Arama

Peygamber

Güncelleme: 9 Mart 2017 Gösterim: 9.006 Cevap: 5
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
19 Temmuz 2009       Mesaj #1
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Peygamber
MsXLabs.org & Temel Britannica & Vikipedi
Peygamber, Tanrı'nın söz ve buyruklarını insanlara ilettiğine inanılan kişidir. Farsça bir sözcük olan peygamber, bildirim, haber anla­mında peygam ile getiren, ulaştıran anlamın­da ber takısından oluşmuştur ve "bildiri ya da haber getiren elçi" demektir. Buyruklarının Tanrı tarafından peygamberlere bildirilmesi­ne vahiy denir. Buyrukları vahiy yoluyla edi­nen peygamberler, bunları insanlara iletmek ve yorumlamakla görevlidir.
Sponsorlu Bağlantılar
Kutsal Kitap'ta ve Kuran’da birçok pey­gamberin sözü geçer; yaşamları, topluma ilet­tikleri mesajlar ve insanları Tanrı'nın yoluna döndürebilmek için gösterdikleri çaba ve mu­cizeler anlatılır.
İslam dinine göre, peygamberler resul ve nebi olarak ikiye ayrılır. Elçi anlamına gelen resul, Allah'ın gönderdiği kutsal kitapları in­sanlara bildiren peygamberdir. İslam'a göre kendisine kitap indirilmiş dört peygamber, Ffz. Musa (Tevrat), Ffz. Davud (Zebur), Ffz. İsa (İncil) ve Hz. Muhammed'dir (Kuran). Nebi ise, Allah'ın insanları bu kutsal kitaplara uymaya çağırmakla görevlendirdiği peygam­berdir. Bu yüzden resuller aynı zamanda ne­bidir, ama her nebi resul değildir.
Hz. Muhammed tarih boyunca insanlara birçok peygamber gönderildiğini açıklamıştır. Kuran'da bunlardan 25'inin adı geçer. Bir bö­lümü Kutsal Kitap'ta da yer alan bu peygam­berler Hz. Âdem, Hz. İdris, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. İbrahim, Hz. Lût, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Şuayb, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Da­vud, Hz. Süleyman, Hz. Eyub, Hz. Zülkifl, Hz. Yunus, Hz. İlyas, Hz. Elyesa, Hz. Zeke-riya, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Muham­med'dir.

Peygamber (Farsça: پیامبر), Tanrı tarafından bir dini yaymakla özel olarak görevlendirildiğine inanılan kişiye denir. Herhangi bir dine inanan insanlar, peygamberlerin yaratıcıdan bir mesajla, haberle geldiğine inanırlar. Peygamberlerin büyük bir kısmına vahiy geldiğine inanılır.

Sözcüğün Kökeni
Peygamber sözcüğü Türkçe'ye Farsça'dan gelmiştir. Arapça temsilci demek olan resul'un Farsça karşılığıdır. Kökeni olan peyam, haber anlamına gelmektedir. Dolayısıyla peygamber,
"haberci" anlamını taşır. Benzer bir anlama gelen Arapça'daki "Nebi" (نبي) sözcüğü, yine haber demek olan "nebe" kökeninden türemiş bir sözcüktür. "Resul" ise ( رسول: Risalet eden/edici) "Elçi" demektir.

Peygamberlerin Ortak Özellikleri
Peygamberlerin ortak özellikleri, binlerce yıldan beri değişik aralıklarla gelmiş olmaları, yaşadıkları toplumda insanlara bir ahlaki öğreti, yaşama ilişkin öğretiler bütünü sunarak yaşam tarzlarını devrime uğratmış olmalarıdır. Materyalist bakış açısından ise, peygamberler birer büyük insan, filozof kişiliklerdir.


Yahudilik'te Peygamberler
Kur'an'da, Kitab-ı Mukaddes'te ve diğer Yahudi dini metinlerinde bahsi geçen ve İslam'a göre peygamber kabul edilen dini şahısların büyük kısmı Yahudilik tarafından peygamber kabul edilmez, din büyüğü olarak anılır. İsa ve Muhammed Yahudiliğe göre peygamber değillerdir.


Hristiyanlık'ta Peygamberler
Yahudilik gibi Hıristiyanlık'ta da Kur'an ve Kitab-ı Mukaddes'teki şahısların çoğu sadece din büyüğü olarak anılır. Hristiyanlığa göre Muhammed peygamber değildir.
Hristiyanlığa göre İsa mesihtir ve tanrıyı oluşturan, baba, oğul ve kutsal ruh üçlemesindeki `oğul`dur. İsa'dan sonraki en önemli dini şahsiyet İsa'nın annesi Meryem'dir.


İslam'da Peygamberler
İslam'da peygamberler, Allah'ın dünyadaki elçisi kabul edilir. Kur'an'da bahsi geçen İslam'a göre peygamber kabul edilen dini kişilikler yaklaşık kronolojik sıra ile Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Eyüp, Şuayb, Musa, Harun, Zul-Kifl, Davud, Süleyman, İlyas, Elyesa, Yunus, Zekeriya, Yahya, İsa ve Muhammed'dir. İslam peygamberlerinin büyük bir kısmı Yahudilik ve Hıristiyanlık'ta peygamber kabul edilmez, sadece din büyüğü olarak anılırlar. İsa, Yahudilik tarafından, Muhammed her iki din tarafından da peygamber kabul edilmez.
Muhammed, İslam'a göre Hatemül Enbiya (son peygamber) kabul edilir. İslam'da peygamberlere geldiğine inanılan 4 büyük kitap vardır: Zebur, Tevrat, İncil, Kur'an. Hristiyanlığın kutsal kitabı Kitabı Mukaddes, Tevrat ile İncil'lerin dördünü kapsar. Yahudilik ve Hristiyanlığa göre Zebur (Mezmurlar), Davud veya Süleyman tarafından yazılmış şiirlerdir.
Kur'an'da birçok peygamberin dünyaya gönderilmiş olduğu belirtilir:
"Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir."
(Al-i İmran Suresi, 144)
"Halbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik."
(Zuhruf Suresi, 6)
Kur'an'a göre Peygamberlerin Gönderiliş Gayeleri
  1. Kulluk
  2. Tebliğ
  3. Güzel örnek
  4. Dünya ve ahiret dengesini temin
  5. İtiraz kapısını kapatmak
Diğer Dinlerde Peygamberler
Hinduizm ve Budizm'in bilgeleri Krişna ve Buda, İran'da doğmuş Zend Avesta'nın peygamberi Zerdüşt'in de peygamberlerden olduklarına dair iddialar mevcuttur.

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 4 üye beğendi.
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
Mira - avatarı
Mira
VIP VIP Üye
29 Haziran 2012       Mesaj #2
Mira - avatarı
VIP VIP Üye
Peygamber
MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi
Sponsorlu Bağlantılar

Tanrı'nın emirlerini bildiren kimse, yalvaç, elçi. Peygamber sözcüğü Farsçadan gelir ve "haber getiren" anlamındadır. Arapçada aynı anlama gelen "resul" sözcüğü kullanılır. İslâm inanışına göre peygamberler, Tanrı tarafından özel olarak görevlendirilmiş kimselerdir; böyle olmasına karşın, günlük yaşamları diğer insanlardan farklı değildir. Başka insanlardan ayrıldıkları başlıca özellikleri, Cebrail tarafından Tanrı'nın buyrukları olan vahiyler almalarıdır. Kuran'a göre Tanrı tarafından her ümmete doğru yolu gösterecek olan ve Tanrı'nın buyruklarını iletecek olan, peygamberler gönderilmiştir. Yine İslâm inancına göre, Tanrı, peygamberlerinden yalnız dördüne buyruklarını kitaplarla bildirmiştir: Davut, Musa, İsa, Muhammet. Kuran da bunlardan biridir. Bazılarına da sayfa (suhf) gönderilmiştir: Adem, Şit, İdris, İbrahim. Kuran'da Tanrı tarafından gönderildiği belirtilen peygamberler 25 tanedir: Adem, İdris, Nuh, Hut, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyüp, Şuayb, Musa, Harun, Davut, Süleyman, İlyas, Elyasa, Zülkifl, Yunus, Zekeriya, Yahya, İsa, Muhammet. İslâm'a göre Muhammet son peygamberdir ve ondan sonra başka bir peygamber gönderilmeyecektir. Çeşitli dinler de değişik sayıda peygamberin dünyaya geldiğini ileri sürerler. Yahudi-Hristiyan-İslâm din zincirinde 124.000 peygamber geldiğine inanılır. Yine bu dinlere göre, Zerdüşt, Buda, Lao-Dzı vb. din kurucuları peygamber sayılmazlar; sistemleri de din olarak kabul edilmez. Yine bu inanışlara göre çoktanrılı dinlerin de peygamberleri yoktur.

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 4 üye beğendi.
KAPTAN - avatarı
KAPTAN
Ziyaretçi
10 Temmuz 2012       Mesaj #3
KAPTAN - avatarı
Ziyaretçi
"Peygamber" kelimesi Farsça bir kelime olup, haber getiren anlamındadır. Dilimizdeki anlam, Yüce Allah’ın, emir, yasak ve hükümlerini kullarına bildirip açıklamak üzere, insanlar arasından seçip görevlendirdiği elçi demektir.
Kur’an-ı Kerîmde peygamber kelimesinin yerine Resûl ve Nebî kelimeleri geçmektedir ki, elçi ve haber getiren anlamındadır. Dînî anlamları bakımından Resûl ile Nebî arasında fark vardır.
Resûl, Allah tarafından kendisine kitap gönderilmiş peygamber demektir.
Nebî, Allah tarafından kendisine kitap gönderilmemiş, fakat önceki peygamberlerin şeriatını tebliğ ile mükellef peygamber demektir. Nebîler de Cebrail aracılığı ile Allah’tan vahiy almışlardır.
İman esaslarından biri de peygamberlere inanmaktır. Peygamberler, Allah’ın seçtiği, eğittiği ve yetiştirdiği insanlardır. İnsan kendi çabaları ile, eğitim ve öğretimi ile peygamberliği elde edemez. Allah, peygamberliği dilediğine verir. Onlar, Allah ile kullar arasında elçilerdir. Yüce Allah’ın, kullarına hak yolu göstermek için gönderdiği ilk peygamber Hz. Adem (a.s), sonuncusu Hz. Muhammet (s.a.v) ve bu ikisi arasında gelip geçen peygamberlerin hepsinin hak olduğuna, Allah tarafından gönderildiğine inanmak farzdır.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 3 üye beğendi.
cHAKİ - avatarı
cHAKİ
Ziyaretçi
25 Eylül 2013       Mesaj #4
cHAKİ - avatarı
Ziyaretçi
Peygamber Diyince Akla Gelen Kelimeler
Dürüst
Günahsız
Akıllı
Sapırlı
Zanda bulunmayan
Cocukları seven
İslam dınini anlatan ve uygulayan
Sunnetleri yapan
Farzları uygular
İyilik sever
Kotülüklere karşı
cHAKİ - avatarı
cHAKİ
Ziyaretçi
9 Ekim 2013       Mesaj #5
cHAKİ - avatarı
Ziyaretçi
Peygamber Nedir?
Allah tarafından haber getirip insanlara yapacakları ve yapmayacakları şeyler hakkında Tanrı buyruklarını bildiren kimse; Tanrının elçisi, resul, nebi.

Çeşitli etkiler ve düşünceler sonucu kutsal bilinen şeylere tapmadan sonra, toplumsal bir verim olarak, tanrılı dinler meydana gelmiş; toplumsal hayatın gittikçe evrim kazanması sonucu da Tanrı fikrinin doğması ile, Tanrı tarafından haber getirip, insanlara doğruyu söyleyen, Tanrı`nın buyruklarım ileten bir takım insanlar belirmeğe başlamıştır.
Tevrat`ın ve Kuranın yazdığına göre, ilk peygamber Adem`dir. Adem, ilkin cennette yaşamış ve kendisine eş olarak Havva`yı seçmiştir. Sonra günah işleyerek cennetten kovulmuşlar ve yeryüzüne gönderilmişlerdir. Bütün insanlar, Adem ve Havvadan türemişlerdir.
İslâm kaynaklarına göre ilk peygamberle son peygamber arasında yüz yirmi dört bin peygamber gelip geçmiştir. Kur`an`da ise bunların yalnız yirmi beş tanesinden söz edilmektedir. Bunlar da şunlardır: Adem, İdris, Nuh, Sud, Salih, İbrahim, Lût, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyüp, Şuayip, Musa, Harun Zülfikil, Davut, Süleyman, İlyas, Yunus Zekeriya, Yahya, İsa, Muhammed. Yine Kur`an`da Nuh, İbrahim, Musa ve İsa dan övgü ile söz edilir. Her peygamber, kendi devri ile ilgili bir takım hükümler getirmiştir. Bu hükümler, peygamberlere gönderildiği söylenen kitaplar da yazılıdır. Bu kitaplardan Zebur, Peygamber Davut`a Tevrat, Peygamber Musa`ya, İncil,Peygamber İsa`ya, Kur`an, Peygamber Muhammed`e aittir.
Bugün dünyada bulunan üç büyük dinin peygamberleri Musa (Musevilik), İsa (Hıristiyanlık) ve Muhammed`tir (Müslümanlık).
halukgta - avatarı
halukgta
Kayıtlı Üye
9 Mart 2017       Mesaj #6
halukgta - avatarı
Kayıtlı Üye
Kur’an da Nebi ve Resul kavramları çok geçer. Bu kelimelerin anlamları konusunda, birçok görüşler ileri sürenler vardır. Hatta Kur’an da geçen Nebi ve Resul kelimelerinin ortak ismi bulunmuş, ayetler tercüme edilirken Arapça olmayan Farsça olan, Peygamber olarak genelde tercüme edildiğini görürüz. Bu kelimenin aslında bizlerin dilinde, alışkanlık haline de geldiğini söylemeliyim, buna bende dahilim. Peygamber haber getiren anlamındadır ama Nebinin anlamı çok farklıdır. Öyle ayetler var ki, NEBİ ve RESUL kelimesine peygamber der geçersek, ayetlerin anlamlarında farklılaşma olduğu gibi, ayetler arasında da çelişkiler yaratırız. Ayrıca ayetin özellikle bizlere vermek istediğini de anlayamayız. Yoksa normal konuşma esnasında, peygamber dendiğinde hepimiz kimden bahsedildiğini biliyoruz, burada bir sorun olmuyor. Belki de kolayımıza da geliyor diyebiliriz.

Allah aynı ayette bazen, her iki kelimeyi de kullanıyor. Eğer bu iki kelime aynı anlama gelseydi sizce kullanır mıydı? Önce bizler bu iki kelimenin ne anlama geldiğini doğru anlamalıyız ki, Kur’an ı anlamaya çalışırken büyük yanlışlara düşmeyelim. Bir örnek vermek istiyorum. Ali İmran 81. ayet de şu cümleler geçer, genel çoğunluk tercümelerde böyledir.

(Allah, PEYGAMBERLERDEN şöyle söz almış ve “Bakın size kitap ve hikmet verdim, şimdi yanınızda bulunanı doğrulayıcı bir PEYGAMBER geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz…..)

Hâlbuki peygamber diye çevrilen ilk kelime Kur’an da, NEBİ diye geçer. İkinci olarak yazılan peygamber kelimesi ise Kur’an da, RESUL olarak geçer. Şöyle diyebilirsiniz ne fark eder ki, hepsinde kimden bahsedildiğini anlıyoruz. Kur’an da geçen diğer ayetlerin ne anlatmak istediğini doğru anlamak istiyorsak, ÇOK ŞEYİN FARK ETTİĞİNİ GÖRECEKSİNİZ. Bu ayette Allah, Nebiden bir söz aldığını ve onun içinde onlara kitap ve hikmeti yani bilgeliği verdim diyor. Daha sonra sizlere, Kur’an ı doğrulayıcı bir RESUL gönderiyorum ona uyun diyor. Neden Kur’an ı tebliğ ederken elçisine, özellikle RESUL kelimesini kullanıyor. Burası çok önemli.

Meryem 30: Çocuk şöyle dedi: «Ben, Allah'ın kuluyum. O, bana Kitab'ı verdi ve beni PEYGAMBER yaptı.» (Diyanet vakfı meali)

Ayette geçen Peygamber diye çevrilen kelime Kur’an da NEBİ olarak geçer. Bu ayetin bir ayet öncesinde, Meryem anamız Hz. İsa daha bebek iken konuştuğunu söylüyor ve gelenlere çocuğu dinleyin dediğinde onlar şaşırıyor ve beşikteki çocukla mı konuşalım diyor. Hz. İsa da yukarıdaki sözleri söylüyor. Yani Hz. İsa Allah bana, NEBİLİK MAKAMI VERDİ DİYOR.

Bu ayet üzerinde, sizlerin düşünmenizi rica ediyorum, çünkü bu ayetten NEBİ ve RASUL kelimesinin anlamlarını ortaya çıkarmış olacağız. Allah yukarıdaki ayette Hz. İsa ya daha bebekken NEBİLİK makamını verdiyse, onun RESUL LÜK görevinin de, daha bebekken başladığını söyleyebilir miyiz? Din ve inanç adına, daha sorumluluk yaşına dahi gelmemiş bir kişinin Rasul lük, elçilik yani tebliğ görevinin başladığını tam olarak söyleyemeyiz. Zaten ayeti tercüme edenlerin bir kısmı bunu dikkate alarak şöyle çeviri yapmış.(Bunun üzerine beşikteki bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitab'ı (İncil'i) VERMEYİ HÜKME BAĞLADI. Benim peygamber olmamı takdir etti.”) NEBİ OLMASINI TAKDİR ETTİĞİNİ SÖYLÜYOR AYET. Allah Hz. İsa ya böyle yüceltilmiş bir makam vererek, gelecekte bu kişinin sizlere tebliğleri olacağını, yani Rasul olacağını bildiriyor ayette. Buradan da anlıyoruz ki, NEBİ kelimesinin anlamı farklı, RESUL kelimesinin anlamı farklı, bir birine karıştırmamak gerekir.

NEBİLİK ALLAH TARAFINDAN, YÜKSEK MAKAMA GETİRİMİŞ KİŞİ ANLAMINA GELİYOR. YANİ NEBİLİK MAKAMIN ADI. RESUL İSE ALLAH DAN ALDIĞI VAHYİ, EMİRLERİ İNSANLARA TEBLİĞ EDEN ANLAMINA GELİYOR.

Hac suresi 52. ayetinde özellikle bu iki kelime ayrı ayrı kullanılıyor ki, farklı anlamlara geldiği anlaşılsın” Senden önce hiçbir RESUL VE NEBİ göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın.” Bu ayetten de anlıyoruz ki, bu iki kelimenin asıl anlamlarını doğru öğrenmediğimiz takdir de, ne Kur’an ı doğru anlayabiliriz, nede İslam ı doğru yaşayabiliriz. Kur’an bu iki kelimenin ortak anlamını da farklı ayetlerde açıklarken, biz nebileri de, Rasulleri de MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ DİYOR. Bunun dışında asla bir yetkileri yoktur.

Kur’an da dikkatimizi çeken çok önemli konu ise, Yaradan özellikle ALLAH a ve RESULE uyun diye geçer. Bu emir hiçbir ayette, ALLAH A VE NEBİYE UYUN DİYE GEÇMEZ. Acaba neden. Örneğin Ali İmran 132. ayette “Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.” der. Ama Kur’an ı tercüme edenlerin genel çoğunluğu, peygambere itaat edin diye çevirirler. Söylediğim gibi NEBİLİK, yüksel dereceli makamın adıdır.

Yaşadığımız dönemde, VALİ olarak atanmış bir kişiyi düşünün. Bu kişi görevi esnasında, devleti yönetenlerin çıkardığı kanunlar ve kendisine verdiği yetkiler ile makamında görev yapar. Bu kişi o görevde bulunduğu her anında validir, ama toplumu yönetirken vereceği emirlerde, hiçbir zaman kendi kafasına göre yönetmez, kanunlara göre hükmeder, görevini yapar. Özel hayatıyla ilgili konuları işine asla karıştırmaz, bu kanunlarla yasaklanmıştır. YANİ BU MAKAM ONA, YETKİ VE GÜÇ VERİR. AMA KİŞİSEL YAŞAMINDA, KENDİ ŞAHSI ADINA, KARŞISINDAKİ KİŞİYE ARZU YA DA İSTEKLERİNİ İLETTİĞİNDE, KİŞİ EĞER UYGUN GÖRMÜYORSA, BU İSTEĞİNİ KABUL ETMEYİP, YERİNE GETİRMEYEBİLİR.

Şimdide bu konuyu, Kur’an da geçen ayetlerden örneklerle anlamaya çalışalım. Peygamberimiz Allah ın vahiylerini tebliğ ederken, RESUL olma görevini kullanıyordu ki, bu durumda Allah elçisine kesin itaati emretmiştir. ÇÜNKÜ ALLAH IN RASULÜ, ALDIĞI VAHYİ TEBLİĞ EDİYORDU, ASLA VAHYİN DIŞINA ÇIKMADAN. BUNU BİRÇOK AYETİNDE DE İZAH EDİYOR BİZLERE VE NE DİYORDU? BEN YALNIZ KUR’AN A UYARIM. BENİM GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. BURADAN ŞUNU ANLIYORUZ, MUTLAKA UYULMASI GEREKEN, RESULÜN ALLAH IN TEBLİĞ ETTİ VAHYİDİR.

ALLAH IN ELÇİSİNE VERDİĞİ GÖREV YETKİ VE SORUMLULUK. - hakyolkuran

Geleneksel İslam anlayışının, bu iki kelimenin anlamını, özellikle birleştirerek kullanmasının, çok özel nedeni vardır. Eğer NEBİ ve RASUL kelimelerinin gerçek anlamı, toplum tarafından fark edilirse, GÜNÜMÜZDE İNANILAN, DİNİN KUR’AN DAN SONRA ANA KAYNAĞI İLAN EDİLEN, SÜNNET/HADİSLER OLMAZSA İSLAMI YAŞAYAMAYIZ İNANCI ÇÖKER, YOK OLUR. Sizlere bazı örnekler vermek istiyorum, konunun daha iyi anlaşılması için. Acaba söylendiği gibi, peygamberimiz Kur’an ın dışından, dine hükümler koymuş olabilir mi. Allah ın emirleri dışında, o günkü toplum, yakınları, ashabı acaba Allah ın ayetlerini tebliğindeki hassasiyeti gösteriyorlar mıydı?

Elbette Allah ın Resulünün, tebliğ dışından da, her söylediğini yerine getirmek, her Müslüman ın gönlünde yatan arzudur. Peki, bu konuda Kur’an nasıl örnekler veriyor ve bunun nedeni ne olabilir? Bizleri ilgilendiren, bu konuda anlatılmak istenileni doğru anlamak almalıdır. Allah ın elçisi, evlatlığı Zeyd in eşinden ayrılmak istediğini bildirdiğinde, “EŞİNİ YANINDA TUT AYRILMA, ALLAH DAN KORK” demişti ayette hatırlarsanız. Ama Zeyd onu dinlemedi ve boşandı. Dikkat ederseniz bundan dolayı da Kur’an da kınanmadı. DEMEK Kİ ALLAH IN ELÇİSİNE KARŞI, RESULLÜK TEBLİĞİNİN DIŞINDA, KİŞİLERE BİR ÖZGÜRLÜK TANINIYOR. Hatta hadislerde de geçer. Allah ın Rasulü bir söz söylediğinde kendisine sorarlarmış. “EY ALLAH IN RESULÜ, BU ALLAH IN EMRİMİ, YOKSA SENİN EMRİN Mİ”? O günkü toplumun, nebi ve Rasul farkını çok iyi anladıklarını görüyoruz.

Allah ın Rasulünün, eşleriyle sorunlar yaşadığını, hatta Rasulün kendisini, çok üzdüğünü, bazı konularda söz dinlemez olduklarını ayetlerden anlıyoruz. (Tahrim 4–5) Ahzab suresi 28. ayetinde Allah, elçisini üzen, söz dinlemeyen eşlerini şöyle uyardığını hatırlayalım.” Eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzel bir şekilde salıvereyim. “ de onlara diyor. Dikkat ederseniz özel yaşamda, imtihanımız gereği, farklı bir düşünce ve anlayış var. Buna Allah ın elçisinin eşleri de dâhil. ŞİMDİ VERECEĞİM AYET ÜZERİNDE, LÜTFEN DÜŞÜNMENİZİ RİCA EDİYORUM. Bakın Allah ın elçisi, iman eden kadınlarla, nasıl bir sözleşme yapıyor.

Mümtehine 12: Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte SANA KARŞI GELMEMEK HUSUSUNDA SANA BİAT ETMEYE GELDİKLERİ ZAMAN, BİATLARINI KABUL ET ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir (Diyanet vakfı meali)

Bu ayetten, çok dikkat çekici bir bilgi alıyoruz, ayete dikkatle baktığımızda. Allah ın Rasulü kadınlarla öyle bir anlaşma yapıyor ki, bunları zaten Kur’an dan görüyoruz. Allah ın Kur’an da bir Müslüman ın uyması gereken kurallarını sayıyor ve diyor ki Yaradan, bu konularda kadınlar sana geldiğinde, bu konularda söz verdiklerinde, onların BİATLARINI yani sözleşmelerini, anlaşmalarını kabul et. PEKİ, BUNLARIN DIŞINDA NE OLACAK? BU AYETTEN DE ANLIYORUZ Kİ, ALLAH IN ELÇİSİYLE ANLAŞMA YAPTIKLARI KONULARIN DIŞINDA, DAVRANIŞLARINDA, KARARLARINDA HERKES ÖZGÜR HAREKET EDEBİLİR. ŞÖYLEDE DİYEBİLİRİZ, KUR’AN IN TEBLİĞİNİN HARİCİNDE, HERKES DAVRANIŞLARINDA ÖZGÜRDÜR. İMTİHANIN GEREĞİ DE BU DEĞİL Mİ ZATEN. Kur’an da, çok dikkat çekici bir örnek vardır. Bu konuda birçok rivayet de vardır, ama bizler ayetten yola çıkarak konuyu anlamaya çalışalım.

Mücadele 1–2: ALLAH, KOCASI HAKKINDA SENİNLE TARTIŞAN VE ALLAH’A ŞİKÂYETTE BULUNAN KADININ SÖZÜNÜ İŞİTMİŞTİR. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. …..(Diyanet meali)

Allah ın Resulüne, kocası konusunda şikâyete gelen bir kadın konu edilmiş. Kocası kadına ZIHAR ediyor, yani artık onu anası gibi görmeye başladığını söyleyerek, ondan boşanmaya çalışıyor. Bu yöntem o dönemin geleneklerinde var olan bir gerçek. Bu konuya çözüm olması adına kadın, Allah ın Rasulüne müracaat ediyor. Allah ın Rasulü yılların var olduğu bu geleneğe, bir çözüm bulamamış olsa gerek ki, Allah hemen devreye giriyor ve bu konuda hükmünü indiriyor. Buradan da anlaşılıyor ki, Allah ın Rasulü, elinde bulunan Allah ın hükümlerinin dışına çıkmıyor. Hatta bir başka ayette Allah elçisine, sana şu konularda soru soruyorlar der ve Allah sorulan soruyla ilgili hükmünü indirir. Hatta Tur suresi 48. ayetinde de, RABBİNİN HÜKMÜNÜ SABIRLA BEKLE diye geçer. Buradan da anlıyoruz ki, hüküm veren yalnız Alla dır. Rasulü de hükmü topluma iletendir. Zaten Allah, BEN HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DEMİYOR MUYDU? Allah elçisine SANA İNDİRDİĞİMLE ONLARA HÜKMET dediği ayeti hatırlayınız.

Konuyu uzatmamak adına toparlamak istiyorum. Allah Kur’an da, Rasulüme uyun derken, onun tebliğ ettiği ayetlere, Kur’an a uyun demek istediğini anlatıyor. Çok dikkat çeken konu ise, hiçbir ayette NEBİYE uyun demediği gerçeğidir. NEBİLİK GÜÇLÜ BİR MAKAMIN ADI OLUP, Allah ın elçisi bu makamda olduğu sürece, hatta devleti yönettiği konumlarında, tek başına karar vermediği, özellikle bir ayette de belirttiği gibi, ŞURAYA danışılması istenmektedir. Konunun daha iyi anlaşılması adına bir ayet örnek vermek istiyorum.

Tahrim 1: Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, ALLAH’IN SANA HELÂL KILDIĞI ŞEYİ NİÇİN SEN KENDİNE HARAM EDİYORSUN? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet meali)

Ayetin orijinalinde, peygamber diye tercüme ettikleri kelime NEBİ olarak geçiyor. Ama Rasul ve Nebi kelimesinin farklı olmadığını düşünenler, ayeti tercüme ederken dikkate almıyorlar. Hâlbuki Allah özellikle, EY NEBİ DİYE HİTAP EDİYOR. Çünkü elçisinin yaptığı bir yanlışı ikaz ediyor. Ve diyor ki, sana helal dediğim bir şeyi nasıl kendine haram dersin. Demek ki nebi olarak, helal haram koyma yetkisi yok. Bu ayette özellikle dikkat etmemiz gereken, Allah ın NEBİ ismiyle hitap etmesidir. Araf suresi 157. ayette ise, özellikle RESUL ismiyle hitap ederek bakın ne diyor. “O, ONLARA İYİLİĞİ EMREDER, ONLARI KÖTÜLÜKTEN ALIKOYAR. ONLARA İYİ VE TEMİZ ŞEYLERİ HELÂL, KÖTÜ VE PİS ŞEYLERİ HARAM KILAR.” Ayette özellikle Rasul ismini kullanmasının nedeni, bizlerin dikkatimizi çekmesi adınadır. ALLAH IN RASULÜ GÖREVİNİ YAPIYOR VE ALLAH DAN ALDIĞI VAHYİ TOPLUMA İLETİYOR. Çok önemli bir ayet vardır, lütfen hatırlayınız.

Ahzab 40: Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın RASULÜ VE NEBİLERİN SONUNCUSUDUR. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. (Diyanet meali)

Bu ayeti tercüme edenlerin bir kısmı, NEBİ kelimesini peygamberlerin sonuncu olarak çevirmişlerdir. Eğer nebi kelimesinden, Allah katından vahiy alan, kitap verilen diye anlarda, bazı Rasullere kitap verilmemiştir dersek, bu ayetten şunu anlamamız kaçınılmaz olurdu. ALLAH BAŞKA NEBİ GÖNDERMEYECEK, AMA BAŞKA RESUL GÖNDEREBİLİR. ÇÜNKÜ AYETTE NEBİLERİN SONUNCUSUDUR DİYOR. Gerçektende bu iki kelimeye yanlış anlamlar verirsek bu sonuç çıkar. Günümüzde Vahhabi inancına sahip olanlar özellikle Araplar, aynen bunu söylüyorlar ve diyorlar ki; “Başka nebi gelmeyecek ama Kur’an ı tebliğ için Resul gelebilir, Kur’an bunun yolunu kapatmamıştır.” HÂLBUKİ HER RESUL NEBİDİR. Her Resule Nebilik makamı verilmiş ve her nebi bunu Rasul lük göreviyle tebliğ etmiştir. Her Resule az ya da çok tebliğ gelmiştir. Yoksa Resul olamazdı. BAKARA SURESİ 213. AYETTE, NEBİLERE KİTAP VERİLDİĞİNİ, HADİD 25. AYETTEDE RESULLEREDE KİTAP VERİLDİĞİNİ BİLDİRİR KUR’AN.

Geleneksel FIKIH İslam anlayışı, ne yazık ki bu gerçeği kabul etmemekte direniyorlar. KABUL ETMELERİ HALİNDE, İNANDIKLARI SİSTEM TAMAMEN YOK OLACAK, YANLIŞ OLDUĞU ORTAYA ÇIKACAK, HATTA ÇOKECEKTİR. Göz göre göre, batıl inançlarını aklamak, ataların itikatlarını yaşamak adına, ne yazık ki Allah ın ayetleri ile oynanmakta, Allah ın vermediği yetkilerle Rasul ünü donatmaktadırlar. Sonucunu da hep birlikte görüyoruz.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. RESULE İTAAT EDEN, ALLAH IN VAHYİNE YANİ KUR’AN A İTAAT ETMİŞ DEMEKTİR. Bazı ayetlerde Rasulü üzen diye geçen konunun mahiyeti, Allah ın vahyine itiraz edildiği için üzülmesidir. Bazen Allah ve Rasulünü üzen diye geçer ki, bunlar vahye itiraz edenlerdir, bunu yapanların cezalandırılacağı açıklanmıştır Kur’an da.

Gerçek doğruyu yalnız Rabbimiz bilir. Bizlere düşen, Kur’an ın gerçeklerini araştırmak ve en doğruya ulaşmak adına, çaba göstermek olmalıdır. Allah cümlemizin yardımcısı olsun.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

Benzer Konular

25 Eylül 2013 / Misafir Hz. Muhammed
9 Ekim 2013 / Misafir Soru-Cevap
4 Aralık 2015 / Misafir Soru-Cevap
27 Temmuz 2013 / ThinkerBeLL Botanik