Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 69.769|Cevap: 4|Güncelleme: 12 Aralık 2015

Özgürlük Nedir?

7 Kasım 2008 22:20   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Özgürlük
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Sponsorlu Bağlantılar
Almanca freiheit, Fransızca liberté, İngilizce liberty, freedom, Latince libertas olarak tanımlanan ve siyasal, toplumsal, felsefi ve gündelik yaşam alanlarında çeşitli anlam boyutlarında kullanılan kavram ya da kategori.

En genel haliyle, özgürlük, bağlı ve bağımlı olmama, dış etkilerden (etkenlerden) bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma halini dile getirmektedir. Buna paralel başka bir gündelik tanımı, insanın kendi kararlarını kendi istemine ve düşüncelerine göre belirleyebilmesi, kendi seçimlerini kendi iradesiyle yapabilmesi olarak belirir. Burada özgürlük bir irade özgürlüğüdür.
Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük'de özgürlük sözcüğünü şöyle tanımlamaktadır:
1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.
2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet.
Siyasal ve toplumsal alanda özgürlük kavramı daha karmaşık ve çok-anlamlı tanımlar ve tartışmalar getirir beraberinde. Mesela, Liberalizm'de özgürlük ana prensiptir, ancak burda kişisel özgürlükleri öyle bir abartılır hale getirirler ki sonuçta bununda adına özgürlük diyebilirler: Halbuki konu siyasi oldu mu bu tüm toplumu ilgilendirir, dolayısıyla tekil özgürlüğün çoğul özgürlüğü kısıtlamaması ve ona zarar vermemesi gerekir. Aynı şekilde ekonomide dışa bağımlı yollar özgürlüğü kısıtlar, işte bütün bunlar oturması gereken kavramlardır. Felsefi anlamda (düzlemde) ise kavram tamamen kuramsal boyutta değerlendirilir ve düşünce tarihinin başlangıcına kadar uzanan bir geçmişe sahip olarak ortaya çıkar. Hemen bütün öğretilerin bir özgürlük tanımlaması ve buna göre bir özgürlük talebi vardır. Aydınlanmacılık ile berber özgürlük, felsefi ve toplumsal bir ilke olarak formüle edilmeye girişildi. Modernizm, başlangıcından itibaren mutlak bir özgürlük talebi ve iddiasi olarak ortaya konulmuştur.
İstenç özgürlüğü, irade özgürlüğü, ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, bireysel özgürlük, toplumsal özgürlük ve benzeri kavram ve kategoriler felsefi Özgürlük nosyonu başlığı altında tartışılıp değerlendirilen ve siyasal içerimleri de olan birkaç önemli kavramdır.
Özgürlük kavramının iki farklı bağlamdaki temel maddeleri şöyledir:
  • Özgürlük (felsefe), felsefî anlamda özgürlük kavramı.
  • Özgürlük (siyaset), siyasî anlamda özgürlük kavramı.
Alıntı

Özgürlük...
Yeniden doğup pembe bir dünyaya uyanmak gibi birşey olsa gerek...
Bir kelebeğin metamorfozlardan kendini kurtarıp, kanatlarına can yürümesi...
İlk kanat çırpışıyla gökyüzüne havalanması gibi...


Blue Blood
7 Kasım 2008 22:54   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Hukuki bir yaklaşımla Özgülük

Özgürlük bir "hak"tır; fakat bütün haklar özgürlük değildir. Özgürlük herkese tanınmış bir insan hakkıdır. Hukukça yasaklanmamış olan yasal ve serbesttir. Özgür olmak, başkasına karşı öne sürülebilen haklara sahip olmaktır. "Hak" biçimi sağlar; bununla özgürlük ifade edilir, dışa vurulur; onun varlığı anlaşılır. Hak daha çok özgürlüğün, usulü güvencesi ve gerçekleşme aracı olarak nitelenebilir. Özgürlük, fiili durumu ifade eder. Kişi şu ya da bu biçimde karar verme ve davranma, iradesi doğrultusunda yapma ya da yapmama yetkisine sahip olduğu zaman "özgür"dür. Bununla birlikte haklar normatif alanda yer alır. Hak’ta, doğru addolunan davranış meşruiyet kriterine vurulduğundan, özgürlük ve haklar aynı düzlemde bulunmazlar.
Özgürlük, tekil olarak kullanımında saf bir fikir olmaktan öte başka bir şey değildir. Hukuk alanında birey ancak "özgürlüklerin" öznesi olabilir. Özgürlükler, bireyin sahip olduğu olanaklar kendisine tanınan "yetki" "bağımsızlık" ve "iktidardır". Bireye bireysel güç ve ayrıcalıklar veren özgürlük, haktan çok bir "erk",üzerinde kimsenin yetkiye sahip olmadığı bir bağımsızlıktır. Başkasına bağlı olmama, serbestlik biçiminde de ifade edilebilir.
Özgürlük, bütün hakların ortak kökenidir; haklar ise, özgürlükleri sağlamak için kişiye hukukça tanınan meşru yetkilerdir. Hakkın mahkeme önünde de öne sürülebilme özelliği bulunmaktadır. Örneğin seyahat özgürlüğünün kullanılması ilgilinin iradesine bağlıdır. Hak ise ancak bunun uygulanmaya konmasında bir dış engelin ortaya çıkmasında -pasaport isteğinin reddi gibi- gündeme gelebilir. Burada öznel hak, özgürlük önündeki engelin aşılmasında kendini gerekirse zorla kabul ettiren erktir. Daha çok uygulama aşamasında gündeme gelen hak özgürlükler üzerinde etkiler yaratır, güvenceleşmesine katkıda bulunur, hatta sınırlayıcı ögeleri de kapsar. Her özgürlük ihlalinde hak doğar. Hak arama özgürlüğü işte bu durumda özgürlüğe yönelen saldırı ya da sınırlamayı kaldırma aracı olma işlevini görür.
Özgürlüklerin "aracı" şeklinde gündeme gelen "hak" kavramı, daha geniş ya da özerk anlamda gelebilir. Kısaca özgürlük "yapabilmek", karar vermek ise hak "istemek”tir; bireyin sahip olduğu yeti, yetki, bağımsızlık ve iktidar olarak özgürlük -öznesi etken, muhatabı ise edilgen olduğundan- devlet ve toplum müdahalesini dışlar. Hakta ise özgürlüğün tersine,"alacaklı" birey, istemde bulunandır; özgürlüklerde "en az" devlet özelliği, bir hizmet veya olumlu edim sağlamayı amaçlayan "sosyal haklar"da refah, koruyucu veya en çok devlet konumunu alır. Bu anlayış, birbirinden kopuk bireylerden oluşan toplumda karşılıklı bağımlılık ve dayanışma ekseninde iktidar kavramının "derinleştirilmesi"ni ifade eder. "Alacak" hakları, asgari beşeri "gereksinimler"in devlet ve toplum tarafından "karşılanması"nı gerekli kıldığından, iktidar kavramının derinleştirilmesi, bir yandan "sosyal devlet”te, öte yandan "insan hakları ideolojisinin işletilmesi"nde anlamını bulur. Gerçekten, sosyal güvenlik hakkı ve sağlık hakkı gibi "isteme hakları"nın karşılanması, kişiyi özgürlüklerinden yararlandırmanın temel gerekleri olarak düşünülürse haklarda özgürlüklerin bir varyasyonu olarak değerlendirilebilir.



GüNeSss
30 Eylül 2011 22:58   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
ÖZGÜRLÜK NEDİR?


Özgürlük; çaresizliğin bittiği yerde başlayan ve artık bunun yaşanmayacağı garantisini verdiği sanılan bir duygudur.Oysa çaresizlik duygusunun bittiği garantisini maalesef hiçbir şey veremez.Kendine çok güvenen dalgalı bir denizde kayık içinde kalan ateist insan gibi…Hiç ummadığı bir anda insan kendisine yetemeyeceği düşüncesine balıklama atlar yada bodoslama çarpıverir…
Özgürlük; insanın gerçekleştirebildiği kadarıyla benliğini, dış dünyasıyla birlikte kendi ruhsal dünyasına kabul ettirmesidir.Yani kişisel bütünlüğünü sağlamasıdır.Özgürlük, insanın öncelikle kendisinden memnun ve sonra diğerlerinden hoşnut olmasıyla elde ettiği bir duygudur.Kendinden memnun ve diğerlerinden hoşnut olamayan hiçbir zihin; özgürlüğü tattığına akıllı insanları asla inandıramaz.
Duygular; ruh dünyamızdan köken alırken bir sürü yanlış öğrenilmişliklerin azizliğiyle insanı kısır ve basit nitelemelerin iğretiliği içinde kendi içlerine hapsederler.Duyguların içine tutsak olmak özgürlüğü kumdan kalelere sokmak demektir.Çoğu kez insanların yaptığı budur…Asıl olarak özgürlük; duyguları sadece yaşadığı zaman süresi içinde değil, gelecekte ve daha henüz yaşamadığı fakat yaşayacağı tüm zamanlar içinde kendi yararına kullanma becerisi göstermektir.
Özgürlük; siyasi ve ideolojik düşünce kalıplarından tam olarak kurtulmaktır.Hele hele özgürlüğü tarif ederken bunların boyunduruğu altında olduğunu gösteren tanımlamalarla adeta ruhunun inim inim inlediğini dünya aleme ispatlama acizliğine ise hiç kapılmamaktır. Sağ, sol, laiklik yada irtica diyerek ve sadece bir yada birkaç kişi ile bu kelimeyi özdeşleştirmeye çalışmak özgürlüğün hedef tahtasına karavana atış yapmaktır…Bu durum ava giderken avlanan avcıyı ne kadar da güzel tarif etmektedir…
Aslında insanlar olarak hepimiz her yazdığımız çizdiğimizle biricikliğimizi ifade etmeye çalışıyor ve dertlerimize çözüm arayışımızı sürdürüyoruz.Bu dertlerden birisi de özgürlük arayışımızdır….Özgürlük insanlığın en eski derdidir.Hem şu anda dünyanın dört bir kıtasında devam etmektedir…Özellikle Ortadoğu’da…Ruhun labirentlerinde…İnsanlar genellikle çözüm ararken ve kendi dertleriyle ilgili önemli ifadeleri açıklamaya çalışırken kendi kazdıklara çukurlara kendilerini düşürmeye bayılırlar…’Türkiye laiktir laik kalacak’ diyenlerin bizatihi yaşadıkları açmaz gibi…Özgürlük sadece benim için vardır ve bunun şartı da sadece laikliktir anlamını kullanarak….
Özgürlük; duygularını, bedenini, ruhunu, zihnini savruk ve disiplinsiz kullanarak kendini diğerlerinden farklı gösterme zavallılığına düşmemektir.Bedenimiz ve ruhumuz için iyi gibi olan yada hoşumuza giden bir şey aslında iyi ve hoş bir şey olmayabilir.Bizim için iyi ve hoş olan her şey iyi ve hoş değildir her zaman…Bununla birlikte yine de kimi zaman iyi ve hoş olmayan bazı şeylerin ruhumuzun özgürlüğünün önünde engel olduğu söylenebilir…Bazen ise bu engeller ruhun gelişmesinde en önemli kazanç olurlar…
Özgürlük; insanın kendisini sadece bir partinin, bir cemaatin, bir tarikatın, bir sivil toplum kuruluşunun, bir grubun yada genel olarak herhangi bir kliğin üyesi, sempatizanı yada müridi olmadığını kabul etmesidir.İnsan bunların içinde elbette olabilir.Fakat sadece bunlardan birisinden olduğunu kabul ederek diğerlerini dışlaması hatta onlara mesafeli bulunması onun özgürlüğü hiç anlamadığını gösterir.Diğer yandan özgürlük; güncel ve yöresel politikanın acizliğinden sıyrılmaktır.Çok daha büyük ve anlamlı hedeflere yoğunlaşarak onlarla ilgilenip zaman kavramı içinde akışa geçmektir…Akış; zamanın nasıl ilerlediğini anlamaksızın yapılan işlere tam yoğunlaşmayla elde edilen ve en yüksek oranda verim alınan bir başarıdır.
Özgürlük; biz değil ben diyerek kendini diğer insanlara ispatlayıp onların hegamonyalarına baş kaldırmak değil, onları yanına alıp onlarla güçlenmek ve onlara rağmen onlara karşı durmaksızın ruh dünyasının çalkantılarından kurtulmaktır.Bağırarak ve ben diyerek değil mütevazi bir şekilde usulcacık biz diyebilme başarısını göstermektir…Özgürlük bağırıp çağırmayı unutup susmasını bilmek, sessiz ve derinden ilerleyerek sağlam tutarlı kararlar verme başarısını yaşamaktır.
Özgürlük; milletin memuru olup başkalarının memuru olmamaktır.Bazen hata yapıp istemesine rağmen olmayı başaramamaktır aslında…Katipliğin esareti ve iğretiliğiyle kağıtların arasında sıkışıp kalmamaktır.Makamların, paranın, kadının ve dünyaya dair pek çok iyi zannedilen şeylerin ağırlığından kurtulmaktır.Kurallar ve yasalar doğrultusunda bir şeyler yapmak zorunda kalındığında bunu dayatmayla zorlamayla değil doğal olarak yapıp zevk alarak gerçekleştirmektir…Tıpkı tüm hayattan zevk alarak mutlu olma becerisi kazanmak gibi…
Özgürlük; aklına her gelen şeyi yapmak ve her istediğini gerçekleştirmeye çalışmak hiç değildir.Akılla duygular arasında denge unsurunu keşfettikten sonra hayatı, istek ve hevesleri bu denge unsuru sayesinde kontrol ederek gerçekleştirmektir.Bu ise gerçek anlamda bilgeliğe yol almaktır.Bilgelik özgürlük yolculuğunda varılacak en önemli hedeftir.Ruhsal tekamülü gerçekleştirmeden hiç kimse özgürlüğü tadamamıştır.Özgürlük öyle kolay elde edilebilecek bir duygu değildir.Özgür olduğunu zannedenlerin çoğunluğu kavanozun içindeki bala dışarıdan bakıp tattığını sananlardır…Oysa tat ve görme duyusu çok farklıdır fakat insanlar çoğu kez bu iki duyuyu karıştırırlar…
‘Laik olmak adam olmaktır’ diyenle ‘tüm laikler adam değildir’ diyenin mantığı aynıdır ve her iki mantık da kesinlikle özgür zihinlerden ortaya çıkmamıştır.‘Papa gelmesin’ demek yada illa da ‘bizden özür dilesin’ diye diretmenin de çok fazla bir anlamı yoktur.Gelmek isteyen gelir gitmek isteyen gider.Her insan özgürce ama usturuplu bir şekilde düşüncesini söyleme özgürlüğüne sahip olmalıdır.Başkasının özgürlüğüne saygı duyduğumuz kadar özgürleşmişizdir.
Papa’nın ülkemize yapacağı ziyareti kimsenin farklı boyutlara taşımaya hakkı yoktur.Zorla ondan özür dilemesini beklemeye de hakkımız yoktur.İte kaka yapılan özür zaten özür değildir.Her kes kendisini söyledikleri ve yazdıklarıyla ele vermektedir.Suçluyu suçundan dolayı sürekli tahkir etmek anlamsızdır. Hayatlarımızı maalesef yapaylıklar ve cafcaflı gösteriler istila ettiğinden karşımızdaki insanlardan da genellikle gösteri bekleriz…Sirklerde ip üstünde oynayan cambazlar gibi gösteriye meraklıyızdır.Diğerlerine kendimizi zorla kabul ettirmeyi yada onları dışlamayı çok sevmemiz gibi…
Özgürlük; sana, bana, ona ve tüm diğerlerine göre farklı anlamlar taşır.Fakat asıl evrenin gerçekliğine göre en tutarlı tanımı nedir? Bu kadar çok tanımı olan kelimenin gerçek tanımını kimler yapmaya yetkilidir? Ve onlar hakikaten gerçek tanımını yapmaya muktedir olabilirler mi? Özgürlüğün iktidarını mı yoksa tutsaklığın muktedirliğini mi yaşamaya çalışmaktadır insanlar?…Özgürlüğümüze bu kadar meraklı olmamız fakat onu yanlış yaşayarak ulu orta yorumlayışlarımızın nedeni nedir? Çabalarımız onu aramakta olduğumuzu ve hala tam olarak bulamadığımızı göstermiyor mu? Bulunan şey aranmazdı değil mi? Hayat aramanın gizemli anlamının omuzlarımıza yüklendiği bir yer mi yoksa?
Sözün özü olarak tam ve kusursuz özgürlük; ‘Gerçek Yaratıcı’ya sadece kul olabildiğine inandığında kuşatır insanı…Bir de kul olmak yada kul olanların sayısını arttırmak için kıtalar ötesine hicrete gitmeyle* özgürleşir insan…Bir kelebeğin kanatlanıp yemyeşil ovada özgürce uçması gibi bir duygudur bu…Kanatlandığı yer bu dünyadır fakat konacağı yer çok ötelerde bilinmeyen fakat emin olunan bir mekandır… Kelebek gibi uçup sonra arı gibi sokanlar değil… Bu duyguyu sadece kelebek gibi uçanlar öğrenebilir…Diğerleri ise sadece merak etmeyle tüm ömürlerini geçirmeye çalışırlar…Böylelikle özgürlük hakkında şairler, yazarlar, doktorlar, gazeteciler görüşlerini belirtirler ve bu konu hakkında her kes bir şeyler yazmaya karalamaya çabalayıp durur…Bunların hepsi bir araya geldiğinde kim bilir bir gün belki de kitap olur!…

kaynak
29 Eylül 2012 18:16   |   Mesaj #4   |   
bloom22 - avatarı
Üye
Kelime anlamı
1 Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî
Örnek Metin ... her çeşit baskı, sanatın özgürlüğünü yok eder.
2 Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet.

Son düzenleyen Valeria; 1 Ekim 2012 13:37 Sebep: Kaynak düzenlendi.
12 Aralık 2015 00:19   |   Mesaj #5   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
ÖZGÜRLÜK a.
1. Huk. Köle olmayan, birinin mutlak egemenliği altında bulunmayan kişinin durumu.
2. Tam egemenlik hakkına sahip olan, zorba bir iktidarın baskısı ya da yabancı bir gücün egemenliği altında olmayan halkın durumu.
Sponsorlu Bağlantılar
3. Yasayla belli alanlara sağlanan haklar bütünü, siyasal iktidarın karışmasına ya da herhangi bir baskıya konu olmama durumu (basın özgürlüğü, sendika özgürlüğü gibi). [Eşanl. HÜRRİYET.]
4. Bağımsızlığın, toplumsal bir grubun üyelerine tanınması meşru, uygun görülen en üst derecesi: Özgürlük şampiyonu, şehidi, savunucusu. Her insanın özgürlüğü, öbür insanların özgürlüğüyle sınırlıdır. (Bk. ansikl. böl. ikonogr.)
5. Herhangi bir dış baskıya boyun eğmeden karar verebilen, önyargıların, ortak görüşlerin ya da dış güçlerin etkisi altında kalmayan bir kimsenin durumu: Karar verme, düşünme, hareket etme özgürlüğünü korumak. (Bk. ansikl. böl. Fels.)
6. Bir kimsenin herhangi bir otoriteye danışmadan, herhangi bir izin isteme zorunda kalmadan kendi bildiğince, kendi seçimlerine göre hareket etme olanağı; serbestlik: Ona çok az özgürlük tanıyorsunuz.

—Ed. - HÜRRİYET.

—Huk. Basın özgürlüğü — BASIN. || Bilim ve sanat özgürlüğü, herkesin bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahip olması (Anayasa md. 27). || Bireysel özgürlük ya da kişi özgürlüğü, her bireyin kendi ülkesinde serbestçe dolaşabilme, ülkeden çıkabilme, ülkeye girebilme, ülkesindeyken hukuksal güvenlik (keyfi yakalama ve tutuklama ve cezalandırılmaya karşı dokunulmazlığının korunması) içinde bulunabilme hakkı. || Çalışma özgürlüğü, ücretlinin istediği işte çalışabilmesi, işverenin de dilediğini işe alabilmesi anlamına gelen ilke. (Fransız devrimi'yle doğan bu özgürlük, liberalizmin anahtar ilkelerinden biridir. Çalışma özgürlüğü, daha sonraları emekçilerin çalışma özgürlüğü kavramının gerçek bir güvence oluşturmamasından doğan boşluğa kapatmak için benimsenen “çalışma hakkı”yla dengelenmiş ve daraltılmıştır.) || Dernek kurma özgürlüğü, maddi ve manevi çıkarlarını savunmaları, bilgi ve etkinliklerini (çalışmalarını) sürekli biçimde birlikte yürütebilmeleri için bireylere tanınan hak. (Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir [Anayasa md. 33].) || Din ve vicdan özgürlüğü, herkesin dinsel inançlarında serbest olması, kimsenin dinsel inanç ve kanaatlerinden dolayı suçlanamaması. || Düşünce özgürlüğü, düşünceler edinebilme ve bunları açıklayabilme serbestliği. (Bk. ansikl. böl.) || Haberleşme özgürlüğü, kişilerin çeşitli araçlarla (posta, telgraf, telefon vb.) birbirleriyle iletişim kurabilme hakkı. (Haberleşmenin gizliliği esastır. Yasanın açıkça gösterdiği durumlarda, usulüne göre verilmiş yargıç kararı olmadıkça, gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda ise yasaca yetkili kılınan mercinin emri bulunmadıkça, haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz [Anayasa md. 22].) || Sendika özgürlüğü, işçinin istediği sendikaya girme ya da hiçbir sendikaya girmeme hakkı. || Seyahat ve yerleşme özgürlüğü, kişilerin bir yerden başka bir yere gitme, ülke dışına çıkma, ülkesine geri dönme ve istediği yerde yaşama hakkı. (Seyahat özgürlüğü, suç soruşturma ve kovuşturması yapmak ve suç işlenmesini önlemek için, yasayla sınırlanabilir. Yurt- dışına çıkma özgürlüğü, ülkenin ekonomik durumu, yurttaşlık ödevi ya da ceza soruşturması ya da kovuşturması nedeniyle sınırlanabilir Yerleşme özgürlüğü de suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak amaçlarıyla yasayla sınırlanabilir [Anayasa md. 23].) || Sözleşme özgürlüğü, hukuksal ehliyeti olan herkesin, ahlak ve kamu düzenine aykırı olmamak koşuluyla, özel hukuka ilişkin her türlü sözleşmeyi yapabilme hakkı. || Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü, herkesin, yasanın öngördüğü biçimsel kurallara uyarak, önceden izin almaksızın silahsız ve saldırı amacı taşımayan topluluklar oluşturabilme, görüş ve dileklerini kamuya açıklayabilmek için yol ve meydanlarda yürüyüş düzenleyebilme hakkı (Anayasa md. 34).

—Masonl. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, Fransa Büyük Doğu locası'nın, II. Cumhuriyetin (1848) programından esinlenerek benimsediği döviz. Israrla süregelen bir yanlışın aksine, bu tarihten önce hiçbir zaman böyle bir masor^dövizi olmamıştı. Fransa Ulusal büyük locası, bu dövizi hiç kullanmamıştır.

—Siyas. Halkın özgürlüğü — NARODNAYA VOLYA.

—ANSİKL. Fels.
Aristoteles ahlakında, özgürlük üzerine düşünce, onun istençli eylem kuramıyla birlikte oluşur: "Bunlar (özgür istençli eylemler), daha yapıldıkları anda bile bir yeğlemenin sonucudur ve edimin kesin ereği durumla bağıntılıdır” (Ethika nikomakheia, 3,1,6). Bu çözümleme, “yeğleme"yle bağıntısı olmadığı zaman "siyaset” olarak adlandırılan eylemin araçları ve amaçları arasındaki bağıntı sorununu, adaletle, "sakınım"la bağıntı sorununu ortaya çıkarmaktadır.

Descartes
’ta özgürlük sorunu bilgiyle ve istençle bağıntısı bakımından ele alınır. Özgürlük, “hiçbir dış güç bizi zorlamadan” eylemde bulunmak olanağıdır (Metafizik düşünceler [Möditations], 4). Bu olanak, kayıtsızlık özgürlüğü'ne karşı yetkin özgürlüğü gerçekleştiren bilinçli ve istençli bir edim olarak, bütün bireylerde bulunan bir olanaktır: “Çünkü özgür olmam için iki karşıttan birini seçmek konusunda kayıtsız olmam zorunlu değildir: gerçekte, ister onda iyi ile doğrunun birleştiğini açıkça bildiğim için, ister Tanrı düşüncemi bu yönde belirlediği için olsun, bir şeye ne kadar çok yönelirsem, o şeyi o kadar özgürce seçer ve benimserim. Hiç kuşkusuz, tanrısal iyilik ve doğal bilgi de özgürlüğümü azaltmak şöyle dursun, daha çok artırır ve pekiştirir. Öyle ki herhangi bir nedenin etkisi olmadan, bir yönden çok öteki yöne doğru hiçbir eğilim göstermediğim zaman duyduğum kayıtsızlık, özgürlüğün en alt düzeyidir ve istençteki bir yetkinlikten çok, bilgideki bir eksikliği gösterir; çünkü doğru ve iyi olanı her zaman açık seçik bilseydim, hangi yargıyı vermem ve hangi yeğlemede bulunmam konusunda hiçbir zaman düşünüp taşınmak zorunda kalmaz ve böylece, hiçbir zaman kayıtsızlığa düşmeden, tümüyle özgür olurdum” (ay. ypt.).
Kısıtlanmamış istençli edim olarak ortaya çıkan özgürlük düşüncesi, Spinoza’da açıklık kazanır: "Yalnızca kendi doğası uyarınca var olan ve eylemleri yalnızca kendisi tarafından belirlenen şey özgürdür Buna karşılık, tanımlanmış ve belirlenmiş bir neden uyarınca var olması ve bir etki yaratması bir başkası tarafından belirlenen şeye de zorunlu, daha doğrusu kısıtlı denir" (Etika [Ethica seu liben dictus scito te ipsum], 1, tanım 7). Yalnızca tözün, yani Tanrı’nın özgür neden olması da bundandır. Ruh, sonlu bir kip olduğundan, sonlu nedenlerin sonsuz dizisince zorunlu olarak şunu ya da bunu istemeye yönlendirilir. Öyleyse onda “mutlak ya da özgür hiçbir istenç” yoktur (ay. ypt., 2,48). öyleyse insansal düzlemde özgür yaşam, "duyumsal isteğe uymaya izin verilen" (ay. ypt., 5, 41, şerh) yaşam olarak değil, zorunluluğun bilinciyle aydınlanan yaşam olarak kabul edilebilir.

J.-J. Rousseau, özgürlüğü sözleşme ve yasa çerçevesine yerleştirerek etik ile siyasetin birliğini yeniden kurmaya çalıştı: “Kendi benimsediği yasaya uymak, özgürlüktür" (Toplum sözleşmesi [Du contrat social], 3,14). Bu görüş, toplumsal grup için geçerli olan sözleşme düşüncesini bireysel bilinci yöneten bir yasa olarak yorumlayan Kant’ı etkiledi. Bununla
birlikte, Kant yasayla sıkı ve karşılıklı ilişki içindeki bir özgürlük düşüncesi yararına siyasal felsefeyi de kapsayan bir özgürlük felsefesini bir yana bıraktı. Ayrıca Kant’a göre, istencin eylemini yalnızca yasanın biçimi belirliyordu,bunun için de istencin bütün duyulur kısıtlamalardan bağımsız olması gerekiyordu. Böylece, “Özgürlük ve koşullanmamış pratik yasa, karşılıklı bir bağıntı içindedirler” (Pratik aklın eleştirisi [Kritik der praktischen Vernunft], 1,1,6). Bu ahlak yasası, ancak onu evrensel bir rehber olarak kabul eden özgür insan için bir anlam taşır: "Öyle davran ki, istencinin dayandığı kural, aynı zamanda evrensel bir yasanın ilkesi olarak geçerli olabilsin” (ay. ypt.).

Hegel, bu bölünmeyi kabul etmez. Özgürlük ve istenci bir özgürlük felsefesiyle bir siyaset felsefesi arasındaki soyutlamalar olarak ele alan Hegel aristotelesçıliği yeniden canlandırır. Gerçekten de Hegel'de bilincin ilk bilgi biçimlerinden sistemin en uç noktalarına kadar felsefenin tek konusu, bireyin kendi öznel ve nesnel özgürlüğüne erişmesidir. Bundan ötürü kavram, “öznelliğin ya da özgürlüğün ülkesi "dir (Wissenschaft der Logik [Mantık bilimi], “öz”, 3,3); gerçekten de bu uğrakta her şey, "kavramda özgürlüğe kavuşan töz”e (ay. ypt., “Kavram”, giriş) erişmeye yol açar. Bu da öznenin ancak tarihsel somut gerçeklik durumuna geldiği zaman gerçekten özgür olduğu anlamına gelir: “Hukukun alanı, genel olarak tinseldir; [...] çıkış noktası, özgür istençtir; öyle ki özgürlük, onun tözünü ve belirlenimini oluşturur, hukuk sistemi de gerçekleşmiş özgürlüğün ülkesinden kendisini bir ikinci doğa gibi kendisinden üreten ruhsal dünyadan başka bir şey değildir” (Grundlinien der Philosophie des Rechts [Hukuk felsefesinin ilkeleri], 4).

Marxçılık, hegelcilikten farklı olarak, özgürlüğü bir idealin bireysel ve siyasal gerekleri olarak ele alır. Bundan ötürü de marxçılığın özgürlük konusundaki düşüncesi, özgürlüğün insansal, tarihsel ve toplumsal yaşamdaki gerçekleşme koşullarını incelemeye yönelir: “Her birey, yetilerini ancak [başkalarıyla birlikte olduğu] topluluk içinde her bakımdan geliştirebilir ve bundan ötürü kişisel özgürlük ancak topluluk içinde gerçekleşebilir [...] Gerçek toplulukta bireyler özgürlüklerini birlik olduklarıyla aynı zamanda, bu birlik yardımıyla ve bu birlik içinde elde edebilirler" (Atman ideolojisi [Deutsche ideologie], 1). Engels şöyle der: “Özgürlük, doğa yasaları karşısında uydurma bir bağımsızlık anlamına gelmez, bu yasaları bilmek ve bu bilgiye dayanarak onları belli erekler için yöntemli bir biçimde kullanabilmek anlamına gelir” (Anti-Dühring, 1,2).

Nietzsche’nin özgürlük anlayışı kendini en çok kölelik tehlikesiyle karşılaşınca duyumsayan bir güç olarak tanımlanır. Gerçekten de Wille zur Macht'la (Güçlülük istenci) özgürlük, bir güç olarak ele alınır, çünkü "özgür" demek, hiçbir kısıtlanma duygusu sözkonusu olmadan “ne engellenmiş, ne de itilmiş" demektir. Boyun eğmek zorunda kaldığımız bir dirençle karşılaştığımız zaman, kendimizi artık özgür hissetmeyiz; ancak eğer boyun eğmez ve onu boyun eğmek zorunda bırakırsak, kendimizi özgür hissederiz. Demek ki “özgür istenc”imiz olarak adlandırdığımız şey, güç üstünlüğü duygumuz ve kısıtlanan bir güç karşısında kısıtlayan bir gücümüz olduğu bilincidir". Bu nedenle Nietzsche, alışılmışa aykırı bir biçimde, en özgür insanla baskıcı bir devlet tipinde karşılaşılabileceğini düşünür: "Halklar arasında özgürlük neyle ölçülür? Aşılması gereken dirençleyukan'ya çıkmak için katlanılan çabayla. Öyleyse en yüksek özgür insan tipi, en güçlü direncin sürekli olarak kırılması gereken yerde, Uranlığın yanı başında, kölelik tehlikesinin hemen eşiğinde aranmalıdır” (Götzendaemme- rung [Putların alacakaranlığı], 38).

Heidegge
r'e göre, doğruluğu temellen diren özgürlük, her şeyden önce kişinin kendini olduğu gibi ortaya koymasına ve göstermesine olanak vermektir: "Özgürlük yalnızca [...] yeğlememizi şu ya da bu aşırılığa doğru yöneltmek konusunda bazen kendimizi kaptırıverdiğimiz heves değildir. Özgürlük, eylem ya da eylemsizlik olanaklarımıza ilişkin basit bir kısıtlama yokluğu da değildir. Hepsinden önce [...] özgürlük, var olanın var olan olarak ortaya çıkmasına olanak vermektir" (Vom Wesen der Wahrheit) [Doğrunun özü üzerine],

Sartre'a göre, verilmiş ve donmuş bir insan doğasından söz edilemez, “bir başka deyişle, gerekircilik yoktur, insan özgürdür, insan özgürlüktür” (Varoluşçuluk) [L’ existentialisme est un humanisme). Ancak sartrecı özgürlük, maddi gerçeklik içinde yer aldığı için, somut bir özgürlük olmaya yönelir. Sartre, insanın içinde bulunduğu durumların özgürlük için bir engel oluşturmadıklarını, tersine, özgürlüğün kaynaklandığı temel olduklarını düşünür: “Mutlak engel yoktur; ancak engel, özgür olarak yaratılan ve özgür olarak edinilen tekniklerde kendi karşıtlık gücünü gösterir; o da bunu özgürlüğün ortaya koyduğu ereğin değerine göre açığa vurur. Böylece özgürlük çelişkisini sezmeye başlarız: özgürlük, ancak durum içinde vardır, durum da ancak özgürlükle vardır” (Tbtre et le NĞant [Varlık ve hiçlik], 4,2).

—Huk. Düşünce özgürlüğü. Çağdaş demokrasilerde daha çok “ifade (açıklama) özgürlüğü” anlamında kullanılrjıakla birlikte, bunun da önkoşulu durumundaki başka birtakım hak ve serbestlikleri de içeren geniş kapsamlı bir özgürlüktür. Düşünce özgürlüğü ilkin, düşüncenin ana malzemesini oluşturan bilgilere, haberlere ve başkalarınca üretilmiş düşüncelere ulaşabilme özgürlüğünü içerir (bilim ve sanatı öğrenme, bilim ve sanat ürünlerine ulaşabilme, haber alma özgürlükleri), ikinci olarak, edinilen düşünce ve inançlardan dolayı kınanmama hakkı ve özgürlüğü yer alır (kanaat özgürlüğü). Bu, her türlü felsefi, siyasi, dini, vb. inanç ve düşüncenin mutlak olarak saygı görmesidir. Özellikle dinsel inançlar sözkonusuysa “din ve vicdan özgürlüğü” terimi kullanılır. Düşünce ve inançlarından dolayı kınanmama hakkı, bunları açıklamaya zorlanamama hakkını da gerektirir (konuşmama özgürlüğü). Bu, özellikle dinsel inançlarını ya da inançsızlığını açıklamaya zorlanmama hakkını koruyan bir güvencedir. Bazı özel durumlarda da, konuşmama özgürlüğü özel olarak korunur (sanığın, avukatı gelene dek konuşmama hakkı, kimsenin kendini ya da yakınlarını suçlayıcı açıklamalarda bulunmaya ya da delil göstermeye zorlanamaması). Düşünce özgürlüğünün modern çağdaki anlamı ve özü, onun üçüncü boyutunu oluşturan “düşünceleri açıklama" (ifade) özgürlüğüdür. Hatta, kişinin iç dünyasında kalan düşüncelerin korunmasının özgürlük açısından büyük bir anlam taşımaması ve bunların bilinebilmesinin de zor oluşu nedeniyle, günümüzde düşünce özgürlüğü kavramını “ifade özgürlüğü” ya da “söz özgürlüğü” terimleriyle karşılayan hukuk sistemleri vardır (özellikle ABD).
Düşünce ve inançların açıklanması çeşitli biçimlerde gerçekleşebilir. Bunun en yaygın ve geleneksel biçimi, söz ya da konuşma yoluyla açıklamadır (konferans, söylev, söyleşi, müzik, toplu slogan vb.). Düşüncelerini başkalarına aktarmanın bir yöntemi de yazı yoludur. Burada, bireysel yollardan (özel yazışmalar) daha çok etkili olan yöntem, yığınlara seslenen basım ve yayım yoludur (gazete, kitap, broşür, dergi vb.). Ancak, düşünceyi açıklamanın yolları söz ve basına indirgenemez; bunlar önceden kestirilemeyecek ve tüketile- meyecek kadar çoktur. Radyo, televizyon, sinema, tiyatro, resim, karikatür vb. en çok yaygınlığı ve etkisi olan ifade yolları ve biçimleridir. Bilim ve sanatı öğretme ve yayma, toplantı ve gösteri düzenleme, dernek ve siyasal parti özgürlükleri de düşünce özgürlüğünün uzantıları ve açıklanış biçimlerindendir. Düşünceler, sessiz, pasif ya da sembolik yollardan da açıklanabilir (pandomim, açlık ya da sakal grevi, protesto duruşu, çiçek koyma vb.).
Düşünceyi açıklama özgürlüğünün kapsamına, düşüncesini aktif biçimde savunma, başkalarına aşılamaya çalışma hakkı da girer. Bu bağlamda, düşüncenin aktif ve sistemli bir biçimde ve taraftar kazanmak amacıyla başkalarına aktarılması ya da yayılması anlamına gelen "propaganda" da, düşüncenin açıklanabilmesi özgürlüğünün kapsamı içinde yer alır. Zaten propaganda sözcüğü de, "yaymak” anlamına gelen latince propagare fiilinden türemiştir. Bu açıdan, çoğulcu ve özgürlükçü demokrasilerde “düşünce suçu" anlamında bir "propaganda suçu”na yer yoktur.
Bununla birlikte, felsefi ve siyasal içeriği bakımından sınırsız sayılan düşünce özgürlüğünün doğal birtakım sınırlarının bulunduğu açıktır Bir kere, “düşünce" kavramının dışında kalan hakaret, küfür, iftira biçimindeki ifadeler, düşünceleri açıklama özgürlüğünün sağladığı korumadan yararlanamaz. Bunun gibi, toplumu ve kamuyu ilgilendirmeyen ve tümüyle kişisel konularla ilgili ifadeler de (özel yaşama ilişkin bilgiler, dedikodu, vb.) düşüncelerin açıklanması kavramı altında yer almaz (bu konuda, devlet ve siyaset adamlarının yaşamlarıyla ilgili bazı istisnalar vardır: bunların özel hayatlarının kamuya sergilenmesi bazı durumlarda kısmen düşünceyi açıklama özgürlüğü çerçevesi içinde sayılmaktadır). Ayrıca, ticari ve kâr amaçlı ifadeler (reklam, ilan), düşünce özgürlüğünden çok, mülkiyet, ticaret ve özel girişim özgürlükleri çerçevesinde ele alınır bunların bağlı olduğu hukuki rejim çerçevesinde düzenlenir (haksız rekabet, vb.).
Düşünce açıklamalarıyla ilgili bir başka doğal sınır, belli bir durumda somut olarak suça kışkırtıcı (şiddet kullanmak, adam öldürmek, başkasının özgürlük haklarını kullanmasını engellemek) nitelikteki ifadelerin cezalandırılmasıdır. Batı demokrasilerinde resmi bir devlet ideolojisinin bulunmayışı, dolayısıyla bütün düşünce ve inançların serbestçe açıklanıp yayılabilmesi ve bu anlamda "düşünce suç- ları”nın ortadan kalkmış olması (birtakım hukuk sistemlerinde ırkçılık propagandası yasağı gibi istisnalar hariç), belli bir durumda somut olarak suç işlemeye çağrı (ayaklanma, şiddete başvurma vb.) niteliği taşıyan ifadelerin sahiplerinin cezalandırılmasına engel olmamaktadır. Şu farkla ki, burada da içeriği ne olursa olsun belli bir siyasal ya da felsefi düşüncenin açıklanması yasaklanmış değildir; sadece bu düşüncenin "somut ve yakın bir tehlike” yaratacak ve başkalarını suç işlemeye itecek biçimde kullanılmış olması cezalandırılmaktadır. ABD Yüksek mahke- mesi’nin “açık ve somut tehlike” ya da "açık ve yakın tehlike” ölçüleriyle gelişen bu anlayış, gerek bu ülkede gerekse öteki batı demokrasilerinde, zaman zaman siyasal koşullara göre değişime uğramış olmakla birlikte genel olarak kabul görmüştür. Böylece, özünde cebir ve şiddet ya da antidemokratik öğeler içerse bile, herhangi bir siyasal düşünce ya da doktrinin soyut olarak açıklanması, savunulması ve propagandası yasaklanmamakta (“ırkçılık propagandası”yla ilgili bazı sınırlamalar hariç), ancak bunların belli somut olaylarda suça kışkırtma aracı olarak kullanılması durumunda ve sadece bu olayla sınırlı olarak hukuki yaptırım uygulanmaktadır.
Resmi bir devlet ideolojisine yer veren otoriter rejimlerde ise, düşünceleri açıklama özgürlüğü, sistemin felsefi sınırları içinde kullanılabilmektedir.
Türkiye’de düşünce özgürlüğünün kapsamlı bir biçimde tanınması 1961 Anayasasıyla olmuştur. Daha önceleri anayasalarda bu konu ya düzenlenmemişti (sadece basın özgürlüğünden kısıtlı bir şekilde söz eden 1876 Kanunuesasisi ile, temel hak ve özgürlüklere yer vermeyen 1921 Anayasası) ya da çok kısa formüllerle geçiştirilmişti (1924 Anayasası). 1961 Anayasası ilk kez bu özgürlüğü mutlak bir kapsamla tanımladı ve içeriğinin sınırlanabileceği yolunda herhangi bir kural öngörmedi. Ayrıca, düşünce özgürlüğünün uzantıları da (basım ve yayım, dernek, toplantı ve gösteri, bilim ve sanat vb.) önemli güvencelerle donatıldı. Buna karşılık, yasalarda var olan ve düşünce özgürlüğünü kısıtlayıcı birtakım kuralların varlığı da bir başka olguydu. Anayasa mahkemesi, 1962'den sonra verdiği kararlarda, bunların Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna vardı. Yüksek mahkeme’ ye göre, salt ve dokunulmaz olan yalnızca bilim ve sanat özgürlüğü ile kişilerin kendi iç dünyalarında kalan düşünce ve inançlardı; bu düşüncelerin açıklanması ise sınırlanabilirdi ve Anayasa buna engel değildi. 1982 Anayasası bu ayrımı benimseyerek, "düşünce ve kanaat hürriyeti” ile “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” ni ayrı maddeler halinde düzenledi. Yeni anayasa bunlardan birincisiyle ilgili olarak herhangi bir sınırlama öngörmemiş, açıklama ve yayma özgürlüğünü ise gerek kendi maddesinde, gerekse genel bir sınırlama kuralı getiren 13 ve 14’üncü maddelerle kısıtlama yoluna gitmiştir. Böylece 1961 Anayasası döneminde Anayasa mahkemesi tarafından Anayasa’ya uygun sayıldıkları halde kamuoyu ve hukuk doktrininin bir bölümü tarafından tartışma konusu olmaya devam eden bazı yasa kurallarının (özellikle Türk cez. k.'nun 141, 142 ve 163. maddeleri). Anayasa’ya uygun oldukları vurgulanmış, bu kısıtlama ancak 9 yıl sonra, söz konusu maddelerin 12.4.1991 tarih ve 3713 sayılı kanunla yürürlükten kaldırılmasıyla sona ermiştir.

—ikonogr. Siracusa’da ele geçirilen yunan paralarında özgürlük zapt edilemeyen bir at, roma paralarındaysa yuvarlak başlıklı bir kadın olarak temsil edilir. 1789 tarihinden başlayarak sanatçılar, özgürlüğü, phrygia başlığı giymiş bir kadın olarak canlandırdılar. 1830'da Delacroix, Halka' yol gösteren özgürlük adlı tabloyu yaptı. 1886'da Fransa, Bartholdi’nin gerçekleştirdiği Dünyayı aydınlatan özgürlük adlı dev heykeli ABD'ye armağan etti ve heykel New York limanının girişine yerleştirildi; bu heykelin, ABD tarafından armağan edilen daha küçük bir örneği, Paris’teki Grenelle köprüsü’nü süslemektedir.
Özgürlük madalyası ya da Medal of Freedom, 1945 yılında ihdas edilen amerikan nişanı. 1963’te, bunun yerine Cumhurbaşkanlığı özgürlük madalyası (Presldential Medal ot Freedom) çıkarıldı. Bu madalya, amerikan çıkarlarının güvenliği ya da savunulması, dünya barışı ya da kültür konularında üstün hizmetleri görülen kimselere verilir.
Özgürlük üzerine (On Liberty), John Stuart Mill'in denemesi (1859). Mill’e göre, devlet, “demokrasi”nin azınlıkların ezilmesine yol açmamasına özen göstererek bireyi ve topluluğu korumakla yetinmelidir.

Kaynak: Büyük Larousse

Daha fazla sonuç:
özgürlük nedir felsefe

acebook yorumları
paneli aç