Arama

Mavi Karanlık Masalı

Güncelleme: 19 Eylül 2012 Gösterim: 6.816 Cevap: 6
Jgdsh - avatarı
Jgdsh
Ziyaretçi
3 Eylül 2008       Mesaj #1
Jgdsh - avatarı
Ziyaretçi
Değerli; Msxlabs üyeleri... Artık; büyük bir seneryo yazmaya karar verdik. Bu seneryo tek bir sayfada ve güncel olacaktır. (Devamı aynı sayfadan yürütülecektir.) Seneryomuzda değerli üyelerimizin isimleri değiştirilerek geçmektedir. Masalı; gerçeklerle birlikte tutmamamnızı rica ediyorum. Masal; Jgdsh ve Sercax tarafından yapılmıştır.

Sponsorlu Bağlantılar
" Mavi Karanlık "

Mavi Karanlık İnsanları
Lady of the Msx - Ladira - Savaşçı
Pasaklı Prenses - Parishna - Şifacı
Satanpist - Sato - Savaşçı
Çilek - Bayoney - Büyücü
şeytandiyorki - Shandu - Büyücü
The Unique - Uniqrus - Savaşçı
Jgdsh - Rasispiyan - Büyücü
Sercax - Sercax - Savaşçı
Kral_Aslan - Kranus - Büyücü
_cesminaz_ - Cesmina - Büyücü
kutsal - Kuteras - Şifacı
aNeutralizer - Nerus - Savaşçı
aThinkerBeLL
- Thira - Büyücü
kompetankedi - Ketrus - Savaşçı
the encypred - Rashnus - Savaşçı

HANIMELİ - Hanira - Şifacı
Elçin - Elina - Büyücü
CruelWhishper - Kruzas - Savaşçı

AngelFRANTIX - Anjus - Savaşçı
MelancholiscH
- Melus - Büyücü

" Mavi Karanlık " (Seri 1)
Mavi karanlık insanları; insanları uzaydaki belirli teknolojileri sayesinde tanıyan, Dünya'yı seven, ancak; oraya "Güneş" denen bir yıldız nedeniyle gidemeyen insanlardır. Onlar; insana benzemez genellikle mavi vücutlu, zeki ırklardır. Kendi aralarında "Mavi Karanlığın Gizemli Dili" ni konuşurlar.

Evrendede ayrılan üç sınıftan üçününde ırklarına sahip gezegenlerdendi. Bu sınıflar; kara aletleriyle savaşmak için doğmuş Savaşçılar, elemental büyüsel güçlerin sahibi büyücüler, asit ile zehir haricinde asıl amaçları iyileştirmek, iyileşmek, ölümsüzleştirmek, ölümsüzleşmek olan Şifacılardı. Dünya ise; nerdeyse tamamen savaşçıların gezegeniydi. Aralarında "doktor" dedikleri bazı şifacılarda vardı. İnsanoğlunun sınıf birleştirme kaabiliyetleri yok, Mavi Karanlığın insanlarının ise vardı.


Uykuların simgesinin burada mavi olduğu, sevgiyi ve dostluğu benimsemiş Mavi Karanlıkta herkes rüyalar ülkesindeydi (uykuda). Aniden bir ses duyuldu. Çok gürültülü ve uykuyu bozmaya yeterli bir sesti. Bunlar; uzayın kötülüklerle donanmış "Ejder Koruyucuları" ydı. Kötülük için yaratılan ırklardan birileride onlardı. Mavi Karanlığın baş düşmanlarıydı. Sinsice bize saldıracaklardı! Öncelike havadan "Pegasus"ları yani uçan atlarıyla birlikte olan, kırmızı ışın silahlı süvariler geldi. Onlarla birlikte bizim mavi ışın silahı olan, pegasuslu süvarilerimiz onlara hücum etti. Duyuru nöbetçisi tüm Mavi Karanlığa haykırdı. "Savaş Var! Kaçın! Hücum Edin! Çocuklarınızı Koruyun!" Her yer karma karışık, göz gözü görmüyordu. İmparatorluğun kralı olan Nerus hemen kaleden çıktı. Orduyu yolladı. Generallerle birlikte apar topar işe koyuldular. Özel kalenin yanındaki evlerde "Zolipal" adlı gezegenden, Mavi Karanlığa daha yeni taşınmış çok acemi bir büyücü olan yakışıklı Rasispiyan Zolipal'de hep barış olduğu için ne olduğunu anlamamıştı! En iyi arkadaşlarından olan Uniqrus "Kaç dostum, kaç hemen hadi saklan". Uniqrus; hemen atına binmiş. Kara peleriniyle savaşa katılmıştı. Bu arada Kral Nerus ta savaşıyordu. Her şey çok kötüydü. Ejderin koruyucuları alev okçularını salmış binlerce mavi karanlığın sevgi dolu kişileri ölüyordu. Kan ve göz yaşının ilk defa bu kadar çok karıştığı imparatorlukta Kasispiyan; "Hayır" dedi. "Ben sevilmiyorum. Kendimi göstermenin ve artık eskiymiş gibi olmanın fırsatıdır bu." demiş. Savaş için basit zırhlarıyla hücum etmeye hazırlanan Kasispiyan; pencereden general Thirayı görmüş. O sert davranışlarıyla bilinen ama aslında çok iyi ve güzel bir bayan generalmiş. Herkesi uyarırmış. En büyük general sayılırmış. Kendisi gibi ejder koruyucularından Volkan Kız ile büyük bir düello içerisindeymiş. Volkan kız sert darbeleriyle çok güçlü olsa da bayan Thira'ya büyük hasarlar vermiş.
Kasispiyan dağdan dağa atlayarak elindeki basit bir asa ile Thira'nın önüne geçmiş. Thira; "Çabuk git buradan. Ne yaptığını sanıyorsun? Git ve saklan hadi hemennn kaç" desede Kasispiyan aldırış etmemiş ve önünen çekilmemiş. "Kimseye zarar veremeyeceksin. Hı ya ! " tabii ki de volkan kız alevleriyle metrelerce öteye Kasispiyan'ı kanlar içerisinde bırakmış. Bu sırada; usta savaşçı Uniqrus da olanları arkadan atıyla seyrediyormuş. Gördükten sonra atıyla yoluna devam etmiş ve içinden "Olamaz" demiş. Kasispiyan yenileceğini hatta öleceğini biliyormuş. O anda Thira; Kasispiyan'ı göndermeye çalışarak Volkan Kızla dövüşse de boşuna çaba harcıyormuş. Kasispiyan en sonunda ilk geldiği gün kral Nerus 'un ona odada söylediği "Mavi Karanlığın Sırrı Mavi Karanlığın Arkasında Gizli Olan Olağanüstü Güçtür. O kutsaldır. Hiç kimsenin gücüne erişemez ve resimle hiç bir şekilde ifade edilemez. Bu Güç Şu ana Dek Hiç Bir Zaman Açılamadı. Bu Sır Perdeleri Tozlu Rafların Arasından Hiç Bulunamadı ve Mütemadiyen Bulunamayacak." sözlerini hatırladı. Ellerini havaya kaldırdı. Çünkü; İmkansız diye bir şey yoktu onun kitabında! Önce içinden "Yüce Güç Yardım Et" dedi ama hiç işe yaramadı sonra herkes "artık ölüm vaktidir. İmparatorluğun sonudur" derken Kasispiyan özel şifreyi bulmuştu. "Hayal gücü" nü... Hayal gücü; en büyük imkansız hazinenelerin bile kilidiydi çünkü. Hayal etti... Bir anda ışıldayarak havayı kalktı. Yavaşça... Savaş Durdu! Düşmanar savaşamadı. Gözleri açılamadı bir an. Ama mavi karanlık insanının gözü açılabiliyordu. Kasispiyan parçacıklara bölündü ve dev havai fişeksi büyük güçlerle mas mavi koyu mavi bir güç çıktı ortaya. Bu Mavi Karanlığın Kutsal, Büyük gücüydü... Ardından; koşarak bir ejder koruyucusu bir elmas tuttu havaya doğru! O elmasta kırmızı ejderimsi yaratıklarla ışıl ışıl olağanüstü bir güç çıkarıverdi ortalığa. Sanki gökte bir savaş vardı. Tanrıların mı savaşıydı bu? Öyle büyük öyle kudretliydiki. Tüm halk onlara taptı. Saatlerce hiç bir şey bilinmedi. Hava aydınlandı! Herkes toprakların üstünde yatakalmış baygındı. Ama; ejder koruyucuları dışında! Onlar; ölüme terk edilmişti. Bu tanrının daha doğrusu Kahraman Kasispiyan'ın sağladığı en büyük evren zaferlerinden biriydi! Kasispiyan'ın daha çok az öncesinde acemi bir büyücü olan ama şimdi büyük bir kahraman olmuş vücudu yatıveriyordu kanların üstünde. General Thira çok baygın, yara bere içerisinde kalkabilmişti. Usulca etrafa bakındı. Olanları anlamıştı! Zaferi anlamıştı! Yavaşça Kasispiyan'ı öptü. Ama bu büyük öpücük bilinmedi... Gizemli kaldı. Herkes uyandı, zafer bizim oldu! Artık büyük bir kahraman olan Kasispiyan'a Mavi Karanlığın Gizemli Büyü Madalyası verildi. Her şey eskisi gibiydi artık!
Jgdsh - avatarı
Jgdsh
Ziyaretçi
4 Eylül 2008       Mesaj #2
Jgdsh - avatarı
Ziyaretçi
2. serimizden devam ediyoruz...

Sponsorlu Bağlantılar
Savaşın getirdiklerini onarmaya çalışan Mavi Karanlık işçileri; olanların şokunu hala gözlerinin önünden çekemiyorlardı. Kral Nerus madalyayı Rasispiyan'a verdikten sonra bir konuşma yapacaktı;

"Ey Mavi Karanlığın Sevgiyi ve Dostluğu benimsemiş savaşçıları, büyücüleri, şifacıları zor bir dönem geçirdik. Büyük tanrıyıda asırlar sonra uyandırdık. Hiç birimiz bu büyük kudreti göremedi. Büyük tanrımız, korkunç ejderi yenmişti. Tüm Ejderin koruyucularının da ölmediğini unutmayın! Kendilerini çabuk toparlayacaklarından ve cehennemin ölüm topraklarından ölülerinde onlara yardım edeceğinden şüphem yok. Herkesden Mavi Karanlık için uğraş vermesi sonucunda ancak hayatta kalmayı başarabiliriz. İçimizden bir çok kişi öldü. Onların acısınıda asla unutmayız. Bizim kurtulmamızı sağlayan kahramam Rasispiyan'a da tekrar tüm Mavi Karanlık adına teşekkür ediyorum."

Hayatta kalan Mavi Karanlık halkının en ön sırasında da Mavi Karanlığın asil prenslerinden Sercax vardı. Kasispiyan'a bakan gülümseyen yüzü ve alkışlayan elleri aralarındaki ölümsüz dostluğu anlatan en büyük göstergeydi.

Kasispiyan; artık tüm Mavi Karanlık halkı tarafından iyi bir dost olarak bellenmişti. Kasispiyan tüm hayatı boyunca şanssız iken sonunda şan sona gülmüştü. Mavi Karanlığa da artık çok alışmıştı. Tabii; bu durumu kıskananlarda vardı. Çok az öncesinde dost gözüyle bakan savaşçı Rashnus şimdi ona selam verirken bile kötü bir tavrı vardı. Kahraman Kasispiyan'ı kıskandığı her halinden belliydi. Kasispiyan; bu durumu istemiyordu. Kimseyle düşman olmak istemeyen biri olarak bunları görmezden geliyordu ve hiç bir şey olmamış gibi davranıyordu.

Kasispiyan; Mavi Karanlığın sokağında evine yemek götürmek için vahşi hayvanları büyüle öldürmeye çalışıyordu. Bu sırada; yeni büyüler keşfediyordu. Bir kara kedi çıkıverdi önüne. Kasispiyan; daha önce böyle keskin pençeli bir kedi görmemişti. Kedi; bir anda büyüyüverdi ve normal haline döndü:

"Merhaba Efendim! Ben Ketrus. Mavi Krallığın sevilen ve generallerden sayılan kedisiyim. Tanıştığıma memnun oldum."

Kasispiyan; "Bende... Bakalım daha neler göreceğiz?"

Kasispiyan, Ketrus ile iyi vakitler geçirmeye başlar. Adeta; onla dostluk kurmuştur.

SeRCaX.TR - avatarı
SeRCaX.TR
Ziyaretçi
4 Eylül 2008       Mesaj #3
SeRCaX.TR - avatarı
Ziyaretçi
3. Serimizden devam...

Thira; bir anda Mavi Karanlık budununa duyuru yapmak için kürsüye çıkar. "Nerus ile birlikte karar verdiğimiz, diğer imparatorluğun yaptıklarını görmek amacıyla tehlikeli bir yolculuk yapacak casus seçilecektir." der. "Bunun için; gönüllüler haber versin."

Ketrus hemen öne çıkar. "Madam, ben bir kediyim. Kamuflaj yapabilirim. Terübeliyim ve gönüllü olarak Nerus adına ülkemize yardım etmek istiyorum."

Bayoney ise; "Sevgili Thira; bu karar çok tehlikeli değil mi? Birilerini kaybedebiliriz..."

Thira; "Buna mecburuz Bayoney! Sana yorum yapmak düşmedi. Biz kararımızı aldık. Ketrus; eminsen Kral Nerus'un odasına git hemen."

Savaşçı kız Ladira da atılır! "Ben de gönüllüyüm."

Ketrus: Sen bir kızsın ve bu iş sana göre değil.
Ladira: Bu kadar emin olma kedi!

Nerus'un odasına gider, önünde eğilirler.

Nerus; ...


Devam edecek....
Jgdsh - avatarı
Jgdsh
Ziyaretçi
4 Eylül 2008       Mesaj #4
Jgdsh - avatarı
Ziyaretçi
Eklenen Oyuncular
Yavru_Aslan - Yarishna - Savaşçı
BARIŞ - Baris Msn Happy - Savaşçı
Baby_Dragon1907 -
Azura - Büyücü
the_devil - Harus
- Savaşçı

Hayırlı olsunMsn Happy
Jgdsh - avatarı
Jgdsh
Ziyaretçi
4 Eylül 2008       Mesaj #5
Jgdsh - avatarı
Ziyaretçi
Eklenen Oyuncular
Anaxielia - Anara: sifacı
angel_fairy - Ancila: savascı
RuffRyders - Rifus: savascı
Hellboy726 - Hellus : savascı
torchbearer - Torus : buyucu
Hi-LaL - Hira savascı

SeRCaX.TR - avatarı
SeRCaX.TR
Ziyaretçi
4 Eylül 2008       Mesaj #6
SeRCaX.TR - avatarı
Ziyaretçi
Ve sonunda 4 . serimizden devam ediyoruz...

Nerus kararsız kalmıştır. Seçimin halk tarafından yapılmasını uygun bulmuştur. Seçim duyurusunu yapmak üzere Nerus;
"Yaklaşın", diye bağırdı.
Düzinelerce adam ve kadın nerdeyse sürünerek onun etrafına toplandılar. Öğürmelerin ve iniltilerin dalga seslerini bastırdığı sahilde, sesi, Beethoven’in o geceki gibi bir mehtaptan ilham alarak yazdığı notalar kadar netti.
Sağ dizinin üzerine çökmüş, sağ elinin parmaklarını toprağa saplamıştı. Diğer elini ise göğe kaldırmış hafifçe bir şeyler mırıldanmaktaydı. Dudaklarındaki sözcükler gittikçe hızlanırken etrafı koyu bir sis sarmaya başladı. Bu olup bitene şaşıracak kadar bile gücü kalmamış savaşçılar ona doğru bilinçsizce sürünmeye devam ettiler.
Fazla zamanı yoktu. Havadaki korkunç zehir bulutunu buz gibi bir poyraz çağırarak dağıtmış ama bunu kimsenin etkilenmeyeceği kadar hızlı yapamamıştı.
Bitkin adamlar ve kadınlar sisi soludukça kendilerine gelmeye başladılar. Sis dağıldığında ise zehir bulutundan sağ çıkabilmiş olan herkes artık zinde ve güçlüydü.
Genç bir şifacı yanına geldi.
"İyi misiniz üstat?"
Parmaklarını topraktan çekmeden önce son bir kez daha o bütünleşme anının tadını çıkardı ve gülümseyerek ayağa kalktı. Etrafında yatmakta olan onlarca ölü bedeni görünce kaşları çatıldı.
"Sağ ol Anara, İyiyim.", diye cevap verdi üstat şifacı. "Şimdi hemen git ve yaralılarla ilgilen."
"Anara de bu zehirden sağ çıktı. İleride iyi bir direnç üstadı olabilir.", diye geçirdi aklından üstat şifacı.
Arkasındaki takım liderini önüne düşen iri gölgesinden tanıdı ve ona dönüp konuşmasını bekledi.
"Üstat , yaratık nereye gitti?"
Bu adamın en olmadık anlarda bile korumayı başardığı odaklanmışlığını bir kez daha takdir ederek cevap verdi.
"Korkarım fazla uzağa değil Ancila. Onun sadece kısa bir süreliğine buradan rahatsız olmasını sağladım ama etkisi uzun sürmeyecektir. En fazla bir saatimiz var."
"Öyleyse hemen saflarımızı toparlamalı ve onu karşılamaya hazırlanmalıyız!", dedi oldukça endişeli ama bir o kadar da kontrollü görünen savaşçı. Adamlarından birisine işaret etti.
"Çabuk Rifus efendiyi bul ve camiyi boşaltmalarını söyle. Bir de bak bakalım şu büyücü bozuntusu nerede saklanıyor!"
"Efendim.", diye kekelemeye başladı adam.
Böylesi bir zamanda her saniyenin kıymetini bilen savaşçı sinirlendi.
"Ne var be? Ne diye kıvranıyorsun?".
"Efendim, Sato sağ kalamadı."
Bir keder dalgası kemiklerini titretti, en ağır darbelerle bile titrememiş Nerus’ın. Daha dün akşam rakı masasında beraberdiler, her şeyden uzak ud ve kanun seslerine boğulmuş kaygısız bir ortamda.
Kendini toparlaması yalnızca bir an sürdü.
"Öyleyse çıraklarından bulabildiklerine haber gönder. Eminim zehir bulutunun dışında kalabilmiştir birçoğu. Şatoya doğru geri çekilmeleri emredilmişti."
"Derhal Kral Nerus!", diye cevap verdi ve çevik adımlarla birkaç metre uzaklaşmışken geri döndü ve heybetli savaşçıya şunları söyleme cesaretini buldu kendinde.
"Güneydeki birliklere haber vermemiz gerekmez mi efendim? Nerdeyse herkes orayı savunuyor."
"Hayır Torus Onların başı kurtadamlarla yeterince dertte zaten."
Torus, Krallık liderini başıyla onaylayarak uzaklaştı.
Kısa bir sürede cesetler ve ağır yaralılar Yeni Camiye götürülmüş ve savaşabilecek olanlar tekrar bir araya toplanmıştı. Grupların aralarında gezinen şifacılar tek tek herkesin yaralarıyla ilgileniyor ve onlara moral vermeye çalışıyorlardı.
Kırktan fazla adam ve kadın vardı parkta. Farklı gruplardan olanlar farklı gruplar oluşturmuşlardı.
Kalabalık bir anda sessizleşti. Nerus sağlam kalmış bir bankın üzerine çıkmış gürlemeye hazırlanıyordu çünkü.
"MaviKaranlıklılar! Hemşehrilerim! Silah arkadaşlarım!".
"Yaratık çok geçmeden dönecek. Yıkmak ve öldürmek için! Ve biz, yine burada olacağız! Tek bir adım bile gerilemeden, elimizde kalan bu son güzelliğin her taşı adına savaşmak için!"
Kalabalıktan ne bir tezahürat ne de bir mırıldanma yükseldi. Tek görünen fark yüzlerdeki kararlı ifade ve gözlere yerleşmiş vahşi parıltıydı.
Nerus çevik hareketlerle kalabalığın arasında dolaştı ve grup liderlerine taktikleri iletti. Büyücü ve şifacılar parkta yoğunlaşmış olan savaşçıların gerisinde aralıklı bir şekilde yerlerini aldılar. Savaşçılar parktaki ağaçları kendilerine siper ederek menzilli silahlarını hazır ettiler.
Anjus, parkın hemen gerisinde parktaki savaşçıları ve arkasında mevzilenmiş büyücü-şifacı gruplarının çoğunu etki alanına alabilecek şekilde yerini aldı. Üstat şifacı zihnini dünyevi kaygılardan uzaklaştırmış, gücünün doruğa ulaştığı zihin durumuna geçiyordu. Dişbudak ağacından asasına, "Cilveli" sine iki eliyle dayanmış durmakta olduğunu gören ise ayakta bile zor durduğunu sanabilirdi. Cilveli’yi bundan uzun zaman önce, her şifacının en az bir kez yaptığı "Arayış Gezisi"’nde bulmuştu. Gerçi o zamana kadar "Arayış Gezisi" diye bir şey bile yoktu. Tehlikeli gezisinde ıssız bir tepedeki yalnız bir dişbudak ağacından kendisine yardımcı olması için bir parçasını istemiş ama bunu alması iki hafta sürmüştü.
"İşte orada!", diye bağırdı yüksekçe bir ağacın tepesine çıkmış genç bir delikanlı. . Elindeki Msxlabs flamasını ileri geri sallayarak denizi işaret ediyordu.
Denize bakan gözler önce bir şey göremedi. Ardından suları yararak yükselen devasa yaratık, pullarından ay ışığının en çılgın renklerini yansıtarak ortaya çıktı.
Dev gövdesine metrelerce uzunluktaki boyunlarla bağlı üç kafasından birini Thira ‘ nın yıldırım büyüsü koparmış, geride simsiyah pelteleşmiş bir et yığını bırakmıştı.
Bu defa hazırlıklıydılar. Yaratık görünür görünmez büyücüler ve şifacılar koruma büyülerini yapıp yeni büyüler için zihinlerini hazırlamaya başladılar. Savaşçılar silahlarını yaratığın kafalarına nişanlayıp bir süre daha beklemeye devam ettiler.
Çığlıklar atarak yaklaşan kafaları taşıyan gövde yeri sarsarak karaya çıkmış, ağır ama ölümcül adımlarla dosdoğru parka ilerliyordu.
Önce ağır arbaletlerin saldığı zıpkınlar yaratığı vurdu.
"Yeniden doğacak güneş için!" deyip ileri atıldı MaviKaranlığın tutmakta olan bir kadın ve hemen ardından bir düzine kadar yalınkılıç savaşçı rüzgar gibi koştular yaratığa doğru.
Adı Hira idi. Yaşı otuza varmamış alımlı bir kadındı. At kuyruğu şeklinde topladığı siyah saçlarından bir perçem rüzgarda salınarak yüzünde dans ediyordu elindeki sancak gibi.Msxlabs ‘ a gireli 3 yıl olmuştu. Kardeşinin cinlerce parçalanmış cesedini gördüğü gün anlamıştı ne yapması gerektiğini.
Yaratığın iki kafası da bu grubun üzerine asit ve alev kusmak üzereydi ki, her yandan gelen büyü saldırılarıyla sersemledi. Cazırdayan yıldırımlar, parlayan ateş topları ve kristalleşen buz küreleri mehtaplı gökyüzünü türlü renklere buladılar.
Yine de iki kafa, bedenine darbeler indirmeye başlamış olan savaşçı grubundan ilgisini alamadı. Arkasından dolanmış bir grup daha olması ise iki kafanın ilgisini tekrar dağıtıp son anda farklı hedeflere yönelmesini sağladı.
Arkasındaki gruba cehennem sıcaklığındaki nefesini püskürttü. Baris in yönettiği bu grup klan binasını korumak üzere geride bırakılmıştı o gece. Başlarına gelecek korkunç felaketten habersiz dinlenmekteydiler, Kale’den yapılan yardım çağrısını duyana dek.
Yaratığın önündekilerin ise başlarından aşağı en sağlam çeliği bile eritecek bir asit yağıyordu. Koruma büyüleri her iki grubu da sadece bir dereceye kadar koruyabiliyordu. Acı dolu feryatlar gökyüzüne yükselirken yaratığın bedenine inen darbeler yine de kesilmedi. Kalın pullu gövdesinde yer yer kesikler oluşmuş ve bunlardan yapışkan sarımsı bir sıvı sızmaya başlamıştı. Büyücülerin ve şifacıların büyüleri kafaları hedeflemeye devam ediyordu.
Savaşçıların güçlerinin kırılmakta olduğunu gören Yarishna biraz ilerledi. İki elini de toprağa koyup büyüsünü yaptı. Büyünün ilerlediği toprakta yer yer çiçekler açtı. Bithap düşmüş savaşçılara ulaştığında ise hepsi yaralarının hızla kapandığını, acılarının azaldığını görüp umutlandılar ve daha bir hırsla vurdular dev gövdeye. Şimdi yaratığın öfkeli feryatları acı dolu çığlıklara dönüşmüştü. Vahşice savurduğu yedi metrelik kuyruğu dört adamın kemiklerini kırıp sağa sola fırlattı. Bedeni o koca cüsseden hiç beklenmeyecek kadar çevik hareketlerle sağa sola gitti ve birçok adam ve kadın ağır gövdenin altında ezilerek can verdi.
Yaratığın tam karşısında durmuş savaşmakta olan Nerus bu manzarayla çılgına döndü. Kan tüm bedeninde daha hızlı hareket ediyor ve adeta damarlarında fokur fokur kaynıyordu. Yanında duran adamlarından birisi yüzünün aldığı şekli görünce elinde olmadan korkup başını çevirdi. Bir kaplan gibi kükreyen Nerus, balyozunu iki eliyle sıkıca kavrayıp yaratığın ayaklarından birine indirdi. Darbe, koca ayağı hiç beklenmeyecek bir şekilde paramparça etti ve yaratığın hafifçe yana kaykılmasına sebep oldu.
Yaratık, ardı arkası kesilmeyen darbeler yemeye devam ediyor ama vazgeçmiyordu. Kafalar hızla kalabalığa dalıyor, birkaç kişiyi kapıp havaya kaldırıyor ve çevik hareketlerle silkindikten sonra kopmuş beden parçalarını sağa sola saçıyordu. Yaratığın yalpaladığını gören palasıyla tendonlarında temiz kesikler açıyor silah arkadaşları ise gövdeyi dövmeye devam ediyordu. Azura ise tonlarca ağırlıktaki ölümcül kuyrukla o kadar meşguldü ki yoldaşlarının cesetlerini dahi fark etmeden oradan oraya koşturuyor ve kuyrukta derin çizgiler bırakıyordu.
Nerus, kendine geldiğinde balyozunu göğe kaldırıp haykırdı: "Vur deyince!"
Bir anlık bir durgunluk hakim oldu savaş alanına. Yaratık tüm dikkatini kendisini bu denli hırpalayan kişiye Harus’a vermiş gibiydi.
"Vur!" diye geldi Nerus’un sesi, balyozunu indirmeye başlarken.
Bu komutla birlikte diğer savaşçılarla birlik olmaya alışmış onlarca büyücü, şifacı ve bir o kadar da savaşçı neredeyse aynı anda darbelerini indirdiler yaratığa.
Ansızın gelen bu şok edici saldırı yaratığı sersemletmiş ve gerilemesine sebep olmuştu.
"Durmayın!" , diye haykırmaya devam etti Nerus.
Herkes biliyordu ki bu o andı. Yaratık ya o an alt edilecek ya da bu savaş sonsuza kadar kaybedilecekti.
Zihinler ve kollar tüm enerjilerini çılgınca boşaltmaya devam ettiler devasa bedene.
Zafer o gün insanlarındı. Yaratık denize döndü ve dosdoğru geldiği yöne doğru uzaklaştı.

sade - avatarı
sade
VIP hazan
19 Eylül 2012       Mesaj #7
sade - avatarı
VIP hazan
e devamı yokmu


Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

21 Mart 2008 / Misafir Fantezi Dünyası
20 Temmuz 2010 / NeutralizeR Fantezi Dünyası
7 Mayıs 2016 / ThinkerBeLL Fantezi Dünyası
2 Mayıs 2010 / Ziyaretçi Cevaplanmış