Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 24.095|Cevap: 6|Güncelleme: 2 Ağustos 2016

Mahmut Ekrem Recaizade

BARIŞ
14 Kasım 2006 09:18   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Recaizade Mahmud Ekrem

Ad:  Mahmut Ekrem Recaizade2.jpg
Gösterim: 29
Boyut:  46.0 KB

(d. 1 Mart 1847, İstanbul - ö. 31 Ocak 1914, İstanbul)
19. yüzyıl Osmanlı edebiyatının önde gelen yazar ve şairi.
Sponsorlu Bağlantılar

Tanzimat’ın ilk yıllarında Takvimhane nazırlığı yapan Recai Efendi’nin oğlu olan Mahmud Ekrem, Arapça ve Farsçayı babasından öğrendi. 1858’de ilköğrenimini tamamladıktan sonra girdiği Harbiye İdadisi’ni sağlığı bozulunca yarıda bıraktı. 1862’de Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi’ne girdi. Memurlukta hızla yükselerek 1868’de Şûrayı Devlet muavini, 1874’te Tanzimat ve Nafıa daireleri başmuavini oldu. Bir yandan da Mekteb-i Mülkiye’de (bugün Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) ve Mekteb-i Sultani’de (bugün Galatasaray Lisesi) edebiyat öğretmenliği yaptı.

Resmî görevle Trablusgarp’a (Libya) gönderildi. Temyiz Mahkemesi üyeliği ve Tanzimat Dairesi başkanlığı yaptı. II. Meşrutiyet’ten sonra kurulan Kâmil Paşa kabinesinde evkaf nazırlığını kabul etmedi, daha sonra maarif nazırı oldu (1908). Öldüğünde Heyet-i Ayan üyesiydi.

Genç yaşta edebiyatla ilgilenmeye başlayan Recaizade, Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi’nde çalışırken Namık Kemal ile tanışıp “Encümen-i Şuara” topluluğuna katıldı. tik yazıları Namık Kemal’in yönetimindeki Tasvir-i Efkâr gazetesinde, ardından da terakki ve Hakayıkü'l-Vekayi gazetelerinde yayımlandı. 1867’de Avrupa’ya kaçmak gazetesinin yönetimini kendisine bırakan Nâmık Kemal’e yazdığı mektuplarda özgürlükçü düşünceleri savundu; Yeni Osmanlılar’ı destekledi. 1870’lerden sonra siyasetle ilgilenmedi ve kendisini bütünüyle Edebiyata verdi. Batı edebiyatından çeviriler yaptı. 1870’te ilk oyunu Afife Anjelik, 1871’de ilk şiir kitabı Nağme-i Seher yayımlandı.

Bir entrika komedisi olan Çok Bilen Çok Yamlır (ös 1916) kurgu tekniği açısından en yetkin oyunu sayılır. Edebiyat öğretmenliği sırasında verdiği derslerin notlarından oluşan Talim-i Edebiyat (1879), şiir konusunda getirdiği yeni bakış açısıyla önemli bir yapıttır. Özellikle Batı edebiyatının Türk edebiyatını etkilemesine karşı çıkan ve divan şiiri geleneğini sürdürmeyi savunan Muallim Naci ile yaptığı tartışmalarla Edebiyatı Cedide’nin doğuşuna ortam hazırlayan Recaizade Mahmud Ekrem, Tevfik Fikret’in Servet-i Fünun dergisinin yönetimini almasını sağlayarak Halit Ziya (Uşaklıgil), Cenab Şahabeddin gibi gençlerin bu dergi çevresinde bir topluluk oluşturmasına da öncülük etmiştir.

Sanatta güzellik ilkesine bağlı, doğaya dönük, insanı doğa içinde ele alan bir anlayışla şiirler yazmış, aşk ve ölüm temalarını işlemiştir. Üç oğlunun, özellikle Nijad’ın ölümü sanatını çok etkilemiştir. En önemli yapıtı ve tek romanı olan Araba Sevdası (1896, yb 1963) Türk edebiyatında gerçekçi romanın ilk örneklerinden biridir. Recaizade bu romanında Batı etkisindeki Tanzimat döneminin ekonomik ve toplumsal koşulları sonucu ortaya çıkan köksüz, Batı özentisi, tüketime yönelik kentli tipini ustalıkla anlatmış, gerçekçi betimlemeler yapmıştır.

ÖBÜR ÖNEMLİ YAPITLARI


Şiir.
  • Yadigâr-Şebâb (1873),
  • Zemzeme (1883-85, 3 cilt),
  • Tefekkür (1888, düzyazıyla karışık),
  • Pejmürde (1893, düzyazıyla karışık),
  • Nijad Ekrem (1900-10, 2 cilt, düzyazıyla karışık),
  • Nefrin (1914).
Tiyatro.
  • Atala Yahut Amerika Vahşileri (1873; Chateaubriand’dan uyarlama),
  • Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874).
Öykü.
  • Saime (1888),
  • Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1890),
  • Şernsa (1895).
İnceleme.
  • Kudemâdan Bir Kaç Şair (1888),
  • Takdir-i Elhan (1884),
  • Takrizat (1896).
kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 17:06
Diğer Konular:
_KleopatrA_
15 Ocak 2010 15:03   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  Mahmut Ekrem Recaizade3.jpg
Gösterim: 20
Boyut:  38.4 KB

RECAİZADE MAHMUT EKREM


türk şair ve yazar
(İstanbul 1847 - ay. y. 1914)

Matbaai amire ve Takvimhane nazırlıklarında (müdürlüklerinde) bulunmuş olan Recaİ Efendi'nin oğlu. Bayezit rüştiyesi'nde ve Harbiye idadisi’nde okudu. Sağlığı elvermediği için Harbiye'den ayrıldı, Hariciye.nezareti mektubi kalemi'ne memur olarak girdi (1862). Orada Namık Kemal ve başka aydın gençlerle tanıştı. Tasviri efkâr ve Terakki gazetelerine yazılar yazmaya başladı. Namık Kemal Avrupa’ya kaçarken, Tasviri elkâr't ona bıraktı (1867). Ertesi yıl Şûrayı devlet muavinliğine atandı (1868); birkaç yıl sonra baş muavin, daha spnra da Şûrayı devlet üyesi oldu (1877); ikinci meşrutiyet'e (1908) kadar bu görevde kaldı.

Ek görev olarak da. Mektebi mülkiye ve Mektebi sultanı'de (Galatasaray lisesi) edebiyat öğretmenliği yaptı (1880-1887). ikinci meşrutiyete kadar süren bu dönemde birçok şiir, makale, hikâye, roman ve oyun yazdı; çeviriler yaptı; bir yandan da divan edebiyatından yana olanlara karşı, batı edebiyatı yolunda gelişen yeni edebiyatı savundu; ders verdiği okullarda bu yeni edebiyat görüşünü yaymaya çalıştı.

Yeni edebiyatın kurallarını öğreten kitap (Talimi edebiyat) ve makaleler yazdı; 1895 sonlarında giriştiği, kafiyenin göz için değil kulak için olduğu yolundaki tartışma sonunda, eski öğrencilerinden Ahmet ihsan’ın (Tokgöz) çıkardığı Serveti tunun adlı magazinin bir sanat dergisi olmasını sağladı; Mektebi sultaniden öğrencisi Tevfik Fikret’i derginin başına getirdi; başka dergilerde yazan yenilikçi gençleri de (Halit Ziya, Mehmet Rauf, Cenap Şahabettin vb.) bu dergi çevresinde toplayarak, “Edebiyatı cedide" hareketinin başlamasına yol açtı. (EDEBİYATİ CEDIDE ve ABES-MUKTEBES TARTIŞMASI)

Bütün bu öğretici, kurucu çalışmaları yüzünden, yaşadığı çağda “Üstat Ekrem” diye anıldı. Serveti tünün kapatıldıktan sonra, ikinci meşrutiyet (1908) dönemine kadar sustu; o dönemde birkaç ay Evkaf ve Maarif nazırlıklarında bulundu (1908), sonra Meclisi âyan üyesi oldu (aralık 1908); ölümüne kadar o görevde kaldı.

Şiir alanında, tanzimat edebiyatının öteki şairleri gibi, sanatının ilk döneminde divan edebiyatı yolunda şiirler (gazel vb.) yazdı; daha sonra gerek içerik, gerek biçim bakımından batı edebiyatı yolunda örnekler verdi. Şiirde "fikri güzellik", “hayali güzellik", "hissi güzellik” olmak üzere üç türlü güzellik olduğunu söyler. Kendisi “hissi güzellik" yolunu seçmiş, genellikle aşk, doğa ve ölüm temaları üzerinde durmuştur. Şiirin konusunu genişletti, günlük yaşamdaki birtakım küçük şeyleri, sözgelimi, bir kitap arasında bulunmuş kuru bir çiçeği, unutulmuş bir şiirin sararmış kâğıdını, gergef işleyen bir kızın halini vb. şiire konu olarak seçti; bunlar, kendinden önce yetişen yenilikçi tanzimat şairlerinin bile şiirlerinde bulunmayan yeniliklerdir.

Oyun alanında yazdığı başarısız, romantik üç dramdan sonra, konusunu Bin birgün masallarının birinden aldığı ve klasik ölçüler içinde yazdığı Çok bilen çok yanılır adlı komedyası başarılı sayılmaktadır.

Roman alanında da yine başarısız iki uzun hikâyeden sonra kaleme aldığı Araba sevdası (1896) edebiyatımızda bu türün önde gelen örneklerinden biridir. Gözlemlere dayanılarak, gerçekçi bir yöntemle yazılmıştır, Talimi edebiyat (1879, 1882) adlı kitabında, eski edebiyatın batı edebiyatıyla bağdaşan kuralları yanında, batı edebiyatlarında kullanılan kurallara da yer vermiş; böylece, Türkiye'de edebiyat eğitiminde yeni bir çığır açmış, yeni yetişen kuşakları etkilemiştir.

Yazar, Talimi edebiyatta değindiği bilgiler ışığında çeşitli eleştiriler yazmış; eski edebiyat yanlılarıyla çetin savaşımlara girişmiş, Talimi edebiyat yüzünden Hacı İbrahim Efendi ile tartışmış; üçüncü Zemzeme önsözü ve Takdiri elhan yüzünden Muallim Naci’ nin çok ağır hücumlarına uğramış, onun ölümünden sonra, Naci izleyicileriyle, kafiyenin göz için olmayıp kulak için olduğu konusu üzerinde tartışmaya girişmiş, bütün bu uğraşlarla, eskiliğin son kalıntılarını da yıkıp yeni edebiyata ortam hazırlamıştır.

Başlıca yapıtları:


şiir:
  • Nağme-i seher (1871),
  • Yadigâr-ı şebâb (1873),
  • Zemzeme (3 cilt, 1883-1885),
  • Tefekkür (1886, nazım ve nesir karışık),
  • Pejmürde (1895, nazım ve nesir karışık),
  • Nijat Ekrem (1910, nazım ve nesir karışık);
oyun:
  • Afife Anjelik (1870),
  • Atala yahut Amerika vahşileri (Chateaubriand’ın Atala adlı romanının oyunlaştırılması, 1873),
  • Vuslat yahut süreksiz sevinç (1873),
  • Çok bilen çok yanılır (1916);
uzun hikâye:
  • Muhsin Bey yahut şairliğin hazin bir neticesi (1889),
  • Şemsa (1897);
roman:
  • Araba sevdası (1898);
edebiyat bilgisi:
  • Talim-i edebiyat (1879);
biyografi:
  • Kudemâdan birkaç şair (1885);
eleştiri:
  • Üçüncü Zemzeme önsözü (1885),
  • Takdir-i elhan (1886), TakıTzât (1898);
çeviri:
  • Atala (1872, Chateaubriand’ın romanı),
  • Me prizon (fr. Mes prisons) tercümesi (1874, Silvio Pellico'nun hapishane anıları),
  • Naçiz (1886, fransızcadan nazım ve nesirle çevrilmiş çeşitli parçalar).
Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 17:07
4 Haziran 2010 09:40   |   Mesaj #3   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam
Ad:  Mahmut Ekrem Recaizade1.jpg
Gösterim: 19
Boyut:  16.8 KB

Araba Sevdası - Recaizade Mahmud Ekrem


Recaizade Mahmut Ekrem'in romanı (1895).

Romanın kahramanı şık giyinmeye, araba kullanmaya, konuşurken Fransızca sözcükler kullanmaya ve alafrangalığa özenen mirasyedi Bihruz Bey, Çamlıca gezisinde gördüğü ve soylu bir ailenin kızı zannettiği Periveş adlı hafifmeşrep bir kadına âşık olur. Bu aşkı hayalinde besler. Arkadaşı Keşfi Bey, kızın öldüğünü, bir de ablası olduğunu söyleyince bu yalana inanır. Sonra bir gün sevdiği kadına rastladığında onu kızın ablası sanarak, kızın mezarının yerini öğrenmeye çalışır.

Tabiî bu arada gerçeği öğrenir ve büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Roman, Tanzimat dönemi edebiyatının belirgin bir konusu olan alafrangalığa özenmenin ve Batı hayranlığının gülünçlüğünü belirtmek amacıyla yazılmış ve Batı tarzı yaşamı özümsemeden yalnızca biçimsel yanlarını uygulamaya çalışan insanlara eleştirel ve alaycı bir bakış açısı sergilemiştir. Araba Sevdası 1940 yılında yeni harflerle de basıldı.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 15:09
20 Temmuz 2012 00:13   |   Mesaj #4   |   
Mira - avatarı
VIP VIP Üye

Recaizade Mahmut Ekrem

Ad:  Mahmut Ekrem Recaizade5.jpg
Gösterim: 20
Boyut:  34.5 KB

(1847 İstanbul-1914 İstanbul),
şair, yazar.

Ortaöğrenimini Beyazıt Rüştiyesi ile Mektebi İrfan'da tamamladı. Harbiye İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakarak Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi'ne girdi (1862). Burada Leskofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet, Namık Kemal gibi dönemin düşün ve sanat adamlarıyla tanıştı. Fransızca öğrendi. Daha sonra Vergi Umumi İdaresi kaleminde, Devlet Şûrası muavinliği ve üyeliğinde, Mülkiye Mektebi'nde ve Galatasaray'da edebiyat muallimliği görevlerinde bulundu (1866-1885).

Kısa süre evkaf nazırlığı görevinden sonra âyan azalığına seçildi. Bu görevdeyken öldü. Namık Kemal'in Avrupa'ya kaçtığı zaman Tasvir-i Efkâr'ı (1867) yöneterek gazeteciliğe başlayan Recaizade, şiir, roman, oyun, edebiyat tarihi türlerindeki eserleriyle yenilik edebiyatının temsilcilerinden biri oldu. Eskiye bağlı yazarlarla yaptığı tartışmalarla ün kazandı. Hamit'in, daha sonra Tevfik Fikret'in girişimlerini destekledi. Şiirlerinde genellikle bireysel temaları işledi.

Betimlemelerde yabancı sözcük ve tamlamalar kullandı. "Muhsin Bey" ve "Şemsa" adlı uzun öykülerinin Namık Kemal üslubuyla yazılmış şairane tasvirlerle dolu, basit öyküler sayılmasına karşılık gerçekçi bir yöntemle yazdığı "Araba Sevdası" ilk başarılı roman örneklerinden biri olarak kabul edildi.

Yapıtları

  • "Afife Anjelik" (oyun, 1870)
  • "Nağme-i Seher" (şiirler, 1871)
  • "Vuslat yahud Süreksiz Sevinç" (oyun, 1874)
  • "Talim-i Edebiyat" (edebiyat ve sanat yazıları, 1879)
  • "Zemzeme" (şiirler, 3 cilt, 1883-1885)
  • "Takdir-i Elhan" (1883)
  • "Muhsin Bey yahud Şairliğin Hazin Bir Neticesi" (uzun öykü, 1889)
  • "Şemsâ" (uzun öykü, 1896)
  • "Araba Sevdası" (roman, 1896)
  • "Nijat Ekrem" (şiirler, anılar, 1911)
  • "Çok Bilen Çok Yanılır" (oyun, 1914).
MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 17:11
2 Ocak 2013 19:02   |   Mesaj #5   |   
adsız - avatarı
VIP VIP Üye

Recaizade Mahmut Ekrem



Recaizade Mahmut Ekrem, Tanzimat Edebiyatı şair ve yazarlarındandır. 1847 yılında İstanbul'da doğdu. Harbiyedeki öğrenimini sağlığı elvermediği için yarıda bıraktı. Dış işlerinde (Hariciye Nezareti) memur olarak göreve başladı. Namık Kemal ile tanıştıktan sonra Tasvir-i Efkar gazetesinde yazılar yazdı. Namık Kemal'in yurt dışına çıkmasıyla Tasvir-i Efkar gazetesini çıkarttı. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Bu görevde 1908 yılına kadar kaldı.
Sponsorlu Bağlantılar

Bir taraftan da Galatasaray Lisesi edebiyat öğretmenliği yaptı (1880-1887) Yenilik taraftarı gençleri Servet-i Fünun dergisi etrafında topladı (1896) 1908 den sonra Ayan (senato) üyeliğine seçildi ve ölünceye dek bu görevi sürdürdü . Bir ara (birkaç ay kadar) Evkaf (vakıflar) ve Maarif (Milli Eğitim) Nazırlığı da yapan Recaizade Ekrem 1914 yılında öldü.

Recaizade Mahmut Ekrem, edebiyatımızda şiir, roman, tiyatro, vb. alanlarında eserler verdi, Şiirde önce Divan Edebiyatı, sonrada Batı Edebiyatı yolunda eserler yazdı. Toplum konularına hiç değinmedi. Doğa güzellikleri, aşk konuları ile günlük hayatta karşılaştığı her tür olayları ele aldı. Aruz ölçüsünü kullandı, heceyle birkaç şiir denemesinde bulundu. Recaizade Mahmut Ekrem'in edebiyatımızda en önemli katkılarından biride Batı yanlısı gençleri Servet-i Fünun dergisi etrafında toplaması oldu. İlk kez edebiyat kurallarını öğreten Talim-i Edebiyat adlı eserini hazırladı. Yaşadığı dönemde "üstat" olarak tanındı.
Tiyatrolarında klasizmin, romanlarında, realizmin etkisi görülür.

Eserlerinden bazıları şunlarıdır:

  • (şiir) Zemzeme I, II, III Nİjat Ekrem;
  • (roman) Araba Sevdası;
  • (eleştri)TAkdir-i Elhan, Zemzeme Mukaddimesi;
  • (edebiyat bilgileri) Talim-i Edebiyat;
  • (tiyatro) Afife Anjelik

Son düzenleyen Safi; 2 Ağustos 2016 14:56
2 Ağustos 2016 17:11   |   Mesaj #6   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

RECAİZADE MAHMUT EKREM

Ad:  Mahmut Ekrem Recaizade4.jpg
Gösterim: 17
Boyut:  32.8 KB

1 Mart 1847’de İstanbul’da doğdu. 31 Nisan 1914’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 19'uncu Yüzyıl Osmanlı edebiyatının önemli isimlerinden. Tanzimat'ın ilk yıllarında Takvimhane Nazırı Recai Efendi'nin oğlu. Babasından Arapça ve Farsça öğrendi. 1858'de ilköğretimini tamamladı. Harbiye İdadisi'ni sağlık nedeniyle yarıda bıraktı. 1862'de Hariciye Nezareti Mektub-i Kalemi'ne girdi. 1868'de Şurayı Devlet (danıştay) muavini oldu.

1874'te Tanzimat ve Nafia Daireleri Başmuavinliği görevine getirildi. Bir yandan da Mekteb-i Mülkiye (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) ve Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) öğretmenlik yaptı. Resmi görevle Trablusgarp'a gönderildi. 1908'de 2'nci Meşrutiyet'ten sonra kurulan Kamil Paşa kabinesinde Maarif Nazırı oldu. Hayattayken üç oğlunun ve özellikle de Nijad’ın ölümüyle yıkıldı. Yaşamını yitirdiğinde Meclis-i Âyan üyesiydi.

Edebiyatla genç yaşta ilgilenmeye başladı. Namık Kemal ile tanıştı, "Encümen-i Şuara"ya katıldı. İlk yazıları Namık Kemal yönetimindeki Tasvir-i Efkar gazetesinde yayanlandı. Namık Kemal'i Avrupa'ya gidişinden sonra gazetenin yönetimini üstlendi. 1870'lerden sonra kendisini tümüyle yazılarına verdi. Batı edebiyatından çeviriler yaptı. 1870'te ilk oyunu "Afife Anjelik", 1871'de ilk şiir kitabı "Nağme-i Seher" yayınlandı. Ölümünden sonra yayınlanan komedisi "Çok Bilen Çok Yanılır" en yetkin tiyatro oyunu sayılır. Muallim Naci ile yaptığı tartışmalarla Edebiyat-ı Cedide'nin kuruluşuna zemin hazırladı. Sanatta güzellik ilkesine bağlı kaldı. Sanat için sanat anlayışını savundu. Doğaya dönük, insanı doğa içinde ele alan şiirler yazdı. Aşk ve ölüm temalarını işledi. Eski-yeni edebiyat tartışmalarının merkezinde yer aldı. Edebiyatımızın yenileşme ve gelişmesinde önemli katkıları oldu. Tek romanı Araba Sevdası Türk edebiyatında gerçekçi romanın ilk örneklerinden biri sayılır.

ESERLERİ


ŞİİR:
  • Nağme-i Seher (1871)
  • Yadigâr-ı Şebâb (1873)
  • Zemzeme (3 cilt, 1883-1885)
  • Tefekkür (düzyazı ile karışık, 1888)
  • Pejmürde (düzyazı ile karışık, 1893)
  • Nijad Ekrem (2 cilt, anılarla birlikte, 1900-1910)
  • Nefrin (1914)
ROMAN:
  • Araba Sevdası (1896-1963)

ÖYKÜ:

  • Saime (1888)
  • Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1890)
  • Şemsa (1895)
OYUN:
  • Afife Anjelik (1870)
  • Atala Yahut Amerikan Vahşileri (1873)
  • Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874)
  • Çok Bilen Çok Yanılır (1916)
DÜZYAZI:
  • Talim-i Edebiyat (1872)
  • Takdir-i Elhan (1886)
  • Kudemaden Birkaç Şair (1888)
  • Takrizat (1896)

Ah Nijad


Hasret beni cayır cayır yakarken
Bedenimde buzdan bir el yürüyor.
Hayaline çılgın çılgın bakarken
Kapanası gözümü kan bürüyor.

Dağda kırda rasgetirsem bir dere
Gözyaşlarım akıtarak çağlarım.
Yollardaki ufak ufak izlere
Senin sanıp bakar bakar ağlarım.

Güneş güler, kuşlar uçar havada,
Uyanırlar nazlı nazlı çiçekler..
Yalnız mısın o karanlık yuvada?
Yok mu seni bir kayırır, bir bekler?

Can isterken hasret odiyle yansın,
Varlık beni alil alil sürüyor.
Bu kaygıya yürek nasıl dayansın?
Bedenciğin topraklarda çürüyor!

Bu ayrılık bana yaman geldi pek,
Ruhum hasta, kırık kolum kanadım.
Ya gel bana, ya oraya beni çek,
Gözüm nuru oğulcuğum, Nijad'ım!

Güzelim


Nedir bu cevr ü tegafül zaman zaman güzelim?
Kaçıncıdır bu eziyetli imtihan güzelim?
Tükendi sabr u tahammül.. üzüldü can güzelim.
Bu naz ise yetişir artık el-aman güzelim!

Hayat bende mücerred seninle kaimdir..
Neşat ü lezzet ü şevkim seninle daimdir..
Sen olmasan nazarımda güneş de muzlimdir..
Sözün hakikati işte budur inan güzelim.

Gamınla mün'adim oldu tasarrufum özüme.
Seni tefekkür ile uyku girmiyor gözüme.
İnanmak istemiyorsan eğer benim sözüme,
Buna şehadet eder gökte ahteran güzelim!

Bu infiale beca na-beca nihayet ver...
Yine şikayete..şükre.. niyaze ruhsat ver!
İade eyleyeyim ne'şemi cesaret ver..
Nazardan eyleme didarını nihan güzelim...

Kusurum anlamadım çünkü etmedim mesul..
Olurdu mazeretim belki de karin-i kabul.
Senin sükutuna karşı benim melul melul..
Yetişmiyor mu sana ettiğim figan güzelim?

Ne hal ise ben afv et de şermsar eyle..
Küçük düşürmek ile bari ahz-ı sar eyle,
Dahil-i merhametim, vechin aşikar eyle..
Bu şivedir sana şayan ol heman güzelim! ..
2 Ağustos 2016 18:03   |   Mesaj #7   |   
Finn and Jake - avatarı
MOD Adventure Time
Ad:  Recaizade.jpg
Gösterim: 22
Boyut:  21.7 KB

Recaizade Mahmut Ekrem

, Tanzimat dönemi şair ve yazarı (1 Mart 1847, İstanbul - 31 Ocak 1914, İstanbul). Takvimhane Nazırı Recai Efendi'nin oğlu, Ercüment Ekrem Talu'nun babasıdır. İlk tahsilini ve Arapça, Farsça öğrenimini babası Recâi Efendi'den yaptı. Bayezid Rüştiyesini bitirdi, Harbiye İdadisini hastalığı yüzünden tamamlayamadı. Çeşitli kademelerde memurluk, edebiyat öğretmenliği, Şüra-yı Devlet (Danıştay) üyeliği ve başkanlığı yaptı. 1908’de kısa bir süre Evkaf ve Maarif Nazırlıklarında bulundu. Aynı yıl Ayan azalığına (Senato üyeliğine) atandı. 1914’te ölünceye kadar bu görevde bulundu. Öldüğünde okullar tatil edilmiş, büyük bir cenaze töreni düzenlenmişti. Küçüksu’da oğlu Nijad’ın kabri yanında gömülüdür.

Edebi Kişiliği


Sponsorlu Bağlantılar
Edebi hayata eski şiirle giren Recaizade, Namık Kemal’in tesiriyle batı edebiyatına yönelerek Tasvir-i Efkar Gazetesi'nde yazmaya başladı. Şiir, tiyatro, roman ve tenkit türlerinde eserler verdi. Tanzimat edebiyatının ikinci grubundan olduğu için “Sanat sanat içindir” anlayışına bağlı kalmıştır. Yeni Türk Edebiyatının bilgileriyle yeni kurallarını ortaya koyarak yenileşme, batılılaşma hareketlerini, yeni edebiyat örnekleriyle, genç nesle öğretip işledi. Bu arada Servet-i Fünun Dergisinin başına Tevfik Fikret’i getirerek “Edebiyat-ı Cedide” akımını hazırladı. Ona göre şiirin şiir olmaktan başka gâyesi olamaz. Şiir ahlakçı olmalı. Şiirin temel konuları insan ve tabiattır. Dünyada görülen her güzel şey, şiirdir. Sokak dili, hatta konuşma dili şiire giremez. Şiirin kendine göre sözleri ve deyimleri olması gerekir. Kafiye göz için değil, kulak içindir. Ekrem, halkın konuştuğu ve anladığı kelimelerin şiir lisanında kullanılmasına karşı çıktı. Tenkit ettiği divan edebiyatı şâirlerinden daha ağır, anlaşılması zor bir lisanla şiirler yazdı.

Recaizade üslupçu bir yazar ve şairdir. Ona göre üç çeşit üslûp vardır: Sade (yalın, süssüz), müzeyyen, ali (çok sanatlı). Sanat eserleri için onun uygun bulduğu ikinci ve üçüncüsüdür. Batının şiirlerinde ilham tarafı eksik, hayaller oldukça fazla ve düşünceler zayıftır. Recaizade, üç oğlunun, özellikle Nijad’ın ölümünden duyduğu acıyı dile getirdiği şiirleriyle daha çok karamsar duygular işledi. Edebiyatımızda bir “Ağıtlar şairi” olarak tanındı. Yine edebiyatımıza, ferdi teessür ve ızdırabı getiren Abdülhak Hamid’le berâber Recaizade olmuştur. Roman ve hikaye sahasında başarılı eser olarak kabul edilen Araba Sevdası ile realizmi romancılığımıza uygulamıştır. Bu romanda, Avrupalılaşmayı, züppeleşmek şeklinde anlayan ve uygulayan o zamanki İstanbul sosyetesi tenkit edilmiştir. Esas itibâriyle sosyal konulu bir romandır. Edebiyat nazariyatçılığı (edebiyat üzerine düşünceleri) tenkitçiliği, roman ve komedi yazarlığı, şairliğinden çok daha güçlüdür. Şiir, tenkit, hatıra, tercüme, inceleme, hikaye, roman ve tiyatro alanında 25’i aşkın eser vermiştir.

Eserleri



Şiir

  • Nağme-i Seher (1871)
  • Yadigâr-ı Şebab (1873)
  • Zemzeme (3 cilt, 1883-85), Tefekkür (düzyazı ile karışık, 1888)
  • Pejmürde (1895)
  • Nijad Ekrem (1910)
  • Nefrin (1916)

Hikaye

  • Kaime (1888)
  • Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1889)
  • Şemsa (1895)

Roman

  • Araba Sevdası (1898)

Oyun

  • Afife Anjelik (1870)
  • Atala Yahut Amerikan Vahşileri (1873)
  • Vuslat yahut Süreksiz Sevinç (1874)
  • Çok Bilen Çok Yanılır (1914)
  • Görev Çağrısı (1914)

İnceleme-Eleştiri

  • Talim-i Edebiyat (1879)
  • Kudemadan Bir Kaç Şair (biyografiler, 1885)
  • Takdir-i Elhan (Menemenlizade Tahir’in Elhan adlı eseri dolayısıyla Muallim Naci’nin görüşlerine eleştirileri, 1886)
  • Takrizat (genç edebiyatçıların kitaplarına yazdığı önsözler, 1898)

Çeviri

  • Atala (Chateaubrian’dan, 1872)
  • Meprizon (Silvio Pellico’dan 1874)
Şair ve yazar, devlet adamı (D. 1 Mart 1847, Vaniköyü / İstanbul - Ö. 31 Ocak 1914). Babası, Tanzimat’ın ilk yıllarında Takvimhane Nazırlığı yapmış olan, şair, hattat ve tarihçi Mehmet Şakir Recai Efendi’dir. Ailesinin bilinen en bü­yük atası, yeniçeri ağalığına kadar yükselmiş Selim Ağa’dır. Roman ve hikâye yazarı Ercüment Ekrem Talu, oğludur. Özel öğrenim görerek yetişti. Arapça ve Farsçayı babasından öğ­rendi. İlköğrenimine Bayezıt Rüştiyesinde (ortaokul) başla­dı. Mekteb-i İrfan’ı bitirdikten (1858) sonra girdiği Harbiye İdadisindeki (askeri hazırlık okulu) öğrenimini sağlık nedeniyle tamamlayamadı. Hariciye Nezareti Mektubî Kaleminde (Dışişleri Bakanlığı Özel Kalemi) memurluğa başladı (1862). Burada Fransızcayı öğrendi. Namık Kemal’le tanıştı, onun yanında encümen-i şuara (şairler topluluğu) toplantılarına katıldı. Tanzimat ve Nafia (Bayındırlık) dairelerinde başmuavinlik (1874), Şurayı Devlet (Danıştay) üyeliği (1877), Mülkiye Mektebi (Siyasal Bilgiler Okulu) ve Galatasaray Sultanisinde (lise) edebiyat öğretmenliği (1880-88) yaptı. Bir ara Trablusgarb’a gidecek bir komisyona başkan oldu. Bu görevden dönerken Malta üzerinden gizlice Avrupa’ya kaçma hevesine kapıldı. Malta’dan İstanbul’a getirti­lerek Büyük Ada’ya maaşlı, izinli olarak gönderildi. Oğlu Nijad’ın ölümünden sonra II. Meşrutiyet’in ilanı (1908) ile ilk kurulan Kamil Paşa kabinesinde kendisine Evkaf Nazırlığı (Vakıflar Bakanlığı) teklif edildiyse de, bu görevi kabul etmedi. Kurulan ikinci hükümette Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) teklif edildi, onu da istemedi. Bunun üzerine getirildiği A’yan Azalığı (senatör, 28 Ka­sım 1908) görevinde ölünceye kadar kaldı. Ölümü dolayısıyla okullar tatil edildi, kendisine büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Küçüksu’da oğlu Nijad’ın yanında toprağa verildi. Recaizade Mahmut Ekrem, Namık Kemal’le tanıştıktan sonra ilk yazılarını Tasvir-i Ef­kar, Terakki, Hakayıku’l-Vekayi adlı gazetelerde ya­yımlamaya başladı. Namık Kemal’in Fransa’ya gidişi üzerine Tasvir-i Efkar gazetesinin yönetimini üstlendi (1867). İlk kitabı Afife Anjelik ile yayın hayatına başladı (1870). Takdir-i Elhan’ın çıkışına Muallim Naci’nin tepkisi üzerine polemiklere girdi, bunun etkisiyle edebî çevreden uzaklaştı. Bu dönemde hikaye denemeleri yaptı. Bu tartışmalarıyla Edebiyat-ı Cedide akımının doğuşuna ortam hazırladı. Yeni bir edebi çevre yaratma isteğiyle eski öğrencileri Ahmet İhsan ile Tevfık Fikret’i tanıştırdı ve Ahmet İhsan’ın çıkarmakta olduğu Servet-i Fünun’u, Fikret’in öncülüğünde bir edebiyat dergisi durumuna getirdi. Böylelikle döneminin genç şair ve edebiyatçılarını çevresinde topladı. Tanzimat ve Batı düşüncesinin yeni kuşağa benimsetilmesinde önemli rol oynadı. Şinasi ile başlayan ve Na­mık Kemal ile önemli gelişmeler kaydeden Türk ede­biyatının değişme ve gelişmesinde etkili oldu. Önemli bir teorisyendir. Ta’lim-i Edebiyyat adlı eserinden başlayarak çeşitli yazılarında ve kitaplarının önsözlerinde sanat ve edebiyat üzeri­ne olan görüşlerini ve düşüncelerini anlattı. Batılı yazarlardan büyük ölçüde etkilendi ve kendinden sonra gelenleri buna göre biçimlendirdi. Recaizade, üç oğlunun, özellikle, Nijad’ın ölümünden (1898) duyduğu acıyı dile getirdiği şiirleriyle daha çok karamsarlığı işledi. Edebiyatta “Sanat sanat içindir” anlayışını savundu. Türk edebiyatında gerçekçiliğin ilk örneklerinden sayılan tek romanı Araba Sevdası’nda Bihruz Bey’in kişiliğinde Batı hayranlığının gülünç yanlarını mizaha varan bir anlatımla yansıttı. Romantizmden realizme geçişin bir örneği olan bu kitap, aynı zamanda gençlerin yanlış eğitilmesi ve Batılı yaşayışa bilinçsizce özenmenin sonuçlarının işlenmesiyle bir sosyal eleştiri romanı sayılmalıdır.

Namık Kemal’in ve Batılı yazarların etkisinde oyunlar da yazdı. Özenti hayatlara eleştiri niteliğin-deki Saime adlı kitabının ahlaka aykırı görüldüğü için tefrikası yasaklandı. Romantik bir aşk hikayesi olan Muhsin Bey, Greziella’nın etkisi ile yazdı. Son hikaye dene­mesi Şemsa’anı biçiminde kaleme aldı. Bizde edebi eleştirinin yerleşmesinde de katkıları büyüktür. Eski ede­biyat geleneğini sürdürenlerden başta Elhac İbrahim Efendi ve Muallim Naci olmak üzere, kimi yazarların onu ağır bir dille eleştirmeleri çeşitli polemik yazıları yazmasına yolaçtı. Şair, romancı, oyun yazarı, eleştirmen ve çevirmen kimliğiyle Recaizade Mahmut Ekrem, döneminde edebiyatımı­zın yenileşmesinde ciddi katkı sahibidir. “Namık Kemal’in bütün ve yekpare kahramanı, Hamid’de bir iç parçalanmasına maruz kalır. Hamid’-de, yine de birbiriyle çarpışan kuvvetler vardır. Recaizade Ekrem’de aktif Tanzimat ruhu daha fazla silinir, istibdat devrine has olan pasif, içe dönük ruh başlar. Servet-i Fünun edebiyatında pasif ruh tam bir melankoliye düşer. Recaizade’nin santimentalizmi, Servet-i Fünuncuların melankolisini hazırlar.” (Mehmet Kaplan) “Ekrem, sanat eserinin olgunluğunda tek unsur ola­rak ‘güzellik’i görür. Edebiyatta ve özellikle şiirde bu güzellik unsurunu yaratacak olan da muhteva güzelliği ile üslup güzelliğidir. ‘Düşünce, duygu ve hayal’ gü­zelliğinin, üslup güzelliği ile uyuşması ve bütünleşme­si, edebi eserin güzelliğini yaratmış olacaktır. Böyle­likle edebi eseri kendi içinde bir bütün olarak değer­lendiren yazar, batılı bir tavır ile karşımıza çıkmış olur. “Recaizade, şiir üzerinde iyi düşünmüş ve hayli sağlam görüşler sunmuş olmasına rağmen güçlü bir şair sayılamaz. Şiirlerinde ilham tarafı eksik, hayaller oldukça sık ve düşünceler zayıftır. Ancak hüzünlü duyguları gereğinden fazla işlemiş, bu yolda marazi denecek kadar ağlamaklı bir çığırın açılmasına öncü olmuştur. Zaten her şeye üzülen bu hisli insan, çocuklarının art arda ölümleri ile büsbütün dertlenmiş, edebiyatımızda bir ağıtlar şairi olarak tanınmıştır.

Derleme...

Daha fazla sonuç:
Mahmut Ekrem Recaizade

Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
Pixabay Resimleri:
paneli aç