Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 9 Ağustos 2018  Gösterim: 11.700  Cevap: 19

İklim Değişikliği Nedir? İklim Değişikliği Hakkında

24 Ağustos 2012 09:31       Mesaj #1
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
İklim Değişikliği
MsXLabs.org
Ad:  afrik.jpg
Gösterim: 2121
Boyut:  62.8 KB

Sponsorlu Bağlantılar
Son 25-30 yıldır meydana gelen küresel sıcaklığın artışı, şiddetli fırtınaların oluşması, kışların ılık ya da çok sert geçmesi, buzdağlarının erimesi, bazı canlı türlerinin yok olmaya başlaması gibi olağanüstü çevresel olayların baş göstermesi bilim adamlarının dikkatini çekmiş ve bu konuda kongreler, toplantılar yapılarak en azından bir fikir birliği sağlanıldı.
Çoğu bilim adamı artık Dünyamızın ikliminin değişeceğinden hem fikir hatta Mikdat Kadıoğlu gibi önemli bilim adamımız bunun dönemsel süreç olduğunu zaman içerisinde geçmişte 100-150 yıllık veya daha fazla süren iklim üzerinde değişikliklerin yaşandığını ancak bu kısa zamanlı değişimlerin bölgesel olduğuna dikkat çekiyor.

İklim değişikliğine gelince bu veya önümüzdeki yüzyıl içerisinde küresel bir iklim değişikliği veya farklılaşması gibi bir anlam çıkmaktadır. Bahsedilen küresel bir değişiklik, küresel bir olgu bu yüzden önemi büyük; bu yüzden hayati.. Peki değişecek olan iklim nedir? İklim belli bir bölge üzerinde atmosferik olayların zaman içinde karakteristik bir hal almasıdır. Bu zaman ise bir insan ömründen daha fazlasıdır. İklim başka bir deyişle canlı türlerinin uyum sağladığı ortam koşullarıdır ya da insanlar için yarın ne giyeceğini, balıkçılar için balığa çıkma mevsimini,çiftçiler için tarımsal faaliyetlerini düzenlemesini etkileyen olgudur iklim ve bunlar daha da çoğaltılabilinir. Örneğin Tundra ikliminde yaşayan canlılar soğuk,buzul ortamına uyum sağlamışlardır. Yaşam standartları yıl boyunca en fazla +10 santigrat ki bunun 13 bile olması onların yaşadığı buzulların erimesine kalın kürkleri içinde sıcaktan ölüme bile gidebilirler ki soy tükenmesine kadar gidebilir.İklimin önemi esasen burasıdır canlılığın devamı için gerekli olan karakteristik uyum iklime bağlanmıştır. Çoğu canlı iklime uyum sağlayabilmek için adaptasyonlar belki de modifikasyonlar geçirebilir. Ancak uzun bir süreç sonra uyum sağlamaları söz konusu. Ancak burada bu tür bir değişikliğe direnci zayıf canlılar hiçbir zaman şanslı olamamışlardır. İklim değişikliği bir felakettir, acı bir senaryodur.


Geçmişten Günümüze İklim Değişikliği

Ad:  buzul2.jpg
Gösterim: 1906
Boyut:  16.2 KB

Bilim adamlarının yaptığı araştırmalar sonucunda dünyamızda kabuk değiştirir gibi iklimsel olarak zaman zaman değişimler yaşanmış ve bu araştırmalar neticesinde yerkürenin dönemsel olarak ısınıp soğuduğu da tespit edilmiş.İşin bu yanında büyük bir sorun var şu an soğuma döneminde olmamız gerekirken dünyamız bir anda ısınma moduna girmiş. Bu sorunun sebebi de insan daha sonra bahsedeceğim sera gazı salınımı buna etki yapmaktadır. Uzun dönemli değişimlerde 10 milyon, 100 milyon gibi ifadeler kullanıldığı gibi 150 yıl gibi kısa dönemli değişimler de yaşanmış dünyamızda. Araştırmalarda 4 büyük buzul çağı ve son iki milyon içerisinde ise küçük çaplı 20 buzul çağı saptanmış.


İklim Değişikliği ve Sera Etkisi
20.yy'da gezegenizimizin ortalama sıcaklığı 0,3-0,6 santigrat artmış. Gelecek 40 yıl içindeki her 10 yılda sıcaklığın 0,1 santigrattan daha fazla artarak oluşan bir küresel ısınma sözkonusu. Ve kimilerimizin aklına sera etkisi gelir.
Yerkürenin ısıl dengesini sağlayan önemli faktörlerden biridir sera etkisi dediğimiz sistem. Öncelikle sera etkisini tanıyalım. Güneş'ten yeryüzüne gelen ışınlar yeryüzünü ve atmosferi ısıtır. Bu sırada gelen ışınların %25 i geri yansır çeşitli nedenlerden. Bu yansıma sırasında ışınların bir bölümü atmosferde bulunan sera gazları dediğimiz CO2, Metan, Su buharı gibi gazlar tarafından soğurulur. Soğrulan bu ışınlar atmosferin alt katmanında kalarak buranın ısınmasına yol açar. Bu sistematik bir şekilde devam ederek atmosferde gerçekleşmektedir. Sera etkisi sayesindedir ki canlılık faaliyetlerimizi hala sürdürüyoruz. Eğer ki bu sera gazları olmasaydı yerküre ortalama sıcaklığı +14-15 santigrat değil -18 santigrat olurdu. Ki bu ortalama değer olduğuna göre canlılık faaliyetlerimizi sürdürmemiz çok zor olurdu. Böyle önemli bir sistemdeki sera gazlarında değişiklik en doğal haliyle iklimimizi etkiler çünkü iklimi belirleyen en büyük faktör sıcaklıktır. Sera gazlarındaki artış daha çok soğurmayı emmeyi sağlar sonucunda ortam ısınır. Isınınca birçok felaketler dizisi meydana gelir. Sera etkisi denilen bu sistemin yerküremiz ve bizim için çok önemli olsa da sera gazlarının oranlarının artması tüm canlılar için çok tehliklidir.



İklim Değişikliğinin Sebepleri


Ad:  sanayii.jpg
Gösterim: 1812
Boyut:  21.4 KB

İklim sıcaklık, yağış, basınç, rüzgar gibi atmosfer olaylarının uzun yıllar sonunda oluşturduğu bir karakterdir. İklimi oluşturan en büyük faktörlerden biri olan sıcaklığın küresel artışı direkt iklimi etkileyecektir ki etkilemektedir. Değişimin sebebi sıcaklıktır demek belki de kolaylık olur ama görünen köy kılavuz istemez. Bunun doğal bir süreç olduğu kanısında olanlar da var ancak az önce bahsettiğim gibi şimdi soğuma döneminde olmamız gerekirdi.


Neden Isınıyoruz?
Isınmanın sebebi sera gazlarının gereğinden fazla atmosfere salınarak daha fazla ısının atmosferde tutulmasıdır. Sera gazları neden artıyor? Endüstri yani insan. Sanayi devrimi (1800'lü yıllar)'nden sonra binlerce fabrika kuruldu, yeni teknolojiler icat edildi, bilinçsizce fosil yakıtlar tüketildi ve sonuç şu an dünya sıcaktan pişiyor, kışlar ise bellli değil bir sert bir ılık. Tüm bu hareketlenmelerin, devrimlerin ve sanayinin atığı sera gazları her geçen gün bilinçsizce atmosfere salındı. Neticede sanayi gelişti atık arttı, ormanlar yakıldı, atom bombaları, savaşlar derken insanlık kendini kendi ürettiği bataklıkta buldu.


- Isınmaya yol açan sera gazlarının artış sebepleri
Sera gazları dediğimiz CO2, metan,su buharı,azotoksit, kloroflorokarbon ve ozon neden bir artış içindeler? Aslında hepsinin bir artış ivmesi yakaladığını söyleyemeyiz. En çok salınanı karbondioksit ancak en risklisi metan ve kloroflorokarbondur. Metan, bir karbondioksitten 21 kat, azotoksitten de 270 kat daha fazla ısı soğurma kapasitesine sahip. Düşünün taşıt araçlarımızda karbondioksit yerine metan gazının çıktığını; heralde dünya venüs kadar sıcak ve yaşanılmaz olurdu.

Karbondioksitin neden artış gösterdiğine gelince: Kimyasal olarak olayı ele aldığımızda yanma reaksiyonları sonucu atmosfere ya da ortama karbondioksit gazı salınır. Aşağıdaki grafik ele alındığında 18. yy. ortalarından itibaren karbondioksitte hızla bir değişimin bir artışın olduğu görülmektedir.

Ad:  a22.gif
Gösterim: 1812
Boyut:  11.3 KB

Peki ne oldu 18.yy'da?

Sanayi devrimi ile daha çok makineleşme, fabrikalaşma ve sonucunda daha çok karbondioksit. Bir de böyle bir devrimin arkasından çıkan birinci ve ikinci dünya savaşları ki ikincisinde atom bombası patlatılmıştı. Savaşlar ve gelişen sanayiler karbondioksitin inanılmaz bir şekilde artmasına sebep olmuşlardır. Bugünlerde hala bu artış devam etmekte. Sanayi boyutundan sonra orman yangınları hatta yanardağ faaliyetleri bu artışa tuz ve biber olmuştur. Şu an tadından yenilemez durumdadır. Aşağıdaki grafiktede karbondioksitin 100 yıllık geçmişi ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere 1800'lü yıllardan sonra karbondioksitin hızla arttığı belirlenmiştir.

Ad:  scichar2.gif
Gösterim: 1731
Boyut:  5.9 KB

Metanın atmosfere bırakılması ise normal süreçte telvhit gibi böceklerden ya da çiftlik hayvanları dediğimiz inek gibi havanların geğirme gibi sindirim sonucu oluşan durumlarda atmosfere salınmaktaydı. Bunların dışında bataklıklar gibi bölgelerde de salınımlar olmaktaydı. Ancak bu sürecin üzerine kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların çıkarılması ve taşınması sırasında atmosfere karışan metan bir hayli etki etmektedir.
Su buharı ise sera gazlarının %75'ini sağlamaktadır ve ana kaynağı okyanus ve denizlerdeki buharlaşmalardır.
Kloroflorokarbon (CFC), karbondioksitten 15.000 kat daha fazla ısı tutma kapasitesine sahip olan bu gaz atmosferimizde büyük oranlarda bulunmadığından ısınmaya önemli derecde bir katkısı yoktur. Ancak herhangi bir düzensiz artışı sonucunda ani bir iklim değişikliğine de yol açabilecek güce sahiptir. Azotoksit ise topraktaki tarımsal işlemler sırasında çıkmaktadır atmosfere.


Isınma Sürecinde Oluşacak Tahmini Olaylar ve Sonuçları

İklimin değişmesine sebep olan ısınma, birçok dengenin bozulmasına ve bazı olayların meydana gelmesine neden olacaktır. Bu olaylar son bulduğunda ise iklimimiz tamamen değişmiş olabilir.

- Buzulların erimesi sonucu açığa çıkan metan

Son bir yıl içerisinde iklim değişikliği hakkında takip ettiğim haberlerde eriyen buzulların içinde büyük oranlarda metan gazı bulunduğuna işaret ediliyordu. Bu da iklim değişikliği senaryolarında değişimin daha önce olacağına işarettir. Çünkü bilindiği üzere küresel ısınma nedeniyle buzullar hızla erimekte. Eriyen buzullardan açığa çıkan metan da atmosferin daha da hızla ısınmasına sebep olur.


- Buzulların erimsiyle deniz su seviyesinin yükselmesi

Son çalışmalar sonucunda önümüzdeki yüzyıl içinde 48 ila 60 cm arasında su seviyesinin artması bekleniyor. Örneğin yapılan birtakım hesaplar sonunda 50 cm'lik artışın Miami'deki sokakların sular altında kalmasına sebep olacak. Bunun dışında bu türden artış ülkemizdeki kıyı yerleşim birimlerinin yaşanılmayacak duruma gelmesine sebep olacaktır.


- Buzuların erimesiyle saf suyun tuzlu suyla karışması

Dünya üzerindeki küresel iklimi koruyan temellerden biri de okyanus akıntılarıdır. Okyanus akıntıları sayesinde İngiltere, Norveç gibi soğuk ülkelerde insanlık hala yaşamaktadır. Eğer ki o akıntının biraz yavaşlaması ya da hızında herhangi bir değişme olması akıntının yok olmasına sebep olarak olan dengenin bozulmasına yol açarak yaşama kaynağı olduğu bölgelerde büyük yıkımlara sebep olabilir. Teorilere göre akıntının yaşaması için tuzluluk oranı doğrudan etkilidir. Ayrıca tuzluluk oranının azalması yıldırım gibi olayların daha da artmasına sebep olacaktır. Bilindiği üzere deniz ve okyanuslar meterorolojik hava temizleyicileridir.


- Ani seller beklenmedik meteorolojik olaylar

Dünyamızdaki düzen bozulma sürecine girdiğinden beri doğa buna düzensizliklerle cevap vererek doğal dengenin yeniden dengeye ulaşmasını sağlamaktadır. Bu süreçte beklenmedik olaylar yaşanılmaktadır. Uzun süreli yağışlar, çok güçlü kasırgalar, fırtına ve kasırgaların sık görülmesi, bu olayların görülme dönemlerinde farklılıklar. Tabii bunların tam tersi de oluşabilir. Yağışların ortalamalardan daha az görülmesi, sıcaklıkların ortalamalarının daha üstünde olması. Çoğaltılabilir bu örnekler. Beklenmeyen ya da çoğalan bu tür meteorolojik olaylar insanların ölümüne, göçlerine, maddi ve manevi zararlara yol açmaktadır.


- Kuraklık

Kuraklık dünyanın hemen hemen her yerinde kendini göstermeye başladı. Özellikle tarım faaliyetlerinin olduğu yerleşimlerde kuraklığın olumsuz etkisi maddi açıdan kendini epey bir göstermektedir. Kuraklık toprağın verimsizleşmesini sağlayarak üretimin neredeyse sıfıra yaklaşmasını ve geçim kaynağını tarım ile sağlayan nufüsün büyük şehirlere göçünü bir hayli artıracaktır. Bu da şehirlerde; işsizliği artıracak, sosyal sınıflar oluşturabilecek, kişileri suçlara yöneltebilecek, azalan üretim sıfırlanacak, temel besinlerin ve tarım ürünlerinin fiyatları çok yüksek olacak.

- Göç

Tahminlerimize göre zaten başlamış olan göçün 10 yıl sonra şimdiki göçden %10-15 lik bir artış göstereceği, 25-30 yıl sonra ise sosyal bir kaos bile yaşanabilir; kuraklık, hastalıklar, açlık, yaşam standartlarının düşmesi yüzünden. Esasen belki de 50-60 yıl sonra insanlar doğa ile yaşam mücadelesi verebilirler.


- Hastalıklar

Sıcaklık değişimi ve beliren iklim değişikliği ile yeni hastalıklar oluşabilir ya da farklı bölgelerdeki bir hastalık başka bölgelerde kendini gösterebilir.

- Canlı türlerinde yok oluş

Sıcaklık artışı birçok ekosistemi etkileyecek bir etmendir. 2050'ye kadar 1 milyon canlı türünün yok olması muhtemel dahilindedir.


- Savaşlar

Susuzluk, kuraklık, çölleşme, açlık ve hastalıkların o kadar bunalttığı devreler olacak ki ülkeler verimli topraklar için, su için ve yaşamak için diğer ülkelerle savaşlar bile yapacaklardır. Pentagon'un hatırlarsanız birkaç yıl önceki raporunda 2020 yılından sonra nükleer dahil tüm savaş yöntemlerinin denenebileceği yer almaktadır. Hatta Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu'na göre bir ülke içindeki şehirlerin birbirlerine düşme olasılıkları var. Örneğin İstanbul su ihtiyacının büyük çoğunluğunu çevre illerden karşılıyor ve hala hızla büyümektedir. Nitekim su ihtiyacının artmasına rağmen bu ihtiyacı karşılamayacaklar öte yandan diğer şehirlerde de bu şekilde su sıkıntısı yaşadığından su paylaşılamayacak.



Sonuç

İklim değişikliği sürecinde insanlar öyle bir noktaya gelebilirler ki yamyamlığa bile başlayabilirler. Ki geçmişte günümüzden 2200 yıl önce Mısır'da Nil nehrinin çevresinde bu olaylar yaşanmıştır. İnsanlar cesetleri dahi yemişlerdir yaşamak için. Ve günümüze geldiğimizde insanlık atmosfere hızla karbondioksiti salıyor ve süreç daha hızlı bir şekilde ilerliyor. Yaşanılacak bir dünya için yaşamak istiyorsanız lütfen kulak verin. Lütfen başta israf olmak üzere iklim değişiminin daha da hızlı olmasını sağlayacak etkinliklerden vazgeçin.


Son düzenleyen Safi; 23 Kasım 2016 02:10

24 Ağustos 2012 09:56       Mesaj #2
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
İklim Değişikliği ve Küresel Isınma
MsXLabs.org

Sponsorlu Bağlantılar
İklimler değişiyor mu? Bu soruya yanıt vermeden önce iklimin tanımını yapacak olursak, İklim: belirli bir yerdeki sıklıkla gözlenen hava şartlarının bir genellemesidir. Hava şartları ise belirli bir zaman dilimi içerisinde gözlenen hava olaylarıdır. İklim ile hava şartlarını karıştırmamak gerekir. Örneğin İstanbul'da bugün sabah saatlerinde gözlenen gök gürültülü sağnak yağış hava şartlarını ifade ederken "İstanbul'da Kasım ayları bol yağışlı geçer" ifadesi iklimi tarif eder. Bu bağlamda bir iklim değişikliğinden söz edilebilmesi için belirli hava şartlarının uzun yıllar sıklıkla gözlenmesi gerekir. Bu da en az 80 ya da 100 yıllık bir dönemi yani ortalama insan ömrünü aşan bir dönemi kapsar. Bu nedenle örneğin geçtiğimiz Haziran Temmuz ve Ağustos (2004) aylarında tüm yurtta görülen sağanak yağışlı hava şartları ya da yine geçtiğimiz Ekim ayındaki ortalamaların üzerinde sıcak hava şartlarını, yani gündelik olağan dışı hava olaylarını bir iklim değişikliğine bağlamak yanlış olur.
Atmosfer bilimcilerine göre küresel ısınmaya bağlı şu anki küresel iklim değişikliğinin işaretlerinden bazıları şöyle sıralanabilir.
• Buzulların gitgide eriyerek kutuplara doğru çekilmesi ve yüksek dağlardaki kar örtüsünün azalması
• Deniz suyu seviyesinin yükselmesi
• Bitki ve balık türlerinin göçleri
• Havadaki kirleticilere karşı hassas kuş türlerinin azalması
• Ağaçlardaki yaş halkalarının daha hızlı büyüme göstermesi
• 1990'lı yıllarda son 1400 yılın en sıcak yıllarının ard arda gelmesi
Aslında iklimler sürekli olarak değişir, iklimler durağan (stabil) değil aksine değişkendir. Doğal koşullarda iklim değişiklikleri oldukça uzun dönemler içerisinde gerçekleşmektedir. İklimlerdeki bu değişiklikler tüm canlıları doğrudan etkilemiş ancak bu değişikliklerin çok uzun bir süreç içerisinde gerçekleşmesi nedeniyle canlıların büyük bir kısmı değişikliklere kendilerini uyarlayabilmişlerdir. İnsanlar da binlerce yıl içerisinde görülen iklim değişikliklerine oldukça iyi uyum sağlamış hatta öylesine başarılı olmuş ki sayısı her geçen gün katlanarak artmıştır. Tarihi boyunca insan, iklim değişikliklerine bağlı olarak fiziksel, sosyal, siyasal yönden değişmiş/gelişmiştir. İnsanlığın doğal koşullara uyumlu (en azından aykırı olmayan) gelişmesi 19. yy sonu, 20. yy başındaki sanayi devrimine kadar devam etmiş, bu andan itibaren gelişme, atmosfer üzerindeki insan etkisiyle birlikte "Küresel ısınmaya bağlı bir iklim değişikliği mi?" sorusunu gündeme getirmiştir.

Küresel Isınma ve İklim Üzerindeki Etkileri

Küresel ısınmanın mekanizması basitçe, güneşten gelen enerji ile bu enerjinin dünyadan uzaya yansıtılmasındaki dengenin, yansıtılan enerji lehine bozulması şeklinde ifade edilebilir. Güneşten dünyamıza ulaşan kısa dalgaboylu radyasyon, uzaya uzun dalga boylu radyasyon (kızılötesi radyasyon) olarak yansıtılır. Uzun vadede bir enerji dengesi mevcuttur. Yeryüzeyi tarafından atmosfere yansıtılan kızılötesi radyasyonun büyük bir bölümü atmosferde bulunan su buharı, karbondioksit ve doğal olarak bulunan diğer gazlar tarafından soğurulur. Bu gazlar, yeryüzeyinden gelen enerjinin doğrudan uzaya geri dönmesine engel olarak sera etkisi yaratırlar. İnsan faaliyetleri ile değiştirdiğimiz ve değiştirmeye de devam ettiğimiz, atmosferi oluşturan gazların dengesidir. Bu durum karbondioksit (CO2 ) , metan (CH4 ) ve diazotmonoksit (N2O) gibi temel "sera gazları" için daha da geçerlidir (UNEP ve UNFCCC, 2002). Sera gazı emisyonları, atmosferin enerji soğurma kapasitesini artırarak, iklimin gelen ve giden enerji dengesini bozmaktadır. Bozulma, sera etkisinin artarak atmosferin daha fazla enerji tutması yani ısınması anlamına gelmektedir. Ancak enerji birikmesi (ısınma) kısa bir sürede gerçekleşecek bir oluşum değildir. Sera gazı emisyonlarının bu günkü hızıyla devam etmesi halinde, atmosferdeki karbondioksit miktarının 21. yy'da sanayi devrimi öncesi dönemindekinin iki katına çıkacağı hesaplanmaktadır. Bu durumda uzaya kaçan enerji yaklaşık % 2 azalacaktır (Dakikada yaklaşık 3 milyon ton petrol eşdeğeri). Sera gazı emisyonlarını azaltacak önlemlerin alınmaması durumunda bu düzeylerin 2100 yılında 3 katına çıkması olası görülmektedir. Bilim çevreleri bunun sonucunun önümüzdeki 100 yıl içerisinde 1,4 ila 5,8 oC arasında küresel ısınma olacağı konusunda görüş birliği içerisindedir. Bu artış miktarı çok küçük görünse de sanayi devrimi öncesinden günümüze kadar olan süredeki 0,5 oC'lik artışa göre 3 ila 11 misli artış oldukça büyük değerlerdir ve küresel iklim üzerinde önemli etkiler yaratması kaçınılmaz görünmektedir.
Küresel iklim, oldukça karmaşık bir sistem olması nedeniyle küresel ısınmanın yol açacağı küresel iklim değişikliğinin dünyanın her bir bölgesini ne şekilde etkileyebileceğini şu anda kestirebilmek mümkün görünmemektedir. Ancak küresel iklim içerisindeki temel göstergelerden biri olan ortalama sıcaklığın değişmesi halinde buna bağlı olarak yağış rejimleri, rüzgarlar, deniz seviyeleri ile kıyı yerleşimleri, tarım, enerji, sanayi vb. birçok insan faaliyetleri ile doğal yaşam etkilenecektir. Bu etkilenmeler, özellikle buzulların erimesi ile oluşacak deniz seviyesi yükselmeleri nedeniyle kıyı kentleri ile küçük adaların ortadan kalkması, yağış rejimlerinin değişmesi sonucu verimli tarım arazilerinin kuraklaşması, suya bağımlı enerji kıtlığı, orman alanlarının yok olması gibi yaşamsal alanları kapsayabilecektir. Denizlerin düzeyinin geçen yüzyılda 10 ila 15 cm yükseldiği, küresel ısınmanın ise 2100 yılına kadar 15 ila 95 cm arasında ek bir yükselmeye daha yol açması beklenmektedir.
Küresel iklim değişikliği, dünya ölçeğinde şu anda olumlu koşullara sahip bölgelerde olumsuz gelişmelere yol açacağı gibi halen olumsuz koşullara sahip bölgelerinde daha iyi hale gelmesine de yol açabilecektir. Bilim insanlarının iklim modelleri ile yaptıkları çeşitli projeksiyonlar bulunmakla birlikte küresel iklim değişikliğinin dünyanın her bölgesini ne şekilde etkileyebileceğini günümüzde kestirebilmek mümkün olmamakla birlikte şu anda söylenebilecekler; dünyadaki canlı yaşamının önemli ölçüde etkileneceği ve tüm dünya ülkelerinin sosyal, ekonomik ve siyasal politikalarının değişmesi gerekeceği şeklindedir.

Küresel iklim değişikliğinin ülkemizdeki olası sonuçları üzerine, 1995 yılında IPCC'nin (Ülkeler arası İklim Değişikliği Paneli) İklim Modelleri ile yapılan projeksiyonlarına göre; 2030 yılına kadar Türkiye'nin büyük bir kısmının oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine gireceği, sıcaklıkların kışın 2 oC , yazın ise 2 oC ila 3 oC artacağı öngörülmektedir. Yağışların ise kışın az bir artış gösterirken yazın %5 ila %15 azalacağı şeklindedir. Şu anda Türkiye'nin gece ve gündüz sıcaklıkları gözlemlerinin trend analizinde, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de özellikle gece sıcaklıklarında istatistiksel anlamda önemli artışların olduğu belirlenmiştir (Kadıoğlu M.). Ülkemiz akarsularının 1941-2002 yılları arasındaki gözlenmiş akımları incelendiğinde, Karadeniz Bölgesi dışında kalan bölgelerin bazılarında farklı düzeylerde de olsa azalma yönünde bir trendden söz etmek mümkündür. Azalma trendi, özellikle Ege, Marmara, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgelerinde oldukça belirgindir (Angı A.E.- Özkaya M.,2004). Ülkemiz açısından Küresel iklim değişikliğinin, bulgulardan elde edilen sonuçları daha da olumsuz hale getirmesi sözkonusu olabilecektir.

Küresel Isınmaya Karşı Önlemler

Dünyadaki bilim insanlarının 1980'li yıllarda farkına vardıkları ve büyük ölçüde üzerinde uzlaştıkları konu; insan etkinlikleri sonucu oluşan sera gazı emisyonlarının küresel iklim değişikliğine yol açacağına yönelik bilimsel kanıtlar olmuştur. Elde edilen veriler, konunun ülkeler düzeyinde ele alınarak küresel bir anlaşma için acil önlemler alınmasını gerektirdiğinden 1990 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi için Ülkelerarası Müzakere Komitesi'nin (INC) oluşturulmasına karar vermiştir. INC tarafından hazırlanan sözleşme 1992'de Rio de Jenario'daki Dünya Zirve'sinde imzaya açılmıştır. Sözleşme AB'de dahil olmak üzere 154 ülke tarafından imzalanarak 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiş, 2002 yılı haziran ayı itibarı ile 185 ülke sözleşmeyi kabul etmiştir.

İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile Sözleşmeye taraf olan ülkeler özetle;

  • Yeryüzü iklimindeki değişikliğin ve bunun zararlı etkilerinin insanlığın ortak kaygısı olduğunu,
  • İnsan faaliyetlerinin atmosferdeki sera gazlarının yoğunluklarını artırmakta olduğu ve bu artışların doğal sera etkisini yükselttiği ve bunun dünya yüzeyinde ve atmosferde ek bir ortalama sıcaklık artışı ile sonuçlanacağını,
  • Geçmişteki ve günümüzdeki küresel sera gazı emisyonlarında en büyük payın gelişmiş ülkelerden kaynaklandığını,
  • İklim değişikliğine ilişkin tahminlerde, özellikle zamanlama, büyüklük ve bölgesel model bakımından birçok belirsizlikler bulunduğunu,
  • İklim değişikliğinin küresel niteliği gereği tüm ülkelerin koşullarına uygun olarak mümkün olan en geniş ölçüde işbirliği yapmasını,
kabul etmişlerdir.
Sözleşme ile taraflara birtakım yükümlülükler getirilmiş olup bu yükümlülükler kısaca şu şekildedir:
• Taraflar uygun metodolojiler kullanarak insan kaynaklı tüm sera gazları emisyonları ve yutaklar tarafından uzaklaştırılanların dökümünü geliştirecek, güncelleştirecektir.
• Emisyonlar ve yutakların durumunu ele alarak iklim değişikliğini azaltacak önlemleri içeren ulusal ve bölgesel proğramları ve iklim değişikliğine uyumu kolaylaştıracak önlemleri oluşturacak, uygulayacak ve yayınlayacaktır.
• Sera gazı emisyonlarını kontrol eden, azaltan veya önleyen teknolojilerin, uygulamaların teşvik ve geliştirilmesinde işbirliği yapacaktır.
• Tüm sera gazı yutak ve haznelerinin korunması ve takviyesini teşvik edecektir.
• İklim değişikliği etkilerine uyum hazırlığında işbirliği yapacak, kıyı kuşağı yönetimi, su kaynakları, tarım ve özellikle kuraklık, çölleşme ve sellerden etkilenen alanların korunması için entegre planlar hazırlayacak ve geliştirecektir.
• İklim sistemi ile ilgili olarak, bilimsel, teknolojik, teknik, sosyo-ekonomik, sistematik gözlem ve veri arşivlerinin geliştirilmesine destek verecek, işbirliği yapacaklardır.
• İklim değişikliği ile ilgili olarak öğretim, eğitim ve kamu bilinci oluşturmak ve kamu dışı kuruluşlar da dahil olmak üzere bu sürece en geniş katılımı sağlamak.
Ayrıca sözleşme ile bağlayıcılık taşımayan hedef olarak, sanayileşmiş ülkelerin 2000 yılında, 1990 yılındaki emisyon düzeylerine geri dönmeleri hedeflenmiştir. İlk anda acil önlem olarak öngörülen bu hedeflerin yeterli olmayacağı anlaşılarak 1997 yılında daha ileri bir adım olan Kyoto Protokolü kabul edilmiştir. Kyoto Protokolü ile 2008-2012 döneminin sonunda ülkelerin durumlarına göre sera gazı emisyonlarını %5 - %8 oranında azaltması yükümlülüğü getirilmiştir. Bu oranlar gelişmiş ülkeler için %5 iken İsviçre ile Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri için %8, ABD için %7 olarak belirlenmiştir. Türkiye, gelişmiş ülkeler kapsamında değerlendirilerek %5'lik bir emisyon azaltımı yükümlülüğüne tabi tutulmuştur. Oysa ülkemiz tam olarak gelişmiş ülkeler düzeyinde sera gazı emisyonu yapmaması ve sanayileşme gerekliliği nedeniyle imzalamamıştır.

İnsan etkinliklerinden etkilenen temel sera gazları

Gaz / Sanayi öncesi birikim / 1998 birikimi / Artış değişiklik oranı / Yaşam süresi
  • CO2(Karbondioksit) ~280 ppm / 365 ppm / 1,5 ppm/yıl (a) / 5-200 yıl (c)
  • CH4(Metan) ~700 ppb / 745 ppb / 7,0 ppb/yıl (a) / 12 yıl (d)
  • N2O (Diazotmonoksit) ~270 ppb / 314 ppb / 0,8 ppb/yıl / 114 yıl (d)
  • CHC-11 (Chlorofluorocarbon-11) 0 / 268 ppt / 1,4 ppt/yıl / 45 yıl
  • HFC-23 (Hydrofluorocarbon-23) 0 / 14 ppt / 0,55 ppt/yıl / 260 yıl
  • CF4 n (Perfluoro-metan) 40 ppt / 80 ppt / 1 ppt/yıl / > 50.000 yıl

Notlar
(a)
1990 - 1999 yılları arasındaki dönemde oran CO2 için 0,9 ppm/yıl- 2,8 ppm/yıl arasında, CH4 için 0-13 ppm/yıl arasında dalgalanma göstermiştir.
(b)
Oran 1990 - 1999 dönemi için hesaplanmıştır.
(c)
Farklı uzaklaştırma işlemi için farklı gaz alım oranı geçerli olduğu için, CO2 için tek bir yaşam süresi belirlenemez.
(d)
Yaşam süresi, gazın kendi kalış süresine dolaylı etkisi dikkate alınarak hesaplanan "ayarlama süresi" olarak tanımlanmıştır.


*****
Kaynakça

- Climate 2001, The scientific Basis, Tecnical Summary of the Working Group l Report,p.38
- Çevre ve Orman Bakanlığı - UNDP İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, , Ağustos 2004
- UNEP - UNFCCC , Birleşmiş Milletler Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü, Türkçe Basım 2004
- TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası, Meteoroloji Karakterli Doğal Afetler Raporu, Ankara-1999
- Kadıoğlu M., Toros H, Kurtuluş B. Küresel ısınma ve Türkiye'de yağış trendleri. Nisan-1994
- Kadıoğlu M., Ozon ve İklim Değişikliğinin Türkiye'ye olası etkileri.Meteoroloji Mühendisliği, 1997
- Kadıoğlu M, Türkiye'de İklim Değişikliği ve Olası Etkileri. Çevre Koruma, 1993
- Angı A.E, Özkaya M, Türkiye'deki Yüzeysel Akımlar ve Trendleri. 4.Hidroloji Kongresi, İstanbul-2004

24 Ağustos 2012 11:15       Mesaj #3
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Sekiz soruda iklim değişikliği
MsXLabs.org

İklim değişiyor, dünya ısınıyor. Bilim adamları kuraklık, seller ve olağanüstü hava koşulları konusunda sürekli olarak uyarılarda bulunuyor. Giderek artan etkilerin en büyük sebebi ise insan.

1) İklim değişikliği nedir?
Dünyanın ısısı düzenli olarak artıyor. Küresel ortalama yüzey ısısı şu anda 15 santigrat derece civarında. Jeolojik ve diğer bilimsel kanıtlar, geçmişte yüzey ısısının en yüksek 27 santigrat, en düşük de 7 santigrat derece olduğunu gösteriyor.
Fakat bilim adamları doğal dengenin, insanlardan kaynaklanan yoğun bir ısınma süreciyle bozulduğunu ve bu durumun dünyadaki hayatın büyük bölümünün tabi olduğu iklimin istikrarı için önemli çıkarımlara yol açacağını söylüyor.

2) Sera etkisi nedir?
Sera etkisi, atmosferde oluşan bir tabakanın yarattığı etki. Bu tabaka Güneş'ten gelen ışınların dünyadan yansıdıktan sonra tekrar atmosferin dışına çıkmasını engelliyor. Sera etkisi olmasaydı dünya son derece soğuk bir gezegen haline gelirdi.
Sera etkisini artırarak dünyanın normalden fazla ısınmasına neden olan gazlardan bazıları karbondioksit, metan ve azotoksit. Bu gazlar modern endüstride ve tarımda kullanılıyor, fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkıyor.
Atmosferin konsantrasyonu her geçen gün artıyor. Örneğin atmosferdeki karbondioksit konstanstrasyonu 1800'lü yıllardan beri yüzden 30'dan daha yüksek bir seviyede arttı.
Bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu sera etkisi yaratan gazların salımındaki artışın, dünyanın ısısının yükselmesine neden olacağını düşünüyor.

3) Isınmanın kanıtı ne?
Sıcaklık kayıtları 19'uncu yüzyıl sonlarında tutulmaya başlandı. Ortalama küresel sıcaklık 20'nci yüzyılda yaklaşık 0.6 santigrat derece arttı. Sıcaklığın artmasıyla buzulların erimesi nedeniyle deniz seviyeleri de 10-20 santinmetre arasında yükseldi.
Arktik deniz buzları, son birkaç 10 yılın yaz ve sonbahar döneminde yaklaşık yüzde 40'a varan oranda inceldi. Buna karşılık Antarktika'nın bazı bölümleri daha da soğudu. Yüzey ısısı ve troposferdeki ısı arasında bazı çelişkiler göze çarpıyor.

4) Sıcaklık ne kadar yükselecek?
Sera etkisi yaratan gazların salımı engellenmezse, 2100'e kadar ortalama küresel sıcaklık 1.4-5.8 santigrat derece artacak. Olayın vehameti şöyle açıklanabilir: Medeniyetin ortaya çıkışından beri küresel ortalama sıcaklık sadece 1 santigrat derece arttı.
Sera etkisi yaratan gazların salımı hemen kesilse bile, bilim adamları etkinin uzun bir süre daha devam edeceğini söylüyor. Çünkü büyük buz ve su parçalarını da içeren iklim sisteminin normale dönmesi yüzlerce yıl alabilir.
Bazı bilim adamları, Grönland buzullarında yaşanan erimenin hemen önlem alınsa bile geri dönülmez olduğunu düşünüyor. Yüzlerce yıl sürecek bu işlem, deniz seviyelerinde yedi metrelik bir yükselmeye neden olabilir.

5) Hava durumu ne olacak?
Küresel anlamda çok daha sert hava olayları ortaya çıkacak. Kıyı bölgelerde yağış miktarı artarken, iç bölgelerde sıcak havanın etkisiyle kuraklık baş gösterecek.
Artan fırtınalar ve deniz seviyeleri nedeniyle daha çok sel meydana gelecek. Bununla birlikte, hava sıcaklıkları bölgelere göre çok büyük farklılıklar gösterecek. Ve bu durumun sonuçları tahmin edilmeyecek kadar güç.

6) Etkileri neler olacak?
Tatlı su kaynaklarının azalması, gıda üretimi koşullarındaki genel değişiklikler ve seller, fırtınlar, sıcak dalgaları ve kuraklık nedeniyle ölümlerde yaşanacak artış gibi potansiyel tehlikeler gündeme gelecek.
Bu durum en çok, hızlı iklim değişimine karşı hazırlık yapamayan yoksul ülkeleri etkileyecek.
Yaşam alanlarının hızlı değişimine ayak uyduramayan birçok bitki ve hayvan türünün nesli yok olacak. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, sıtma ve yetersiz beslenme gibi nedenlerden milyonlarca kişi ölümle yüz yüze gelecek.

7) Ne bilmiyoruz?
Isınmaya insan etkisinin ne kadar olduğunu ve ısınmanın zincirleme etkilerinin neler olabileceğini bilmiyoruz.
Küresel ısınma, sabit buzulların erimesi ile sera etkisi yaratan metan gazının yüksek miktarda salımı gibi, gelecekte ısınmayı tetikleyecek değişikliklere yol açabilir.
Daha sıcak koşullar nedeniyle büyüme hızları artan bitkilerin, büyüdükçe atmosferden daha çok karbondioksit çekmesi gibi ısınmayı hafifletici etkiler de olabilir.
Ancak bilim adamları, karmaşık dengenin, bu olumlu ve olumsuz etkilere nasıl bir tepki verebileceği konusunda emin değil.

8) Şüpheciler ne diyor?
Küresel ısınmaya şüpheyle yaklaşanlar bile dünyanın giderek ısındığını inkar etmiyor. Şüphelerinin dayanağını, küresel ısınma etkisinin insan aktiviteleri nedeniyle ortaya çıkmış olması.
Bazıları şu an tanık olduğumuz değişikliklerin olağandışı olmadığını söylüyor. Buna en büyük dayanakları ise insan var olmadan önce küresel iklim koşullarında yaşanmış olan değişiklikler.
Bazı şüpheci bilim adamları, ısınmayı bir süredir Güneş'te olan yüksek aktivitelere bağlıyor. Bununla beraber, iklimin doğal değişimlerinin en tepesinde bile bir şeyler olduğu ve bunda insanın suçlanması gerektiği yönünde görüşbirliği artıyor.
24 Ağustos 2012 11:37       Mesaj #4
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
İklim Değişikliğinin Türkiye Üzerindeki Olası Etkileri
MsXLabs.org

Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin etkileri yalnız küresel olmadığı gibi, bunlarla da sınırlı değildir. Geçmişteki iklim değişikliklerinde olduğu gibi, bölgesel ve zamansal farklılıklar oluşabilecektir: Örneğin, gelecekte dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, kuvvetli yağışlar ile onlara bağlı seller ve taşkınlar gibi meteorolojik afetlerin şiddetlerinde ve sıklıklarında artışlar olurken, bazı bölgelerinde uzun süreli ve şiddetli kuraklıklar ve bunlarla ilişkili yaygın çölleşme olayları daha fazla etkili olabilecektir.
Türkiye, subtropikal kuşakta kıtaların batı bölümünde oluşan ve Akdeniz iklimi olarak adlandırılan bir büyük iklim bölgesinde yer almaktadır. Üç yanı denizlerle çevrili ve ortalama yüksekliği yaklaşık 1100 m olan Türkiye’de, birçok alt iklim tipi belirmiştir. İklim tiplerindeki bu çeşitlilik, Türkiye’nin yıl boyunca, polar ve tropikal kuşaklardan kaynaklanan çeşitli basınç sistemleri ve hava tiplerinin etki alanına giren bir geçiş bölgesi üzerinde yer almasıyla bağlantılıdır. Buna, topoğrafik özelliklerinin karmaşıklığı ve kısa mesafelerde değişme eğiliminde olması vb. fiziki coğrafya etmenleri de eklenebilir.
Türkiye, küresel ısınmanın özellikle su kaynaklarının zayıflaması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi öngörülen olumsuz yönlerinden etkilenecektir ve küresel ısınmanın potansiyel etkileri açısından risk grubu ülkeler arasındadır. Atmosferdeki sera gazı birikimlerinin artışına bağlı olarak önümüzdeki on yıllarda gerçekleşebilecek bir iklim değişikliğinin, Türkiye’de neden olabileceği çevresel ve sosyoekonomik etkiler şunlardır.
  • Sıcak ve kurak devrenin uzunluğundaki ve şiddetindeki artışa bağlı olarak, orman yangınlarının frekansı, etki alanı ve süresi artabilir.
  • Tarımsal üretim potansiyeli değişebilir (bu değişiklik bölgesel ve mevsimsel farklılıklarla birlikte, türlere göre bir artış ya da azalış biçiminde olabilir).
  • İklim kuşakları, yerküre’nin jeolojik geçmişinde olduğu gibi, ekvatordan kutuplara doğru yüzlerce kilometre kayabilecek ve bunun sonucunda da Türkiye, bugün Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da egemen olan daha sıcak ve kurak bir iklim kuşağının etkisinde kalabilecektir. İklim kuşaklarındaki bu kaymaya uyum gösteremeyen fauna ve flora yok olacaktır.
  • Doğal karasal ekosistemler ve tarımsal üretim sistemleri, zararlılardaki ve hastalıklardaki artışlardan zarar görebileceklerdir.
  • Hassas dağ ve vadi-kanyon ekosistemleri üzerindeki insan baskısı artacaktır.
  • Türkiye’nin kurak ve yarı kurak alanlarındaki, özellikle kentlerdeki su kaynakları sorunlarına yenileri eklenecek; tarımsal ve içme amaçlı su gereksinimi daha da artabilecektir.
  • İklimin kendi doğal değişkenliği açısından, Türkiye’de su kaynakları üzerindeki en büyük baskıyı, Akdeniz ikliminin olağan bir özelliği olan yaz kuraklığı ile öteki mevsimlerde hava anomalilerinin yağışlarda neden olduğu yüksek rasgele değişkenlik ve kurak devreler oluşturmaktadır. Bu yüzden, kuraklık riskindeki bir olumsuz değişiklik, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkisini şiddetlendirebilir.
  • Kurak ve yarı kurak alanların genişlemesine ek olarak, yaz kuraklığının süresinde ve şiddetindeki artışlar, çölleşme süreçlerini, tuzlanma ve erozyonu destekleyecektir.
  • İstatistik dağılımın yüksek değerler yönündeki ve özellikle sayılı sıcak günlerin (örneğin tropikal günlerin) frekansındaki artışlar, insan sağlığını ve biyolojik üretkenliği etkileyebilir.
  • Kentsel ısı adası etkisinin de katkısıyla, özellikle büyük kentlerde, sıcak devredeki gece sıcaklıkları belirgin bir biçimde artacak; bu da, havalandırma ve soğutma amaçlı enerji tüketiminin artmasına neden olabilecektir.
  • Su varlığındaki değişiklikten ve ısı stresinden kaynaklanan enfeksiyonlar, özellikle büyük kentlerdeki sağlık sorunlarını artırabilir.
  • Rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynakları üzerindeki etkiler bölgelere göre farklılık gösterecek olmakla birlikte, rüzgar esme sayısı ve kuvveti ile güneşlenme süresi ve şiddeti değişebilir.
  • Deniz akıntılarında, denizel ekosistemlerde ve balıkçılık alanlarında, sonuçları açısından aynı zamanda önemli sosyoekonomik sorunlar doğurabilecek bazı değişiklikler olabilir.
  • Deniz seviyesi yükselmesine bağlı olarak, Türkiye’nin yoğun yerleşme, turizm ve tarım alanları durumundaki, alçak taşkın-delta ve kıyı ovaları ile haliç ve Ria tipi kıyıları sular altında kalabilir.
  • Ormanların ve denizlerin CO2 tutma ve salma kapasitelerindeki değişiklikler, doğal hazne ve sink’lerin (yutakların) zayıflamasına neden olabilir.
  • Mevsimlik kar ve kalıcı kar-buz örtüsünün kapladığı alan ve karla örtülü devrenin uzunluğu azalabilir; ani kar erimeleri ve kar çığları artabilir.
  • Kar erimesinden kaynaklanan akışın zamanlamasında ve hacmindeki değişiklik, su kaynaklarını, tarım, ulaştırma ve rekreasyon sektörlerini etkileyebilir.
Ayrıca iklim değişikliği, Türkiye’nin özellikle çölleşme tehdidi altındaki yarı kurak ve yarı nemli bölgelerinde (İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde), ormancılık ve su kaynakları açısından olumsuz etkilere yol açabilir. Son yıllarda Türkiye ormanlarında artış kaydeden toplu ağaç kurumaları ve zararlı böcek salgınları vb. afetlerin birincil nedeninin, kuraklık, hava kirliliği ve asit yağmurları olduğuna dair kuvvetli bulgulara rastlanmıştır. Yalnız 1993-94 yılları arasında yaklaşık 2 milyon m3ağaç serveti böcek yıkımı nedeniyle kesilmiştir.
Bunun yanı sıra, belki de 1970’li yıllardan başlayarak Akdeniz Havzasında etkili olan normalden daha kurak koşullara bağlı olarak, Ege ve Akdeniz bölgelerinde kitlesel boyutlarda olmasa da gözle görülür ağaç kurumaları gözlenmektedir. Ayrıca ağaçların zayıf düşmesi, ormanların fırtına, kar, çığ ve benzeri meteorolojik afet etkilerine karşı direncini de düşürmekte, bunun sonucunda ağaçlarda devrik ve kırık miktarı artmakta; bu da ormanın yapısını diğer zararlılara karşı dayanıksız hale getirmektedir. Bu olumsuz etkiler ormanlarımızın biyolojik çeşitliliğini, gen rezervlerini, karbon tutma kapasitelerini olumsuz yönde etkilemektedir.
_AERYU_
3 Eylül 2012 10:31       Mesaj #5
_AERYU_ - avatarı
Ziyaretçi
İklim değişikliğine dikkat!

Son 10 yıldaki olayların sayısına baktığımızda, zarar bilançosu yüksek olayların kesinlikle arttığını söyleyebiliriz. Bu gözlemin nesnel olmadığını, 20 yıl öncesine oranla afetlerden çok daha çabuk ve ayrıntılı haberdar olduğumuz şeklindeki argümanları kabul etmiyorum. Eğilim gayet açık bir şekilde artış yönünde.

Alman Afetleri Önleme Komitesi, iklim değişikliğini sayısı artan ve boyutları büyüyen doğal felaketlerin sebeplerinden biri olarak gösteriyor. Örgüt, bu nedenle afetlerin önlenmesine ilişkin çalışmalarda, iklim değişikliği konusundaki verilerin de göz önünde alınması çağrısında bulunuyor.

Leipzig Üniversitesi’nden meteoroloji uzmanı Profesör Gerd Tetzlaff, komitenin bilimsel konseyinin başkanı. Tetzlaff, iklim değişikliğine bağlı afetlerin her ülkeyi eşit derecede tehdit etmediğini vurguluyor. Profesör Tetzlaff, özellikle nadir gözlemlenen ve boyutları büyük olan olaylar söz konusu olduğunda iklim değişikliğinin yerel bazda incelenmesi gerektiğini söylüyor.

İklim değişikliği tek sorumlu değil!
Örneğin birçok Avrupa ülkesinde artan hava sıcaklığı, orman yangını riskini de beraberinde getiriyor. Diğer yandan iklim değişikliği bu afetlerin tek sorumlusu değil, ancak belli şartların oluşmasını destekliyor. Dünyanın bazı bölgelerinde ise aşırı hava şartları artış kaydediyor. Profesör Tetzlaff, Geçmişteki verilerle karşılaştırdığımızda Karayipler’deki şiddetli kasırgaların arttığını görüyoruz. İklim tahminleri, bu eğilimin süreceğini gösteriyor. Ancak artışın ne derece olacağının incelenmesi gerekşeklinde konuşuyor.

2005 yılında özellikle ABD’nin New Orleans kentini vuran Katrina Kasırgası, aşırı hava koşullarının zengin sanayi toplumlarını da vurabileceğinin göstergesiydi. Bu ülkeler gerektiğinde önlem alabilecek veya afetlerin verdiği zararla başa çıkabilecek güçteler. Ancak dünyanın yoksul ülkelerinde durum çok daha farklı. Profesör Gerd Tetzlaff yöşle konuşuyor:
''Bir ülkenin yoksulluk derecesi arttıkça, dışarıdan gelen olumsuz bir değişikliğin etkisi de o denli büyük oluyor. İklim değişikliği de bir dış etken. Yoksul bir ülke tabii ki aşırı hava koşullarına karşı pek hazırlıklı olamaz ve olumsuz sonuçlarına karşı da kendini pek koruyamaz.''
Tehdit altındaki bölgeler neler?
Küresel Risk Forumundan Dr. Walter Amman, özellikle tehdit altında bulunan bölgeleri şöyle sıralıyor:
''İklim değişikliği Afrika kıtasında Sahra Çölü’nün güneyindeki ülkeleri, Bangladeş’i ve en yüksek rakımlı noktası birkaç metre yükseklikte olan tüm ada ülkelerini çok ağır bir şekilde vuracak.''
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, kısa bir süre önce uyarıda bulunarak, uluslararası toplumun yıl sonunda Kopenhag’da yapılacak İklim Konferansı’nda ilerleme kaydetmemesi halinde, doğal felaketlerin sayısının artacağını söylemişti. Sera etkisi yapan gazların emisyonunun azaltılması bu konferansın ana hedeflerinden biri. Küresel Risk Forumu ve Alman Afetleri Önleme Komitesi’nden uzmanlar, değişen iklim şartlarına uyum sağlanmasının da önemli hedeflerden biri olduğunu vurguluyor. Sayısı artan doğal felaketler nedeniyle, afet önleme ve afet yönetim çalışmaları da iklim tartışmalarının ayrılmaz bir parçası haline geldi.
Son düzenleyen Mira; 15 Ocak 2013 16:38 Sebep: Düzenlendi.
12 Ekim 2012 11:33       Mesaj #6
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI!

'İklim Ağı'


Türkiye'de artık sivil toplum kuruluşları, iklim değişikliğine karşı birlikte mücadele edecekler.

Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları, iklim değişikliği konusunda ortak kaygılarını ve çözüm önerilerini birlikte dile getirmek üzere “İklim Ağı”nı kurdu. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin geri dönülemez noktaya gelmeden önce durdurulması için ortak çalışmalar yürütmeyi amaçlayan “İklim Ağı”, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Doğa Derneği, Doğa Koruma Merkezi, Eurosolar Türkiye, Greenpeace Akdeniz, Kadıköyü Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneği (KADOS), Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA Vakfı), WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), 350 Ankara gibi sivil toplum kuruluşlarının katkısı ile kuruldu.

İnsan kaynaklı iklim değişikliği dünya üzerindeki ekosistemlerin devamlılığını, gezegenin üzerinde insan ve diğer canlı türlerinin hayatının geliştiği koşulları tehdit ediyor. Grönland ve Kuzey Kutbu’ndaki buzullardaki erimenin yanı sıra dünyanın çok sayıda bölgesinde kuraklıklar, gıda fiyatlarında artış, orman yangınları, muson yağmurlarının sebep olduğu ölümler, artan salgın hastalıklar, Türkiye’de aşırı sıcaklar ve seller, daha sık ve şiddetli yaşanan aşırı hava olayları, iklim değişikliğinin etkilerinin şimdi ve her yerde yaşanmakta olduğunu kanıtlıyor.

İklim değişikliği konusunda ortak kaygıları ve çözüm önerilerini yerel, ulusal ve uluslararası kamuoyunda ön plana çıkarmak amacıyla bir araya gelen “İklim Ağı”, gezegenimizdeki ekosistemlerin korunması için çaba gösterilirken; iklim değişikliği azaltım ve uyum politikalarında ekonomik ve toplumsal açıdan eşitlikçi ve adil önlem ve uygulamaların güvence altına alınması gerektiğini savunuyor.Bu çerçevede, küresel iklim sisteminin, bilimin öngördüğü koşullar ve uygulamalar ile korunması gerektiğinin altını çiziyor, bunun sağlanması için ortak hareket edileceğini belirtiyor.

Kaynak : Ntvmsnbc / BBC
Son düzenleyen Safi; 23 Kasım 2016 02:11
10 Nisan 2014 14:10       Mesaj #7
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI!

BM'nin İklim Değişikliği Raporu


Dünya 2 derece daha ısınırsa felaket olur!

İklim değişikliğinin insanlık üzerinde oluşturduğu tehdide karşı Birleşmiş Milletler'den gelen uyarıda, 'dünya iki derece daha ısınırsa, insanlık, kıtlık, salgın hastalıklar ve savaşlarla karşı karşıya kalacak' ifadesi yer aldı.Birleşmiş Milletler iklim değişikliği paneli, küresel ısınmanın etkilerini tartışmak için Japonya'da buluştu. Yüzlerce araştırmacı, 7 gün süren toplantı sonrası bir rapor yayımladı.Yayımlanan raporda "Bu raporu dikkate almalıyız. çünkü araştırma ve tahminlerimize göre dünyada iklim değişikliğinden etkilenmeyecek tek bir insan bile yok" denildi.

Rapora göre;
  • Dünya, 2 dereceden fazla ısınırsa, "Savaş, kıtlık ve salgın hastalık" tehdidiyle karşı karşıya kalacak.
  • İklim değişikliğinin önümüzdeki 100 yıl içinde, sel, sıcak hava dalgası ve kuraklığa yol açması öngörülüyor.Buna göre mısır, buğday, pirinç üretimi azalacak.
  • Hem karada hem denizde birçok canlı türü yok olacak.
  • Deniz suyu ısınmakla kalmayacak daha asidik olacak. Yükselen asit seviyesi denizaltı ekosistemine zarar verecek.
  • İnsanlar topluca yer değiştirecek. Sıcaklık, salgın hastalık, kıtlık, sel, susuzluk ve iç savaş göçe neden olacak.
  • İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için karbon salımını kontrol altına almak ve küresel ısınmaya engel olmak gerekecek.
Kaynak: BBC / Ntvmsnbc
Son düzenleyen Safi; 23 Kasım 2016 02:12
24 Kasım 2016 14:42       Mesaj #8
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI!

İklim Değişikliği Bazı Türleri Yok Edebilir!


Birçok hayvan ve bitki türünün, iklim değişikliği nedeniyle yağış ve sıcaklık değişimlerine hızla uyum sağlayamayarak yok olabilecekleri bildirildi. ABD'deki Arizona Üniversitesinden ekologlar, aralarında amfibi, kuş, memeli ve sürüngenlerin bulunduğu 266 hayvan ve bitki türünün iklim değişikliği karşısında uyum sağlama ve yaşam alanı oluşturma yetenekleriyle ilgili çalışma yaptı. Araştırma, iklimsel yaşam alanlarındaki değişim oranlarının, öngörülen iklim değişikliğine oranla ortalama sıcaklıkta 200 bin kattan az olduğunu ortaya koydu.

Ekologlar, amfibiler, sürüngenler ve bitkilerin iklim değişikliğine karşı daha hassas olduğunu belirterek, tropik bölgelerde yaşayan türlerin, ılıman iklim bölgelerinde yaşayanlara göre daha fazla tehdit altında olduğunu açıkladı. Bazı hayvanların, değişen sıcaklık ve yağış oranlarıyla baş edebilmek için yaşadıkları coğrafi bölgeleri terk edeceklerini ifade eden bilim adamları, ada, dağ, doğal koruma alanı gibi izole bölgelerde yaşayan canlı türlerinin ise böyle bir korunma imkanına sahip olmadığı için tehlike altında olduklarına işaret etti.

Arizona Üniversitesinden Dr. John Wiens, "Genel olarak sonuçlarımız, bitki ve hayvan popülasyonları arasındaki iklimsel yaşam alanlarındaki değişim oranlarının, gelecekte yaşanması beklenen iklim değişikliği oranlarından çarpıcı şekilde düşük olduğunu ortaya koydu." dedi. Kuşlar ve memelilerin, amfibi ve sürüngenlere göre vücut ısılarını ayarlayabildikleri için hayatta kalma şanlarının daha yüksek olduğunu kaydeden Wiens, bazı türlerin bulundukları yerleri terk edip yüksek veya ekvatora yakın yerlere göç ederek hayatta kalabileceğini söyledi. Yer değiştirmenin birçok tür için mümkün olmadığına işaret eden Wiens, gelecekte hem iklim değişliği hem de hayvan göçlerinden doğal yaşam alanlarının tahrip olması gibi çifte tehlikenin söz konusu olacağını belirtti.

Kaynak: Ntvmsnbc / BBC (23 Kasım 2016)
Son düzenleyen Safi; 24 Kasım 2016 15:03 Sebep: google standartı
7 Ocak 2017 22:38       Mesaj #9
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI!

Kuzey Kutbu, 2016 İklim Değişikliği Raporuna Göre Sınıfta Kaldı!


ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) geçtiğimiz günlerde yıllık Kuzey Kutup raporunu yayımladı ve tablo acımasız. Kolorado Ulusal Kar ve Buz Merkezi Müdürü (Kuzey Kutup raporuna hiçbir katkısı olmayan) Mark Serreze, “Bu yılın Kuzey Kutbu için benim gördüğüm en ekstrem yıl olduğunu söyleyebilirim,” dedi ve “bu çok çılgınca.” diye ekledi.

Son 10 yıldır her yıl yayımlanan hakemli rapor Kuzey Kutbu çevresiyle ilgili en yetkili öngörüleri içeriyor. 2016 yılı kayıtlara en sıcak yıl olarak geçti ama bilim insanları Kuzey Kutbu’ndaki şartlarla ilgili endişeliler. Eğer ısı erime derecesinin üzerine sık sık çıkmaya devam ederse tüm alanlarda radikal değişimler yaşanabilir. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nden Jeremy Mathis “Diğer yerlerde ısı 24 santigrad dereceden 26 santigrad dereceye çıkarsa pek bir şey değişmeyebilir, ama eğer ısıyı erime derecesinin üzerine çıkartırsanız yepyeni bir dünyaya adım atarsınız.” diyor. “Eriyen kutup buzundan ortaya çıkan soğuk hava tüm dünyadaki hava şartlarını değiştirir. Kuzey Kutbu’ndaki ısınma nedeniyle ABD’de bile daha ekstrem iklim olayları yaşanabilir” diye de ekliyor.

Rapora göre 1990 yılından beri 2016 yılındaki ortalama yüzey hava ısısı en yüksek değerlerde ve aylık kayıtlara baktığımızda bu değer en çok ocak, şubat, ekim ve kasım aylarında yükseliyor. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin değerlendirmesine göre değerlerin yaz aylarından ziyade kış aylarında yüksek olması yeni iklimin kalıcı olduğunun bir işareti olabilir. Kuzey Amerika Kuzey Kutbu’ndaki ilkbahar karı yayılım alanı uydusal gözlemlerin başladığı 1967 yılından beri en düşük değerine ulaştı ve bilim insanları 37 yıldır sadece bir kez Grönland buz örtüsünün ilkbaharın ilk aylarında eridiğini gözlemlediler.

Buzun yüzeyden görünüşü zayıf. 2016 yılında 2007 yılıyla birlikte yaz sonunda ikinci en düşük minimum deniz buzu yayılım alanı yaşandı. Bu kulağa çok kötü gelmeyebilir ama bilim insanları 2013-2015 yılları arası sadece küçük batışlar gördüler, yani düşüş üzücü. Amerikan Jeofizik Toplantısı’nda Dorthmunt Üniversitesi’nden jeofizik uzmanı Donald Perovich, gazetecilere “Notları yüksek tutan birisi olmama rağmen, deniz buzu yayılımı düşük bir not olan D+’yı hak ediyor.” dedi.

2016’da Arktika tundranın eriyen kalıcı buz tabakası, bitki örtüsünün atmosfere absorblayabileceğinden daha fazla karbon ortaya çıkmasına neden oldu. Bölge, atmosfere salındıkça atmosferi ısıtan bir gaz olan CO2 salınımının artmasıyla, CO2 salınımını arttıran atmosferin daha da ısınması arasında bir kısır döngüye yakalanmış olabilir.

Bölgedeki vahşi yaşamda bu yeni tuhaf dünyaya uyum sağlamaya çalışıyor. Küçük Kuzey Kutbu memelilerinde bulunan parazitler, Kuzey Kutbu altı türlerin kuzeye çıkıp burada biyoçeşitliliği artırdığına işaret ediyor. Bu Kuzey Kutbu’ndaki azalan kaynaklarla yaşama tutunmaya çalışan yöre halkı için pek iyi bir haber değil. Bu koşullar Kuzey Buz Denizi’ni asitleşmeye meyilli hale getirebilir. Kuzey Kutbu’ndaki kısa besin zinciri düşünüldüğünde, besin zincirinin altında bulunan canlılar ölürse bu olay hayvanlar için yıkıcı olabilir.

Perovich, gazetecilere “Kuzey Kutbu değişimi fısıldıyordu, artık konuşuyor hatta bağırıyor ve değişim çok büyük.” diye konuştu. Rapor, iklim değişimi araştırmacıları için bir bilinmezlik sürecinde geldi. Donald Trump yönetimi insanlar tarafından tetiklenen iklim değişiminin (bilimsel verilerle desteklenen bir fenomen) karşıt görüşlerini içermekte. Scott Pruitt, Trump’ın Çevre Koruma Ajansı (EPA) başkan adayı, belki bir gün EPA’nın aktivist gündemine karşı savunucu bir lider olarak yönetimi dava edebilir.

Bilim, Uzay ve Teknoloji Komitesi temsilcileri EPA’yı denetlemekle görevlendirildiler ve temsilciler, konuyla ilgili iklim değişikliğinin hafifletilmesine karşı şüpheli kaynaklardan yanlış yönlendirici makaleler olarak tweet attılar. Trump’ın eyalet sekreter adayı ise Kuzey Kutbu’nda sondaj yapmak isteyen dünyanın en büyük petrol şirketi ExxonMobil’in başkanı Rex Tillerson. Aynı zamanda, Trump, NASA’nın yerküre bilimleri araştırma fonunu, oluşturduğu verilerin iklim değişikliğini destekleyen verilere katkı yaptığı gerekçesiyle kapatmak istediğini açıkladı.

The Washington Post gazetesi, iklimbilimcilerin verilerini, muhalif bir yönetim tarafından kafa karıştırıcı hale getirilmesi ihtimaline karşı iklim değişimini destekleyen verileri derleyerek “gerilla arşivlemesi” yaptıklarını yazdı. Kaliforniya Üniversitesi’nden çevrebilimleri araştırmacısı Nick Santos, The Post gazetesine verdiği röportajda “Eskiden birazcık paranoyakça görünen şeyler bir anda gerçekçi görünmeye başladı ve en azından bunları önlemek iyi bir şey olabilir. Her şeyin yolunda gitmesini umabiliriz ama yolunda gitmeyen bir şeyler olursa planımız hazır olmalı.” dedi.

Veriler devlet tarafından yok edilmese bile pek çok bilim insanı fonların kesilmesi ve yönetimden gelecek baskılarla iklim değişimi araştırmalarının sekteye uğramasından korkuyor. Kuzey Kutup raporu gözümüzün önünde dururken bilim insanları gezegenimizdeki hızlı ısınmayı kesinlikle araştırmaya devam etmeliler.

Kaynak: Popular Science (7 Ocak 2017)
13 Ocak 2017 21:26       Mesaj #10
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI!

Küresel İklim Değişikliği / Deniz Suyu Seviyelerindeki Artış!


Sera etkisi oluşturan gazların emisyonu tamamen durdurulsa bile deniz suyu seviyelerindeki artışın yüzyıllar boyu devam edeceği bildirildi. Yapılan araştırma, sera etkisi oluşturan, kısa ömürlü metan, kloroflorokarbon ve hidroflorokarbon gibi gazların neden olduğu ısınmanın, bunların atmosferden tamamen temizlenmesini izleyen yüzyıllar boyunca dahi deniz suyu seviyesinde artışa yol açabileceğini gösterdi.

MIT ve Simon Fraser Üniversitesi'nin yaptığı, Kanada Doğa Bilimleri ve Teknik Araştırma Konseyi ile ABD Uzay ve Havalık Dairesinin (NASA) desteklediği araştırma, karbondioksit emisyonunun 2050 yılında durdurulması halinde gazın neredeyse yarısının bunu izleyen 750 yıl boyunca atmosferde kalacağı, deniz suyu seviyelerinin 100 yıl sonra 2050'de gözlenenin iki, 500 yıl sonra da dört katına çıkacağını ortaya koydu.

Araştırmada deniz suyu seviyelerindeki artışın özellikle sahil bölgelerini ve adaları sular altında bırakabileceği öngörüsünde de bulunuldu. Geçen yıl 175 ülke tarafından imzalanan İklim Değişikliği Anlaşması, sera gazı salımlarının kısıtlanmasını hedefliyor.Şu ana kadar iklim konusunda imzalanmış en kapsayıcı anlaşmayla küresel ortalama sıcaklık artış limitinin yüzyılın sonuna kadar 1,5 ila 2 derece arasında sınırlandırılması amaçlanıyor.

Kaynak: AA / Proceedings of The National Academy of Sciences (11 Ocak 2017)

Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:




paneli aç