmez hem de yaşama zararlı morötesi ışınımın yeryüzüne ulaşması önlenmiş olur.
theMira
mhmmdcngz - avatarı
mhmmdcngz
Ziyaretçi
28 Ağustos 2012       Mesaj #7
mhmmdcngz - avatarı
Ziyaretçi
Ozon molekülleri çok iyi birer yükseltgeyicidir.Dolayısıyla atmosferdeki bazı moleküllerle tepkimeye girebilir.Bu tepkimeler sonucunda ozon tabakası incelir, delinir ve sonuçta zararlı ışınlar dünyamıza gelmeye başlar.İşte bu yüzden uzmanlar yaz aylarında, özellikle öğle saatlerinde güneş ışınlarına maruz kalmamamız konusunda uyarmaktadır.

Ozon tabakasının incelmesine neden olan gazlar genel olarak ozon tüketen gazlar olarak sınıflandırılır.Bu sınıfta yer alan en önemli gazlar, kloroflorokarbon gazlarıdır.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Mustafa Bey - avatarı
Mustafa Bey
Ziyaretçi
17 Mayıs 2014       Mesaj #8
Mustafa Bey - avatarı
Ziyaretçi
Soğuk bir kış gününde, dışarıda yürüyüşe çıktığınız zaman yoğun bir duman bulutuyla karşılaşmak ister misiniz ? Yalnız bu bahsettiğimiz manzara olarak harikalar yaratabilen “sis” perdesi değil; aksine çevre kirliliğine yol açan fabrika dumanları, araba egzozları vb. gibi dumanlardan oluşmuş kirli hava kütlesidir. Bu kirli hava kütlesinin başlıca kaynağı yer seviyesindeki ozondur.
Yer yüzeyi yakınlarında zehirli bir kirletici olan ozon (O3), üç tane oksijen atomunun birleşmesinden oluşur ve bulunduğu bölgeye bağlı olarak yararlı ve zararlı olabilir. Stratosferde bulunan ozon; atmosferi oluşturan azot (%78), oksijen (%21) ve karbondioksit vb. gibi temel gazlara göre oldukça düşük oranda bulunmasına rağmen hem çevreyi koruyup iklimi etkilemekte hem de yer yüzeyindeki canlıların korunmasında önemli rol oynamaktadır. Ozon özellikle, oksijenle birlikte güneşten gelen ultraviyole ışınlarının büyük kısmını stratosfer tabakası içerisinde emmekte ve bu ışınların yer yüzeyine kadar ulaşmasını önleyerek yakıcı etkisini de yok etmektedir. Ancak yer seviyesindeki ozon ise nefes almayı zorlaştırır, öksürtür, gözlerden yanma gibi etkenlere sebep olur.
ozon5
Atmosferde stratosfer tabakası içerisinde bulunan ozon, ultraviyole radyasyonunun etkisiyle bir taraftan oluşurken, öbür taraftan da yok edilmektedir. Stratosfer tabakasındaki hava kütlesi, sürekli olarak güneşten gelen ultraviyole radyasyon tarafından şiddetli olarak etkilenmektedir. Bu aşamada, yer yüzeyindeki canlılar için büyük bir tehlike oluşturan Ultraviyole-B (UV-B) ışınlarının tamamına yakını stratosfer tabakasındaki ozon tarafından emilmektedir.
Bu işlem,
O3 + h υ ——> O2 + O reaksiyonu şeklinde oluşmaktadır. (λ = Dalga boyu < 243 nm) Bu reaksiyon sonucunda, ozon molekülü parçalanarak bir oksijen molekülü ve bir oksijen atomu açığa çıkmaktadır. Burada h, Plank sabiti; υ, UV-B ışınlarının frekansıdır.
summer smog 1
Yukarıdaki reaksiyon sonucu oluşan yeni serbest oksijen molekülü, ozon tabakası içerisindeki oksijen atomu ile reaksiyona girerek tekrar ozon molekülünü (O3) oluşturmaktadır.
O2 + O + M ———> O3 + M
Burada M, reaksiyon esnasında açığa çıkan enerjiyi taşıyan üçüncü bir moleküldür.)
Kötü huylu ozonun kaynaklarından biri olan azot oksitler (NOX), büyük çoğunlukla motorlu araçlardan (%49), enerji santrallerinden (%28), endüstriyel faaliyetlerden (%13) ve ticari aktivitelerden (%5) oluşmaktadırlar.
Ozonun her ne kadar dünyanın üzerinde koruyucu etkisi varsa da, ozon kirliliği nefes almak için zararlı olabilir. Bu kirlilik zamanla genç ve yaşlılarda sağlık problemlerine neden olabilir. Yüksek ozon seviyesine bir saat maruz kalmak nefes darlığı, öksürük, baş ağrısı, mide bulantısı ve solunumla ilgili rahatsızlıklara sebep olabilir. Ozon, insan derisini güneş yanığındaki gibi etkileyebilmekte ve solunum yollarını tahriş ederek akciğerde kalıcı zararlara neden olabilmektedir.
İyi huylu olarak anılan atmosferdeki ozon ise bizi ve çevreyi zararlı güneş ışınlarından korumakta. Ancak bizim çevreye verdiğimiz zararlardan dolayı ise her geçen gün biraz daha kötü duruma gitmektedir.
Bu durumu engellemek için yapılabilecek şeyler elbette vardır. Neredeyse hemen her evde en az bir araba bulunan bu devirde, kısa mesafeleri yürüyerek ve bisikletle katetmek; uzun mesafelerde toplu taşımaları tercih etmek en basit çözümlerden. Kaçak kömür, mazot kullanımı azaltılmalı, ağaçlandırma çalışmalarına önem verilmeli. Bunlar en basit çözümlerden bazıları.

YARARLI OLABILDIYSEM NE MUTLU BANA
Avatarı yok
insomnia42
Yasaklı
2 Temmuz 2016       Mesaj #9
Avatarı yok
Yasaklı
Eylül 2015'te yapılan ölçümlerde, ozon tabakasındaki deliğin 2000'dekine kıyasla 4 milyon kilometrekare ufaldığı gözlemlendi. Bu yaklaşık olarak Hindistan'ın yüzölçümüne denk geliyor. Delikteki daralmanın en azından yarısının, ozona zararlı kimyasalların kullanımının aşamalı olarak azaltılması sayesinde gerçekleştiği düşünülüyor. Deliğin özellikle Antarktika kıtası üzerinde oluşmasının nedeni ise aşırı soğuk hava ve bölgeye düşen güneş ışınlarının yoğunluğu. İngiliz bilim insanları Antarktika'nın yaklaşık 10 kilometre üzerindeki ozon tabakasının belirgin şekilde inceldiğini ilk olarak 1980'lerin ortalarında gözlemlemişlerdi.

1986'da ABD'li bilim insanı Susan Solomon, kloroflorokarbon (CFC) gazlarının ozon tabakasına zarar verdiğini kanıtlamıştı. Bu gazlar saç spreylerinden buzdolaplarına ve klimalara kadar birçok alanda kullanılıyor. 1987'de imzalanan Montreal protokolüyle CFC gazlarının kullanımına yönelik katı önlemler getirilmişti. 2000'lerden itibaren bu gazların üretimi ciddi şekilde düştü. CFC gazlarının atmosferdeki ömrünün 50-100 yıl olduğu tahmin ediliyor. Hali hazırda stratosferde (atmosferin 2. katmanı) bulunan CFClerin zaman içinde tamamen yok olmasıyla, ozon tabakasındaki deliğin daha da ufalacağı tahmin ediliyor.
Ad:  thumbnail_detail_472249.jpg
Gösterim: 223
Boyut:  47.0 KB

'Volkanik faaliyetler deliği büyütüyor'



Araştırmayı yürüten ekip, 2015'in Ekim ayında "ozon tabakasındaki deliğin rekor seviyeye ulaştığına" dair bulguların ise o dönemdeki volkanik faaliyetlerden kaynaklandığını belirtti.

Şili'deki Calbuco Yanardağı gçeen yıl Nisan ayında 43 yıl aradan sonra yeniden faaliyete geçmişti.
Canlıların, güneşin ultraviyole ışınlarınn zararından korunmasını sağlayan ozon tabakasının incelmesi deri kanseri ve katarakt vakalarının artmasına neden olduğu gibi, hayvanlar ve bitkiler için de tehlike oluşturuyor.
Ad:  volkan.jpg
Gösterim: 269
Boyut:  101.6 KB

Kaynak: BBC Türkçe
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

18 Mayıs 2012 / BARIŞ Kimya
13 Ocak 2014 / Misafir Soru-Cevap
12 Şubat 2013 / Misafir Cevaplanmış
29 Ocak 2015 / sivaslı58 Cevaplanmış
24 Aralık 2015 / Safi X-Sözlük