Arama

Serveti Fünun edebiyatında karamsarlık gibi temaların işlenme nedeni nedir?

Güncelleme: 17 Ekim 2018 Gösterim: 16.018 Cevap: 2
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
Ziyaretçi
27 Kasım 2008       Mesaj #1
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
Serveti Fünun edebiyatında karamsarlık gibi temaların işlenme nedeni nedir?
Son düzenleyen Safi; 17 Ekim 2018 00:46
fadedliver - avatarı
fadedliver
Ziyaretçi
27 Kasım 2008       Mesaj #2
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
Edebiyat-ı Cedide Türk edebiyatında batı medeniyetinin etkisiyle meydana gelen yenilik akımı (1896-1901). Temsilcileri haftalık Servetifünun dergisinin çevresinde toplandığı için "Servetifünun edebiyatı" da denir. Edebiyatı Cedide hareketi, Tevfik Fikret'in (1867-1915) Servetifünun dergisinde yazı işlerini üzerine almasıyla (sayı: 256, 7 şubat 1896) başladı; «Edebiyat ve Hukuk» başlıklı tercüme bir yazıda geçen «Fakat bir gün geldi ki 1789 idaresiyle Fransa'da talâk teessüs etti» cümlesinin Fransız ihtilâlini işaret ettiği gerekçesiyle Abdülhamid II sansürü tarafından Servetifünun'un kapatıldığı tarihe (16 ekim 1901) kadar devam etti.

Sponsorlu Bağlantılar
Edebiyatı Cedide topluluğunun meydana gelişini, Tanzimat edebiyatının son dönem sanatçılarından Recaizade Mahmud Ekrem (1847-1914) çevresinde meydana gelen edebiyat yeniliği tartışmaları hazırladı: Hasan Âsaf'ın «Burhan-ı Kudret» şiirinin Musavver Malûmat dergisinde yayımlanmasından sonra, bu şiirde geçen abes ve muktebes kelimelerinin kafiye olup olamayacağı konusu, eski ve yeni edebiyat anlayışlarına bağlı olanlar arasında geniş bir tartışmaya yolaçtı.

Eski edebiyat taraftarları, Arap alfabesine göre bu kelimelerin sonlarındaki «s» harflerinden ilki se, ikincisi sin olduğu için kafiyenin söz konusu olamayacağını ileri sürdüler. Hasan Âsaf kendisini, «Kafiye göz için değil, kulak içindir» diyen Recaizade'-nin düşüncelerine dayanarak savundu.

Recaizade Ekrem, Maarif dergisinde, «Sanat müşkül ise de Muaheze Asan değildir» başlıklı yazısıyla, kafiyenin yazılışa göre değil, sese göre olması gerektiği görüşünü ileri sürmüştü. Tartışmanın genişlediği bir sırada, Recaizade'nin tavsiyesiyle Servetifünun dergisinin başına Galatasaray sultanisinde öğrenci olan Tevfik Fikret getirildi. Recaizade'nin görüşlerini destekleyen genç yazarlar eserlerini bu dergide yayımlamağa başladılar.

Tevfik Fikret'in şiir tenkit yazılarını Cenab Şahabeddin'in (1870-1934) şiirleri, Hüseyin Cahit'in (Yalçın) 1874-1957, Hüseyin Suad'ın (Yalçın) 1867-1942, Hüseyin Siret'in (özsever) 1872-1959, Müftüoğlu Ahmed Hikmet'in (1870-1927), Mehmed Rauf'un (1875-1931), Ahmed Şuayib'in (1876-1910) v.d.nin şiirleri ve yazıları takip etti. Bu yazarların meydana getirdiği yeni edebiyat anlayışı, Edebiyatı Cedide diye adlandırıldı.

Edebiyatı Cedide akımında Fransız edebiyatının geniş etkisi görülür. Şiirde sembolizm ve Parnasçılık, roman ve hikâyede realist ve natüralist akım Edebiyatı Cedidecileri etkiledi. Abdülhamid II'nin istibdat yönetimi sırasında eser veren Edebiyatı Cedideciler, toplum meseleleriyle ilgilenmekten uzaklaştılar. «Sanat için sanat» düşüncesini benimsediler; aydınlar için yazdılar.

DİL VE ÜSLÛP
Edebiyatı Cedide yazarları geniş halk kütlelerine hitap etmek isteyen, halkı edebiyat yoluyla eğitmeyi amaç edinen Tanzimat yazarlarının dil anlayışından ayrılırlar. Eserlerinin dil bakımından başlıca özellikleri şunlar oldu:
1. Lügatlerden, yaygın olmayan Arapça ve Farsça kelimeler bularak kullandılar (nahcir, tiraje v.b.);
2. Arapça ve Farsça köklerden, Arap ve Fars dillerinin kurallarına göre yeni kelimeler türettiler (mükevkep, nevin v.b.);
3. Yabancı kurallara göre anlam bakımından yeni tamlamalar yaptılar (Havf-ı siyah, Saat-ı semenfam v.b.);
4. Yeni bileşik sıfatlar (vasf-ı terkibi) türettiler (tehi-baht, hayat-endiş v.b.);
5. Fransızca'dan bazı deyimleri çevirerek kullandılar (el sıkmak, dest-i izdivaç talep etmek v.b.).

Edebiyatı Cedidenin üslûp özelliklerinin başında sözdizimiyle ilgili yenilikler gelir. Bunların başlıcaları da şunlardır:
1. Cümle sonlarında fiil çekimlerinin aynı şekilde tekrarlanmasından kaçınılarak, değişik zamanlar kullanılır; fiil cümlelerinin yanında fiilsiz cümlelere, isim cümlelerine yer verilir;
2. Cümle içinde bağ fiiller, bağlama edatları kullanılmadan kesik ifadelere başvurulur;
3. Bazen sıfatlar ismin sonuna getirilir;
4. Ara yere küçük cümleler sokularak cümle ikiye bölünür;
5. Mastarlar tek başlarına cümle gibi kullanılır;
6. Cümlenin içinde pekiştirme amacıyla «evet» sözüne yer verilir.

Bunlardan başka özellikle şiirde şu üslûp yenilikleri görülür:

1. Cümleler mısra veya beyit sonunda bitmeyerek devam eder;
2. Fiilsiz cümleler kullanılır;
3. Mısradan mısraa geçen uzun cümleler arasına küçük cümlelerden yapılmış mısralar katılır;
4. Karşılıklı konuşma cümlelerine yer verilir;
5. «ve» edatı, «ah», «of» ünlemleri sık sık kullanılır.

ŞİİR
Edebiyatı Cedide şiiri, Tanzimat edebiyatında biçim ve öz bakımından başlayan batılılaşmayı geliştirdi. Özellikle Abdülhak Hâmid'in (Tarhan) 1852-1937 ve Recaizade Ekrem'in Türk şiirine getirdikleri yenilikleri devam ettirdi. Edebiyatı Cedide şiiri, Tanzimat şairlerinin divan şiiri ile Fransız şiirinin nazım şekillerini birarada kullanmalarına karşılık, divan şiirinin nazım şekilleriyle meydana getirilen ilk denemelerden sonra bu şekillerden uzaklaştı. Edebiyatı Cedide şairleri şu nazım şekilleriyle eser verdiler:
1. Fransız şiirinden alınan şekiller (msl. sone'ler);
2. Divan edebiyatından alınan ve değiştirilerek Fransız şiirin-deki serbest nazım örneklerine yaklaştırılan serbest müstezat;
3. Divan şiirinde de, Fransız şiirinde de bulunmayan ve kafiyelemede kolaylık sağlayan yeni şekiller.

Edebiyatı Cedide şiirinde kesin olarak gerçekleştirilen yeniliklerden biri, anlamın bir beyitte tamamlanması geleneğinin yıkılmasıdır. Böylece şiirin içinde parçalar halinde kalan güzellik anlayışından kurtulmak ve şiirde bütünlük kurmak mümkün oldu. Bu şiir, kafiyenin göz için değil, kulak için olması gerektiği anlayışına dayandı. Genellikle aruz veznini kullanan edebiyatı cedide şairleri, kelimelerin söyleniş değerine önem verdiler; Türkçe kelimeleri Arapça ve Farsça kelimelere benzeten imâleleri elden geldiği kadar azalttılar.

Batı edebiyatı örneklerine dayanarak, şiir konularını büyük ölçüde genişlettiler. Bu dönemde Tanzimat edebiyatına ait olan, «her güzel şeyin şiire girebileceği» şeklindeki anlayış değiştirildi. «Güzel» olmayan konular da şiirde işlenmeğe başlandı. Hayattan alınan basit olaylar şiir konusu oldu. Fakat çoğunlukla ferdi duygulara, hayallere yer verildi: aşk, tabiat ve aile hayatı başlıca temalardı.

Tanzimat şiirinin yöneldiği metafizik ve sosyal temalar pek az kullanıldı. Bu arada aşk teması, romantik anlayışla işlendi; tabiat sübjektif açıdan anlatıldı. Bu şiirde aile hayatına ait duygular, toplum hayatından uzaklaşmamanın ifadesi olarak, şairlerin özel hayatlarına kapanma eğilimlerini dile getirdi.

Edebiyatı Cedide şairleri çevreden ve gerçeklerden kaçış düşüncesine bağlıdır. Yalnızlık, sükûnet ve inziva istekleri marazi bir duygulanış ve hayal tarzı meydana getirdi. Hayal ile hakikat arasındaki çatışma edebiyatı cedide şiirinin en çok işlenen konularından biridir. Bu çatışmanın aşkta ve hayatta daima hayal kırıklığına yolaçtığı anlatılır, önemli temalardan biri de maddilik-manevilik çalışmasıdır.

Edebiyatı cedideciler maddi hayattan nefret ettiklerini belirtirler; gerçek hayattan uzaklaşarak hayal dünyasına ve tabiata sığınırlar. Aşkta kadınların maddi isteklerinden tiksindiklerini anlatırlar. Hüzün ve ıstırap duygusuna geniş yer verirler. Hastalık ve tasayı geniş ilham kaynaklarından biri olarak kullanırlar.

Edebiyatı Cedide şiirinin başlıca temsilcileri Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Hüseyin Siret, Hüseyin Suad, Ali Ekrem (Bolayır) 1867-1937, H. Nâzım (Ahmed Reşid Rey) 1870-1955, Süleyman Nesib (Süleymanpaşazade Sami) 1866-1917, Süleyman Nazif (1869-1927), Faik Âli (Ozansoy) 1876-1950, Celâl Sahir'dir (Erozan) 1883-1935.

Edebiyatı Cedide şiirinin Cenab Şahabeddin ile birlikte en önemli temsilcisi olan Tevfik Fikret, bu şiirin özelliklerini meydana getiren bütün yenilikleri kendi eserine uygulamıştır: söyleyişin tabii ve yer yer sade bir nesir yapısı kazanması, şekil ve kafiyenin serbestleşmesi, kelime çeşitleriyle fiil kiplerinin değişik kullanılışları sonucunda aruzun tabiileşmesi gibi...

Tevfik Fikret'in edebiyatı cedide dönemindeki şiirleri ferdi duygulara, tabiata, yaşanmış hayat sahnelerine dayanır ve romantik-lirik bir nitelik taşır. Fransız edebiyatının ve çağdaş akımların (sembolizm, parnasçılık) etkisini tanıyan Cenab Şahabeddin'in şiiri özenli bir müzikaliteye dayanır, istiarelere ön planda yer verir. Aşk ve tabiat temalarını işler. Alafranga yaşayıştan gelen zevk özellikleri gösterir. Tevfik Fikret ile Cenab Şahabeddin'in getirdiği yenilikleri devam ettiren edebiyatı cedidecilerden Hüseyin Siret, şiirinin hasta lirizmi ile dikkati çeker. Hüseyin Suad zaman zaman maddileşen bir aşkla birlikte içine kapanık marazi bir duygululuğu dile getirir.

Namık Kemal'in oğlu olan Ali Ekrem, ferdi duygular yanında, konusunu 1877 yunan savaşından alan ve köylü-asker bir kahramanı canlandıran Vasiyet şiiriyle dikkati çeker. Şiirlerinde H. Nâzım takma adını kullanan Ahmed Reşid, Recaizade Ekrem ile Abdülhak Hâmid'in geniş etkisi altındadır. Dar çerçeveli bir lirizmi, oldukça karışık bir ifadeyle dile getirir. Süleyman Nesib takma adıyla tanınan Süleymanpaşazade Sami'nin şiirlerinde, aşk temasının yanı sıra, başkalarının dertlerine karşı beslenen acıma duygusu da geniş ölçüde yer alır.

1908'den sonraki eserlerinde milli heyecana, sosyal konulara yönelen ve asıl ününü bunlarla yapan Süleyman Nazif'in, edebiyatı cedide dönemindeki şiirlerinde romantik duygu ve hayaller hâkimdir. Faik Âli'nin edebiyatı cedide dönemi şiirlerinde kadın ve aşk, hüzün veren tabiat manzaraları, karamsarlık v.b. temalar ağır basar. Edebiyatı Cedide topluluğunun en genç üyesi olan Celâl Sahir'in bu dönemdeki şiirlerinde ise hasret duyguları ve cana yakın bir samimiyet görülür.

ROMAN VE HİKÂYE
Türk edebiyatına Tanzimat'tan sonra giren yeni türlerden olan roman ve hikâye, edebiyatı cedide devrinde gelişti ve ilk usta romancılar bu devirde yetişti. Edebiyatı Cedide dönemindeki roman ve hikâye başlıca şu özellikleri gösterir:

1. Yazarlar realizm ve natüralizm akımlarının etkisindedir;
2. Anlatım tekniği Tanzimat edebiyatına göre daha gelişmiştir;
3. Batı edebiyatından alınan metotla yerli hayata ait olaylar anlatılırken zaman zaman batı hayatından aktarılan olaylara ve kişilere de yer verilmiştir. Çoğunlukla İstanbul'da geçen olaylar anlatılmıştır;
4. Kahramanlar genellikle aydınlar arasından seçilmiştir; okuyucu kütlesi de aydınlardır;
5. Kahramanlar arasında kadın ile erkek aynı seviyededir. Tanzimat edebiyatındaki cariye, odalık v.b. gibi kadın tipleri ve zavallı, hain, ahlâk düşkünü v.b. kadın karakterleri yerine, erkeklerin karşısında kendi varlık ve kudretlerini bilen tipler canlandırılır;
6. Konuşma dilinden uzaklaşan bir anlatım kullanılmıştır; Arapça, Farsça kelime ve tamlamalara geniş ölçüde yer verilmiştir; cümle yapısında Fransızca'nın kuruluşuna uygun sözdizimi özellikleri görülür; üslûp özellikle tasvirlerde çok süslüdür.

Edebiyatı Cedidenin roman ve hikâye alanında eser veren yazarları Halit Ziya Uşaklıgil (1866-1945), Mehmed Rauf, Hüseyin Cahit, Müftüoğlu Ahmed Hikmet, Saffeti Ziya'dır (1875-1929).

Halit Ziya Uşaklıgil, daha önce Cambaz Kız hikâyesinin çıktığı Servetifünun (sayı: 109) dergisinde, edebiyatı cedide topluluğuna katıldıktan sonra Mai ve Siyah romanını yayımladı. Edebiyatı Cedidenin öz ve biçim bakımından bütün özelliklerini toplayan bu eser, romantik çizgiler taşıyan bir kahramanın (Ahmet Cemil) çevresinde gerçekçi özelliklere de yer vermektedir.

Halit Ziya'nın edebiyatı cedide döneminde Servetifünun dergisinde tefrika edilen diğer eserleri Aşk-ı Memnu («Yasak Aşk») ye Kırık Hayatlar'dır. İstanbul'da hazır yiyici ve alafrangalık düşkünü zümrenin hayatını anlatan Aşk-ı Memnu, kuvvetli tekniği ve psikolojik tahlilleriyle yazarın en başarılı eseri sayılır. Servetifünun'un kapanması üzerine yayımı yarım kalan Kırık Hayatlar, orta ve yoksul tabakadan kahramanların serüvenini günlük hayatın tabiiliği içinde anlatan bir töre romanıdır. Halit Ziya'nın edebiyatı cedide döneminde yazdığı hikâyeleri (Bir Yazın Tarihi 1900, Solgun Demet 1901) genellikle halk tabakasının hayatını ve halk tiplerini canlandırır. Bunlar, hikâye türünün sekil özelliklerini geliştiren eserlerdir.

Edebiyatı Cedide romanında psikolojik tahlile en geniş yeri veren Mehmed Rauf, Eylül (1900) adlı eserinde varlıklı ailelere mensup kahramanlar çevresinde geçen bir aşkı, Halit Ziya'dan daha sade ve özenti-siz bir dille anlatır. Hüseyin Cahit de Servetifünun'da yayımlanan Hayal içinde romanında ruh tahlillerine yer verir. Hayatı Muhayyel (1897), Hayatı Hakikiye Sahneleri (1910) adlı kitaplarında topladığı hikâyelerinde halktan kimselerin hayatına pek az eğilen Hüseyin Cahit, öteki edebiyatı cedide yazarlarından daha sade ve yapmacıksız bir dil kullandı.

Ahmed Hikmet Müftüoğlu'nun Haristan (1901) adlı kitabında topladığı hikâyeleri daha çok şairane sözlerle kurulmuş, özentili mensur şiirlerdir. Süslü bir üslûpla, olağanüstü olayları anlatır. Servetifünun'da tefrika edilen (1896-1897) Salon Köşelerinde romanıyla tanınan Saffeti Ziya, bu eserinde, İstanbul'daki yabancıların, onlarla ilişkisi olan sosyetenin, salon hayatının geniş bir tasvirini yapar.

EDEBİYAT TARİHİ VE TENKİT
Edebiyatı Cedide yazarları batı edebiyatıyla yakından ilgilendiler. Özellikle örnek tuttukları Fransız edebiyatıyla ilgili incelemeler yayımladılar. Bunlar arasında Halit Ziya Uşaklıgil'in roman sanatının tarihi ve özellikleriyle ilgili Hikâye (1889) adlı eseri, Servetifünun'da yayımlanan Alphonse Daudet hakkındaki incelemesi, Mehmed Rauf'un Paul Bourget üstüne yazısı sayılabilir. Ahmed Şuayıp'ın Hayat ve Kitaplar (1900) adlı eserinde de Taine ve Flaubert başta gelmek üzere bazı batılı yazarlar hakkındaki incelemeler toplanmıştır.

Edebiyatı Cedide devrinin belli başlı tenkit yazılarından bir kısmı Muallim Naci ile Recaizade Ekrem arasında Demdeme do-layısıyla meydana gelen tartışmayı devam ettirdi. Yeni edebiyata yöneltilen saldırılar yüzünden doğan tartışma konularından biri de dekadanlıktır. Bu tartışmalarda edebiyatı cedide akımını hararetle savunan Hüseyin Cahit tenkit yazılarını Kavgalarım (1910) adlı kitabında topladı.

Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin'in Servetifünun dergisi, Tarik gazetesi v.d.'deki tenkit yazıları ile edebiyat sohbetlerinden başka bu dönemin edebiyat tartışmalarına ismail Safa'nın Mülâhazat-ı Edebiye (1897), Lütfi Fikri'nin Tecrübe-i İntikal: Duhter-i Hindu (1900) gibi eserlerinde rastlanırAlıntı
Son düzenleyen Safi; 17 Ekim 2018 00:56
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
15 Ekim 2018       Mesaj #3
Avatarı yok
Yasaklı
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.

Servet-i Fünun Edebiyatında Tema!

  • Servet-i Fünun Edebiyatı, istibdat dönemi adı verilen bunalımlı bir baskı döneminde oluşturulmuş, 'sanat, sanat içindir' anlayışına göre hareket eden bir edebiyattır. Bu nedenle toplumsal konulardan ziyade karamsar bir ruh halinin egemen olduğu ölüm, yalnızlık vb. nitelikte bireysel konular işlenmiştir!
Servet-i Fünûn Edebiyatı (Edebiyat-ı Cedide)
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

15 Ekim 2018 / Misafir Cevaplanmış
1 Kasım 2016 / Ziyaretçi Soru-Cevap
12 Aralık 2014 / Misafir Soru-Cevap
10 Mart 2010 / Misafir Cevaplanmış
7 Ekim 2009 / Misafir Soru-Cevap