Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 214.937|Cevap: 457|Güncelleme: 27 Temmuz 2012

Hadisi Şerifler

Mesaja atla
bilgi
3 Nisan 2008 12:04   |   Mesaj #411   |   
bilgi - avatarı
Ziyaretçi
Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :


Sponsorlu Bağlantılar
Her ümmetin bir fitnesi - bir imtihan sebebi - vardır. Benim ümmetimin fitnesi de dünya malıdır.
Tirmizi, Zühd 26


mucibbs3
el Mücib (C.C.)

Kendisine dua edenlerin istediklerini veren

user offline

Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :


İnsanoğlunun herbiri hatakardır. Ancak hatakarların en hayırlısı tevbekar olanlarıdır.
Tirmizi, Kıyamet 50; b. Mace, Zühd 30


rakibuo2
el Rakib (C.C.)

Bakıp gözeten ve kendisinden hiçbir şey gizlenemeyen
spacespacebottomleftgreyroundspacebottomrightgreyroundspacetopleftgreyroundspacetoprightgreyroundspacespacespace
Kur'an'dan Peygamber Duaları
Ya Rabbî! Beni de, neslimden çoğunu da namazı devamlı olarak ve gereğince kılan kullarından eyle Duamı, lütfen kabul buyur Ya Rabbi!
Hz.İbrahim (AS) Duası - İbrahim 40

Son düzenleyen bilgi; 3 Nisan 2008 12:04 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
31 Mayıs 2008 02:50   |   Mesaj #412   |   
arwen - avatarı
VIP bal gibi
Namaz Kılmayana Şeytanın Cevabı


Sponsorlu Bağlantılar
Eski zamanlarda arabistanda bir yolcu (Müslüman) tek başına çölde seyehat ediyormuş.Şeytan bu adamı kandırmak için insan kılığına girer ve adamın karşısına çıkar.
Şeytan
---Meraba arkadaş görüyorum ki tek başına yolculuk ediyosun istersen sana yolculuğun boyunca arkadaşlık ederim.Benimde yolum senin gittiğin yeredir der
Adam çok sevinir
---Tabi der hemen kabul eder.İnsan kılığındaki Şeytanın arkadaşlığını
Derken öğlen olur.İkindi olur Akşam olur sonunda gece olur.Şeytan ben senle arkadailık etmek istemiyorum der.
Adam
---Ne oldu bir kusurum mu oldu ki ben sana ne yaptımda arkadaşlık etmezsin bana der.
Şeytan cevap verir
---daha ne olacak ki ben sabahtan beri takip ediyorum sen hiçbir vakitte namaz kılmadın.Oysaki ben insan kılığında şeytanım seni kandırmak için senle arkadaşlık ediyodum.Baktım ki kandırmama gerek yok.Ben ALLAH’a bir kere secde etmedim isyan ettim ALLAH beni sonsuza dek lanetledi.Sen ise beş vaktin hiç birinde ALLAH’a secde etmedin yani günde beş kere ALLAH’a secde etmeyerek karşı geliyosun.Ben senin yanında birkez daha lanetlenirim diye ALLAH’tan korkarım senden arkadaşlık etmekten vazgeçiyorum.Senin durumun benden de kötü.

Görüyorsunuz ki namaz kılmayanla şeytan bile arkadaşlık etmiyo.Ondan kaçıyo.Şeytan imanlı insanlarla çok uğraşır onları ölünceye kadar kandırmaya çalışır.İmansız kimselerle uğraşmaya çalışmaz zaten acıncak durumdalar diye düşünür

selcuktr61
4 Temmuz 2008 23:46   |   Mesaj #413   |   
selcuktr61 - avatarı
Ziyaretçi
begecefe6
gökkuşağı
21 Temmuz 2008 17:43   |   Mesaj #414   |   
gökkuşağı - avatarı
Ziyaretçi
kuran resimthumbnailKuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz. (Araf Suresi, 204)
Ayetteki ifadeden de anlaşılacağı gibi Kuran okunurken susup dinlemek, yalnızca güzel bir davranış şekli değil, aynı zamanda da Allah’ın farz kıldığı bir tavırdır. Ayetin devamındaki ifadeden de bu emre titizlik göstermenin müminlerin esirgenmesine vesile olacağı anlaşılmaktadır.
Kuran Allah’ın sözüdür. Bu nedenle, Allah’ın Zatına gösterilmesi gereken haşyet dolu saygının aynı şekilde Allah’ın sözüne karşı da gösterilmesi gerekir. Bu saygının ilk aşaması ise Allah’ın sözünü işittiğinde, susup o söze kulak vermektir. Kuran’a, Arapça olsun, Türkçe meali olsun ya da farklı bir dilde okunduğunda aynı saygının gösterilmesi şarttır.
Herkesin farklı işlerle uğraştığı bir ortamda haber vermeden Allah’ın ayetlerini okumak, insanların dalgınlıkla istemeden bu ayetin hükmüne girmesine sebep olabilir. Bu nedenle, gerekli saygı ortamını sağlamadan Allah’ın kelamını okumak uygun bir tavır olmaz.
Bazı kişiler, herkesin başka işlerle uğraştığı ve kimsenin dinlemediği halde arka planda, kasetten ya da radyodan sürekli Kuran okunması önemli bir ibadet ve takva alameti olarak görürler. Oysaki Kuran derin bir saygıyla, her kelimesi can kulağıyla dinlenilmesi, akılda tutulması, üzerinde düşünülüp öğüt alınması ve uyulması gereken “üstün ve şerefli” bir sözdür.
nünü
27 Ağustos 2008 18:37   |   Mesaj #415   |   
nünü - avatarı
Ziyaretçi
Bir Demet Hadis Tahlili-1

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim, bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.”
Sponsorlu Bağlantılar
(Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)

Efendiler Efendisi aleyhissalatü vesselam, sahih hadis kitaplarında geçen bu sözleriyle müslümanlar arasındaki uhuvvete dikkat çekmektedir.
Bu kısa hadis, müminler için birbirinden önemli prensipler içermektedir.

1. Öncelikle bu hadis, müslümanların kardeş olduğunu haber verir. Tıpkı Cenâb-ı Hakk’ın Hucûrât Süresinin 10. ayetinde buyurduğu gibi. Bu kardeşlik Hak katından belirlenmiş ve hem bu dünyayı hem de ahireti içine alan güçlü bir kardeşliktir. Bir yerde hakiki kardeşliğin din kardeşliği olduğunu vurgulayan Efendimiz, burada da çok net bir şekilde müslümanları kardeş ilan etmektedir.

Bir başka yerde Fahr-i Alem Efendimiz, “Müslümanlar olarak birbirimizi kıskanmamak, hakir görmemek, birbirimize zulüm ve buğz etmemek, sırt çevirmemek, yalan söylememek” buyurarak bu kardeşliğin gerekleri üzerinde durmuştur.
O halde kardeşliğin gereği ne ise yerine getirmek gerekmektedir. Müslümanların aralarında bir kısım haklar terettüp etmekte ve herkes bu haklara riayette çok dikkatli olmak durumundadır. Mesela, müslümanın kardeşi bir yakınını kaybetmişse, onun cenazesine iştirak edecek baş sağlığı dileyecektir. Hasta ise ziyaretine gidecek, ona moral verecek ve varsa bir ihtiyacı görecektir.

Bir hadiste şöyle nakledilir. Hazreti Musa’ya ötede Cenâb-ı Hak nidâ eder: “...Yâ Musa, Ben hasta oldum, Beni ziyarete gelmedin...”, “Hâşâ, Sen nasıl hasta olursun Yâ Râbbi” diye cevap verir Hazreti Musa. Cenâb-ı Hak, “Benim kulum hasta oldu ama sen onu ziyarete gitmedin. Hasta kardeşini ziyaret etmen, Beni ziyaret etmendir...” meâlinde cevap verir.
Yine, kardeşi selam verdiğinde selamını almak, hapşırdığında “Yarhamükallah” diyerek dua etmek, nasihat istediğinde nasihat etmek gibi daha pekçok hususlarda mü’minin üstüne düşenler olduğu gibi kendi için istediğini kardeşi için de isteyebilmek gibi bir erdemlik kendisinden istenir. Bu da gerçek sevgi ile olabilir ki, bir hadislerinde Fahr-i Alem:
Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kâmil manada) iman etmiş olmazsınız” buyurarak bu hususun önemini ifade etmişlerdir.

2. İkinci husus, bu kardeşliğin bir gereği olarak; müslüman, kardeşine zulmetmez, buyuruluyor. Yani, hakkına tecavüz etmez, onun canına, malına, namusuna asla el uzatmaz. Bu o kadar önemli bir mevzudur ki, Allah Rasûlü aleyhi ekmelüttahâyâ veda hutbesinde bunun üstüne basa basa “Müslümanların birbirlerine kanlarının, mallarının ve ırzlarının haram olduğunu” yani bu hususların korunma altında olduğunu bildirmiştir. Hiçbir müslüman bir diğer kardeşini bu hususlarda asla rencide edemez. Hakkına giremez. Hatta, haksız yere üzmek, tersleyip azarlamak suretiyle kalbini de kıramaz. Bir hadislerinde Efendimiz, “Eziyet veren, incitici bir bakışla bir müslümana işaret etmesi (bile), diğer müslüman için helâl olmaz” buyurarak işin ne kadar ince olduğunu haber vermektedir.

Evet, Efendimiz bir hadislerinde “müflis”i anlatırken, adeta ahirete dair bir manzarayı gözler önüne serer ve “Kişi, ötede namazından, orucundan, zekatından, haccından elde ettiği hasenatıyla, sevapları ile getirilir. Sonra, ona bağırmış, öbürüne küfretmiş, diğerine vurmuş, berikinin malını yemiş.. her birinin hakkını ödemek için kendi namazının, orucunun, zekatının, haccının sevabından hepsine verir. Borçlarını ödemeye çalışır. Nihayet yanındaki hasenatı biter de, borcu bitmez. Bu sefer, hakkına girdiği kimselerin günahlarını üzerine alır ve tepe taklak Cehennem’e yuvarlanır” buyururlar. “İşte, hakiki iflas sahibi budur” buyurulur. O halde, mü’min kimse kardeşinin can, mal, namus gibi ciddi değerlerine el uzatma bir tarafa haksız yere onu üzmeye bile çekinir.. çekinir de yaptığı haksızlıkların ötede karşısına çıkacağı endişesiyle tir tir titrer.

Hadiste devamla, müslüman kimse, müslüman kardeşini düşmana teslim etmez, buyuruluyor. Nasıl insan öz kardeşinin göz göre göre düşman tarafından teslim alınmasına, eza ve cefaya maruz kalmasına razı olamaz. Aynen öyle de, müslüman kardeşi için de aynı şekilde düşünüp ve hareket etmesi icap eder. Kardeşi eğer zalim kimselerin eline düşmüş ise, belalı insanlar ağına takımış ise, onu kurtarmanın bir yolunu bulur ve katiyyen onu başıboş bırakmaz. Taberânî, aynı hadise ziyade olarak “onu musibet ile başbaşa bırakmaz” şeklinde bir ifade rivayet eder. Bu ifade daha geneldir. Yani, kardeşinin başına gelen sıkıntı ne türden olursa olsun hep onun yanında olur. Efendimiz’in komşulukla alakalı ifade buyurdukları “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” hadisleri bu konuyla tam bir paralellik arzetmektedir. Kardeşin, çile ve ızdırapta iken sen keyfemâyeşâ bir hayat süremez, gamsız gamsız dolaşamaz, hayatın kâmını çıkaramazsın. Onun derdine imkanın nisbetinde ortak olmalısın. Onu imtihanları, çile ve ızdırapları ile başbaşa bırakamaz, onu yalnızlığa terk edemezsin.

3. Hadiste, kim kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da asıl ihtiyaç anında, kıyamet günü onun bir ihtiyacını giderir, buyuruluyor. Bu insana müthiş bir motivasyon veriyor. Zira, verilecek mükafaat bu dünyada hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kadar kıymetli. Bu dünyada bile bir ağrıya müptela kimse, bir doktorun eliyle şifayâb olsa, o doktora karşı nasıl teşekkür edeceğini, ne ile mukabelede bulunacağını bilemez. Halbuki, bu dünyanın hiç bir müşkülü, ahirette hesap günü başa gelecek müşkülden daha büyük değildir.

Müslim’in rivayet ettiği bir hadislerinde Fahru’r-Rüsul Efendimiz, “Kişi kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımındadır” buyurmuşlardır. Bu husus öyle lanse ediliyor ki, adeta müslümandan istenen, kardeşlerinin yardımında olmayı tabiatının bir parçası haline getirmesidir. Zira, bir başka hadislerinde Efendimiz, “Zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et” şeklinde tavsiyede bulunmuştur. Bunun üzerine, zalime nasıl yardım edileceği sorulunca, “Zulmüne engel olursun, bu da senin ona yaptığın bir yardımdır” buyurmuşlardır. Yani, her halükârda yardımdan dûr olmamalıdır. Tabii, bu engellemenin pek çok yolu olabilir. Nasihat ve güzel sözlerle onu yola getirme olabileceği gibi kınama ve azarlama ile de onu bu yoldan çevirmek mümkün olabilir.

Hadisin devamında yine aynı minvalde, kardeşinin bir sıkıntısını, gönlüne ağırlık veren bir derdini giderirse, Allah da onu gerçek sıkıntılarla boğuştu ahiret aleminde bir sıkıntısını giderir buyuruluyor. Bir öncekinde onun bir ihtiyacını gidermek vardı, burada da ondan bir sıkıntıyı kaldırmak var. Birbirini tamamlayan davranışlardır bunlar. İnsanlığın İftihar Tablosu bir yerde: “İki (müslüman) kardeş, iki el gibidir: Biri diğerini yıkar” derken bu iki hususa da işaret etmiş oluyor.

4. Hadisin son kısmında, kim bir mü’min kardeşinin ayıbını örterse kıyamette de insanın mahcup olacağı en dehşetli saatte, en dehşetli yerde Allah da onun ayıbını örter ve utanacağı bütün insanların önünde onu mahcup etmez. Bu ne büyük bir teklif... Bu sebepledir ki, Allah kimseye kimsenin ayıbını araştırma görevi vermemiştir. Hatta, bir Kutlu’nun ifadeleri içinde hatta “Allah kimseye birinin ayıbını ortaya çıkarmak için keramet vermez.” Allah Settâr’dır ve kullarının da başta kendi ayıpları olmak üzere kardeşlerinin ayıplarını örtmelerini emreder. Araştırma ile alakalı olarak iki tabiri iyi bellemek gerekir. Bunlardan birisi “tecessüs” diğeri “tehassüs”dür. Her ikisi de arama, araştırıp bulma gayreti gibi anlamlar içerir. Ancak, “tecessüs” ayıbı aramadır, menfi bir davranıştır ve Kur’an tarafından fertlere yasaklanmıştır. (Hucurât, 49/12) “Tehassüs” ise, bir müjdeli haber bulma, iyi bir şey yakalama adına yapılan araştırmadır, müsbettir ve dinen mahzuru yoktur. Hazreti Yakub, oğullarını Mısır’a geri gönderip Hazreti Yusuf ve kardeşi hakkında güzel bir haber alıp gelmelerini emrettiği yerde bu kelimeyi kullanmıştır. (Yusuf, 12/87)

Asrın dertlisi, bu hususla alakalı olarak, Kur’an ve hadislerin ışığında öyle bir ölçü veriyor ki, inanın insan düşündükçe bundan daha salim, daha zararsız bir yol bulamıyor. O şu minvalde nasihatlerde bulunuyor:

Görseniz ki, bir dostunuz yanlış bir yerde veya yanlış birileri ile.. hüsn-ü zannı son sınırına kadar zorlayınız. Şayet bir haramı irtikap ediyor gördünüz. Arkanızı dönüp gidiniz ve Allah’a dua ediniz ki, Allah o kardeşinizi o yanlıştan kurtarsın. Bir daha da dönüp “bu o mu, değil mi” diye tekrar tekrar bakmayınız. Zira, ertesi gün o kardeşiniz, belki Allah’tan af diler, tevbesi kabul olur ve temizleniverir. Ama siz sürekli onu o halde hatırlayarak su-i zanda bulunursunuz. Belki de bunu kendinizde tutamaz, biriyle paylaşır, gıybete girersiniz...”

Evet, bu yol en salim yol görünüyor. İnsan birinin ayıbını örtmekle ona tevbe yolunda yardımcı olmuş olur. Eğer ayıbı o kişinin yüzüne vurur veya bir başkasıyla paylaşırsa ancak şeytana yardımcı olmuş olur. (Hakime intikal etmiş kamu hukukunu ihlal veya bir zulmü irtikap söz konusu yerde yapılacak şahidlik istisna edilmelidir.) Görülüyor ki, bu hadis, Kur’an’ın katî olarak yasakladığı gıybeti (Hucurât, 49/12) önleme ve uhuvveti muhafaza adına teşvik edici mühim bir hadistir.

Mevlam bizleri, bu nasihatlerden tam istifadeye muvaffak ve bu güzel sözlerin sahibi Efendiler Efendisi’ne layık ümmet eylesin...
15 Ağustos 2010 17:47   |   Mesaj #416   |   
The Unique - avatarı
Üye

Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler Mumsema İslam Arşivi Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler
Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler

Öfkeyi Yenmek



Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler

Resulullah (sav) (bir gün): "Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu Ashab (ra): "Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler Resulullah (sav): "Hayır," dedi, "gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir"
Kaynak: Müslim, Birr 106, (2608); Ebu Davud, Edeb 3, (4779)



Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kuvvetli kimse, (güreşte hasmını yenen) pehlivan değildir Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir"
Kaynak: Buhari, Edeb 76; Müslim, Birr 107, (2760); Muvatta, Hüsnü'l-halk 12, (2, 906)



Urve İbnu Muhammed es'Sadi'nin yanına girdik Bir zat kendisine konuştu ve Urve'yi kızdırdı Urve kalkıp abdest aldı ve: "Babam, dedem Atiye (ra)'den anlatır ki, o, Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: "Öfke şeytandandır, şetyan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın"
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 4, (4784)



Resulullah (sav) bize buyurmuştu ki: "Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun Öfkesi geçerse ne ala, geçmezse yatsın"
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 4, (4782 )




İki kişi Resulullah (sav)'ın huzurunda küfürleştiler (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu Resulullah (sav): "Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinden zuhur eden öfke giderdi; Euzu billahi mineşşeytanirracim!" buyurdular
Kaynak: Tirmizi, Da'avat 53, (3448); Ebu Davud, Edeb 4, (4780)




Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bana kısa bir nasihatta bulun, uzun yapma! Ta ki nasihatini unutmayayım" demişti [ve birkaç kere tekrar etmişti], Aleyhissalatu vesselam (bir kelimeyle): "Öfkelenme!" cevabını verdi
Kaynak: Buhari, Edeb 76; Tirmizi, Birr 73 (2021); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 11, (2, 906)




Sual:
Tez öfkeleniyorum. Öfkelenmek dinimize aykırı mıdır? Aykırı ise çaresi nedir?
CEVAP
Öfkelenmek dinimize aykırı değildir. Müslüman da öfkelenir. Bir hadis-i şerifte de,
(Mümin, tez kızar, tez barışır) buyuruldu. Fakat (Mümin hiç kızmaz) buyurulmadı. Bir hadis-i şerif meali de şöyle:
(İnsanların mizaçları farklıdır. Kimi geç kızar, öfkesi tez geçer. Kimi çabuk kızar, çabuk yatışır, bu ise kendisini telafi eder. Kimi de tez kızar geç yatışır. En iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de, çabuk kızıp geç yatışandır.)
[Tirmizi]

Öfkeyi yenmenin fazileti ile ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Öfkelenen, dilediğini yapmaya gücü yettiği halde, yumuşak davranırsa, Allahü teâlâ da onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.)
[İbni Ebiddünya]

(Kim Allah rızası için öfkesini yenerse, Allahü teâlâ da ondan azabını def eder.)
[Taberani]

(Öfkeli iken karar vermeyin.)
[Buhari]

(Öfkeli davranan kimseye, yumuşaklık göstereni Allahü teâlâ sever.)

[İ.Asakir]
(Öfkesini yenen Cennete kavuşur.)
[Taberani]

(Öfkesini yeneni, Allahü teâlâ korur ve düşmanını ona boyun eğdirir.)
[Buhari]

(Öfkelenmek, kızmak imanı bozar.)
[Beyheki]

(Yiğit, pehlivan hasmını yenen değil, öfkesini yenendir.)
[Buhari]

Bir kimse Resulullah efendimizden nasihat istedi,
(Kızma, sinirlenme)(Kızma, sinirlenme) buyurdu. (Buhari)
buyurdu. Birkaç yönden gelip birkaç kere sordu, hepsine de
Makam hırsı, kibir ve ucbu yok eden öfkesine hakim olur. Öfkelenen, Peygamber efendimizin bildirdiği, (Allahümmağfirli-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan) duasını okumalıdır! (İbni Sünni)

Allahü teâlâ, iyileri şöyle övüyor:

(Onlar, bollukta da, darlıkta da infak eder, öfkelerini yener, insanları affederler.)
[Al-i İmran 134]

Tez sinirlenmek
Sual:
Tez sinirleniyorum,büyük küçük dinlemeyip karşımdakileri kırıp döküyorum. Sinirime hâkim olabilmek için ne yapmalıyım?

CEVAP
Dinin emrine uymalı, bunun günah olduğunu bilmeli. İnsan bile bile kızıp öfkelenmez. Kızsa da, sinirine hâkim olur. Zaten dinimiz kızmamayı değil, sinirine hâkim olmayı emrediyor. Her insan kızabilir, ama kızınca, dinin dışına çıkmamalı, zararlı iş yapmamalı.

Hiddetlenince, euzü besmele ve iki kul euzüyü okumalı. Kızıp öfkelenenin aklı örtülür. İslamiyet'in dışına çıkar. Birkaç hadis-i şerif meali:

(Öfke, şeytanın vesvesesinden hasıl olur. Şeytan, ateşten yaratılmıştır. Ateş, su ile söndürülür. Sinirlenince, abdest alın.)
[Ebu Davud]

(Öfkelenen sussun.)
[Buhari]

(Sinirlenen, ayakta ise otursun. Öfkesi geçmezse yan yatsın.)
[Ebu Davud]

Ayakta olanın intikam alması kolaydır. Oturunca, azalır. Yatınca, daha azalır. Sinirlenmek, kibirden doğar. Yatmak, kibrin azalmasına sebep olur. Kızınca,
(Allahümmagfir li-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan)(İbni Sünni)
okumak, hadis-i şerifte bildirildi.
Manası, (Ya Rabbi, günahımı affeyle. Beni kalbimdeki öfkeden ve şeytanın vesvesesinden kurtar) demektir.

Öfkeye sebep olan kimseye yumuşak davranamayan kimse, onun yanından ayrılmalı, ondan uzak durmaya çalışmalı.



merdyen2
22 Ağustos 2010 16:19   |   Mesaj #417   |   
merdyen2 - avatarı
Ziyaretçi
Altı şey, altı yerde gariptir



--------------------------------------------------------------------------------



قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم سِتَّةُ اَشْيَاءَ هُنَّ غَرِيبَةٌ فِى سِتَّةِ مَوَاضِعَ اَلْمَسِجْدُ غَرِيبٌ فِيمَا بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يُصَلُّونَ فِيهِ وَالْمُصَحَفُ غَرِيبٌ فِى مَنْزِلِ قَوْمٍ لاَ يَقْرَؤُنَ فِيهِ وَالْقُرْآنُ غَرِيبٌ فِى جَوْفِ الْفَاسِقِ وَالْمَرْأَةُ الْمُسْلِمَةُ الصَّالِحَتُ غَرِيبَةٌ فِى يَدِ رَجُلٍ ظَالِمٍ سَيِّئِ الْخُلُقِ وَالرَّجُلُ الْمُسْلِمُ الصَّالِحُ غَرِيبٌ فِى يَدِ امْرَأَةٍ رَدِيَّةٍ سَيِّئَةِ الْخُلُقِ وَ الْعَالِمُ غَرِيبٌ بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يَسْمَعُونَ اِلَيْهِ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه و سلم اِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لاَ يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ نَظَرَ الرَّحْمَةِ





Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu: Altı şey, altı yerde gariptir.



1- Mescid, kendisinde namaz kılmayan kavmin arasında gariptir.



2- Mushaf, okunmayan evde gariptir.



3- Kuran, fasık kişinin kalbinde gariptir.



4- Müslüman ve salih bir kadın, zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde gariptir.



5- Müslüman ve salih bir erkek, söz dinlemeyen ve kötü huylu bir kadının elinde gariptir.



6- Âlim, kendisini dinlemeyen bir kavmin arasında gariptir.



Allah-u Teâlâ, onları garip bırakanlara kıyamet gününde rahmet nazarıyla bakmaz.





Bu hadis- şerif, kıyamet günü Allah’ın rahmetinden mahrum kalarak garip olacak insanlardan bahsetmektedir. O halde bu hadise son derece dikkat kesilmeli ve ahirette garip kalmanın sebebini öğrenerek, o sebebi hemen terk etmeliyiz. Evet, ceza, amelin cinsindendir. Dünyada garip bırakanlar, ahirette garip olacaklardır! Allah-u Teâlâ, bu hadisin hürmetine bizleri kıyamet günü garip olan ve rahmetinden mahrum kalan zümreye dâhil eylemesin. Âmin



قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu: سِتَّةُ اَشْيَاءَ Altı şey



هُنَّ غَرِيبَةٌ فِى سِتَّةِ مَوَاضِعَ onlar altı yerde gariptir. Evet, altı şey altı yerde gariptir. Şimdi bu altı şeyi ve garip oldukları yerleri öğrenelim:



اَلْمَسِجْدُ غَرِيبٌMescid gariptir فِيمَا بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يُصَلُّونَ فِيهِ kendisinde namaz kılmayan kavmin arasında. Evet, bir mahalle halkı, mahallelerinde bulunan camiye girmez ve camilerini cemaatsiz bırakırlarsa, o cami o mahallede gariptir. Ve maalesef ülkemiz, böyle birçok garip camiye ev sahipliği yapmaktadır. Nice mahalle camileri vardır ki, içlerinde sadece birkaç kişi namaz kılmaktadır. Hatta ne acıdır ki bir kısmı cemaatsizlikten kapanma noktasına gelmiştir. Birkaç bin insanın yaşadığı mahallelerde, camilerde tek bir saf bile olmamakta ve camiler garip bırakılmaktadır. Ülkemiz, camisine sahip çıkmayan ve mescidini garip bırakan nice insanlarla doludur. Mescidlerinin kıymetini bilmeyen ve camilerini garip bırakan bu insanlar, elbette yarın mahşer günü garip kalacaklardır.



وَالْمُصَحَفُ غَرِيبٌ Ve mushaf gariptir فِى مَنْزِلِ قَوْمٍ لاَ يَقْرَؤُنَ فِيهِ kendisini okumayan kişilerin evinde. Evet, bir evde Kuran okunmuyorsa, mushaf o evde gariptir. O ev halkı mushaflarını garip bırakmışlardır. Peygamber Efendimizin (sav) Kuran Kerim’in okunmasıyla ilgili birçok hadis-i şerifleri vardır. Bu makamda bazı hadisleri naklederek, evlerindeki mushafları garip bırakanların ne derece büyük bir zararda olduklarını beyan buyurmak istiyoruz.



Ebu Zer (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Kuran-ı Kerim okumaya ve Allah’ı zikretmeye özen göster. Çünkü bu amelin, senin göklerde anılmana sebeptir. Yeryüzünde de senin için hidayet nurudur.”



Hz. Enes (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Kuran zenginliktir. Ondan başka zenginlik ve ondan sonra da fakirlik yoktur.”



Hz. İbn-i Abbas (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Kalbinde Kuran’dan bir şey bulunmayan kimse virane eve benzer.”



Ebu Hureyre (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Evlerinizi kabristan haline getirmeyiniz. Hangi evde Bakara suresi okunursa, şeytan o evden kaçar.”



Kuran-ı Kerim’i okumanın fazileti ile ilgili hadisler oldukça büyük bir yekün teşkil eder. Bizler bu meseleyi hadis kitaplarının ilgili bölümüne havale ediyor ve evlerindeki mushafları garip bırakanları, mushaflarıyla barışmaya davet ediyoruz.



وَالْقُرْآنُ غَرِيبٌ Ve Kuran gariptir فِى جَوْفِ الْفَاسِقِ fasık kişinin kalbinde. Evet, fasık ve günahkâr bir kimsenin kalbindeki Kuran gariptir. Bir kimse, Kuran-ı Kerim’i ezberlemesine rağmen günah işliyor ve sefahate dalıyorsa, o kişi kalbindeki Kuran’ı garip bırakmış demektir. Ne acayiptir ki, o kişi Kuran’ı ezberleme devletine ulaşmış; ama o Kuran, günahlarıyla arasına girememiştir. Allah-u Teâlâ ona kelamını ezberleme şerefini vermiş, o ise bu nimete karşı takva ile şükür edeceğine, günahlara dalmakla mukabelede bulunmuş ve neticede kalbindeki Kuran’ı garip bırakmıştır. Allah-u Teâlâ, böyle olmaktan cümlemizi muhafaza etsin.



وَالْمَرْأَةُ الْمُسْلِمَةُ الصَّالِحَتُ غَرِيبَةٌ Ve Müslüman ve salih bir kadın gariptir. Nerede gariptir? الْخُلُقِ فِى يَدِ رَجُلٍ ظَالِمٍ سَيِّئِ zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde. Müslüman ve salih bir kadın, zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde garip olduğu gibi, bazen de bunun tam tersi olabilir. Hadis-i şerif buna da işaret ediyor ve diyor ki: وَالرَّجُلُ الْمُسْلِمُ الصَّالِحُ غَرِيبٌ Müslüman ve salih bir erkek de gariptir فِى يَدِ امْرَأَةٍ رَدِيَّةٍ سَيِّئَةِ الْخُلُقِ söz dinlemeyen ve kötü huylu bir kadının elinde. Demek ister erkek olsun ister kadın, kimin eşi zalim ve kötü ahlaklı ise, işte o kişi gariptir. Ve maalesef İslam’dan nasibi olmayan ve İslam ahlakını takınmayan evler, böyle nice gariplerle doludur. Erkekler eşlerine karşı zalim ve kötü huylu; kadınlar ise eşlerine karşı geçimsiz ve söz dinlemez. Cennetin bir bahçesi olan aile hayatı, neredeyse cehennem ateşine dönmüş.



وَ الْعَالِمُ غَرِيبٌ Ve âlim gariptir بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يَسْمَعُونَ اِلَيْهِ kendisini dinlemeyen bir kavmin arasında. Evet, sözü dinlenmeyen âlim de bu garipler kervanına dâhildir. Sözü dinlenmeyen ve kendisine kıymet verilmeyen âlim. Hâlbuki âlimler yıldızlar gibidir, onlar ile doğru yol bulunur. Ama maalesef bazı zamanlarda onların kıymeti bilinmemekte ve nasihatlerine kulaklar tıkanmaktadır. Herhalde bu zaman, âlimlerin dinlenmediği en şiddetli zamandır.





اللَّهِ صلى الله عليه و سلم ثُمَّ قَالَ رَسُولُ Sonra Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu:



اِنَّ اللَّهَ تَعَالَى Muhakkak ki Allah-u Teâlâ لاَ يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ onları garip bırakanlara kıyamet gününde bakmazنَظَرَ الرَّحْمَةِ rahmet nazarıyla.İşte bu büyük bir tehdittir. Allah-u Teâlâ, mescidini garip bırakan topluluğa, evindeki mushafı garip bırakan ev halkına, kalbindeki Kuran’ı garip bırakan fasığa, Müslüman ve salih bir kadını garip bırakan erkeğe, Müslüman ve salih olan bir erkeği garip bırakan kadına ve âlimi garip bırakan kavme kıyamet günü rahmet nazarıyla bakmayacaktır. Allah’ın rahmet nazarıyla bakmadığa bir kula ise kim yardım edebilir ve o kişiyi azaptan kim kurtarabilir? Allah’ın rahmetinden mahrum olmak, bu ne büyük bir cezadır! Zira rahmetten mahrum olan, rahmetin bir tecelligâhı olan cennetin kokusunu bile duyamayacaktır. İşte bu, büyük bir hüsrandır!



Dilerseniz hadis-i şerifimizi şöyle bir dua ile toparlayalım: Ya Rabbi! Sen bizleri, mescidlerini garip bırakanlardan eyleme, bizleri mescidlerin kuşu eyle. Ya Rabbi! Sen bizleri, Kuran okumayarak evindeki mushafı garip bırakanlardan eyleme. Bizlerin kalbinde Kuran okumaya karşı bir şevk ve aşk yarat. Ya Rabbi! Sen bizleri, işlediği günahlar sebebiyle kalbindeki Kuran’ı garip bırakan zümreye dâhil eyleme. Kalbimizdeki Kuran’ı takva ile muhafaza edenlerden eyle. Ya Rabbi! Sen bizleri, eşine zulmederek ve ona kötü davranarak eşini garip bırakanlardan eyleme. Eşlerimize karşı kalbimize şefkati ve muhabbeti ilka eyle. Ve Ya rabbi! Sen bizi, âlimleri garip bırakanlardan da eyleme. Âlimlere karşı bir hürmeti ve muhabbeti kalbimizde halk eyle. Âmin (alıntı ilmedavet)
merdyen2
26 Ağustos 2010 10:55   |   Mesaj #418   |   
merdyen2 - avatarı
Ziyaretçi
meleklerin arkadaşlığı

--------------------------------------------------------------------------------

عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ ، قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم اِنَّ لِلْمَسَاجِدِ اَوْتَاداً ، اَلْمَلآئِكَةُ جُلَسَاؤُهُمْ ، اِنْ غَابُو يَفْتَقِدُونَهُمْ ، وَ اِنْ مَرِضُو عَادُوهُمْ ، وَ اِنْ كَانُو فِى حَاجَةٍ اَعَانُوهُمْ ، جَلِيسُ الْمَسْجِدِ عَلَى ثَلاَثِ خِصَالٍ ، اَخٌ مُسْتَفَادٌ ، اَوْ كَلِمَةٌ مُحْكَمَةٌ ، اَوْ رَحْمَةٌ مُنْتَظَرَةٌ

Hz. Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edilmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: Muhakkak ki mescitlerin direkleri vardır. Melekler onlarla otururlar. Eğer mescitte bulunmazlarsa melekler onları ararlar. Eğer hastalansalar melekler onları ziyaret ederler. Eğer bir ihtiyaç içinde olsalar melekler onlara yardım ederler. Mescitte oturan üç hayırdan birini kazanır: İstifade edilen bir arkadaş bulur veya doğru bir söz dinler ya da beklenilen bir rahmeti elde eder.

Kim melekler ile beraber aynı mecliste oturmakvirgulll ortalıkta gözükmediğinde melekler tarafından aranmakvirgulll hastalandığında melekler tarafından ziyaret edilmek ve ihtiyaç içindeyken meleklerin yardımına mazhar olmak isterse bu hadis-i şerife dikkat etmeli ve hadiste işaret edilen ameli hayatına geçirmelidir. Kim bu hadis-i şerifte zikredilen amele muvaffak olursavirgulll zikredilen bütün bu faziletlere de sahip olur.

Hadisimizi Ebu Hureyre (r.a.) hazretleri nakletmektedir.

قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم Allah’ın resulü (sav) şöyle dedi:

اِنَّ لِلْمَسَاجِدِ اَوْتَاداً Muhakkak ki mescitlerin direkleri vardır. Yani mescitlere devam eden ve adeta mescidin direği gibi oradan ayrılmayan kullar vardır. Bu kişilerinvirgulll mescitlerin direklerine benzetilmesinin bir sebebi şudur: Nasıl ki mescitlerin maddesi direkler üzerinde durur ve direkler olmazsa mescitler harap olur. Aynen bunun gibivirgulll mescitlerin manevi imarı da içinde ibadet eden bu kullar ile olur. Zira bir mescitvirgulll içinde ibadet edenlerin bulunmasıyla mamur; bulunmamasıyla ise manen harap olur. İşte bu kişiler mescitlerin manevi direkleri gibidir. Mescitlerin manen ayakta kalması bu kişiler ile olmaktadır. Demek hadis-i şerifte beyan edilen “Mescitlerin direkleri vardır” sözü ile kastedilenvirgulll mescitlere devam eden ve ekser vakitlerini orada ibadet ile geçiren kimselerdir. Bunlar adeta mescidin direkleri gibi devamlı mescitlerde oldukları ve mescitlerin manevi imarı bu kişiler tarafından gerçekleştiği içinvirgulll Efendimiz (sav) onları mescitlerin direklerine benzetmiştir. Hadis-i şerifin devamında “Mescitlerin direkleri” olan bu şahısların dünyada göreceği mükâfatlardan bahsedilir.

اَلْمَلآئِكَةُ جُلَسَاؤُهُمْ Melekler onlarla otururlar. Evetvirgulll melekler bu kişilerin meclis arkadaşıdırlar. Onlarla beraber otururlar ve onlarla dostluk yaparlar. O halde mescidin bir köşesine çekilmiş ve boynunu bükerek Cenab-ı Hakk’a dua ve niyaz eden bir kimse zannetmesin ki o anda yalnızdır. Hayırvirgulll yalnız değildir. Onun etrafında melekler vardır. Onun duasına âmin derlervirgulll okuduğu Kuran’ı dinlerlervirgulll onun için Allah’tan af dilerler ve onun halka-ı zikrine girerler. O halde kim melekler ile beraber oturmak ve meleklerin meclis arkadaşı olmak istersevirgulll mescidin direği olmalı ve mescitlere devam etmelidir.

اِنْ غَابُو Eğer kaybolsalar. Yani bu kişiler mescitte gözükmeseler ve birkaç vakit namazında hazır bulunmasalar يَفْتَقِدُونَهُمْ melekler onları ararlar. Melekler adeta vefakâr bir dost gibi onların peşine düşerler. Acaba başlarına bir şey mi geldi diye merak ederler ve her yerde onları ararlar. Melekler tarafından aranmak. Bu ne büyük bir devlettir!

وَ اِنْ مَرِضُو Eğer onlar hastalansalar عَادُوهُمْ melekler onları ziyaret ederler. Evetvirgulll melekler hasta olan mescit arkadaşlarının ziyaretine giderler. Demek her kim mescitlere devam ediyor ve adeta mescitlerin direği gibi oluyorsavirgulll bilsin ki hastalandığında melekler tarafından ziyaret edilmektedir. Ovirgulll melekleri görmese de melekler onun başında otururvirgulll onun halini hatırını sorarvirgulll şifa bulması ve affedilmesi için Allah’a dua eder ve kim bilirvirgulll belki de onu çok özlediklerini söylerler. İnsanlardan olan dostlar unutsa da melekler onu unutmaz. Hasta yatağının başında onu yalnız bırakmaz.

وَ اِنْ كَانُو فِى حَاجَةٍ Eğer bir ihtiyaç içinde olsalar. Yani mesela borçları olsa ya da başlarına bir bela ve musibet gelse اَعَانُوهُمْ melekler onlara yardım ederler. Cenab-ı Hakvirgulll meleklerini bu kişilerin yardımına gönderir. Zira bunlar Allah’ın rızası için mescitlerin direkleri olmuşlarvirgulll hayatlarını Cenab-ı Hakk’a ibadete hasretmişlerdir. Hiç mümkün müdür kivirgulll bu kişiler bir ihtiyaç içinde kalsın da Allah-u Teâlâ onlara meleklerini yardımcı olarak göndermesin!

Hadis-i şerifin bu bölümüne kadar anladık kivirgulll hakiki bir dosttan beklenen her şeyi melekler mescitlerin direklerine yapmaktadırlar. Zira hakiki bir dosttan ne beklenir ki? Beklenecek şeyler şunlardır: Gelsin bizimle beraber otursunvirgulll eğer ortalıklarda gözükmüyorsak peşimizden koşsun ve bizi arasınvirgulll hasta olduğumuzda bizi ziyaret etsin ve bir ihtiyaç içindeysek bize yardım etsin.

İşte hakiki dosttan beklenen şeyler bunlardır. O halde meleklervirgulll mescitlerin direkleri için hakiki dostturlar. Onlar ile beraber otururvirgulll kaybolduklarında onları ararvirgulll hasta olduklarında onları ziyaret eder ve ihtiyaç içinde olduklarında da onlara yardım ederler.

Bu ne vefakârlıktır! Ne mutlu mescitlere direk olanlara ve ne mutlu meleklerin dostluğunu kazananlara! Ne mutlu.

Hadis-i şerifin devamında şöyle buyrulmaktadır:

جَلِيسُ الْمَسْجِدِ Mescitte oturan kimse عَلَى ثَلاَثِ خِصَالٍüç hayırdan birini kazanır:

اَخٌ مُسْتَفَادٌ İstifade edilen bir arkadaş bulur. Bulduğu bu arkadaş hem dünyada hem de ukbada onun dostu olur. Dostluğu Allah hesabına ve Allah’ın rızası için olduğundan dünya dostluklarına benzemez. Bu öyle bir dosttur ki -başka bir hadisin beyanıyla- dostunun cennete girebilmesi için kendi sevabını bile ona verir. Daha kendi hesabı görülmemesine ve belki de verdiği o sevaba çok muhtaç olacağı halde kendi akıbetini düşünmez ve dostunun cennete girebilmesi için kendinden vazgeçer. Artık bu dostun dünyadaki faydasını anlatmaya daha hacet var mıdır? En kıymetli malı olan sevabınıvirgulll en dehşetli bir günde dostuna verebilen bu vefakâr insanınvirgulll dünyada dostu için yapabileceği iyiliklere bir had ve sınır var mıdır? Elbette yoktur! İşte böyle bir dost da Efendimizin beyanıyla ancak mescitlerde bulunur. Benvirgulll hadis-i şerifin bu beyanınıvirgulll böyle dostları mescitlerde bulan bir kişi olarak hayatımla tasdik ediyorum. Kim böyle dostlar bulmak isterse mescitlere devam etmelidir.

Mescitlerde oturan kimsenin kazanacağı ikinci hayır ise: اَوْ كَلِمَةٌ مُحْكَمَةٌ doğru bir söz dinlemektir. Evetvirgulll kişi mescitte oturur ve sohbet dinler. Bu sohbet sayesinde de doğru bilgiye ulaşır. Bilmediği birçok meseleyi bu sohbetlerde öğrenir.

Mescitlerde oturan kimsenin kazanacağı üçüncü ve en büyük hayır ise: اَوْ رَحْمَةٌ مُنْتَظَرَةٌ beklenilen bir rahmeti elde etmesidir. Beklenilen rahmetten maksat: Allah’ın rahmetidir. Mescitler adeta o rahmetin kapısıdır. Mescitlerde ibadet ile meşgul olanlarvirgulll ibadetin tokmağı ile rahmetin kapısını çalarlar. Rahmetin kapısı da onlara açılır ve içeri girerler. İçeride ise her türlü feyizvirgulll bereket ve rahmet vardır. Artık Allah-u Teâlâ onlara rahmetiylevirgulll keremiyle ve affıyla tecelli etmiş ve onlar da bu tecellinin lutfuyla türlü türlü rahmetlere mazhar olmuşlardır.

Ne mutlu o kullara ki mescitlere devam ederlervirgulll istifade edilen bir dostuvirgulll doğru bir sözü ve rahmet-i ilahiyyeyi orada bulurlar.

Dilerseniz hadis-i şerifimizi şöyle bir dua ile toparlayalım ve hadiste zikredilen noktaları bir daha hatırlayalım: Ya Rab! Bizleri mescitlerin direkleri eyle! Melekleri bizlere mescit arkadaşı yap. Onları bizler ile beraber oturt. Bizim için dua etsinlervirgulll dualarımıza âmin desinler ve zikrimize halka olsunlar! Ya Rabvirgulll onları bize dost eyle ki kaybolduğumuzda bizi arasınlarvirgulll hastalandığımızda bizi ziyaret etsinler ve ihtiyaç içinde olduğumuzda bize yardım etsinler! Ya Rabvirgulll sen bizleri mescitlerin kuşu eyle ve mescitlere devam eden kişinin kazanacağıvirgulll kendisinden istifade edilen bir dostuvirgulll işitilecek doğru bir sözü ve senin rahmetini bizlere ihsan eyle. Âmin! (alıntı ilmedavet)
11 Ekim 2010 17:55   |   Mesaj #419   |   
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

hadis-i şerif nedir lütfen 10 tane örnek veriniz acill....

Hadis-i Şerif nedir ?

Hadis-i Şerif, Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (sav) 'in sözlü ifadelerinin tümünü kapsayan bir tanımdır.

Hadis-i Şerifler, ortaya çıkmış en hayırlı ümmet için hazine değerindedir. Kur'an-ı Kerim'in en iyi tefsirini yapan ve ona göre yorumlayan peygamber, ümmetine tavsiyelerde ve öğütlerde bulunmuştur. Hatta bazı sözleri ayet hükmündedir. (Hadis-i Kudsiler gibi)

Hadis-i Şerifler sünnetlerin sözlü ifadeleridir, sünnet çeşitlerini kısaca izah etmek gerekirse;

1- Kavli sünnet; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözleridir.
2- Fiili sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v)’in yaptığı iş ve hareketlerdir.
3- Takriri sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in işaret ettiği veya sükut ettiği işlerdir.

İslam'ın temelini & kaynağını sırasıyla şu 4 şey oluşturur:

1- Kur'an-ı Kerim
2- Sünnet
3- İcma
4- Kıyas

Görüldüğü gibi Sünnet, Allah'ın kelamından sonra islamiyette en temel kaynak olarak kabul edilir.

Sünnet olan söz, fiil ve takrirlerin kesinlikle vahiyle bağlantısı vardır.

Ayrıca bakınız.=)HADİS-İ ŞERİFLER
KA0S753
11 Ekim 2010 18:44   |   Mesaj #420   |   
KA0S753 - avatarı
Ziyaretçi
Ademoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip: "Bizim hakkımızda Allah'tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız" derler.
(Tirmizi, Zühd 61)
Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.
(Tirmizi, Tıbb 1)
Resulullah (sav) "Allah'tan hakkıyla haya edin!" buyurdular. Biz: "Ey Allah'ın Resulü, elhamdülillah, biz Allah'tan haya ediyoruz" dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı: "Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batni ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla haya etmiş olur."
(Tirmizi, Kıyamet 25)
Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.
(Ebu Davud, Büyu 27)
Bir erkek, yanında mahremi bulunmayan (yabancı) bir kadınla yalnız kalmasın!

Sponsorlu Bağlantılar
Bunun üzerine bir adam kalkarak: "Ey Allah'ın Resülü, kadınım hacc için yola çıktı, ben ise falan falan gazvelere yazıldım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse git hanımına yetiş, onunla hacc yap!" diye emretti."
(Buhari, Nikah 111)
Ey Ebu Hureyre, vera sahibi ol (harama götürme şüphesi olan şeylerden de kaçın) ki insanların Allah'a en iyi kulluk edeni olasın! Kanaatkarlığı esas al ki insanların Allah'a en iyi şükredeni olasın. Nefsin için sevdiğini insanlar için de sev ki (kamil) mü'min olasın. Sana komşu olanlara iyi komşuluk et ki (kamil bir) müslüman olasın. Gülmeyi az yap, zira çok gülmek kalbi öldürür.
(Kütüb-i Sitte, 7257)
Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: "Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Onda nelere helal denmişse onları helal biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz" diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resulullah (ASM)'ın haram kıldıkları da tıpkı Allah'ın haram ettikleri gibidir"
(Ebu Davud, Sünne, 6)
"Ey Allah'ın Resulü! dedik, mü'min korkak olur mu?" "Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular. Biz yine: "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular.
(Muvatta, Kelam 19)
Allah bir kuluna hayır murad ettimi onun cezasını tacil edip dünyada verir; bir kulu hakkında da kötülük murad ettimi onun günahlarını tutar, Kıyamet günü cezasını verir.
(Tirmizi, Zühd 57)
Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.
(Kütüb-i Sitte, 6690)
Kişinin malayani (boş) şeyleri terki İslam'ının güzelliğinden ileri gelir.
(Tirmizi, Zühd 11)
Kim Allah Teala hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir. Kim de Allah'a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i safiline (aşağıların aşağısına) atar.
(Kütüb-i Sitte, 7235)
Kim korkarsa akşam karanlığında yol alır. Kim akşam karanlığında yol alırsa hedefine varır. Haberiniz olsun Allah ın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah'ın malı cennettir.
(Tirmizi, Kıyamet 19)
Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur.
(Tirmizi, Kıyamet 41)
"Ne sirayet (buluşma), ne de uğursuzluk vardır. Benim fe'l hoşuma gider." Yanındakiler sordu: "Fe'l nedir?"

"Güzel bir sözdür!" buyurdu."

Buhari'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Benim, dedi, fe'l-i salih, güzel bir kelime hoşuma gider."


BAZI HADİSİ ŞERİFLER

LÜTFEN İTİBAR EMEĞE SAYGI

Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç