Arama

Platonik Aşk - Sayfa 4

Güncelleme: 12 Aralık 2018 Gösterim: 108.560 Cevap: 425
Mystic@L - avatarı
[email protected]
Ziyaretçi
27 Ağustos 2006       Mesaj #31
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Ne Gerçeksin Ne Rüya

Sponsorlu Bağlantılar
gece her yanı sarmış
ayaza kalmış istanbul;üşüyor
öksüz kalmış ağaçlar;ağlıyor
saçların ayaklarıma dolanmış
gözlerin ellerime kelepçe
bembeyaz bir ferman kalbimde

seni özlüyorum

güneş doğuyor içimde
bir lodos,kucağında bulutlar getiriyor
gözlerim yaşlı anılarla doluyor
küçücük bir kar tanesi avucuma düşünce
gözlerim açılıyor
bir bir gidiyorsun....

ahmetseydi - avatarı
ahmetseydi
VIP Je Taime
27 Ağustos 2006       Mesaj #32
ahmetseydi - avatarı
VIP Je Taime
BIRSEN

Sponsorlu Bağlantılar
Bir kiz tanidim saf, güzel
Gözlerine bakinca gülen
Iste beni o eriten, Birsen
Simdi baskasinin olmus ben bilmeden

Kalbimdeki atesi söylesem ona
Fayda gelir mi ondan bana
Dilimde dua, gözüm yolda
Sair oldum onu gördügüm anda

Söylesem ona onu sevdidimi
O da sever mi acaba beni ?
Seviyormus o baska birini
Unuttur ya Rab bana onun ismini

Birsen’i görünce kalbim duruyor
Kanlar beynime fiskiriyor
O gülüsü var ya beni deli ediyor
Onu görmeyince o gün olmuyor

Söyleyecegim ona onu sevdigimi
Isterse terslesin o beni
Yeter artik canima tak dedi
Seviyorum gülüm ben seni
Hem de deli divane gibi

“Sana bu adi ben taktim, gerçek adin yüregimde sakli”

ѕнσω мυѕт gσ ση ツ
crazy leyla - avatarı
crazy leyla
Ziyaretçi
29 Ağustos 2006       Mesaj #33
crazy leyla - avatarı
Ziyaretçi
ÜNLÜLER`de
Offff en geyik platonik asktir..Fazla bahsetmeye gerek yok,ünlülerden herhangi biri deli gibi begenilir resimleri falan kesilir,tüm hayati ezberlenir,onunla yatilip onunla kalkilir,sevgililerine uyuz olunur,onunla beraber hayaller kurulur ve daha bir sürü ..Hatta bu ünlü bi sarkici ise ; mümkünse konserine gidilip deliler gibi bagirilir,hatta bayilanlar olur..Tüm sarkilari ezbere bilinir.tabiki gerçeklesmesi çok zor bi asktir,zaten heyecanida platonik olmasidir.




yaa en acısı okul arkadaşlığındaki platonik gururlu aşk beee offffffffffffff

Alıntı
semiramis_sem adlı kullanıcıdan alıntı

İKİ TARAFINDA BİRBİRİNİ SEVDİĞİNİ DÜŞÜNÜN GURUR VE İNATLAŞMALAR YÜZÜNDEN AYRILDIKLARINI VE YİNE GURUR VE İNAT YÜZÜNDEN ARALARINA TELAFİSİ OLMAYAN HATALARIN GİRDİĞİNİ Msn Cry

SEN ONU ÇOK SEVİYORSUN O DA SENİ SEVİYOR....AMA UZAKTAN ÇOKK UZAKTAN


Msn Cry Msn Cry Msn Cry Msn Cry off ne acıı yaaa
Son düzenleyen crazy leyla; 29 Ağustos 2006 23:24 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
24 Eylül 2006       Mesaj #34
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Pekte umursamaz tavırları ile sedyeden alıp hasta odasındaki yatağa bırakı verdi iki hastane görevlisi. Belli ki alışmışlardı her türlü hastaya. Herkes için acı veren tablolar onlar için sıradandı. Her gün onlarca hasta gelip gidiyordu yanlarından. Kimi kucaklarında ölüyordu, kimi inliyordu. Kendilerince haklı idiler hangi birine üzüleceklerdi. “Geçmiş olsun” diyip çıkıverdiler alele acele. Koğuşta yatan diğer hasta refakatçileri de ve hastalarda “Geçmiş olsun, Allah Şifa versin” dediler hastaya refakatçilik eden ellili yaşlardaki kadına. Refakatçi kadın “ Sağ olun, size de geçmiş olsun “deyi verdi. Ağzından çıkan bu ilk cümle o kadar zordu ki cümleyi bitirirken boğazına kelimeler düğümlendi.
“Neyi var” dedi ihtiyar annesine refakatçilik yapan genç kadın.
Hasta bakıcılar tarafından yatağa alelacele bırakılan genç kızın yatağını düzeltmeye çalışan kadın.
“Bilmiyoruz” deyi verdi.
Üzerine örtülen yorganın altında varlığı ile yokluğu fark edilmeyen, ince ve cılız bir kız yatıyordu. 22- 23 yaşlarında birisi idi. Saçlarına ak düşmüş, elmacık kemikleri çökmüş, gözlerinin feri kalmamış, bedenin ruhu taşıyamaz hale gelmiş, kağıttan bir kızdı sanki. Dokunulsa kırılıp gidecek antika bir cam heykel gibi hassaslaşmıştı.
Günlerdir yemeden içmeden kesilmiş, takatten düşmüş kızlarını annesi kızın babası ile kavga ederek hastaneye getirmişlerdi. Babası hayırsızın biri idi. Kızının başını hayatta bir kere bile okşamamıştı. Hayırsızın biri idi. Akşama kadar kahvede dolaşır, akşamları ahbapları ile bir meyhanede içerdi. Gece eve gelince de karısını ve kızını döverdi.
Kızın başında refakatçilik eden zavallı annesi, yıllardır aldığı terbiyeden dolayı sabrediyordu. Sabretmese de yapacak fazla bir şeyi yoktu.
Nerede ise bir deri bir kemik kalan kızın koluna serum taktılar. Kız kendinde değildi. serum damla damla incelmiş damarları arasında yol buldukça ilerliyordu.
Ertesi günün akşamında kendisini toparladı. Gözlerini açtı. Akşam yemeğinde verilen yayla çorbasından birkaç kaşık aldı.
Çorbanın dadı yoktu. Hastane yemekleri hep itici gelmiştir insanlara. Sorun yemeklerde midir, hastalarda mı bilinmez.
Genç kız biraz kendini toparlayınca çantasından hiç ayırmadığı günlüğünü çıkardı. Bütün dünyası bu küçük defterin içinde idi. Kısa hayatının bir kara kutusu gibiydi. Günlüğü ile ömrü üzerinde bir bağ kuruyordu.
Günlüğünü lise yıllarında almıştı öğretmeninin tavsiyesi ile.ilk günler çok güzel şeyler yazıyordu.

“Ey sevgili
Bugünde gün geçti, bugünde açmadı gönül çiçeğim, bu günde pencereme konmadın, bugünde kapımı çalmadın.
Artık merhameti kalmadı sevdanın. Bak aşkının yaraladığı, ruhum kanıyor. Bir hastane koğuşunda düşlerime neşter atmak için uğraşıyor doktorlar. Bilmezler ki yara derinde bilmezler ki merhem sende. Sen bendesin ben sende.
Günlüğümün sayfaları doldu. Günlüğümle hayatım arasıda bir bağ var sanki, sayfalar bitince gideceğim sanıyorum. Kayacağım sanıyorum bir yıldız gibi Samanyolu’ndan en tenha karanlıklara. En tenha karanlıklara…”

Günlüğünün derinliklerinde yol alırken doktor ve hemşire girdi içeri. Günlüğünü alele acele yastığının altına sakladı genç kız.
Nasıl olduğunu sordu genç kıza doktor, kız “iyiyim” den başka konuşmadı. Doktor hemşireye tedavi için neler yapılması gerektiğinden bahsetti.
Doktorda hasta için ne yapabileceğini bilmiyordu. Zayıf düşmüş bedenini güçlendirmek için serum ve birkaç ilaçla tedaviye çalışıyordu.
Diğer hastalarla ilgilenen doktor yanındaki hemşireye verdiği talimatlarla diğer hastaların bulunduğu odaya geçti.
Genç kız diğer hastalara ve refakatçilerine aldırmadan tekrar günlüğüne döndü.

“ Doktor geldi şimdi birkaç ilaç yazdı. Yalnızlığımın, kimsesizliğimin ve sensizliğimin farkına bile varmadı.
Var mıdır sensizliğin, sevgisizliğin, ilgisizliğin ilacı. Sensizlikten, sessizlikten korkardım. Alıştım artık. Sensizlik hançer gibi yüreğime saplandığı günden beri.
Her sabah evimizin önündeki taş parke döşeli sokaktan geçişinde ayakkabılarındaki demir pençenin çıkardığı sesten başka ses duymaz oldum.
Her şeyde seni aradım her şeyde seni sordum. Sen sokaktan gitsen de gölgen gün boyu bekledi sokağın başındaki çeşmenin yanında.
Her yüreğim yandığında perdeyi araladım sokağa karşı. Akşam dönüşünü beklemek için pencerelerle yarenlik ettim.
Gecenin titreyen ışıklarında evine dönerken üzerinde titreyen sokak lambaları değil yüreğimdi. Ayakların kaldırım taşına değil üzerime basıyordu hep.
Bir kere başını kaldırıp evimizin penceresini saran sardunyalar arasından gözlerime bakmanı ne de çok isterdim.”

Yandaki hastanın refakatçisinin sesi ile irkildi. “Kızım serumun bitmiş Hemşireye haber vereyim” dedi.
Genç kız mahcup ve bir o kadar utangaç bir sesle.
- Teşekkür ederim zahmet olmasın.
- Ne zahmeti evladım ben iki koşu giderim
- Sağ olasınız.
Kızı odaya geldiği andan itibaren onun bedeninin yatağın içinde kaybolmasına üzülen oda arkadaşları, günlüğünün içine dalmasına da bayağı içerlemişlerdi. Belki serumun değişme bahanesi ile aralarında geçebilecek konuşma, kızın kendileri ile derdini paylaşmasına bir bahane olurdu.
Umdukları gibi olmadı. Hemşire serumu yenileyip odadan ayrıldıktan sonra. Kızın “ teşekkür ederim” sözünden başka bir söz duyulmadı.



“ Ey sevgili
Günlüğüme ve sana son yazışım olacak gibi. Defterimde sayfalar doldu. Artık ne yazacak nede yaşaya bilecek gücü kendimde bulabiliyorum. Yılarca içimde yaşadığım bu sevda beni içten içe kemirdi. İçine su sızan bir duvar gibi nemden ve gamdan çürüdüm.
Aşka inanırdım eskiden, sevgi var zannederdim. Yüreğin attığı yerde hiçbir şeyin önemli olmadığını düşünürdüm.
Hayatta babamdan sevgi görmedim. Annem eve ekmek getirmek için gün boyu bir fabrikada işçilik yaptı. Eve geldi yemek çamaşır temizlik ve bana bakmaktan hayatını yaşamaya zaman bulamadı. Ne bana sevdiğini söyleye bildi nede ben ona söyleye bildim.
Hayatta bildiğim tek sevgi söylemese de annemin sevgisi idi. Geceleri uyuyormuş gibi yaptığım zamanlarda saçlarımı okşar ağlardı.
Bilirdim beni sevdiğini ama onun sevgisi ilk başlarda yeter sanırdım. Ama yetmedi. Ruhumun derin bir yerine sen girdin ansızın bir sabah.
Evimizin penceresinden hep yollarda seni bekledim.”
,


Güneşe başını eğmeye yakın bir saatte odaya yorgunluğu, bitkinliği her halinde belli kızın annesi girdi. Genç kız günlüğünü yastığının altına yeniden attı.
Birkaç kelime konuştular kızı ile. Kızının tuvalet, yemek ihtiyacını giderdi. Zavallı kadını ayakta tutan tek şey kızına olan sevgisi idi. Hayırsız kocası hastaneye bile uğramamıştı.
Gece ilerledikçe hastane koridorlarında el ayak çekildi. Ağrılarından uykusu kaçan birkaç hasta dışında nöbetçi doktor ve hemşireler uyanıktı.
Sabah ezanlarının huzura çağıran sesi ile beraber güneş yavaş yavaş odaya vuruyordu. Genç kız son bir sayfası kalan günlüğünü eline aldı.

“Elveda ey sevgili
Güneş doğmakta yaşayacakların üzerine. Bu sana ve hayata son sayfam. Ağır geliyor bedenim ruhuma. İçime sığmıyor acı. Eskiden bir tesellim vardı. Tekerlekli sandalyemi senin geçtiğin sokağın penceresine sürerken. Ayağımı kaybetmiş ama yüreğimi kaybederken seni bulmuştum geçtiğin sokakta
Yürümek istediğimde ayak, yüzmek istediğimde kol, uçmak istediğimde kanat olmuştu sevgin. Ta ki sokaktan bir güzel kızla kol kola geçtiğin düne kadar.
18 sekizimde bir trafik kazasında ayağımı kaybetmiştim. O sokakta. Şimdi 24 yaşıma bastım bu sabah. Ve seni o kızla gördüğümde o sokakta yüreğimi de kaybettim.


Hoşça kal ey sevgili, hoşça kal.
Şair Necip Fazıl ne diyor:
“Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Nede şeytan günahı
Seni beklediğim kadar”


Bedenim ruhumu taşımıyor artık. Çekiliyor ruhum kılcal damarlarımdan süzülerek. Biliyordum bu günlüğün sayfaları bitince bitecek ömrüm.
Neye üzülüyorum biliyor musun? Ölüme değil, ölmeye değil. Seni kaybetmeye değil.
Seni sevdiğimden, senin aşkından öldüğümden haberin olmamaması…

Mystic@L - avatarı
[email protected]
Ziyaretçi
24 Eylül 2006       Mesaj #35
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
is yeri platonik aslara en az rastlaninan kategoridir sanirim.Yani daha rahat bi ortam oldugu için,bi de tabi yas büyük oldugu için platonik aski gerçege döndürme çabalari maximuma ulasir.Hee ama tabiki bu sahispatronsa onu bilemicem.Fakat bunun disindakiler için konusacak olursakönce begenmekle baslar olay sonra hareketleri takip edilir,bi sekilde tanisilip,muhabbet edilir.Gerisi ise insandan insana degisir.Fakat bazi durumlardaaskin karsilik görmeyince anlasilarak 'eniyisi ben onu uzaktan seveyim,böyle daha güzel ' gibi kandirmacaya gidilir.Ya kardesim madem uzaktan sevecen hiç sevme yada git pat pat söyle ne istiyosan.Tavsiyem rahatolmaya çalisiniz is arkadasligi ayagina sadik kalarak bir strateji belirleyinizgörüsmeleri is disina tasiyiniz,tasiyamazsaniz vazgeçin sonra tekrar dememe yoluna gidiniz.Belki istediginizi elde edebilirsiniz....

freestyler_mc - avatarı
freestyler_mc
Ziyaretçi
24 Eylül 2006       Mesaj #36
freestyler_mc - avatarı
Ziyaretçi
Platonik aşık olmak büyük ihtimalle zordur.Karşındaki insanın umrunda bile değilsin ama sen ona aşıksın.Çok zor bir iş.Ama güzel yanlarıda olabilir.Msn Happy
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Eylül 2006       Mesaj #37
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
PLATONİK AŞK… Sende 26 yaşının evde kaldım korkusu, bende 13 yaşının cesaretsizliği vardı… Tüm gecelerimi süslerdi, çaldığım resmin, İsmin Bahar-dı… Gözyaşları dökerdim, yakınına uzak olmaya… Bilmediğim bir acı yakardı yüreğimi… Bir nasılsın deyişinle midemde kelebekler uçardı… Tanrıma şükür dualarımdı, komşum oluşunuz… Tanrıma şükür dualarımdı, seni her gün görebilmek… Ressam olmak isterdim, zeytin tanesine çizebilmek için resmini… Kokun sürükledi beni, iğde ağacı yetiştirme merakına… Yalvarırdım ay tutulmalarına ışığı, pencerenin ışığını gölgelemesin diye geceleri… En uzak yıldızlarda bahçeli evler yapardım hayallerimde, büyüdüğümde seninle yaşayacağımız sevgi kokulu sevgi evleri… İş dönüşlerini beklerdim, gizli, sana görünme korkusu içinde duraklarda… Servisten neşeli inişin neşem olur ve sonrasında da kıskançlık duyardım, neden, niçin sorularının sarmalında… Her üzüntülü inişinde ise, bildiğim tüm bedduaları sıralardım sabahlara dek; seni üzenlere… Deniz kıyısındaki kayalıkların kuytu köşelerine kazıdım, kalp içinde ismimizin baş harflerini… İsmini verdiğin mevsimde doğan tüm çiçekler düşmanımdı benim, öpüp, kokladığın sürece… Belki bundandı iğde ağacını sevişim... Her gün bıkmadan, usanmadan kopardığım ve evinizdeki vazoya koyduğum iğde dalı için bana teşekkür edişin ve yanağımdan öpüşün en mutlu anlarımdı… Kızarırdım her öpüşünde bu, öpüşünün yanağımda bıraktığı sıcaklık kadar; art niyetimin fark edilme korkusundandı… İğde dalının yerine koyardım kendimi ve mahrem zamanlarını düşlerdim geceleri… En sisli göz yaşlarımı döktüm, evlendiğinde; evlenerek gurbete gidişinde… Seviyorum demiştin evleneceğin insanı… Onunla nereye gidersem gideyim, mutlu olacağım… Ne diyebilirdim ki… Senin mutluluğun, benim mutluluğum olacaktı bundan sonra… Düğünde benimle çektirdiğiniz 3 kişilik bir resmi, 2 kişilik resim haline getirmek için kesişim, kıskançlığım değil, hep mutlu olacağını düşünme amacımdandı… Bir gün üzerse seni sevdiğin insan, kırılırsan O’na, beni hatırla… Bil ki bu minik yürek, senden ayrı fakat seninle… Ay olmasa da, her yıldız arkadaşım benim geceleri… Göz kırpmaları selamım, titreyen ışıkları kalp atışlarımdır… Kopardığım iğde dallarını bıkmadan, usanmadan koyuyorum vazoya her çiçek açışında... Bir gün gelirsen bu taraflara; o mevsimde gel… En taze haliyle selamlasın seni, yüreğimle kopardığım iğdeler… Seni sevdiğimi bilmediğini biliyorum… Üzmüyor artık bu düşünce beni… Aşk, sevgi, belki bunların en güzeli; sevilence bilinmeyeni…

Uzaklığında,
Gündüz güneşi,
Gece yıldızları yakalarım.
En ücra köşesinde,
Yüreğimdeki sevgin,
Saklarım.
En mavi göz yaşlarımı
Döktüm sana uzaktan.
Bulutlardan şiir defteri,
Yağmurdan kalem,
Kuzey rüzgarları en sadık ulaklarım.
Gölge etmem mutluluğuna,
En habersiz mısralarımı
Sevgi üstüne,
İğde yapraklarında sana yazarım…
djturuncu - avatarı
djturuncu
Ziyaretçi
9 Ekim 2006       Mesaj #38
djturuncu - avatarı
Ziyaretçi
burada bızımle aylaşım yaptıgınız için hepınıze cook tesekkurler.hepsı bır bırınden guzelllll
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
16 Kasım 2006       Mesaj #39
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Platonik Aşk
Onu görmek bile sizi heyecanlandirirken, o sizin yaninizdan, geçip gider. Siz heyecandan sapir sapir titrerken, o isiyle mesgul olur. O sizin için hayatinizdaki en önemli kisiyken, siz onun için siradan birisinizdir. Hem asik hem de salak hissedersiniz kendinizi... Davranislarindan, konusmalarindan isaretler alip, umutlanir, bozulur, küsersiniz. Insanin bir kereligine bu duruma düsmesi, tecrübesizlikle yorumlanip, bagislanabilir. Ancak, bir kereden fazla basiniza geldiyse, oturup kendi hakkinizda düsünmenizde yarar var.
gizem_mechul - avatarı
gizem_mechul
Ziyaretçi
23 Kasım 2006       Mesaj #40
gizem_mechul - avatarı
Ziyaretçi
Konuşmamız artık bir hayal ise
Seni unutmam yıllar geçse de
Geceme sensiz hüzün düşse de
Sustum, ağlamadım DUYARSIN DİYE

Ben her gece seni hayal ettim
İnan bir gün eksilmedi sevgin
Hasretinle yanlı, tutuştu kalbim
Sustum ağlamadım DUYARSIN DİYE
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

22 Nisan 2008 / Kral_Aslan X-Sözlük
3 Şubat 2010 / ThinkerBeLL X-Sözlük
11 Mart 2012 / Mira Edebiyat
Etiketler: Platonik Aşk